Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aile Konutu Hukuk Genel Kurul Kararı

Yanıt
Old 08-12-2006, 19:13   #1
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Aile Konutu Hukuk Genel Kurul Kararı

Ön Açıklama:
Karar Sn.Şükran Şıpka Tarafından THS de yayınlanmak üzere gönderilmiştir.Sn.Şıpka,kararın karşıoy gerekçesine katıldığını belirtmektedir.
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2006/2-591
KARAR NO : 2006/624


Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : S. Aile Mahkemesi

TARİHİ : 13/04/2006
NUMARASI : 2005/985-310

DAVACI : T.B. vekili Av.M.T.
DAVALI : H.,HT. vekili Av.A.S.B.

DAHİLİ DAVALI : Y.B.

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil

Taraflar arasındaki "tapu iptal-tescil ve aile konutu şerhi verilmesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; S.Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.10.2004 gün ve 609-1142 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3.5.2005 gün ve 2547-7234 sayılı ilamı ile, (...4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiş, yeni kanunda 194, 240, 254, 279 ve 652. maddelerde "aile konutu" adı altında yeni bir hukuki kavram getirmiştir. Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi " eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez; aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki haklarını sınırlandıramayacağını " hükme bağlamıştır. Bu düzenleme ile Tapu Sicilinde konutun maliki olarak gözüken eşin, hukuki işlem özgürlüğü diğer eşin katılımına onamına bağlanmıştır. Amaç aile konutunun ve bu konutla ilgili kanuni hakları koruma altına almaktır. Bu koruma evlilik birliği devam ettiğine göre 4721 sayılı kanunun yürürlüğe girişi 1.1.2002'den önceki edinilmiş aile konutları içinde geçerlidir. Toplanan delillerden dava konusu taşınmazın eşler tarafından kendilerine aile konutu olarak özgülendikleri tartışmasızdır. Davalılar Harun ve Hadi'nin taşınmazı satın alırken bu yerin aile konutu olduğunu ve davacının da satışa rızasının bulunmadığını bildikleri sabittir. Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi koşulları da gerçekleşmemiştir. Bu açıklamalar karşısında davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi uygun görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu iptal-tescil ve aile konutu şerhi verilmesi istemine ilişkindir.
Davacı; üzerinde aile konutu şerhi bulunmayan dava konusu meskenin, tapuda kayden malik olan eşi Y.B. tarafından, kendisinin rızası alınmadan davalılara satıldığını, dava konusu meskenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 194. maddesinde ifadesini bulan aile konutu olduğunu ileri sürerek; davalılar üzerinde bulunan tapu kaydının iptali ile eşi Y.B. adına tesciline ve tapu kütüğüne taşınmazın aile konutu olduğuna ilişkin şerh konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun satıştan altı ay sonra yürürlüğe girdiğini, bu itibarla geçmişe etkili olamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmişlerdir.
Mahkemece, "davanın kabulüne" dair verilen ilk karar; Özel Daire'ce "husumetin malik eşe de yöneltilmesi gereğine" işaretle bozulmuş; Yerel Mahkeme bozma kararına uyarak, "davalıların tapu kaydına güvenle, aile konutu olduğunu bilmeden taşınmazı satın aldıkları ve meskenin davacı eşin rızası hilafına satıldığını bilmediklerinin anlaşıldığı" gerekçesiyle "davanın reddine" karar vermiştir.
Davacının temyizi üzerine bu karar, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme "Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesinde ifadesini bulan aile konutunun devir ve buna ilişkin malikin işlem yasağının, taşınmaza daha önceden aile konutu olduğuna yönelik bir şerh konulması halinde mümkün olacağı ve ancak bu halde, üçüncü kişilerin ve dolayısıyla davalıların taşınmazın devrine ilişkin iyi niyetli olup olmadıklarının değerlendirilebileceği" gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.
Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194. maddesinin III. fıkrasında yer alan aile konutu şerhinin bir kurucu şerh olup olmadığı, tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet hakkı kazanan işlem tarafı üçüncü kişinin bu kazanımının korunup korunmayacağı noktasındadır.
Bir başka ifadeyle Yerel Mahkeme, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194. maddesinin III. fıkrasında yer alan şerhin kurucu bir şerh olması sebebiyle, şerhin yokluğunda artık işlem tarafı üçüncü kişinin iyi niyetli olmasının aranmasına gerek kalmaksızın kazanımının korunmasını öngörmekte; Özel Daire ise, aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini istememiş olsa bile işlem tarafı üçüncü kişi kötü niyetli ise şerhin yokluğuna rağmen kazanımının korunamayacağını kabul etmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun aile konutu ile ilgili 194. maddesi ile tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımının korunmasına ilişkin 1023. maddesi hükmünün birlikte değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanununun "Aile konutu" başlığı altında düzenlenen 194. maddesi; "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur." Hükmünü öngörmüştür.
Anılan maddenin gerekçesinde ise "Bu madde ile İsviçre Medenî Kanununun 169 uncu maddesine uygun olarak eşlerin hukukî işlemlerinde 193 üncü maddeyle kabul edilen genel kuralın bir istisnasına yer verilmiştir. Madde eşlerin aile konutlarıyla ilgili hukukî işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukukî işlemlerin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kabul edilmiştir. Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki hakları ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını diğer eşin rızasına bağlamıştır. Maddede, aile konutunu eşlerden birinin kiralaması hâlinde, diğer eşin bir bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelmesi öngörülmektedir. Bu konu İsviçre Medenî Kanununda 7 Temmuz 1998 tarihli Kanunla yapılan değişiklikle "boşanmanın sonuçları" ile ilgili 121 inci maddede üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Ancak bizde evliliğinin devamı sırasında da kira sözleşmesine taraf olmayan eşin mağdur olması gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle söz konusu hüküm evlenmenin hükümleri kısmında ele alınmıştır.
