Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

ek davada vekalet ücreti

Yanıt
Old 08-03-2010, 16:50   #1
av.asen öznur

 
Varsayılan ek davada vekalet ücreti

Bilindiği üzere dava konusun değeri yargılama sürecinde belli olacağı durumlarda kısmi dava açılır ve müddeabbihin değer tespit edildikten sonra ek dava o dava aşamasında açılabilir ve bu şekilde olduğunda davalar birleştirilir.
Ancak ek davanın kısmi dava kesinleştikten sonra açılmasına da kanunlarımız icazet vermektedir.Kısmi dava sonrası hakim vekalet ücreti hükmeder. Daha sonra açılan ek davada vekalet ücretine hükmetmeme gibi bir hakkı var mıdır? Bunlar aynı dava diyebilir mi ya da avukat burada kötüniyetli kabul edebilir mi?Aynı dava diyebilirse neye dayanarak bunu söyleyebilir? Bana göre hukukumuz bu şekilde ek dava açmaya hak tanıyorsa bunlar iki ayrı dava olacaktır ve ikisinde de vekalet ücretine hükmedilmelidir.Bu durumla ilgili bir Yargıtay kararı varsa elinizde benimle paylaşırsanız sevinirim.
Ayrıca bu konuda düşünceleriniz nelerdir? saygılar
Old 08-03-2010, 22:30   #2
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.asen öznur
Bilindiği üzere dava konusun değeri yargılama sürecinde belli olacağı durumlarda kısmi dava açılır ve müddeabbihin değer tespit edildikten sonra ek dava o dava aşamasında açılabilir ve bu şekilde olduğunda davalar birleştirilir.
Ancak ek davanın kısmi dava kesinleştikten sonra açılmasına da kanunlarımız icazet vermektedir.Kısmi dava sonrası hakim vekalet ücreti hükmeder. Daha sonra açılan ek davada vekalet ücretine hükmetmeme gibi bir hakkı var mıdır? Bunlar aynı dava diyebilir mi ya da avukat burada kötüniyetli kabul edebilir mi?Aynı dava diyebilirse neye dayanarak bunu söyleyebilir? Bana göre hukukumuz bu şekilde ek dava açmaya hak tanıyorsa bunlar iki ayrı dava olacaktır ve ikisinde de vekalet ücretine hükmedilmelidir.Bu durumla ilgili bir Yargıtay kararı varsa elinizde benimle paylaşırsanız sevinirim.
Ayrıca bu konuda düşünceleriniz nelerdir? saygılar

Ek davada da ayrı bir vekalet ücretine hükmedilir. Böyle bir ihtilaf olamayacağı için Yargıtay kararı bulmanız mümkün değil. Islah edilip davaya devam edilirse (dava değeri çok büyükse ve kısmi dava da 50-100.000 TL gibi rakamlarla açılmamışsa) zaten arada pek bir fark olmayacaktır. Avukatın kötüniyetinden de söz edilemez.
Old 09-03-2010, 13:30   #3
Av.Nevra Öksüz

