Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Lisans Eğitimi Hukuk Lisans Eğitimi ile ilgili sohbetler ve konular

Ülkemizde Hukuk Fakültesinin Ve Eğitiminin Kısırlığı

Yanıt
Old 05-05-2002, 14:36   #1
aristo

 
Varsayılan Ülkemizde Hukuk Fakültesinin Ve Eğitiminin Kısırlığı

Sevgili Arkadaşlar,
Ülkemizde Hukuk Fakülteleri ve eğitimini nasıl buluyorsunuz? Bence çok sıkıcı ve yetersizdirler neden mi? Aşağıda başlıklar halinde aklıma gelenleri belirteyim.Sizin düşüncelerinizi de bekliyorum.
1-Ders kitapları genelde sanki marifetmiş gibi ağır bir dille yazılır edebi ve görsel nitelikleri asla yoktur.
2-Çoğu fakülteler siyasi oy kaygısıyla açılmışlardır yeterli donanım ve öğretim üyesi kadrosu dar ve yetersizdir.
3-çoğu fakültelerde sınıf demek binlerce kişiyi anfilere doldurmak demektir.
4-Çağdaş Üniversite de olması gereken nitelikler yoktur.Sosyal faliyetler,spor,sanat,teknoloji,yabancı dil gibi nitelikler hep gözardı edilir.
5-Nüfusu çok olan fakültelerde öğrenciler arası veya öğrencilerle öğretim üyeleri arasında iletişim kopuk devam eder
6-Öğrencilerle fakülte yönetimi arasında buzdağı vardır.Öğrencilerin yönetime katılması yasal olarak ve pratikde kabul görmez
7-Sınav sistemleri çağın gerisindedir.öğrencinin kendini ifade etmesi olaylara hukuki bakış açısını,hukuk mantığını geliştirebilecek nitelikte olmadığı gibi sözlü mülakat usulü bir sınav asla uygulanmaz
8-Dersler pratik yaşamla çok uzaktır.öğrenci mezun olur olmaz hiç bir şey bilmediği kanısına kapılır adliyelerin içinde şaşırır duruşmada salonun neresinde oturacağına karar veremez doğru dürüst bir dava dilekçesi bile yazamaz vs.
9-Uzmanlaşma diye bir şey yoktur.Öğrenci bütün dersleri verdikten sonra mezun olur hukukun her alanını bilmektedir.her konuya vakıf olmuştur tıp fakülteleri mezunu gibi uzmanlığı okuma gibi bir dertleri yoktur.

daha sayamadığım bir sürü olumsuzluklar vardır sizin aklınıza gelen varmı yada sıraladıklarımdan karşı olduğunuz neler var tartışalım.Şunu da belirteyim ki sonradan kurulmuş özel üniversitelere bağlı hukuk fakültelerinde durum belki anlattığım gibi değillerdir.Umarım onlar daha iyidir.Lütfen bu konuyu bilenler de bana öyle olmadıklarını anlatsınlar.
selamlar
Old 05-05-2002, 20:04   #2
Cest la vie

 
Varsayılan

Merhaba..
Hukuk Fakültelerindeki eğitim gerçekten pek de zevkli değil.. Herşeyden önce bir hocanın içeri girip dersini anlatıp çıkması ve öğrencinin konsantresini tüm ders boyunca toplamaya çalışması ama toplayayım derken dikkatinin daha beter dağılması bir süre sonra hocanın masal anlattıgı yönünde izlenimler uyandırıyor insana.. Bu da dersi sıkıcı kılan en büyük etken. (Tüm dersler için demiyorum, hocasına göre değişiyor) Ama genelde durum böyledir. Bir kere Hukukun özünde yorum yapma, tartışma vardır, bu bakımdan öğrencinin derslere katılması , derslerde aktif olarak rol alması gerekmektedir diye düşünüyorum. Hocalar sadece kitaplara bağımlı kalmamalı, yine hukuk öğretiminin bir gereği olarak güncel olayları da derse aktararak bir tartışma ortamı yaratmalı. Özellikle anlattığı konunun ilgili olduğu gazatelerdeki, haberlerdeki olaylar da irdelenebilir.

Ders kitapları konusunda size katılıyorum. Ama eski hukuk kitaplarını incelediğimde çok şanslı oldugumuzu hissediyorum, en azından dil sadeleştirilmiş durumda. Bunun tek bir dezavantajı oluyor bizlere: Konuları günümüz Türkçesiyle okuduğumuz için, bu sefer de kanunların dilleri çok ağır geliyor ve anlamakta zorlanmalar oluyor.. Osmanlıca- Turkce sözlük bulundurmadan yanımızda, neredeyse pek bir şey anlayamıyoruz.

Vakıf Üniversitelerine bağlı hukuk fakültelerinin eğitimini sormuşsunuz, aktarayım. Bahsettiğiniz konularla ilgili pek bir problem yoktur aslında.
Yeterli donanım vardır, çogunda minyatür mahkeme salonları bile vardır ama coğu yeni kuruldugundan kadro azdır. Belirli bir konuda uzman olan hocalar, o derse girdikleri gibi, başka derslere de girmek zorunda kalırlar. Ama genelde nitelikli insanlar vardır ve çoğu Prof.tur.
Hocalarla iletişim lisedekinden sıcaktır. Çoğu hoca bütün öğrencilerinin adını soyadını bildiği gibi diğer notları hakkında da fikir sahibidir. (Bundan çoğu öğrenci şikayetçidir ama ) Tüm öğrenciler rektörle, rektör yardımcısı, dekan ve hocalarla karşılarında normal bir hoca varmış gibi konusur, samimiyete göre dertleştiği bile olur. Kapıyı çalıp dekanın ve rektör yardımcısının yanına girebilir, rektöre ise formalite icabı sekreter haber verdikten sonra girer ve derdini anlatır. (butun hepsinde böyle mi bilmiyorum ama)
Sınıflar fazla kalabalık değildir. Alttan ders alanlar çok oldugu için sınavlarda en azami sayıya ulaşır o da taş çatlasın 80 dir. 30 kişilik sınıflar bile vardır.
Çağdaş üniversitede olması gereken nitelikler olarak saydığınız seyler azdır ama her yıl gelişme gösterir. Bu da yeni kurulmanın bir sonucudur. Ama her yıl olan değişikliklere öğrenciler bile şaşırır. İngilizceye önem verilir ama mesleki olarak değil. Ki bana göre en büyük eksiklik de budur. İngilizce eğitimi verilir ama meslek ingilizcesini kendisini yetiştiren öğrenci kazanır, bu konuda pek "yeterli" eğitim verildiği söylenemez, başta bunu verecek hoca yoktur cunku. Yani verilse de yüzeysel bir mesleki ingilizcedir. (bunun geliştirileceği söyleniyor, bilmiyorum) Buna karşılık ikinci bir yabancı dil ve bilgisayar eğitimi de verilir.
Bunların yanında 7.,8., ve 9. maddelerde saydıklarınız her üniversitede aynıdır ve bu konuda size tamamen katılmaktayım. Belki 8. maddede dediğiniz pratik eksikliği, minyatür mahkeme salonları ve yapılan sanal duruşmalar sayesinde biraz daha azdır ama yine de gerçek hayata ne derece yakındır orası tartışılır. Henüz çoğu üniversite mezunlarını vermediği için bu konu hakkında yorum yapmak için çok erken.


Yalnız hangi hukukçuyla konusursam konusayım bana söylenen tek bir şey var: " Sen okulda hukukun sadece yarısını öğreniyorsun. Sadece temel bilgileri öğreniyorsun, oysa gerçek yaşam çok çok farklı, kendini hazırla"
Kendimizi buna nasıl hazırlarız onu da çok merak ediyorum açıkçası..

Sevgi ve Saygılarımla
Old 14-05-2002, 17:33   #3
m.oztop

 
İyi yenilik

degişim bu hayatın koşulu bence şu an okudugum dokuz eylül üniversitesinde yeni bir sistem uygulanmaya başlandı bu sisteme ^^aktif sistem ^^deniyor artık eskisi gibi amfilerde sürünmek artık yok su an 20 kişilik sınıflarda herhafta 6 saat pratik yapılıyor bu yıl baslaması nedeniyle sadece 1. sınıflarda uygulanan bu sistem
Old 14-05-2002, 22:29   #4
m.oztop

 
İyi devamı

tıp fakültelerinden örnek alınmış bu yıl bir kobay olarak bu sisteme tabii olduk ama bundan mutluyum cünkü büyük aşamalar geçtigimize inanıyorum.bu sistemin en önemli ömzelligi ögrencilere konuşma diyalog kurma konusunda yönlendirmesi cünkü her yönlendirici ögrenciye katılımı oranında not veriyor .her oturum sonunda yapılan sınavın degeri bır vızenın %50 kadar buda onemlı tabii
Old 15-05-2002, 15:32   #5
metin karadag

 
Varsayılan ÇIKIŞ YOLU?

"ÇIKIŞ YOLU?"

Dile getirdiğiniz sorunlara katılmamak mümkün değil?

Ama bunlar sizinde dile getirdiğiniz gibi sorunların adı ve tanımı.

Sorunları doğru tanımlamak ve soruları doğru sormak; sorunları çözmek konusunda doğru yanıtı bulmak konusunda önemli bir adım.

Başka arkadaslar da sanırım sorunları daha da çeşitledirip zenginliğini artırabilir.

Benim ilgimi 5, 6, 7, 8, ve 9 sorunlarin oluşturduğu küme çekti diyebilirim.

Rahatça çözümünü de kendi içerisinde tasıyan sorun alanları bunlardır diyebilirim.

Burada dile getireceklerim doğrudan doğruya, şu an üniversite eğitimi alanlara dönüktür.

"Eğitim sürecinin öznesi / esası nedir?" diye konuyu yalınlaştıran bir soru sorarsak eğer yanıtı konusunda şöyle bir seçenek yapmak zorunda kalırız.

Eğitim neden vardır?;

Öğretecek bilgisi olanlar var olduğu için mi vardır?

Yoksa, öğrenme ihtiyacı/zorunluluğu duyanlar var olduğu için mi vardır?

Biraz "tavuk mu yumurta mı?" ikilemi gibi görünsede gercek neden, ikinci secenekten dolayı var olduğundan yanadır.

Hani bir söz vardır, "toplumlar layık oldukları yonetimlerle yönetilirler..."

Öğrencilerin de bir toplumsal anlamı olduğuna göre şunu da diyebilir miyiz?

Mevcut sorunların bizzat yaşayanları olarak öğrenciler; eğitimden neyi talep edebiliyorlarsa ona layık bir eğitim arz ile karşı karşıya
kaldıklarına göre; bu sorunlu alandan sorumlulukları oranında yetkin ve ergin davranış göstermediklerini iddia edebiliriz.

Özel / Vakıf üniversitelerinde öğrenciler, "ödediğim paramın karşılığında kaliteli eğitim istiyorum" diyebiliyorlarken, para burada yaptırım gücü olarak önemli bir işleve sahip olmaktadır.

Oysaki devlet üniversitelerinde "kaliteli eğitim talebi" doğrudan doğruya "talebin kalitesi ile sınırlı kalmakta" ve ortaya yaptırım gücü olmayan bir talep cıkmaktadır.

"Talebin kalitesinin sınırlılığı" yani "talepsizlik", yani "niteliksiz talep" bu kez dönüp eğitim kalitesini vurmaktadır.

