Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Son yargıtay kararları..

Yanıt
Old 05-12-2008, 13:42   #1
av.sally

 
Varsayılan Son yargıtay kararları..

Borçlar hukuku alanında e-postama zaman zaman düşen en son yargıtay kararşlarını müsadenizle bu alanda paylaşmak istiyorum.

Saygılarımla
Old 05-12-2008, 13:43   #2
av.sally

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
1.Hukuk Dairesi
Esas: 2004/14912
Karar: 2005/715
Karar Tarihi: 02.02.2005



ÖZET :
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılarak satış vaadinde bulunulduğu iddiasıyla sözleşmenin iptali ile tapu sicil kaydının iptal ve tescili isteğine ilişkindir. Vekalet sözleşmesi, büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Şekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise, yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan davalarda kural olarak zamanaşımı söz konusu olamaz. Hal böyle olunca,işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.
Hal böyle olunca,işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.

(4721 S. K. m. 2, 3) (818 S. K. m. 390/2)

DAVA:
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakan adına kayıtlı tapulu taşınmazlarda adlarına intikal işlemi yaptırmak üzere davalının annesini vekil tayin ettiklerini, ancak vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak intikal edecek miras paylarını davalıya satış vaadi sözleşmesiyle sattığını, taşınmazlarda sonradan kadastro tespiti yapıldığını, taraf olmadıkları davalarda davalının bu satış vaadi sözleşmesine dayanarak adına hükmen tescillerini sağladığını ileri sürerek gayrimenkul sözleşmesinin iptali ile tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davacıların miras bırakandan intikal eden paylarını erkek kardeşlerine sattıklarını, ancak dava konusu taşınmazların orman sınırları içine alınması nedeniyle tescil işlemi yapılamadığından ileride devrin gerçekleşmesini temin amacıyla vekaletname verdiklerini, davacıların satış vaadi sözleşmesinden haberdar olduklarını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, kendi adına oluşan hükmen tescil kararında zilyetliğinin gerekçe yapıldığını, kadastroda da taşınmazların zilyetliğinde olduğunun belirtilmiş olduğunu, tapu iptali istenen taşınmazların hazine adına kayıtlı olması nedeniyle husumet itirazı bulunduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, satış vaadi sözleşmesinin iptali ile ilgili davanın zamanaşımı yönünden tapu iptali ve tescil davasının husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılarak satış vaadinde bulunulduğu iddiasıyla sözleşmenin iptali ile tapu sicil kaydının iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;davacıların dava dilekçesinde belirttikleri taşınmazların kadastro sonucu hükmen 11 ve 5 parsel sayısıyla hazine adına tapuya tescil edildiğine göre, mahkemece iptal ve tescil davasının husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine.
Satış vaadi sözleşmesinin iptali istemine gelince;bu sözleşmenin 28.3.1989 tarihli vekaletnameye dayalı olarak 30.3.1989 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan davalarda kural olarak zamanaşımı söz konusu olamaz.
Hal böyle olunca,işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ:
Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,2.2.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Old 15-12-2008, 10:31   #3
av.sally

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/6-122
K. 2008/134
T. 13.2.2008


• İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE ( Dava Konusu İşyeri İle Aynı Binada Davacıya Ait Boş İşyerinin Bulunduğu - Boş İşyerinin İhtiyaçlının İhtiyacına Uygun Olduğunun Tespit Edildiği Boş İşyerinin Dava Konusu Yerden Büyük Olmasının İşyeri Açmasına Engel Teşkil Etmeyeceği/Reddi Gereği )
• TAHLİYE ( Dava Konusu İşyeri İle Aynı Binada Davacıya Ait Boş İşyerinin Bulunduğu - Boş İşyerinin İhtiyaçlının İhtiyacına Uygun Olduğunun Tespit Edildiği Boş İşyerinin Dava Konusu Yerden Büyük Olmasının İşyeri Açmasına Engel Teşkil Etmeyeceği )
• İHTİYAÇ İDDİASINDA BULUNAN DAVACININ AYNI BİNADA BOŞ İŞYERİNİN OLMASI ( Dava Konusu İşyeri İle Aynı Binada Davacıya Ait Boş İşyerinin Bulunduğu - Tahliye Davasının Reddi Gereği )


ÖZET :

Dava konusu işyeri ile aynı binada davacıya ait boş işyerinin bulunduğu, boş işyerinin ihtiyaçlının ihtiyacına uygun olduğunun tespit edildiği, boş işyerinin dava konusu yerden büyük olmasının işyeri açmasına engel teşkil etmeyeceğini, davalının değiştirme teklifinin davacı tarafından kabul edilmemesi ve halen boş olan yeri ihtiyaca tahsis etmeyip dava konusu yerin tahliyesini istenmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında davacının ihtiyacının samimi, gerçek ve zorunlu olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde davalı şirket ortaklarına ait taşınmazların bulunduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı bu defaki incelemeden anlaşılmakla davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.


