Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

ANAYASA değişikliği üzerine düşünceler

Yanıt
Old 21-01-2017, 04:14   #1
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan ANAYASA değişikliği üzerine düşünceler

Kurtuluş savaşının amacı, Sevr antlaşmasına karşı çıkarak “vatanı” düşman işgalinden kurtarmaktı… Bu savaş, aynı zamanda -genel kabule göre - İstanbul’un, Saltanatın, Padişahımız efendimizin (Vahdettin) ve Halife hazretlerinin (Abdülmecit II) kurtulmalarını sağlamak içindi.

Zaferden sonrası… savaş boyunca ya hiç konuşulmadı, ya da herkes düşüncesini kendine sakladı…

23 Nisan 1920… İLK MECLİS....

İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u işgal etmesi ve Osmanlı Mebusan Meclisi'nin kapatılması üzerine (18 Mart 1920)… Ankara’da bir Meclis …kuruldu.

Meclisin çıkardığı “VATANA İHANET” Kanunu’nun 1. maddesinden anlaşılacağı üzere AMAÇ: HİLAFET VE SALTANATI KURTARMAK idi.
Yunan saldırıları devam ettiğinden Meclis bir anayasa yapamamıştı.

1921 Tarihli Anayasa ( Teşkilat-Esasiye)

I. İnönü Savaşı'nın kazanılması üzerine, M. Kemal bir önerge yayınlamış (13 Eylül 1920) ve Teşkilat-ı Esasiye adındaki bu önerge(*) Türk Devleti'nin ilk anayasası olmuş (20 Ocak 1921), Kanun-i Esasi'nin Teşkilat-ı Esasiye ile çelişmeyen bölümleri yürürlükte kalmıştır.

1921 Anayasası'nın Maddeleri şöyle idi :

1. EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.
2. KANUN YAPMAK (YASAMA) VE YÜRÜTME YETKİSİNİ KULLANMAK MİLLETİN TEK VE GERÇEK TEMSİLCİSİ OLAN TBMM'YE AİTTİR.
3. TÜRKİYE DEVLETİ TBMM TARAFINDAN YÖNETİLİR VE HÜKÜMET 'TBMM HÜKÜMETİ' ADINI ALIR.
4. TBMM, iller halkınca seçilen üyelerden oluşur.
5. TBMM'de seçim iki yılda bir yapılır.
6. TBMM, hükümeti seçtiği vekillerle (bakanlarla) yönetilir.
7. Şer'i hükümlerin uygulanması TBMM'ye aittir.
8. MECLİS BAŞKANI HÜKÜMETİN DE BAŞKANIDIR.

Peki sonra ne oldu…
İlk Meclis'in " HİLAFET VE SALTANATI KURTARMAK" amacına ne olmuştu ?

***
19 MAYIS 1919 SAMSUN… Ve sonrası…

Osmanlı Devletini parçalayan Sevr antlaşmasını uygulamak isteyen devletlere karşı planlanan KURTULUŞ SAVAŞI hazırlıkları aşamasında, savaş sırasında ve sonrasındaki AYAKLANMALARIN NEDENLERİNİ de hatırlamakta fayda var :

GENEL OLARAK AYAKLANMA NEDENLERİ:
1. İstanbul Hükümeti’nin Anadolu üzerinde otorite kurmak istemesi.
2. İSTANBUL HÜKÜMETİ’NİN MİLLİ MÜCADELE’Yİ İTTİHATÇI VE BOLŞEVİK OLARAK NİTELENDİRMESİ.
3. Bazı kişilerin manda ve himaye istemesi.
4. Azınlıkların işgallerden yararlanarak bağımsız devlet kurma çabaları.
5. İSTANBUL HÜKÜMETİ’NİN TBMM ALEYHİNE YAYINLADIĞI FETVA. M. KEMAL VE ARKADAŞLARININ GIYABİ OLARAK İDAM İSTEMİYLE YARGILANMALARI.
6. Asker kaçaklarının otorite boşluğundan yararlanmak istemeleri.
7. Kuva-yı Milliye birliklerinin disiplinsiz hareketleri.
8. Bazı Kuva-yı Milliye birliklerinin Düzenli Ordu’ya katılmak istememeleri.
9. İngilizler’in boğazların iki tarafında da tampon bölge oluşturmak istemeleri.
10. İtilaf Devletleri’nin MİLLİ MÜCADELE’NİN PADİŞAH VE HALİFEYE KARŞI YAPILDIĞI şeklindeki propagandaları.VE EVET... İTİLAF DEVLETLERİ YANILMIYORDU...!

***

(*) " Mustafa Kemal TBMM’ne 13 Eylül 1920’de bir Anayasa tasarısının gerekçesi olarak sunduğu hükümet programında, TBMM hükümetinin amacının, halka dayanan bir hükümet kurmak, halkı emperyalist ve kapitalist düşmanlardan korumak, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanan bir idare sistemini gerçekleştirmek olduğunu ifade etmekte idi. O devirde Türkiye’de yerli bir sermayedar sınıfı mevcut bulunmadığına göre, Atatürk’ün “kapitalizm” deyimi ile sömürücü ve kapitülasyoncu dış sermaye çevrelerini amaçladığı muhakkaktı."

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-20...k-ve-halkcilik
http://www.anayasa.gen.tr/1921-tek-orijinal.pdf


Devam edecek...
Old 26-01-2017, 08:14   #2
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

23 NİSAN 1920 – 13 EYLÜL 1920

Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanır. Ancak 140 civarındaki mebusun üçte biri, çeşitli nedenlerle Meclis'e katılamazlar. Büyük çoğunluğu Milli Mücadele taraftarlarından oluşan meclis, Misak-ı Milli beyannamesini kabul eder.
16 Mart 1920'de bir İngiliz askeri birliği Meclis'i basarak, bazı mebusları tutuklar. Bunun üzerine 18 Mart'ta toplanan mebuslar, YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ ortadan kalktığı gerekçesiyle MECLİSİ SÜRESİZ TATİL ETME ve ANKARA'DA TOPLANMA KARARI ALIRLAR.

İLK MECLİS – 23 NİSAN 1920 / „SARAYIN VEKİLLERİ - MİLLETİN VEKİLLERİ „ :

Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden 92'sinin yeni meclise katılımıyla toplam 378 milletvekilinden oluşan Meclis, zamanla üç temel gruba ayrılmıştı :
“KALPAKLILAR”, yeni bir devlet ve hükümet kurma düşüncesi içinde olanlar,
“SARIKLILAR”, Şeriat hükümlerinin idareye hakim olmasını isteyenler,
“FESLİLER”, Osmanlı'nın korunmasını düşünenler.

13 EYLÜL 1920 –“GAYE” ve Hükümet Programı :

23 Nisan 1920’de kurulan Meclisin çıkardığı 29 Nisan 1920 tarih ve 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye “VATANA İHANET” Kanunu’nun (*) 1. maddesinden anlaşılacağı üzere GAYE vatanı, HİLAFET VE SALTANATI KURTARMAK idi.
5 Eylül 1920 (1336) tarihli Nisabı Müzakere Kanunu’nun 1. Maddesine göre de “Büyük Millet Meclisi, HİLÂFET VE SALTANATIN, vatan ve milletin istihlâs ve istiklâlinden ibaret olan gayesinin husulüne kadar şeraiti âtiye dairesinde müstemirren inikat ” edecek idi.
Bu dönemde “MECLİS HÜKÜMETİ” esas alınmıştır. Kuvvetler birliği ilkesi benimsenmiştir. “Yasama, yürütme, yargı gücü milletindir”. “Milli egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”. “Meclisin üstünde bir güç yoktur” ifadeleriyle, İstanbul hükümeti yok sayılmış, ulusun ve vatanın kaderine el koyulmuştur.

Geçici bir devlet başkanı tanınması, ya da padişah kaymakamı tanıması kabul edilemezdi. Önce en yaşlı üye sınıfıyla ŞERİF BEY (**) geçici başkanlığa getirildi. Daha sonra yapılan seçimlerde MUSTAFA KEMAL MECLİS’İN İLK BAŞKANI oldu. Meclis Başkanı aynı zamanda Hükümet Başkanı idi.

Mustafa Kemal’in Meclise “13 Eylül 1920’de bir ANAYASA TASARISININ GEREKÇESİ olarak sunduğu HÜKÜMET PROGRAMINDA ise, Büyük Millet Meclisi hükümetinin amacının, HALKA DAYANAN BİR HÜKÜMET KURMAK, halkı emperyalist ve kapitalist düşmanlardan korumak, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanan bir idare sistemini gerçekleştirmek olduğunu” ifade edilmiştir.

DEVAM EDECEK…

(*) Ülkemizde VATANA İHANET SUÇU ilk kez Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Nisan 1920'de çıkarılan 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile düzenlenmiştir. 25 Şubat 1925'te Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na eklenen bir madde ile "DİNİ VE MUKADDESATI SİYASİ AMAÇLARA ESAS VE ALET ETMEK MAKSADIYLA CEMİYET KURANLAR" da vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır. Kanun 12 Nisan 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu düzenlemesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

(**)http://www.cakilli.gov.tr/sayfa.asp?idx=87
Old 27-01-2017, 04:11   #3
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

20 OCAK 1921 – İLK ANAYASA’nın KABULÜ (*)

MADDE 1 - Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatanı bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

Cumhuriyet her ne kadar resmen 29 Ekim 1923’ de ilân edilmiş ise de, aslında -örtülü olarak- 20 Ocak 1921 tarihinde ilan edilmiştir, demek de mümkündür. 23 maddeden oluşan anayasa, üç yıl üç ay yürürlükte kalmıştır.

Madde 2- İCRA KUDRETİ VE TEŞRİ SALAHİYETİ milletin yegâne ve hakiki mümessili olan BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE tecelli ve temerküz eder.

Madde 3- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti “BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÛMETİ” unvanını taşır.

1921 Anayasası’nın son maddesi :

– Maddei münferide – İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meri olur. Ancak elyevm münakit Büyük Millet Meclisi 5 Eylül 1336 (1920) tarihli NİSABI MÜZAKERE KANUNU’nun birinci maddesinde gösterildiği üzere GAYESİNİN HUSULÜNE (HİLÂFET VE SALTANATIN, vatan ve milletin kurtuluşuna ve bağımsızlığına) KADAR müstemirren müçtemi bulunacağı cihetle işbu Teşkilâtı Esasiye Kanunundaki 4'üncü, 5'inci, 6'ncı maddeler gayenin husulüne elyevm mevcut Büyük Millet Meclisi adedi mürettebinin sülüsanı ekseriyetle karar verildiği takdirde ancak yeni intihabdan itibaren meriyül icra olacaktır.

ÖZETLE…
ilk Anayasa’nın kabul tarihi 20 OCAK 1921 itibariyle
Meclis üyelerinin kimilerinde (Sarıklılar ve Fesliler) hal⠓HİLÂFET VE SALTANATIN” devam edeceği… inancı ve beklentisi vardı.

Oysa… 29 Ekim 1923'te bu anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesiyle, CUMHURİYET ilân edilecek ve CUMHURBAŞKANLIĞI makamı oluşturulacaktı.

HİLÂFET VE SALTANAT … 1920’den 2017’ye

Anayasa’nın “GİZLİ OY” koşuluna (m.175) uyulmadan 21 OCAK 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 18 maddeden oluşan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun… TÜRK ANAYASA HUKUKU TARİHİ kapsamında nasıl değerlendirilebilir ?

Devam edecek...

(*) www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa21.htm
Old 28-01-2017, 03:46   #4
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

ANAYASADA DEĞİŞİKLİK…Yapan KANUN

Bilindiği gibi, 21 OCAK 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulunda, 18 maddeden oluşan “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” TEKLİFİNİN oylamasına 488 milletvekili katıldı.

Oylamada, Anayasa’nın “GİZLİLİK” koşuluna (m.175) uyulmadan, 339 kabul, 142 ret oyu kullanıldı; 5 oy boş çıktı, 2 oy ise geçersiz sayıldı. Ve teklif yasalaştı.

Halkın %91.37 KABUL oyuyla kabul edilmiş olan 1982 tarihli ANAYASA neden değiştirilmek isteniliyordu ?

Kabul edilerek yasalaşan TEKLİF’in gerekçeleri ve maddeleri anayasal rejime uygun mu?

Yasalaşan Teklifin bugünden öngörülebilen ve sonradan telafisinin mümkün olamayacak sonuçları üzerinde yeterince tartışıldı mı ?

Milletvekilinin „ANAYASAYA SADAKATTEN AYRILMAMAK“ (AY.m.81) yükümlülüğünün kapsamı ve sınırları nedir ?

Anayasal Parlamenter sistemden, Başkanlık benzeri bir sistemine geçilmesi yönünde teklifte bulunulması ve bu yolda oy kullanılması ,“Anayasaya Sadakat” yükümlülüğü kapsamında bir aykırılık oluşturur mu, yoksa dokunulmazlık kapsamında mıdır?

Devam edecek...
Old 29-01-2017, 04:27   #5
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

Halkın seçeceği kişinin hem CUMHURBAŞKANI, HEM DE İKTİDAR PARTİSİ GENEL BAŞKANI olabilmesi:

Türkiye'de tek partili dönem, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı ile başlar; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın siyasette bulunduğu 1924 ila 1925 yıllarında ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın aktif olduğu 1930 yılının Kasım ila Haziran aylarında kesintiye uğrayarak 18 Temmuz 1945'te Millî Kalkınma Partisi'nin kuruluşuna kadar sürer.

29 EKİM 1923 tarihinde Cumhurbaşkanı seçilen M. Kemal’in, 9 EYLÜL 1923 tarihinde kurulmuş olan HALK FIRKASI’nın (CHP) GENEL BAŞKANLIĞI görevi, sonsuzluğa intikal ettiği tarihe kadar sürmüştür (09.09.1923 -10.11.1938).

2. Cumhurbaşkanı İ.İNÖNÜ de (11.11.1938-22.05.1950) aynı zamanda CHP. Parti Genel Başkanı ( 26.12.1938-08.05.1972) idi.

Ülkemizde 1945 yılına kadar tek parti (CHP) rejimi hâkimdi. Siyasi kuvvet, mecliste değil partide, özellikle hükümette ve partinin yöneticilerindeydi. Parti disiplini, meclise, hükümetin icraatlarını denetleme yetkisi vermiyordu. Böylece uygulamada, Anayasa egemenliği yerine tek parti egemenliği; meclis üstünlüğü yerine yürütme (hükümet) üstünlüğü getirilmişti.

Demokrat Parti’nin Kurucusu ve ilk Genel Başkanı Celal Bayar 3. Cumhurbaşkanı seçilince (22.05.1950 - 27.05.1960), DP Genel İdare Kurulu 9 Haziran1950'de Adnan Menderes'i genel başkanlığa seçmiştir.

“ilgi alanımız …. Türk Devrimi'dir... İncelenen devrim olayının iki cephesi vardır: KURTULUŞ ve KURULUŞ. Birincisi bağımsızlık savaşını ve bunun anlamlı özelliklerine ilişkin olup Mondros-Lozan arası dönemi kapsar (30 Ekim 1918 - 24 Temmuz 1923). ikinci süreç olan Kuruluş, birincisiyle iç içe geçmiştir. TBMM'nin açılması (23 Nisan 1920), yeni siyasal-anayasal yapılanmanın da başlangıcıdır. Kuruluş'la ilgili atılımlar 1940'lara kadar sürecektir...” (Bülent Tanör, Kurtuluş-Kuruluş, 1998- ISBN: 9789757720143).

Atatürk (23.04.1920-10.11.1938) ve İNÖNÜ (11.11.1938-22.05.1950) dönemleri… bir ULUSUN ve ULUS DEVLET’in her anlamda ve alanda “OLMAK” çabalarını kapsar…

Günümüz koşullarında, halkın seçeceği kişinin hem CUMHURBAŞKANI, HEM DE İKTİDAR PARTİSİ GENEL BAŞKANI olması, zamanında siyasal gerekçelerle uygulanmış ve tarihteki yerini almış bir modeli, o günlerin koşulları ve zorunluluğu mevcut olmadığı halde, yeniden denemek olur ki, bunun öngörülebilir sonuçları dahi, cumhuriyetimizin ve demokrasimizin tüm kazanımlarını silip yok edebilecek ve toplumsal uzlaşmayı engelleyecek mahiyettedir.

“KİŞİ ODAKLI” bir Anayasa değişikliği, en iyimser yorumlamayla bile, Cumhuriyetimizin anayasal Temel Niteliklerine ve anayasa metnine dahil, Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten “BAŞLANGIǔ kısmına aykırıdır (AY.m.176).


Devam edecek...
Old 30-01-2017, 05:03   #6
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

REJİMİN ADI :

23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışı ile MİLLİ EGEMENLİĞE DAYALI yeni bir devlet kurulmuş, ancak, Kurtuluş Savaşı devam ederken, “MİLLİ BİRLİK ve BERABERLİĞİN bozulmaması” için REJİMİN ADI konulmamıştı.

DEVLET BAŞKANLIĞI görevini, Lozan Barış görüşmeleri sonuçlanıncaya kadar, BMM BAŞKANI olan Mustafa Kemal Paşa yürütmüştü ve artık yeni devletin şeklinin belirlenip, başkanının da seçilmesi gerekiyordu.

Cumhuriyetin ilanı ve Cumhurbaşkanı seçimi, 1921 tarihli Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.’lu Kanunun kabulü ile gerçekleşmiştir. Bu kanunla, 1921 tarihli Anayasanın 1, 2 , 4, 10, 11 ve 12’nci maddeleri önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu önemli değişiklikler, 29 Ekim 1923 günü yapılmış ve aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle yeni TÜRK DEVLETİNİN İLK CUMHURBAŞKANI seçilmiştir.

1924 ANAYASASI:

Savaşın ardından yeni ihtiyaçları karşılayacak daha ayrıntılı bir anayasaya ihtiyaç duyulmasıyla Büyük Millet Meclisi'nde (BMM) "Kanunu Esasî encümeni" adlı bir komisyon oluşturuldu.
1921 anayasasında, anayasanın değiştirilmesini öngören herhangi bir madde olmadığından BMM, kurucu gücü özelliğinden de yararlanarak anayasanın kabulü için üye tam sayısının üçte ikisinin oyuna ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Komisyonun Fransa II. Cumhuriyeti ve Polonya Anayasası'ndan yararlanarak hazırladığı TASARI mecliste görüşüldü; bazı maddeleri değiştirilerek 20 Nisan 1924 tarihinde kabul edildi.(*)

Altı bölümdeki 105 maddeden oluşan 1924 ANAYASASI, 1921 anayasasındaki MİLLİ HÂKİMİYET (Ulusal Egemenlik) ilkesiyle KUVVETLER BİRLİĞİ’Nİ gerçekleştiren MECLİS HÜKÜMETİ sistemini korumuştur. Yani YASAMA ve YÜRÜTME YETKİSİ meclise aitti.
MECLİS YASAMA YETKİSİNİ bizzat kullanırken, YÜRÜTME YETKİSİNİ DE kendi seçtiği "İCRA VEKİLLERİ HEYETİ" yani hükümet (Bakanlar Kurulu) eliyle kullanıyordu.

Meclis, hükümeti her an denetleme ve düşürebilme yetkisine sahipti. YÜRÜTME, CUMHURBAŞKANI ve BAKANLARDAN oluşuyordu. BAKANLARIN GÖREVE BAŞLAMASI İÇİN MECLİSİN ONAYI GEREKMİYOR, CUMHURBAŞKANININ ONAYI YETİYORDU.

Anayasada "TÜRKLERİN HUKUKU AMMESİ" başlığı altında sadece klasik ve BİREYSEL HAK VE HÜRRİYETLER tanınıyor; SOSYAL HAKLARA yer verilmiyordu.

Anayasada VATANDAŞLIK tanımının "TÜRKLÜK" üzerinden yapılması, 1924 Anayasasına konulan "TÜRKİYE'DE DİN VE IRK AYIRT EDİLMEKSİZİN VATANDAŞLIK BAKIMINDAN HERKESE 'TÜRK' DENİR" maddesiyle başlamıştır (m.88).

1960'a kadar yürürlükte kalan 1924 Anayasası döneminde, eylemsel siyasi rejim, anayasanın öngördüğü MECLİS EGEMENLİĞİ sisteminden farklı olmuştur.

