Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Tanınmış Markanın İspatı/Yargıtay Kararı

Yanıt
Old 24-07-2006, 13:25   #1
Av.Ceylan Pala Karadağ

 
Varsayılan Tanınmış Markanın İspatı/Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
E:2000/2154
K:2000/5469
T:13.06.2000
• TANINMIŞ MARKA İSPATI
ÖZET: Tescile itiraz eden dava dışı firma, dünya çapında tanınmış marka sahibi olduğunu iddia etmesine karşın, buna ilişkin belge sunamadığına göre, davacı Vekiline bu firmaya karşı dava açması için uygun bir önel tanınması, davanın açılması halinde, red kararının kaldırılmasına ilişkin bu dava ile birleştirilip birlikte görülerek, anılan firmaya ait markanın dünyaca tanınmış bir marka olup olmadığı açıklığa kavuşturularak hükme bağlanması gerekir.
[ 556 s. KHK. m. 8/4 (24.6.1995 Ta.) ]
( Paris Konvansiyonu mük. m. 6 )
( 1086 s. HUMK. m. 238 )
Taraflar arasındaki davanın (Ankara Beşinci Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 30.12.1999 tarih ve 1999/505-1999/745 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin kozmetik eşyalarda kullanılmak üzere "E...." markasının tescili için yapılan başvurunun davalı Enstitüce'ce dava dışı yabancı şirketin itirazı üzerine reddedildiğini, oysa müvekkilinin 1992 yılından beri bu markayı kullandığını ve tescil için de dava dışı şirketten önce girişimde bulunduğunu, tanınmışlık iddiasının kanıtlanamadığını, markaların ilişkin olduğu mal sınıflarının farklı olduğunu ileri sürerek, Enstitü'nün Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 5.8.1998 tarih ve M-375 no'lu red kararının iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili, tescili istenilen markanın dava dışı şirkete ait tanınmış bir marka olması nedeniyle 556 sayılı KHK.nın 8/4. maddesi uyarınca başvurunun reddedildiğini savunmuştur.
Mahkemece, sunulan kanıtlara dayanılarak, dava dışı şirkete ait "E..." markasının tanınmış bir marka olduğu ve Paris Konvansiyonu'nun 6. mükerrer maddesi hükmü uyarınca farklı mal ve hizmetlerle ilgili olarak da sahibine koruma sağlayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının marka tescil isteminin davalı TPE. tarafından reddi ve sonrasında red kararına yönelik itirazın Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nca reddedilmesi üzerine bu red kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
Davalı Enstitü, davacı başvurusunun ilanından sonra dava dışı Fransız firmasının itirazını yerinde bularak, bu firmanın "E...." markasının dünyaca tanınmış marka olduğu ve 556 sayılı KHK.nin 8/4. maddesine göre, farklı mal sınıfında dahi olsa bu markanın başkası adına tescilinin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Böyle olmakla birlikte, dava dışı yabancı firmaya ait anılan markanın tanınmış marka olarak tescilli olduğuna dair dava dosyasında bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Ancak mahkemece bu markanın dünya çapında tanınmış bir marka olduğunun herkesçe bilindiği HUMK.nun 238/2. maddesi hükmü uyarınca ayrıca ispatının gerekmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tescile itiraz eden dava dışı firma, dünya çapında tanınmış marka sahibi olduğunu iddia etmesine karşın buna ilişkin belge sunamadığına göre, davacı Vekiline bu firmaya karşı dava açması için uygun bir önel tanınması, davanın açılması halinde bu dava ile birleştirilip birlikte görülerek, anılan firmaya ait markanın dünyaca tanınmış bir marka olup olmadığı açıklığa kavuşturularak hükme bağlanması gerekirken, somut uyuşmazlıkta uygulama yeri olmayan HUMK.nun 238. maddesine yapılan gönderme ile yetinilmek suretiyle eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), 100.000.000:lira duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak kendisini duruşmada vekille temsil ettiren davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.6.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 27-01-2007, 18:27   #2
A.Turan