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.asen öznur
Bilindiği üzere dava konusun değeri yargılama sürecinde belli olacağı durumlarda kısmi dava açılır ve müddeabbihin değer tespit edildikten sonra ek dava o dava aşamasında açılabilir ve bu şekilde olduğunda davalar birleştirilir.
Ancak ek davanın kısmi dava kesinleştikten sonra açılmasına da kanunlarımız icazet vermektedir.Kısmi dava sonrası hakim vekalet ücreti hükmeder. Daha sonra açılan ek davada vekalet ücretine hükmetmeme gibi bir hakkı var mıdır? Bunlar aynı dava diyebilir mi ya da avukat burada kötüniyetli kabul edebilir mi?Aynı dava diyebilirse neye dayanarak bunu söyleyebilir? Bana göre hukukumuz bu şekilde ek dava açmaya hak tanıyorsa bunlar iki ayrı dava olacaktır ve ikisinde de vekalet ücretine hükmedilmelidir.Bu durumla ilgili bir Yargıtay kararı varsa elinizde benimle paylaşırsanız sevinirim.
Ayrıca bu konuda düşünceleriniz nelerdir? saygılar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.04.2006 T., Esas: 2005/4683, Karar: 2006/4791: "...Asıl ve birleşen davalar, haksız eylem sonucu gerçekleşen ölümler nedeniyle ölenlerin yakınlarının uğradığı maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacılar tarafından fazlaya ait saklı tutulan hakkın kullanımı sonucu açılan ek dava mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilerek yargılama asıl dava dosyasının esası üzerinden yürütülerek sonuçlandırılmıştır. HUMK.nun 45 ve devamı maddeleri uyarınca davaların birleştirilmesine karar verilmesi halinde sadece bunların yargılaması birlikte yürütülmekte olup, her dava bağımsız karakterini koruduğundan mahkemece her dava için ayrı hüküm kurulmalı, yargılama giderleri ve vekalet ücreti her dava için ayrı ayrı belirlenmelidir. Somut olayda mahkemece verilen kararda, asıl dava ve birleşen dava ayrımı yapılmadan hüküm kurulmuş olmasına göre kararın öncelikle bu nedenle bozulması gerekmiştir..."

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 29.11.2007 T., Esas: 2007/1153, Karar: 2007/15116: "...Davacılar, 20.06.2005 gününde verdikleri dilekçeyle ek dava açarak saklı tuttukları fazlaya ilişkin haklarının da hüküm altına alınmasını istemişler, mahkemece ek dava ile istenen tazminat miktarı kabul edilmiş, ancak, kabul edilen miktar gözetilerek davacılar yararına vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Ek davada istenen ve kabul edilen tutar üzerinden davada kendilerini vekilleri aracılığı ile temsil ettiren davacılar yararına vekalet ücreti hesap ve takdir edilmemiş olması da bozmayı gerektirmiştir..."

Saygılarımla...
Old 09-03-2010, 14:20   #4
Adli Tip

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/25124
K. 2007/35726
T. 28.11.2007

DAVA : Davacı, fazla mesai, döner sermaye alacağı ile ikramiye alacağının ödetilmesine, karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı lehine kurulan ikramiye alacağının dayanağı 4792 sayılı kanunun 17. maddesidir. Bu madde 3. fıkrasında " ... Kurumun memur statüsündeki kadrolu personeline ... ikramiye verilir." şeklinde düzenleme vardır. Oysa davacı talebi, Mahkeme kabulü ve Hukuk Genel Kurulu Kararına göre davacının işçi statüsünde çalıştığı kabul edilmektedir. Ayrıca davacı ile yapılan sözleşmelerde ikramiye ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ikramiye alacağının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.

3-Davacı bir kısım işçilik alacakları için kısmi dava açmış, daha sonra alınan bilirkişi raporu üzerine ek dava ile fazlaya ilişkin saklı tuttuğu talepleri için ek dava açmıştır. Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme kararı verilmiştir. Bu uygulama usule aykırı olduğundan açılan kısmi dava dilekçesindeki miktarlar esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken ek davadaki miktarlara da karar verilmesi hatalıdır.

Kabule göre de, miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca " hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 28.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
Old 09-03-2010, 14:30   #5
Av.Nevra Öksüz

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.asen öznur
...dava konusun değeri yargılama sürecinde belli olacağı durumlarda...

Alıntı:
Yazan Adli Tip
...miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda...