(*)https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.htm

Devam edecek...
Old 31-01-2017, 04:08   #7
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

1920’den 2017’ye…
“Milli birlik ve Beraberlik “
“FESLİLER – SARIKLILAR – KALPAKLILAR “
İmparatorluktan ULUS DEVLETE…
Ümmetten Ulusa
Ya HİLÂFET ve SALTANAT ?

Görünen o ki, referanduma sunulacak olan Anayasa Değişikliğinin” (belki de Cumhurbaşkanı meclise geri gönderir!) “ ve sonrasındaki olası adımların “hareket noktası”, ilk meclisin (1920) kabul etmiş olduğu 29 Nisan 1920 tarih ve 2 No.lu “VATANA İHANET KANUNA” egemen olan görüştür. Yasanın 1. Maddesinde yazılmış olduğu üzere AMAÇ: VATANI, “HİLAFET VE SALTANATI” KURTARMAKTIR.

Nitekim bu görüş, 5 Eylül 1920 tarihli Nisabı Müzakere Kanunu’nun 1. Maddesinde de vurgulanmış, “Büyük Millet Meclisi, HİLÂFET VE SALTANATIN, vatan ve milletin istihlâs ve istiklâlinden ibaret olan gayesinin husulüne kadar şeraiti âtiye dairesinde müstemirren inikat edecektir” hükmüne yer verilmiştir.

VATAN KURTULMUŞTU… YA SONRA…. SONRA NE OLMUŞTU PEKİ…

Ümmet yerine HALK, Osmanlı yerine TÜRK, Türkiye, Şeriat yerine Cumhuriyet… Ve bir de Cumhurbaşkanı !

Üstelik bütün bunlar, “Halka sorulmadan, Referandum falan yapılmadan ! ” Mecliste şiddetli tartışmalar sonunda gerçekleşmiş, meclis içindeki ve dışındaki karşıt görüşler (Feslilerle, Sarıklılar) etkisiz kılınmış, “Kalpaklıların” bir ULUS yaratmak, yeni bir Devlet kurmak ülküsü gerçekleşme yoluna girmiş idi.

Meclis, olanla da yetinmemiş, Saltanat kaldırılmış (01.11.1922), Halifelik kaldırılmış (02.03.1924), “LAİKLİK İLKESİ” Anayasal hüküm olmuştu.

İlk Mecliste “FESLİLER – SARIKLILAR” grubunun savunduğu fikirler, görüş ve düşünceler, günümüze “ 2.Cumhuriyetçiler, Yeni Osmanlıcılar ve Laiklik yerine Sekülarizm” savunucularıyla, kuşaktan kuşağa taşınmış, beslenmiş ve yaygınlaştırılmaya çalışmıştır... Ne yazık ki, başarılı olamadıkları da söylenemez.

“ KURTULUŞ SAVAŞINDAN SONRA TÜRKİYE‟YE BİR DELİ GÖMLEĞİ GİYDİRİLMİŞTİR….Devlet alfabe değiştirir mi? Dil devrimi, dilimizi ve kültürümüzü devirdi, bizler de altında kaldık.” iddiası, sahip ve savunucuları için… İlk Meclisin “Milli birlik ve Beraberlik” ruhuyla, yasal hükümlere bağlamış olduğu “HİLÂFET ve SALTANAT” konusu unutulamaz ve Devrim Kanunları kabul edilemezdi..!

Geçen yıl 93. Yıldönümünü biraz buruk kutladığımız Cumhuriyetimizin “halkımıza giydirilmiş bir deli gömleği” olduğu düşüncesi… bir Ümmetten, bir ULUS yaratmanın olanaksızlığı fikrine dayanıyor… Gerçekten öyle mi…

Ümmetin “Padişahsız” ve “Halifesiz” bırakılmış olmasını, 1920 tarihli “VATANA İHANET” ve “NİSABI MÜZAKERE” kanunlarına aykırılık olarak gören, aldatıldığını düşünen, Sevr’e karşın Osmanlı’nın devam edebileceğini savunan anlayış, bugün “Anayasada değişiklik yapan Kanun” olarak, somutlaşarak karşımıza çıkmakla, ilk ve sonraki Meclislerdeki karşıcıların ve Sevr’in uygulanmasını talep eden, Lozan’ı asla hazmedememiş olan kimi devletlerin tarihsel arzu ve hedeflerine yeniden bir kapı açmıştır.

Osmanlı Meclisi Mebusan’ı İngilizlerin İstanbul’u ve meclisi işgali üzerine, kendi iradesiyle meclisi kapatmak zorunda kalmış idi.

Oysa, TBMM. de 21 OCAK 2017 tarihli “Anayasa Değişikliği Teklifinin “ yasalaştırması oturumunda, hiç bir zorunluluk yokken, kendini hukuken feshetmiştir.

07 Şubat 2017 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere çalışmasına ara veren meclis, son sözü halkımıza bırakmıştır.

HEDEF: 29 EKİM 2023… 100. YILINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ…

N’OLCAK ŞİMDİ….

Devam edecek.
Old 01-02-2017, 04:25   #8
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

TÜRKİYE‘NİN “SORUNLARININ” KAYNAĞI ULUS-DEVLET modeli mi? - ANAYASA(lar) mı?

KUVVETLER BİRLİĞİ’NDEN… KUVVETLER AYRILIĞINA
YASAMA – YÜRÜTME - YARGI
Neden PARLEMENTER Sistem ya da BAŞKANLIK Sistemi tartışması ?
ARABAYI MI BEĞENMİYORSUN, SÜRÜCÜYÜ MÜ ?.... AT, SAHİBİNE GÖRE KİŞNER....
DARBE ORTAMINDA – OHAL ORTAMINDA …
ANAYASA yapmak – ANAYASAYI DEĞİŞTİRMEK

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE ilişkin
Türkiye Barolar Birliği'nin Değerlendirme Yaptığı Hükümler :
1.Yargı yetkisi (m.9)
2.Milletvekili seçilme yeterliliği (m.76)
3.Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi (m.77)
4.Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri (m.87)
5.Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması (m.89)
6.Türkiye Büyük Millet Meclisinin faaliyetleri ile ilgili hükümler (m.93)
A. Toplanma ve tatil
7.Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları (m.98)
8.YÜRÜTME (m.101)
1.Cumhurbaşkanı
A. Adaylık ve seçimi
9.D.Görev ve yetkileri (m.104)

BAĞLANTILI HÜKÜMLER:
- Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (Teklif m. 9, Anayasa m. 104/17)
- Merkezi idarenin kuruluşu-Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (Teklif m. 15, Anayasa m. 126/3 ve 4)
- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği-Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (Teklif m. 19/B, Anayasa m.118/6).

http://anayasadegisikligi.barobirlik...gisikligi.aspx

ANAYASANIN BAŞLANGIÇ KISMINDA

“ KUVVETLER AYRIMININ, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve ÜSTÜNLÜĞÜN ANCAK ANAYASA VE KANUNLARDA BULUNDUĞU; (Değişik ibare: 4709 - 3.10.2001 / m.1) "Hiçbir faaliyetin" Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve LÂİKLİK İLKESİNİN GEREĞİ OLARAK KUTSAL DİN DUYGULARININ, DEVLET İŞLERİNE VE POLİTİKAYA KESİNLİKLE KARIŞTIRILAMAYACAĞI;….”Açıkça belirtilmiştir.

Ve…….. “ ANAYASANIN DAYANDIĞI TEMEL GÖRÜŞ VE İLKELERİ BELİRTEN BAŞLANGIÇ KISMI, ANAYASA METNİNE DAHİLDİR “ (AY.m.176)
Anayasada değişiklik yapılması hakkındaki Kanun,
TBB.’nin değerlendirdiği maddeler kapsamında anayasaya aykırı değil midir ?

Ve…. ANAYASAYA SADAKAT
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve ANAYASAYA SADAKATTAN AYRILMAYACAĞIMA; büyük Türk milleti önünde namusun ve şerefim üzerine and …” içmiş (AY.m.81)

ve buna rağmen Anayasada değişiklik yapılması hakkındaki Kanunun kabulü için oy kullanmış olan milletvekillerinin, Anayasaya SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞܒne kasten aykırı davranmış oldukları, anayasayı ihlal ettikleri, en azından biz hukukçular için, görmezden gelinecek bir olgu mudur?

Devam edecek…
Old 02-02-2017, 04:39   #9
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

DEVLETE VERİLEN HER YETKİ,
bireyin özgürlüğünü kısıtlar.

Ya bu yetki, pratikte YARGILANAMAYACAK tek bir insana verilirse …

CUMHURBAŞKANININ GÖREV ve YETKİLERİ (m.104)
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (Teklif m. 9, Anayasa m. 104/17)
- Merkezi idarenin kuruluşu-Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (Teklif m. 15, Anayasa m. 126/3 ve 4)
- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği-Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (Teklif m. 19/B, Anayasa m.118/6).

NEDEN YEMİN EDİLİR Kİ...

"Cumhurbaşkanı sıfatıyla,

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, ANAYASAYA, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE, DEMOKRASİYE, ATATÜRK İLKE VE İNKILÂPLARINA VE LÂİK CUMHURİYET İLKESİNE BAĞLI KALACAĞIMA, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve ÜZERİME ALDIĞIM GÖREVİ TARAFSIZLIKLA YERİNE GETİRMEK İÇİN bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim." (AY.m.103).

Anayasadaki YEMİN METNİNİ hukuksal gerekçelerle beğenmeyebilir, eleştirebilir, yeni bir metin önerebilirsiniz.. Ancak DEVAM EDEN MAÇIN ORTASINDA FUTBOLUN KURALLARINI DEĞİŞTİREMEYECEĞİNİZ GİBİ, cumhurbaşkanı olarak seçilmeden önce, içeriğini bile bile, “millet ve tarih huzurunda” yemin etmiş bir insandan da, hukuk adına, ANDINA SADIK KALMASINI beklersiniz.

ANDA AYKIRILIĞIN YAPTIRIMI NEDİR Kİ…?
ANDA AYKIRILIK, VATAN HAİNLİĞİ sayılır mı?

Vatana ihanet, vatan hainliği ya da hıyanet-i vataniye, meşru egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsayan suç türüdür. Tarih boyunca birçok hukuk sisteminde tüm suçların en büyüğü olarak değerlendirilmiş ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır.

ÜLKEMİZDE VATANA İHANET SUÇU

ilk kez Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Nisan 1920'de çıkarılan 2 numaralı HIYANET-İ VATANİYE KANUNU ile düzenlenmiştir. Bu kanun uyarınca, "Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine isyana yönelik sözlü, yazılı veya eylemli muhalefet ve fesatlıkta bulunanlar vatan haini sayılır."

15 Nisan 1923'te çıkarılan 335 sayılı Kanun'la, SALTANATIN İLGASINA İLİŞKİN KANUN'A VE MECLİSİN MEŞRUİYETİNE YAYIN YOLUYLA MUHALEFET ETMEK VATANA İHANET KAPSAMINA alınmıştır.
25 Şubat 1925'te Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na eklenen bir madde ile "DİNİ VE MUKADDESATI SİYASİ AMAÇLARA ESAS VE ALET ETMEK MAKSADIYLA CEMİYET KURANLAR" da vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır.

2 sayılı Hıyanet-i Vataniye Kanunu 12 Nisan 1991 tarih ve 3713 SAYILI TERÖRLE MÜCADELE KANUNU düzenlemesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

1924 ANAYASASI, Madde 27
BİR MİLLETVEKİLİNİN VATAN HAYINLIĞI ve milletvekilliği sırasında yiyicilik suçlarından biriyle sanık olduğuna Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamutayı hazır üyelerinin üçte iki oy çokluğu ile karar verilir …

https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.htm

1982 Anayasasında VATANA İHANET

Cumhurbaşkanının yargılanabileceği tek suç türü olup, (Anayasa 105/3- Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.) eski TCK ve 5237 sayılı yeni TCK’da terim olarak bulunmayan suç tipidir.
Ancak Türk Ceza Kanunu'nun DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAK, düşmanla işbirliği yapmak, devlete karşı savaşa tahrik, TEMEL MİLLİ YARARLARA KARŞI HAREKET, askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma, düşman devlete maddi ve mali yardım konularını işleyen 302-308. maddeleri, GELENEKSEL OLARAK VATANA İHANET KAPSAMINA GİREN SUÇLARI içermektedir.

devam edecek…
Old 03-02-2017, 03:54   #10
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Ilk Meclisten (1920) Günümüze...

1961 ANAYASASI
Kurucu Mecliste Kabul Tarihi : 27/5/1961

Halkoyuna Sunulmak Üzere

Tasarının Resmi Gazete ile İlanı : 31/5/1961

Kanunun Resmi Gazete ile İlanı : 20/7/1961 / Sayı: 10859

Kanun No Kabul Tarihi

334 9/7/1961

BAŞLANGIÇ

Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;

ANAYASA VE HUKUK DIŞI TUTUM VE DAVRANIŞLARIYLA meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı DİRENME HAKKINI kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;

Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;

“YURTTA SULH, CİHANDA SULH” İLKESİNİN, MİLLİ MÜCADELE RUHUNUN, MİLLET EGEMENLİĞİNİN, ATATÜRK DEVRİMLERİNE BAĞLILIĞIN TAM ŞUURUNA SAHİP OLARAK;

İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adâleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için;

Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân ve Onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adâlete ve fazilete aşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.

BİRİNCİ KISIM
GENEL ESASLAR

I. Devletin Şekli
Madde 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin Nitelikleri

Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve ‘Başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

III. Devletin Bütünlüğü; Resmi Dil; Başkent

Madde 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Resmî Dil Türkçedir.

Başkent Ankara’dır.

IV. Egemenlik

Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.

Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

V. Yasama Yetkisi

Madde 5- Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

VI. Yürütme Görevi

Madde 6- Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.

VII. Yargı Yetkisi

Madde 7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

VIII. Anayasanın Üstünlüğü ve Bağlayıcılığı

Madde 8- Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

IX. Devlet Şeklinin Değişmezliği

Madde 9- Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

HALKOYU
9 Temmuz 1961'de halkoyuna sunulan ve yüzde 61.5 oyla kabul edilen anayasa, kendi 157. maddesi gereğince "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası" oldu.

ANAYASA MAHKEMESİ
157 asıl, 11 geçici maddeden oluşan 1961 anayasası, diğerlerine göre, sosyal ve sendikal haklar alanında "demokratik ve ilerici" kabul edilmiştir. Bu anayasadaki değişiklikler daha çok meclisin içyapısı ve yetkileriyle ilgiliydi.
1961 Anayasası'ndaki yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulundan meydana geliyordu. Bu anayasanın yargı alanında getirdiği önemli bir yenilik, Yüksek Hakimler Kurulu oldu. 1961 Anayasası, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi gibi yüksek mahkemeleri de düzenledi.
1961 anayasasının yargı alanında getirdiği önemli yeniliklerden bir diğeri, kanunların Anayasa uygunluğunu denetlemekle görevli bir Anayasa Mahkemesi'ni kurmasıydı.

ASKERİ VESAYET
Anayasa, devleti, 2. maddesinde "insan haklarına dayalı" olarak nitelendirdi. Bu hükümle, devlet, "insanı temel değer olarak" kabul eden, "kendi varoluş nedenini insan haklarının korunması ya da gerçekleştirmesi" amacına dayandırıyordu.
1961 Anayasası "ASKERİ VESAYET"İN yerleşmesinde yol açmış oldu. Daha önce Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı olan Genelkurmay Başkanlığı 1961 Anayasası'nın 110. maddesiyle Başbakana karşı sorumlu kılındı.

SOSYAL DEVLET - SENDİKA, TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKLARI
Anayasanın yeniliklerinden bir diğeri de, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri arasına "sosyal devlet" kavramını eklemesiydi. Buradaki "sosyal devlet" ilkesi, 1924 Anayasası'ndaki yalnız kişisel özgürlükler için garanti sağlayan devlet düzeninden farklıydı.
46. maddesinde işçilere sendika kurma hakkı, 47. maddesinde "toplu sözleşme ve grev hakkı" gibi çalışma hayatını düzenleyen temel hak ve özgürlükler vardı. Böylece ilk kez sendika, toplu sözleşme ve grev hakları anayasayla güvence altına alındı.
Ayrıca, mülkiyet hakkının, özel teşebbüs hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği kabul edildi ve zirai üretimi düşürmeksizin çiftçiye toprak dağıtımı öngörüldü.


TEK PARTİ DÖNEMİNE DÖNÜŞ – PARTİ DEVLETİ
1920’den 2017’ye

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarının Almanya’da Hitler’in, İtalya’da Mussolini’nin ve Rusya’da Stalin‟in totaliter rejimler kurduğu yıllar olduğu hatırlanmalıdır !

ANAYASADA DEĞİŞİKLİK YAPAN KANUN, ANAYASAYA AYKIRIDIR.

YETKİ
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. BU YETKİ DEVREDİLEMEZ (AY.m7)

ŞEKİL
Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun GİZLİ OYUYLA mümkündür (AY.m.175)

KONU
Parlamenter Sistem yerine Başkanlık Sisteminin getirilmesi…
Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez (AY.m.4)

SEBEP
İddia edilen „Mevcut anayasa Türkiye’nin sorunlarını çözmek için uygun değil „ düşüncesi, anayasal hukuk düzenini, anayasaya aykırı olarak değiştirmek için hukuksal bir gerekçe sayılamaz.

MAKSAT
“Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” özdeyişinden hareketle “açığa vurulmuş olan “maksat”… „Darbe Anayasası“ denilen 2709 sayılı 1982 tarihli TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINI önce kısmen değiştirmek, sonra tümüyle ortadan kaldırıp, yeni bir anayasa yapmak.

HEDEF: 29 EKİM 2023 – CUMHURİYETİN 100.YILINDA “CUMHURİYET PARANTEZİ”Nİ KAPAMAK.


ÖZETLE : “ Hukuk, insan hayatını rastlantılara bırakmayan bir disiplindir. “

Tek insan rejimine …

Meclisin hükümsüz kılınmasına…

Başkan – Parti başkanı bütünleşmesine…

Demokrasinin yok edilmesine…

Can ve mal güvenliğinin tek insanın iradesine bırakılmasına…

Belirsizliğe…

Kutuplaşmaya…

Haklardan yoksun bırakılmaya…

Sorumsuz ve denetleyemeyecek Başkan Yardımcılarına…

Dinin politikaya alet edilmesine…

Parti devletine…

Anayasanın OHAL ortamında değiştirilmesine...
….
Önceki bölümlerde açıklamaya çalıştığım düşünce ve gerekçelerle karşıyım.

GÜNCEL DURUM :

“TBMM'de kabul edilen Anayasa değişikliği teklifi 12 gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayı için Cumhurbaşkanlığı’na” dün (02.02.2017) gönderilmiş. Bundan sonraki süreci bir başka sohbetimizde değerlendirmenin uygun olacağı düşüncesindeyim.

29 EKİM 1923 – 29 EKİM 2023

Cumhuriyetimizin 100. Yılını, anayasal temel niteliklerini ve farklılıklarımızı kültürel zenginliğimiz olarak kabul edip koruyarak, DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİNDE yaşıyor olmaktan duyduğumuz kıvançla kutlayacağımıza yürekten inanıyorum.

Zaman ayırıp düşüncelerimi okuyan ve okuyacak olan hukuk dostlarına teşekkür ederim.
Saygı ve sevgilerimle.

-------
Yararlanılan Kaynaklar:

http://www.barobirlik.org.tr/calisma...6_anayasa.aspx
http://www.anayasa.gen.tr/1961anayasasi.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa21.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa61.htm
Old 16-02-2017, 18:07   #11
Av.Magisnus1977

 
Varsayılan

Yazının tümünü okumaya zamanım yok ama ekleme yapmak da istiyorum.

Değişiklik teklifinin 8. maddesi ile Anayasa'nın 104 maddesi değiştirilmekte ve Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi getirilmekte. Bu yetki ile normlar hiyerarşisi ve idarenin yasallığı ilkesinin altüst olacağına inanıyorum. Ayrıca kanunların uygulanması için yönetmelik çıkarma yetkisi de çok kritik bir yetki. Kararnamelere karşı yargı yolu ve AYM yolu açık olsa da bunların iptali çok güç olacaktır. AYM deki üye seçimlerinin çoğunluğu Cumhurbaşkanının elinde aynı şekilde HSYK da da öyle.