Diğer eşin kanunun kendisine tanımış olduğu rıza verme yetkisini haklı sebep olmaksızın eşinden esirgemesi, bu yolla hakkını kötüye kullanması mümkündür. Bunun önlenmesi için de maddenin ikinci fıkrasında böyle bir rızaya muhtaç olan eşe hâkime başvurma yetkisi tanınmıştır." denilmiştir.
Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır.
Bu kadar önemli olduğu açık olan bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlem yapması diğer eşin önemli yararlarını zedeler. Bu nedenledir ki, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 194. maddesi hükmü ile, bu konutun başkalarına devri diğer eşin rızasına bağlanmıştır. Başka bir anlatımla, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın mülkiyetinin devri diğer eşin rızasına bağlı bir hukuki işlem olarak kabul edilmiştir.(Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 207; Ahmet M. KILIÇOĞLU, Türk Medenî Kanunu'nda Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuksal İşlemler ve Yasal Alım Hakkı, Ankara-2002, s. 18)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 194 maddesi III. Fıkrası hükmü ile rıza alınmadan yapılacak işlemleri önleyebilmek amacıyla tapu kütüğüne şerh verilmesi olanağı getirilmiştir. Ancak hemen belirmek gerekir ki anılan madde ile, tapuya güven ilkesine bir istisna getirilmiş değildir. (KILIÇOĞLU, s. 20)
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş tarafından tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesi istenilmemiş olsa bile işlem tarafı iyiniyetli üçüncü kişinin ayni hak kazanımı 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1023. maddesi hükmü ile korunmuştur.
Şerhin etkisi ise eşin rızası alınmadan gerçekleştirilen kazandırıcı işlemlerin üçüncü kişinin iyi niyetine rağmen geçersiz sayılacağına yöneliktir. Bu sebeple yerel mahkemenin tasarruf yetkisi sınırlamasının şerh ile doğacağı; eş söyleyişle, şerhin bir "kurucu şerh" olduğuna ve işlem tarafı üçüncü kişinin iyiniyetli olmasının aranmasına gerek kalmaksızın kazanımının korunması gerekeceğine ilişkin belirlemesi yerinde değildir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1023. maddesi, tapuya güven ilkesini öngörmektedir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 194. maddesi III. Fıkrası ise, tapuya güven ilkesinin aynen sürdürülmekte olduğunun bir ifadesidir.(KILIÇOĞLU, s. 20)
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu taşınmazın eşler tarafından kendilerine aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır. İşlem tarafı olan davalılar Harun ve Hadi'nin taşınmazı satın alırken bu yerin aile konutu olduğunu ve davacı malik olmayan eşin satışa rızasının bulunmadığını bildikleri de kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Şu hale göre, tapuya güven ilkesini esas alan Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi koşulları da işlem tarafı olan üçüncü kişiler yönünden gerçekleşmemiştir.
Hal böyle olunca; Yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davanın kabulü gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 04.10.2006 gününde bozmada oybirliği sebebinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI Davacı-Malik olmayan eş-Kadın 6.3.2003 tarihli dava dilekçesi ile üzerinde aile konutu şerhi bulunmayan ve davalı-malik olan eş-kocası adına kayıtlı taşınmazın davalı-malik olan eş-kocası tarafından, malik olmayan davacı eşin "açık rızası alınmadan" yapılan satış sebebiyle "işlem tarafı" üçüncü kişi üzerinde bulunan tapu kaydının iptali ile davalı-malik olan eş-kocası üzerine tescilini ve tapu kütüğüne taşınmazın aile konutu olduğuna ilişkin şerh konulmasına karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme ilk kararında "görüşüm" doğrultusunda "gerekçelerini" açıklayarak "davanın kabulüne" karar vermiş iken malik eşin davaya katılmasına yönelik bozma kararımızdan sonra "gerekçe değiştirerek" bu kez "davanın reddine" karar vermiştir.
Değerli çoğunluk ile yerel mahkemenin direnme kararının "bozulması" yönünde aramızda "görüş birliği" vardır. Ancak "bozma gerekçesinde" değerli çoğunluk ile aramızda "görüş ayrılığı" vardır.
Değerli çoğunlukla aramızdaki bozma gerekçesine ilişkin çekişme nedir?
Değerli çoğunluk, aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olan eş, diğer eşin "açık rızası bulunmadan" üzerinde aile konutu şerhi bulunmayan taşınmazını devretmişse işlem tarafı üçüncü kişinin varsa "iyiniyeti korunur" düşüncesindedir. Düşüncemize göre aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olan eş, diğer eşin "açık rızası bulunmadan" üzerinde şerh bulunmayan aile konutunu devretmişse hiçbir şekilde işlem tarafı üçüncü kişinin "iyiniyeti korunmaz."
Başka bir anlatımla değerli çoğunluk, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş tarafından , tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini istememişse işlem tarafı üçüncü kişinin "kötüniyetini kanıtlamak" (TMK m. 1023) zorundadır. Düşüncemize göre; aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş tarafından tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesi istenmemiş olsa bile taşınmazın aile konutu olduğu ve malik olmayan eşin rızasının bulunmadığı gerçekleşmişse hiçbir şekilde üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz.
Karşı oyumuzda "öncelikle" yerel mahkemenin direnme kararının gerekçesine karşı olan düşüncemizi açıkladıktan sonra değerli çoğunluk ile aramızda oluşan görüş ayrılığına "daha sonra" değinilecektir.
Yerel mahkeme 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 hükmünde yer alan şerhin bir "kurucu şerh" olduğunu ifade etmekte ve direnme kararına da bu olguyu dayanak yapmaktadır.
Bilindiği üzere İsviçre'de, aile konutunun şerhine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 f. III hükmü yer almamaktadır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 gerekçesinde de şerhin niteliği konusunda bir açıklama yoktur.