Bu konuda uzun yıllar süren araştırmalarımız sonucunda Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin Mimarlık Eğitim ve Kültür Araştırmaları Mesleki Bilimsel Çalışma Kurulu olarak birkaç yıldır dünyada ilk kez bir modeli uygulamaya başladık.

Buna "Eğitimde Öğrencilerin, Kaliteyi Talep Etme Kalitesini Geliştirme Sistemi" adı da verilebilirdi.

Ama Mimari Stajda Rotasyon Programı adı verilmişti öyle de kaldı.

Bu çalışma sorunun sahiplerini, yani öğrencileri sürekli sorunun çözümünde aktif tutmayi sağlayan bir özelliğe sahipti.

Bununla ilgili dokumanları ve yazışmalari bu forum alanina daha önce aktarmıştım.

Bu konuda son dile getirebileceğim şey; tüm bu sorunları çözmeye gerçekten niyetli olan var mı?

Sevgi ve Saygıyla
Metin Karadag
Old 26-05-2002, 14:49   #6
aristo

 
Varsayılan

sayıların ortaya koydukları;

Türkiye'de hukuk fakültelerinin sayısı 25'i buldu
Bugün Türkiye'de 14'ü devlet üniversitelerinde, 11'i özel vakıf
üniversitelerinde olmak üzere Türkiye'de 25 hukuk fakültesi var.
Akdeniz, Anadolu, Ankara, Atatürk, Dicle,Dokuz Eylül, Galatasaray, Gazi, İstanbul, Kırıkkale, Kocaeli, Marmara,Selçuk ve Uludağ devlet üniversitelerinde hukuk fakülteleri var;Bahçeşehir, Başkent, Çankaya, İstanbul Bilgi, İstanbul Kültür, Maltepe,Ufuk, Yaşar, Yeditepe vakıf üniversitelerinin de hukuk fakülteleri var.
Öğrenci sayısı 23.000'e ulaştı
1990'lı yıllarda 4.000'i kadın, 10.000'i erkek 14 000 civarında hukuk fakültesi öğrencisi varken, öğrenci sayısı 2000-2001 döneminde 23 000'e ulaşmış.
1990 yılında 2.000 civarında olan mezun sayısı, 1999-2000 öğrenim yılında 3.500'e yaklaşmıştır.
Mevcut avukat sayısı 45.265
Mayıs 2001 tarihi itibariyle, 74 baroya kayıtlı olan avukat sayısı 45.265. Avukatlarımızın 13.392'si kadın, 31.873'ü erkek. İstanbul'da 15.218, Ankara'da 6.905, İzmir'de 4.194 olmak üzere Tükiye'nin üç büyük barosunda kayıtlı toplam 26.318 avukat bulunuyor.Türkiye'deki avukatların yaklaşık yüzde otuz dördü İstanbul'da, yüzde 58'i ise üç büyük kentte bulunuyor.

Şu tabloya bir bakalım arkadaşlar;hukuk fakültelerinin sayıları neden çok artıyor?Üç tane adam gibi fakülte olsa yetmezmiydi?bu
zorunluluktan mı yoksa siyasi ve rant kaygıları mı etkili olmaktadır?
bu kadar fakülte kaliteyi nasıl sağlıyor?yeterli öğretim elamanlarına,gereki donanıma sahip mi?özel okullar ne kadar para alıyor?her sene 3.500 öğrenci mezun oluyorsa bunların hepsinin çalışma,iş bulma sorunu olmuyor mu?avukatlık sınavı bu sorunu tek başına çözmeye yeterli mi?nereye koşuyoruz?
Old 26-05-2002, 19:14   #7
Cest la vie

 
Varsayılan işte çözüm yolu!

Sayın Aristo..
Türkiye'de yer yıl en az 1 buçuk milyon öğrenci ÖSS'ye giriyor ve bunların her yıl sadece 200 bini dört yıllık okullara girebiliyor... Geride kalanlar mı? Bir dahaki sene sınava girmek için, gidebilenler belki ailelerini zor durumda bırakarak dershanelere gidiyor, gidemeyenler şansları olup olmadıgını sorgulayarak eve, tekrar çalışmaya dönüyor. Bir dahaki sınavda ise yeni mezun olanlarla birlikte öğrenci sayısını katlayarak yarış devam ediyor.. Ve yine milyonlarca öğrenci açıkta, yine milyonlarca genç evde veya sokakta, yine milyonlarca aile sıkıntıda, streste...

Bu olayın üniversiteden önceki tarafıydı. Mezunlara gelince.. Onların da sıkıntıları az değil.. İstatiksel olarak rakam veremeyecegim ama hangi bölümden mezun olursa olsun, mezunların çoğu işsiz, çogu açıkta, kimisi de diplomalarına gerek duyulmayan işlerde çalışıyor.
Mezunların iş sıkıntısı çekmediği sadece 2 bölüm var: Sağlık ve Hukuk. "Neden?" sorusunun yanıtını vermek istemiyorum, cunku onun da cevabı neredeyse aynı neden ve yine pek de iç açıcı değil..

Ülkede milyonlarca mühendis var; çogu işsiz. Artık ODTÜ ve İTÜ gibi teknik ve kendisini kanıtlamış üniversiteler haricindeki bir üniversiteden mezun olan mühendislerin de hiç şansı yok. O zaman mühendislik fakültelerini de kapatalım. Sadece bu ikisi kalsın.

Ülkede milyonlarca işletme mezunu var. Aynı şekilde iktisat mezunu da var. Yine herhangi bir okuldan mezun olmak iş bulmak için yetersiz. O zaman ne yapalım, bir ikisi hariç diğer işletme ve iktisat fakültelerini de kapatalım.

Ve.. Yine bir sürü meslek.. Bir sürü mezun.. Bir sürü işsiz.. Kökünden çözelim olayı.. Ankara ve İstanbul dışındaki bütün üniversiteler kapatılsın.. Çeşitli sebeplerden dolayı kendi memleketi çevresinden başka yerde okuyamayan genç beyinler de
şansına küssün..

Gençlerin hepsi bir yere dağılsın.. Durumu olanlar yurt dışına gitsin, olmayanlar sokaklarda dolaşsın.. Kültür düzeyi sıfıra insin; su an bile varolan "başına vur ekmeğini al, nasılsa ses çıkaran yok" mantığı had safhalara ulaşsın...

İşte ünlü filozof Aristo mantığıyla üretebildiğim tek çözüm yolu..
"Biber acıdır"
"Hayat da acıdır"
"Öyleyse hayat biberdir"
...................................
Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 26-05-2002, 22:47   #8
aristo

 
Varsayılan

sayın cest_la_vie,

İşte sizin anlattığınız olumsuzlukları ne yazıkki günümüzde yaşıyoruz.manzara önümüzde duruyor;

1- Toplumda kültürel ve bilimsel gelişimin yolunu niteliğine bakmadan olabildiğince yüksek öğrenim kurumlarını sayı olarak artırmakta görmek tamamen bir yanılgıdır.Bunun günümüzde örnekleri yaşandığı gibi çok tehlikeli sonuçları olacaktır.
2- İsteriz ki toplumumuzda yüksek öğrenim görme oranı %99 lara çıkmış olsun, Ancak ekonomik ve sosyolojik ilerleme sağlanamadan, altyapısız ve plansız eğitimin sakıncalarını bilmek gerekir.insanlarımızın,gençlerimizin hayatı ve duyguları sömürülmektedir.Diplamalı işsiz yaratmak marifet değildir.Bırakınız üniversiteleri, sekiz yıllık temel eğitimi bile doğru dürüst hayata geçiremedik,fakülte sayısını artırmak yerine öncelikle temel eğitimin insanca ve sağlıklı bir yapısını oluşturun bu gün bir çok yerleşim yerinde insanlar çocuklarını okula gönderemiyor,yol yok,köprü yok,para yok,öğretmen yok,bina yok,yakacak yok,sağlık yok,eğitim yok, yok yok
3- Ülkemizde ne yazık ki makro planda bir eğitim planlaması yok,bu görevi at yarışı mantığıyla ÖSYM sürdürmektedir. Günümüzde ekonomik durumu iyi olmayan insanlarında ne yazıkki yüksek öğrenim görme şansları giderek azalmaktadır.mezun olup iş bulmak başlı başına zaten bir dert olmuştur.
4- Hukuk fakültesi eğitimi, zannedildiği ve yaşandığı gibi bir bina dikerek içine üç beş tane öğretim üyesi koyarak ösym'den de 100-200 tane öğrenci alarak okutulacak on onbeş kitapla bitmez!.. arkadaşım sen hukukçu yetiştireceksin,hakim savcı,av, toplumsal sorumluluklarının ağır olduğu,hayati alanlarda çalıştıracağın insanları yetiştireceksin,bu kadar kolaymı?batıda ileri ülkelerde bu böyle mi? 4-5 senede hakim,avukat yetişir mi?

Old 27-05-2002, 21:23   #9
Cest la vie

 
Varsayılan

Sayın Aristo..
Eğitim konusunda belirttiklerinize bütünüyle katılıyorum.Ancak bunun çözümü eğitimin son aşamasını değiştirmek olmamalı. Eğitim yetersizse, her şeye belki ilk başta Eğitim Fakültelerini iyileştirmekle başlanabilir. (Çünkü öğrenciyi yetiştirenler orada yetişiyor) Sonra ilkokuldan başlayarak sistemli, düzenli bir eğitim.. Sonra öğrencileri yeteneklerine, başarılarına ve ilgi alanlarına göre yönlendirme.. Neden her yıl yüzlerce okul birincisi ÖSS de başarısız oluyor?

Neyse konu bu değil aslında.. Konu çözüm yolunu hukuk fakültelerini azaltmak olarak düşünmekte.. 3 tane "adam gibi" hukuk fakültesi eskiden yeterliydi. Ancak, nüfus her yıl artıyor. Sadece İstanbul ve Ankara Hukuk Fakülteleri varken her şeyin daha iyi olması, hukuk fakültelerinin çoğalmasında veya yetersiz eğitim vermesinde saklı değil. O zamanki nüfusa da bağlı.. Peki ya, ekonomik krizin arttığı, sosyal patlamaya ramak kalınan "bu devirde" adliyelere intikal eden hukuki sorunlar, sadece 2-3 fakültenin bulundugu zamanlardaki kadar mı?

Her şeyi bir yana bırakalım.. Çoğalan Hukuk Fakültelerinde eğitim kalitesinin düştüğünü kim, nasıl belirliyor? Bunu saptayan ölçütler neler? Kim karar veriyor buna? Bu kriterlere uymayan fakülteler bence de derhal kapatılmalı.. Ama neye göre "kalite"?

Alıntı:
4- Hukuk fakültesi eğitimi, zannedildiği ve yaşandığı gibi bir bina dikerek içine üç beş tane öğretim üyesi koyarak ösym'den de 100-200 tane öğrenci alarak okutulacak on onbeş kitapla bitmez!.. arkadaşım sen hukukçu yetiştireceksin,hakim savcı,av, toplumsal sorumluluklarının ağır olduğu,hayati alanlarda çalıştıracağın insanları yetiştireceksin,bu kadar kolaymı?batıda ileri ülkelerde bu böyle mi? 4-5 senede hakim,avukat yetişir mi?


Peki, "en iyi" fakültelerde okuyup da derslere adım atmamış hukukçular? Sadece 2-3 fakülte olması mı kaliteyi arttırıyor? Onlar kaç kitap okuyor hukukçu olabilmek için? Lütfen, biraz daha objektif düşünün..