 
Varsayılan

Ne gibi belgeler istendiğini açıklamamış yargıtay.
Old 13-02-2007, 15:35   #3
Hekimbaşı

 
Varsayılan Birçok belge olabilir, yeter ki geçerli olsun

Sn.Turan,


SUNULABİLECEK BELGELER
----------------------
1. Öncelikle markanın yabancı tesciline ilişkin
a) Tescil belgesi ve çevirisi (elçilik onaylı)
b) TPE nin yabancı tescil kuruluşundan elde ettiği kayıtlar (ancak TPE değerlendirmesinde kullanılabilir, mahkemede kullanılamaz)

2. Ancak (1) yoksa:
a) Markayla TC ne yapılmış ithalata ilişkin belgeler
b) Geçmiş tarihli faturalar, resmi yazışmalar ve çevirileri (ilgili kurumlar ve elçilik onaylı)
c) Yabancı ticari sicil kayıtları ve çevirileri (ilgili kurumlar ve elçilik onaylı)
d) Ticari hacim bilgileri (ilgili kurumlar ve elçilik onaylı)

Önem taşıyan belgelerdir. Kanımca bu belgelerden söz ediliyor. Bunların karar verme sürecindeki rollerine bakarsak; yargıtayın hangi belgeyi beklediğini belirtmemesindeki inceliği de anlamak mümkün. Kendilerini kutluyorum. Kısaca, ilerde görülecek davaya ilişkin koşullandırıcı veya yol gösterici bilgi vermekten imtina ettikleri söylenebilir.

BELGELERİN YOL AÇABİLECEĞİ SONUÇLAR
-----------------------------------
Bunlardan (1) varsa, markanın tescili önlenebilir. Kullanım ise ancak TC nde marka tesciline gidilirse önlenebilir. Ama TC nde tescil edildiğinde, 3 yıl içinde marka ile TC ne ithalat yapılmak zorundadır. Eğer burada yabancı marka tescili ve ithalat istenmiyorsa, kullanımı engellenemez; ama tescilli olduğu ülkelere ihracatı, istenir ve girişimde bulunulursa, önlenebilir. Bu kısmı ne bizi, ne TPE yi, ne de yargımızı ilgilendirmez.

Ama (1) yok, (2a) varsa, markanın tesciline engel olmak yanında, kullanımına da engel olmak mümkündür. Eğer ithalat tarihi, markayı tescil ettirmek isteyen yerli şirketin markayı kullanmasından önce ise, yerli şirketin marka üzerinde o markayla daha önceden üretilmiş ve satılmamış malları dışında hiçbir hakkı kalmaz ve karşı taraf isterse, onları maliyetleri üzerinden devretmek zorunda kalabilir. Sattıkları üzerinde ise ilgili şirketin hak iddia etmesi mümkün değildir.

Ne (1), ne de (2a) varsa, olay TC dışında gelişmiş ve her nedense TC ne bulaşmakta demektir. Markanın tesciline ancak yabancı belgelerin TC ndeki kullanımdan daha eski olmaları halinde engel olunmalıdır. Markanın kullanımı ise ayrı bir konu haline gelir. Kullanıma engel olabilmek için 'şöhretten yararlanma veya söhreti zedeleme' davaları açmak ve bunların lehte sonuçlanmalarını beklemek gerekir. Böyle bir durum saptanamazsa, kullanım elbette devam etmelidir.

BENİM DEĞERLENDİRMELERİM
------------------------
Bütün bunlardan bağımsız olarak, TPE nin konuyla ilgili görev ve yetkilerine de bir göz atmakta yarar var.

Tescili reddedilen şirket; 1992 yılından beri kullandığını iddia ettiği markayı tescil ettirmek için 1998 (başvurusu da olsun 1997 olsun) yılında başvurmuş. Bu iddiasının kanıtları olmak gerekir ki, bunu ileri sürebilmiş, TPE bir çekince koymamış ve mahkeme kararında bunların olmadığına ilişkin belirtim yok.