Yerel mahkeme gibi 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 hükmünde yer alan şerhin bir "kurucu şerh" olduğu kabul edilecek olursa tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın "şerhin konulması ile" başlayacağı başka bir anlatımla "şerh konulmadığı sürece" bir tasarruf yetkisi sınırlamasından söz edilemeyeceğinden kocanın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 193 hükmünde yer alan hukuki işlem özgürlüğünün aile konutunu da içerdiği ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 f. I hükmünün "yokluğu" gibi bir sonuca ulaşılır ki bu düşünce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu sistematik düşüncesine "açık bir aykırılığı" ifade eder.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 hükmünde yer alan şerhin "açıklayıcı şerh" olduğu konusunda bir duraksama olamaz. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 216, ŞIPKA, s. 160, GENÇCAN-Boşanma-2, s. 567)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. I hükmü ile eşlerin "fiil ehliyetinin sınırlandırılmış" olduğu gerçeği, varlığını asla "şerhin konulmasına ya da konulmamasına" bağlamış değildir. Başka bir anlatımla aile konutu şerhi konulmuş olsa da olmasa da 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. I hükmü ile eşlerin "fiil ehliyetinin sınırlandırılmış" olduğu inkar edilemez hukuki bir gerçekliktir.
Eş bir deyişle 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. III hükmü ile getirilen "Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir." düzenlemesinin 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. I hükmü ile var olan "sınırlandırmaya" bir etkisi yoktur/olamaz.
O kadar ki 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. I hükmü ile var olan sınırlandırma;
- Emredici niteliktedir,(HASANBÖHLER, Art.169, Nr.9, KILIÇOĞLU, s. 6)
- Bu haktan önceden feragat edilemez, (ÖZTAN, s. 207)
- Eşlerin anlaşması ile ortadan kaldırılamaz, (KILIÇOĞLU, s. 6)
- Açık rıza ancak "belirli olan" bir işlem verilebilir.(ÖZTAN, s. 207)
O halde düşüncemize göre bu çekişmede "şerhin yokluğunun" davanın kabulüne olumsuz bir etkisinden söz edilemez.
Peki, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. III hükmü ile getirilen şerhin etkisi nedir? Şerhin etkisi, işlem tarafı "olmayan" (=olan değil) iyiniyetli üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaktan ibarettir. Hükmün tarihsel arka planı da bu görüşün yanındadır. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 215, ŞIPKA, s. 160)
Bütün bu sebeplerle yerel mahkemenin direnme gerekçesi yerinde değildir. Değerli çoğunluk ile direnme kararının "bozulması yönünde" aramızda bu sebeple "görüş birliği" vardır.
Değerli çoğunluk ile aramızda oluşan "görüş ayrılığı" ise tarafımdan nasıl temellendirilmektedir?
Değerli çoğunluğun "değişik bozma" önerimize katılmayan görüşünün kadının (= Davacı- malik olmayan-rızası alınmayan eş) durumunu iyice güçleştirdiği görülmektedir. Rıza alınmadan yapılan işlemin "kesin hükümsüz" olduğu gerçeği karşısında kadına "kanıtlama kolaylığı" getirmek yerine bir de işlem tarafı üçüncü kişinin kötüniyetini kanıtlama külfeti ile yüklendirilmesi normun koruma amacı ile de doğrusu bağdaşmamaktadır.(ŞIPKA, s. 160)
Kanıtlama külfetinden "kurtulmanın" yolunun ise 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. III hükmünde yer alan şerhin varlığına bağlı kılınması bu şerhi "açıklayıcı" şerhten "kurucu" şerh konumuna getirdiği/yükselttiği gibi , şerhin "yokluğunda" ise uygulamadaki bariz ispat zorluğu dikkate alındığında 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 hükmünün uygulanamazlık anlamında "ölümü" sonucunu doğurmaktadır.
Ülkemizde tapu kayıtlarının "ezici çoğunluğunun" erkekler üzerinde olduğu gerçeğinden (=Bu gerçek, farkında olunmamakla/görmezden gelinmekle maalesef yok olmamaktadır) konuya baktığımızda karşılaşılan manzara hiç de iç açıcı değildir. Önce mal rejimleri konusunda "sözleşme yükü" (4722 SK m. 10) altına sokulmuş olan kadınların bu kez de aile konutu (TMK m. 194) koruması için "şerh yükü"/ "kanıtlama yükü" altına konulduğu gözlenmektedir.
Bir an için akla gelebilecek "Aile konutu şerhi olmazsa/davalının iyiniyeti görmezden gelinirse mülkiyet ediniminde kaos olur" düşüncesi bile aile konutu şerhi gibi bir müesseseden yoksun İsviçre uygulamasında sanıldığı gibi bir kaos da yaşanmamış olması gerçeği karşısında inandırıcı değildir.
Davacı kadının iyiniyeti/barınma hakkı/Kanunun koruma amacı ve hedefi/emredici yasal düzenleme ise işlem tarafı üçüncü kişinin iyiniyetine/yolsuz tescile "tercih" edilmektedir.
Karısının rızasını almayan (TMK m. 194 f. II), rızanın verilmeyişinden rahatsız olup ta hakimin müdahalesini talep etmeyen (TMK m. 194 f. II) başka bir anlatımla diğer eşin izni ve hakimin yetkilendirmesi olmaksızın adeta 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan düzenlemeleri "hiçe sayan"/"umursamayan" koca bu davada "seyirci" statüsünde kalmıştır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 hükmünü yok sayan ve karısını onun rızasını almadan/almayarak açık seçik/bilerek ve isteyerek mağdur eden koca, mağdur karısının üçüncü kişinin kötüniyetini ispatlayıp ispatlayamayacağı yönünde bu davayı "sanki davanın tarafı değilmiş/sanki çekişmeyi kendisi değil de karısı çıkarmış gibi" sadece dışarıdan izlemektedir/izlemiştir.
Buna karşılık kadın ise; gerçekleştirilen işlemlere hiçbir katılımı bulunmadığı halde yokluğunda yapılmış hukuki işlemde (=aile konutunun devredilmesi) rızasının alınmaması sanki geçerli ve meşru imişcesine başka bir anlatımla ortada geçerli bir hukuki işlem varmışcasına hiç tanımadığı, çoğunlukla da tanımasının peşinen olanaksız olduğu işlem tarafı insanların/kişilerin kötüniyetini (TMK m. 1023) kanıtlamak zorunda bırakılmıştır.
Düşüncemizin anlaşılabilir kılınabilmesi ve doğru olarak değerlendirilebilmesi için öncelikli olarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan "Eşlerin hukuki işlemleri" konusuna açıklık getirmek gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 193 hükmüne göre "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça", eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle "her türlü hukukî işlemi" yapabilir. Başka bir anlatımla "kural olarak" eşlerden her biri diğeri ile her türlü hukukî işlemi yapabileceği gibi eşlerden her biri üçüncü kişilerle de her türlü hukukî işlemi yapabilir. Eş "kural olarak" herhangi bir yetkili makamın onayına bağlı olmadan ve "eşinin rızasını almadan" her türlü hukukî işlemi yapabilir. Bu konularda hâkim kararına gereksinim yoktur. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Yetkin Yayınevi: I. Cilt, (TMK. m. 1-351), Ankara 2004 ( 1614 sayfa), II. Cilt, (TMK. m. 352-1030) Ankara 2004 (1628 sayfa), Kısaltma: GENÇCAN-TMK, s. 1091)