90 yıllık oturmuş bir hukuk sistemini altüst etmenin ne anlamı var. Konunun bu bağlamda tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Old 27-02-2017, 13:13   #12
Av. Nezih Sütçü

 
Varsayılan

REFERANDUMA KONU ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME
Hiçbir siyasi partiye üyeliği bulunmayan ve hatta çok yüzlü (POLİ TİKLİ) siyaseti sevmeyen bir avukat olarak, son dönemdeki Anayasa değişiklikleri ile ilgili görüşlerimi gerçekten tarafsız olarak açıklama ve paylaşma gereğini duymaktayım. Aldığım eğitimler ve edindiğim birikimler beni vicdani olarak bu açıklamaları yapmaya zorlamaktadır.
Anayasamızda köklü değişikliklerin serbest ve özgür bir ortamda yapıldığı söylenebilir mi? Özellikle olağanüstü hal döneminde yapılan değişikliğin sağlıklı bir ortamda tartışıldığını kabul edebilir miyiz? TBB Başkanı sayın Metin Feyzioğlu tarafından avukatlara gönderilen telefon mesajında, Anayasa değişikliği ile ilgili bildirimde bulunan meslektaşların kimlik bilgilerinin açıklanmayacağının belirtilmesi, avukatlar üzerinde dahi bir baskı ve endişenin bulunduğu intibaını yaratmaktadır.
Yapılan değişikliklerin kamuoyunda, akademik ortamlarda sindirilerek tartışılması sağlanmadan çok hızlı bir şekilde Meclisten geçirilmesi de doğru mudur?
Tüm bunlar yanında, siyasi parti başkanları dahi bir araya gelip karşılıklı olarak halkın önünde ve bir televizyon programında köklü Anayasa değişikliğini tartışmamakta ya da tartışamamaktadır. Siyasi parti liderlerinin tek taraflı açıklamaları ile gerçekler tam anlamı ile gözler önüne serilememektedir. Tartışma sadece belirli bir akademisyen, hukukçu ve gazeteciler grubu arasında yapılmaktadır.
Normal düzeyde her vatandaş yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiği konusunda hemfikirdir. Yargı, yasama ve yürütmeyi denetleyen bağımsız bir organdır. O nedenle güçlü ve tam bağımsız bir yargı olmadan hiçbir sistem sağlıklı çalışamaz. Oysa, ülkemizde olağan dönemlerde dahi yargı sisteminin sağlıklı çalışmadığı bilinen bir gerçektir. Özellikle, iş yükünün fazla olması, davaların makul sürelerde sonuçlandırılmaması, yargı kararlarının uygulanmaması, yeterli personel ve ödeneğin sağlanmaması, yargının özel bir bütçesinin olmaması, kararı beğenilmeyen yargıcın başka yere atanması, yargıç hakkında disiplin ve cezai soruşturmalar açılması, yargıcın görevinin değiştirilmesi (hukuk hakiminin ceza hakimi yapılması, hakimin savcılığa atanması vs.) gibi uygulamalar nedeniyle yargı bağımsızlığının sağlanmadığı bilinmektedir.
Buna ilaveten, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra haklı nedenlerle de olsa bir çok hakimin ve savcının görevden alındığı, yerlerinin değiştirildiği, yeni bir yargılama düzenine (istinafa) geçildiği; yüksek yargıdaki yapılanmanın tamamlanmadığı (Yargıtay ve Danıştay’daki dosyaların uzun süredir incelenip karara bağlanmadığı) bir dönemde başkanlık sistemine geçilmesi ne derece doğrudur?
Ana muhalefet partisi ise, getirilmek istenen değişikliklere tamamen karşı gelmektedir. Oysa, bu değişikliklere bütünüyle karşı geldikten başka, kademeli bir şekilde, değişikliğin nasıl olması gerektiğine dair önerilerin de açıklanması gerekmektedir. Çünkü, mevcut sistemin iyi çalışmadığı ortadadır. Değişikliğe karşı gelmek yanında değişikliğin alternatiflerinin de sunulması veya nasıl olması gerektiğinin de açıklanıp, anlatılması zorunludur. Sadece, gerekçe sunarak karşı gelmek, tıkanıklıkların aşılmasını sağlamaz.
Yapılmak istenen değişikliklerin olumlu yönleri yanında olumsuzlukları ve bu olumsuzlukların nasıl aşılabileceğine dair görüşlerimi paylaşacağım.
OLUMLU YÖNLER:
1)Yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağına dair hükme “tarafsız” ibaresinin eklenmesine kimsenin bir itirazı olamaz.
2)Artan nüfus dikkate alındığında, milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılması da olumlu değerlendirilmelidir.
3)Milletvekili seçilme yaşının 25’den 18’e düşürülmesi de olumludur. Mecliste genç nesillere sembolik de olsa söz hakkı verilmesi sonucunu doğuracak düzenlemeye karşı gelinmesi anlamsızdır.
4)Askeri mahkemelerin kaldırılması da yargı birliğinin sağlanması bakımından olumludur.
5)Diğer maddeler Cunhurbaşkanlığı sistemi ile ilgili olup, bunları da olumlu değerlendiriyorum. Ancak sakıncalı gördüklerimi ve bu sakıncaların nasıl giderilebileceğini aşağıda paylaşacağım.
Ülkemiz gerçeğinde vatandaşlar partiye veya milletvekillerine değil, lidere oy vermektedirler. Bir başka anlatımla, lider dikkate alınarak parti seçilmektedir. Esasında padişahlıktan gelen köklerimizde ve genlerimizde tek kişiye bağlı duyma isteğinin ağır bastığını düşünüyorum. O nedenle başkanlık sisteminin ülkemiz insanlarına daha uygun olduğunu söylemek bir dereceye kadar mümkündür.
Yasama ve yürütmenin birbirinden tamamen ayrılması istikrarı bozabilir. O nedenle, bu ikisinin uyum içinde çalıştığı veya çalışmaya zorlandığı sistemler daha iyi işler. Örneğin, yasama meclisi çoğunluğu devletin daha çok yatırımlara ağırlık vermesi gerektiği gerekçesiyle devletçi bir anlayışa sahipken, Cumhurbaşkanı özel sektörün desteklenmesi ve geliştirilmesi yönünde görüşe sahipse, bu çatışan görüşlerin bir arada uzun bir süre ülkeyi yönetmesinin gerginliklere ve tıkanmalara neden olacağı açıktır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, en yüksek oyu alan veya lider partinin başkanının cumhurbaşkanı seçilmesi söz konusu olacaktır. Esasen yeni sistemde de bu şekilde bir oluşum kurgulanmakta ve teşvik edilmektedir. Gerçekten, milletvekili ve cumhurbaşkanı seçiminin aynı zamanda yapılması, en yüksek oyu alan parti başkanının da cumhurbaşkanı seçileceği varsayımını öne çıkarmaktadır. Bir lider için iktidarda son nokta Cumhurbaşkanlığıdır. Fakat, muhalefet partilerinin de uzlaşarak, ortak aday çıkarmaları mümkündür. Bu durumda, gizli bir koalisyonun oluşması ihtimali vardır.
AY m 103 gereği cumhurbaşkanı, “…üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim." şeklinde yemin edecektir.
Tarafsızlığın teminatı olan, Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesileceğine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ereceğine dair AY m 101/son hükmü yürürlükten kaldırılmaktadır.
Partisi ile ilişkisini sürdürme imkanı tanınan Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Özellikle mensubu olduğu partinin görüşleriyle taban tabana zıt bir parti veya parti sempatizanlarına karşı Cumhurbaşkanının tarafsız olması beklenemez. Cumhurbaşkanının taraflılığının doğurduğu olumsuz sonuçlar etkin ve bağımsız bir yargının oluşturulması ile giderilebilecekken, 13 kişilik Hakimler ve Savcılar Kurulunun 6 tanesinin doğrudan, kalan 7 tanesinin bir kısmı da dolaylı olarak cumhurbaşkanı tarafından seçilmesine neden olacak düzenleme yapılmaktadır.
Partisi ile bağını koparmayan cumhurbaşkanı, aynı zamanda parlementoda en çok milletvekiline sahip partinin başkanı olacağından, hem yasama, hem de yürütme yetkisini ele geçirmiş ve parti disiplini adına, istediği kanunları çıkartma imkanına sahip olacaktır.
Yasama ve yürütme arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği en büyük tartışmayı oluşturmaktadır. Yasaların birey (Cumhurbaşkanı) değil kollektif iradeyi temsil eden meclis tarafından yapılması esastır. Hem istediği yasayı yapma/yaptırma imkanına sahip olan ve hem de uygulayan Cumhurbaşkanının denetlenmesinde sıkıntılar yaşanabilir. Çünkü yargı, yasaların açık hükmüne aykırı karar veremez. Yürütme, yasamayı tamamen ele geçirirse, aleyhine alınan yargı kararlarını bertaraf etmek için yasa çıkaracaktır. İşte burada Anayasa yargısının güçlendirilmesi ile sorun aşılabilir. Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek mahkeme yargıçlarının tamamen veya büyük çoğunluğunun yargı mensupları ve avukatlar tarafından seçilmesi ile denge sağlanabilirdi. Anayasa Mahkemesinin kanun ve kararnamelerle ilgili hızlı bir şekilde karar vermesi, karar verme süresinin sınırlandırılması ve bu hususların anayasal güvencelerinin sağlanması gerekirdi. Bu durumda, aynı anda seçilen yasama meclisi ile yürütmenin başı partili Cumhurbaşkanı arasındaki ilişkinin devam etmesi bir sorun yaratmayabilir.
Cumhurbaşkanına üst kademe kamu yöneticilerini atama, görevlerine son verme ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleme yetkisi verilmektedir. “Üst kademe yönetici” kavramının ne anlama geldiği açıklanmamıştır. Bir kararname ile bunun kapsamdaki yönetici kavramı çok geniş tutularak, tüm yöneticileri atama yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmesi imkanı vardır.
Bundan başka, Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. “Yürütme yetkisine ilişkin konular” çok geniş kapsamlı bir kavramdır.
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
Yukarıdaki ifadeler çok muallaktır. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kanunla eşdeğer tutulmaktadır. Bunun Anayasaya uygunluk denetimi Anayasa Mahkemesince yapılacaktır.
Bir kararnamenin öncelikle temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler kapsamında kalıp kalmadığı, kalmıyorsa, mevcut kanun/kanunlara aykırı olup olmadığı ve sonuncu olarak da Anayasaya aykırılığı hep tartışma konusu olacaktır. Kanunlarla çelişen kararnameler iptal edilene kadar, çelişkili hükümlerin uygulanması nedeniyle doğacak kazanılmış hakların akıbeti belli değildir.
Bakanlıkların ve kamu tüzel kişiliklerinin kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebilecektir.
Bu kadar etkili bir yönetim gücüne sahip Cumhurbaşkanının gücünü dengelemek için aynı güç ve etkiye sahip bir yargı düzeninin kurulması zorunluluğu vardır. Kontrolsüz güç güç değildir. Yasama ve yürümenin birlikteliği ile doğacak gücü kontrol edecek yargıyı güçlendirecek anayasal düzenlemelerin bulunmaması nedeniyle diktatörlüğe dönüşüm ihtimali vardır. O nedenle yargının da en az yasama ve yürütme kadar güçlendirildiği başkanlık sistemine “EVET”, bağımsız ve tarafsız olmadığı her platformda dile getirilen ve bilinen mevcut yargı sistemi ile birlikte halkoylamasına sunulacak Cumhurbaşkanlığı sistemine ise “HAYIR” diyorum. Saygılarımla…
Old 27-02-2017, 17:10   #13
Av.Magisnus1977

 
Varsayılan

Av. Nezih Bey'e düşüncelerini belirttiği için teşekkür ederim. Bu zamana kadar ana hazırlayandan başka iki kişinin sohbete katılmış olması bence üzücü. Bizler bu konuyu tartışmayacaksak kimler tartışacak?

Nezih Bey, değişiklikle ilgili olumlu bir iki hususu belirtmiş. Öncelikle mahkemelerin "tarafsız" olacağına ilişkin getirilen ibare göze hoş gözükmekteysede gerekli yasal güvenceler alınmadan bir anlamı olmayacağı açıktır. Askeri mahkemelerin kaldırılması ise tartışmalı bir konu. Yargı birliğinin sağlanması olumlu olsa bile bu mahkemelerin kuruluş amacı ve işlevi açısından özel teknik bilgiye sahip, uzmanlık mahkemesi olmaları bağlamında kaldırılmalarının ne derece doğru olduğu tartışılabilir.Bu mahkemelerin işyükünün olağan mahkemelere geçmesi gibi sistemi zorlaştıracak konular var.Bu değişikliğin ne derece üzerinde düşünüldüğü bilinmemekte, sanıyorum canımız istedi kaldırıyoruz gibi bir bakış açısı var.

ASIL KONU ise "Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir." yolundaki paragraf.

1- Anayasada kanun ile düzenlenmesi gereken bir konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıktı. Ne olacak? İptal davası ile AYM'ye gidecek. Üyelerinin yarısından fazlasının Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği bir heyet "tarafsız" karar verebilecek mi?

2- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanun hükümleri farklı ise kanun hükümleri uygulanır. Uygulamayı yapacak olan kimdir, idare yani yürütme. Farklılığın ayırımı nasıl yapılacak, belli değil. İdare mahkemesine dava açmak mümkün ancak nasıl bir sonuç çıkar tartışılır.Üyelerinin çoğunluğunun Cumhurbaşkanı tarafından atanan HSYK gözetiminde olan bir idare hakimi kararname yerine kanunu tercih ederken ne derece kendisini değişiklikle getirilmiş "tarafsızlıkla" güvence altında hissedecektir.

3- Aynı konuda kanun çıkarılması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir ama acaba o kanun çıkabilir mi? Cumhurbaşkanı bu kanunu veto eder, meslis 2/3 çoğunlukla kanunu tekrar çıkarmak zorunda. Bu seferde kanunu Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesine gönderebilmekte.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 2 üyesi heyetten çıkarılıyor. 2010 değişikliğinde bireysel başvuru sistemi getirildiği için sayısı artan heyetin şimdi de azaltılması sistemin iyi düşünülmediğinin işaretidir. Acaba bireysel başvuru yoğunluğu gözetilirse ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesine karşı açılan davalar düşünülürse mahkemenin işyükü ne duruma gelecek?

Değişiklik teklifinin iyi hazırlanmadığı açıktır.Cumhurbaşkanı kararnamesi ile ilgili açılacak davalar adli sistemi çok uğraştıracaktır.

Tartışmaya yeni düşüncelerin katılması umuduyla.
Old 03-03-2017, 12:07   #14
Av.Muhammet Aydın

 
Varsayılan Hukuki değerlendirmeli ve gerekçeli,Niçin evet !!!