Hem bana neden kızıyorsunuz ki? 4-5 senede hukukçu yetiştirilsin diyen ben değilim.. Ayrıca Batı ülkelerinde sistem tamamen farklı, onlarda eğitim ilkokuldan başlıyor ve Hukuk öğrenimi master olarak veriliyor. Yani bir bölüm diploması alıyorsun, üstüne bir de 2 yıl hukuk okuyorsun.. Stajı, sınavı da Sayın Adil Giray Çelik bizlere aktardı zaten.. Dileyen o değerli araştırmayı okuyabilir.

Bu nedenlerle bu karşılaştırma baştan yapılamaz..


Son olarak, belirtmeliyim ki benim de bahsettiğiniz 3 üniversite harici bir okulda okuyor olmam bunları yazdırmadı bana. Yazarken tamamıyle objektiftim. Zaten bu benim kazanılmış (müktesep) hakkım, sistem bu saatten sonra değişse de beni etkilemez, sadece yeni öğrenci alımı durur, biz mezun oluruz ama. Bu nedenle, öğrenci alımının durması, eğer hukukta rekabet varsa, benim de işime yarar, zira benden sonra yeni mezun sayısı azalmış olurdu..
Ama kişiselliği bir kenara bırakmak zorundayız. Diplomasız işsiz olacagına, "diplomalı işsizler" tercihimiz olmalı, en azından yozlaşmaya karşı...


.....................
Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 27-05-2002, 21:35   #10
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan av mı Av. mi?

Sayın aristo,

İyi yazıyorsunuz, yazılarınızla etkileyici de olabiliyorsunuz ama, açık söyleyeyim şu ''av'' larınız hiç hoşuma gitmiyor.. Kendimi bıldırcın yahut avcıların avı gibi hissediyorum.

Av. Avukatın kısaltılmış şeklidir. Lütfen ya Avukat yazınız, yahut Av.

Yeterince av haline sokulmuşken, siz meslektaşımız tarafından da avlanmayalım...

Av. yahut Avukat..

Teşekkürler.. saygılar.
Old 27-05-2002, 22:30   #11
metin karadag

 
Varsayılan Kesintisiz bir çözüm yolu, "ya" "da";...

ya daaaa;...

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;

Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;

Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;

Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;

Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;

Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Damdan düştü bir kurbağa,
Titretti kuyruğunu,
Onu gören bir jandarma,
Aldı götürdü onu;
Mezarını kazdılar,
Üzerine şöyle yazdılar;

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

Akasyalaaarrrr açarken,

...................

Kısır döngü mü çözüm?

Eğer kısır döngü ise çözüm;

devam,........

ya da?

E, hadi bakalım???????????
Old 28-05-2002, 01:33   #12
aristo

 
Varsayılan

Alıntı:
Neyse konu bu değil aslında.. Konu çözüm yolunu hukuk fakültelerini azaltmak olarak düşünmekte.. 3 tane "adam gibi" hukuk fakültesi eskiden yeterliydi. Ancak, nüfus her yıl artıyor. Sadece İstanbul ve Ankara Hukuk Fakülteleri varken her şeyin daha iyi olması, hukuk fakültelerinin çoğalmasında veya yetersiz eğitim vermesinde saklı değil. O zamanki nüfusa da bağlı.. Peki ya, ekonomik krizin arttığı, sosyal patlamaya ramak kalınan "bu devirde" adliyelere intikal eden hukuki sorunlar, sadece 2-3 fakültenin bulundugu zamanlardaki kadar mı?


sayın cest_la_vie,

1-Nüfus artıyor,her ile bir üniversite ve buna bağlı hukuk fakülteleri mi açalım?Nüfus planlaması,sağlıklı bireyler yetiştirme,ekonomik ve kültürel kalkınma,kaliteli eğitim sistemi gibi kavramları sonra mı düşünelim?Nüfus artıyor ve her ilimizde en az bir tane hastane mevcut ancak kaç tane hastanemizin uzman doktor ve yetişmiş sağlık elemanı tam olarak çalışmakta,kaç tana hastanemiz tam teşekküllü durumda? büyük şehirlerde tam teşekküllü hastanelerde ki yığılma neden kaynaklanmaktadır? Nüfus artıyor;her yıl binlerce daha cami ihtiyacı mı ortaya çıkmakta? Nüfus artıyor;merhum bir devlet adamımızın ekonomide milli kalkınmanın yolunu "her mahallede bir zengin yaratmak" da bulduğu çözümü bizde adli vakaların kolay çözümünde "her ilçede (mahalle olmasın) bir hukuk fakültesi kurmakta mı bulalım? Nüfus artıyor;kitap okuma oranı çok mu artıyor?toplumumuzda ne kadar gazete,kitap,dergi okunuyor? Nüfus artıyor ama biz halen ilköğretimde sağlıklı bir yapılanmayı mı kurabildik?



ıntı]Her şeyi bir yana bırakalım.. Çoğalan Hukuk Fakültelerinde eğitim kalitesinin düştüğünü kim, nasıl belirliyor? Bunu saptayan ölçütler neler? Kim karar veriyor buna? Bu kriterlere uymayan fakülteler bence de derhal kapatılmalı.. Ama neye göre "kalite"? [/alıntı]

2-kaliteyi bulmak zor değil,evrensel ölçütleri,gelişmiş batı hukuk sistemlerindeki eğitim proğramlarını inceleyelim,bu konuda uzman hukukçularımızın fikirlerine bakalım,barolarımızın,yüksek yargı organlarımızın,öğrencilerimizin fikirlerini alalım örneğin gelin burada beraberce kaliteli hukuk eğitiminin nasıl olabilirliğini belirlemeye çalışalım herşeyden önce özgür ve bilimsel üniversitenin ne anlama geldiğini düşünelim YÖK.'ün özgür bilimin önünde nasıl durduğuna bakalım,kimi üniversitelerimizde belli başlı tarikatların nasıl hakim olabildiklerine bir bakalım

Alıntı:
Hem bana neden kızıyorsunuz ki? 4-5 senede hukukçu yetiştirilsin diyen ben değilim.. Ayrıca Batı ülkelerinde sistem tamamen farklı, onlarda eğitim ilkokuldan başlıyor ve Hukuk öğrenimi master olarak veriliyor. Yani bir bölüm diploması alıyorsun, üstüne bir de 2 yıl hukuk okuyorsun..


3-Ben sizin gibi değerli fikir insanlarına kızamam yanlış anlamışsınız ben kalitesizliği sunan sisteme kızıyorum batı ülkelerine gelince meseleyi öncelikle hukuk mezunu olabilme olarak görmemeliyiz size Amerika da bir hukuk fakültesinde öğretim görevlisinin değerlendirmesinin yer aldığı http://www.izmirbarosu.org.tr/dergi/20012_03.htm adresindeki makaleyi öneriyorum. Ayrıca Avrupa Birliği ülkelerinin hukuk eğitimini incelemeliyiz


Alıntı:
Son olarak, belirtmeliyim ki benim de bahsettiğiniz 3 üniversite harici bir okulda okuyor olmam bunları yazdırmadı bana. Yazarken tamamıyle objektiftim. Zaten bu benim kazanılmış (müktesep) hakkım, sistem bu saatten sonra değişse de beni etkilemez, sadece yeni öğrenci alımı durur, biz mezun oluruz ama. Bu nedenle, öğrenci alımının durması, eğer hukukta rekabet varsa, benim de işime yarar, zira benden sonra yeni mezun sayısı azalmış olurdu..


4-"Biz köprüyü geçtik bizden sonrakiler düşünsün" mantığı ile bu konuya yaklaşım doğru olmayacaktır.Bu ülkede yaşadığımız sürece hepimizi ilgilendiren konularda duyarlı ve çözüm üreten insanlar olmalıyız.

Alıntı:
Ama kişiselliği bir kenara bırakmak zorundayız. Diplomasız işsiz olacagına, "diplomalı işsizler" tercihimiz olmalı, en azından yozlaşmaya karşı...


5-Yozlaşmaya karşı çözüm bu değildir bunu isterseniz başka bir alanda uzun boylu tartışırız.


saygılarımla,
Old 28-05-2002, 01:47   #13
aristo

 
Mutlu Sayın Av. Mehmet S. Tikici,

uyarınız için teşekkürler,

av olarak yazmamı, klavyenin ve hızlı yazma telaşımın azizliğine bağışlayın.Gerçekten yeterince av haline sokulduk,inanıyorum ki toplumsal ve hukuki bilincimiz aynı zamanda direncimiz olacaktır.

saygılarımla.
Old 29-05-2002, 16:52   #14
metin karadag

 
Varsayılan Bir yerden başlamalı; aynada kendimize bakarak başlamak nasıl olur?...

Değerli arkadaslar

Eğitim de sorunların sıralanmasına ister istemez bende katılacağım.

Sorunların birbirine bu kadar benzer olması çözüm önerilerinde de bir benzerlik doğurabilir.

Ama önce ülkemizdeki "birbirinin benzeri olan olumsuzluk" yansımalarından bir kaç örnek vermem gerekiyor.

Orneğin ülkemizde kayıtlı yaklaşık 30.000 mimar bulunmaktadır.

Yani, 2250 kişiye bir mimar...

İstanbul'da ise yine yaklaşık 12.000 mimar bulunmaktadır.

( Nüfussal orantı olarak Japonya'ya göre bu sayı düşüktür. 120.000 mimar yani 1000 kisiye bir mimar... Orada kaçak yapılaşmanın kavram olarak ne anlama geldiği bilinmez... )

Oysaki İstanbul'un %70'i kaçak yapılanmış durumda...

Kaçak yapılaşma alanlarını "oy deposu olarak" kullanmanın bedeli...

Bu yüzde %70 olası deprem senaryolarındaki felaketi artıran önemli bir "girdi..." Ve asıl sonuçlar toplumu galeyana getirmemek bahanesiyle, 17 Ağustos 1999 depreme gerçek kayıp listelerinin açıklanmaması gibi... Afet yönetmeliğini işletmemek için deprem şiddetini düşük ilan etmek gibi...

Bu gibi durumlar ortada iken Bayındırlık Bakanlığı birde yapı denetim işlemini "kamusal denetimden kaçırmak için elinden geleni ardına koymuyor.

Oysaki kendi evi sağlam olan birinin deprem sırasında "nerede olduğu önemli..."

Yani benim evimin depreme dayanıklı olmasının değeri deprem sırasında evimde isem bir anlam içeriyor.

Gelecek her an nerede olacağım belli olmadığına göre; huzurum için her yerin güvenlik içerisinde olması ve bunu da hem doğal hak olarak hemde anayasal haklarıma göre "bilmem" gerekiyor...

Yani ister komşu parselde, ister diğer bir mahallede, istersede herhangibir yerde olsun; herhangibir inşaatın önünden geçerken ruhsat tabelasını bir vatandaş olarak görmek ve denetimlerin yapılıp yapılmadığın sorup öğrenmek hakkım olmalı... Çünkü deprem sırasında tesadfen orada olabilirim o binanın altında kalabilirim...

Ben anlamasamda benim adıma denetimin yapılması için görevlendirilmiş ya da gönüllü olanlardan bunu öğrenebilmeliyim.

Bu anlamı itibariyle herkesin üzerinde denetim hakkı olan yapıların kamusal denetiminin hakkıyla yapılıp yapılmamasını bilmek hakkımızın ortadan kaldırılması kamu güvenliği açısından bir sorun değil midir?

