Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

Telefonla hakaret davasında sanığın cezalandırılması

Yanıt
Old 31-10-2013, 17:46   #1
davuterkan

 
Varsayılan Telefonla hakaret davasında sanığın cezalandırılması

Merhaba
Geçen hafta bir mahkemenin verdiği kararı, Ceza Hukukuna getirdiği yeni bakış açısı nedeniyle takdirlerinize sunma gereği duydum.
Şikayetçinin, gizli bir numaradan aranarak hakarete uğradığı iddiası üzerine yapılan incelemede iddia edilen tarih/saatte arayan numaranın sanığın kullanımında olduğu anlaşılmıştır.
Sanık numaranın kendisi tarafından kullanılmakta olduğunu kabul etmekle birlikte şikayetçiyi aramadığını, dolayısıyla da hakaret etmediğini başkasının kendi telefonunu kullanmış olabileceğini savunmuştur. Telefon görüşmesinin içeriğine ilişkin dosyada hiçbir delil (tanık, görüşme kaydı vs) yoktur.
Mahkeme gerekçeli kararında, taraflar arasında husumet olmadığını, bu nedenle de "müştekinin sanığa bu yönde iftira atması için de herhangi bir neden bulunmadığı"nı ileri sürerek sanığın cezalandırılması yoluna gitmiştir.
Biz savunmamızda aranma hususu sabit olsa bile görüşme içeriğine ilişkin bir tespit olmadığını, kaldı ki sanığın şikayetçiye hakaret etmesi için bir neden bulunmadığını savunmuştuk.
Ancak mahkemeye göre, şikayetçinin şikayet edilene iftira etmesi için bir neden yoktur, o halde iddia edilen suç işlenmiştir.
Gerçekten takdire şayan bir karar.


T.C.
İSTANBUL
38. SULH CEZA MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2012/... Esas
KARAR NO : 2013/...
[C.SAVCILIĞI][ ][ESAS][ ][NO] : 2012/...

GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
HAKİM :
KATİP :
DAVACI : K.H.
KATILAN : H.İ.S


SANIK : Ö.D
SUÇ : Hakaret
SUÇ TARİHİ / SAATİ : 11/04/2012 -
SUÇ YERİ : İSTANBUL/MERKEZ
KARAR TARİHİ : 22/10/2013

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 9. Maddesine göre; Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan İstanbul 38. Sulh Ceza Mahkemesi, yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda dava dosyasını inceledikten sonra aşağıdaki kararı vermiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İDDİA:
Müşteki H.İ.S'in İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığı; olay tarihinde Şişli'de bulunan ofisinde bulunduğu sırada kullanmış olduğu X numaralı telefon hattını 11/04/2012 tarih saat 12:36'da gizli numaradan arayan bir erkek şahsın "H.İ misin, seni g..ünün üstüne oturtacağım" diyerek hakaret ettiği, müştekinin telefonla arayarak hakaret eden şüpheliden şikayetçi olduğu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurum Başkanlığı'nın tespit raporunda; müştekinin kullandığı telefonun 11/4/2012 tarih saat 12:36'da Y numaralı telefondan hattından arandığı, Y numaralı hattın hakkında ek takipsizlik kararı verilen B.D adına kayıtlı olduğu ancak eşi şüpheli Ö.D tarafından kullanıldığının tespit edildiği belirtilerek, hakaret suçundan cezalandırılması istemi ile mahkememize kamu davası açılmıştır.

SAVUNMA:
Sanık Savunmasında: Ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Herhangi bir şekilde müştekiye hakarette bulunmadım. Söz konusu telefon Benim kullanımımdadır. Ancak Benim müştekiye hakaret etmek için herhangi bir nedenim yoktur. Daha önce bir şirketim olduğundan şirketimdeki çek davaları nedeniyle kendisini tanırım, Ben servis şoförlüğü yöneticiliği yaptığım için uygun tarifeli hat kullanmaktayım, bu nedenle şoför arkadaşlar, benim hattım ucuz olduğu için ara sıra telefonumu kullanmaktadırlar, ancak ben kimsenin günahını almak istemem. D. K. San. Tic. AŞ Bize aittir. Bizim ödediğimiz senetler takibe konulmuştu, biz de bunun üzerine dava açtık ve kazandık. Bu davamız da yargıtayda onanmıştır. Bu söylediklerim 122.000 TL'lik çek yönündendir" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Katılan Beyanında: " Ben Cumhuriyet Savcısında beyanda bulunmuştum, ordaki beyanımı aynen tekrar ederim, bana hakaret eden şahsın soruşturma aşamasında Ö. D. olduğu anlaşıldı. Ben kendisinin şirketine karşı icra takibi yapmıştım, buna ilişkin takip talep formlarının fotokopisinin mahkemeye ibraz ediyorum, sanıktan şikayetçiyim, davaya da katılmak istiyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık B. Beyanında: " Y numaralı GSM hattı benim adıma kayıtlıdır, ancak çoğunlukla eşim olan sanık kullanmaktadır. Benim hakaret olayı ile ilgili herhangi bir bilgim ve görgüm bulunmamaktadır" şeklinde beyanda bulunmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Sanık hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, toplanan deliller, sanık savunması, katılanın beyanı ve tüm yargılama dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar sanık isnat olunan suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de; dosya içinde mevcut Telekominikasyon İletişim Başkanlığı'nın 30.05.2012 tarihli cevabi yazılarından sanığın kullanımında olduğu Y numaralı GSM hattı ile müştekiyi 11.04.2012 tarihinde saat 12.36.35'te aradığı ve kendisine "H. İ sen misin, g...nün üstüne oturtacağım" şeklinde sözler söylemek sureti ile hakarette bulunduğu, esasen müştekinin daha önce sanığın şirketi hakkında icra takibi yaptığı ve dolayısı ile sanık ile müştekinin bu şekilde birbirlerini tanıdıkları ve aralarında husumet bulunmayan müştekinin sanığa bu yönde iftira atması için de herhangi bir neden bulunmadığı, bu hali ile müşteki anlatımını doğrulayan Telekominikasyon İletişim Başkanlığının cevabi yazısı karşısında sanığın eyleminin subut bulduğu anlaşılmakla, sanığın cezalandırılması ve fakat her ne kadar şartları oluşmuş ise de sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep etmemesi nedeni ile sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:
Sanığın üzerine atılı hakaret suçundan sabit olan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 125/2 md atfı ile TCK 125/1 maddesi uyarınca ...CEZALANDIRILMASINA ,
......
Dair,
...22.10.2013


Katip 103283
Hakim 38496
Old 01-11-2013, 09:24   #2
kemalt06

 
Varsayılan

Hani Şüpheden sanık yararlanıyordu, hani ceza muhakemesinde suçluluğu sabit oluncaya kadar kimse cezalandırılamazdı. Türkiye hukuk devletidir diyen kimdi, bi geliversin.
Karar metnini okuyunca sanki hakimde çok yanlı bir tutum almış izlenimi oluştu bende. Sanık lehine olan hagb yi bile uygulamamak için bahane aramış.
Haksızlığı kabullenemiyorum kusura bakmayın.
Sanık söylemiş bile olsa, yazılı olan gerekçe hüküm kurmaya yeterli midir?
Old 01-11-2013, 14:46   #3
Admin

 
Varsayılan

Gece yarısı ıssız bir sokakta tek başınıza yürürken karşınıza bir adam çıktı, bıçak çekti ve cüzdanınızı alıp kaçtı.