Ne var ki 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 193 hükmünde yer alan "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça" ifadesine dayanılarak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 hükmü ile eşlerden birinin aile konutu ile ilgili sadece aşağıdaki işlemlerle sınırlı olarak "fiil ehliyeti sınırlandırılmıştır";
- Aile konutuna ile ilgili kira sözleşmesinin feshedilmesi,
- Aile konutunun devredilmesi,
- Aile konutu üzerindeki hakların sınırlanması.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 hükmünde yer alan tapu kütüğünü kilitleme "kendiliğinden" gerçekleşmişken 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 199 hükmünde bir "hakim kararı" gereklidir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 hükmü ile eşlerin "fiil ehliyetinin sınırlandırılması" gerçeği ve gerekçesi "...Madde eşlerin aile konutlarıyla ilgili hukukî işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukukî işlemlerin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kabul edilmiştir. Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki hakları ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını diğer eşin rızasına bağlamıştır...." sözleriyle ifade edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 194 f. I hükmü ile eşlerin "fiil ehliyetinin sınırlandırılması" ise "Eşlerden biri, 'diğer eşin açık rızası bulunmadıkça,' aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." sözleriyle biçimlendirilmiştir.
"Fiil ehliyeti sınırlamasına" yönelik düşüncemiz aynı zamanda İsviçre öğretisindeki "çoğunluk görüşü" olduğu gibi Türkiye öğretisinde de kabul gören bir düşüncedir. (TUOR/SCHNYDER/SCHMID/RUMO-JUNGO, s. 205, HEGNAUER/BREİTSCHMİD, N. 17.17, s. 183, HAUSHEER/GEİSER/KOBEL, N. 08.103. s. 89, ÖZTAN, s. 205-206.) Amaç aileyi bir bütün olarak korumaktır. (HAUSHEER/REUSSER/GEİSER, Art. 169, nr.37a, HASANBÖHLER, Art.169, nr.11, AKINTÜRK, s. 352-354, ÖZTAN, s. 205-206.)
Eşlerin "fiil ehliyetinin sınırlandırılması" olgusu 'diğer eşin açık rızası bulunmadıkça,' vurgusu ile seslendirilmiştir. Başka bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 f. I hükmü ile aile konutunun başkalarına devri "diğer eşin açık rızasına" bağlanmıştır. Böylece aile konutu olarak özgülenen taşınmazın mülkiyetinin devri diğer eşin "rızasına bağlı" bir hukuki işlem olarak kabul edilmiştir.(Şükran ŞIPKA, Aile Konutu İle İlgili İşlemlerde Diğer Eşin Rızası (TMK. m. 194), Doçentlik başvuru eseri, İstanbul-2004, s. 137, Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 207, Ahmet M. KILIÇOĞLU, Türk Medenî Kanunu'nda Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuksal İşlemler ve Yasal Alım Hakkı, Ankara-2002, s.18)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 f. I hükmü ile aile konutunun başkalarına devri diğer eşin "rızasına" değil de "açık rızasına" bağlanmıştır. Rızanın sözlü olarak verilmesi yeterli görülse idi "rızasına" deyişi maksadı anlatmaya yeter de artardı bile. Oysa özellikle "açık rıza" deyişiyle maksadın farklı olduğu gösterilmiştir. Biz bu sebeple "açık rıza" deyişini rızanın "resmi şekilde" olarak alınması olarak yorumladık. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 564, GENÇCAN-TMK, s. 1095) Nitekim İsviçre Tapu Tüzüğü (GBV) Art. 13a hükmü ile ZGB m. 169 gerekçesinde "yazılı rıza" deyişi varken İsviçre tapu uygulamasında da yazılı şeklin "resmi makam" tarafından onaylanması aranmaktadır. (SCHMID, s. 609, ŞIPKA, s.143)
Rıza alınmadan yapılan işlemin ise "kesin hükümsüz" (GENÇCAN-TMK, s. 1096,3036; GENÇCAN-Boşanma-2, s. 565) olduğu hemen hemen bütün bilimsel görüşlerde ve uygulamada kabul edilmektedir. (ŞIPKA, s. 153)
Kesin hükümsüzlük;
- Rızası alınmayan eş tarafından "her zaman" ileri sürülebilir (ŞIPKA, s. 145)
- Hakim tarafından re'sen dikkate alınmalıdır (BRAEM/HASENBÖHLER, Zürcher Komm. Art. 169, N. 70, BERGER, S.75, ŞIPKA, S. 145, KILIÇOĞLU, s. 6)
- Bunun için dava açmaya bile gerek yoktur. (DESCHENAUX/STEINAUER, s. 107, BRAEM/HASENBÖHLER, Zürcher Komm. Art. 169, N. 70, GROSSEN, s. 106, RUOSSS, s. 85, TRAUFFER, s. 75, WESSNER, s. 95, ŞIPKA, s. 145)
Sonradan verilen rıza ise ex tunc (geçmişe etkili) olarak hüküm ve sonuç doğurur. Başka bir anlatımla işlemi "geçerli" hale getirir. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 213, ÖZTAN, s. 207)
Rızası alınmayan malik olmayan eşin kararını bildirmesi için kendisine "işlem tarafı üçüncü kişi" tarafından BK. m. 38 hükmüne göre uygun bir mehil verilebilir. İşlem tarafı üçüncü kişi tarafından tanınan sürede rızası alınmayan eş tarafından bir icazet verilmediği takdirde "askıda olan hükümsüzlük" artık "kesin hükümsüzlüğe" dönüşür. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 213, KILIÇOĞLU, s. 22, ŞIPKA, 149)
Bütün bu sebeplerle İsviçre Hukukunda üçüncü kişinin iyiniyeti "hiçbir şekilde" korunmaz. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 214) Zaten "geçersiz olan" bir sözleşmeye dayanan iyiniyetle bir hak kazanımı da söz konusu olamaz. (ŞIPKA, s. 161)
Diğer eşin izni ve hakimin yetkilendirmesi olmaksızın işlem tarafı üçüncü kişi adına yapılacak tescil "yolsuz bir tescil" olup eşlerden biri tarafından açılacak olan tapu kütüğünün düzeltilmesi davası (TMK m. 1025 f. I) ile düzeltilmesi her zaman istenebilir. (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 215) Başka bir anlatımla rıza alınmadan yapılan hukuki işlem "geçersiz" olup rızası alınmayan eş bunun "iptalini" talep edebilecektir. (KILIÇOĞLU, s. 22)
İşlem tarafı üçüncü kişinin oluşan zararı ise culpa in contrahendo sorumluluğu kapsamında malik olan eşten istenebilir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun sistematiği, Kaynak Kanun uygulaması, gerek Türkiye ve gerekse İsviçre öğretisindeki "baskın görüşler" dikkatle incelendiğinde değerli çoğunluk görüşüne katılabilmem olanaklı değildir.
Açıklanan sebeplerle yerel mahkeme kararının "belirttiğim gerekçelerle" bozulması görüşünde olduğumdan değerli çoğunluğun "farklı görüşüne" katılmıyorum.