Sistemin bir yandan eğitim kurumlarında mimar, mühendis yetiştirirken bir yandanda onları normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen yapılar üretmesi akıl alabilecek bir şey midir?

Oluyor... Oluyor ama olmaya devam etmesi gerekir mi?

Ülkemizde devlet ve ozele ait toplam 33 Mimarlık Fakültesi bulunmaktadır. (4 - 5 taneside yolda; ha açıldı ha açılacak...)

YÖK kapsamında denkliği/akredite/ kabul edildiği için Kuzey Kıbrıs'taki 2 özel okulda bu sayıya dahildir.

Şimdi lütfen sayılara dikkat edelim:

Kıbrıs'ta bulunan bu iki okulun mezun sayısı ülkemizdeki 31 okulun mezunları sayısından daha fazladır.

Toplam 33 mimarlık bölümünden mezun olan sayısı ise, AB'ye dahil 12 ülkedeki okulların toplam mezun sayısından fazladır...

Bu 33 okulda, (ülkemiz ortalamasıdır bu rakamlar...) öğrenciler 4 yıl içinde ortalama 50 ders görüp 160 kredi ile mezun olmaktadırlar.

Aynı sürede AB ortalaması 240 kredidir... ( Bu yüzden burada mezun olan avrupaya çalışmak için gittiğinde; "olmamış sen bir 3 yıl daha oku diyerek okutmaktadırlar..."

Şimdik buraya kadar olumsuzlukları sıraladık, farklı meslek disiplinlerinde olmamız karşın, aşağı yukarı benzer sorunlarla karşı karşıyayız...

Eğitimdeki tüm olumsuzluk örnekleri bizden, olumlu örnekler dünyadan... E iyi güzel...

Şimdi soru (Yani ben aynada kendi yüzüme bakarak kendime soruyorum:

Tüm bu olumsuzlukları olumluya çevirme işi için; işi yapacak olan yani "esas özne" kim olacak?...

Bunun yanıtı rahatça yine eğitim sürecinin öznesi olanlar, yani öğrencilerdir diyebileceğiz.

Eğitim sürecinin öznesi olmak ve neyi talep ettiğini bilmek sorumluluğu ile başbaşadır...

Kaliteyi talep etme kalitesi, aslında kaliteyi ortaya çıkaran esas özne olduğuna göre; şu an layık görülen eğitimi talep edenler de yine aynı kişiler olmalıdır...

Sevgili arkadaşlar

Şu an verilen eğitimin yetersizliğinden şikayet eden sizler, aslında eğitimin bu düzeysizliğinden birinci derecede sorumlu olduğunuzun farkında mısınız?

Eee, "esas ozne" olmak o kadar kolay değil)))))))

Sorumluluklarını taşımadığımız özgürlüklerimizin sorumluluklarını, başkalarına taşıtamayız...

Sevgi ve Saygılarımla
metin karadağ
Old 30-05-2002, 00:16   #15
Cest la vie

 
Mutsuz kaliteyi talep ediyoruz ama yine de kalite"siziz"(!)

Sayın Aristo..
Konunun tamamen eğitim sistemine kaydıgını görüyorum.. Bu iyi, ancak nedense bu konuda farklı dusuncelerdeymişiz gibi bir tutum sergilemişsiniz. Yaklasan finaller dolayısıyla pek ayrıntılı bir mesaj yazamayacağım.. Bu nedenle mesajımı konunun bütünlüğü içerisinde tekrar okumanızı rica edeceğim sizden. Hele ki 4. şıkta, tamamen aynı fikirdeyiz..
Birinci ve ikinciye gelince..
Alıntı:
-Nüfus artıyor,her ile bir üniversite ve buna bağlı hukuk fakülteleri mi açalım?Nüfus planlaması,sağlıklı bireyler yetiştirme,ekonomik ve kültürel kalkınma,kaliteli eğitim sistemi gibi kavramları sonra mı düşünelim?

Her ile bir üniversite.. Olabilir... Sağlıklı bireyler yetişebilir böylece.. En azından psikolojik olarak.. İşin özü arz-talep meselesi .. Tek sorun burada aslında.. Girerken talep çok arz yok, çıkarken de arz cok talep yok.. Neden? Buna cevap bulamıyorum işte..
Nufus planlaması.. Tabii ki.. Ama ya, emekli olması gerekenler? Ya yaş itibariyle emekli olması lazımken, geçimini sağlamak için haklı olarak calışmaya devam edenler? Bunun da cevabı yok..
Ekonomik ve kültürel kalkınma... Nasıl olacak? Nasılsa "o sektörde çalışan çok kişi var" diye kimse "YÜKSEK ÖĞRENİM(!)" görmese... Diploma gerektirmeyen işlerde cok daha az kazançla çalışsa.. Ve bir süre sonra oraya da talep olmasa.. Ekonomik kalkınma mı daha iyi işler, yoksa kültürel kalkınma mı? ÖSSlik bir soru işte.. Buyrun, çözelim hep birlikte..
...
Kalite konusuna gelince.. Haklısınız.. bir şey diyemem buna.. Ama bu kalite kriterleri tum üniversiteler için geçerli, daha önceki mesajlarınızda belirttiğiniz gibi, sadece sonradan açılan üniversitelerde değil.
Alıntı:
Hukuk fakültesi eğitimi, zannedildiği ve yaşandığı gibi bir bina dikerek içine üç beş tane öğretim üyesi koyarak ösym'den de 100-200 tane öğrenci alarak okutulacak on onbeş kitapla bitmez!..

İşte benim itirazım bu cumleyeydi.. Ve de ilk mesajınızdaki
Alıntı:
hukuk fakültelerinin sayıları neden çok artıyor?Üç tane adam gibi fakülte olsa yetmezmiydi?bu kadar fakülte kaliteyi nasıl sağlıyor?yeterli öğretim elamanlarına,gereki donanıma sahip mi?

ifadenizle birleştirince doğal olarak itiraz ettim.. Kalitesiz ve yetersiz oldugu düşüncesine nasıl vardıgınızı merak etmiştim.. Yani bir inceleme sonucu muydu bu yazdıklarınız yoksa tamamen önyargılara mı dayanıyordu..
işte itirazım bu yöndeydi..

Yozlaşmayı da tartışalım.. Ama eğitim olmadan yozlaşma nasıl önlenecek, onu çözebilmiş değilim.. Kaliteli eğitim.. Hepimizi isteği..

Ve..
Bu bağlamda Sayın Karadağ..
İstiyoruz.. Ama ne yapabiliriz? Kaliteyi talep etme kalitesi diyorsunuz.. Talep ediyoruz ama duyması gerekenler kulaklarını kapatmış durumda.. Çözüm öneriniz nedir? Bu sorumluluk bizdeyse, nasıl düzeltebiliriz? Peki, sorumlulugu grupça almışsak, grubun diğer üyelerinin sorumluluktan kaçması halinde neler yapacagız? Bu konuda da yol gösterirseniz memnun oluruz..

Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 30-05-2002, 11:56   #16
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan ÇAĞ' ın hukuk Öğrencileri bence süper!

Tartışma konusu olayın tek boyutu yoktur. Aile eğitiminden başlayıp, ilk öğretim ile devam eden ve nihayetinde fakülte ile sonlanan seyrimiz, eğitim-öğretim ve bilim yapmaktan çok, mücadeledir!

İnsan beyni, özgür ve sağlıklı olduğu sürece olumlu şekillenir. Türkiye' de hukuk temelinde sorun sadece Hukuk fakülteleri, yahut fakülte sonrası Staj yetersizlikleri veya mesleki gelişimden uzak kalma değildir. En temel sorun, ekonomik yetersizliktir. Bu temel yetersizlik toplumun her kademesinde karşımıza çıkmaktadır.

Akşam yemeğinde hangi yemeği, nerede ve nasıl yiyeceğini bilemeyen, kısaca boş mideli bir öğrenciden, öğrencilik bekleyemeyeceğimiz gibi, fakülte bitirmiş hukuk adamından da hukukçuluk bekleyemeyiz. Bu haksızlık olur.

üniversiteler tek çözüm yada kurtuluş yolu olarak görülmediği zaman ancak, hem fakültede hem de çalışma hayatında kalite kendiliğinden ortaya çıkabilecektir. Üniversite bitiremezsem aç kalırım psikolojisi ve esasen gerçeği karşısında, başarılı olmak sadece karın doyurmakla sınırlı değerlendirilebilecektir.

Üniversite açılmalıdır ama, her üniversiteye giren öğrenci mezun olmalı düşüncesinden çıkılmalıdır. Mezun olmak için gerekli sınav standartları gözden geçirilmelidir.

Üniversiteler sadece bilim öğretmez, aynı zamanda öğrencinin farkında olmadan edindiği yan unsurları da işler.. Bu anlamda elbette ki üniversitelere karşı olmak doğru değildir.

Bence;

1- Devletimiz öncelikle çok kapsamlı bir yapılanmaya gitmelidir.
2- Bu yapılanmanın ilk koşulu olarak çalışan memur ve işçilerine ödemesi gereken -medeni insanın yaşaması için gerekli (asgari yaşam standardı demiyorum) ücreti tespit edip, Tüm Türkiye' de bunun yıllık maliyetini ortaya dökmelidir.
3- Çeşitli nedenlerle hortumlanan yahut çalınan milli değerlerin yıllık tutarını da ayrı bir kalemde hesaplamalıdır.
4- Tüm çalışma hayatına ilişkin mevzuatları yeni baştan ve verimliliği esas alacak şekilde, kayırılma, torpil vs. unsurlardan arındırılmış halde yeniden düzenlemelidir.. Sözleşmeli personele dönülmelidir.
5- 2. madde ile 3. maddeyi kıyaslayıp, hangisini tercih edeceğine karar vermelidir..! 2. maddeyi tercih ediyorsa, 4. maddeyi uygulamalıdır
6- Eğitim, eğitim, eğitim kalitesini aileyi eğiterek artırmalıdır..

ondan sonrası kendiliğinden gelecektir..

Buna rağmen düzelme olmuyorsa, köküne kibrit suyu dökmelidir..

Son söz: ÇAĞ' ın hukuk öğrencileri tartışmasız, etkileyici bir doluluğa sahiptir!
Old 31-05-2002, 16:09   #17
metin karadag

 
Varsayılan ASLINDA "GECİKMİŞ" BİR ÖZELEŞTİRİ:...

"Ve..
Bu bağlamda Sayın Karadağ..
İstiyoruz.. Ama ne yapabiliriz? Kaliteyi talep etme kalitesi diyorsunuz.. Talep ediyoruz ama duyması gerekenler kulaklarını kapatmış durumda.. Çözüm öneriniz nedir? Bu sorumluluk bizdeyse, nasıl düzeltebiliriz? Peki, sorumlulugu grupça almışsak, grubun diğer üyelerinin sorumluluktan kaçması halinde neler yapacagız? Bu konuda da yol gösterirseniz memnun oluruz..

Sevgi ve Saygılarımla
Ahu"

Diyerek bana gönderimde bulunuyorsunuz.

Sayin Ahu (ce la vie)

Bu gruba ilk katıldığımda sorunuzun yanıtını vermiştim.

Öncelikle burada dile getireceklerimi "Gecikmiş bir özeleştiri..." olarak da değerlendirmenizi beklerim...