DAVA :

Taraflar arasındaki "ihtiyaç nedeniyle tahliye" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 4. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.11.2006 gün ve 2005/1801-2006/1704 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 16.07.2007 gün ve 2007/6791-9045 sayılı ilamı ile;
( ... Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar Dairemizin 12.04.2007 gün ve 2647-4321 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmesi üzerine bu defa davalı tarafından yasal süresinde karar düzeltme isteminde bulunulmuş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin eşinin eczacı olup dava konusu yerde eczane açacağını, kiralanana ihtiyacı olduğundan bahisle tahliyesini istemiştir. Davalı ise davayı kabul etmediklerini, davacıya ait aynı binada boş işyerlerinin bulunduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, aynı konuda Adana 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/790 esasında açılan tahliye davasından feragat edip daha sonra bu davayı açtığını, ihtiyacın samimi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davada dayanılan ve hükme esas alınan 15.11.2000 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşme konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı dava dilekçesinde eşinin eczacı olduğunu dava konusu yerde mesleğini icra edeceğini belirterek kiralananın tahliyesini istemiştir. Bu konuda dinlenen davacı tanıkları davacının eşinin eczacı olduğunu ve halen bir iş yapmadığını beyan etmişlerdir. İhtiyaçlının eczacılar odasına kayıtlı üye olduğu, eczacılık işini 21.10.1996 tarihinde terk ettiği ve vergi mükellefi olduğu tartışmasız ise de taşınmaz mahallinde yapılan keşif sonucu bilirkişilerce düzenlenen 28.04.2006 tarihli raporda dava konusu işyerinin bitişiğinde ve dava konusu taşınmazla aynı apartman girişinin yanında boş olarak bulunan işyerinin davacı Fahri Sümer adına kayıtlı olduğu, çevresinde özel poliklinikler, özel hastaneler ve çok sayıda özel doktor muayenehanelerinin bulunduğu, bu işyerinin büyüklüğü ve konumunun uygun olması nedeniyle 6177 Sayılı Eczacılık ve Eczane Açma Yasası ile ilgili yönetmeliklere göre eczane açmaya uygun olduğu bildirilmiştir. Davacı 23.05.2006 tarihli dilekçesinde bilirkişi raporunda belirtilen boş işyerinin dava konusu yerden büyük olduğunu bu yerin mağaza açmak için daha uygun bulunduğunu, sokak içinde kaldığını dava konusu işyerinden daha büyük olduğundan tercih edilmediğini belirterek boş işyeri olduğunu kabul etmiştir. Boş işyerinin dava konusu yerden büyük olması bu yerde eczane açmaya engel değildir. Öte yandan davalı boş olan işyeri ile tahliyesi istenilen işyerini değiştirmeyi teklif etmiş ancak bu teklif davacı tarafından boş olan işyerinin kiralık olmadığından bahisle kabul edilmemiştir. Bu nedenle dava konusu işyeri ile aynı binada davacıya ait boş işyerinin bulunduğu, boş işyerinin ihtiyaçlının ihtiyacına uygun olduğunun tesbit edildiği, boş işyerinin dava konusu yerden büyük olmasının işyeri açmasına engel teşkil etmeyeceğini, davalının değiştirme teklifinin davacı tarafından kabul edilmemesi ve halen boş olan yeri ihtiyaca tahsis etmeyip dava konusu yerin tahliyesini istenmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında davacının ihtiyacının samimi, gerçek ve zorunlu olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde davalı şirket ortaklarına ait taşınmazların bulunduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı bu defaki incelemeden anlaşılmakla davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir... ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:


KARAR :

Yerel mahkemece, Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine direnme kararı verildiği belirtilmektedir.
Direnme kararının, bozma kararı sonrasında dosyaya sunulan ve boş olduğu belirtilen işyerinin satıldığını gösterir tapu senedi dikkate alınarak verildiği anlaşılmaktadır.
Bozma kararı sonrasında meydana gelen gelişmeler dikkate alınarak ya da bozma öncesinde mevcut olmayan bilgi ve belgelere dayalı olarak verilen karar "direnme" niteliğinde bulunmayıp, yeni hüküm oluşturduğundan, bu hükme yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairesince incelenmesi gerekir.
Belirtilen nedenlerle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.