Ömer Uğur GENÇCAN
2. HD Üyesi
Old 09-12-2006, 14:54   #2
Av.Ömer KAVİLİ

 
Varsayılan Yeni dönem, yeni anlayış

Bu karardaki "karşı görüş", yeni dönemde yeni anlayışı temsil etmektedir.

Alıntı:
...4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun m. 194 f. I hükmü ile aile konutunun başkalarına devri diğer eşin "rızasına" değil de "açık rızasına" bağlanmıştır. Rızanın sözlü olarak verilmesi yeterli görülse idi "rızasına" deyişi maksadı anlatmaya yeter de artardı bile. Oysa özellikle "açık rıza" deyişiyle maksadın farklı olduğu gösterilmiştir. Biz bu sebeple "açık rıza" deyişini rızanın "resmi şekilde" olarak alınması olarak yorumladık. (Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 564, GENÇCAN-TMK, s. 1095) Nitekim İsviçre Tapu Tüzüğü (GBV) Art. 13a hükmü ile ZGB m. 169 gerekçesinde "yazılı rıza" deyişi varken İsviçre tapu uygulamasında da yazılı şeklin "resmi makam" tarafından onaylanması aranmaktadır. (SCHMID, s. 609, ŞIPKA, s.143)
Rıza alınmadan yapılan işlemin ise "kesin hükümsüz" (GENÇCAN-TMK, s. 1096,3036; GENÇCAN-Boşanma-2, s. 565) olduğu...
İşte bu yeni bakış, erkek egemen toplumumuzdaki "egemen kültür" anlayışında ciddi tartışma ve ayrışmalara yol açacaktır.
Benim görüşüme göre, bu anlayış hakkın çiğnenmesine engel olabilecek niteliktedir. Çünkü, bu azınlıkta ve fakat gelişerek yerleşecek olan bu anlayış; ekonomik, toplumsal ve kültürel zayıflık içinde bulunan eşlerin (özellikle de kadın eşlerin) kendilerine Tapu'da bir işlem (bildirim işlemi) yapılması ödevi yüklemeksizin, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 193 hükmünde yer alan "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça" ifadesine dayanılarak sağlanan hakkı çiğnenmesine izin vermeyen bir anlayış olarak, hukuk düzenini sağlamaya elverişli gözüküyor.

Bu kadar ayrıntılı ve "Genel Kurul Kararı" dedirtecek türden karara emeği geçen Genel Kurul sayın üyelerine, kararı paylaşma anlayışıyla davranan sayın ŞIPKA'ya, kararı yayınlayan meslektaşımız sayın KAYAR'a teşekkürler.

Ömer KAVİLİ
Hukukçu, yeni sanık
Old 10-12-2006, 23:35   #3
nephilis

 
Olumlu

Karşı oy yazısını yazan 2.HD dairesi üyesi Sayın Ömer Uğur Gençcan, buradaki başlığın 2.mesajında tam olarak anlatmak istediğimi, yukarıda ayrıntılı bir şekilde pek güzel ifade etmiş..
Old 11-12-2006, 01:19   #4
A.Turan

 
Varsayılan

Bu karar en azından aile konutu şerhinin inşai mahiyette olmadığını belirlemesi bakımından son derece isabetlidir. Ancak ben karşı oy yazısındaki görüşlere katılıyorum. Mahkemelerin de bu yolda uygulama yapması halinde HGK nun görüşünü değiştirebiliceğini umuyorum. Yargıtay istikrarlı uygulamasında üçüncü kişinin iyi niyetinin araştırılmasını öngörmekle beraber aile konutunun yasaya konuluş amacı, toplumsal yönü, pederşahi toplum anlayışı ve hakimiyetinin hala kırılmamış olduğu kabulleri karşısında üçüncü kişinin iyi niyetini ispatlama görevini, üçüncü kişinin kendisine vererek bu sorunu çözmesinin hukuki ve vicdani yönden uygun olacağını düşünüyorum.
Old 11-12-2006, 10:46   #5
Doc.Dr.Şükran ŞIPKA

 
Varsayılan MK.m.194 ve Yargıtayın yanlış uygulaması

Merhaba,
THS ailesine yeni katıldım. Zaman problemimi çözdükçe, sizlerle aile hukuku bilgi ve birikimlerimi paylaşmak istedim.
Bu ilgili Yarg.HGK kararında benim dolaylı etkim oldu, ancak maalesef Ö.U.Gençcan dışındaki diğer üyeleri ikna edememişim demek. Türkan Hanım'a bu davada 2004 yılından beri hukuki destek verdim. Son yazılı mütalaamı Yargıtay 2.HD'ye bildirmiştim. Karşı oy yazısında bu yazıdan ve doçentlik tezimden alıntılar var. Ben tezimde ve yayınladığım kitabımda, şerh olmasa bile alıcının iyiniyetinin korunmayacağı görüşndeyim, doktrinde de baskın görüş bu yöndedir. Ancak HGK.kararında maalesef bu görüş benimsenmemiştir. Bu yönü ile kararın emsal olmaması gerektiği görüşündeyim, karşı oy yazısına ise tamamen katılıyorum. Bu karara ilişkin yorumumu gelecek sayıda Güncel Hukuk dergisinde yayınlanmak üzere gönderdim.
Konu ile ilgili kitabım "Aile Konutu İle İlgili İşlemlerde Diğer Eşin Rızası (MK.m.194)", Beta yayınları, 2. bası 2004 , İstanbul.
Saygılarımla..
Doç.Dr.Şükran ŞIPKA, İst. Ticaret Ün. Hukuku Fak. Medeni Hukuk Öğr. Üyesi
Old 11-12-2006, 14:11   #6
A.Turan