Ve çözüm yolundansa cözüm yöntemleri kelimesini kullanmayı tercih ederim.

Çünkü "Çözüm yolu" adı üzerinde o yolda yürüyecek olanların belirleyebilecekleri bir şeydir diye düşünüyorum.

Öncelikle "kaliteyi, 'kaliteyi talep etme kalitemiz' belirler..." sözünün bir anlama kavuşması için "kaliteyi kimden talep ettiğimiz konusunu" aşmamız gerekiyor.

Var olmakta devam eden sorunları, yani kalitesizlikleri, kalite sorununu yaratan ve üretenlerden "düzeltmesini" talep etmek; birinci dereceden bir kalite sorunudur diye düşünüyorum.

Yani işi ancak bir iktidar ya da sistem değişikliği şartına bağlamak, dile getirilen tüm sorunlarin "üreticilerinden biri" olmaktan öteye giden bir şey değildir.

Şöyle bir örnek konuyu biraz daha anlaşılır kılabilir mi?:...

Bütün ömrünü bir kültablasını eleştirmekle sınırlamış biri, varıyoğuyla birlikte eleştirdiği kültablasını içselleştirir ve sonunda "ona" yani kültablasına dönüşebilir...

Olan bitenin özetinin aslında bu cümlede açıklandığını düşünüyorum.

Her gece uykuya dalmakla birlikte bilincimizde terkettiğimiz "sistemi" her sabah uyandığımızda kendi bilincimizle İÇİÇE OLARAK yeniden İNŞAA ederiz.

Bu içselleştirilmiş "ilişki biçimi" aslında sistemin doğrudan doğruya kendimiz olduğunun önemli bir işaretidir.

Bu nedenle baştaki taleplerimizin kaliteli olduğu iddiasından sonraki adımda talebimizin muhatabı olarak kendimizi görmediğimiz için; rutinleştirdiğimiz, fasit çember içinde sorun çözme kabiliyetlerimizi köreltmeye yöneliriz.

Şöyle bir hayal kurabilir miyiz?

Diyelim ki, tüm sorunlarin düzeltilmemesinin sorumlusu olarak gördüğümüz iktidar/sistem şaşırtıcı biçimde "kaliteli olduğunu düşündüğümüz talepler doğrultusunda" gerekenleri yapti;... yani değişti...

Peki bu yeni durumda ortaya çıkan verileri kullanabilecek bir kalitede davranış alışkanlıklarımız olmadığına göre; yeni durumun verileri "ziyan olmayacak mıdır?"

Bunu bir "kalite kombinasyonu" örneği ile biraz daha açabiliriz...

Boş bir odanin ortasında masa üzerinde son model bir bilgisayar açık durmaktadır.

İçeriye bırakacağımız bir şempanze/maymun ile bu kaliteli bilgisayar arasında "en kaliteli ilişki kombinasyonu"; ancak "tavandan sarkıtacağımız bir adet muz ile kurulabilir..."

Çünkü maymun, masadaki bilgisayarın üzerine çıkarak muza ulaşmaya çalışacak; bu arada "bilgisayar ile iliskisinin kalitesini" belirlemiş olacaktır...

Burada dile getirdiklerimiz bütünüyle öznesiz, yani guruhlaştırılmış toplumlar için geçerlidir.

Eğitim konusunda özne nedir/kimdir? sorusunu bir dilbilgisi analizi yapar gibi yaparsak; yani, soruyu en temel/ilkel hali ile sorabilirsek;

Eğitim, 'eğitecek bilgisi olarlar' var olduğu için mi vardır; yoksa 'eğitime ihtiyacı/talebi olanlar' var olduğu için mi vardır?

Bu sorudan hemen net sonucu alabiliriz.

Eğitimin öznesi öğrenmeye ihtiyaç duyan öğrencilerdir...

O halde bir kez olsun "kaliteyi talep etme kalitesini" talep edilecek muhatabı da doğru seçerek gerçekleştirmeyi denemek gerekmektedir...

"İnsan özgürlüğe, 'yalnızlık şartlarında değil' prensiplerini/kurallarını bilinçli olarak kabul ettiği, kent/toplum içerisinde ancak ulaşabilir..." diyen Descartes'in bu sözündeki;

asosyalize bireyler ve sosyalize bireyler ayrımına dikkat ettiğimizde "kaliteyi talep etme kalitesi"nin de "konu bazında siyaset anlamında" muhatapları ortaya çıkmaktadır...

Burada asosyalize bireylerden kasıtın: "her türlü insani ilişki kurma yeteneğinden yoksunluk hali" yani delilik olduğunu, belirtmek durumundayım.

Sosyalize bireylerden kasıt ise; "her türlü insani ilişkiyi kurma yeteneğine sahip olmaktır..."

Bununla bağıntılı olarak (yani bir parantez açarak) "hukukun tek kaynağı, insani doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir..." sözüne dikkatinizi çekmek isterim...

İçinde bulunduğumuz toplumsal anlayış ve algılayıştan kopuk olmadığı için ister istemez bu toplumsal zihniyetin bir yansıtması olarak, "aynı arızaları" eğitim sürecinin özneleri de aynen tekrar etmektedirler...

"Toplumlar layık oldukları yönetimlerle yönetilirler..." sözü aynen ve maalesef henüz kirlenme işlemini tamamlamamışlar yani eğitimin öznesi durumundaki öğrenciler içinde geçerli olmaktadır...

Yani talep kalitesini üretecek ve ortaya koyacak olanların öncelikle diyalog kavramını sağlıkla irdeleyip (örneğin: birden fazla monolog bir adet diyalog etmemektedir...) diyalogun araçlarını ortaya koymaları gerekmektedir.

Sorunuzun yanıtına birlikte ulaşabilmek için Descartes'in sözünü bir kez daha buraya alarak;

"İnsan özgürlüğe, 'yalnızlık şartlarında değil' prensiplerini/kurallarını bilinçli olarak kabul ettiği, kent/toplum içerisinde ancak ulaşabilir..."

Bu sözün bilinçlerimizdeki yankısında hukuk eğitimi sürecinin tüm öznelerinin diyalog kurabilme aracı olarak; Hukukta Staj Rotasyonu Programını (diyalog makinesi))irdelemeye davet ediyorum...

Eğitimin anayasal bir hak olduğu göz önüne alınarak, hiç ayrımsız ve ayrıcalıksız tüm hukuk fakültelerindeki öğrencileri kapsaması gereken bu çalışma ile, bulunduklari illerde;

(*)Farklı okul ve farklı sınıf kuralı ile bir araya gelip;
"sorun çözme kabiliyetini geliştirebilen bir öğrenen organizasyon" çalışmasını kendi özgüvenleri ile gerçekleştirebilirler...

(*) yani aynı okulun aynı sınıfındaki iki öğrenci aynı grupta yer alamıyor: bunun anlamı ancak farklı olanlar arasında (termodinamik gereği) doğal bir bilgi alişverişi gelişebilir, bu da grup dinamizmi için şartır...

Sayin Ahu

Aslında sorunuzun muhatabı değildim, ancak büyük bir keyifle tekrarları da göze alarak ve birazda uzatarak;...

Şu an okumakta olan tüm hukuk fakültesi öğrencileri arasında (aslında tüm disiplinlerdeki öğrenciler... hatta, öğrenci olmayanlar da yani kendimiz de dahil) böylesi bir diyalog kültürü mevcut değilken; herhangibir kaliteden ya da kaliteyi talep etme kalitesinden söz edebilir miyiz?...

Kestirmeden bu soruya yanıtım; önce toplumun en dinamik unsuru olduğu var sayılan tüm öğrenciler toplumu arasında "diyalog makinesini" çalıştırın sonra konuşalım))

Sevgi ve Saygıyla
Metin Karadağ
Old 31-05-2002, 16:45   #18
Cest la vie

 
Varsayılan

Sayın Karadağ..
Ben mi çok alınganım, yoksa son iki mesajınızda da açıkça görülebilen, bana karşı ters bir tutumunuz mu var? Neden bilmiyorum ama sizin bana karşı yazdıgınız her cevapta bunu hissediyorum..
İlk mesajımızda neden insanların tepkisiz kaldıklarını ve buraya yazı yazmaktan çekindiklerini sorgulamıştım.. Şimdi onlara tamamen katılıyorum ve haklı olduklarını düşünüyorum.

Kültablası ve maymun olmadıgımız kalmıştı, onu da olduk.. Teşekkür ederim..

Çözüm önerinizi ilk mesajınızdan beri anlamıştım zaten.. Ancak benim sorum, bunu uygulamaya koymakla ilgiliydi. Bu öneriyi beğenmek, beğenmemek önemli değil, önemli olan uygulayabilmek.. İstemek uygulayabilmek için yeterli mi? Bunu sadece bir kaç kişi istiyorsa ne olacak demiştim..Ne tavsiye edersiniz bu konuda diye sormustum..
Ama yanıtınız yine iğneleyici olacaksa, rica ederim cevap vermeyiniz..

Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 31-05-2002, 17:38   #19
metin karadag

 
Varsayılan Siz çok alıngansınız...

Sayın Ahu

Akla getirilemeyecek noktaları böyle cımbızlayarak öne çıkardığınıza göre demek ki alınganlık yapıyorsunuz.

Lütfen "parmağıma değil, gösterdiği yere bakın..." demek zorundayim...

Çünkü onca vaktimi tanımadığım insanlara hakaret etmek gibi bir lüksle geçirdiğimi aklıma getiremem bile.

Bu notunuzu da hiç yazılmamış olarak kabul etmek durumundayım. Lutfen sizde oyle yapin...
...

Bu çalışma ile ilgili uygulamalar konusunda bulundugunuz ilde eger istekli ve kararli iseniz sizin adiminizla baslayabilir.

Konuyu bulundugunuz ildeki diger okullardan girisimcilerle paylasıp bu konuda iliniz Barosu'nu ziyaret etmekle süreci uygulama asamasına getirebilirsiniz.

Meslek Odaniz'in yani Baro'nun bu konuda desteği çok önemli...

Bizde ve diger okulardaki farkli disiplinler için gecerli olan biçimiyle konuya ; yani meslek adaylarına ilgili meslek odasi'nin kolaylastirici desteği cok onemli...

Ayrica Barolar bunyesinde buluna Stajyer Avukatlar (komisyonu) diger meslek odalarinda olmayan bir AVANTAJ sagliyor. HSR Programini uygulamayi dusunen, hukuk egitimi goren sizler icin...

Cunku bu calismada surekli olarak deneyimli grup rehberi ihtiyaci ortaya cikmaktadir...

Bu konuda calisma bolgesinde (diyelim İzmir ili) butun okullarin butun ogrencilerini katilimina acik ve ayrimsiz bir calisma oldugunun herkesce bilinmesi gerekiyor... Herhangi bir ayrim gudulmesi calismanin sonu anlamina gelebilir... yani HSR Programindan yararalanmak herkesin hakki...

Eger bu asma ile ilgili detay sorular soracak olursaniz ben yanitlamaya hazirim...

Konuyu sakın, sakın olaki gözünüzde, buyutmeyin(abartmayın.) İşin içine doğru bir adim attiğinizda önünüzde atılması gereken adımlardan birinin eksildiğini goreceksiniz...

Ama lütfen alinganliklari bir yana birakalim.