P.S: 9 HD nin kararına (dosyada, miktarları davanın başında belli bir alacak olduğu izlenimi var ve birden fazla ek dava açılıp; ayrıca ek davalarda usul hükümlerine riayet edilmediği de aşikar olmakla; bu sebeple hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu edilmiş olduğu ihtimali de var olmakla-bu durumu ve dosya içeriğini ayrık tutarak) katılmadığımı da belirtmek isterim

Saygılarımla...
Old 09-03-2010, 14:46   #6
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Adli Tip
T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/25124
K. 2007/35726
T. 28.11.2007

DAVA : Davacı, fazla mesai, döner sermaye alacağı ile ikramiye alacağının ödetilmesine, karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı lehine kurulan ikramiye alacağının dayanağı 4792 sayılı kanunun 17. maddesidir. Bu madde 3. fıkrasında " ... Kurumun memur statüsündeki kadrolu personeline ... ikramiye verilir." şeklinde düzenleme vardır. Oysa davacı talebi, Mahkeme kabulü ve Hukuk Genel Kurulu Kararına göre davacının işçi statüsünde çalıştığı kabul edilmektedir. Ayrıca davacı ile yapılan sözleşmelerde ikramiye ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ikramiye alacağının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.

3-Davacı bir kısım işçilik alacakları için kısmi dava açmış, daha sonra alınan bilirkişi raporu üzerine ek dava ile fazlaya ilişkin saklı tuttuğu talepleri için ek dava açmıştır. Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme kararı verilmiştir. Bu uygulama usule aykırı olduğundan açılan kısmi dava dilekçesindeki miktarlar esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken ek davadaki miktarlara da karar verilmesi hatalıdır.

Kabule göre de, miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca " hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 28.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kararın iler tutar yanı yok.

Alıntı:
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi

Sonra ise,

Alıntı:
Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

Nasıl yani.

Bence şu bölüm nedeniyle Yargıtay, yerel mahkeme hakimine kızmış gibi:

Alıntı:
Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme kararı verilmiştir

Şu bölüm ise inanılmaz:

Alıntı:
miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca " hakkın kötüye kullanılamaması"

Yargıtay yüzlerce kararını hiçe mi saymaktadır.
Old 09-03-2010, 15:06   #7
Av.Nevra Öksüz

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Adli Tip
T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/25124
K. 2007/35726
T. 28.11.2007

DAVA : Davacı, fazla mesai, döner sermaye alacağı ile ikramiye alacağının ödetilmesine, karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı lehine kurulan ikramiye alacağının dayanağı 4792 sayılı kanunun 17. maddesidir. Bu madde 3. fıkrasında " ... Kurumun memur statüsündeki kadrolu personeline ... ikramiye verilir." şeklinde düzenleme vardır. Oysa davacı talebi, Mahkeme kabulü ve Hukuk Genel Kurulu Kararına göre davacının işçi statüsünde çalıştığı kabul edilmektedir. Ayrıca davacı ile yapılan sözleşmelerde ikramiye ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ikramiye alacağının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.

3-Davacı bir kısım işçilik alacakları için kısmi dava açmış, daha sonra alınan bilirkişi raporu üzerine ek dava ile fazlaya ilişkin saklı tuttuğu talepleri için ek dava açmıştır. Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme kararı verilmiştir. Bu uygulama usule aykırı olduğundan açılan kısmi dava dilekçesindeki miktarlar esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken ek davadaki miktarlara da karar verilmesi hatalıdır.

Kabule göre de, miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca " hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 28.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.12.2008 T., 2008/9-759 E., 2008/775 K.: "Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 1. İş Mahkemesince davanın ve birleşen davanın kısmen Kabulüne dair verilen 25.05.2007 gün ve 2003/883-2007/502 sayılı kararın incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.11.2007 gün ve 2007/25132-35734 sayılı ilamı ile;