 
Varsayılan

Sayın Şıpka, öncelikle aramıza katıldığınız için hoşgeldiniz diyorum. Değerli görüşlerinizden istifade etmek bizi mutlu edecektir.
Ben de aynı şekilde karşıoydaki görüşlere katılıyorum.
Sanırım HGK nun ayrımını yapmadığı nokta aile konutuna konu taşınmazla sıradan bir taşınmazın tapusunun iptali davasında iyiniyet sorunun nasıl karşılanacağıdır. Benim burdaki fikrim, gene 3. kişinin iyi niyeti aransın, sadece şekli iptal olmasın ancak 3. kişi iyiniyetini kendisi ispatlasın. Taşınmazın Aile konutu olup olmadığı noktasında gerekli araştırmayı yaptığını, şu sebeplerle aile konutu olmadığı kanısına vardığını bu nedenle de iyi niyetli olduğunu ispatlamalıdır.
Sayın hocam, tekrar aramıza hoşgeldiniz.
Old 11-01-2007, 14:03   #7
halit pamuk

 
Varsayılan

Sayın Şıpka,

Mesele kurucu şerh olup olmaması noktasında sorun çözümlenerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuş,ancak,zaten açık, şerhin kurucu olmayacağı açıklayacı şerh olduğu hususunda herhalde bütün doktrin ve yüksek yargıçlar hemfikir,yerel mahkeme hakimi haricinde..

Ben de azınlık görüşüne kısmen katılıyorum ama bu görüşte de hukuki yanılsamalar olduğunu düşünüyorum.


Kocanın eşin rızası olmadan harun ve hadiye taşınmazı devretmesi,yolsuz tesciline neden olur.Yani zaten yolsuz tescil olmuş bir taşınmazın devri değildir mesele.
Yani yetkisiz temsilciden, gayrimümeyyiz bir kişiden taşınmaz devrinde 1023 uygulanamıyorsa burada da bir tür yetkisiz temsil durumu söz konusudur, ve olaya 1023 uygulanmaz, harun ve hadi iyiniyetli olsa da olmasa da geçerli bir taşınmaz devri söz konusu olmaz.Yani yapılan tescil yolsuz tescildir.

yapılan tescil yolsuz tescildir ama azınlık görüşün "üçünçü kişinin iyi niyeti hiçbir zaman korunmaz" ifadesine katılmak mümkün değil.. Çünkü, Aile konutu ile hükümlerin 1023 bir istisnasını oluşturduğunu düşünmüyorum. Yani hadi, iyiniyetli ise 10 yıl sonra olağan zaman aşımı ile bu taşınmazın iktisabı mümkündür.Yine aynı Şekilde Harun ve Hadi'den taşınmazı alan üçüncü kişinin iyiniyeti korunur.
Old 11-01-2007, 17:41   #8
Doc.Dr.Şükran ŞIPKA

 
Varsayılan

Sayın Korayad,
Burada problem, üçüncü kişiden kimi kastettiğinize bağlı. Üçüncü kişi işlemin karşı tarafı derseniz, onun iyi niyeti, (şerh olmasa dahi) korunmaz. Aynen sizin dediginiz gibi, yetkisiz temsilci, ya da sınırlı- tam ehliyetsizin yaptığı devirlerdeki gibidir. Ancak yolsuz tescile iyi niyetle güvenerek 10 yıl sonra mülkiyeti kazanır. Bu konuda çoğunluk ve azınlık görüşü arasında ihtilaf yoktur. Ancak ihtilaf, Yarg.HGK.karaına göre, işlemin karşı tarafı olan alıcı -üçüncü kişi iyiniyetli ise işlem baştan itibaren geçerlidir (1023 gereği) deniyor. Şerh burada iyiniyeti ortadan kaldırır deniyor.
Buna karşılık bize (doktrin) ve HGK.kararındaki karşı oy gerekçesine göre, işlemin karşı tarafının- alıcı üçüncü kişinin iyiniyeti hemen korunmaz, işlem baştan itibaren geçersizdir. Diğer eşin muvafakatı işlemin geçerlilik unsurudur. Zira MK.194. madde kanundan doğan işlem özgürlüğü kısıtlamasıdır. Ancak adına yolsuz tescil yapılan alıcıdan iyiniyetle devralan başka üçüncü kişilerin iyiniyeti 1023'e göre korunur. Yarg. kararı bu yönü ile tartışmalıdır.
Bu HGK.kararının eleştirisine ilişkin yazım, Güncel Hukuk Dergisinin 2007 Ocak sayısında yayınlandı.
Saygılarımla..
Old 11-01-2007, 18:03   #9
halit pamuk

 
Varsayılan

Merhaba,

Sayın Şıpka,

Güncel Hukuk Dergisinin bu sayısını alıp okumadım ama en kısa zamanda posta yoluyla da olsa buraya getirtirip okuyacağım.

Ama söylemek istediğim bir kaç şey daha var.