Sevgi ve Saygilarimla
Metin Karadag
Old 31-05-2002, 17:45   #20
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Sayın Ces't_la_Vie' ye

Size bir önerim var, uyarsanız memnun olurum. Şu an sınavlarınız var ve bu sınavlarda başarılı olmak zorundasınız.

Öncelikle derslerinize kafa yormalısınız. Sınavlar bittikten sonra, sakin kafayla rahat rahat cevap yazabilirsiniz.

Bilindiği gibi sınav stres yaratır, stres de sınav! Kısır döngü bir harp gibi..

Alıngan olmadığınızı biliyoruz. Ancak gergin olduğunuz da açık. Lütfen uyarımı dikkate alınız.

Sevgi ve saygılarımla.
Old 31-05-2002, 17:59   #21
Cest la vie

 
Varsayılan

Sayın Tikici..
Fikirlerine her zaman güvendiğim değerli mesleki buyugum, gerektiğinde agabeyim ve her zaman bir dostum oldugunuz için önerinize uyacagım. Zira siz de Çağın hukukcularından birisiniz ve etkileyici bir doluluğa sahipsiniz

Bir hukuk forum alanında farklı görüşler ileri sürmek, bunları açık yüreklilikle ve saygıyla dile getirmek olması gereken bir durum. Bu bağlamda, bir çok kişiyle karşılıklı yazışmalar, fikir alış-verişleri yaşadım. Şimdiye kadar kimseyi kırmadım, kimseye de kırılmadım.
Bu nedenle "aynı fikirde oldugum" bir kişiye karşı "alınganlık sergiliyor olmak" gerçekten bana da cok garip geldi ve beni üzdü..

Bu üzüntümün devam etmemesi ve sınavlara rahatca çalışabilmek umuduyla, forumdan bir süre uzak kalmak en iyisi sanırım..

Sizin de dediğiniz gibi, sınavlardan sonra görüşürüz!

Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 31-05-2002, 18:15   #22
metin karadag

 
Varsayılan Sınavınızda başarılar dilerim...

Sayın Ahu (ce la vie)

Sayın Av. Mehmet S. Tikici'nin de hatırlattığı gibi sınav arifesinde olan birini üzmek hiç aklımın ucundan bile geçmez.

Bu nedenle size başarılar dilemek istiyorum.

Ayrıca dikkatinizi çekmediyse hatırlatmak için, yazıma "gecikmiş bir özelestiri" başlığını seçmem de kendi kendimle bir yüzleşme gereği iledir.

Başkalarına laf söylebilmek için insanın önce biraz da olsa kendi yüzleşmesini tamamlamış olması gerekir, düşüncesiyle bu yolu sectim.

Bu nedenle yazının esasını kendime karşı zamanında söylenmemişleri de söylüyor olmanın bilinciyle "gecikmiş bir özeleştiri" olarak gruba ilettim.

Yani alınacağınız hiçbir şey yok)))

Başarılar dilerim.

Sınavlarınızdan sonra devam etmeniz dileği ile,

Sevgi ve Saygılarımla
Metin Karadağ
Old 31-05-2002, 18:27   #23
Cest la vie

 
Varsayılan

Sayın Karadağ..
Teşekkür ederim.. Bir yanlış anlama oldugunu varsaymak ve konuyu kapatmak en iyi çözüm yolu sanırım.
Başarı dilekleriniz için teşekkür ederim!
Sınavlardan sonra karsılıklı saygıyı koruyarak tekrar yazışmak dileğiyle..
Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 18-09-2002, 22:29   #24
B.BÜKÜLMEZ

 
Varsayılan

Merhaba,öncelikle söylemem gerekir ki bu konuyla ilgili tüm yazıları okumuş değilim ama kısaca görüş beyan etmek istiyorum.Devlet üniversitelerinde verilen hukuk egitiminin olanak yetersizliğinden olacak çokta verimli sonuçlar doğurmadığını hepimiz biliyoruz fakat İst.Üni.Hukuk Fakültesi'nde okuyan ve bu eğitimi almaya bilgi ve zekası sayesinde kavuşmuş biri olarak özel üniversitelere hele hele özel hukuk fakültelerine karşıyım!Hukuk eğitimi alt yapı yani zihin becerisi ve bilgi gerektirir.Öss'den yeterli puanı alamayan kişi zaten hukuk eğitimi için gerekli koşulları taşımıyordur.Böyleleri parayı kullanarak mezun olsalar bile adalet sistemine ne verebilir?Hukuksal verileri nasıl kullanır ve çözüm üretir?Zaten tıkanma noktasında varolmaya çalışan bir hukuk alanı ile karşı karşıyayız.Kaldı ki hukukun temelinde adalete ulaşma ereği vardır,sırf parasal üstünlükleri yüzünden bu eğitimi alabilen kişiler benim inancımı ve adalet duygumu zedeler!Bu haksızlığa son verilmeli,devlet üniversitelerindeki eğitimin kalitesi-olanaklarımız-arttırılmalıdır...
Old 18-09-2002, 23:26   #25
Cest la vie

 
Olumsuz Önyargılar,önyargılaaar.. :(

Sayın Bükülmez...
İsyanınızda birazcık haklısınız çünkü ÖSS gibi bir olayın geçerli bir kriter olduguna hepimiz inandık, hepimizi inandırdılar. İyi bir puanla İstanbul Hukuk Fakültesini kazanmıs ve okumaktasınız. Peki, okuduğunuz kitapların ÖSS ile ilgisinden bahsedebilir misiniz? Test usulünde başarılı olmayı gerektiren bir bölüm müymüş hukuk? Peki ÖSSye çalışma stilleri ile hukukta vizelere/finallere çalışma stili arasında bir benzerlik kurabilir misiniz?

Tebrik ederim, İstanbul Hukuk Fakültesini kazanmış ve orada okuyorsunuz, bir buçuk milyon kişi içerisinde ilk ikiyüzbine girmiş, üstelik bu ilk ikiyüzbinin önsıralarında yer almışsınız, peki geride kalan çogunluk zeka yönünden geriyse(!) ve onların bilgi birikimi yoksa(!) suç onların mıdır?

Alıntı:
Böyleleri parayı kullanarak mezun olsalar bile adalet sistemine ne verebilir?Hukuksal verileri nasıl kullanır ve çözüm üretir?


Böyleleri parayı kullanarak mezun olmuyor.. Okumak için biraz daha fazla ödüyorlar-össden nispeten daha düşük bir puan çekmiş oldukları için,veya herhangi bir başka sebeple. Ama şunu da unutmayınız ki parayı veren sınavdan iyi not alamıyor ve sınıfı geçemiyor. Sizin okuduğunuz kitaplara çalışmak zorundalar, o kitaplarda yazılanları yutmak zorundalar ki sınavlardan en azından bir "70" alabilsinler! Öyle olsa, para direkt verilir ve diploma yetkililerden rica edilir, ama onlar da birşeyler için çabalıyorlar, onlar da "hukukçu" olabilmek için hukuk okuyorlar, medeni kanunu,ceza kanununu,anayasayı ve sizin öğrendiğiniz diğer kanunları madde madde öğreniyorlar,sınavlardan geçebilmek için onları yorumluyorlar. Verilen bir emek varsa bu küçümsenmeye layık değildir ve önyargılarla bu emek hiçe sayılamaz.

Alıntı:
Bu haksızlığa son verilmeli,devlet üniversitelerindeki eğitimin kalitesi-olanaklarımız-arttırılmalıdır...


Hukuk okuyorsunuz, lütfen, neyin haksızlık oldugunu geniş bir perspektif içinde yeniden düşününüz. Devlet üniversitelerindeki eğitimin kalitesinin,olanakların arttırılması ise hepimizin dileği, ancak bunun özel okullarla pek bir alakası yok, onlar olmasa da sonuç bu... Umarım bir an önce buna bir çare bulunur.

Ayrıca.. Artık avukatlık sınavı var, bu kişiler eğer gerçekten parası sayesinde diploma alıyorlarsa, paraları sayesinde bu sınavdan geçemezler, o sınavdan sonra önyargılarınızın ne kadar haklı/haksız oldugunu anlayacağız, bu nedenle tartısmaya pek gerek yok sanırım.

Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 19-09-2002, 09:47   #26
B.BÜKÜLMEZ

 
Varsayılan

Sevgili Ahu,önyargılarımı değil izlenimlerimi yazdım.ÖSS kanımca sadece bilgiye değil zekayı kullanma becerisine dayanan bir sınav sistemi.Hukuk okumakta bu becerileri ister.Ayrıca söylediğiniz gibi özellerle bizim aramızda biraz diye nitelenebilecek bi puan farkı yok,özel okulların puan karşılığı ancak devletin 2 senelik eğitim proramları olabilir.Son olarak dediğiniz üzre,kişiler bilgi birikimi yönünden geriyse ve zeka düzeyleri düşükse tabiki hukuk eğitimi almasınlar.Bilgiye kolaylıkla ulaşamayan,yoksun Anadolu insanı zaten özel üni.ye gidemez ve bu insanlar örnek alınacak azimleri sayesinde bizim okulumuzdadır.Gerçekleri görün;tabiki özel üni.olacaktır ama sayıları bu kadar abartılmamalıdır ve açıkça söyliyeyim sınıf geçme,final vs.nin sizler için zor olduğuna da inanmıyorum.Ayrıca yetersizlik tanımını siz vermişsiniz,yetersizler nasıl basarılı oluyor bu zor(!) koşullarda!Uzatmayalım,herkes hakettiği ölçüde olanaklara sahip olmalıdır ve devlet bunun adilane teminiyle yükümlüdür.Başarı dileklerimle...
Old 19-09-2002, 10:59   #27
Cest la vie

 
Varsayılan

Sayın Bükülmez..
İzlenimlerinizin önyargıya dayandıgı konusunda ısrarlıyım. Zeka yönünden geri ve bilgi yönünden yetersizler derken ironi yapmıştım, ÖSSde yüksek bir puan çekmek kimseye diğerlerine "gerizekalı" deme hakkını dogurmaz.
Özel okulların puanları ise yıldan yıla orayı tercih edenlerin sayısına ve puanlarına göre değişiklik gösterir, ve hepsi yine de belli bir puan barajının altından aşagı öğrenciyi kabul edemez. Yarıyarıya veya değil önemli olan aynı bilgileri okuduktan sonra gösterilen başarıdır, ama "össden düşük not almış, şimdi başarılı olsa ne yazar" mantıgı zeka yönünden yüksek(!) insanlara yakışmaz. Sonuçta yine onlar da bilgiye ve zekaya sahiptir, zeka konusunu össyle sınamanız ise çok büyük bir hatadır. Bölüm ayırdetmeksizin, çok iyi üniversitelerde okuyup da (veya mezun olup da) işe yaramaz olarak nitelendirilebilecek o kadar insan var ki..!

Sonra, sınıf geçmenin kolay oldugunu savunuyorsunuz, neye dayanarak? Sınav sorularını mı incelediniz, derslere mi katıldınız, hocalarıyla mı konustunuz,nasıl? Yetersizler bu zor koşullarda nasıl başarılı oluyor diye de sormussunuz:Olamıyor! Dogru söylüyorsunuz, hepsi yeterli değil, ama bunlar da yeterli seviyeye getirilene kadar sınıf tekrarı yapıyorlar. Bir öğrencinin sınıfta kalması, okula 1 yıl daha fazla para getirir, sizce bu koşullarda sınıf geçmeyi kolay tutarlar mı?