( ... 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı lehine kurulan ikramiye alacağının dayanağı 4792 sayılı kanunun 17. maddesidir. Bu madde 3. fıkrasında “...kurumun memur statüsündeki kadrolu personeline ikramiye verilir.” şeklinde düzenleme vardır. Oysa davacı talebi, Mahkeme kabulü ve Hukuk Genel Kurulu Kararına göre davacının işçi statüsünde çalıştığı kabul edilmektedir. Ayrıca davacı ile yapılan sözleşmelerde ikramiye ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ikramiye alacağının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır. 3- Davacı bir kısım işçilik alacakları için kısmi dava açmış, daha sonra alınan bilirkişi raporu üzerine ek dava ile fazlaya ilişkin saklı tuttuğu talepleri için ek dava açmıştır. Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme karan verilmiştir. Bu uygulama usule aykırı olduğundan açılan kısmi dava dilekçesindeki miktarlar esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken ek davadaki miktarlara da karar verilmesi hatalıdır. Kabule göre miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK. 2. maddesi uyarınca “hakkın kötüye kullanılamaması” kuralı gözönüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur... ),

...Dava, işçilik hak ve alacaklarının tahsili istemine ilişkindir, Yerel Mahkemece; bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar uyarınca ek dava ile birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Özel Dairece metni yukarıya aynen alman ilamla bozulmuştur.

I- Yerel Mahkemece, bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendine uyulmasına karar verilerek, bozma ilamı uyarınca davacının ikramiye alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. Bu durumda bozma çerçevesinde oluşturulan yeni bir hükmün varlığının kabulü gerekir. Bu itibarla dosya yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.
II- Yerel Mahkemece, bozma ilamının ( 3 ) numaralı bendinde yer alan bozma ilamına karşı; birleştirme kararının usulüne uygun olduğu, davalının savunma hakkının kısıtlanmadığı, aynı mahkemede açılan davaların, davanın her safhasında birleştirilebileceği ve bilirkişi raporuna göre ek dava açılmasının kötü niyeti göstermeyeceği gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnmeye konu uyuşmazlık dikkate alındığında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun davaların birleştirilmesine ilişkin hükümlerinin ve bu konudaki uygulamanın irdelenmesinde yarar vardır.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 45. maddesinde; “Aynı mahkemede görülmekte olan davalar, aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebilir. Davalar ayrı mahkemelerde açılmış ise, bağlantı nedeni ile birleştirme talebi ikinci davanın açıldığı mahkeme önünde ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, ilk itirazın kabulüne ve davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra bununla bağlıdır. Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır. Temyiz mercii ayrı olan davaların bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu halde temyiz incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararları inceleyen Yargıtay dairesince yapılır... ( Değişik: 26/2/1985 - 3156/4 md. ).” hükmü yer almaktadır.
Yine aynı Kanunun 46. maddesi uyarınca; “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.”, 48. maddesi uyarınca da; “Birleştirme ve ayırma istekleri, dilekçe ile veya duruşmada sözlü olarak da yapılabilir...Aynı mahkemede görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme ve ayırma hususundaki kararlar hakkında ancak hükümle birlikte temyiz yoluna gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına bozma sebebi teşkil etmez.”
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 14.02.1992 tarih ve 1991/3 Esas, 1992/2 Karar sayılı kararında; “Bir yargı çevresi içinde kurulmuş bulunan aynı düzeyde birden fazla mahkeme, davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılır.” denilmektedir. Aynca usul hukukumuzda davaların birleştirilmesi ve ayrılması kurumlarının getirilme nedeni davaların gereksiz yere uzamasını önlemek, az masrafla ve kısa zamanda sonuçlanmasını sağlamaktır. Gerek Sosyal Güvenlik gerek İş Hukukuna ilişkin davalar süratle sonuçlanması gereken, ekonomik yönden güçsüz durumdaki işçinin taraf olduğu davalardır. Somut olayda; Yerel Mahkemece, kısmi davada alınan bilirkişi raporu sonrasında bu raporda belirlenen miktarlar esas alınmak suretiyle bakiye kısımların davalıdan tahsiline yönelik olarak açılan ek davanın; dava dilekçesi tebliğ edilmeksizin evrak üzerinden kısmi dava ile birleştirilmesine karar verilmiş, birleştirme kararından sonra birleşen dava dilekçesi, birleştirme kararı ve sonraki oturum günü davalı vekiline yöntemince tebliğ edilerek, belirlenen günde yapılan oturumda davalı Hazine vekilinin birleştirme kararına ve birleşen davaya karşı beyanları alınmıştır. Her iki davanın birbirine açık etkisi gözetildiğinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 45. maddesinde ifadesini bulan “Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır.” hükmü karşısında aralarında bağlantının bulunduğu açıktır. Aynı mahkemede görülen ve aralarında bağlantı bulunan iki dava, yargılamanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden birleştirilebileceğinden Yerel Mahkemece açıklandığı şekilde birleştirme kararı verilmesine engel bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında yerel mahkemenin direnme kararı isabetli bulunmaktadır.
Ne var ki, özel Dairenin ( 3 ) numaralı bentteki bozma gerekçesi usule ilişkin olup, temyize konu hükmü bu yönden bozan Özel Dairenin, ayrıca işin esasını inceleyip, esasa ilişkin nedenlerle de bozma kararı vermesine usulen olanak bulunmadığından, diğer bir anlatımla; usule ilişkin bozma ilamında işin esasına girilmediğinden, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmesi gerekir. III- Öte yandan, her ne kadar Özel Daire bozma kararının son paragrafının ikinci kısmında; “Kabule göre” ifadesi ile başlayan kısımda Yerel Mahkemece verilen kararın vekalet ücreti yönünden yanlış olduğu belirtilerek bir bozma yapılmışsa da, kabule göre yapılan bozmaya karşı direnilmesi mümkün olmadığından, bu kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır. "