Polise gittiniz, polis gasp suçundan eski sabıkalıların fotoğraflarınını size gösterdi, bir kişiyi teşhis ettiniz, onu tutup merkeze getirdiler, orada yüzleştiniz ve evet cüzdanımı gasp eden bu kişiydi dediniz.

Teşhis ettiğiniz şüpheli, ben değildim dedi ama suç saatinde nerede olduğunu vs. de ispatlayamadı.

Açılan ceza davasında bu kişi ceza mı almalı, beraat mı etmeli?

Ceza almalı diyorsanız bu olaydan farkı ne? İkisinde de müştekinin beyanından başka delil yok. Beraat etmeli diyorsanız, hırsızlık, gasp, telefonda hakaret, tehdit, tecavüz, rüşvet vs. tanıksız/çoğu kez delilsiz işlenen pekçok suçta kime ne zaman ceza verebilirsiniz?

Ceza yargılamasında olayın durumuna göre hakimin vicdani kanaatine biraz daha saygı duymamız gerekir diye düşünüyorum. Hakim dosyada sanığın bu suçu işlediğine kanaat getirmiş ve ceza vermiş. Açık konuşmak gerekirse, kararı okuduğumda ben de aynı kanaate vardım.

Mağdur şikayet ettiğinde müştekinin kim olduğunu bile bilmiyor (gizli numaradan aranmış) iftira ediyor olma ihtimali yok, sanığın kimliği şikayetten sonra savcılıkca bulunuyor. Sanık kendi zilyetliğindeki telefonu kimin ne şekilde kullandığını, o saatte o kişinin neden ve numara gizlenerek arandığını ispatlayamıyor. Olayın doğası gereği tanık vs. bir delil bulmak mümkün değil. Olayların bu gelişimi karşısından sanığın suçu işlediğine vicdani kanaat getirmek için daha ne delil aranır ben bilemiyorum.
Old 01-11-2013, 16:17   #4
davuterkan

 
Varsayılan

İlk anlattığınız olayda kişinin beraat etmesi gerektiğine inanıyorum. Teşhis edilen kişi siz de olabilirsiniz mesela. Ve o tarihte o saatte nerede olduğunuzu ispatlayamayabilirsiniz. Olaydan 2 ay sonra gözaltına alınırsanız, 2 ay önce nerede olduğunuzu ispatlamanızın sizden istenmesi hukuki olur mu? Hem ispat yükümlülüğü iddia edende değil miydi?

Beraat etmeli diyorum, çünkü masum 1 kişinin yok yere cezalandırılmasındansa varsın 1000 suçlu cezadan kurtulsun. Onu da devlet düşünsün. Devletin suçu önleme yükümlülüğü var, onu yerine getirsin. Devlet suçu engelleyemiyor, suç işlendikten sonra olayı da açığa çıkaramıyor, bunun faturasının şüpheliden-sanıktan çıkarılması doğru mu?

Hakimin vicdani kanaatine saygı duyulmalıdır. Ancak vicdani kanaat delillere dayanmalıdır. Ve ceza yargılaması hukukunun temel ilkelerini gözardı etmemelidir. Yukarıda verdiğim kararda mahkeme vicdani kanaatim bu yöndedir demiyor. "Müştekinin yalan söylemesi için neden yok, o halde doğru söylüyor" diyor. Ondan önce şu soruyu sormayı unutuyor. Sanığın bu suçu işlemesi için makul bir neden var mı? Bu ceza mahkemelerinde görülmemiş bir bakış açısıdır.

Şimdi burda şöyle de girift bir konu var: Taraflar arasında husumet olsa, mahkeme "husumet var, bu nedenle sanık suçu işlemiştir" diyecekti. Husumet olmayınca ise, "husumet yok, müşteki neden iftira atsın ki" diyor

Selamlar
Old 01-11-2013, 20:29   #5
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Şimdi burda şöyle de girift bir konu var: Taraflar arasında husumet olsa, mahkeme "husumet var, bu nedenle sanık suçu işlemiştir" diyecekti. Husumet olmayınca ise, "husumet yok, müşteki neden iftira atsın ki" diyor
Bence de deliller yeterli, karar tutarlı görünüyor.

Kararı eleştirirken gerekçesinden alınmış tek cümle üzerinde durmamalı. Çoğu kez anlamsız görünen o tek cümle Yargıtay'a hitaben yazılır. O tek cümle zaten Yargıtay kararlarından alıntıdır. O tek cümle Yargıtay'a karşı kalkandır.

Saygılarımla
Old 01-11-2013, 20:43   #6
hızır hafiye

 
Varsayılan

sayın admin,
Eğer müşteki mahkeme huzurunda sanık şahsı sesinden tanıdığını kendisine hakaret eden şahsın bu şahıs olduğunu beyan etseydi verdiğiniz örnek vakaya benzer olabilirdi. Fakat şuan 3. bir şahıs ortaya çıkıp sanığın maddi olarak içine düştüğü haksızlıktan etkilenip bundan sorumlu gördüğü avukata sanığın telefonundan kendisinin hakaret ettiğini söylese bunun aksini nasıl ispatlayabilirsiniz? Eğer sanık masumsa iftira suçu mu oluşmuştur yoksa vicdani karar hatası mı?
Old 02-11-2013, 09:38   #7
davuterkan

 
Varsayılan

Yargıtay 2. CEZA DAİRESİ E. 2004/5702 K. 2005/18847 T. 22.9.2005 “müştekinin cep telefon numarasının muhtelif zamanlarda arandığı sabit ise de; sanıkların müştekiye tehdit içerir söz sarfettiklerine dair müştekinin soyut iddiasından başka sanıkların bu suçtan cezalandırılması için yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların atılı suçtan beraatlerine karar verilmelidir”
Old 02-11-2013, 18:38   #8
kemalt06

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Bence de deliller yeterli, karar tutarlı görünüyor.

Kararı eleştirirken gerekçesinden alınmış tek cümle üzerinde durmamalı. Çoğu kez anlamsız görünen o tek cümle Yargıtay'a hitaben yazılır. O tek cümle zaten Yargıtay kararlarından alıntıdır. O tek cümle Yargıtay'a karşı kalkandır.

Saygılarımla

Sayın avukatım
Peki sanık müştekiyi aradım ama hakaret etmedim borçla ilgili konuştuk deseydi yine ceza verilecekti demekki. Yani sadece müşteki iddia etti diye cezalandırmak doğru olacakmıydı. Müştekinin iftira atmasını gerektirecek bir neden yok diye karar verilmesi bana göre yanlış. Bir vatandaş olarak yazıyorum. Avukat değilim
Old 02-11-2013, 19:52   #9
Admin

 
Varsayılan

Her davanın durumu ve özellikleri farklıdır. Neticede biz burada dosyayı okuyoruz ama karar veren hakim tarafları bizzat görüyor ve dinliyor. Demek ki, hakim müştekiye inanmış, sanığa ise inanmamış. Tarafları dinlemedim ama dosyayı okuduğumda ben de müştekiye inandım ve onu arz ettim.