Madem;hukuki dinlenilirlik zemininde Evet ve Hayrı Gerekçeleri paylaşılıyor O zaman bizde aşağıda bu yöndeki görüşlerimizi paylaşmak isteriz;öncelikle çok zorlu geçeceği belli,16 NİSAN 2017 referandum sürecinde,"Evet" lehine, toplumda hissedilen,bilgi- değerlendirme ve argüman eksikliğine faydalı olması umuduyla, "niçin Evet" sorusunun cevabını aradığımız, bu karşılaştırmalı ve gerekçeli anlatımımın,öncelikle hukuki değerlendirmemizin,akıl ve mantık süzgeciyle de,desteklendiği bir anlatım yapılacaktır.Bu gerekçelerle,kaleme alınan, Anayasa değişikliğini içerir referanduma konu, 18 maddelik metindeki,her bir maddenin, eski düzenlemeden ne gibi farklılıklar getirdiği ve niçin tercih edilerek, "evet" denmeyi hak ettiği hususları ayrı ayrı ve elden geldiğince detaylı anlatılmıştır. Faydalanıldıktan sonra,çoğaltılarak, referandum gününden önce, elden geldiğince daha çok insana ulaşması, dileklerimle, NİÇİN EVET;
1-Referanduma konu Anayasa teklifinin 1. maddesiyle;Anayasa'nın, "Yargı yetkisi" başlıklı 9.maddesinde ki, yargı yetkisinin, Türk milleti adına "...bağımsız.." mahkemelerce kullanılacağına dair hükme,"tarafsız" kelimesi de eklenerek, yargı yetkisinin "Bağımsız ve tarafsız" mahkemelerce, kullanılacağı şeklinde değişecektir.Evet çünkü;bir yargı, bağımsızlığını kazanmış olsa da, tarafsızlığı içselleştirmezse (sindirmemişse),salt bağımsızlık, adalete erişimi sağlamayacak ve olası tarafgirlik, adaletin tesisini önleyecek yada sakatlayacaktır.Yargıda tarafsızlık; bir tarafa yakın olmamayı gerektirdiği gibi ,siyasi veyahut da ideolojik benzerliklerin dahi, hakimin kararlarını etkilemesinin önüne geçmeyi,amaç edinmiştir. Bu bağlamda,bağımsızlığın da en önemli sigortası,olacak olan,tarafsızlık, tek başına mevcut bağımsızlığın,bir başı bozukluğa yol açmasını da engelleyecektir.Dahası bağımsızlık, yargının dışsal kaynaklı etkilerden korunarak,eğilip bükülmesini engellediği gibi, tarafsızlıkta yargı sürecindeki, aktörlerin tamamının ve özellikle de yargıçların,içsel ve kişisel kaynaklı etkilerle,adaletten uzaklaşmasını ve eğilip bükülmelerini yada bir tarafa meyletmelerini engelleyecek, ana sigorta olacaktır. Bu şekilde, yargı ile adalet arayan tarafların,dünya görüşü yada kişisel görüş farklılıklarının, insanların, adalete kavuşmasının önünde bir engel olmaması, güvence altına alınacaktır.Bu güne kadar, yargıda tarafsızlığın, Anayasal bir güvenceye alınmaması, büyük bir eksiklik olup,bu eksikliği telafi eden ve yargının tarafsızlığına da Anayasal bir kimlik kazandıran, ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE ve DOLAYISI İLE REFERANDUMUN 1. MADDESİNE,EVET...
2- Referanduma konu Anayasa teklifinin 2. maddesiyle;Anayasanın,Milletvekili sayısını düzenleyen 75. maddesinde değişikliğe gidilerek,milletvekili sayısının 550 'den 600'e çıkması öngörülmektedir. Değişikliğin gerekçesinde de, belirtilen şekliyle, ülkemizdeki 80 milyona yaklaşan nüfus artışının doğal bir sonucu (80 milyonluk Almanya'da 630 milletvekili, 66 milyonluk Fransa'da 577 milletvekili ve 56 milyonluk İngiltere'de de 650 avam kamarası milletvekili bulunmaktadır) olarak, milletvekili sayısı arttırıldığı gibi bu düzenleme aynı zaman da, siyasi partiler ve seçim kanunundaki, olası sistem değişikliğinin de önünü açacaktır.İlerde yapılması planlanan, dar veyahut da, daraltılmış bölgeye dayalı, seçimlerde,halkın bire bir, milletvekilinin ismine oy kullanması halinde,sadece popilist gerekçelerle ve yeterli uzmanlığı olmayan insanların, milletvekili kadrolarını tamamen doldurması ihtimaline binaen, sigorta görevi yapacak olan,100 milletvekilinin, tüm Türkiye milletvekili, kontenjanı olmasına, hazırlık olması bağlamında yapılan bir düzenlemedir.Meclise giren, her partinin, ihtiyacı olan ve uzmanlık gerektiren, ihtisas konularında yetişmiş insanların da, Mecliste olmasını sağlamak amacıyla, milletvekili sayısı sayı 600'e tamamlanmaktadır.Milletvekillerinden 500'ü bizzat halk seçimi ile ve geri kalan 100 milletvekili de,partilerin, aldıkları oyun, yüzdesi oranınca, kontenjan milletvekili olarak, meclise girmesi sağlanacaktır. Eksik ve hatalı olduğu yıllardır söylenen ve bilinen, seçim kanunu ve siyasi partiler kanunun, değişmesine zemin hazırlaması ve seçim sistemine, milletvekili sayısının adapte edilmesi için,artan nüfusun sayısal olarak da mecliste temsil kabiliyetinin arttırılması için, ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE ve DOLAYISI İLE REFERANDUMUN 2. MADDESİNE DE EVET...
3- Referanduma konu Anayasa teklifinin 3. maddesiyle;Anayasanın, Milletvekili seçilme yaşını düzenleyen 76. maddesinde,değişikliğe gidilerek,seçilme yaşının 25'ten 18'e indirilmesi ve askerlikle ilişiği olanların milletvekili adaylığına, başvuramaması öngörülmeektedir..Öncelikle, doğru ve haklı olarak,seçilme yaşı 18 olan,Avrupa Birliği ülkelerinin 3/4'yle, uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Hali hazırda seçilme yaşı sınırı olan 25 ve üstü 30 yaşa kadar ancak 9 milletvekilinin mecliste olduğu, düşünüldüğünde, esasında daha da azaltılan seçilebilme yaşının,gençlerin siyasete ilgisi ve hevesini arttırmak ve siyasi girişim ruhunu kamçılamaktan öte,gençlere toplumsal bir mutabakat olan Anayasada,dile getirilmiş,somut bir güvenin göstergesi ,olması bağlamında,olumlu buluyorum.Atatürk'ün, gençlere emanet ettiği bir ülkenin, yine aynı gençlerin, kısmi de olsa bir kısmı tarafından idare edilmesinde, bir mahzur görmediğimden ve vatan hizmeti olan milletvekili olduktan sonra,yine bir vatan hizmeti olan askerlikten muaf tutulma sonucu doğuracak maddenin, doğru ve doğal olduğunu düşündüğümden, ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE REFERANDUMUN 3. MADDESİNEDE EVET...
4- Referanduma konu Anayasa teklifinin 4. maddesiyle; Anayasanın, TBMM seçimlerini düzenleyen 77. maddesinde değişikliğe gidilerek, madde içeriğine, Cumhurbaşkanlığı seçimleri de eklenmek sureti ile yeniden düzenlenmiştir.TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 5 yılda bir, aynı gün yapılmasını öngören teklifle, Cumhurbaşkanının 5 yıl olan görev süresi, aynen korunuyor ve sistemin işleyiş zorunluluğundan,her iki seçimin de aynı gün yapılması öngörülmektedir. Bunun yanında, Türk siyasi hayatında hiç bir partinin sabit oyu olmadığı ve partilerin zamanla oy oranlarının değişebildiği, düşünüldüğünde,önce yapılacak seçimlerden sonra ,seçim ve seçmen tercihini etkileyecek provakatif ve/veya kasıtlı girişimlerle, ikinci yapılacak seçimin sonucunu etkileme yada ertelemeye yönelik çalışma ve girişimleri de engellemek için, seçimlerin aynı gün yapılması elzemdir. Dahası,yasama ve yürütmenin aynı anda ve aynı siyasi konjoktürde seçime girmesi,aynı yada benzer ve uzlaşı sağlayabilecek görüşlerin, yakın oy almasını da sağlayacağından, yasama ve yürütme arasındaki uyum ihtimalini arttıran bu düzenleme istikrarı da destekliyor olmaktadır.Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı sistemi gereği, aynı güçteki iki erkin de, halktan yetkiyi aynı anda alması,farklı zamanlarda seçim olması halinde önce seçilen gücün diğerinin seçimlerini ve egemenlik sahasını işgal çabasını engelleyerek, tarafların müstakil egemenliklerini korumasını,temin edeceği için,meclis seçimlerinin yapılma süresinin, 4 yıldan 5 yıla çıkarılıyor olması ve her iki seçiminde aynı gün yapılması şeklindeki,düzenleme ile her iki gücün uyumu ve birbirlerine karşı güçler ayrılığının tesisini temin ettiği için,doğru ve gerekli olduğunu düşündüğümden, ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE REFERANDUMUN 4. MADDESİNEDE EVET...
5- Referanduma konu Anayasa teklifinin 5. maddesiyle; Anayasanın, Meclisin görev ve yetkilerini düzenleyen 87. maddesinde değişikliğe gidilerek,madde içeriğinde meclisin görevleri aynen sayıldıktan sonra,eski düzenlemede bulunan "...Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek.." yetkisi,meclis görev ve yetkilerinden, çıkartılmıştır.Öncelikle daha önceki, yasama görevini yürüten meclis yetkilerinden olan "...kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek, milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, TBMM üye tam sayısının 5'te 3 çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek, anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek..." aynen korunmuştur. Kelime anlamı ile denetlemek "Bir işin doğru ve usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını incelemek, murakabe etmek, teftiş etmek, kontrol etmek" manasına gelip, yeni sistemde Bakanları ve Cumhurbaşkanı yardımcılarını denetlemek ve dolayısı ile bunlara siyasi hesap sorma yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanına verilmiştir.Yine anayasanın yeni oluşan sistematiğine göre, Bakanlar Kurulu kaldırılmış olup, yerine kurulan Bakanlar ve Cumhurbaşkanı yardımcılarından oluşan,başkanlığını Cumhurbaşkanının yaptığı yürütmede ,Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlarının, görevle ilgili bir suçlama olması hariç, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları bundan başka meclise karşı hiç bir siyasi sorumluluklarının bulunmadığı görülmektedir. Bu şekliyle,yürütmenin ,yasama ile bağları yeni sistemde gevşetilmiştir.Güçler ayrılığı ilkesi, zorunlu olarak,HER GÜCÜN,KENDİ EGEMENLİK ALANI İÇERİSİNDE, DAHA ETKİN,DAHA GÜÇLÜ VE DAHA BAĞIMSIZ OLMASINI DA GEREKTİRMEKTEDİR. Unutmayalım ki meclis çatısı altındaki en büyük güç olan, kanun yapma gücü, yürütmenin yani yeni sistemdeki başkanlığını, Cumhurbaşkanının yaptığı,Cumhurbaşkanlığı hükümetinin, elinden alınmıştır. Buda aynı şekilde güçler ayrılığının doğal ve olması gereken bir sonucudur. Denge ve denetim bu şekilde korunmaktadır. Esasında zaten, meclis soruşturması kurumu ile bakanları da denetleyip, haklarında soruşturma açabilecek olan meclisin, birde günü birlik denetim yetkisine,bu şekilde devam etmesi,Bakanların sorumlu oldukları makam konusunda kafa karışıklıklarına yol açacaktır.
-Yeni sistemde,Bakanları, direkt Cumhurbaşkanı belirlemekte ve ancak belirlenen bu kişilerin bir kez de meclis onayından geçmesi kurumu yani bakanlar kurulunun birde yasamadan güvenoyu alması sistemi kaldırılmıştır. Bu şekilde,Cumhurbaşkanı ile yardımcıları ve bakanları arasında,meclisten bağımsız, daha sıkı bir bağ kurularak, bu kişilerin yasama şemsiyesinden uzaklaştırıldığı ve hatta milletvekili iseler bu üyeliklerinin bile kalktığı bir sisteme geçilmiştir.Yasama meclisine,AYRI VE BAĞIMSIZ BİR KUVVET OLMASININ MEŞRUİYETİNİ SAĞLAYAN, CUMHURBAŞKANININ HALK OYU İLE SEÇİLMESİNİN,KENDİNE VERDİĞİ, EŞİT HAK SEBEBİ İLE BU GÜCE ORTAK OLMA SONUCUNU DOĞURABİLECEK BİR DENETLEME YETKİSİ DE VERİLMEMİŞTİR. Yasama bu şekilde ,ayrı bir güç olarak yürütmenin siyasi bir tercihi olan bakanları ve yardımcılarının, ne seçimine ne de iş ve fiillerinden dolayı yaptıklarına müdahale edemeyecektir.Bakanların ve Cumhurbaşkanı yardımcılarının, günü birlik siyasetlerini,denetleme görevini cumhurbaşkanının yanında bir de yasamaya vermek, bakanların hatalı siyasi kararlarından dolayı,seçiminde hiçbir yetkisi olmayan,yasamayı da, bakanların hatalı kararlarından sorumlu tutmak manasına gelmektedir.Seçemediği,güvenoyu vermediği bir hükümeti denetlemeyle meclisi, sorumlu tutmak çok hatalı olacaktır.Bunun yanında,artık siyasi sorumluluğu bulunan Cumhurbaşkanına da,yürütmenin başı olarak çalışacağı kişileri seçme ve onlara görev dağılımı yapabilme hakkı vermemekte aynı derecede hatalı olacağından, kuvvetler ayrılığı prensibinin,doğal sonucu olarak meclisin bakanları denetleme yetkisi olmaması normaldir.Bu kişilerin, bizzat sorumlu oldukları,makamın,Cumhurbaşkanı olması, denetim görevinin de,cumhurbaşkanı tarafından icrasını da zorunlu kılar.Bir an için Cumhurbaşkanının yanında bu yetkiyi birde, meclise verdiğimizi düşündüğümüzde,bu sefer karşımıza,çift başlılık,yetki karmaşası,sorumlunun tam belirlenememesi,(bakanın hatalı siyasi ve idari kararının sorumluluğunu Cumhurbaşkanına mı meclise mi yükleyeceğiz?) tarafların siyasi sorumluluktan kaçması sonuçlarını doğuracaktır.Madem,halk yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanlığına birini seçmiş,bu güven zorunlu olarak onun oluşturacağı kadrolara da güven yani güven oyu olup, bu sefer o kadrolardaki hatanın vebalinin yada başarısının da, Cumhurbaşkanının bir sonraki seçimlerde önüne koyulabiliyor olması için, meclisin bakanları denetim yetkisi kaldırılmıştır.
- Ayrıca bakanlar kurulu ve kanun hükmünde kararname kurumu da, kaldırıldığından, madde metnindeki buna yönelik hükümlerde kaldırılmıştır.(Ancak kanun hükmünde kararnameye yerine benzer bir kurum olarak gelen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kurumu aşağıda irdelenmiştir.) Bu şekilde Anayasada yapılan değişiklikle bakanlar kurulu ve bakanları,denetleme yetkisinin meclisin, görev ve yetkilerinden çıkartılması,cumhurbaşkanının yürütmenin başı olarak kendi seçtiği yardımcı ve bakanları üzerindeki etkinliğini artıracak olup, günü birlik dışsal müdahaleleri engelleyeceği ve bu kişilerin siyasi sorumluluklarını üstleneceğinden gerekli ve anlamlı olduğu için,güçler ayrılığını pekiştirdiği ve bu şekilde,herkesin sorumlu olduğu makamları net çizgilerle belirlemesi ile yetki karmaşasını ortadan kaldırdığı için,ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 5. MADDEYE DE EVET.
6- Referanduma konu Anayasa teklifinin 6. maddesiyle; Anayasanın, Meclisin yürütme organından bilgi edinme ve denetleme yetkisini düzenleyen 98. maddesinde,değişikliğe gidilerek,TBMM'nin bilgi edinme ve denetleme yetkisi yeniden tanımlanmış,bazı kurumlar kaldırılmış ve bazı kurumlarda güçlendirilmiştir.Öncelikle,Cumhurbaşkanı ve bakanların,hükümet olarak fiilen mecliste yer almamaları sebebi ile fiziken kullanılması da imkansız hale geldiğinden, mecliste sözlü soru usulü kaldırılmıştır. Bunun yanında, siyasi sistemde,60 yıllık mazisi olan, gensoru yöntemi de, bu güne kadar,meclis gündemine gelen,261 gensorunun,sadece 2 adetinin kabul edilmesi sebebi ile düşünüldüğü kadar işlevsel olmadığı için kaldırılmıştır. Bunun yanında, bilgi edinme yöntemlerinden olan yazılı soru kurumu,daha güçlendirilmiş, sözlü soru düzenlemeden çıkartıldığı için, yazılı sorunun,daha önce olan hantallığı kaldırmak ve cevaba ulaşma süresini belirli hale getirip, kısaltmak için, yazılı soruda, cevap için yürütme erkine,Anayasal bir süre sınırlandırması getirilerek,15 günlük süre içinde cevap sorumluluğu getirilmiştir.Yazılı soruya 15 günlük cevap süresi; belirlenmesi,bu şekilde yürütmenin olası cevap verme hususundaki isteksizliklerini ortadan kaldıracak, sürecin belirsizliklerini ve soruların sümen altı edilmesini önüne,güçlü bir anayasal engel koyacaktır.Bu şekilde yazılı sorunun, yine milletvekilleri tarafından bilgi edinme amacıyla kullanılacağı, ve ancak Başbakana yazılı soru sorulabilirken yeni düzende, vekillerin bu kere cumhurbaşkanına değil ama Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarına imkan tanındığı görülmektedir. Bunun yanında, değiştirilen anayasa metninde, meclisin,denetim ve bilgi alma yetkisini kullandığı, Meclis araştırması ve genel görüşme kurumları aynen korunmuştur.
-Burada özellikle üzerinde durulması gereken ve tartışmalara yol açan konu, meclis soruşturması, kurumunda yapılan, değişiklikler ve bunun gerekçesinin anlaşılmasıdır. Anayasada yapılan bu değişiklikle,meclisin yürütme organını denetlediği, en güçlü kurumlardan olan meclis soruşturması kurumu,kısmen korunmuşsa da, teklifi,oylanması ve kabulü şartları, eski düzene göre biraz daha ağırlaştırılmıştır Buna göre "... Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106 ncı maddenin beşinci altıncı ve yedinci fıkraları(Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir..Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir vesair), uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir..." şeklinde değiştirilmiştir.
-Meclisin denetim yetkisinin, yasama ve yürütmedeki güçler ayrılığı ve bu ayrılığın doğal sonucu olarak,her bir gücün yekdiğerinin görev ve etkinlik alanına müdahalesinin, minimuma çekildiği bir sisteme geçilmiştir.Aksinin kabulü halinde yani, her hangi bir erkin, orantısız( diğer güce aynı yada benzer bir denetleme yetkisi verilmeksizin) bir şekilde,diğer gücün siyaset alanına müdahalesine, imkan sağlanması halinde,güçler ayrılığından değil ve ancak yasamanın veyahutta yürütmenin diğer güce tahakkümünden söz edilebilecektir. Anayasamızın kabul ettiği sert Kuvvetler ayrılığında, artık parlamenter sistemin kodları ile yeni sistemi okumamak gerekmektedir. Yani,parlamenter sistemdeki, halk gücünün ve meşruiyetin kaynağının sadece parlamentoda olduğu sistemden, artık halk gücünün, ikiye ayrıldığı ve aynı anda hem meclisçe ve hem de Cumhurbaşkanınca kullanıldığı bir sisteme geçilmektedir. Bu sistemin doğası ve zorunluluğu gereği, her ki kuvvet de, gücünü ve meşruiyetini direkt halktan almakta ve bu sebepten, asıl hesap verilen ve verilmesi gereken yerde,kuvvetlerin birbirisi, değil sadece halk ve hukuk olmaktadır. Eski sistemde nasıl meclise "...meclis sapıtırsa bunu kim denetler,meclis salt çoğunluğun diktası mıdır?" demiyorduysak ve meclisi hal egemenliğinin kullanıldığı yer olarak görüyorsak ve denetimini,kamuoyu,medya,sivil toplum kuruluşları,hukuki kurumlar ve seçimler vasıtası ile yapıyorduysak,şimdi bu denetim yoları, genel hatları ile yürütme içinde uygulanıyor olacaktır. Bu bağlamda meclisin,kendi içinden çıkan başbakan ve güven oyu verilerek göreve başlayan bakanlar kurulu ve yine bizzat meclisin seçtiği Cumhurbaşkanı sistemi kalktığı ve halkın seçtiği Cumhurbaşkanı ve yine bu Cumhurbaşkanının belirlediği yürütme organı sistemine geçildiğinden, ARTIK YASAMANIN YÜRÜTME ÜZERİNDEKİ DENETİM YETKİSİ,SINIRLANDIRILMIŞ OLMAKTADIR.Aksinin kabulü halinde,sert kuvvetler ayrılığından ve seçilmiş Cumhurbaşkanlığı sisteminden,bahsedilmeyecek ve meclisin kontrolündeki yetkileri sınırlı ve ancak sorumlulukları yüksek ve yasamaya bağımlı bir yürütme organından bahsedilecektir. ARTIK YENİ SİSTEMLE NE YASAMANIN NE DE YÜRÜTMENİN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HEGOMONYASI KALMAMIŞTIR.YÜRÜTMEYE DE YASAMA GİBİ ÖZGÜR BİR SORUMLULUK ALANI TANINMIŞTIR. İşte tamda burada,denge ve denetleme mekanizması devreye girerek, Cumhurbaşkanının yasamadan, güç almadığı müddetçe, MECLİSTE KANUN YAPTIRAMAYACAĞINDAN VE EN ÖNEMLİSİ YÜRÜTME OLARAK KANUN TEKLİFİNDE DAHİ BULUNAMAYACAĞINDAN BAHSETMELİYİZ. Evet, yeni sistemde ,yürütme olan Cumhurbaşkanı, yani hükümetin,bütçe hariç, kanun teklifi sunma hakkı kalmamıştır. ARTIK SERT KUVVETLER AYRILIĞINDA, YASAMANIN ANA VE ASLİ GÖREVİ;GELİŞMİŞ ÜLKE NORMLARINDA KANUN YAPMAK, YÜRÜTMENİN ASLİ GREVİ; BU KANUNLARI SİYASİ VE İDARİ OLARAK UYGULAMAK VE YARGININ GÖREVİDE;HER İKİ KURUMUN HUKUKA,UYGUNLUĞUNU DENETLEMEKTİR. Her güç de, kendi içerisinde bir özgürlük ve bağımsızlık alanında, yaşayacak ve her iki gücüde bağımsız ve tarafsız mahkemeler denetleyecektir.ARTIK PARLAMENTER SİSTEM KODLARINDAN, KURULUP YÜRTÜMENİN BAŞININDA AYRI VE BAĞIMSIZ BİR GÜÇ OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKMEKTEDİR. Her iki gücünde, ana denetleyicisi ve sigortası,halktır ve yargıdır. Nasıl parlamenter sistemde, yasamanın ve onun içinden çıkan yürütmenin denetimi, yargıyla sağlanıyorsa, işte bu kez de yasama içinden çıkmayan ve ayrı bir seçimle ve meşruiyet kaynağı ile göreve gelen,Yürütme erkinin de sorumlu olduğu yer, hukukun kendisi ve seçimler yolu ile halktır.Burada, denetim gücü eskisine oranla gücün kaynağına, yani hukuka uygunluğa ve halk desteğine bağlanmış olmakla,iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için vesayet kurumlarına (367 garabeti,e-muhtıralar, koalisyon pazarlıkları ve vekil transferleri vesair) BEL BAĞLAMA AHLAKSIZLIĞI, ENGELLENMİŞ OLMAKTADIR.