Saygılarımla...
Old 09-03-2010, 15:07   #8
Adli Tip

 
Varsayılan Aynı karara ilişkin HGK Kararı

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/9-753
K. 2008/769
T. 24.12.2008
Özel Dairenin bozma gerekçesi usule ilişkin olup, temyize konu hükmü bu yönden bozan Özel Dairenin, ayrıca işin esasını inceleyip, esasa ilişkin nedenlerle de bozma kararı vermesine usulen olanak bulunmadığından, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmesi gerekir. Her ne kadar Özel Daire bozma kararında; Yerel Mahkemece verilen kararın vekalet ücreti yönünden yanlış olduğu belirtilerek bir bozma yapılmışsa da, kabule göre yapılan bozmaya karşı direnilmesi mümkün olmadığından, bu kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun inceleme kapsamı dışında bırakılması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 1. İş Mahkemesince davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.05.2007 gün ve 2003/881-2007/500 sayılı kararın incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.11.2007 gün ve 2007/25124-35726 sayılı ilamı ile;

( ... 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendinlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davacı lehine kurulan ikramiye alacağının dayanağı 4792 sayılı kanunun 17. maddesidir. Bu madde 3. fıkrasında "...kurumun memur statüsündeki kadrolu personeline ikramiye verilir." şeklinde düzenleme vardır. Oysa davacı talebi, Mahkeme kabulü ve Hukuk Genel Kurulu Kararına göre davacının işçi statüsünde çalıştığı kabul edilmektedir. Ayrıca davacı ile yapılan sözleşmelerde ikramiye ödeneceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle ikramiye alacağının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.

3-Davacı bir kısım işçilik alacakları için kısmi dava açmış, daha sonra alınan bilirkişi raporu üzerine ek dava ile fazlaya ilişkin saklı tuttuğu talepleri için ek dava açmıştır. Mahkemece ek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilip, yargılama yapılmak suretiyle davalı tarafın savunması ve varsa zamanaşımı defi hususunda beyanı alınmadan tensiple birleştirme kararı verilmiştir. Bu uygulama usule aykırı olduğundan açılan kısmi dava dilekçesindeki miktarlar esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken ek davadaki miktarlara da karar verilmesi hatalıdır. Kabule göre miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca "hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, işçilik hak ve alacaklarının tahsili istemine ilişkindir, Yerel Mahkemece; bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar uyarınca ek dava ile birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, Özel Dairece metni yukarıya aynen alınan ilamla bozulmuştur.