Şahitsiz sadece müştekinin beyanına dayalı olarak ceza davalarında ceza verilsin demiyorum ve böyle bir genellemeyi de kendi adıma doğru bulmuyorum. Ama şahitsiz sadece müştekinin beyanına dayalı ceza davalarında mutlaka beraat verilmelidir denmesini de aynı oranda hatalı bir genelleme olarak değerlendiriyorum.

Her ceza yargılaması özeldir ve bu yargılamayı bizzat yapan, tarafları kulağı ile dinleyen, gözüyle gören, dellilleri toplayan hakimin vicdani kanaati ise bazı durumlarda bu tip genellenmiş kurallardan, yerleşik içtihatlardan vs. çok daha doğru ve adil olacaktır.

Eğer ceza yargılamasını "telefonla hakaret suçu - şahit = beraat" formülüne dönüştürsek o yargılamayı yapmak için hakime hatta "insana" ihtiyacımız kalmaz, bu yazıyı yazdığım bilgisayar da her dosyayı karara bağlayabilir. Ceza yargılamasında insan faktörüne HALA ihtiyacımız var diye düşünüyorum ve bana sorarsanız bu dosya da bunun güzel bir örneği.
Old 02-11-2013, 22:12   #10
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Olayda gözden kaçırılmaması gereken hususlardan biri, Müştekinin doğrudan doğruya "bana X kişisi hakaret etti" dememesidir. Diyemedi çünkü sanığın kim olduğunu bilmiyor. Demedi çünkü gizli numara ile arayan teknik takiple belirlenen sanıkla aralarında kendisi açısından husumeti gerektirecek bir durum yok.

Müşteki açısından, bulunan sanık sürpriz bir isim. Yani; önceden tasarlayabileceği, iftira atayım ben şuna diyebileceği türden bir durum yok ortada.

- Ben aramadım savunması karşısında somut aramanın olması.
- Fail belli değilken H.İ. misin şeklinde isim verilerek, tanıyan biri tarafından aranmış olunması gerçeği
- Avukatın aleyhe icra takibi yapmış olması
- Benden de bir vicdani kanaat: Kimse masum bir insanın özgürlüğü veya onuruyla oynayarak, kendine "düşman" yaratmaz.

Bence verilen karar hem dosya içeriğine, hem hayatın olağan akışına ve hem vicdani kanaate uygundur.

Saygılarımla
Old 02-11-2013, 22:23   #11
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Bir vatandaş olarak yazıyorum. Avukat değilim
Polisiye romanları yazanlar da, okuyanlar da avukat değil. Ama sonunda suçlu belirlenebiliyor.

Bu olay polisiye romana benziyor: Sanık gizli numara kullanarak ve açıkça hangi konuda hakaret ettiğini belirtmeden suçunu perdelemek istemiş ama savcılık telefon numarasını belirlemiş. Kimlik ortaya çıkınca, müştekinin hangi konuda ''g..ünün üstüne oturduğu'' da anlaşılmış oluyor: Müşteki sanığa karşı açtığı alacak davasını kaybetmiş bulunmaktadır.

Sanığın savunması inandırıcı değil: Sanığın şirketinde çalışan sürücülerin müştekiye telefon etmesi ve ''seni g...ünün üstüne oturtacağım.'' demesi polisiye romanda bile olacak iş değildir.
Alıntı:
Yazan kemalt06
Peki sanık müştekiyi aradım ama hakaret etmedim borçla ilgili konuştuk deseydi yine ceza verilecekti demek ki.
Öyle deseydi ona göre değerlendirilirdi: Ben ''Bu karar her davada ölçü olur'' demedim. Ama bu davanın kararı böyle olmalıydı dedim. Bütün oklar sanığı gösteriyor.

''Şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi bu davada uygulanamaz çünkü sanığın hakaret suçunu işlediği şüphesizdir. Olayı aktaran meslektaşımızın anlatımı ve kararın gerekçesi birbiri ile uyuşmaktadır. Ortada şüphe bulunmamaktadır.

Sanığın ''yapmadım'' demesi şüphe nedeni olamaz. Hiç bir davada sanığın ikrarı aranmaz. Sanığın yalan söyleme hakkı vardır. Sanığın inkar etme hakkı vardır. Sanık ne derse desin delillere göre hüküm kurulur.

Bence bu davadaki tek yanlış sanığın hagb kararına rıza göstermemesidir.

Saygılarımla
Old 03-11-2013, 11:25   #12
Av.Nevra Öksüz

 
Varsayılan

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.2003 T., Esas: 2003/95, Karar: 2003/280: "...Hukuk devletinde ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan "in dubio pro reo" kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorik de olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur..."

Kararın tamamı için:
http://www.turkhukuksitesi.com/serh.php?did=15049

P.S: Yukarıdaki karara konu yargılamada da katılanın, sanığa iftira atması için herhangi bir neden yok görünüyor... ama...


Alıntı:
Yazan davuterkan
Müşteki H.İ.S'in ... kullanmış olduğu X numaralı telefon hattını 11/04/2012 tarih saat 12:36'da gizli numaradan arayan bir erkek şahsın "H.İ misin, seni g..ünün üstüne oturtacağım" diyerek hakaret ettiği, ... Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurum Başkanlığı'nın tespit raporunda; müştekinin kullandığı telefonun 11/4/2012 tarih saat 12:36'da Y numaralı telefondan hattından arandığı, ... hakaret suçundan cezalandırılması istemi ile mahkememize kamu davası açılmıştır.

...

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
...dosya içinde mevcut Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın 30.05.2012 tarihli cevabi yazılarından sanığın kullanımında olduğu Y numaralı GSM hattı ile müştekiyi 11.04.2012 tarihinde saat 12.36.35'te aradığı ve kendisine "H. İ sen misin, g...nün üstüne oturtacağım" şeklinde sözler söylemek sureti ile hakarette bulunduğu, ...müşteki anlatımını doğrulayan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının cevabi yazısı karşısında sanığın eyleminin sübut bulduğu anlaşılmakla, ...
Cevabî yazı ile sabit olan tek şey katılanın "arandığı"dır; konuşma içeriğine dair bir cevap gönderilmemesine rağmen (ki soru sahibi Sayın Erkan'ın anlatımından çıkan sonuç budur) bu şekilde ; sanki cevabî yazıda konuşma içeriği de tespit edilip gönderilmiş gibi gösterilip, verilmek istenen ceza hükmüne gerekçe ittihaz edilemez (diye düşünüyorum )
Old 03-11-2013, 13:46   #13
davuterkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Kimlik ortaya çıkınca, müştekinin hangi konuda ''g..ünün üstüne oturduğu'' da anlaşılmış oluyor: Müşteki sanığa karşı açtığı alacak davasını kaybetmiş bulunmaktadır.