-Bu bu izahatlardan sonra,denge-denetim ilişkisi gereği, yasamanın yürütmeyi,onun ayrı bir güç olma vasfını zedelemeyecek, usul ve şartlarda denetiminin de yolu korunmuştur Buna göre üye tamsayısının 1/10 ile verilebilecek soruşturma önergesi, salt çoğunluğun yarısına çıkartılmış ve sonrasında,soruşturma açılması,önceden meclis basit çoğunluğu ile olabilecekken bu kere,3/5 oranında bir çoğunluk aranmıştır. devamında,yüce divana sevk kararı esasen hükümet güven oyu oranı da olan meclis üye tam sayısının, salt çoğunluğuna çıkartılmışken yeni düzenlemede,2/3 oy oranı ile ancak yüce divana gönderme hakkı verilmiştir. Yapılan değişiklikle güçlerin kontrolsüz bir şekilde tam bağımsızlığı öngörülmemiş ve şartları ağırlaştırılmış olsa da her iki kuvvet arasındaki ilişki ve denetim eskisine oranla zayıflatılmıştır.Yine güçler arası dengenin korunması bağlamında, Cumhurbaşkanı da meclisi denetlemek anlamına gelecek şekilde, Cumhurbaşkanına,Anayasa madde 116 ile meclis seçimlerini yenileme hakkı verilmiştir ki,bağımsız olan, her iki gücün karşılıklı suistimalinin önüne geçilmiştir. Ve yine,Cumhurbaşkanının, meclisi fesh yetkisinin, kendi içerisinde suistimalini önlemek içinde; meclis seçimlerinin yenilenmesi kararı alması halinde halin de, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de otomatikman yenileneceği öngörülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken bir şey vardır ki oda, öncelikle meclis tarafından cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açıldığında Anayasanın 105. maddesi devreye girerek "...Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz.Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer..." amir hükmü ile Cumhurbaşkanının kendisi hakkında soruşturma açan meclisi cezalandırma hakkı elinden alınmaktadır.Sırası ile denge ve denetleme mekanizmaları kurulmuş ve güçler arasında uyum sağlayacak,kurallar korunmuştur. Her bir güç kendi içindeki bağımsızlığını koruyup, karşılıklı denge ve denetime elverdiği ,daha net ve belirli bir denetim mekanizması getirildiğinden ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 6. MADDEYE DE EVET.
7- Referanduma konu Anayasa teklifinin 7. maddesiyle; Anayasanın, Cumhurbaşkanın,adaylığı ve seçimini düzenleyen 101. maddesinde değişikliğe gidilerek,öncelikle,102. maddesiyle birleştirilip,adaylık ve seçim şekli tek maddeye indirilmiştir. Madde içeriğinde,Cumhurbaşkanının adaylık şartları açıklanırken nitelikleri de sayılmış, ve eski metinden farklı olarak,artık halk tarafından seçildiği ve direkt yürütmenin fiilen ve siyaseten de,başı olması sebebi ile siyasi bir aktör olduğundan,seçildikten sonra "partisi ile ilişkisi kesilir" hükmü, madde metninden çıkartılarak, Cumhurbaşkanının, partili olmasının yolu açılmıştır. Bu şekilde cumhurbaşkanının hem seçimler sırasında ve hemde görevi sırasında,siyasi bir aktör olarak kabul edildiğinden, tarafsız olma zorunluluğu ve niteliği anayasadan çıkartılmıştır.Anayasa metninde Cumhurbaşkanı adaylığı için, olması gereken diğer nitelikleri aynen tekrar edilerek (yaş, vatandaşlık milletvekili seçim yeterliliği gibi) aday gösterilme sürecinde bir kısım demokratik değişiklikler yapılmıştır.Bunlardan ilki,Cumhurbaşkanın,meclis dışından aday gösterilmesinde ki, 20 milletvekili imzası ile Cumhurbaşkanı adayı olma şekli, kaldırılmış,bunun yerine,halkın demokrasiye doğrudan katılımını sağlayan ve demokratik bilinci geliştirir şekilde, yüz bin seçmen tarafından da Cumhurbaşkanlığına aday gösterilme süreci geliştirilmiştir. Bundan başka,Cumhurbaşkanı adayı,gösterebilmek için, bir partinin son seçimlerde en az %10 oy alma şartı yumuşatılarak,demokratik temsil kabiliyetini,güçlendirmek için, bu oy oranı %5' indirilmiştir.
-Devamında da,Cumhurbaşkanı seçim şekli belirlenerek,çoğunluk oyu ile seçim şekli ve çoğunluğun ilk seçimde sağlanamaması halindeki iki kademeli seçim şekli ve oy kullananların, çoğunluğunun oyunu alması halinde seçilmiş olacağı şeklinde kalıp bir seçim prosedürü belirlenmiştir.Seçimle gelen, Cumhurbaşkanının siyasi bir aktör olduğu,ilk ve/veya ikinci seçimi kazanmasının yolunun,halkın güvenini kazanmak ve onlarla olan iletişimine ve yönetiminin başarısına bağlı bulunduğu, dolayısı ile siyasi beceri ve başarısını direkt seçimlerdeki başarısında belirlediği ortamda,cumhurbaşkanının,partisi ile ilişiğinin kesilmemesi doğal olup,siyasi bir karakterin yürütmenin başına seçilebilmesi için siyaset üretmesi gerekeceği de açıktır.Burada Cumhurbaşkanının, tarafsızlığının, kalkmasının sonuçlarına, kısaca değinmek gerekmektedir. Yargıdaki taraflılıkla, aynı anlama gelmeyen ve açıkça bir siyasi tercih ve vizyon sahibi olmak manasındaki taraflılık,yürütmenin başı için sakıncalı mıdır? Bir kere, yeni sistemde yasama ve yürütmenin, ortasında ve /veya üstünde durarak, bir nevi hakemlik yapan bir cumhurbaşkanından,Faaliyet olarak kanun yapma yetkisi elinde alınmış ve salt kabul edilmiş kanunların uygulayıcısı,bir yürütmenin başı olan cumhurbaşkanlığına geçilmiştir. Önceki sistemde yasama ve yürütme güçleri, güven oyu,meclis denetimi,hükümetin kanun yetkisi, dahil birbirinin içine girdiği için, her iki gücün yetki karmaşasını aşmak,her iki gücün ortak karar alabilmesini temin gayesi ile, bu iki kurumun üzerinde,tarafsız bir cumhurbaşkanı anlayışı getirilmiştir. Oysa şimdiki sistemde, her iki gücün nerdeyse ortak yaptığı hiç bir güç kullanımı yoktur. Her iki güçte, bağımsız bir şekilde,kendi güç alanı içerisinde halktan aldığı yetkiyi kullanmaktadır. Bu bağlamda, her iki gücün, uyumlu çalışması için,yasama ve yürüte arasında, tarafsızca hüküm verecek bir Cumhurbaşkanına, gerek kalmamıştır. KURUMLAR ARASI UYUM, ARTIK ANAYASA İLE BELİRLENMİŞTİR. Yeni anayasa ile artık "CUMHURBAŞKANI" kavramı FARKLI TANIMLANMIŞ VE İÇİ FARKLI BİR ŞEKİLDE DOLDURULMUŞTUR. Şimdiki sistemde,artık cumhurbaşkanı tarafını seçmiş ve anayasanın kendine verdiği bir görev olarak, yürütmenin başına oturmuştur. ANAYASA KOYUCU SİYASİ İRADE VE UZLAŞI SONUCUNDA BU KİŞİYE, CUMHURİYETİ DE TEMSİL ETTİĞİNDEN CUMHURBAŞKANI DEMİŞSE DE, adı Cumhurbaşkanı olan yeni gücün, temsilcisinin eski cumhurbaşkanı ve konumuyla bir ilgisi bulunmamaktadır. bu bağlamda,partili bir belediye başkanı nasıl,seçimler sürecinde,partili ve ancak seçildikten sonra tüm halkın belediye başkanıysa, yeni Cumhurbaşkanı da seçilene kadar partili ve seçildikten sonra Anayasanın, 104 maddesi gereği "...– Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder..." DEMEKLE TÜM ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI OLMAKTADIR. Ama tabi ki Yürütmenin, yani siyasi iradenin de başı olan, Cumhurbaşkanının,kanunları uygulama konusunda siyasi seçimleri olacağı gibi bir sonraki seçimler içinde siyasi bir görüş bulunacaktır.Bu şekilde, yetkisi yasamadan ayrılmış bir yürütmenin, başı olan Cumhurbaşkanının, aynen yasamanın halk tarafından seçimler yolu işletilen siyasi denetimi gibi halk ve hukuk denetimine girdiği, unutulmamalıdır Denge mekanizması olarak ,vatana ihanet dışında yargılanamayan,Cumhurbaşkanından, siyasi bir karakter kazanan cumhurbaşkanlığına geçilmekle, aşağıda incelenecek olan ceza-i sorumluluğuna yol açacak ,yasamanın meclis soruşturması yolu ile denetlenecek,Anayasa Mahkemesinin yüce divan sıfatı ile yargı denetimi yolu ile denetlenerek,ve halkta seçimler yolu ile siyasi denetimini yapacaktır. Böylece, Cumhurbaşkanlığı sisteminde Cumhurbaşkanının diğer, güçlerle dengesi korunmuş ve denetim yoları şeffaf bir şekilde belirlenmiştir, hukuk devleti gözetiminde ve diğer denetim yolarıyla; aday seçimi şeffaf ve vesayet odaklarının etkisinden korunmuş, halk desteği şeffaf ve adil seçimlerle korunmuş, siyasi karar mekanizmaları öngörülebilir,halk tercihlerini dikkate alır ve şeffaf ve dış baskılardan korunmuş bir yürütmenin seçiçimini,temin etmesi sebebiyle, olumsuz ve belirsiz bir durum görmediğimden Cumhurbaşkanın,adaylığı ve seçimini düzenleyen 101. maddesinde yapılan, BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 7. MADDEYE DE EVET.
8- Referanduma konu Anayasa teklifinin 8. maddesiyle; Anayasanın, Cumhurbaşkanın, görev ve yetkilerinin sayıldığı 104. maddesinde değişikliğe gidilerek,Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri daha önceki metinde cumhurbaşkanının yasama,yürütme ve yargıya ilişkin yetkileri olarak ayrı ayrı sayılmışken, bu defa bu üçlü, ayrım kaldırılmış ve ana hatları ile yürütmenin başı olan cumhurbaşkanının yetkileri ve devletin başı olan cumhurbaşkanının yetkileri olarak bir ayrıma gidilmeden ,bu yetkiler tek tek belirtilmiştir. Bu şekilde Cumhurbaşkanının devletin başı olduğu, eski metnin tekrarı olup,yürütmedeki bir kısım çoğu başbakana ait eski yetkileri arttırılarak ve cumhurbaşkanına yürütme yetkisi, münhasıran Cumhurbaşkanına verilmiştir. Cumhurbaşkanına yürütme ile ilgili konularda, kaldırılan bakanlar kuruluna verilen KHK yerine geçmek üzere,"cumhurbaşkanlığı kararnamesi" kurumu getirilmiştir.Bu kurumun sınırları, "...Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır..." şeklinde, net bir şekilde çizilmiştir. Cumhurbaşkanının görevlerinden olan Anayasa Mahkemesi, üyelerinin seçiminde, Cumhurbaşkanının ağırlığı azaltılmış ve bu şekilde denge ve denetim mekanizması güçlendirilmiştir. Bu husus Anayasa mahkemesinin 17 olan üye sayısı askeri mahkeme üyelerinin kuruldan, çıkartılarak ve meclisin seçtiği 3 üyeden, cumhurbaşkanına üye seçim hakkı eklenmeyerek,Cumhurbaşkanın seçtiği üye sayısı bu şekilde, 12 olmuştur. Eski sistemdeki gibi Cumhurbaşkanın, direkt önereceği bir adayın seçilmemesi kurumu da aynen korunmuş ve azalan 2 üye seçim hakkı nedeni ile Anayasa Mahkemesindeki meclisin seçtiği, 3 üyenin varlığını koruması ile nispeten daha da arttırılmıştır. Bu şekilde, Cumhurbaşkanının, Anayasa mahkemesi üye seçimi üzerindeki etkisi de azaltılmıştır.2010 değişikliğiyle getirilen üyelerin 12 yıllık görev süresi olması aynen korunmakla, bir cumhurbaşkanın ve meclisin, 5 yıllık görev süresi düşünüldüğün de ortalama olarak meclise bir dönemde 1, Cumhurbaşkanına da 5 üyeyi seçme hakkı düşmektedir ki, salt bu durum bile cumhurbaşkanın bir dönemde,hem de kendisine kurumlar içerisinden, önerilen 3 aday arasından ancak %33'ünü değiştirme hakkı -ve ihtimali-vermektedir ki bu,Anayasaca verilmiş hakim teminatları, Anayasa tarafından öngörülen Tarafsızlık ve Bağımsızlık ilkeleri ile CUMHURBAŞKANININ AYNI ZAMANDA DEVLETİN BAŞINI DA TEMSİL ETMESİ SEBEBİ İLE ,KONTROLSÜZ BİR GÜÇ DEVRİ OLARAK GÖRÜLMEMEKTEDİR.Bundan başka,YÜRÜTME ORGANININ,ESKİ SİSTEMDE KANUNU TEKLİFİ SUNMA VE DOLAYISI İLE KANUN YAPMA YETKİSİ,SERT GÜÇLER AYRILIĞI DOLAYISI İLE ELİNDEN ALINDIĞINDAN, Cumhurbaşkanına,yürütmenin işleyişine dair olmak üzere,kanunla düzenlenen, amir hükümlere aykırı olmamak ve münhasıran bir kanunla düzenlenmesi gereken hususlardan olmamak şartlarıyla VE ANAYASA MAHKEMESİ DENETİMİNDE OLACAK ŞEKİLDE,İŞLEM YAPMA YETKİSİ OLARAK, CUMHURBAŞKANIĞIKARARNAMESİ DÜZENLEME YETKİSİ TANINMIŞTIR. Yetkinin belirtilen şekilde,yasama yetkisine müdahalesinin önüne geçilmiş,sınırları çizilmiş ve yargı denetimine alınmış olması,yürütmenin ihtiyaçlarını teminen verilmiş olan bu yetkinin,sert güçler ayrılığında yürütmenin kendi içerisindeki,etkinliğini arttırmak için, gücünü kullanabilmesine olanak sağladığı, makul,orantılı ve denetim yolları belirli olduğu için,gerekli olduğunu düşündüğümden, Anayasanın, Cumhurbaşkanın, görev ve yetkilerinin sayıldığı 104. maddesinde değişikliğe giden,ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİKLERE VE DOLAYISI İLE 8. MADDEYE DE EVET.
9- Referanduma konu Anayasa teklifinin 9. maddesiyle; Anayasanın, Cumhurbaşkanın, cezai sorumluluğunu düzenleyen 105. maddesinde değişikliğe gidilerek,Cumhurbaşkanı hakkında işletilmesi hemen hemen imkansız bir (3/4 meclis kararı gibi) usulle ve sadece vatana ihanet gibi sınırlı bir suçla ilgili kabul edilen cezai sorumluğu sistemi,kaldırılarak,tüm suçlar ve suçlamalar için cezai sorumluluk getirilmiş ve 60 gibi çok daha az bir oranla Yüce Divana sevk müessesesi getirilmiştir. Bu şekilde,cumhurbaşkanının,meclise ve hukuka,hesap verebilirliği çok güçlendirilmiştir. Ancak artan bu sorumluluk halleri ve indirilen ,meclis karar sayısının ,güçler arası dengeyi bozmayacak bir şekilde tutulması da ,yapılan anayasada gözetilerek,BİR GÜCÜN (yasama-yürütme arasında) KONTROLSÜZCE VE İŞLEYİŞİNİ BOZACAK ŞEKİLDE, KOLAYLIKLA DİĞER GÜCE MÜDAHALESİNİN ÖNÜNE GEÇİLECEK DENGE MEKANİZMASIDA KURULMUŞTUR.Bu şekilde,cezai sorumluluk güçlendirilirken,sürecin başlangıcı olan önerge için yeter sayı arttırılmış ve bu oran 1/3'ten meclis salt çoğunluğuna getirilmiştir. Esasen, artık siyasi bir kimlik olarak varlığını sürdürecek olan,Cumhurbaşkanı'nın,eski düzenlemedeki şekilde 1/3 oranındaki kabul ile,hakkında soruşturma açılması,sistemi her an tıkama riski barındırdığından ve asıl daha önemli olan, yüce divana sevk için gerekli olan 3/4 çoğunluğun, devamda belirtilen şekilde azaltılmasından dolayı, Cumhurbaşkanının artan sorumluluğun yanında,soruşturma açılması için, salt çoğunluğun şart koşulması kabul edilebilir bir düzenlemedir. Sonrasında, daha önemli olan soruşturma açılmasından sonraki,Yüce Divana gönderme yeter oy sayısı,eski düzenlemede 3/4 olan meclis izni daha az bir orana düşürülerek 3/5 kabul oyuna indirilmiş olup,meclis ve yargı denetimini, işlevsel bir hale getirdiği için daha anlamlı ve doğru buluyorum. Oransal olarak, eski düzenlemede meclisin %75'inin oyu gerekirken yeni düzenleme de, meclisin %60 oyu ile Cumhurbaşkanı, Yüce Divana gönderilebilecektir.Yine madde metninde,eski maddede olmayan şekilde, Yüce Divan aşamaları sayılmış ve özellikle, Cumhurbaşkanının hakkında soruşturma açılması halinde seçim kararı alamayacağı şeklindeki tedbir ile milletvekilleri üzerindeki, tekrar seçilememe baskısı kaldırılmıştır.Yüce Divanda, seçilmeyi engelleyici bir suçtan mahkum olması halinde,otomatik olarak cumhurbaşkanının görevinin sona ereceği de belirtilerek, alt sınırı 1 yıl olan bir suç nedeni ile bile olsun,Cumhurbaşkanının, bir suç işlemesi halinde kendisinin yargılanmasının yolu açılmış ve görevine son verilebilir bir sisteme geçilmektedir. Yine düzenlemenin devamında,Cumhurbaşkanının,görev süresi içerisinde yaptığı işlemler neden ile sonradan başıma ne gelir korkusu yaşamaması için ,emeklilikle beraber de, görev sırasındaki eylemleri nedeni ile de görevinden sonrada aynı aynı nitelikli meclis karar şartı şeklinde bir prosedürün, uygulanacağı maddesi ile ,cumhurbaşkanlarının görev sürelerinden sonra , gayri ciddi suçlamalar ile muhatap olmalarının önüne geçilmiştir
-Bu düzenleme ile,demokratik hukuk sistemi, güvenceye alınmıştır. CUMHURBAŞKANLIĞININ, DİKTATÖRLÜĞE DÖNDÜĞÜ YADA DÖNEBİLECEĞİ,DÜŞÜNCESİNİN HATALI OLDUĞU,SALT BU HÜKÜMDEN DAHİ ANLAŞILABİLMEKTEDİR.Çünki artık,yukarda belirtilen şekilde,eski güçle ve sorumsuzluklarla korunan, resen imzaladığı kararlar nedeni ile Anayasa mahkemesi dahil hiç bir yargı denetimine tabii olmayan, yürütmenin başı olarak, imzaladığı,düzenlemeler dolayısı ile bile ancak, Başbakanın sorumlu olduğu ve kendisinin sorumlu olmadığı, sorumsuz bir Cumhurbaşkanından;yaptığı tüm işlemler,kişisel suçlar nedeni ile yargı denetimine tabii, sorumsuzlukları kaldırılmış,meclisin denetim sebepleri ve yetkisi güçlendirilmiş, kamuoyu,medya,sivil toplum kuruluşları,hukuki kurumlar ve seçimler vasıtası ile denetimi yapılan bir Cumhurbaşkanlığına geçilmekte olduğundan,ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 9. MADDEYE DE EVET.
10-Referanduma konu Anayasa teklifinin 10. maddesiyle; Anayasada daha önceden olmayan,Cumhurbaşkanı Yardımcıları kurumu ile Cumhurbaşkanına vekalet kurumu yeniden düzenlenmiş olup,öncelikle vekalet kurumunun, eski düzenlemeden ayrı olarak,geçici ve sürekli boşalma daha detaylı açıklanmıştır. Geçici boşalmada, Cumhurbaşkanına, vekalet edecek kişinin, eski düzenlemeden farklı olarak,Meclis başkanı değil, Cumhurbaşkanı yardımcısı olması şeklinde düzenleme getirilmiştir.Keskin bir şekilde uygulamasına geçilen güçler ayrılığı ilkesi ve yasamanın ve yürütmenin birbirlerine müdahalesinin, minimuma indirilmesi ile görev sonunda,her iki kurumunda halktan yaptıkları icraatlar gereği oy talep edeceği düşünüldüğünde, artık, meclis başkanının,yani yasama içerisindeki birinin, yürütmeye müdahil olmasının önüne ,haklı olarak geçilmiştir.Yine,sürekli boşalma hali olan ölüm vesair boşalmalarda, (eski düzenlemede hükümet kurulamaması halinde ki düzenlemeye paralel olarak) Cumhurbaşkanın seçilmesi için 45 günlük süre getirilmiş ve eğer genel seçimlere, 1 yıldan az bir süre olması halinde, seçim ekonomisi için Cumhurbaşkanı vekilinin görev süresi, birleşilen genel seçime kadar uzatılmıştır.Burada,Anayasa yapıcı iradenin bir tercihi var olup,ya yasamadan ya yargıdan yada yürütmeden bir geçici yönetim oluşturulacaktı.İrade bu durumda dahi,yargının ve yasamanın,yürütmeye müdahalesini engelleyerek, yapılacak ilk seçimlerde de bir şekle yürütmenin yeni Cumhurbaşkanı ile tesis edileceğini öngörerek,siyasi karar alma merciini dünyadaki genel uygulamalar doğrultusunda, yine yürütme gücü içerisindeki birine tevdii etmektedir. Ayrıca bu durum, Cumhurbaşkanın başına bir şey geldiğinde, alternatifinin kim olacağının ,önceden bilinmesini ve buda şeffaflığı arttıracağından ve siyasi bir istikrarsızlığı engelleyeceği için,daha demokratik olmaktadır. -Maddenin devamında da Cumhurbaşkanı Yardımcısı yada yardımcılarının yine Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği ve yemin şartları belirlendiği gibi bu Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların seçildiklerinde, meclisteki vekillik görevlerinin sona ermesi düzenlenmiştir. Bu şekilde yasama ve yürütme daha net çizgilerle birbirinden ayrılmış ve yürütmenin devamı süresince,yardımcı ve bakanların, meclisteki görevleri sona ermekle,yürütmenin yasamayı etkileme yetenekleri de azaltılmış olmaktadır.