TPE nin 1998 tarihli kararı elbette yanlıştır, çünkü markanın tesciline engel duruma ilişkin kanıtların markayı kullanan ve yeni tescile itiraz eden şirketçe kendisine verilmiş olması gerekirdi. Bunlar ortada olmadan TPE nin tescil talebini reddi yerinde olamayacağına göre; mahkemeye kanıtları neden sunamamış veya sunmamıştır? Kayıp mı etti acaba? Zaman zaman itirazı yapan vekillerin işgüzarlıkla müşteri avcılığı yaptığı durumlar da olabiliyor; bu öyle bir durum mu var acaba?

Bence burada TPE nin yabancı şirketi kayırdığını öne sürmek bile mümkündür. En azından yabancı şirkete zaman kazandırıcı veya yerli şirketi korumadan mahrum bıraktıracak yönde davranmıştır. Belki de bu davranışına; yabancı şirket kanıtı yeterli sürede sunamadığı halde, markayı tescile izin verirse; bu sefer yabancı şirketle mahkemelik olmak zorunda kalacağı kaygısı neden olmuş olabilir. Böyle bir kaygıya düşmesinin nedenini anlamak zordur; çünkü değerlendirmelerini hangi nesnel kanıtlarla sonuca bağlaması gerektiği ortadadır; yani mahkemeye konu olsa bile, kurallara uygun davrandığını gösterebildiği sürece, bir yükümlülük doğmayacaktı.

Her marka tescilli olmak zorunda değildir; fakat tescil, markanın korumasını kolaylaştırıcı olarak düşünülmüş bir düzenlemedir. Bu nedenle, aynı markayı kullananlara rastlamak her zaman mümkündür. Böyle durumlarda, taraflar uzlaşmak zorundadır. Uzlaşamazlarsa, mahkemeye giderler, mahkemenin takdirine göre davranırlar. Ama her ikisi de markayı tescil ettiremez, çünkü diğeri tescili istenen markayı kullanmakta olduğunu kanıtlayarak tescile engel olabilir.

Kaldı ki, markaların tescili ülkeye özgüdür. Başka bir ülkede tescilli olması, burada tescil edilemeyeceği anlamını taşımaz. Tescilli koruma hedefleniyorsa; ki marka kullanımının önüne ancak böyle geçilebilir; markanın burada da tescil edilmesi gerekir. İtiraz askısı bu nedenle vardır. Yabancı şirket itiraz ettiği zaman, markayı bir anlamda burada da korumak istediğini beyan etmekte olduğundan, rüçhan (öncelik) hakkını gösterecek belgeleri de sunmuş olmalıdır. Onlar yoksa, ve markayı burada tescil ettirmemiş olsa bile, markayı kullanarak TC ne ihracat yaptığını belgeleyebilirdi. Eğer varsa, bu belgeler nerededir?

Bir başka nokta; mal ve hizmet sınıfları ayrı olduğu takdirde markaların tescil edilebileceğidir. Buna sadece markanın uluslararası düzeyde (farklı marka bölgelerine giren birkaç ülke mesela) tanınmış olması veya birkaç mal ve hizmet sınıfından tescil edilmiş olması gerekçe gösterilerek karşı çıkılabilir. TPE nin kendisi de bunu gerekçe gösterebilir, ama o zaman da erişebildiği yabancı ülke kayıtlarını kanıt olarak sunmalıdır. Bu kanıtlar da mı yoktur?

Sanırım yargıtay da her ne kadar davalı TPE, davacı yerli şirket ise de, 'dava dışı şirket' diyerek yabancı şirketi davanın tarafı olmaya bu nedenle davet etmektedir. Yabancı şirket ilgili kanıtları sunmadan yerli şirketin markayı tesciline engel; TPE buna aracı; yargımız da böyle bir şeye alet olamaz.