Sayın meslektaşım, her ne kadar mahkeme gerekçesinde taraflar arasında husumet bulunmadığını kabul etmiş ise de madem siz bu dava kaybetme mevzusuna dayandınız, o dalde o mevzuyu açayım. Mahkeme gerekli görmediğinden değinmemiş:

Sanık Anonim şirket ortağıdır. Müşteki avukat, bu şirkete karşı 3 adet takip yapmış. Takiplerin yapıldığı tarih: 2005

Bunlardan ikisi küçük miktarlar ve takipten sonra ifa edilerek kapatılmış. Üçüncü takip yüksek meblağlı: 2005 yılının 130 bin lirası diyelim. Bu son takip ise şirketin açtığı dava ile iptal edilmiş. İptal tarihi de yine 2006 civarı. Yani davaya konu olaydan neredeyse 6 yıl önce.

Görüleceği üzere sanığın 7-8 yıl önce kapanmış, dahası sanık lehine sonuçlanmış bir dava nedeniyle yıllar yıllar sonra müştekiye hakaret etmesi mümkün değil. Zaten mahkeme de bu hususa değinmiyor ve taraflar arasında husumet olmadığını kabul ediyor. Eğer bir husumetten söz edilecekse, bu olsa olsa davayı kaybeden tarafın güdebileceği bir husumet olabilir.

Selamlar.
Old 04-11-2013, 13:44   #14
Av. Erdem Akçay

 
Varsayılan

Karar veren bağımsız değilse, karar verememelidir. Bağımsızlık, karar verenin kendisine karşı bağımsızlığını da içerir. Dolayısıyla hakim "bu adamı gözüm tutmadı, bu tanık daha güvenilir duruyor, böyle tip mi olur..." diye yorum yapamaz. Hakim karşısına çıkan herkes, sütten çıkmış ak kaşıktır. Aksini iddia eden, bunu şüpheye yer bırakmayacak delillerle ispatlamak zorundadır. Aksi halde kararlarda "Sir Mehmet, Lord İsmail, Saygın İşadamı Kemal, Avukat Erdem, Milletvekili Mesut bu suçu işlemez; İşsiz Cemal, İlkokul mezunu Cevdet'in tipinden anlaşılacağı üzere kesin bu suçu işlemiştir", gibi ifadeler görürüz. Hiç kimsenin ifadesi, aksi ortaya konamadağı sürece, bir başkasının ifadesinden daha doğru sayılamaz. Bu ister şikayetçi olsun, ister mağdur, ister sanık.

Eğer böyle düşünmeyeceksek, ceza kanunu sadeleştirilmelidir: Madde 1: Üzerine suç atılan cezalandırılır.

Karara bakarsak; bir kişi diyor ki, "bana hakaret edildi". Diğeri diyor ki, "hayır hakaret etmedim". O zaman söylenmesi gereken tek söz: "Ey şikayetçi, hakaret edildiğini ispat et.". Şüphesiz yargılama mercii de bizzat suçun işlenip işlenmediğini araştıracak, delil bulmaya çalışacaktır. Karardan anlaşılıyor ki ortada delil yok. Sanık da suçlamayı kabul etmiyor ki, etse bile tek başına yeterli değildir. Verilmesi gereken beraat kararıdır.

Hakimin takdir yetkisi, delil üretmeyi kapsamaz. "Ben inandım", takdir yetkisinin ortaya konması değildir. Deliller öyle olmalıdır ki, adına karar verilen milletin tüm bireyleri, suçun işlendiğine inanmalıdır.

Özellikle cinsel suçlarda "mağdurun beyanı yeterlidir, delile ihtiyaç yok", düşüncesinin, diğer suçlara da uygulanmaya çalışılmasından başka bir şey değil bu karar.

Peki hakarete uğradığını nasıl ispat edecek şikayetçi? Nasıl yapabiliyorsa, öyle ispat edecek. Yasa, "gerekirse telefon konuşmasını, karşıdakine sormadan kayıt altına al", bile demektedir.

Akla gelen diğer soru: İspat edilemedi ama suçun işlendiğine inanıyoruz. Ceza vermeyelim mi? Pazarcılık da iyi bir meslektir. Hakimlikten, savcılıktan, avukatlıktan daha da iyi kazandırır.

"Bir araştırın bakalım, işlediği herhangi bir suç var mı?" ile başlayan soruşturmalar, "Şikayetçi yalan söyleyecek değil ya?" ile biten kovuşturmalar, bizi dünya kupasına götürmez. Adını bilmediğimiz Afrika ülkeleri bile bize 8 gol atar.
Old 04-11-2013, 16:26   #15
davuterkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Erdem Akçay
Akla gelen diğer soru: İspat edilemedi ama suçun işlendiğine inanıyoruz. Ceza vermeyelim mi? Pazarcılık da iyi bir meslektir. Hakimlikten, savcılıktan, avukatlıktan daha da iyi kazandırır.
...

"Bir araştırın bakalım, işlediği herhangi bir suç var mı?" ile başlayan soruşturmalar, "Şikayetçi yalan söyleyecek değil ya?" ile biten kovuşturmalar, ...

Yüreğinize sağlık sayın meslektaşım, esasen bu kararı buraya koyarken bütün meslektaşlarımın bu şekilde düşüneceğini, kararı tel'in edeceklerini düşünmüştüm. Zira avukatların insan hak ve özgürlükleri konusundaki bilincinin hakim-savcıların çok ilerisinde olduğunu düşünüyorum. Ancak sanırım bazı meslektaşlarımız da "vicdani kanaat" konusunu hakim ve savcılar gibi aşırı yoruma kaçmak suretiyle yanlış anlıyorlar.

Kanun yararına bozma talep edeceğiz. Yargıtayın benzer davalarda beraat yönünde verdiği çok sayıda bozma-onama kararı var. Umarım adil bir karar çıkar. Selamlar
Old 05-11-2013, 07:53   #16
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Erdem Akçay
Pazarcılık da iyi bir meslektir. Hakimlikten, savcılıktan, avukatlıktan daha da iyi kazandırır.

Afrika ...

Alıntı:
Yazan davuterkan
Zira avukatların insan hak ve özgürlükleri konusundaki bilincinin hakim-savcıların çok ilerisinde olduğunu düşünüyorum. Ancak ...


Tartışmayı hukuk alanından çıkarıp kişiselleştirmenize diyeceğim yok. Ancak bu başlığı okuyan hukuk öğrencilerininin yanlışı doğruyu ayırt edebilmesi için aşağıdaki kısa notları yazma ihtiyacı duydum:

1- Delil yoksa vicdani kanaat olmaz.
2- Delil varsa hâkim delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği vicdani kanaate göre değerlendirir.

Hakkında tartıştığımız davada delil vardır, deliller şüpheye yer bırakmamaktadır, deliller vicdani kanaat ile değerlendirilmiştir.