"Buna karşılık bize (doktrin) ve HGK.kararındaki karşı oy gerekçesine göre, işlemin karşı tarafının- alıcı üçüncü kişinin iyiniyeti hemen korunmaz, işlem baştan itibaren geçersizdir. Diğer eşin muvafakatı işlemin geçerlilik unsurudur. Zira MK.194. madde kanundan doğan işlem özgürlüğü kısıtlamasıdır. Ancak adına yolsuz tescil yapılan alıcıdan iyiniyetle devralan başka üçüncü kişilerin iyiniyeti 1023'e göre korunur." demişsiniz ki ben karşı oy gerekçesinden böyle anlamadım,yanlış anladımsa düzeltin: " üçünçü kişinin iyiniyeti hiçbirzaman korunmaz." demektedir, karşı oyda..yani adına yolsuz tescil yapılan kişiden başka üçüncü kişilere yapılan iyiniyetli iktisaplar dahi korunmaz,denmektedir

saygılarımla...
Old 12-01-2007, 15:32   #10
Defne Elif

 
Varsayılan iyiniyetin ispatı

Sevgili meslektaşlarım,
YHGK kararındaki karşı oy görüşüne katılan arkadaşlara ben katılmıyorum.Çünkü bu durumda;Tapuya güven ilkesi büyük yara alır ve kargaşa olur.Karşı oya neden katılmadığımı size bir soru pratiği ile anlatmak istiyorum.Varsayılım ki;karı-koca kötüniyetli,konut koca adına tapuda kayıtlı,aile konutu şerhi yok,iyiniyetli bir üçüncü kişi konutu alıyor.Sonrasında diğer eş (bayan) bu taşınmazın aile konutu olduğu iddiası ile dava açıyor,dava kabul ediliyor,üçüncü kişi taşınmaza ödediği gerçek bedeli alabilecek mi?Yoksa satış akdinde belirtilen bedeli mi alabilecek?Burada üçüncü kişinin mağduriyeti ne olacak,yasa kötüniyetliyi koruyamayacağına göre,sorun nasıl çözülecek.Sonuç olarak YHGK çoğunluk görüşü bana daha hukuki geldi.Eğer üçüncü kişinin kötüniyeti varsa bu ispat edilebilir ve aile konutu hak edenlere geri döner.Aksi durumda,yukarıda da belirttiğim gibi, tapu kaydına güven ilkesi ciddi boyutta zarar görür.Umarım hiç olmazsa kendi aramızda sağlıklı bir sonuca varırız.Cavit Tuna
Old 13-01-2007, 16:56   #11
A.Turan

 
Varsayılan

Sayın defneelif, görüşlerinize katlmıyorum. Aksine, aile konutu şerhi olsun olmasın aile konutu olan taşınmazın diğer eşin muvafakati olmadan karşı taraf iyi niyetli olsun olmasın satışından tescili yolsuzdur. Yolsuz tescile dayanarak hak elde edilemez. Yargıtay iyiniyeti ispat yükünü yanlış yüklemiştir kanımca. Davacı kötüniyeti ispat etmek zorunda kalmamalı ama satın alan iyi niyetini ispatlamalıdır. Sayın hocamızın görüşlerine tamamen katılıyorum.
Verdiğiniz örneğe gelince, sebepsiz zenginleşmede kural herkes aldığını geri verir. Öte yandankimse kendi mavuzaasına dayanak hak elde edemez. Bedelde muvazaa yaparak devletten vergi kaçıran bunun sonuçlarına katlanmalıdır.
Old 15-01-2007, 11:31   #12
Doc.Dr.Şükran ŞIPKA

 
Varsayılan

Arkadaşlar, siteye şu aralar mesleki çalışmalarımın yoğunluğu nedeniyle hergün giriş yapamıyorum. Sayın Turan benden önce davranarak, tartışmayı çok güzel değerlendirmiş. Gerçekten MK.194. maddenin İsviçre kaynak kanundaki anlamı ve uygulaması da budur. Hatta orada şerh olanağı dahi getirilmemiş, buna gerek duyulmamıştır. Zira bu madde kanundan doğan bir işlem özgürlüğü kısıtlamasıdır ve herkes tarafından bilinmesi gerekir. Sadece orada alıcıların mağduriyetini önlemek için, Tapu Kanunu'nda düzenleme yapılmış ve satış konusu bir konut ise, tapu memuru bunun "aile konutu" olup olmadığını araştırmakla yükümlü tutulmuştur. Eğer aile konutu ise, diğer eşn muvafakatını almadan, devir işlemi (veya ipotek gibi) aile konutunu sınırlayan ayni hak tesisini yapmaz. Tabi ki İsviçre'de de bizdeki 1023. madde düzenlemesi var, ve alıcıdan devralan 3. kişilerini tapuya güveni korunur, ama alıcı-işlem tarafının değil. Bizde yeni Medeni Kanun çok çabuk yürülrüğe girdiği için önceden yapılması gereken bazı düzenleme, genelge ve duyurular , kanun yürülüğe girdikten çok sonra yapılıyor. Bu nedenle de uygulama yanlış yönleniyor. Eğer alıcının kötü niyetli olduğunu, izni gereken diğer eş ispatlayacaksa, bu madde ve düzenlemenin bana göre hiç bir fonksiyonu kalmaz. Yaklaşık 5 yıldan beri her toplantıda bunu anlatmaya çalışıyorum. Uygulamanın doğru gelişeceği umuduyla..
Saygılarımla..
Old 15-01-2007, 16:58   #13
Defne Elif

 
Varsayılan

Sayın Turan,
Görüşlerinize saygı duyuyorum.Ancak aile konutu satışının yolsuz tescil kabul edilebilmesi için kanımca Sayın Şıpka Hocamızın iletisinde belirttiği gibi -İsviçre Hukukunda Tapu memuruna satışa konu taşınmazın aile konutu olup olmadığını araştırma yükümlülüğü getirilmesi gibi-bir düzenleme yapılması gerekir.Yoksa,gerçekten iyiniyetli üçüncü kişinin tapuya güvenerek aldığı bir taşınmazın sonradan kötüniyetli karı-kocanın deyim yerindeyse tezgahına düşerek satın aldığı taşınmazı yitirmesi sonucunu doğuracaktır.Bu da bana doğru gelmiyor.Sorunun çözümü yine de Sayın Hocamızın belirttiği bir düzenlemenin yapılmasındadır.O zaman tartışma kanımca sonlanır.Kimse kendi muvazaasına dayanarak hak elde edemez görüşünüze katılıyorum.Ancak bu tez,verdiğim örnekte kötüniyetli karı-kocaya da uygulanmalı ki;aralarındaki muvazaaya dayanarak hak elde edemesinler.Eğer Hocamızın sözünü ettiği düzenleme yapılmazsa ve sizin görüşünüz gereği işlem yolsuz tescil kabul edilerek satış iptal edilirse;korkarım,muvazaalı işleme sebep olan kötüniyetli karı-koca bu durumdan hak elde edebilecektir.Saygılarımla.
Old 23-01-2007, 14:15   #14
halit pamuk

 
Varsayılan

Sayın Şıpka,

Güncel Hukuk dergisindeki yazınızı okudum,ama aklıma yatmayan bir takım şeyler var, bunlar aile hukukundan değil,eşya hukukundan kaynaklı:

1) bu olayın zaten 1023'ün kapsamında değerlendirilmesi yanlış;çünkü tipik olmasa da 1023'ün kapsamına girmeyen haller başlığı altında değerlendirilmelidir.
"Şayet bir ayni hak kazanması başka sebeplerle sakatsa, kazanmak isteyenin iyiniyetli olması MK.M.1023 den yararlanma imkanı vermez(Oğuzman-Selici-özdemir-Eşya Hukuku.shf.197-2004)" Demektedir.