I-Yerel Mahkemece, bozma ilamının ( 2 ) numaralı bendine uyulmasına karar verilerek, bozma ilamı uyarınca davacının ikramiye alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. Bu durumda bozma çerçevesinde oluşturulan yeni bir hükmün varlığının kabulü gerekir. Bu itibarla dosya, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.

II-Yerel Mahkemece, bozma ilamının ( 3 ) numaralı bendinde yer alan bozma ilamına karşı; birleştirme kararının usulüne uygun olduğu, davalının savunma hakkının kısıtlanmadığı, aynı mahkemede açılan davaların, davanın her safhasında birleştirilebileceği ve bilirkişi raporuna göre ek dava açılmasının kötüniyeti göstermeyeceği gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnmeye konu uyuşmazlık dikkate alındığında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun davaların birleştirilmesine ilişkin hükümlerinin ve bu konudaki uygulamanın irdelenmesinde yarar vardır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 45. maddesinde; “Aynı mahkemede görülmekte olan davalar, aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebilir. Davalar ayrı mahkemelerde açılmış ise, bağlantı nedeni ile birleştirme talebi ikinci davanın açıldığı mahkeme önünde ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, ilk itirazın kabulüne ve davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra bununla bağlıdır. Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır. Temyiz mercii ayrı olan davaların bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu halde temyiz incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararları inceleyen Yargıtay dairesince yapılır... ( Değişik: 26/2/1985 - 3156/4 md. ).” hükmü yer almaktadır.

Yine aynı Kanunun 46. maddesi uyarınca; “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.”, 48. maddesi uyarınca da; ”Birleştirme ve ayırma istekleri, dilekçe ile veya duruşmada sözlü olarak da yapılabilir...Aynı mahkemede görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme ve ayırma hususundaki kararlar hakkında ancak hükümle birlikte temyiz yoluna gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına bozma sebebi teşkil etmez.”.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 14.02.1992 tarih ve 1991/3 Esas, 1992/2 Karar sayılı kararında; “Bir yargı çevresi içinde kurulmuş bulunan aynı düzeyde birden fazla mahkeme, davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılır.” denilmektedir. Ayrıca usul hukukumuzda davaların birleştirilmesi ve ayrılması kurumlarının getirilme nedeni davaların gereksiz yere uzamasını önlemek, az masrafla ve kısa zamanda sonuçlanmasını sağlamaktır. Gerek Sosyal Güvenlik gerek İş Hukukuna ilişkin davalar süratle sonuçlanması gereken, ekonomik yönden güçsüz durumdaki işçinin taraf olduğu davalardır.

Somut olayda; Yerel Mahkemece, kısmi davada alınan bilirkişi raporu sonrasında bu raporda belirlenen miktarlar esas alınmak suretiyle bakiye kısımların davalıdan tahsiline yönelik olarak açılan ek davanın; dava dilekçesi tebliğ edilmeksizin evrak üzerinden kısmi dava ile birleştirilmesine karar verilmiş, birleştirme kararından sonra birleşen dava dilekçesi, birleştirme kararı ve sonraki oturum günü davalı vekiline yöntemince tebliğ edilerek, belirlenen günde yapılan oturumda davalı Hazine vekilinin birleştirme kararına ve birleşen davaya karşı beyanları alınmıştır. Her iki davanın birbirine açık etkisi gözetildiğinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 45. maddesinde ifadesini bulan “Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır.” hükmü karşısında aralarında bağlantının bulunduğu açıktır. Aynı mahkemede görülen ve aralarında bağlantı bulunan iki dava, yargılamanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden birleştirilebileceğinden Yerel Mahkemece açıklandığı şekilde birleştirme kararı verilmesine engel bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında yerel mahkemenin direnme kararı isabetli bulunmaktadır.

