Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Sözleşmenin Tali Edimlerinde Temerrüt ve Akdin Feshi

Yanıt
Old 23-03-2007, 16:09   #31
Av. Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

HD 06, E: 2005/007428, K: 2005/008987, Tarih: 04.10.2005
[*]AKDE AYKIRILIK NEDENİYLE TAHLİYE

Kiracının söktüğü ve basit bir onarımla giderilmesi mümkün olan kalorifer peteklerinin ihtara rağmen yerine konmaması akde aykırılık olarak kabul edilemez.

(818 s. BK. m. 256)

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Uyuşmazlık, akde aykırılık nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalının kiralananda kiracı olup sözleşmenin özel 3. maddesi gereğince kiracının kiralanan dükkanlara ait ÇTV stopaj vergileri, yakıt avansı ve genel giderleri ödemekle sorumlu olduğunu, davalının bu edimleri yerine getirmediği gibi taşınmazdaki kalorifer peteklerini söktüğünü, bu akde aykırılıkları gidermesi için davalıya süreli ihtarname gönderilmesine rağmen sonuç alınamadığını belirterek davalının kiralanandan tahliyesini talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin yakıt giderini ödememek için kalorifer peteklerini söktüğü iddiasının doğru olmadığını, peteklerin davalının istemi üzerine davacı site yönetimince söküldüğünü, bundan sonra da tahliye davası açıp yakıt gideri istemesinin davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Borçlar Kanunu´nun 256. maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı kira süresi boyunca tam bir ihtimam dairesinde kullanmak zorundadır. Bunun sonucu olarak kiracı tarafından kiralanana aynına zarar verme eylemi akde aykırılık olgusunu oluşturur. Anılan madde hükmü gereğince akde aykırılıktan dolayı kiracının tahliyesine karar verilebilmesi için kiracıya akde aykırı davranışına son vermesi hususunda kiralayan tarafından süreli bir ihtar tebliğ ettirilmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Kiralananın açıktan fena kullanılması durumunda akde aykırılığın giderilmesi amacıyla kiracıya ihtar gönderilmesine gerek yoktur.

Olayımıza gelince; davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan 1.5.1995 başlangıç ve 31.8.2000 bitim tarihli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin özel şartlar bölümü 3. maddesine göre "stopaj vergileri ile çöp ve temizlik vergileri, site yönetimine ilişkin genel giderler kiracıya aittir." Bu maddede sayılanların ödenmemesi kiralananın kullanımı ile doğrudan ilgili bulunmadığından akde aykırılık sayılmaz. Öte yandan davacı, 20.6.2003 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle davalı tarafından sökülen kalorifer peteklerinin onbeş gün içinde yerine monte edilmesi, aksi halde akde aykırılık sebebiyle tahliye davası açılacağını ihtar ederek bu nedene de dayanarak kiralananın tahliyesini istemiş ise de, kalorifer peteklerinin yerine konması basit bir işlem olup her zaman için yerine getirilmesi mümkündür. Basit bir onarımla giderilmesi mümkün olan bir hususun yerine getirilmemesi de akde aykırılık olarak kabul edilemez. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tahliyeye hükmedilmesi hatalı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428. maddesi uyarınca hükmün (BOZULMASINA), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 4.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Kaynak=YKD Ocak-2006 Sf : 35


*



Alıntı:
Sözleşmenin özel şartlar bölümü 3. maddesine göre "stopaj vergileri ile çöp ve temizlik vergileri, site yönetimine ilişkin genel giderler kiracıya aittir." Bu maddede sayılanların ödenmemesi kiralananın kullanımı ile doğrudan ilgili bulunmadığından akde aykırılık sayılmaz


Anımsayacak olursak, temerrüde de konu teşkil etmiyorlardı. Ancak yukarıdaki (bir önceki mesajdaki) karara bakacak olursak, BELİRLİ iseler, temerrüde konu olabileceklerdi ( )

Okuduğum bir başka karar ise, şu ibareye yer veriyor:

Hasılat kirasındaki m.289'n adi kiradaki karşılığının 256 olduğunu anımsattıktan sonra, ancak her iki halde de , her iki maddenin ilgili olaylarda işletilebilmesi, yani akde aykırılıktan sözedilebilmesi için, aykırılığın bizzat kullanımla ilgili olması gerektiğini, kullanımla ilgili olmayan sözleşmeye aykırılık hallerinde ise (bundna sonrasını seveceksiniz sanırım) "...KİRA AKDİ DE BK.M.1 DE BELİRTİLEN SÖZLEŞMELERDEN BİRİDİR. ŞARTLARI VARSA ANILAN YASANIN "GENEL HÜKÜMLERE" GÖRE FESHİ İSTENEBİLİR. TABİATIYLA BU DAVAYA HUMK.M.8 UYARINCA YİNE SULH HUKUK MAHKEMESİNDE BAKILIR. BU DAVAYI SÖZLEŞMEDE ÜSTLENİLEN İŞLERİN HİÇ VEYA ZAMANINDA YAPILMAMASI NEDENİYLE , GENEL ANLAMDA BİR FESİH OLARAK KABUL ETMEK GEREKİR. ZİRA MADDİ OLAYLARI BİLDİRME TARAFLARA, HUKUKİ VASFI TAYİN VE OLAYA UYGULANACAK KANUN MADDESİNİ BULMA HAKİME AİTTİR.."