Yani bunu, Ayni hakkı devrinde bir sakatlık olarak görmek gerekiyor. Bu açıdan çoğunluğunda azınlığında görüşü bana doğru gelmedi.

2)Bu anlamda, alıcı 1023 dediği üçüncü kişi değildir. Bu nedenle iyiniyeti korunmaz.Çünkü,Aile Konutu özgülenmesi işlemi, ayni hakta(hakkın içeriği anlamında) sicil dışı bir değişikliğe neden olmuyor.Kişi ehliyeti açısında yani daha doğrusu kocanın ya da karının fiil ehliyeini sınırlandırıyor ki, tam da burda sınırlı ehliyetli kişinin taşınmazı devretmesi haline bir örnek oluşturuyor.

Bu bağlamda, nasıl ki sınırlı ehliyetsizin fiil ehliyeti bulunmadığı yaptığı devir, hükümsüz ise ve neticesinde yolsuz tescil varsa; sınırlı ehliyetli kişinin yaptığı devirde de yolsuz tescil vardır.Bu yolsuz tescile güvenen üçünçü kişinin kazanımı korunur.

Saygılarımla
Old 23-01-2007, 22:43   #15
A.Turan

 
Varsayılan

Sayın korayad bu görüşünüz MK 194 maddesinin anlam ve getiriş amacına aykırıdır diye düşünüyorum.
Old 24-01-2007, 08:24   #16
halit pamuk

 
Varsayılan

Sayın Turan,

TMK.m.194 yukarıda da belirtilen gerekçesinde "Madde eşlerin aile konutlarıyla ilgili hukukî işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukukî işlemlerin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kabul edilmiştir. Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki hakları ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını diğer eşin rızasına bağlamıştır...." sözleriyle ifade edilmiştir."

Yine muhalefet şerhinde "Fiil ehliyeti sınırlamasına" yönelik düşüncemiz aynı zamanda İsviçre öğretisindeki "çoğunluk görüşü" olduğu gibi Türkiye öğretisinde de kabul gören bir düşüncedir" diyerek fiil ehliyetinin sınırlandırmasına neden olan bir hüküm olduğu açıkça ifade edilmektedir.

Bu bağlamda, olayın çözümünde hiçbir zaman 1023 gözönünde bulundurulamaz; yok iyiniyetlidir,yok değildir;iyiniyetli olması önemli değildir ifadelerin ve tartışmaların anlamı yoktur.
Old 25-01-2007, 11:39   #17
A.Turan

 
Varsayılan

"Bu bağlamda, olayın çözümünde hiçbir zaman 1023 gözönünde bulundurulamaz; yok iyiniyetlidir,yok değildir;iyiniyetli olması önemli değildir ifadelerin ve tartışmaların anlamı yoktur."
Bu görüşe katılıyorum.
Old 21-05-2007, 22:40   #18
av.s.saban

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan A.Turan
Sayın defneelif, görüşlerinize katlmıyorum. Aksine, aile konutu şerhi olsun olmasın aile konutu olan taşınmazın diğer eşin muvafakati olmadan karşı taraf iyi niyetli olsun olmasın satışından tescili yolsuzdur. Yolsuz tescile dayanarak hak elde edilemez. Yargıtay iyiniyeti ispat yükünü yanlış yüklemiştir kanımca. Davacı kötüniyeti ispat etmek zorunda kalmamalı ama satın alan iyi niyetini ispatlamalıdır. Sayın hocamızın görüşlerine tamamen katılıyorum.
Verdiğiniz örneğe gelince, sebepsiz zenginleşmede kural herkes aldığını geri verir. Öte yandankimse kendi mavuzaasına dayanak hak elde edemez. Bedelde muvazaa yaparak devletten vergi kaçıran bunun sonuçlarına katlanmalıdır.
sayın A.Turan;tapuda kayıtlı bir gayrımenkulün,aile konutu olup olmadığı belli olmasa bile satışının yolsuz olması tezi,tapunun aleniyetine ters bir durumdur.Tapuda iyi niyetle satın alan kişinin hakları nasıl korunacak.İddia ettiğiniz gibi işlemin yolsuz olabilmesi için,yasada (isviçrede olduğu gibi)düzenleme yapılması gerekir.Her konut tesçilinde,tapunun resen aile konutu olup olmadığını araştırma zorunluluğu karşısında,alıcının niyetinden,veya yolsuz tesçilden bahsedebilirz.
Old 28-04-2015, 22:47   #19
eser_29

 
Varsayılan

Yargıtay kararındaki "karşı oy"da belirtilen gerekçenin, Yargıtay'ın güncel kararlarındaki durumu nedir ? Bu konuda karşı oydaki gerekçe lehine bir değişim oldu mu?
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Geciken Hukuk Genel Kurulu Kararı avuka8890 Meslektaşların Soruları 5 21-09-2007 17:22
kooperatif genel kurul kararı iptalinde "BİR"aylık süre Metis Meslektaşların Soruları 3 22-12-2006 23:24
olağanüstü genel kurul isteyebilir mi? yaşar Meslektaşların Soruları 1 19-06-2006 10:59
Genel Kurul okuyucu Hukuk Soruları Arşivi 0 11-07-2005 21:37
Genel Kurul Kararı Olamdan Açılan Dava hikmet Hukuk Soruları Arşivi 1 01-03-2002 23:52


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06962895 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.