Sonuç: "Vicdani kanaat" şüphe halinde sanığa ceza vermenin kestirme yolu değildir. "Vicdani kanaat" delillerin değerlendirilmesiyle ilgili bir kavramdır. Vicdani kanaate değer verilmesi delillere değer verilmesi demektir.

Saygılarımla
Old 05-11-2013, 14:12   #17
Admin

 
Varsayılan

Dünyada hiçbir delil ve ispat aracı yoktur ki, matematiksel %100 kesinlikle size gerçeği göstersin. 15 tane şahit vardır, 15'inin de yalan söylüyor olması bir ihtimaldir. Suç canlı yayında işlenmiştir, 70 milyon seyretmiştir, yayın aslında canlı değildir TV kanalının sahibi kurgulanmış bir bandı yayınlayıp sanığa komplo kuruyordur. Suçu işlerken bizzat gözünüzle gördüğünüz kişi aslında o olmayıp, onun doğumda izi kaybolmuş aynı yumurta ikizi kardeşi olabilir. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan 2 insanın parmak izi 64 milyarda 1 ihtimalle, DNA 100 milyarda 1 ihtimalle birebir aynı çıkar. Dilerseniz DNA sonuçlarını da kesin nitelikte görmeyip, 1 masumu cezalandırmamak adına 99.999.999.999 suçluyu serbest bırakabiliriz. Zira DNA sonuçlarına kesin delil kabul edip mahkumiyet kararı tesis ediyorsanız, 100 milyarıncı dosya geldiğinizde en az 1 masumu cezalandıracağınız matematiksel olarak kesindir.

Konumuz ceza yargılaması olunca "hangi delil 100% matematiksel kesinliktedir"i tartışmanın fazla anlamı olmuyor, böyle bir delil dünya üzerinde yok. Bana mahkumiyetle sonuçlanan bir dosya gösterin, size şüpheye düşmeniz gereken bir delil gösteririm.

O yüzden de Sayın Öksüz'ün yukarıda eklediği YCGK kararı aslında ceza yargılamalarını bence çok doğru özetliyor: Sanığın suçu işlediği "kuşkudan uzak bir kesinliktedir" midir?

Neyin kuşkudan uzak kesinlikte olduğu ise takdir edersiniz ki subjektif bir tartışmadır ve vicdani kanaatin ta kendisidir. Tıpkı bu dosyada benim (veya hakimin) suçun işlendiğinin ispatlandığını kuşkudan uzak bir kesinlikte görmesi gibi.

Bu nedenle olsa gerek (Sn. Av. Erdem Akçay'ın verdiği örnekten giderek) bize futbolda 8 fark atan İngiltere, Basketbol'da 80 fark atan ABD, Teknoloji de 800 fark atan Japonya, Roma hukukunun kurucusu İtalya ceza yargılamalarında hukukla hiçbir ilgisi olmayan sokaktan geçen 10-12 vatandaşı alıp Mahkemede bir köşeye oturtur ve yargılamanın sonunda da "sanık suçlu mu?" diye hakime değil, jüriye sorarlar Üstelik ceza miktarını hatalı tayin eden yargıcın kararını temyiz edebilirsiniz ama bu 10 kişinin verdiği suçludur/değildir kararını değil temyize götürmek tartışamazsınız bile. Neye "inandılarsa" o dur, hakim/yüksek mahkeme dahil herkes bu vicdani kanaatle tartışılmaz ve geriye dönüşmez şekilde bağlıdır.

Bu sistemi beğenebilir ya da beğenmeyebilirsiniz ama ceza yargılamasında delillerin değerlendirilmesinde ve kuşkunun kesinliğini tesbit etmekte insan faktörünü yadsımak veya sanki bazı dosyalarda ispat matematiksel kesinlikte yapılabilirmiş gibi bir tavır almak ceza yargılaması gerçeğinden bence pek bir uzak.
Old 06-11-2013, 07:03   #18
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan Olaya bir de bu pencereden bakalım!

Avukat’a telefonda yapılan “tehdit ve hakarete” 15 ay hapis


Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi, bir avukata telefonda yapılan tehdit ve hakaret eylemlerine toplam 15 ay hapis cezası verdi. Avukatın, cep telefonuyla yaptığı görüşmenin ses kayıtlarını delil kabul eden mahkeme, sanığı hakaretten bir yıl, tehditten ise 6 ay hapis cezasına çarptırdı. İyi halden 15 aya indirilen cezada ertelenmeye gidilmedi.

Zaman Gazetesi‘nden Mehmet KURU’nun haberine göre; “Eskişehir’de bir avukatın cep telefonuna kaydettiği hakaret içerikli telefon görüşmesinin ses kayıtları mahkeme tarafından delil kabul edildi. Mahkeme, avukat Oğuzhan D___’a, “Ben evdeyken gel öttürürüm seni, senin avukatlığını, okumuş hırsız.” diyen şahsa hakaret ve tehditten 15 ay hapis cezası verdi.

Mahkumiyete sebep olan olay 2012’nin Ekim ayında yaşandı. Avukat Oğuzhan D___, müvekkiline kira borcu bulunan İ. B.’yi telefonla arayarak, hakkında icra takibi başladığını, evine haciz gelebileceğini, gerekli ödemeyi yapması halinde icra işleminin düşeceğini bildirdi. Buna karşılık İ. B., avukat D___’a, “Ben evdeyken gel. Yokken gelme. Ne diyon lan. Öttürürüm seni. Senin avukatlığına, okumuş hırsız.” şeklinde hakaret etti. İ. B.’yle yaptığı bu konuşmaları kayıt altına alan D____' da, ses kayıtlarını delil olarak göstererek savcılığa suç duyurusunda bulundu. İ. B. hakkında, “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve tehdit” suçundan dava açıldı. Sanık İ. B., mahkemede hakkındaki iddiaları kabul etmedi ve ses kaydının haberi olmadan alındığını savundu. Davacı avukat ise sanığın kendisine telefonda tehdit ve hakaret içeren sözler söylediğini dile getirerek, “Sanıkla yapılan görüşmeleri kayda almıştım. Bunlar bilirkişi raporuyla da sabittir. Sanığın cezalandırılmasını istiyorum.” diye konuştu.