(Yarg.6.H.D. 13.12.1985 T. E.12501-K.13875)
Old 31-07-2007, 17:20   #32
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Bir gelişme oldu, bizim için sevindirici.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2007/10160 E 2007/10647 K. sayılı kararı ile olayda BK.106 uygulanır diyerek ret kararını lehimize bozdu.

Ancak depozito tutarına göre görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması gerektiğini de ayrıca belirtti.

Hadi hayırlısı diyelim...

Saygılarımla.
Old 16-01-2008, 17:38   #34
Jeanne D'arc

 
Varsayılan

Şahsi nedenlerden ötürü, bir dönemdir, bilmecburi THS'den uzaktayım.

Aklımı oldukça karıştıran bir hukuki sorunla ilgili olarak, bir üstadın yönlendirmesi ile bu forumu okudum. Değerli meslektaşlarım ve üstadlarımca burada ifade edilen görüşler ve dahi konuya getirilen açılımlar, cılız bir şekilde hafsalamda şekillenen ve ancak peşine düşmek için cesaret bulamadığım çözüm yolu konusunda beni yüreklendirdi.

Ufkum açıldı.

Değerli meslektaş ve üstadlarım; Sayın Saim, Sayın Işıl YILMAZ, Sayın adnan koray, Sayın Av.Hulusi METİN, Sayın Av.Şehper Ferda DEMİREL'e teşekkür ve saygılarımı sunarım.

Ve dahi forumu okuyup bir teşekkür etmeksizin geçtiğimde hakkını yemiş olduğum hissini ta içimde hissettiğim THS'ye de şükranlarımla.
Old 29-05-2008, 15:36   #35
ege

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Saim
Bir gelişme oldu, bizim için sevindirici.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2007/10160 E 2007/10647 K. sayılı kararı ile olayda BK.106 uygulanır diyerek ret kararını lehimize bozdu.

Ancak depozito tutarına göre görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması gerektiğini de ayrıca belirtti.

Hadi hayırlısı diyelim...

Saygılarımla.

Bir konuyu düşünürken bir de THS de nasıl konuşulmuş acaba diye baktığımda mutlaka bununla ilgili bir yorum ,tartışma ya da karar buluyorum.
Bugün de aidat borcunu ödemeyen kiracıya bir ihtarname çekerken, temerrüt sonrası açmam gereken davanın
"akdin feshi" olacağını düşünüyordum.
Düşüncemden geçenleri burada görmek gerçekten çok sevindirici.
Sevgili Dikici bu kararı görebilmemiz mümkün mü?
Old 06-06-2008, 20:59   #36
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Sonuç: Kiracı Yargıtay'ın Bozma kararı ile birlikte evi tahliye etti. Öküz öldü, ortaklık bitti.
Old 06-06-2008, 21:02   #37
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ege
Bir konuyu düşünürken bir de THS de nasıl konuşulmuş acaba diye baktığımda mutlaka bununla ilgili bir yorum ,tartışma ya da karar buluyorum.
Bugün de aidat borcunu ödemeyen kiracıya bir ihtarname çekerken, temerrüt sonrası açmam gereken davanın
"akdin feshi" olacağını düşünüyordum.
Düşüncemden geçenleri burada görmek gerçekten çok sevindirici.
Sevgili Dikici bu kararı görebilmemiz mümkün mü?

Bu mesajınızı yeni fark ettim sevgili Ege. Elbette ki görebilirsiniz. Hafta içi size iletirim. İş yoğunluğundan atlarsam eğer hatırlatırsan sevinirim. Malum yaşlanıyoruz. )
Old 14-12-2009, 10:27   #38
serdarserdar

 
Varsayılan Bu konuyla bağlantılı olduğu ve sizin bileceğinizi düşündüğüm için burada soruyorum

Satım akti sebebiyle ayıplı ifa olduğu durumlarda Borçlar kanunu 96'ya göre zararımızı isteyebileceğimize ilişkin yargıtay kararları incelemiştim.