-Yine devamında, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların, direkt Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olduklarından bahsedilerek,görevleri nedeni ile haklarında meclis soruşturmasının usulleri detaylı bir şekilde belirlenmiştir.Yüce divana sevk için 2/3 çoğunluk olacak şeklinde, Cumhurbaşkanından dahi daha ağır bir çoğunluk aranması dışında,Cumhurbaşkanının sorumluluğu için izlenen prosedür aynen korunmuştur.Esasında, Cumhurbaşkanından daha kolay soruşturulması,beklenen daha alt düzeydeki yürütme elemanının, Bakan ve Yardımcıların, Cumhurbaşkanından daha zor bir prosedürle korunması,Cumhurbaşkanlığı sisteminde, bakan ve yardımcıların direkt cumhurbaşkanına bağlı olması ve ona karşı sorumlu olması düşünüldüğünde,bakan ve yardımcıların siyasi kararlarından daha çok görev harici sorumluluklarında bu kurumun işletilebileceğini düşündürmekte ve asıl sorumlunun Cumhurbaşkanı olduğu sistemde, direkt taşın altına elini koyan bu vesile ile cumhurbaşkanı olmaktadır. Salt bu durum dahi,meclisin bir soruşturma açmak istemesi halinde, bakandan daha ziyade Cumhurbaşkanının sorumluluğu yoluna gidilmesini,doğru bir şekilde asıl siyasi irade belirleyicisinin, siyasi sorumluluğu da üstlenmesini temin etmesi bağlamında, daha demokratik bir düzene geçilmektedir. Yeni sistem kurucu bu anayasada, partilerin bu yöndeki mutabakatı ve görüşleri düşünüldüğünde, CUMHURBAŞKANINDAN DAHA AĞIR ŞARTLARDAKİ SORUŞTURMA RİSKİ, BAKANLARA DAHA RAHAT BİR ÇALIŞMA ORTAMI SAĞLAYARAK, ÖNCELİKLE BİR GÜVENSİZLİK OLMASI DURUMUNDA CUMHURBAŞKANININ SORUMLULUK YÜKLENMESİNİ, TEMİN EDECEKTİR. Genel anlayış ve uygulamalar dışındaki bu düzenlemenin ,Cumhurbaşkanının daha kolay hesap verebilir olduğunu vurgulaması ve dokunulmaz olmadığının göstergesi olması bağlamında,bir ufuk açabileceği, düşüncesindeyim bundan başka ayrıca, madde son paragrafında, görev dışı suçlara ilişkin dokunulmazlıklar ve bakanlıkların Cumhurbaşkanı kararnamesi ile seçilmesi ve tanzimi hususları,sistem gereği bakanlara asgari olması gereken koruma sağladığı gibi bakanlıkların düzenleme şeklide Cumhurbaşkanlığı sisteminde tüm siyasi sorumlunun artık cumhurbaşkanı olması nedeni ile,davulu da tokmağı da aynı kişide toplamaktadır.Bu sebeplerden,Anayasada yapılan BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 10. MADDEYE DE EVET.
11-Referanduma konu Anayasa teklifinin 11. Maddesiyle; Anayasanın, meclis seçimlerinin yenilenmesini düzenleyen, 116.maddesinde değişikliğe gidilerek, önceden sadece meclis seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi şeklinde olan, maddesi değiştirilmiş ve bu maddeye meclis yanında, Cumhurbaşkanı seçimlerinin de yenilenmesi usulü ve şartları da eklenmiştir.Cumhurbaşkanlığı sisteminin gereği olarak,siyaset üstü,görev tanımı kısıtlı ama çok yetkili,sorumsuz Cumhurbaşkanından, siyasi bir aktör olan ve sorumlu Cumhurbaşkanlığı, sistemine geçilmekle,bunun gereği olarak,Cumhurbaşkanı ile meclis ilişkileri yeniden düzenlenmiştir.Öncelikle, meclisin bir gerekçe göstermeden, ihtimal o ki siyasi olarak Cumhurbaşkanı ve yardımcısı ve bakanlarına, güveninin azalması ve/veya kalmaması halinde,meclis %60 oyu ile seçimlerin yenilenmesine karar verebilir, denilmiştir.Burada, salt çoğunluk aranmamasının sebebi,sistemin gereği olarak,kendi partisi meclis çoğunluğu alamayan ve ancak iki turlu seçimle çoğunluğu alarak Cumhurbaşkanı seçiliş olması durumun da,otomatik olarak sistemin tıkanmasının ve seçimlerin yasamada yürütmeyi destekleyecek salt çoğunluğa ulaşamaması sonucunda,seçimlerin belki de sonsuz kere yenilenmesinin önüne geçmek için salt çoğunluk şartı kaldırılmış ve bu oran Cumhurbaşkanının sorumluluğu için, mecliste aranan %60 oranına eşitlenmiştir.Burada hassas bir denge kurulmaya çalışılarak, sistemin olası tıkanıklığının önü açılmıştır ve ancak yeniden seçime gitmek için aranan %60' çoğunluk, daha da yüksek tutulmayarak, meclis gücü hiç olmayan bir Cumhurbaşkanının, her an haksız ithamlarla soruşturmasının açılarak, yürütmenin gereksiz yıpratılmasının da önüne geçilmesine, vurgu yapılmıştır.
-Ülkemizin yeni tanışacağı, bu sistemle,ülkemiz gerçeği olan,ikiden çok, parçalı meclis aritmetiği düşünüldüğünde,meclis aritmetiğinin, her zaman bir partinin %50 milletvekilini, bulabilecek büyük bir parti doğurmayabileceği, önceden partilerin koalisyonlarla %50'yi aşma çabalarıyla, hükümet kurmaları yerine, bu kez muhalefetin, belki de koalisyonlarla %60'ı bulma çabasıyla Cumhurbaşkanlığı hükümetin, devrilmesi sistemine geçilmiştir. Yönetim için koalisyon gereğinden ,seçim için koalisyona geçilmiş olmakla en azından ,yönetimin koalisyon krizi ile ülkede bir idare buhranına girmesindense, muhalefetin koalisyon arayışı ile daha etkin ve uzlaşmacı bir yapıda muhalefet oluşturması sistemine, geçilmiş olmaktadır. Dahası Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, partisinin mecliste çoğunluk sağlayamaması halinde, yasa yapıcı olan meclisten, kanun geçirme çabası sırasında,Türk demokrasisinde olmayan yada nadir olan,bir biçimde kanun çalışmaları sırasında,uzlaşı arama yönünde yeni ve bilinç oluşacak olup bu dahi tek başına güçlü bir demokratik, kazanım olacaktır. Tüm bu,gerek yürütmeyi fesh yada yürütmenin kanunu yapmak için meclisteki diğer partilerin kapısını çalmaya yönelik, uzlaşı arama çalışmaları sırasında,ülkede,bir yönetim krizi veyahutta zaafı oluşmayacağı için, ülke daha etkin ve ayakları yere basan bir uzlaşma bilincine de kavuşmuş olacaktır. Mecliste kanun yapacak milletvekili sayısına ulaşamamış yürütme gücü,yenilenecek yada beklenecek olası seçimlere kadar, mevcut kanunlarla, ülkenin idaresine de amir olacağından,kolay kanun değiştiremeyecek olsa da,ülkede zorlama koalisyon çabaları yada, milletvekili transferleri ile siyasete dışarıdan müdahalelerin önüne geçilmiş olacağından bir idare krizi yaşanmayacaktır. Bu şekilde,olası bu alternatif durumda dahi farklı görüşlerin bir potada eritilmesi hem de bir yönetim krizi tehlikesi minimuma çekilerek sağlanmış olacaktır.
-Madde metninin devamında,Cumhurbaşkanının, içinde bulunduğu partinin meclis %40'ın dan daha az oy alması ve muhalefetin tam bir uzlaşı ile %60 oy toplayarak, iktidarı değiştirme uzlaşısına varması ihtimaline binaen, meclis tarafından yürütmeyi de elde edebilecekleri umuduyla,seçimlerin yenilenebileceği ve bu durumda da, yürütmeyi kazanamayan muhalefete Cumhurbaşkanlığını kazanmanın yolunu açacak bir şekilde, Cumhurbaşkanı seçimlerinin de yenileneceği,hükme bağlanmıştır. Yasamadan etkin bir güç almayan bir Cumhurbaşkanının,yürütme iktidarını koruyamayacağı da bu şekilde anlatılmış ve meclisin sadece Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yenileyemeyeceği bunu ancak kendi seçimlerini de yenileyerek yapabileceğini, hüküm altına almış olmaktadır.Ancak bunun yanında, yasama ve yürütmedeki güçler ayrılığı ve bu ayrılığın doğal sonucu olarak,her bir gücün yekdiğerinin görev ve etkinlik alanına sınırlı müdahalesinin , yine aynı güçte başka bir yetki ile korunması halinde ancak güçler arasında bir denge ve ayrımın olabileceği aksi durumda yasamanın veyahutta yürütmenin diğer güce tahakkümü olacağı açıktır. Hem meclisin ve hem de Cumhurbaşkanının, aynı gün seçilmesine rağmen ayrı ayrı halk desteği ve bundan kaynaklanan meşru gücü, bulunması sebebi ile bu yetkinin aynısının da,hiç bir gerekçeye bağlanmaksızın, Cumhurbaşkanına verilmesinin, Cumhurbaşkanlığı sistemin ve güçler ayrılığı prensibinin,doğal bir sonucu olduğu da açıktır. Bunun için,Cumhurbaşkanına da, daha önceden olmayan bir şekilde,meclis seçimlerini gerekçe göstermeksizin yenileme yetkisi verilmiştir. Ancak,bu yetkinin taraflardan biri tarafından, keyfi kullanımının önüne geçmek için, HEM YASAMAYA VE HEM DE YÜRÜTMEYE, YEK DİĞERİNİN SEÇİMLERİNİ, YENİLEME HAKKINI KULLANDIĞINDA, KENDİ SEÇİM SÜRECİNİNDE OTOMATİK BAŞLAMASI USULÜ GETİRİLMİŞTİR. bu şekilde,seçim sonuçlarıyla, Meclis ile Cumhurbaşkanı arasında aranan, azaltılmış asgari yönetilebilirlik tablosunun, dahi çıkmaması halinde yada gelişen siyasi konjoktürle, bu yönde, uyumsuz bir tablo oluşması halinde, sert bir şekilde ayrı tutulan,Yasama ve Yürütme gücü sebebi ile,ülkenin yönetilemez bir hale gelerek, bir beka problemi yaşanmaması ve kurumların tıkanıklığın önüne geçilmesi için,her biri ayrı ayrı meşruiyetten beslenen Meclise ve Cumhurbaşkanına,seçimleri yenileme yetkisi,verilmesi olumludan öte büyük bir zorunluluktur. Seçim kararından sonra, Bu sistemde özellikle yürütmenin,görevlerini seçime kadar devam ettirebilmesi de bir yönetim zaafının önüne geçecektir. Bunun yanında, yeni seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının, görev süresinin, baştan başlayacağı şeklindeki kabulle,Anayasa tarafından,bir kişiye 5 yıldan 2 dönem olarak, 10 yıl yapabileceği Cumhurbaşkanlığı süresinin, seçimlerin yenilenmesi şeklindeki, DEMOKRATİK BİR HAKKIN KULLANIMI İLE KISALTILMASININ ÖNÜNE,HAKLI OLARAK GEÇİLMİŞTİR. Meclis ile Cumhurbaşkanlığı,seçimleri yenilenmesi usul ve şartlarını,karşılıklı bir denge mekanizması ile koruyan ve bu sırada yönetim zaaflarını engelleyen, bir düzenleme getiren,ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 11. MADDEYE DE EVET.
12- Referanduma konu Anayasa teklifinin 12. maddesiyle; Anayasanın,olağan üstü yönetim biçimleri üst başlığıyla olağanüstü hal'i düzenleyen 119. maddesinde değişikliğe gidilerek,olağanüstü hal kurumu yeniden düzenlenmiş olup,olağanüstü yönetim biçimlerinden sayılan, sıkıyönetimi şartlarını düzenleyen 122.maddesi,referanduma konu 16. madde ile kaldırılarak,bu madde içine,eklenmiştir. Bu şekilde yeni madde metni ile kaldırılan sıkıyönetime gerekçe hallerde, olağanüstü hale eklenerek,her iki kurum olağanüstü hal içerisinde birleştirilmiş ve yönetimin kontrolü ve denetimi zor ve hatta askeri vesayet kurucu bir biçimde, kısmen askere geçmesine sebep olan, sıkıyönetim uygulanması usulü,tamamen sona erdirilmiştir. Sivil erklerin gücünün arttırılması ve kısmen de olsa,yönetimin askere geçmesi şeklinde ki,sıkıyönetim usulünün kaldırılması,sivil Anayasa için,çok olumlu bir adım olmuştur. Yine madde devamında,savaş,yakın savaş,ayaklanma,tabii afet vesair eski anayasada,olağanüstü hal ve sıkıyönetim halleri için sıralanmış, zorunlu haller aynen sayılmış,olağanüstü halin süresi, yine aynı tutularak 6 ayı geçmemek üzere olağan üstü hal ilan edilir denilmiştir.Yine aynı şekilde olağanüstü halin 4 aylık sürelerle uzatılabileceği yasalaştırılmıştır.Bunun yanında, eski düzenlemede,hükümete verilen KHK yetkisinin bir benzeri- KHK kurumu kaldırıldığından-Olağanüstü haller de halin icabına göre etkin bir şekilde tedbir alabilme hızlılığını teminen,Yürütmeye ve dolayısı ile Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı kararnamesi şeklinde,işlem yapma yetkisi tanımıştır.Ayrıca çıkartılacak kararnamelerin, olağan dönem kararnamelerindeki, bir kısım sınırlandırıcı hükümlere bağlı kalmaksızın düzenlenebileceğinden bahsederek,olağanüstü hali doğurucu, anormal durumla, etkin mücadelenin yine, eski anayasal metinle paralel,düzenlemesi yapılmıştır. Ancak sistem içerisinde,yine aynı eski metinde ki düzenlemede olduğu şekilde, bu kararnamelerin,meclis onayına sunulacağı düzenlenmiş ve fakat eski düzende meclis onayının usul ve şekli iç tüzükle belirlenir, denilirken, yeni metinde, daha şeffaf olarak,onaylatma süreci, Anayasal bir güvenceye kavuşmuştur.Yani önceden, iç tüzük ile belirlenen ve ancak müeyyidesi belirsiz , onama süreci yerine, aynı gün meclis onayına sunulacağı belirlenmiş ve sonrasında,denetimsizliği engelleyecek ve denetlenebilirliği sağlayacak "...3 ay içerisinde onaylanmayan kararnamelerin kendiliğinden yürürlükten kalktığı..." şeklinde net, belirli ve sonuç doğurucu bir süre öngörülmüştür. Askeri vesayete sebep olan sıkı yönetimi kaldıran,olağanüstü hal kurumunu ve sonuçlarını eski metinle paralel düzenleyen ve ancak meclis onayını sıkı bir süre şartına tabii tutarak,daha şeffaf ve daha denetlenebilir bir, olağanüstü hal kurumunun oluşmasını sağlayacak ANAYASADA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 12. MADDEYE DE EVET.
13-Referanduma konu Anayasa teklifinin 13. maddesiyle; Anayasada,güçler ayrılığının üçüncü gücü olan,"YARGI"ya ilişkin, Anayasanın üçüncü bölümün de ki;Mahkemelerin kuruluşu başlıklı 142. maddesindeki "... Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir..." şeklindeki anayasa normu aynen korunarak, sonuna "... Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir.” hükmü getirilmiştir.Savaş halinde ,askeri mahkeme kurulabileceği yönünde ki, istisnanın da halin şartlarına göre gerekli ve zorunluluk taşıması ve savaş halinde, askeriye kurumunun ve asker kişilerin daha güçlü ve etkin bir, yargısal otoriteye ihtiyaç duymaları sebebi ile sadece asker kişilerin, görevleri ile ilgili görev sınırını da taşıdığı belirtilerek yapılan düzenleme ile hukuk güvenliği sağlamaktadır. Referandumda, halkın önünde gelen,Anayasa değişikliğindeki toplumsal motivasyonun en güçlü sebebi olan, askeri yargının,zorunlu olarak bir emir komuta sürecini de içinde barındırması sebebi ile adalete ulaşımı zedelediği ve hatta engellediği düşünüldüğünde,yargının sivilleşmesi adına, önemli bir adım olup,yargı erkinin bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlayacağı için doğru buluyorum.Genel olarak,hakim teminatlarının askeri bir düzende, etkin bir koruma sağlayamayacağı ve yargı kararlarda birlik temini ve sivil Anayasa adına atılmış büyük bir adım olması sebebiyle hukuk devleti ilkesine katkı sağlayacağını düşündüğümden ANAYASAYAYA,YAPILAN BU EKLEMEYE VE DOLAYISI İLE 13.MADDEYE DE EVET.
14-Referanduma konu anayasa teklifinin 14. maddesiyle; Anayasanın,Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısını düzenleyen 159.maddesinde değişikliğe gidilerek,Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı 2010 yılı referandumunda yapılan değişiklikten sonra, ikinci kez değiştirilmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki;2010 tarihinde ki bu değişiklik çok eleştirilmiştir.Ancak karşılaştırmalı üçlü dönemi de kapsayan bir inceleme yapmak sureti ile son değişikliğin, daha iyi anlaşılabileceği kanaatindeyiz. Bu sebeple, 2010'dan önceki,üye seçim uygulamasında, değişmesi çok eleştirilen HSYK seçim yapısı şöyle bir incelendiğinde, toplam 7 üyesinin 2'si Adalet Bakanı ve Müşteşarıyken, geri kalan 5 üyenin, tamamını gösterilecek, 3 katı aday arasından, sadece ve sadece Cumhurbaşkanı, tarafından seçilen bir sistem bulunmaktaydı. Bu bağlamda, 2017 referandumu ile esasında,çok eleştirilen 2010 yılı referandumu ile değiştirilmiş,öncesi eski düzenden, daha ağır Cumhurbaşkanı etkisi getirilmemektedir.Aksine 2017 referandumu ile beraber, 2010 referandumu ile 23'e çıkartıldığında da 4 üyeyi seçim hakkı varken, şimdi üye sayısı ,azaltılıp 23'ten 13 üyeli hale gelmiş olmasına rağmen, yeni sistemde de HSYK'nın sadece 4 üyesinin seçiminde Cumhurbaşkanın, seçim hakkı bulunmaktadır. Her üç sistemde de Adalet Bakanı ve Müşteşarı kurulun tabi üyesidir. nasıl ve hangi mekanizmalarla,aday gösterildiği bazen ŞAİBELİ OLAN, yada bazen bir darbe ile gelmiş bir asker kişi olabilen, genelde krizler ve kavgalarla, meclis tarafından zar zor seçilen, eski düzen bir cumhurbaşkanına ,halen ülkenin başı ve temsil yetkisi bulunmasına rağmen,sırf siyasi bir aktör olmasından dolayı, her hareketi ve düşüncesi şeffaf bir şekilde toplumun gözleri önünde yeşeren ve serpilen ve halk çoğunluğu tarafında, desteklenen yeni dönem bir Cumhurbaşkanından, daha fazla güvenmek, elbette ancak gelişmemiş bir demokrasi bilinciyle izah edilebilir. her söylediği ile gün be gün halk tarafından, tartılan bir Cumhurbaşkanının güvene ve dolayısı ile HSYK seçimlerinde,2010 dan önceki sistemdekinden de az bir seçim hakkına sahip olmasından, daha doğal ve demokratik bir durum olamaz.Unutulmamalı ki Cumhurbaşkanı yeni sistemde de siyasi bir aktör olup seçimle iş başına gelmişse de, yinede, devleti ve birliği de temsil hak ve görevi devam etmektedir.Bu kısa izahattan sonra, madde içeriğini açıklamak gerekirse, tek daireli 7 üyeli sistemden, 3 daireli 23 üyeliye çıkan HSYK yapısı ve üye sayısı azaltılarak, ilk sisteme yaklaşılmış ve 2 daireli ve 13 üyeli hale getirilmektedir.Sonrasında üye seçimleri hususunda, özellikle,15 Temmuz ile ortaya çıkan,belli grupların halk ve devlet denetimi olmadan,kurumların içine sızabildiği gerçeğinin ortaya çıkması sebebi ile esasında çoğu Avrupa ülkesindeki gibi (ancak ülkemize uymamıştır),yargı mekanizmasının, kendi iç işleyişi ile seçim yapması şeklinde,23 üyeden 16 üyeyi yargının kendi kendine seçmesi sisteminden vazgeçilerek, halkın gözü önünde olan ve halk tarafından seçilen, meclise, bu yetki verilmiş ve kurulun 7 üyesi, bizzat meclis tarafından ve geri kalan 4 üyesinin de yine Cumhurbaşkanı tarafından, seçilmesi usulü kabul edilmiştir. Bu şekilde 2010 öncesi, gösterilen adaylar arasından, tamamı Cumhurbaşkanı tarafından, seçilme usulünden kat be kat daha demokratik ve 2010 sonrası içinde, kurumun kendi içerisinde, kapalı devre seçim yapmasından,çok daha şeffaf bir sistemle, 2017 yılı referandumu ile HSYK yapısının belirlenmesi yolu seçilmiştir.
-Yine Anayasa metninde, mecliste yapılacak aday belirleme komisyonu ve seçim usulleri ayrı ayrı belirlenmiş ve 3 kademeli olarak, önce 2/3 sonra 3/5 ve son olarak meclis çoğunluğunca, seçilme usulü öngörülmüştür. Tüm üyeler, önceki sistemlerde ki gibi 4 yıllığına seçilmektedir.Son olarak belirtmek gerekirse;genel hatları ile 2010 öncesi döneme daha yakın olan, kötü ve ancak çok önemli bir tecrübeyle,yargının kendi içerisinde tarafsızlığını koruyamadığında ve seçilerde halk tarafından en azından vekilleri kanalı ile şeffaflık sağlanmadığı, kapalı devre seçimlerin,gelişmemiş demokrasi bilinci ile örtüşmesi halinde, bir vesayet odağına dönüşebildiği, bu bağlamda, toplumun seçtiği insanlar vasıtası ile kurum içerisinde açık belirlenebilir, bir seçim sistemi oluşturduğu için,ANAYASAYA da, YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 14.MADDEYE DE EVET (DİP NOT:Özellikle HSYK'nın yapısındaki savcılık kurumunun bir an önce bu yapıdan çıkarılması ve hatta savcıların adliye binalarından dışarı çıkartılarak,ceza yargılamasında hakimlerin yanında oturmak sureti ile oluşan, savcıların kürsü üstünlüğünün de engellenmesi sureti ile savunma ile eşit konuma getirilmesi yönünde yapılacak ek değişikliklerin de bir an önce yapılması dileklerimi de belirtirim.)