Tarafları dinleyerek, delilleri inceleyen Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Yargıtay içtihatlarına göre avukatın, şüphelinin suç teşkil eden sözler içeren telefon görüşmesini kayda alması ve bu kayıtların sanık hakkındaki kamu davasında delil olarak kullanılmasının yasal olduğuna karar verdi. Mahkeme, sanık İ. B.’yi kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanığın bu cezası 10 aya indirildi. Ayrıca, sanığa tehdit suçundan da 6 ay hapis cezası verildi. Bu ceza da 5 aya indirildi. Cezalarda iyi hal indirimine giden mahkeme, suçun ağırlığı, sanığın daha önce başka suçlara karıştığı ve suçun kamu görevi yapan avukata yönelik işlendiğinden dolayı ertelemedi. Sanık İ. B. ise, hakkında verilen bu kararı temyiz için Yargıtay’a taşıdı. Yerel mahkeme tarafından verilen karar onanırsa sanık cezaevine gönderilecek.” Haber Kaynağı: ZAMAN Gazetesi/ Mehmet KURU – 05.11.2013
Old 06-11-2013, 15:47   #19
üye7160

 
Varsayılan

Telefon görüşmesinin günü ve saati bellidir.(İçeriği elde etmek de hiç zor değildir.) Adınıza kayıtlı olan bir telefonu başkasının kullanımına vermiş olsanız bunu hatırlarsınız değil mi?
Benim bir cep telefonum var.24 saatlik dilim içerisinde sürekli olarak kullanıyorum.Herhangi bir nedenle herhangi biri telefonumu kullanmak için istese kime verdiğimi hatırlardım.(Açıkçası 3.kişinin de birinin telefonunu numarasını gizlemek sureti ile birilerine hakaret etmek için kullanacağını da sanmıyorum.)
Sanığın savunmasını bu nedenle anlayamıyorum.Telefonu ben ve ara sıra da eşim kullanıyor dedikten sonra bahse konu görüşmeyi ben yapmadım şeklinde bir savunma bende şahsen masumiyet fikri oluşturmadı.Ayrıca ara sıra iş arkadaşları tarafından kullanılan telefondan müşteki ile uzak yakın ilgisi olmayan kişilerce neden arama yapılıp hakaret edilsin.Kaldı ki müştekiyi tanıdığını beyan etmiş.
Mahkeme kararını bu yönde doğru buldum.
Old 06-11-2013, 17:05   #20
davuterkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Tartışmayı hukuk alanından çıkarıp kişiselleştirmenize diyeceğim yok.

Kişiselleştirme olarak algılanmasın lütfen.. Burada tartıştığımız şey çok temel, bütün vatandaşları dolayısıyla avukat olmamızın ötesinde kişisel olarak da bizleri ilgilendiren birşey: Evrensel hukuk ilkeleri olan "masumiyet karinesi" ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi.. Bunlar hukuk güvenliği bakımından olmazsa olmaz ilkeler. Ve mahkemelerde bu ilkeler ayaklar altına alınıyor, ilkeler tersten işletiliyor. Kişinin suçu işlediğinin ispatı gerekirken kişilerden masumiyetini ispatlaması bekleniyor. Masum olduğunu ispatlayamayana ise ceza veriliyor.

Kolluktan başlayıp mahkemelere kadar tüm makamlarda hakkında iddia bulunan kişilere karşı baştan bir önyargı hakim. Kolluğa gittiğinizde "ha siz hırsızları savunmaya geldiniz" deniyor. Savcılar hiçbir araştırma yapmaksızın sadece iddiaya dayalı dava açmakta çok cömertler. Mahkemelerse bir an önce davaları sonuçlandırmak uğruna savunma hakkını dahi "aşılması gereken mecburi bir prosedür işlemi" olarak görüyorlar. Savunmaya dayalı araştırma yapılmıyor. Ve bir süre sonra bizler de tüm bunları kanıksıyoruz maalesef.

Mahkemeler özellikle yargıtay denetiminden geçmeyecek dosyalarda çok gaddarlar. HAGB kararı verilmesini kabul edene beraat vereceği olsa bile vermiyor, ceza verip HAGB yapıyorlar. Çünkü beraat kararı verirse karşı yan temyiz edebilecek.

Dosya temyiz edilmesin diye temyiz sınırının altında para cezaları yine çok popüler. Sanık "mahkum edeceksen hapis cezası ver temyiz edeyim" demesine rağmen para cezası veren hakimler var mesela.

Yukarıda bir meslektaşımızın paylaştığı bir HGK kararı var. O kararı okuyan her vatandaş, sanık hakimin iddia edilen suçu işlediğine ikna olur. Ancak CGK çok iyi bir tespitle "Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorik de olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur." yönünde hüküm kurmuş. Keşke bu ilke sadece "hakimler" hakkında değil tüm vatandaşlar hakkında uygulansa.

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
"Vicdani kanaat" şüphe halinde sanığa ceza vermenin kestirme yolu değildir.

Öyle olmaması gerekir, ama ne yazık ki "güzel ve yalnız ülkemde" tam da böyledir. Ve yakındığımız da budur.

Saygılar
Old 06-11-2013, 17:08   #21
davuterkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan YILDIZ HUKUK
Telefon görüşmesinin günü ve saati bellidir.(İçeriği elde etmek de hiç zor değildir.)
...
Bi yolu varsa bize de söyleyin meslektaşım
Old 08-11-2013, 08:04   #22
üye7160

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan davuterkan
Bi yolu varsa bize de söyleyin meslektaşım

Kastım ilgili makamların(savcılık gibi) bu bilgilere erişebileceğidir.
Old 08-11-2013, 10:24   #23
Av.Cengiz Aladağ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan YILDIZ HUKUK
Telefon görüşmesinin günü ve saati bellidir.(İçeriği elde etmek de hiç zor değildir.)

Alıntı:
Yazan YILDIZ HUKUK
Kastım ilgili makamların(savcılık gibi) bu bilgilere erişebileceğidir.

CMK 135'e uygun bir iletişimin tespiti kararı bulunmadıkça, maddenin son fıkrasında açıklandığı gibi "Bu Maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." Bu nedenle telefon şirketleri konuşmaları kendiliğinden kaydedemez, sorudaki suç tipi için de iletişimin tespiti kararı verilemez.
Old 10-11-2013, 19:19   #24
Emin ERKILIÇ

 
Varsayılan

Tüm meslektaşlarıma saygılarımı sunuyorum. Konu hakkındaki tüm yorumları, cevapları okudum. Konunun kapanmadığını, halen takip edildiğini umarak aşağıdaki cevaplarımı yazıyorum.

Öncelikle gerçekten hepimizin çok iyi bildiği " şüpheden sanık yararlanır " ilkesi maalesef uygulamada özellikle iddia ve yargılama makamı tarafından nazara alınmayan, hukuk eğitimi alınan yıllardan hatırda kalmış bir bilgi gibi görülüyor. Ancak avukatlık yaparken sanık müvekkil ile dosyaya vakıf olduğunuzda ve duruşmaya çıktığınızda daha iyi anlaşılıyor ehemmiyeti bu ilkenin.

Sanık cinsel saldırı suç isnadı ile ilk duruşmada hakim önünde. Müşteki de salonda hazır. Cinsel saldırı eyleminin gerçekleştiği yerdeki kameralar kapalı, olay günü arızalı. Sanık müşteki ile aralarında duygusal msjlaşmalar olduğunu söylüyor ve müşteki de kabul ediyor. Ancak olay günü sanığın müştekiye yaklaşarak dokunmaya başladığını söylüyor. Bunları söylerken rahat değil, tedirgin. Bunun üzerine duruşma salonunda bulunan herkesin nazarında müşteki olay nedeniyle duyduğu üzüntü yüzünden mağdur ve biçare. Sanığa ise nefret ve suçun işlendiğinin neredeyse kesin olduğu nazarıyla bakılıyor. Bir tanık dinleniyor ve tanık olay günü hiç birşey görmediğini müşteki ile sanık arasında duygusal yakınlık olduğunu bildiğini söylüyor. Müşteki rahat beyanlar veremediği için sanık dışarı çıkarılıyor. Hakim anlat kızım rahat rahat söyle bak çıkardım diyor. O anda ben de sanık vekili olarak müvekkilin bu suçu işlediği kanaatine kapıldım. Müştekinin ağlaması, sesinin titremesi, beyanları atılı suçun niteliği, cinsel suçun faili hakkında oluşan nefret duygusu gibi nedenlerle kapıldım belki. Yukarıda da söylendiği gibi tam da vicdani kanaatin oluşması söz konusuydu. Benim de vicdani kanaatim bu yöndeydi.