Ancak aşağıda belirteceğim bir yargıtay kararında "Bk.96 ya dayanan tazminat davasında da ayıbın tabi olduğu ihbar ve zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı" belirtilmiş.Bu durumda ayıbın tabi olduğu ihbar ve zamanaşımı sürelerini geçirirsek BK.96'ya göre zararımızı isteyemez miyiz?

Ör.Ticari olarak çelik levha alınıyor.Ancak çelik levhalar dalgalı olarak yapılmış.Malı teslim alan açık ve hemen anlaşılabilir olan bu ayıbı TTK.25 gereğince 2 gün içinde karşı tarafa bildirmemiş.6 aylık zamanaşımı içinde dahi karşı taraftan talep dilmemiş.Ancak malın sözleşmeye uygun gönderilmediği açık.Burada ihbarda bulunmadığımız halde kötü ifa sebebiyle Bk.96 ya göre teslimden 7 ay sonra doğrudan zararımızı isteyebilir miyiz?

Bu konuda Yargıtay kararı varsa memnun oluruz.




T.C.
YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas:1992/384
Karar:1992/2617
Karar Tarihi:19.03.1992

ÖZET: Bir olay içersinde ayıba karşı tekeffülün maddi koşulları ile, akdin gereği gibi ifa edilmemesinin koşulları aynı zamanda gerçekleşmiş olabilir. İşte bu hallerde davacı Borçlar Kanununun 202. maddesinde düzenlenen satıcının ayıba karşı tekeffül borcu hükümlerine dayanan semenin indirilmesi davası açabileceği gibi şartları varsa borcun gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı Borçlar Kanununun 96. maddesi uyarınca uğradığı zararın tazminine ilişkin bir dava da açabilir.

(818 S. K. m. 96, 202)

Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı; Milli Eğitim ve Spor Müdürlüğü'nce lojman olarak kullanılmak üzere 1984 yılında 16 daire ve dükkandan oluşan binayı davalıdan satın aldıklarını, satımdan 3 yıl sonra binada çatlaklar oluştuğunu, binada proje ve yapım hataları ile beton kalitesinin düşük olmasından dolayı tahliye edilmesi gerektiğinin tespit edildiğini, binanın takviyesi ve ayıplarının giderilmesi için 73.3.27.639 TL.na ihtiyaç olduğunu öne sürerek zararın tazminini istemiştir.
Davalı; binayı müteahhite yaptırdığını, yan binadaki yüklemelerden dolayı çatlaklar meydana gelmiş olabileceğini, Valinin istekleri üzerine binadaki çatlaklıkları ve (6) kolonu takviye ettiğini savunmuş, daha sonra yargılamaya gelmemiştir.
Mahkemece, satış tarihi 13.12.984 tarihinde binanın ayıplı değerinin, satış bedelinin % 20 altındaki değeri olacağı, bunun da 70.400.000.- TL. olduğu, satış değeri 88.000.000.- TL.sından çıkarıldığında kalan 17.600.000 TL.sının davacının zararını oluşturduğu kabul edilmiş, 17.600.000.- TL.sının ödetilmesine karar verilmiştir. Hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmasına göre davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Davacı İdarenin temyizinin incelenmesinde;
Bir davada dayanılan olguları belirlemek ve hukuksal açıdan nitelemek uygulanacak yasa hükmünü arayıp bulmak hakimin doğrudan görevidir (HUMK. m. 76).
Mahkemece, dava ayıp nedeniyle semenin tenzili davası olarak nitelendirilerek sonucuna kavuşulmuştur.
Dava ayıplı taşınmaz satışından kaynaklanmaktadır. Gerçekte, Borçlar Kanununun 217. maddesi yollamasıyla taşınmaz mal satışlarında uygulanması gereken BK.nun 202. maddesi hükmünce ayıba karşı tekeffülden alıcı lehine seçimlik bazı haklar doğar. O, dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshini, dilerse satılanı alıkoyup satış parasından indirim yapılmasını talep edebilir. Veya misli eşya satımında satılanın ayıptan ari misli ile değiştirilmesini isteyebilir (BK. m. 203). Ancak, semenin indirilmesi, çok defa satılan şeyin ayıplı olmasından ileri gelen zararı karşılayamaz bir mahiyet arzedebilir. Farklı bir anlatımla bazen bir olay içerisinde ayıba arşı tekeffülün maddi koşullarıyla, akdin gereği gibi ifa edilmemesinin (BK. m. 96) koşulları aynı zamanda gerçekleşmiş olabilir. İşte bu hallerde davacı Borçlar Kanununun 202. maddesinde düzenlenen satıcının ayıba karşı tekeffül borcu hükümlerine dayanan semenin indirilmesi davası açabileceği gibi şartları varsa borcun gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı Borçlar Kanununun 96. maddesi uyarınca uğradığı zararın tazminine ilişkin bir dava da açabilir. Hemen belirtelim ki az yukarıda açıklanan gereği gibi ifa edilmeme dolayısıyla tazminat davasında da ayıba ilişkin muayene ve ihbar yükümlülükleriyle ayıbın tabi olduğu zamanaşımı hükümlerinin (BK. m. 207, 215/3) uygulanması gözardı edilmeyecektir (Bakınız, Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt: I/I, 1985, Sh. 202 vd.; Prof. Dr. Necip Bilge, Borçlar Hukuku Özel Borç Münasebetleri, 1962, Sh. 75; Prof. Dr. Avni Göktürk, Borçlar Hukuku İkinci Kısım Aktin Muhtelif Nev'ileri, 1951, Sh. 406-407). Borçlar Kanununun 96. maddesi gereğince alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan ileri gelen zararı tazmine mecburdur. Açıklanan nedenlerle, semenin indirilmesi davası Borçlar Kanununun 96. maddesine dayanılarak zararın tazmini davasının açılmasına engel değildir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere özellikle bilirkişi raporuna göre binadaki ayıpların gizli olduğu davacının muayene ve ihbar yükümlülüklerini yasal süre içinde davalı tarafa bildirdiği olayda davalının kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. İleri sürülen maddi olayların ve isteklerin niteliği özellikle semenin indirilmesi, davacının satılan şeyin ayıplı olmasından ileri gelen zararını karşılamadağına dair olgular değerlendirildiğinde davacının satış bedelini indirme yolunu seçmediği, BK.nun 96. maddesine dayanılarak uğranılan zararın tazminini istediği açık bulunmuştur.
Hal böyle olunca, satılan binanın ayıplarının giderilmesi için davacı İdare tarafından ihtiyar edilen giderlerin tazminine karar verilmesi gerekirken dava yanlış nitelendirilerek bedel tenziline karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: 1. bent gereğince davalının tüm temyiz itirazlarının reddine. 2. bendde açıklanan nedenlerle mahkeme kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.3.1992 gününde oybirliği ile karar verildi.
Old 17-12-2009, 12:37   #39
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Serdar Ş
Satım akti sebebiyle ayıplı ifa olduğu durumlarda Borçlar kanunu 96'ya göre zararımızı isteyebileceğimize ilişkin yargıtay kararları incelemiştim.