15-Referanduma konu Anayasa teklifinin 15. maddesiyle; Anayasanın,bütçe ve bütçenin hazırlanmasını düzenleyen 161.maddesinde değişikliğe gidilerek,Ülkenin bütçesi ve genel hatları ile bu bütçenin uygulanması olan kesin hesabın mecliste kabulü şartı, genel hatları ile hemen tamamen kabul edilmiş ve ancak,Cumhurbaşkanlığı sisteminin,kurumları ve gerekleri icabı, yani yasama ve yürütme arasındaki kesin ve sert güçler ayrılığı gereği, Cumhurbaşkanının hazırladığı teklifin içeriğinin, zorunlu unsurları ve meclisin bütçeyi denetlemesine ilişkin,detaylı yöntemler ek olarak belirlenmiştir. Yürütme organı yerine kaim Cumhurbaşkanınca hazırlanan, bütçenin meclis denetimine sunulması şekli korunmuş ve bu şekilde meclis kontrolü devam etmiştir.. Bunun yanında, meclis yapısının yada meclis üyelerinin düşüncelerindeki farklılıklar nedeni ile,yeni bütçenin onaylanamaması durumunda ,Cumhurbaşkanının gelir yada giderleri arttırmaya yönelik iradesi engellenerek, bütçenin bir önceki yıl bütçesinin yeniden değerleme oranına göre arttırılması şeklinde bütçenin ve dolayısı ile Cumhurbaşkanının sınırlandırılabildiği görülmektedir. Bu denetleme devamında ,bütçeye onay verilmemesi halinde, bütçenin bir önceki yıl bütçesinin yeniden değerleme oranına göre arttırılması şeklinde bir nevi sigortanın koyulma amacı,onaylanmayacak bir bütçe sebebi ile memur maaşlarından, zorunlu yatırımlara, kadar hemen tüm devlet çarklarında, işleyişin durması önlenmiş olmakta ve ancak,bütçenin meclis denetimine tabii olması ile de bütçe şeffaflığı sağanmış bulunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı sisteminde, güçler arası denge, bir gücün diğer güce mutlak tahakkümünü ve sistemin sonu belirsiz tıkanıklıklarla, durma noktasına gelmesin engelleyici ve detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.Bunun yanında,yine Anayasaya,"...Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine, dair bütçe kanununa hüküm konulamaz.." denilerek, Cumhurbaşkanının,bütçede meclis kontrolünü aşabilmesi engellenmiş ve meclis lehine denge korunmuştur.Bunun karşısında da, sistemin denge gereği olarak,meclise de, gider artırıcı ve gider azaltıcı tekliflerin meclis milletvekilleri tarafından getirilemeyeceği esası öngörülmüştür.Unutulmamalıdır ki, artık Cumhurbaşkanı ve yardımcıları ve bakanları, meclisten ayrı bir yürütmeyi temsil ettiklerinden, bütçe ve bütçe uygulamaları eski sistemden ayrı olarak, kapalı devre meclis çoğunluğu sahibi olan başbakanın, bütçeyi onaylatması şeklinde değil, bütçedeki gider artışlarının gerekçesinin ve mali kaynağının dahi gösterilmesi zorunlu olacak, şekil şeffaflaştırılmış bir bütçe anlayışı getirilmiştir. Cumhurbaşkanının kanuna yapmama yetkisinin tek istisnası olan bütçe kanunlarının da, siyasi denetimi bu şekilde meclis tarafından sağlanmaktadır.Gelecek döneme ilişkin bütçe yanında,geçmiş dönemin kesin hesap bildirimi de hukuksal bir düzene kavuşturulmuş olup,kesin hesabın meclise sunulması,Sayıştayca sonuçlandırılamamış, denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez denilerek,siyasi denetim yanında hukuki denetiminde,Anayasal bir güvenceye alındığı görülmektedir.Bu sebeplerle,kapalı devre bütçe, teklif- kabulünden,hesap verilmesi zorunlu ve şeffaf bir bütçe teklif ve onay istemi süreci, öngören ANAYASAYA DA, YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 15.MADDEYE DE EVET..
16-Referanduma konu Anayasa teklifinin 16. maddesiyle; Anayasada,salt bir maddeye ilişkin Anayasal norm oluşturulmamış ve ancak ilk 15 madde içerisinde geçen ve kaldırılan yada değişikliğe uğrayan, Anayasal kurumların, özel olarak, değiştirilen madde haricinde,kavram olarak geçtikleri yerlerden de kaldırılması,yada bir kuruma ilave yetki yada kurul üyeliklerinden çıkartmalar şeklinde düzenleme yapılmış olup,bu düzenlemeler de 6 harf (A,B,C,Ç,D,E) BENTLERİ ŞEKLİNDE, GELMİŞTİR.Her bir bent ayrı ayrı değerlendirilecektir.Şöyle ki;
A-Bendinde, Anayasanın 9 ayrı maddesindeki,Anayasadan çıkartılan kelime ve cümleler sıralanmış ve bakanlar kurulu,sıkıyönetim kelimeleri ile bu kurumların başındaki "yüksek" kelimeleri, Anayasadan kaldırılmış ve Cumhurbaşkanını tek başına yapacağı işlemlerin, yargı denetimi dışında olduğuna ilişkin maddeler,DEMOKRATİK VE SİVİL ANAYASANIN TEMİN ve anayasal metin bütünlüğün korunması bağlamında, Anayasadan çıkartılmıştır.
B- Bendiyle, Anayasanın 20 ayrı maddesinde ki,Anayasada değiştirilen,kelime ve cümleler sıralanmış ve genelde "bakanlar kurulu" kelime grubu,bakanlar kurulunun yetkilerini cumhurbaşkanı aldığından "cumhurbaşkanı" olarak değiştirilmiştir.Bakan kelimeleri de cumhurbaşkanı yardımcısı olarak değiştirilmiştir.KHK ibareleri Cumhurbaşkanı kararnamesi olmuştur. Tüm bunlar değişen kurumlara göre zorunlu ibare ve ifade değişiklikleridir.Bu madde ile Milli güvenlik kurulunun yapısından,Jandarma komutanı çıkartılmış,İdari yapının Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenebileceği belirtilmiştir. Yönetmeliklerin düzenlendiği 124. madde ile de ,yönetmeliğin Tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere hazırlandığı şeklindeki hükmü ,tüzüğün kurum olarak bakanlar kurulu ile beraber kalkması nedeni ile cumhurbaşkanı kararnamesinin uygulanması için çıkartılacağı belirtilmiştir.İdari işlemlere karşı yargı yolu başlıklı 125. madde ise,Cumhurbaşkanını tek başına yapacağı işlemlerin anayasadan kaldırılması sebebi ile yargı muafiyeti de kaldırıldığı gibi Yüksek Asker Şura kararlarına vaki kategorik yargı muafiyeti de kaldırılmıştır.Esasen ilk 2010 referandumu ile,terfi ve emeklilik işlemlerine yargı yolu açılmıştır.YÖK'teki bakanlar kurulu etkisi kaldırıldığı gibi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, başbakanlığa bağlı olması hali, Cumhurbaşkanın görevlendireceği bir bakana şeklinde değiştirilmiştir.Diğer bir kısım maddelerde de aynı şekilde,Anayasal Bütünlük sağlanması bakımından,kaldırılan tüzük yada KHK kurumları,ilgili geçen Anayasa metinlerindeki yerlere, Cumhurbaşkanı kararnamesi getirilerek ,bütünlük korunmuştur.
C- Bendin de, Cumhurbaşkanı'nın kanunların kabulü konusundaki yetkisinin, "geciktirici veto" yetkisinden "güçleştirici veto" yetkisine yükseltilerek,Cumhurbaşkanın, geri gönderdiği, kanunların meclisten, tekrar onaylanması için, mecliste hazır olanların çoğunluğu değil,meclis tam sayısının çoğunluğu şeklinde bir çoğunluk aranması düzenlemesi getirilerek,sert güçler ayrılığında, Cumhurbaşkanının, kanun yapma yetkisi kaldırıldığı için,en azından kabul edilecek kanunlar üzerinde, yürütmenin başı olarak, etkisi arttırılmak istenmiştir.Kanun uygulayıcısı yürütmenin, en azından bu yetkiye sahip olması, Cumhurbaşkanının partisi ile meclis aritmetiğinin farklı olması halinde,Cumhurbaşkanın siyasi iradesini, hiçe sayan kanunlar yapılmasını, nispeten engelleyerek güçler arası dengeyi koruyacaktır.
Ç-Bendinde Anayasanın 108. maddesindeki Cumhurbaşkanına bağlı olan, Devlet Denetleme Kurulu kurum olarak korunmuş ve ancak, kurulun inceleme,araştırma ve denetleme yetkilerinin yanında, yaptırım gücü olacak bir şekilde "idari soruşturma yetkisi" de kuruma verilerek,kurum daha öncesinde eleştirilen şekliyle göstermelik bir kurum olmaktan çıkartılmıştır.Ayrıca kurumun görev alanından ve dolayısı ile incelemesinden muaf tutulanlar kurumlardan olan, yargı muafiyetini korumuş ve ancak silahlı kuvvetler, bu korumadan çıkartılarak,kurumun inceleme alanına girmiştir. Bu şekilde sivil anayasa için çok büyük bir kazanım oluşmuştur. Kurulun işleyişi ve üyelerinin atanması hususu , kurulun Cumhurbaşkanına bağlı olması nedeni ile kanunlarla değil direkt, Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile düzenleneceği amir hüküm haline getirilmiş olup,seçilen Cumhurbaşkanına, denetimi altındaki kurumların,işleyişini düzenleme ve olumsuzluklar için idari soruşturma yetkisi veren ve Silahlı kuvvetleri de bu denetlemeye sokarak Sivil Anayasa hususunda sağlanan kazanımları doğru ve anlamlı buluyorum.
D- Bendiyle de, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin Anayasa mahkemesindeki varlıklarına son verilerek,azalan 2 üye ile Anayasa mahkemesi üye sayısı da 17'den 15'e düşmekte ve Mahkemelerin sivilleşmesi yolunda olumlu bir adım daha atılmış olmaktadır.
E-Bendiyle,Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, meclisten yardımcı yada bakan ataması durumunda, meclis görevi sona ereceğinden, hak kaybına yol açmamak için, milletvekillerinin, üyelikle bağdaşmayan işler kısmından;" bir milletvekilinin, belli bir konuda ve 6 ayı aşmamak üzere bakanlar kurulunca verilecek geçici bir görev kabul etmesi Meclisin kararına bağlıdır.." şeklindeki, hüküm kaldırılarak, milletvekillerinin daha sonradan süre sınırlaması olmaksızın, Bakanlık yada Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevlerinde bulunmalarının, önündeki engel kaldırılmıştır. Ayrıca Meclisin Toplantı ve Karar yeter sayısının düzenlendiği 96. maddedeki;bir bakanın başka bir bakana meclisteki oylamalarda vekalet verebilme yetkisi ,cumhurbaşkanlığı sisteminde bakanların meclis ile ilişkilerinin kesilmesi sebebi ile zorunlu olarak kaldırılmıştır.Bundan başka 117.maddedeki başkomutanlık müessesesi düzenlenmiş ve ordunun hazırlanmasında meclise karşı sorumluluk bakanlar kurulundan cumhurbaşkanına verilmiş ve genel kurmay başkanının atanmasında,bakanlar kurulunun cumhurbaşkanına teklif sunma hakkı ve şekli kaldırılarak,direkt cumhurbaşkanınca genelkurmay başkanını seçilmesi usulü benimsenmiştir. Bundan başka mahalli idareler seçimlerine ilişkin 127. maddedeki,mahalli idareler seçimlerinin genel seçimlere 1 yıl yakın olması halinde her iki seçimin birleştirileceği hususundaki madde kaldırılarak, zaten cumhurbaşkanlığı seçimleri ile meclis seçimlerinin beraber yapıldığı ortamda 5 yılda bir yapılacak mahalli idareler seçimlerinin de bu seçimlerle birleşerek daha büyük ve karışık bir seçim sürecine girilmemesi temin edilmiştir.
-Yine aynı madde ile,Anayasa mahkemesine, iptal davası açılabilecek işlemler arasına,yeni düzenlemeyle sisteme,giren Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de eklenmiş ve sistemden kaldırılan KHK'lar Anayasa Metninden kaldırılmıştır.Ayrıca iptal davası açabilecek olan işlemler,sert kuvvetler ayrılığı sebebi ile ve meclis dağılımının farklı olabileceği ihtimallerine göre,iktidar ve ana muhalefet şeklindeki eski düzenlemeden, en yüksek sayıdaki ilk iki parti şekline çevrilmiştir.Koalisyon ihtimali kalktığı için, iktidarda ki partilerden en çok oyu olana verilen dava açma ihtimali sona erdiğinden,buna ilişkin düzenlemede Anayasadan kaldırılmıştır.
-Bundan başka aynı maddenin devamında ,Cumhurbaşkanlığı sistemi ile oluşturulan yeni kurumlar sebebi ile atıl (işlevsiz) hale gelmiş Anayasa maddeleri, tek tek yürürlükten kaldırılmıştır.Bunlar; Kanun hükmünde kararname verme yetkisini düzenleyen 91.madde,Gensoruyu düzenleyen 99.madde,Meclis soruşturmasını düzenleyen 100.madde, Cumhurbaşkanının seçimini düzenleyen 102.madde,Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği kaldırılmakla bunu düzenleyen 107.madde,Başbakan başkanlığındaki eski manada bakanlar kurulu kaldırılmakla,kuruluş,güvenoyu dahil işlemlerinden olan tüzüklere kadar bakanlar kurulunu düzenleyen ve bakanlar kurulunca yapılan işlemleri belirleyen maddelerin hepsi olmak üzere 109,110,111,112,113,114,115.maddeleri,Olağanüstü hal'e ilişkin değişikliklerin başka maddede toplanması ve sıkıyönetim kurumunun kaldırılması sebebi ile 120, 121, 122. maddeler,Yukarda bahsettiğimiz şekilde yargının sivilleşmesi bağlamında,askeri yargının disiplin mahkemeleri dışında tamamen kaldırılmasına ilişkin olmakla 145.maddesi,Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemeleri de aynı gerekçelerle düzenlendiği 156, 157. maddelerle kaldırılmış ve son olarak ta, Anayasada 161. madde ile bütçe ve kesin hesaba ait tüm prosedür bu maddeye toplandığı ve daha farklı bir düzenlemeye gidildiğinden,Bütçenin görüşülmesi,değişiklik yapılması, ve kesin hesabı düzenleyen 162, 163 ve 164 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.Anayasanın değişen maddeleri ile Anayasa tüm metnine giren kurumların,diğer ilgili maddelerde ki zorunlu değişiklikleri ile ,Anayasaya giren bu kurumlarla işlevsiz hale gelen kurumların ve maddelerin açıklandığı, iş bu 16. maddesi, diğer maddelere ilişkin evetimiz sebebi ile ve anayasanın bütünlüğünün sağlaması bağlamında YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 16.MADDEYE DE EVET..
17-Referanduma konu Anayasa teklifinin 17. GEÇİCİ MADDESİ İLE maddesiyle; Anayasaya,geçici 21. madde eklenerek,bundan sonra yapılacak ilk seçimlerin, 03.11.2019 tarihinde yapılacağı,hali hazırda ki,Meclisin ve Cumhurbaşkanın görevinin bu tarihe kadar süreceği belirlenmiş,İhdas edilen yeni kurumlar için,içtüzük ve diğer kanuni düzenlemelerin yapılması için meclise 6 aylık süre öngörülmüş,HSYK seçimlerinin,yapılma süresi ve idari olarak, kurumları kalktığı yada değiştiği için görevleri sona eren memurlar yada yeni göreve atanacak kişiler hakkında, geçişe ilişkin bazı detaylar belirlenmiştir.Bu kadar geniş çaplı bir Anayasal mevzuat değişikliği sebebi ile zorunluluk gereği bazı, geçici maddelerin bulunması olağan olup,geçiş süreci içerisinde hukuka ,mantığa ve değiştirilen maddelerden daha farklı bir düzenlemeye gidilmediği için,zorunlu bulunan geçici maddeler, kabul edilebilir niteliktedir. BU BAĞLAMINDA YAPILAN BU DEĞİŞİKLİĞE VE DOLAYISI İLE 17.GEÇİCİ MADDEYE DE EVET..
18-Referanduma konu Anayasa teklifinin 18. ve son yürürlük maddesi ile;Anayasanın hangi maddelerinin ne zaman, yürürlüğe gireceği, hususu belirlenmiş olup,3 bent halinde a,b ve c bentleri ile bu husus düzenlenmiştir. Sondan yani "c-" bendinden başlamak gerekirse,partili cumhurbaşkanlığına Anayasanın yayımı tarihinde geçilerek,ilk seçimlere kadar iki başlı devam edecek sistemdeki, Cumhurbaşkanının partisi ile bağının tekrar kurulması sağlanacak olup,Cumhurbaşkanının seçimle getirilmesi,sistemine 2010 yılında geçildiği ve hali hazırdaki Cumhurbaşkanının da seçimle geldiği düşünüldüğünde,zaten siyasi bir figür olan Cumhurbaşkanı için,herkesin bildiği sır konumundaki,parti bağının, Anayasa tarafından da kabulü, sistemine hemen geçilmesinde, dürüstlük kuralı gereği de bir sakınca bulunmamaktadır. Aksi bir durum olsaydı yani Cumhurbaşkanı seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olmasaydı o zaman ,bu maddenin yürürlük tarihinin, diğer maddeler gibi seçilecek ilk Cumhurbaşkanına kadar ertelenmesi makul olabilecekti. Bunun yanında "b-" bendi ile yani ,seçim ve seçim usulüne ilişkin düzenlemelerin,seçim takvimi ile başlaması mantıki bir zorunluluk olmakla,vekil sayısını arttıran,75. madde,iki seçimin bir yapılmasını öngören,77. madde ,seçilecek Cumhurbaşkanının özelliklerinin belirtildiği 101.madde ve yürürlükten kaldırılan Cumhurbaşkanının meclisçe seçilmesine ilişkin 102. madde, seçim takviminin başladığı tarihte yürürlüğe girmektedir."a-" bendi ile de diğer tüm hükümlerin,Meclis ve Cumhurbaşkanlığı,seçimlerden sonra, göreve başladığı tarihte yürürlüğe girmesi şeklindeki düzenlemeler, ayrıntılı ,tutarlı ve devlet işleyişine uygun olduğundan,DOLAYISI İLE 18.GEÇİCİ MADDEYE DE EVET..
REFERANDUMA KONU MADDELERİN TÜMÜ ÜZERİNDEKİ DEĞERLENDİRME VE EVET'E GENEL GEREKÇE OLMASI BAĞLAMINDA; kısaca belirtmek gerekirse,en son 2010 yılında yapılan ve ne yazık ki; sadece ülkemizin özel şartları sebebi ile hatalı sonuç, doğurduğu 15 Temmuz olayı ile anlaşılan,HSYK'nın yapısının değişmesine ilişkin düzenleme ile değerlendirilme ve anılma, haksızlığına, uğrayan,referandum ile,ÜLKEMİZDE BİR ÇIĞIR AÇILMIŞTIR.Hukuk gibi varlığı ancak kaybıyla anlaşılabilen, bir çok özgürlük ve hak milletimize yine 2010 referandumu ile tanınmıştır. Vatandaşımıza bir devrim olacak şekilde, Anayasa Mahkemesine, kişisel başvuru hakkı verilmesinden,12 Eylül sorumlularına yargı yolu açılmasına,Kamu Denetçiliği kurumundan,parti kapatmaların zorlaştırılmasına,kadın,çocuk ve yaşlılara pozitif ayrımcılıktan,memura toplu sözleşme hakkına,sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmaması, hakkı ve düzenlemesine kadar daha bir çok konu da ülkemize sınıf atlatmış olan 2010 referandumu,TÜRK MİLLETİNİN VE TÜRK SİYASETÇİSİNİN, ANAYASA YAPMA YETENEĞİ KONUSUNDA Kİ RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMESİNİ SAĞLAMASI BAKIMINDA DA ÖNEMLİDİR. Sadece, HSYK'nın yapısındaki , değişiklikle,toplamda arttırılan üyelerin seçimini, yine yargı üyelerinin bizzat kendisine verilmesi şeklindeki düzenleme,o tarih itibari ile de bir çok Avrupa ülkesindeki düzenlemeye, paralel bir şekil arz etmekteydi.HSYK yapısal olarak ,yönetiminde bulunduğu hakimlerin, çoğunluğunun seçeceği demokratik bir düzene kavuşmuştu.Bu düzenin anti demokratik yada hukuka aykırı, bir tarafı bulunmadığı gibi, belirttiğimiz üzere,yargı üyelerini idare edecek kurulun çoğunluk üyelerinin yine yargı, üyelerine bırakılması ileri bir demokrasi anlayışı olarak görülmeliydi. Ancak,umulmayan ve öngörülmeyen bir biçimde,yargı içine sızan bir grubun, bu demokratik hakkı kullanarak, kapalı devre bir şekilde, kendini idare mekanizmasının, sahibi yapması, şuanda, sanki bu sistemin ve bu sistemi Avrupa standartlarında oluşturma çabası içindeki, siyasetçilerin bir hatasıymış gibi yansıtılmaktadır.Demokrasi;özünde kendini koruma refleksini de içinde barındırmakla,iş bu kere siyasi kanun koyucular, kurumun kendi içerisinde demokratik seçimlerin 15 temmuzla ortaya çıkan kapalı devre seçime döndüğü ve kaybolduğunu görmeleri üzerine, bu kez kurulun çoğunluk üyelerinin seçimi hakkı ve görevini,seçilmiş meclise YİNE SINIRLARI BELİRLENMİŞ VE ŞEFFAF BİR USULLE VERMİŞLERDİR.Bu saatten sonra, asıl beklenilmesi gereken sorumluluk,her bir HSYK üyesinin, hakimlik teminatları ve bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri gereği, vicdanlarını, ne siyasi iradeye ve nede gayrı meşru bir güce boyun eğdirmeden,yasaların kendilerine yüklediği görevleri yapmak ve yapması için kendisine bağlı olan, yargıçlara bu ortamı hazırlamak olduğu açıktır.
-Artık referanduma sunulan,Anayasa değişiklikleri ile;esas olarak, halk nazarındaki meşruiyet ve seçilmişliğin verdiği güç, sadece yasamaya değil, yürütmeye de tanınmış olmaktadır. 2017 yılı Nisan ayında yapılacak, referandumda , çoğu soru işareti,bu gücün Cumhurbaşkanına verilmesinin ne kadar doğru olup olmadığı,bunun yeterli denetim mekanizmaları ile sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı, noktasında toplanmaktadır.Soru hatalı olunca, her iki olasılıktaki, cevapta hatalı olmaktadır. Demokratik bilinci gelişmiş toplumlarda, (hele 15 temmuz ile bu bilincin, hemen tüm Avrupa ülkelerinden daha gelişmiş olduğunu göstermiş Türk toplumunda) MEŞRUİYETİN -YANİ GÜCÜN- KAYNAĞI OLAN, TOPLUM VE HUKUK SİSTEMİ, AYNI ZAMANDA, DENETİMİNDE EN GÜÇLÜ İKİ ÖGESİDİR.BU ŞEKLİYLE CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMETİ SİSTEMİYLE, CUMHURBAŞKANINA VERİLEN VE DENETİMSİZ HİÇ BİR GÜÇ BULUNMAMAKTADIR.Yıllarını parlamenter sistemin, yürütmenin zorunlu stepnesi konumundaki yasamadan, ayrı bir güç gibi gösterme oyununu oynamış siyaset bilimciler ve idarecilerin, halkı ikna çabaları tutmayacaktır. 67 yıllık çok partili hayatta,kurulan 65 hükümetin, en ufak sarsıntılara karşı bile, dayanma gücünün olmadığı,parlamenter sistemin,BİR KUTSALLIĞIDA,TÜRK ULUSUNU YARINLARA TAŞIMA GÜCÜ VE POTANSİYELİDE YOKTUR.ARTIK YASAMANIN; KANUN KOYUCU, YÜRÜTMENİN; KANUNU UYGULAYICI VE YARGININ; DENETLEYİCİ VE ADALET DAĞITICI, ÜÇ AYRI GÜÇ İLKESİNE GÖRE DİZAYN EDİLMİŞ BİR ANAYASAMIZ OLACAKTIR. TÜM BU SEBEPLERDEN,16 NİSAN REFERANDUMUNDA,OYUMUN RENGİ EVETTİR.22.02.2017