Ancaaaak;

Müştekinin sorduğum soru üzerine olaydan sonra sanık ile birlikte bir araca binip gittiğini,
Sanık ile duygusal bir ilişkisi olduğunu
söylediğinde...

Peki sanık gerçekten bu suçu işlemediyse ? Diye sordum vicdanıma. O anda müşteki hıçkıra hıçkıra ağlayarak yaşadıklarını anlatsa bile müşteki hakkında oluşan kanaatin delil yetersizliği durumunda sanık hakkında da aynı şekilde sanık lehine oluşması gerektiğini, silahların eşitliği, adalet duygularının bunu emrettiğini ve hukukun bu temelle temellendiğini anladım. Müştekinin beyanlarını yeterli bularak suçun işlendiği hususunda vicdani kanaate ulaşan hakimlerimiz işlenmemiş olabileceği hususunda da vicdanlarını dinlemelidir kanaatindeyim. Bir masumu cezalandırmaktansa 1000 suçluyu serbest bırakmalıyız yaklaşımının temeli de budur.

Ya sanık atılı suçu işlememiş ise ?
Tüm beyanlar sanığın bu suçu işlediğini gösteriyor derken ağlayan müştekiyi telkin ederek dinlemeyi tercih eden ama sanığa ses tonuyla sorularıyla baskı kurarak anlat bakalım diyerek tavrını ihsasını belli eden hakimlerimiz varken en çok da bizim yani avukatların şüpheden sanık yararlanır ilkesini gerçekten uygulanması için hayata geçirmeliyiz. Delil yetersizliğinden beraat diye bir müessese var zannediyorum. Yok mu ?

Teşekkürler...
Old 11-11-2013, 07:59   #25
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Emin ERKILIÇ
Delil yetersizliğinden beraat diye bir müessese var zannediyorum. Yok mu ?
Var elbette: Açılan davaların yüzde otuzu beraatle sonuçlanıyor.

Mahkemeler sanki önüne geleni cezalandırıyormuş gibi düşünülmemeli. İstatistikler aksini gösteriyor.

Saygılarımla
Old 11-11-2013, 08:27   #26
üye7160

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Emin ERKILIÇ
Tüm meslektaşlarıma saygılarımı sunuyorum. Konu hakkındaki tüm yorumları, cevapları okudum. Konunun kapanmadığını, halen takip edildiğini umarak aşağıdaki cevaplarımı yazıyorum.

Öncelikle gerçekten hepimizin çok iyi bildiği " şüpheden sanık yararlanır " ilkesi maalesef uygulamada özellikle iddia ve yargılama makamı tarafından nazara alınmayan, hukuk eğitimi alınan yıllardan hatırda kalmış bir bilgi gibi görülüyor. Ancak avukatlık yaparken sanık müvekkil ile dosyaya vakıf olduğunuzda ve duruşmaya çıktığınızda daha iyi anlaşılıyor ehemmiyeti bu ilkenin.

Sanık cinsel saldırı suç isnadı ile ilk duruşmada hakim önünde. Müşteki de salonda hazır. Cinsel saldırı eyleminin gerçekleştiği yerdeki kameralar kapalı, olay günü arızalı. Sanık müşteki ile aralarında duygusal msjlaşmalar olduğunu söylüyor ve müşteki de kabul ediyor. Ancak olay günü sanığın müştekiye yaklaşarak dokunmaya başladığını söylüyor. Bunları söylerken rahat değil, tedirgin. Bunun üzerine duruşma salonunda bulunan herkesin nazarında müşteki olay nedeniyle duyduğu üzüntü yüzünden mağdur ve biçare. Sanığa ise nefret ve suçun işlendiğinin neredeyse kesin olduğu nazarıyla bakılıyor. Bir tanık dinleniyor ve tanık olay günü hiç birşey görmediğini müşteki ile sanık arasında duygusal yakınlık olduğunu bildiğini söylüyor. Müşteki rahat beyanlar veremediği için sanık dışarı çıkarılıyor. Hakim anlat kızım rahat rahat söyle bak çıkardım diyor. O anda ben de sanık vekili olarak müvekkilin bu suçu işlediği kanaatine kapıldım. Müştekinin ağlaması, sesinin titremesi, beyanları atılı suçun niteliği, cinsel suçun faili hakkında oluşan nefret duygusu gibi nedenlerle kapıldım belki. Yukarıda da söylendiği gibi tam da vicdani kanaatin oluşması söz konusuydu. Benim de vicdani kanaatim bu yöndeydi.

Ancaaaak;

Müştekinin sorduğum soru üzerine olaydan sonra sanık ile birlikte bir araca binip gittiğini,
Sanık ile duygusal bir ilişkisi olduğunu
söylediğinde...

Peki sanık gerçekten bu suçu işlemediyse ? Diye sordum vicdanıma. O anda müşteki hıçkıra hıçkıra ağlayarak yaşadıklarını anlatsa bile müşteki hakkında oluşan kanaatin delil yetersizliği durumunda sanık hakkında da aynı şekilde sanık lehine oluşması gerektiğini, silahların eşitliği, adalet duygularının bunu emrettiğini ve hukukun bu temelle temellendiğini anladım. Müştekinin beyanlarını yeterli bularak suçun işlendiği hususunda vicdani kanaate ulaşan hakimlerimiz işlenmemiş olabileceği hususunda da vicdanlarını dinlemelidir kanaatindeyim. Bir masumu cezalandırmaktansa 1000 suçluyu serbest bırakmalıyız yaklaşımının temeli de budur.

Ya sanık atılı suçu işlememiş ise ?
Tüm beyanlar sanığın bu suçu işlediğini gösteriyor derken ağlayan müştekiyi telkin ederek dinlemeyi tercih eden ama sanığa ses tonuyla sorularıyla baskı kurarak anlat bakalım diyerek tavrını ihsasını belli eden hakimlerimiz varken en çok da bizim yani avukatların şüpheden sanık yararlanır ilkesini gerçekten uygulanması için hayata geçirmeliyiz. Delil yetersizliğinden beraat diye bir müessese var zannediyorum. Yok mu ?

Teşekkürler...


Elbette ki şüpheden sanık yararlanır ve elbette ki yetersiz deliller ile hüküm kurmak vicdani değildir.Ancak olayımızda kuvvetli şüphe ve yeterli delil vardır.Hatta ki şüphede ki kuvvet bizzat sanık tarafından ortaya konmaktadır.