Sonuç olarak; bir insanın kendini geliştirmesi her şeyden önemlidir, lisede veya üniversitede, zamanı farketmez.. Kendini geliştirmeyen insan ise bir süre yerinde saymaya,sonrasında ise gerilemeye mahkumdur.

Ayrıca, ilk mesajda da dediğim gibi sınav gösterecek.. Hiç olmazsa hakimlik/müfettişlik sınavlarında sonuç gözler önüne serilecek.. O nedenle bekleyelim özellerde okuyanlar da mezun olsunlar. Sonrasında elenmek de geçmek de onların problemi olacak.. Konuyu daha fazla uzatmayalım o nedenle.
Sevgi ve Saygılarımla
Ahu
Old 19-09-2002, 11:23   #28
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Zeka testine veyahut zekaya endeksli önyargıya maruz kalmamalıyız.. Okul, bilim yuvasıdır. Bilim, akıl olmadan anlamsızdır. Okuyabilen ve mezun olan, (aksi ispat edilene kadar akıllıdır-zekidir) Okulu bitirmek de günümüzde yetmemektedir. Sürekli gelişmek, bilgi artırmak, bilgiyi taze tutmak ve en önemlisi mevcudu muhafaza etmek şarttır..

Ahu, benim görüşüme göre bilgisi-zekası tartışılmayacak bir özel üniversite öğrencisidir... Ancak, her özel üni. öğrencisi Ahu gibi bilgili ve zeki olmayabilir... sorun üniversiteden çok üniversitedeki bilim adamları ve öğrencidedir... hepimiz üç aşağı dört yukarı aynıyız..
Old 19-09-2002, 12:36   #29
Admin

 
Varsayılan

Alıntı:
Alıntı yapılan mesajın sahibi: cest_la_vie
Sonra, sınıf geçmenin kolay oldugunu savunuyorsunuz, neye dayanarak?

Bugün için birşey söyleyemem tam bilmiyorum ancak 1989'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde sene kaybetmeden 4 yılda mezun olan öğrenci oranı %7'ydi. Özel okullarda kaç?
Old 22-09-2002, 14:54   #30
metin karadag

 
Varsayılan Üniversitelerimizin durumu ve hukuk eğitimi ya da hukuk eğitiminin durumu ve...

Değerli Arkadaşlar

Aşağıdaki yazının taraflı mı yoksa tarafsız mı yazılmış olduğunu bilmeksizin sadece kendinizce değerlendirmeniz amacıyla görüşlerinize sunuyorum.

Buradaki gecmiş yazılarımın birinde birleşik kaplardaki suyun seviyesinin eşitliği örneğini vererek;

bir yerde düzenli olarak göz yumulduğu için üretilen bir "yanlışlık alışkanlığı" varsa, bu yanlışlık alışkanlığı o yerdeki diğer konularda da "hukuki eşitini / benzerini" mutlaka yaratır demek istemistim...

Madem herşey gibi bizlerde birbirimize çok benziyoruz, o halde işe kendimizden baslayarak; sorunun hem kaynağı hem de sorunu çözecek olanın kendimiz olduğunun farkına bir an önce varalım...

Burada dile getirilen sorunlar ile başka yerde dile getirilenlerin arasında inanın hiçbir fark yok... Başka yerden gelmesi beklenen kurtarıcıların bile kurtarılmaya muhtaç olduğunu bu benzerliklerden anlayabilmemiz mümkün değil mi?

"Aynalar elimizdeee uzun ip belimizdeee..."

Sevgi ve Saygılarımla
Metin Karadag

////////

22 Eylül 2002 tarihli Hurriyet'ten

" Üniversitelerin bilim karnesi


Kamuran ZEREN

Uluslararasi Bilimsel Atif Endeksleri'ne göre Türkiye, bilimsel
makale sayisi itibariyla dünya 25'inciligine yükseldi. Bilim karnesi
en iyi iki üniversite Hacettepe ve Bilkent.

Ülkelerin bilimsel ve teknolojik geliskinligini ölçmenin en
önemli göstergelerinden biri olan ''Uluslararasi Bilimsel Atif
Endeksleri''ne giren bilimsel makale sayisi itibariyle, Türkiye,
dünya 25'ncisi oldu. Fen bilimleri alaninda uluslararasi düzeyde
kabul gören hakemli bilimsel dergileri kapsayan, Science Citation
Index'de (SCI) yer alan makale sayisina göre belirlenen dünya
siralamasinda 1985'te 43'üncü sirada olan Türkiye, 1995'te 34, 2001
yilinda ise 25'nci siraya yükseldi. Ancak AB ve AB'ye aday ülkeler
arasinda hala en altta yer aliyor. Türk üniversiteleri bu
basarilariyla Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun 3 Subat 1993
tarihinde açikladigi 10 yillik hedefi de asmis oldu. O dönemde 37.
sirada bulunan Türkiye'nin, evrensel bilime katki açisindan dünya
siralamasindaki yerinin yedi basamak yükselerek 30. siraya çikmasini
öngören on yillik hedef sadece yedi yilda, üstelik de asilarak
gerçeklestirilmis oldu. Türkiyenin bu basarisinda en büyük rolü ise
Ankara Üniversiteleri oynadi. Uluslararasi hakemli dergilerde
yayinlanan ve dünya bilim adamlarinin atif yaptigi ''Türk bilim
adami'' imzali her 100 makaleden 35'i Ankara, 22'si Istanbul
üniversitelerinden çikiyor.

TOP 10 IÇIN IKI AYRI YÖNTEM

Hürriyet, 2001 yili fen bilimleri veri tabani SCI- Expanded ile
sosyal bilimler veri tabani SSCI- Expanded endekslerinde yayinlanan
ve dünya bilim adamlarinin atif yaptigi Türk bilim adami imzali
makale sayilarina dayanarak, üniversitelerin Top 10 listesini
hazirladi. Bu listelerin hazirlanmasinda iki ayri yol izlendi.
Birincisinde ögretim üyeleri sayisi dikkate alinmadan, niceliksel bir
yaklasimla, yalnizca üniversitelerin toplam yayin sayisi esas alindi.
Ikincisinde ise niteliksel bir yaklasim izlendi ve üniversitelerin
ögretim üyesi sayisi ile yayin sayisi arasindaki oran hesaplandi. Bir
baska deyisle, bir üniversitede her ögretim üyesi basina uluslararasi
endekslere giren kaç yayin yapiliyor? sorusuna yanit arandi.

BASARIYA ANKARA DAMGASI

2001 yilinda SCI uluslararasi endekslerinde ''Türk bilim
adami'' imzali toplam 7 bin 543, SSCI'nda ise toplam 353 bilimsel
makale-yazi yayimlandi. Bunlarin 2 bin 778'i Ankara'daki 8
üniversiteye, 1.780'i ise Istanbul'daki 20 üniversiteye ait.

DEVLET ÜNIVERSITELERINDE DURUM

Türkiye'deki belli basli devlet üniversitelerinin önemli bir
bölümü toplam yayin sayisinda üretken gözükmekle birlikte, ögretim
üyesi basina düsen yayin sayisi esas alindiginda orta siralara
düsüyorlar. Örnegin, 1.000 ögretim üyesi olan bir devlet
üniversitesinde yilda uluslararasi endekse giren yalnizca 250 yayin
üretiliyorsa, bundan o üniversitede her 4 hocadan yalnizca birinin bu
nitelikte yayin yaptigi anlasiliyor.

TOPLAMDA DEVLET ÜNIVERSITELERI AGIRLIGI

Ancak devlet üniversiteleri Türkiye'nin toplam yayin sayisinin
artmasinda ve Türkiye'nin dünya siralamasindaki yerinin yükselmesinde
yine de önemli bir rol oynuyorlar. Türkiye'nin 2001 yilinda
uluslararasi endekslere soktugu toplam 7916 yayinin yüzde 11'ini tek
basina Hacettepe Üniversitesi (940 yayin) karsiliyor. Bu toplamda
Ankara Üniversitesi 629 yayinla yüzde 7.9, Istanbul Üniversitesi 594
yayinla yüzde 7.5, ODTÜ 516 yayinla yüzde 6.5., ITÜ ise 472 yüzde
5.9'luk bir orana sahipler.

SOSYAL VE KÜLTÜR-SANAT YERINDE SAYIYOR

Uluslararasi atif endekslerine baktigimizda üniversitelerimizin
fen bilimleri alanindaki basarilarini, sosyal bilimler ve
kültür-sanat alaninda göremiyoruz. Her iki alanda da Türk
üniversitelerinin yaptiklari yayinlar anlamli sayilara ulasamiyor.
Türkiye, fen bilimleri alanindaki uluslararasi siralamada dünya
25'incisi olurken, sosyal bilimler alaninda 30'unculuga düsüyor.
Kültür-sanat alanindaki siralamada ise 36'inci geliyor. Her iki
alanda da Türkiye'nin en basarili üniversitesi olarak karsimiza
Bilkent üniversitesi çikiyor. Bilkent, gerek yayin sayisi, gerek
yayin sayisinin ögretim üyesine oranlamasinda birinciligi baska
hiçbir üniversiteye kaptirmiyor.

Yayin sayisinda Hacettepe birinci

Niceliksel yöntemde Hacettepe Üniversitesi gerek fen gerek
sosyal bilimler alaninda toplam 940 yayinla ilk sirada yer aldi.
Hacettepe'yi 629 yayinla Ankara Üniversitesi ve 594 yayinla Istanbul
Üniversitesi izledi. Bu kategoride agirligi devlet üniversiteleri
olusturdu. Buna karsilik ''niteliksel'' yaklasimda, ODTÜ, Bogaziçi,
ITÜ gibi istisnalar disinda farkli sonuçlar ortaya çikti ve vakif
üniversitelerinin agirligi artti. Ancak fen alanindaki yayin, ögretim
üyesi sayisi ile oranlandiginda devlet üniversitesi olan Hacettepe
yine birinci oldu. Hacettepe, fen alanindaki üstünlügünü büyük ölçüde
tip alandaki gücünden aliyor.

Nitelik siralamasinda Bilkent basta

Sosyal bilimler alaninda ögretim üyesi basina düsen yayin
oranina bakildiginda Türkiye birinciligi Bilkent'te. Fen ve sosyal
bilimler alanindaki toplam yayin sayisi, ögretim üyesi sayisina
oranlandiginda ortaya çikan hoca basina basina düsen yayin sayisinda
Bilkent en üst basamakta yer aliyor. Bilkent Üniversitesi'nde 2001
yilinda görev yapan doktorali 244 ögretim üyesi, uluslararasi
endekslere giren toplam 196 yayina imza atmis. Bundan Bilkent'teki
her 10 ögretim üyesinden yaklasik 8'inin bir uluslararasi yayina imza
attigi sonucu çikiyor.

Fende yine Hacettepe

Uluslararasi atif indekslerine göre, 2001'de fen bilimleri
alaninda yapilan yayinlarda sayisal üstünlük Hacettepe
Üniversitesi'nde. Bu alandaki yayin sayisi ögretim üyesi sayisi ile
oranlandiginda da Hacettepe yine birinci geliyor.