SONUÇ :

Yukarıda açıklanan nedenlerle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 6.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 13.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi
Old 04-11-2009, 08:21   #5
Av. Taner BAŞ

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ

Esas No.
2008/16014
Karar No.
2008/19846
Tarihi
18.11.2008

İLGİLİ MEVZUAT
818-BORÇLAR KANUNU/263

KAVRAMLAR
KİRA SÖZLEŞMESİNİN BELİRSİZ BİR SÜRE İÇİN YENİLENMESİ
MUSAKKAF OLMAYAN TAŞINMAZ
KİRA SÖZLEŞMESİNİN BORÇLAR KANUNU HÜKÜMLERİNE TABİ OLMASI
KİRA BEDELİNDEN SORUMLULUK

ÖZET
SOMUT OLAYDA, DAVA KONUSU TAŞINMAZ MUSAKKAF OLMADIĞINDAN KİRA SÖZLEŞMESİ BORÇLAR KANUNU HÜKÜMLERİNE TABİDİR. BORÇLAR KANUNUNUN 263. MADDESİ GEREĞİNCE DE, DAVALI TAŞINMAZI KULLANMAYA DEVAM EDİP,HER İKİ TARAFINDA FESHİ İHBARDA BULUNMADIĞI ARALARINDAKİ KİRA SÖZLEŞMESİNDE DE FESHE İLİŞKİN BİR DÜZENLEMENİN BULUNMADIĞI,ANLAŞILDIĞINDAN,KİRA SÖZLEŞMESİ GAYRİ MUAYYEN BİR SÜRE İÇİN YENİLENMİŞ OLUP, DAVALIYA AİT REKLAM PANOSUNUN HALEN DAVACIYA AİT TAŞINMAZDA BULUNDUĞU VE BÖYLELİKLE DE KİRA İLİŞKİSİ DEVAM ETTİĞİ KABUL EDİLEREK KİRACININ TALEP EDİLEN KİRA BEDELİNDEN SORUMLU OLDUĞU SONUCUNA VARILMALIDIR

Dava dilekçesinde 2647-YTL.lik takibe vaki itirazın iptali ile %40 inkar tazminatının ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili dilekçesinde, davalının müvekkiline ait taşınmazda yazılı kira sözleşmesine istinaden kiracı olarak bulunduğunu,2007 yılı kira bedeli olan 2600 YTL.'nin tahsili amacı ile davalı aleyhine icra takibi yaptıklarını, davalının da bu takibe itirazda bulunduğunu beyan ederek , itirazın iptali ile % 40 inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, kira sözleşmesine 6570 sayılı kanunun uygulamayacağını, bu nedenle de akdin yenilendiğinin kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Mahkemece, kiralanan taşınmazın 6570 sayılı kanuna tabi olmadığı, kira süresi sona erdikten sonra yenilendiğinin kabul edilemeyeceği, taraflar arasındaki kira akdinin 30.6.2007 tarihinde son bulduğundan dolayı ileriye dönük olarak kira talep edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, dava konusu reklam panolarının mülkiyeti dava dışı Telsime ait olup, Telsim, bu reklam panolarının kullanılması konusunda dava dışı Kaan limitet şirketi ile sözleşme imzalamıştır. Bu şirket ise,reklam panolarının kullanılması ,kiralanması konularında davalı şirkete yetki vermiştir. Davalı şirkette bu yetkiye dayanarak, reklam panosunun konulması hususunda davacı ile kira sözleşmesi imzalamıştır.
Borçlar Kanununun 263 maddesi gereğince "İcar, muayyen bir müddetle akdedilip de bu müddetin hitamında mucirin malumatı ile ve muhalefeti olmaksızın mecurun kullanılmasına devam olunduğu yahut mukavelede fesih hakkında gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı takdirde, hilafına mukavele yok ise akit, gayri muayyen bir müddet için tecdit edilmiş sayılır."
Somut olayda, dava konusu taşınmaz musakkaf olmadığından kira sözleşmesi Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Borçlar Kanununun 263. maddesi gereğince de, davalı taşınmazı kullanmaya devam edip,her iki tarafında feshi ihbarda bulunmadığı aralarındaki kira sözleşmesinde de feshe ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı,anlaşıldığından,kira sözleşmesi gayri muayyen bir süre için yenilenmiş olup, davalıya ait reklam panosunun halen davacıya ait taşınmazda bulunduğu ve böylelikle de kira ilişkisi devam ettiği kabul edilerek kiracının talep edilen kira bedelinden sorumlu olduğu sonucuna varılmalıdır.
O halde, mahkemece yukarıdaki ilke ve esaslar gereğince,yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken,yanlış gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Son yargıtay kararları av.sally Eşya Hukuku Çalışma Grubu 2 04-11-2009 08:24
Yargıtay Kararları... Av.Duygu Keleş Meslektaşların Soruları 5 18-03-2008 12:06
Yargıtay Kararları adıge Hukuk Sohbetleri 5 28-07-2007 15:24
yargıtay kararları sedaoner Hukuk Soruları Arşivi 0 17-03-2006 22:30
Yargıtay Kararları onur Hukuk Soruları Arşivi 6 27-02-2002 02:44


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03500509 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.