Av. MUHAMMET ABDÜSSAMET AYDIN
Old 03-03-2017, 14:37   #15
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Cumhurbaşkani

Cumhurbaşkanı

YASAMAYI KONTROL:
1.Parti Genel Başkanı olarak milletvekilleri listelerini yapacak
2.Meclisi feshedebilecek
3.Devlet bütçesini hazırlayacak
4.Kararnameler ile kanun alanını daraltacak
5.Kanunları veto edebilecek

YARGI:
1.Hakimler Savcılar Kurulu Başkanını atayacak
2.HSK üyelerinin yarısını atayacak
3.Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini atayacak

DEVLETİ/ BÜROKRASİYİ ŞEKİLLENDİRECEK :
1.Tüm üst düzey kamu yöneticilerini atayacak
2.Atama kriterlerini belirleyecek
3.Eğitimi şekillendirecek
4.YÖK üyelerini, Üniversite Rektörlerini atayacak
5.Ordu’yu şekillendirecek

DEVLETİ YAPILANDIRACAK :
1.Bölgesel idari yapıları kurabilecek
2.Kamu kurumu ve kuruluşları kuracak
3.Kamu tüzel kişilerini kuracak, yetki verecek

ULUSLARARASI İLİŞKİLER :
1.Uluslararası anlaşmaları imzalayacak
2.Büyükelçileri atayacak

MİLLİ GÜVENLİK:
Milli güvenlik politikasını belirleyecek

DENETİMSİZ GÜÇ :
1.Tüm bu yetkileri Cumhurbaşkanı herhangi bir denetim olmadan kullanacak
2.Tek olanak cumhurbaşkanınca atanan 400 milletvekilinin imzası ile Yüce Divana sevk
3.Ömür boyu koruma
Old 07-03-2017, 10:30   #16
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Hulusi Metin
Cumhurbaşkanı

YASAMAYI KONTROL:
1.Parti Genel Başkanı olarak milletvekilleri listelerini yapacak
2.Meclisi feshedebilecek
3.Devlet bütçesini hazırlayacak
4.Kararnameler ile kanun alanını daraltacak
5.Kanunları veto edebilecek

YARGI:
1.Hakimler Savcılar Kurulu Başkanını atayacak
2.HSK üyelerinin yarısını atayacak
3.Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini atayacak

DEVLETİ/ BÜROKRASİYİ ŞEKİLLENDİRECEK :
1.Tüm üst düzey kamu yöneticilerini atayacak
2.Atama kriterlerini belirleyecek
3.Eğitimi şekillendirecek
4.YÖK üyelerini, Üniversite Rektörlerini atayacak
5.Ordu’yu şekillendirecek

DEVLETİ YAPILANDIRACAK :
1.Bölgesel idari yapıları kurabilecek
2.Kamu kurumu ve kuruluşları kuracak
3.Kamu tüzel kişilerini kuracak, yetki verecek

ULUSLARARASI İLİŞKİLER :
1.Uluslararası anlaşmaları imzalayacak
2.Büyükelçileri atayacak

MİLLİ GÜVENLİK:
Milli güvenlik politikasını belirleyecek

DENETİMSİZ GÜÇ :
1.Tüm bu yetkileri Cumhurbaşkanı herhangi bir denetim olmadan kullanacak
2.Tek olanak cumhurbaşkanınca atanan 400 milletvekilinin imzası ile Yüce Divana sevk
3.Ömür boyu koruma

Kısa başlıklarla çok güzel özetlemişsiniz elinize sağlık. Sanıyorum insanlar kendilerine şunları sorarsa konu daha iyi anlaşılabilir:

1) Hükümet edenler bakımından Denetim neden gereklidir? Denetimin sürekliliği ilkesi gözetildiğinde 5 yılda bir (seçim yoluyla) halk denetimi bu denetim işlevini sağlayabilir mi? + Yaptırımsız denetimin bir anlamı olur mu?

2) Hükümet edenlerin işlem ve eylemleri bakımından tam bağımsız ve tarafsız yargı neden gereklidir?

Bu sorulara cevap bulamayan veya cevaba gerek duymayan vatandaşlar için zaten bir şey söylemek haksızlık olur.

Cevap bulabilen ve cevabı gerekli görenlerin katkısı ile, ülke geleceği aydınlıktır.
Old 13-03-2017, 05:55   #17
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Yürürlük

HAKİMLER VE SAVCILAR (YÜKSEK) KURULU (HSyK), Anayasa’nın 159.maddesinde düzenlenmiştir.

Anayasada değişiklik yapan 6771 sayılı Kanunun 18. maddesinin (c) fıkrasına göre, HSK.‘de yapılan değişiklik,

kanunun yayımı tarihinde, yani 11 ŞUBAT 2017’de yürürlüğe girmiştir.

Neden Referandumdan önce… Neden 2019'dan önce ?

HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU’nu yeniden oluşturmak neden bu kadar acil…?
Old 13-03-2017, 17:36   #18
Av.Magisnus1977

 
Varsayılan

Uzun zamandır aklıma takılan bir konu teklifi destekleyen yazarın Anayasa Mahkemesinde yapılacak atamalarda Cumhurbaşkanının çok etkisi olmayacağını, dönemsel olarak az üye seçileceğini, belirtmesi üzerine tekrar düşünüp araştırmama neden oldu. 12.09. 2010 tarihinde halkoyuyla kabul edilen 5982 sayılı Kanunun 25 maddesi (mevcut Anayasa md 18 fıkra 7) ve şu anki değişiklik teklifi md. 17/D ve de Anayasa Mahkemesinin web sitesinde üyelere ilişkin bilgilerden çıkan ilginç bir sonuç var. Anayasa md.147 doğrultusunda 12.09.2010 tarihinden önce üye olanların 65 yaş haddinde, sonrasında seçilenlerin ise 12 yıl sonra görevi bırakacakları kabul edildiğinde yapılan hesaplamalarla (2019 yılında Cumhurbaşkanının 5 yıl için tekrar seçileceği farz edilerek) aşağıdaki sonuç ortaya çıkmaktadır:

2018’de 2 üye, 2019’da 1 üye, 2020’de 2 üye, 2021’de 1 üye, 2022’de 2 üye ve 2024’de 2 üye görevi yaş haddi veya görev süresi nedeniyle bırakacaktır.

Teklifin kabul edilmesiyle bu üyelerin çoğu Cumhurbaşkanı bazıları da Cumhurbaşkanının üyesi veya genel başkanı olduğu siyasi partinin yer aldığı, ve de muhtemelen çoğunluk oyuna sahip olduğu, Meclis tarafından seçilecektir. Bu da Evet görüşünü savunan yazarın iddiasının doğru olmayacağını ispatlamaktadır.
Old 13-03-2017, 19:06   #19
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan HAKİM ve SAVCILAR

6771 - 21.1.2017, MADDE 17 - 2709 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 21-
C)
Anayasanın 159 uncu maddesinde yapılan düzenlemeye göre

Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeleri en geç otuz gün içinde seçilirler ve

bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kırkıncı günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.


Başvurular, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon on gün içinde her bir üyelik için üç adayı üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada üçte iki çoğunlukla seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci ve üçüncü oylamalar yapılır; bu oylamalarda üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyunu alan aday seçilmiş olur. Beşte üç çoğunluğun sağlanamaması halinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan, seçilecek üyelerin iki katı aday arasından ad çekme usulü ile üye belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu aynı usul ve nisapları gözeterek onbeş gün içinde seçimi tamamlar.

MEVCUT HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU ÜYELERİ, YENİ ÜYELERİN GÖREVE BAŞLAYACAĞI TARİHE KADAR GÖREVLERİNE DEVAM EDER VE BU SÜRE İÇİNDE YÜRÜRLÜKTEKİ KANUN HÜKÜMLERİNE GÖRE ÇALIŞIR.

YENİ ÜYELER, ilgili kanunda değişiklik yapılıncaya kadar mevcut Kanunun Anayasaya aykırı olmayan hükümleri uyarınca çalışır.

Görevi sona eren ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yeniden seçilmeyen üyelerden, talepleri halinde adli yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Yargıtay üyeliğine, idari yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Danıştay üyeliğine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca seçilir; öğretim üyeleri ve avukatlar arasından seçilenler ise Danıştay üyeliğine Cumhurbaşkanınca atanır. Bu şekilde yapılan seçim ve atamalarda boş kadro olup olmadığına bakılmaz, seçilen ve atanan üye sayısı kadar Yargıtay ve Danıştay kadrolarına üye kadrosu ilave edilir.
Old 14-03-2017, 17:25   #20
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

11 Şubat 2017’den beri PARTİLİ –tarafsız- CUMHURBAŞKANI...

Yani hem ettiği yemine göre TARAFSIZ (AY.m.103) ve hem de anayasanın 101. Maddesinin son fıkrasını değiştiren 6771 sayılı kanuna göre (m.7) PARTİLİ bir Cumhurbaşkanı…

Anayasa madde 101'in son fıkrasında yer alan
“Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresi,

11.2.2017 tarih ve 29976 sayılı R.G.'de yayımlanan, 21.1.2017 tarih ve 6771 sayılı Kanunun 18/c maddesi hükmü gereğince, ilgası bakımından yayımı tarihinde (11 ŞUBAT 2017) yürürlüğe girmiş, böylece Cumhurbaşkanı bir aydır TARAFSIZ ve PARTİLİ olmuştur.

Peki referandum sonucu...?
Old 15-03-2017, 17:09   #21
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

THS.kurallarına uygun olarak
(dinsel ve politik gerekçelere dayanmaksızın)

Mevcut Anayasayı

Anayasada değişiklik yapan yasayı
genel olarak ve
18 maddesiyle özel olarak

İrdeleyen, eleştiren ve

konuya ilgi duyan, konuyu önemseyen

tüm üyelerimize teşekkür ederim.

Hukuk, boyun eğmemeyi huy edinmek, bu huydan da vazgeçmemektir.

Hepinize sevgiler.
Old 23-03-2017, 19:55   #22
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin
söz konusu olduğu gündemdeki konunun,
THS.kurallarına uygun olarak,

anayasa teori ve ilkeleri ışığında tartışılmamasının,

yasa maddelerinin gerekçeli olarak değerlendirilmemesinin

nedenleri üzerinde de düşünmem gerekiyor demek ki.

Hepinize sevgiler.
Old Bugün, 13:38   #24
Gemici

 
Varsayılan

Referandum konusundaki düşüncelerimi 2009 yılında 'Referandum ve Temel Hak ve Özgürlükler' başlığı altındaki alanda açıklamaya çalışmıştım. http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=44804
O zaman konuyu açarken halkın 'tercihini bilinçli olarak kullanması gerekir' saptamasında bulunmuşum. Bu saptama bugün için de geçerli. Halkın tercihini bilinçli olarak kullanabilmesi için, her şeyden önce konu hakkında bilinçli olması ve bilgilendirilmesi/bilinçlendirilmesi gerekir. Anayasa değişikliği üzerindeki bilgilendirme ve bilinçlendirmeyi siyaset üstlenmiş durumda. Günlük siyaseti ilgilendirdiği için 'siyasetin' buradaki rolü konusuna girmek istemiyorum, ancak 'siyasetin' rolünün gereği olarak taraflı olacağını ve olması gerektiğini belirtmekle yetineceğim.

Referanduma sunulan Anayasa Değişikliği Metni' nin tarafsız ve önyargısız olarak değerlendirilmesinin hukukçuların görev alanına dahil olduğu düşüncesindeyim. Böyle olunca da THS Hukukçularının şimdiye kadarki katkılarını yetersiz bulduğumu belirtmekle yetineceğim.
Sayın Av. Hulusi Metin'in Anayasaların hazırlanmasında, eleştirilmesinde hukukçuların işlevi nedir? sorusuna ek olarak Anayasaların yorumlanmasında hukukçuların işlevi nedir ve THS 'Referanduma sunulan Anayasa Değişikliği Şerhi' forumu açamaz mı, sorularını sormak istiyorum.

Saygılarımla
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Avukatlık Yasası Üzerine Düşünceler Av. Bülent Sabri Akpunar Hukuk Sohbetleri 26 24-09-2013 12:10
Arabuluculuk Yönetmelik Taslaığı Üzerine Düşünceler hilmiseker Hukuk Sohbetleri 0 16-01-2013 21:48
Tıpça Üzerine Türkçe Düşünceler Ebru Demirci Hukuk ve Türkçe Çalışma Grubu 0 09-02-2010 22:13
CMK 134 üzerine düşünceler ckocamaz Ceza Hukuku Çalışma Grubu 1 16-01-2010 12:43
Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri üzerine düşünceler Av. Hulusi Metin Hukuk Sohbetleri 0 27-02-2006 07:56


THS Sunucusu bu sayfayı 0,22962403 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.