Ancak aşağıda belirteceğim bir yargıtay kararında "Bk.96 ya dayanan tazminat davasında da ayıbın tabi olduğu ihbar ve zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı" belirtilmiş.Bu durumda ayıbın tabi olduğu ihbar ve zamanaşımı sürelerini geçirirsek BK.96'ya göre zararımızı isteyemez miyiz?

Ör.Ticari olarak çelik levha alınıyor.Ancak çelik levhalar dalgalı olarak yapılmış.Malı teslim alan açık ve hemen anlaşılabilir olan bu ayıbı TTK.25 gereğince 2 gün içinde karşı tarafa bildirmemiş.6 aylık zamanaşımı içinde dahi karşı taraftan talep dilmemiş.Ancak malın sözleşmeye uygun gönderilmediği açık.Burada ihbarda bulunmadığımız halde kötü ifa sebebiyle Bk.96 ya göre teslimden 7 ay sonra doğrudan zararımızı isteyebilir miyiz?

Bu konuda Yargıtay kararı varsa memnun oluruz.




T.C.
YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas:1992/384
Karar:1992/2617
Karar Tarihi:19.03.1992

ÖZET: Bir olay içersinde ayıba karşı tekeffülün maddi koşulları ile, akdin gereği gibi ifa edilmemesinin koşulları aynı zamanda gerçekleşmiş olabilir. İşte bu hallerde davacı Borçlar Kanununun 202. maddesinde düzenlenen satıcının ayıba karşı tekeffül borcu hükümlerine dayanan semenin indirilmesi davası açabileceği gibi şartları varsa borcun gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı Borçlar Kanununun 96. maddesi uyarınca uğradığı zararın tazminine ilişkin bir dava da açabilir.

(818 S. K. m. 96, 202)

Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı; Milli Eğitim ve Spor Müdürlüğü'nce lojman olarak kullanılmak üzere 1984 yılında 16 daire ve dükkandan oluşan binayı davalıdan satın aldıklarını, satımdan 3 yıl sonra binada çatlaklar oluştuğunu, binada proje ve yapım hataları ile beton kalitesinin düşük olmasından dolayı tahliye edilmesi gerektiğinin tespit edildiğini, binanın takviyesi ve ayıplarının giderilmesi için 73.3.27.639 TL.na ihtiyaç olduğunu öne sürerek zararın tazminini istemiştir.
Davalı; binayı müteahhite yaptırdığını, yan binadaki yüklemelerden dolayı çatlaklar meydana gelmiş olabileceğini, Valinin istekleri üzerine binadaki çatlaklıkları ve (6) kolonu takviye ettiğini savunmuş, daha sonra yargılamaya gelmemiştir.
Mahkemece, satış tarihi 13.12.984 tarihinde binanın ayıplı değerinin, satış bedelinin % 20 altındaki değeri olacağı, bunun da 70.400.000.- TL. olduğu, satış değeri 88.000.000.- TL.sından çıkarıldığında kalan 17.600.000 TL.sının davacının zararını oluşturduğu kabul edilmiş, 17.600.000.- TL.sının ödetilmesine karar verilmiştir. Hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmasına göre davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Davacı İdarenin temyizinin incelenmesinde;
Bir davada dayanılan olguları belirlemek ve hukuksal açıdan nitelemek uygulanacak yasa hükmünü arayıp bulmak hakimin doğrudan görevidir (HUMK. m. 76).
Mahkemece, dava ayıp nedeniyle semenin tenzili davası olarak nitelendirilerek sonucuna kavuşulmuştur.
Dava ayıplı taşınmaz satışından kaynaklanmaktadır. Gerçekte, Borçlar Kanununun 217. maddesi yollamasıyla taşınmaz mal satışlarında uygulanması gereken BK.nun 202. maddesi hükmünce ayıba karşı tekeffülden alıcı lehine seçimlik bazı haklar doğar. O, dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshini, dilerse satılanı alıkoyup satış parasından indirim yapılmasını talep edebilir. Veya misli eşya satımında satılanın ayıptan ari misli ile değiştirilmesini isteyebilir (BK. m. 203). Ancak, semenin indirilmesi, çok defa satılan şeyin ayıplı olmasından ileri gelen zararı karşılayamaz bir mahiyet arzedebilir. Farklı bir anlatımla bazen bir olay içerisinde ayıba arşı tekeffülün maddi koşullarıyla, akdin gereği gibi ifa edilmemesinin (BK. m. 96) koşulları aynı zamanda gerçekleşmiş olabilir. İşte bu hallerde davacı Borçlar Kanununun 202. maddesinde düzenlenen satıcının ayıba karşı tekeffül borcu hükümlerine dayanan semenin indirilmesi davası açabileceği gibi şartları varsa borcun gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı Borçlar Kanununun 96. maddesi uyarınca uğradığı zararın tazminine ilişkin bir dava da açabilir. Hemen belirtelim ki az yukarıda açıklanan gereği gibi ifa edilmeme dolayısıyla tazminat davasında da ayıba ilişkin muayene ve ihbar yükümlülükleriyle ayıbın tabi olduğu zamanaşımı hükümlerinin (BK. m. 207, 215/3) uygulanması gözardı edilmeyecektir (Bakınız, Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt: I/I, 1985, Sh. 202 vd.; Prof. Dr. Necip Bilge, Borçlar Hukuku Özel Borç Münasebetleri, 1962, Sh. 75; Prof. Dr. Avni Göktürk, Borçlar Hukuku İkinci Kısım Aktin Muhtelif Nev'ileri, 1951, Sh. 406-407). Borçlar Kanununun 96. maddesi gereğince alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan ileri gelen zararı tazmine mecburdur. Açıklanan nedenlerle, semenin indirilmesi davası Borçlar Kanununun 96. maddesine dayanılarak zararın tazmini davasının açılmasına engel değildir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere özellikle bilirkişi raporuna göre binadaki ayıpların gizli olduğu davacının muayene ve ihbar yükümlülüklerini yasal süre içinde davalı tarafa bildirdiği olayda davalının kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. İleri sürülen maddi olayların ve isteklerin niteliği özellikle semenin indirilmesi, davacının satılan şeyin ayıplı olmasından ileri gelen zararını karşılamadağına dair olgular değerlendirildiğinde davacının satış bedelini indirme yolunu seçmediği, BK.nun 96. maddesine dayanılarak uğranılan zararın tazminini istediği açık bulunmuştur.
Hal böyle olunca, satılan binanın ayıplarının giderilmesi için davacı İdare tarafından ihtiyar edilen giderlerin tazminine karar verilmesi gerekirken dava yanlış nitelendirilerek bedel tenziline karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: 1. bent gereğince davalının tüm temyiz itirazlarının reddine. 2. bendde açıklanan nedenlerle mahkeme kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.3.1992 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu konu Doktrinde çok tartışmalıdır. Ancak Yargıtay, Bk.96. maddeye dayalı tazminat talepleri için bile ayıp ihbar sürelerine riayet etmeyi gerekli görüyor. Uygulama maalesef böyle ama bu görüşün çok doğru olmadığı kanaatindeyim.