Sosyalde yine Bilkent

Sosyal bilimlerde Bilkent hem sayisal olarak, hem de ögretim
üyesi basina düsen yayin oraninda Türkiye birincisi. Fen ve sosyal
bilimler alanindaki yayinlarin toplami alindiginda Hacettepe birinci
gelirken, ögretim üyesi basina düsen toplam yayin sayisinda Bilkent
yine en üst siraya çikiyor

Kültür sanatta 9 üniversite

2001'de uluslararasi sanat-kültür endeksine girebilen yalnizca
9 Türk üniversitesi var. Siralamasi söyle: 1. Bilkent (16 yayin), 2.
Bogaziçi (5), 3. ODTÜ (3), 4. Yildiz Teknik (3), 5. Ankara (1), 6.
ITÜ (1), 7. Istanbul (1), 8. Marmara (1), 9. Erciyes (1)

HACETTEPE ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. ÖZGEN

Basarinin arkasinda hocalar arasindaki tatli rekabet var

Fen bilimleri alaninda uluslararasi endekslere giren yayinlarda
birinciligi yillardir elinden kaptirmayan Hacettepe Üniversitesi'nin
Rektörü Prof. Tunçalp Özgen'e göre, bu basarinin arkasinda
üniversitenin, kurulusundan bu yana arastirma yapmayi ve bu
arastirmalari yurtdisinda kaliteli ve bütün dünyanin sayginligini
kazanmis bilim dergilerinde yayinlamayi kurumsal bir hedef seçmis
olmasi geliyor. Türkiye'nin önde gelen beyin cerrahlari arasinda yer
alan Prof. Özgen, ''Ögretim elemanlarimiz arasinda kimin daha çok
yayin yapacagi, kimin yaptigi yayina daha çok atif alacagi konusunda
her zaman tatli bir yaris olagelmistir'' diyor. Rektöre göre, bir
diger önemli faktör, üniversitede akademik kadrolara yapilan
atamalarda, örnegin doçentlik, profesörlük kadrolarina yükselmede,
yayin yapmanin temel kriterlerden biri olmasi. Prof. Özgen, 2002
yilinda arastirmalara 19 trilyon kaynak ayirdiklarini söylüyor.
''Diger ülkeleri inceledigimizde, ileri ülkeler, örnegin Almanya,
ABD, Fransa ve Japonya gayri safi milli hasilalarinin (GSMH) ortalama
yüzde 2.2-2,8'ini arastirmaya verirken ve bir milyon nüfusta yaklasik
3000-5000 arastirmaci bulunurken, Türkiye'de gayri safi milli
hasilasinin (GSMH) yüzde 0.45'i arastirmaya ayriliyor. Bir milyon
kiside sadece 291 arastirmaci bulunmaktadir.'' Yine bu ülkelerde,
üniversitelerde yapilan arastirma ortalama yüzde 0-80 oraninda özel
sektör tarafindan destekleniyor, devletin katkisi yüzde 20-40
arasinda kaliyor. Oysa, ülkemizde durum bunun tam tersi. Özel
sektörün katkisi yüzde 20'nin altinda ve arastirmalar çogunluk devlet
olanaklari ile ve yine devlet üniversitelerinde yürütülüyor.

BILKENT ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. DOGRAMACI

Basarinin temelinde tersine beyin göçü yatiyor

Sosyal bilimler ile sanat ve kültür alanlarinda, uluslararasi
endekslere giren yayin sayisi bakimindan Türkiye birinciligini elinde
tutan Bilkent Üniversitesi'nin Rektörü Prof. Dr. Ali Dogramaci'ya
göre, basarinin temelinde yatan en önemli faktör, Bilkent'in misyonu
diye tanimladigi, tersine çevrilen beyin göçü. Prof. Dogramaci bu
misyonu söyle anlatiyor. ''Alanlarinda iyi olanlar, disarda is
bulanlardir ve onlari geri getirmek zordur. Bilkent'li ögretim
üyelerinin dörtte üçünden fazlasi, yurtdisinda iken, Bilkent'te
çalismak üzere Türkiye'ye dönmüs hocalardan olusmaktadir. Iste, o
beyin göçünü geri çevirmek, onlarin Türkiye'de genç nesilleri
yetistirmesini saglamak da, Bilkent'in misyonudur.'' Prof. Dogramaci,
ayrica, bilim üreten insanlarin bilimi ögretmeleri ile daha farkli
bir egitim ortami olustugunu vurgulayarak, ''Türkiye'deki hocalar,
bilim üretimine daha çok girdikçe, onlardan ders alan ögrencilerin de
daha iyi yetismeleri mümkün olacak'' diye konusuyor. Türkiye'nin fen
bilimleri alanindaki basarisinin sosyal bilimler alanina yansimasinin
da en büyük dilegi oldugunu ifade eden Prof. Dogramaci, söyle
konusuyor: ''Iktisatta ve sosyal bilimlerde Türkiye'nin ilerlemesi
için daha uzun bir yolumuz var. Bugün ekonomik ve sosyal
sorunlarimizi düsündügümüz zaman, bu konunun önemi kendini
gösteriyor. Dünyada gelismeleri takip eden kimseler, bu konuda katki
yapan kimselerdir. Ülkemizin bu sahalarda da büyük atilimlar
yapmasini diliyoruz.''

Karneler uluslararasi kriterlerle hazirlandi

WEB OF SCIENCE

Hürriyet, Türkiye'deki üniversitelerin bilimsel
üretkenliklerini degerlendirirken, atif indekslerinin internet
üzerinden taranabilmesine olanak saglayan WEB of Science sitesini
referans aldi.

Bu sitedeki verilerin Türk üniversitelerine dagilimi, TÜBITAK'a
bagli Ulakbilim biriminin internet sitesinde yer aliyor.

Web of Science, fen bilimleri alanindaki ''Science Citation
Index Expanded'' (SCI-EXPANDED), sosyal bilimler alanindaki ''Social
Sciences Citation Index'' (SSCI) ve sanat ve kültür alanindaki ''Arts
& Humanities Citation Index'' (A&HCI) kategorilerini kapsiyor.

SCI-EXPANDED NEDIR?

Science Citation Index Expanded (SCI-EXPANDED), fen bilimleri
alaninda, çoklu disipline dayali bir bilgi bankasi. SCI-Expanded, 164
bilimsel disiplinde indekslenen 5 bin 325 dergiye dayali 17 milyon
makale-yazi içeriyor.

1945'ten bugüne kadar yayimlanan makaleleri içeren bu indekse,
haftada ortalama 17 bin 750 yeni makale, 362 bin yeni atif, patentler
için de 775 yeni atif ekleniyor.

Fen bilimleri alinti indeksi SCI kapsamindaki disiplinlerden
bazilari söyle: Astronomi, Bilgisayar, Bitki Bilim, Biyoloji,
Biyokimya, Biyoteknoloji, Eczacilik, Fizik, Hayvan Bilimleri, Kimya,
Matematik, Nöroloji, Tarim, Pediatri, Psikiyatri, Onkoloji, Tip,
Veterinerlik, Pediatri, Bitki Kimyasi Bilimleri, Farmokoloji,
Biyoteknoloji Fizigi, Psikiyatri, Hayvan Hastaliklari, Hayvan
Ilaçlari.

SSCI NEDIR?

Social Sciences Citation Index (SSCI), sosyal bilimler alaninda
çoklu disiplinlere dayali yazilarin bulundugu literatürleri de içeren
bir bilgi bankasi. SSCI, 50 bilimsel disiplinde indekslenen bin 725
dergiye dayali 3 milyon makale-yazi içeriyor.

Genisletilmis SCI ile 1956'dan bu yana mevcut bilgi ve geçmis
olaylara ulasilabiliyor. Bu bankaya, haftada 2 bin 800 yeni kayit,
yaklasik 50 bin yeni atif bilgileri giriliyor.

Sosyal bilimler alinti indeksi SSCI kapsamindaki disiplinlerden
bazilari söyle: Antropoloji, Siyaset Bilimi, Tarih, Toplum Sagligi,
Endüstriyel Iliskiler, Enformasyon Bilimi, Kütüphane Bilimi,
Toplumsal Çalisma, Kanun Sosyolojisi, Dil Bilimi, Felsefe, Kent
Çalismalari, Psikoloji - Kadin Çalismalari, Dil Bilimleri, Endüstri
Iliskileri, Hukuk, Sosyoloji.

AHCI NEDIR?

Arts and Humanities Citation Index (AHCI), sanat ve kültür
alaninda çoklu disiplinlere dayali yazilarin bulundugu bir bilgi
bankasi.

Bu indekste, sanat ve kültür alaninda dünyanin önde gelen 1.144
dergisi esas aliniyor. Ayrica bilim ve sosyal endekslerinde yer alan
dergilerde yer alan kültür-sanatla ilgili yazilari da degerlendirmeye
aliyor.

Genisletilmis AHCI indeksi ile 1975'ten bu yana mevcut bilgiler
ve geçmis olaylara ulasilabiliyor. Haftada ortalama 2 bin 250 yeni
kayit giren bu indeks, halen 2.5 milyon toplam kayit içeriyor.

Sanat ve insanlik ile ilgili alinti indeksi AHCI kapsamindaki
bazi mevcut disiplinler ise söyle: Arkeoloji, Dil Bilimi, Mimari,
Edebiyat Elestileri-Yazilari, Sanat Literatürü, Asya Çalismalari,
Müzik, Klasik Felsefe, Dans, Siir, Folklor, Radyo, Televizyon, Film,
Tiyatro.

Bilimde Türkiye ve AB

AB SIRALAMASINDA SONUNCUYUZ

Türkiye ile AB ülkeleri ve aday ülkelerin, 2001 yili
uluslararasi atif endekslerinde yer alan bilimsel yayin sayilari,
nüfuslari ve bilimsel yayin basina düsen kisi sayisini gösteren tablo
ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

Buna göre, Türkiye ilk bakista Portekiz, Yunanistan, Irlanda ve
Lüksemburg'un önüne geçiyor. Ancak üniversite sayisi ve nüfus faktörü
dikkate alindiginda Türkiye oldukça gerilere düsüyor. Örnegin,
yaklasik 5 milyon nüfuslu Finlandiya'da bir yilda 8.330 bilimsel
yayina imza atilirken, 67 milyon nüfuslu Türkiye'de ancak 7.543 yayin
üretiliyor.

NEREDEN NEREYE?

Türkiye, AB ve aday ülkelerin gerisinde olsa da, yine de geride
biraktigimiz 17 yil içinde önemli bir siçrama gösterdi.

Uluslararasi atif endekslerinde yayimlanan Türkiye kaynakli
yayin sayisini gösteren tablo, bu yükselisi çarpici bir sekilde
gözler önüne seriyor.

TÜRKIYE VE AB ADAYI ÜLKELER

Türkiye, çogu 2004 yilinda tam üyelik statüsü kazanacak olan AB
aday ülkeleri ile nüfus faktörü dikkate alinarak kiyaslandiginda,
üretkenlikte adaylarin hemen hemen hepsinden geri kaldigi ortaya
çikiyor. Türkiye, yalnizca Litvanya ve Romanya'yi geride
birakabiliyor. Kibris Rum Yönetimi de bilimsel üretkenlikte
Türkiye'yi geçen ülkeler arasinda. "
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Türk Hukuk Sitesi Hukuk Çalışma Grupları Hakkında Bilgiler Admin Hukuk Çalışma Grupları Hakkında 4 14-11-2009 10:41
Avukatların Ülkemizde Yapılan Cenaze Törenleri Av. Adil Giray ÇELİK Hukuk Sohbetleri 6 11-06-2009 23:31
hukuk sosyolojisi açisindan hukuk ve ideoloji lawyergirl Hukuk Soruları Arşivi 5 25-12-2006 23:07


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08177495 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.