Ne var ki, Özel Dairenin ( 3 ) numaralı bentteki bozma gerekçesi usule ilişkin olup, temyize konu hükmü bu yönden bozan Özel Dairenin, ayrıca işin esasını inceleyip, esasa ilişkin nedenlerle de bozma kararı vermesine usulen olanak bulunmadığından, diğer bir anlatımla; usule ilişkin bozma ilamında işin esasına girilmediğinden, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

III-Öte yandan, her ne kadar Özel Daire bozma kararının son paragrafının ikinci kısmında; “Kabule göre” ifadesi ile başlayan kısımda Yerel Mahkemece verilen kararın vekalet ücreti yönünden yanlış olduğu belirtilerek bir bozma yapılmışsa da, kabule göre yapılan bozmaya karşı direnilmesi mümkün olmadığından, bu kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır.

SONUÇ : 1- ( I ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine oybirliği ile,

2- ( II ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için 9. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 24.12.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Old 09-03-2010, 15:16   #9
Adli Tip

 
Varsayılan

Böyle enteresan kararlar nedense(!) hep 9. Daireden çıkıyor.

Bence, hakkın kötüye kullanıldığı kanaati varsa, gerisi teferruattır.

İş Mahkemelerinde çok yaşanan bir sıkıntı...
Örneğin işçinin bir aylık (asgari) ücretiyle ilgili davada ıslahya da ek dava yapılsa/açılsa, işçi 729 liraya, vekili 2000 liraya hak kazanıyor. "Hakkın kötüye kullanıldığı tespit edilirse" bence de tek vekalet ücretine hükmedilmelidir.
Old 09-03-2010, 15:17   #10
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan HGK
III-Öte yandan, her ne kadar Özel Daire bozma kararının son paragrafının ikinci kısmında; “Kabule göre” ifadesi ile başlayan kısımda Yerel Mahkemece verilen kararın vekalet ücreti yönünden yanlış olduğu belirtilerek bir bozma yapılmışsa da, kabule göre yapılan bozmaya karşı direnilmesi mümkün olmadığından, bu kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır.

Nasıl "Kabule göre"??? Daire yerel mahkeme kararını vekalet ücreti yönünden bozmuş yani yerel mahkeme kararını "kabul" etmemiş.

Alıntı:
Yazan 9 HD Kararı
Kabule göre de, miktarı belirlenebilen alacaklarla ilgili kısmi dava açılıp daha sonra ek dava ile miktarın belirlenmesi durumunda dava açma hakkı kötüye kullandırıldığından TMK 2. maddesi uyarınca " hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında ek ve ek davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur.

Alıntı:
Yerel Mahkemece verilen kararın vekalet ücreti yönünden yanlış olduğu belirtilerek bir bozma yapılmışsa da, kabule göre yapılan bozmaya karşı direnilmesi mümkün olmadığından, bu kısım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kapsam dışı bırakılmış ama sonuç nedir??? Daire kararını HGK beğenmiyor, "yanlış karar" diyor. Esası bakımından yerel mahkeme haklı diyor. Daire ise "vekalet ücreti veremezsin" demiş, mahkeme direnmiş; HGK ise bunu "inceleme kapsamı" dışında bırakmıştır. Olan sabi sübyan hakkı vekalet ücretine olmuştur. En iyisi bir kahve molası vermek galiba.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
İdari Davada Vekalet Ücreti gugule Meslektaşların Soruları 7 02-04-2016 11:51
Terditli davada, karar kesinleşmeden vekalet ücreti icraya konulabilir mi? Av. Teoman Özkan Meslektaşların Soruları 2 07-02-2015 10:29
Terditli Davada Vekalet Ücreti Sorunu Seher Meslektaşların Soruları 6 14-01-2013 12:48
Taraf sıfatından kısmen reddedilen davada vekalet ücreti. Av.Hatice Sarıbardak Meslektaşların Soruları 0 05-07-2007 14:52
Terditli Davada Karşı Ücreti Vekalet ismail aksu Meslektaşların Soruları 2 28-01-2007 23:52


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06095004 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.