Borçlu, kural olarak her kusurundan mesuldur. Ayıp ihbar süreleri, özel hükümler olup, alıcının talep edeceği BK: 202,203 ve 204. maddelerdeki seçimlik hakların kullanılabilmesi için gereklidir düşüncesindeyim.

BK.96. madde ise, genel bir hüküm olup, borçlunun borcu "kötü ifa etmesi" halinde ugulanması gereken ve alıcı bakımından ayıplı mal teslimi ile ilgili talepler temelinde (bazı durumlarda yarışan hak olarak görülse bile,) kanaatimce ayıplı mal bakımından geçerli taleplere nazaran, tamamen ayrı taleplere dayalıdır.

BK.96'ya göre sadece tazminat istenebilir. Ayıplı mallarda ise, "satımın feshi" veya "semenin tenzili" ya da "ayıptan ari misli ile değşim" gibi talepler sözkonusudur.

Ama neticede Yargıtay, görüşlerden hatalı olanı tercih etmeye devam ediyor. Ben Yargıtay'ın bu hatadan döneceğine inanıyorum.
Old 14-05-2011, 07:08   #40
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Mehmet Saim Dikici
Değerli Üyeler,

Bk.106. maddede düzenlenen "Akdin Feshi" hükmü dairesinde;

1) Akdin tali edimleri bakımından temerrüdün neden temerrüt nedeni sayılmadığını,
2) Akdin Tali edimlerine aykırı davranışın neden "Akdin feshi" nedeni sayılmadığını

irdelemek ve tartışmak istiyorum.

Bilindiği üzere YHGK.’nun 06.03.1963 gün ve 1963/6-13 E., 1963/23 K. nda Kira akdinin asli edim borcu dışında kalan tali edimlerine aykırılığın BK:106. madde kapsamında Akdin feshi nedeni olamayacağı şu gerekçelerle kabul edilmektedir:

Alıntı:
"Nihayet, Borçlar Kanununun 106. maddesinin uygulanmasıyla aktin feshi ve kiracının çıkartılması yoluna da gidilemez; zira, 106. madde karşılıklı borçları kapsayan yani birisi öbürünün karşılığı olan borçlardan meydana gelen akitlerde taraflardan birisinin bu karşılıklı borçlardan birisini yerine getirmemesi halinde, belli şartlar altında, diğer tarafın akti feshedebilmesini öngörmektedir. Buna göre, akitten doğan ve fakat biri öbürünün karşılığı bulunan borçlardan başka olan bir borç, yerine getirilmezse bu durum, 106. madde gereğince aktin feshi hakkını vermez. Borçlar Kanununun 248. maddesinde ( adi kira bir akittir ki, kiralayan, onunla kiracıya ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terketmeyi iltizam eder ) diye tarif edilen kira aktinde birbirinin karşılığı olan borçlar, kira parasını ödenmesi borçluyla kiralanan malın kullanılmasını kiracıya bırakılması borcudur. Kapıcı parası ödenmesi borcu, az yukarıda belirtildiği gibi, kira ödeme borcu olmadığı gibi kiralananı kullanmayı bırakan borcu da değildir. Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, kapıcı parasını ödeme borcu yerine getirilmezse, bundan dolayı kira aktinin feshiyle kiracının çıkartılması istenilemez. Bu görüş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6/7 E., 8 K. sayılı ve 15/02/1961 günlü kararıyla benimsendiği üzere, kiracını akit gereğince kiralayana ödemeyi yüklendiği aydınlatma ve temizleme resimlerinin 6570 sayılı Kanunun 7. maddesinin E bendinde anılan kira parası kapsamına girmediğinden dolayı, kiracının çıkartılmasını istenemeyeceği yollu görüşe de uygundur. Gerçekten, kapıcı parasının kiralanana ödenmesi borcu üzerinde az önce yürütülen bütün düşünceler, çöp ve fener resimlerini kiralayana ödenmesi boru için dahi, olduğu gibi, doğrudur.

3 - Borçlar Kanunu, ancak aktin esas borçları bakımından aktin feshini kabul etmiş, 6570 sayılı kanunda da bunlar dışında kalan kiracı çıkartma sebeplerini ve bunların şartlarını kesin hükümlerle belli etmiştir. Bu hükümler bir bütün olarak incelenirse, ikinci derecedeki borçlardan dolayı kira aktinin bozulması esasının kabul edilmediği ve kanun koyucunun birbirine aykırı çıkarları uzlaştırmak için bu yolu tuttuğu açıkça anlaşılır. O halde Medeni Kanunu 1. maddesi uyarınca hakim tarafından durdurulması gerekli bir boşluk söz konusu edilemez. "

Ben bu görüşün hukuka uygun sonuç doğuramayacağını şu nedenlerle düşünüyorum:

Alıntı:
BK.106. maddesinde, “karşılıklı taahhütleri havi bir sözleşmede iki taraftan birisi temerrüde düştüğü takdirde…” hükmü ile BK.101. maddede düzenlenen temerrüde atıf yapılmıştır. Atıf yapılan BK.101. madde ise, aynen:”Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur.” Şeklindedir. Bir sözleşme ile taraflar karşılıklı olarak borç ve haklar tanzim edebilirler. Sözleşmede imza altına alınan hususlar ve özellikle yükümlülükler imza anından itibaren üstlenen taraf için sözleşmesel bir borç niteliğine bürünür. Bu durum hukukun genel prensiplerindendir. Bu hesapla sözleşme ile açıkça yazılı olarak yükümlenilen hususların ihtara rağmen yerine getirilmemesi borcun yerine getirilmemesi olarak nitelendirilir ve bu temelde BK.101. maddenin aradığı temerrüt doğmuş olur. Başka bir ifadeyle; taraflar arasında sadece akdin ana edimlerinde anlaşılması ve diğer tali koşulların tanzim edilmemesi hali ile, yazılı olarak hem asli edimlerin hem de tali edimlerin açıkça yükümlenilmesi hallerini aynı değerde değerlendirmek adil olamaz. Çünkü ilkinde, tali edimler hususunda tarafların açıkça üstlendiği bir borç söz konusu değilken, somut olayımızda olduğu gibi tali yükümlülükler açıkça ve yazılı olarak sözleşmede üstlenilmiş ise, bu durumda tüm yükümlülükler tali mükellefiyet olmaktan çıkar ve her biri birer sözleşmesel asli borç haline gelir. O halde somut olayda yazılı kira sözleşmesi ile kiracının üstlendiği depozitoyu ödeme yükümlülüğü BK.1 ve temerrüt anlamında BK.101. madde kapsamında bir borçtur ve ihtara rağmen borcun ifa edilmemesi temerrüde nedendir. Temerrüdün olduğu bir sözleşmenin ise BK.106. madde temelinde haklı nedenle feshi her zaman için mümkündür ve yasaldır. Aksi durumun kabulü halinde sözleşmenin asli edim borcu dışındaki hususlarda, tarafların yazılı borç yükümlülüklerinin bir anlamının olmadığı benimsenmiş olacağı gibi, sözleşmede açıkça yükümlenilen hususların yerine getirilmemesi “akde uygun davranış” kabul edilmek zorunda kalınır ki bunun hukuka uygun sonuç olduğunu iddia etmek mümkün olamaz.



Bu gün bu konuda bir Temyiz Dilekçesi hazırladım ve gerekçemi özetle yukarıdaki şekilde izah etmeye çalıştım
. Bu konuda fikirlerinizi almak ve tartışmak istiyorum.

Saygılarımla.


İlgili Yargıtay Dairesi : 3. Hukuk Dairesi
Esas Numarası : 2007/10160
Geliş Tarihi : 08/06/2007
Mahkemesi : Kadıköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi
Mahkeme Esas Numarası : 2006/829
Mahkeme Karar Numarası : 2007/100
Mahkeme Karar Tarihi : 06/02/2007
Dava/Şuç Türü : Kiralananın Tahliyesi(İcra)

Dosya Sonuç Bilgileri
Karar Numarası : 2007/10647
Yargitay Kararı : BOZMA
Karar Tarihi : 21/06/2007
Dosya Kapatma Tarihi : 19/07/2007
Old 16-05-2011, 16:05   #41
halit pamuk

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Mehmet Saim Dikici
İlgili Yargıtay Dairesi : 3. Hukuk Dairesi
Esas Numarası : 2007/10160
Geliş Tarihi : 08/06/2007
Mahkemesi : Kadıköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi
Mahkeme Esas Numarası : 2006/829
Mahkeme Karar Numarası : 2007/100
Mahkeme Karar Tarihi : 06/02/2007
Dava/Şuç Türü : Kiralananın Tahliyesi(İcra)

Dosya Sonuç Bilgileri
Karar Numarası : 2007/10647
Yargitay Kararı : BOZMA
Karar Tarihi : 21/06/2007
Dosya Kapatma Tarihi : 19/07/2007


kesin sonuç ne?
Old 16-05-2011, 16:46   #42
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Adnan Koray
kesin sonuç ne?