Olayı irdeleyelim :

- Sanık savunmasında ; telefonun kendisine ait olduğunu,söz konusu telefonu sadece kendisi,eşi ve arasıra da iş arkadaşlarının kullandığını beyan etmiştir.Sanığın bizzat kendi savunması doğrultusunda şüpheli sayısı azaltılmıştır.Dolayısı ile olayın failleri sanığa göre : KENDİSİ,EŞİ VE İŞ ARKADAŞLARINDAN HERHANGİ BİRİ..- Buna rağmen sanık görüşmeyi kendisinin yapmadığı söylemektedir.
- Peki Şüphelilerden hangisinin müştekiye karşı işlenen suçu işlemek üzere nedeni vardır?
-Yine sanık savunmasında müştekiyi tanıdığını,müştekinin avukat olduğu evvelce kendi şirketi aleyhinde takip yaptığını,takip alacaklısına karşı açılan davayı kazandıkları beyan etmiştir.Her ne kadar takibin üzerinden zaman geçmiş olsa da sanığın müştekiye husumet duyması ve bunu uzunca bir müddet devam ettirmesi oldukça mümkündür.(Davayı kazanmış dahi olsa,birazda intikam duygusu ile iki çift laf edeyim içim soğusun demediğini bilebilir miyiz)Kaldı ki meslek hayatınızda karşı tarafların taraf avukatlarını bizzat tarafın yerine koyduğunu ve avukata husumet beslediğini bir çok kez görmüşsünüzdür.Örneğin benim her görüştüğüm borçlu, tahsil etmek istenilen paranın tamamı bana aitmiş gibi tepki gösterir.
- Şimdi incelediğimizde sanıkla müşteki arasında husumet olma ihtimali bu kadar kuvvetli iken müştekiyi hiç tanımayan eşin atılı suçu işlemesi mi yoksa yine müşteki ile hiç bir bağı olmayan iş arkadaşlarının mı atılı suçu işlemesi daha akla yatkındır.
- Suçun işlendiği sabit,suça alet telefonun kime ait olduğu sabit,söz konusu görüşmeyi yapmak için nedeni olan kişi sabit iken mahkemenin verdiği karar yeterli delil ile verilmiş bir vicdani kanaattir diye düşünüyorum.
Old 12-11-2013, 19:05   #27
Av. Erdem Akçay

 
Varsayılan

Farazi bir olay:

Avukat A, sekreter B'nin pazar günü de işe gelmesini istemiş ama sekreter B bunu kabul etmemiştir. Sinirlenen A, B'nin bir daha işe gelmemesini, B'nin o haftaki ücretini de ödemeyeceğini söylemiştir. B'nin bürodan çıkarken son söylediği söz, "sen görürsün gününü" olmuştur.

Olayın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra B, avukat A hakkında, kendisine 4 yıl önce tecavüz ettiği iddiasıyla şikayetçi olmuştur.

Yargılamada;

- B, uydurduğu cinsel saldırı eylemini anlatıp, "adımın kötüye çıkmasından ve A'nın güçlü birisi olmasından korkmam nedeniyle bu kadar yıl sakladım ama artık dayanamıyorum, çeksin cezasını, bana da ne olursa olsun", demiş,
- A, suçsuz olduğunu belirtip, gerçek olayı anlatmış,
- Tanık C, D, E ve F, B'nin sekreter olarak A'nın yanında, anılan tarihte çalıştığını ancak birden işi bıraktığını söylemişlerdir.

Mahkeme kararı şu şekildedir: Toplanan deliller, sanık savunması, katılanın beyanı ve tüm yargılama dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar sanık isnat olunan suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiş ise de; B'nin, anılan tarihte A'nın bürosunda sekreter olarak çalıştığı ve bu nedenle birbirlerini tanıdıkları, A'nın B'ye cinsel saldırıda bulunduğu ve aralarında husumet bulunmayan müştekinin sanığa bu yönde iftira atması için de herhangi bir neden bulunmadığı, bu hali ile müşteki anlatımını doğrulayan tanık anlatımları karşısında sanığın eyleminin subut bulduğu anlaşılmakla, sanığın cezalandırılması...

Sizce karar doğru mudur, adalet yerini bulmuş mudur?
Old 15-11-2013, 21:41   #28
davuterkan

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Erdem Akçay

Sizce karar doğru mudur, adalet yerini bulmuş mudur?

Sanik eylemi gerceklestirmis olabilir...
Ama ceza yargilamasi buna boyle yaklasamaz. Ceza mahkemesi hakimi su soruyu sormalidir: sanik atili sucu isleMEMİS olabilir mi
Cevap bu farazi olayda (verilen bilgiler isiginda) 'evet'tir. Mustekinin iddiasinin cok olasi, senaryonun cok iyi olmasi yeterli degildir. Atili eylemin gercekten maddi dunyada vuku bulmus olmasi ve bunun da hukuka uygun delillerle ispat edilmis olmasi gerekir. Oysa mustekinin iddiasini ispatlar hicbir delil yoktur. Niteligi itibariyle tanigi olmasi cok zor olan bu gibi suclarda en azindan doktor raporu olmasi gerekir.
Old 02-12-2013, 10:36   #29
Fatih Turan

 
Varsayılan

Mahkemeye göre, şikayetçinin şikayet edilene iftira etmesi için bir neden yoktur, o halde iddia edilen suç işlenmiştir. Mahkeme bu açıdan ele almıştır ve aralarında husumet yoktur demektedir. Peki husumet olmadığı kanaatine varılmış ise neden bu sanık lehine düşünülmemiştir. Husumet yoksa telefonda hakaret etmesine bir neden de yoktur. Ancak bu, husumet yoksa müştekinin iftira atmasına bir neden yoktur şeklinde yorumlanmış ki bu şahsi düşüncem olarak yanlış bir karar olup tek başına sanığı suçlu bulmayı gerektirmemelidir.
Old 02-12-2013, 22:08   #30
davuterkan

 
Varsayılan

Gercekten mahkemenin takdiri hatali oldugu gibi gerekcesi de bahsettiginiz mantik hatasi nedeniyle talihsiz.
Karari adil yargilanma/etkili basvuru hakki, hak arama hurriyetibakimindan Anayasa mahkemesine tasidik. Ayrica kanun yararina bozma basvurusu talep ettik. Herhangi birinden olumlu ya da olumsuz sonuc alindiginda buraya yazacagim.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
İdare Mahkemesi kararını temyiz ve yürütmenin durdurulması av.n.e.barut Meslektaşların Soruları 2 30-12-2011 21:35
Savcılığın takipsizlik kararını Ağır Ceza Mahkemesi onarsa? Av.Cananztrk Meslektaşların Soruları 1 01-08-2011 15:37
Kadastro Mahkemesi Kararını temyiz avukatedali Meslektaşların Soruları 3 24-03-2011 13:48
Anayasa Mahkemesi Kararını Açıkladı! üye18332 Hukuk Haberleri 1 09-06-2008 10:11


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07661605 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.