Kiracı, bozma üzerine tahliye etti.
Old 09-01-2012, 15:03   #43
lawyer lawyer

 
Varsayılan

merhabalar, benim de bu konuyla ilgili bir sorum olacaktı. müvekkilim şirket başka bir şirketten kumaş almak için sözleşme imzalıyor. diğer şirket de kumaş üretmek için iplik alıyor. ancak müvekkil şirket elde olmayan nedenlerle kumaş rengini belirleyemiyor ve karşı şirket de üretime geçemiyor. şimdi de bizden ipliklerin bedelini tazminat olarak istiyor ama kanuni dayanağımı belirtmemiş. iplik rengi seçmenin bir yan edim yükümlülüğü olduğunu düşünüyorum.. o yüzden menfi zarar olan iplik bedeli talebi hatalı değil mi.. hangi madde kullanılır ve ne cevap vermemiz gerekir?
Old 09-01-2012, 17:54   #44
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan lawyer lawyer
merhabalar, benim de bu konuyla ilgili bir sorum olacaktı. müvekkilim şirket başka bir şirketten kumaş almak için sözleşme imzalıyor. diğer şirket de kumaş üretmek için iplik alıyor. ancak müvekkil şirket elde olmayan nedenlerle kumaş rengini belirleyemiyor ve karşı şirket de üretime geçemiyor. şimdi de bizden ipliklerin bedelini tazminat olarak istiyor ama kanuni dayanağımı belirtmemiş. iplik rengi seçmenin bir yan edim yükümlülüğü olduğunu düşünüyorum.. o yüzden menfi zarar olan iplik bedeli talebi hatalı değil mi.. hangi madde kullanılır ve ne cevap vermemiz gerekir?

Sözleşmenin ayrıntıları önemlidir. Kumaşın renginin sözleşmede yer alıp almadığı, almıyorsa rengin nasıl belirleneceği hususunda hüküm olup olmadığı, rengi kimin belirleyeceği... vs. gibi hususlar mutlaka sözleşmede yazılı olmalıdır.

Sözleşmede renk belli olduğu halde alıcı sonradan fikir değiştirip rengi de değiştirmek isterse, bu durumda satıcının sözleşmeye güvenip satın aldığı iplikten doğan zararını ödemek zorunda kalır ve bu son durumda tali edim borcun söz konusu olmaz. (Başka deyişle bu durumda tali edim borcundan bahsedilemez.)

Biraz ayrıntı verebilirseniz belki fikir yürütebiliriz.
Old 10-01-2012, 09:33   #45
lawyer lawyer

 
Varsayılan

sözleşmede renk belirleme konusunda bir hüküm yok ama sipariş verdikten sonra müvekkilim renkleri de belirlemesi gerekiyor. ben bu konuyla ilgili biraz daha araştırma yatptığımda müvekkilimin rengi bildirmemesi alacaklı temerrüdüne düşmesine sebep oluyor. bu da sözleşmeden dönme ve tazminat talebine izin vermiyor. bu sebeple karşı tarafın yanlış talepleri içeren bir dava açtığını düşünüyorum.
Old 10-01-2012, 11:51   #46
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan lawyer lawyer
sözleşmede renk belirleme konusunda bir hüküm yok ama sipariş verdikten sonra müvekkilim renkleri de belirlemesi gerekiyor. ben bu konuyla ilgili biraz daha araştırma yatptığımda müvekkilimin rengi bildirmemesi alacaklı temerrüdüne düşmesine sebep oluyor. bu da sözleşmeden dönme ve tazminat talebine izin vermiyor. bu sebeple karşı tarafın yanlış talepleri içeren bir dava açtığını düşünüyorum.

Müvekkiliniz (BK.101, temelinde) temerrüde düşmüş ise, BK.106-107-108. maddelere göre diğer tarafın sözleşmeyi feshetmek (BK.106, müspet zarar) veyahut sözleşmeden dönmek (108, menfi zarar) hakları mevcuttur.

Eğer müvekkiliniz kumaş almaktan vazgeçtiğini bildirmiş ise, bu durumda sözleşmenin hüküm ifade edeceği kanaati ile iplik alan karşı taraf, sözleşmenin geçersiz kalması nedeniyle uğradığı menfi zararını talep edebilir.

Eğer iplik rengini bildirmesi için sözleşmede bir süre belirlenmişse bu süre sonunda, süre belirlenmemiş ise ihtar sonucunda seçimini yapmadığı zaman karşı taraf, BK.106'ya göre akdin ifasını isteyebileceği gibi, akdin ifasından vazgeçip müspet zararının karşılanmasını da isteyebilir.

Bu bakımdan "müvekkilimden tazminat isteyemez" şeklindeki görüşünüze katılamıyorum.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
dershane kaydında imzalanan sözleşmenin iptali mitrha Hukuk Soruları Arşivi 1 18-02-2007 14:51
intifa hakkı sözleşmenin feri midir? Semanur Meslektaşların Soruları 4 13-12-2006 11:03
Temerrüt Faizi Av.Ender Meslektaşların Soruları 1 08-08-2006 18:53
Belediyenin yaptığı sözleşmenin bağlayıcılığı Viyola Meslektaşların Soruları 2 29-04-2006 13:01


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06192803 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.