Ama bana sorarsanız, yargıtayın bu daveti yapmak yerine veya onunla birlikte, TPE nin değerlendirmesini de geçersiz kılması gerekirdi. Madem TPE nin kararı eksik ve yanlış, ve bu kendisine bağlı değil, isterse yabancı şirket dava açsın, değil mi? Ona 'gel de hakkını ara', yerli şirkete ise 'bekle bakalım, ne olacak' demek ne kadar doğru?

ÖZET
----
Özetle, TPE nin 'herkes biliyor, bu marka var' demesi yeterli değildir. Üstelik, bana kalırsa yabancı şirketin markası da tescilli değildir; muhtemelen uzlaşmaya istekli olmadığı için yerli şirketi zorlamaktadır.


Saygılarımla,

NOT
---
Kusura bakmayın, kanun ve madde referansları veremiyorum, çünkü hukukçu değilim. Ama uluslararası düzenlemeler ve uygulamalar, ve bunların artık iç hukuktan da üstün olduklarından yola çıkıyorum. TPE nin yerli şirketleri korumak doğrultusunda değil de, karşı yönde kararlar almasını da anlamakta güçlük çekiyorum ne yazık ki.
Old 13-02-2007, 16:36   #4
A.Turan

 
Varsayılan

Sayın Cem, yazınızı okudum emeğiniz için teşekkür ederim. "TPE nin yerli şirketleri korumak doğrultusunda değil de, karşı yönde kararlar almasını da anlamakta güçlük çekiyorum ne yazık ki."
TPE nin özellikle böyle davarndığını sanmamak gerekir. Bu tür bir davarınış zira kimse anlamlandıramaz.
Old 14-02-2007, 12:50   #5
Hekimbaşı

 
Varsayılan Niyet belki kötü değil ama sonuç kötü

Sn.Turan,

Çok haklısınız, ben de anlamlandırmakta güçlük çektim zaten. Kötü niyetli olduklarını değil; yaptıklarının sonucunun kötü olabileceğini düşünmeleri gerektiğini; ve ortada kanıt olmadığında, yerli başvuru sahibi lehinde düşünme eğiliminde olmaları beklendiği halde, öyle davranmamış olmalarının şaşırtıcı olduğunu; söylemeye çalıştım.

Yargıtay da TPE yi korumayı seçmiş dikkat ederseniz. TPE nin kurul kararını bozsaydı yerli şirketi korumuş olacaktı, fakat TPE yi zor duruma düşürecekti. TPE yi korumayı yeğlemiş ve böylece sonuçta o da yerli şirketi korumasız bırakmış olacağını gözardı etmiş.

Tescil isteyen yerli şirketin beklentisi yazılı kurallara uygun davranılmasının sağlanmasından ibaret. Uygun davranmayan TPE yi şirkete karşı korumakla yargıtay devlet kuruluşuna ayrıcalıklı davrandığını göstermiyor mu sizce? Uygun davranmamış olan TPE değil de yerli şirket olsa idi, karar aleyhinde çıkmayacak, yine kanıtlar mı beklenecekti? Hiç sanmıyorum.

Geçen bu sürelerden dolayı yerli şirketin hak kayıpları veya ticari kayıplar doğarsa (örneğin başka ülkelere tescil başvuruları gecikebilir, bu nedenle yapılması düşünülen ihracat bekletilmek zorunda kalınabilir ve o sırada o ülkelerde markayı kullanan ticari faaliyetini sürdürebilir) bunun suçlusu veya muhatabı kim olacak? TPE mi, mahkeme mi, yargıtay mı? Bu hak nasıl aranacak?

Örnekte iki yılı aşkın bir süre geçmiş zaten; belki iş sonuçlanana dek 3-4 yıl geçecek, o arada da atı alan üsküdarı geçecek; belki milyonlarca dolarlık satış yaparak talebi doygunluğa eriştirecek; hiç başka şey olmasa bile, yerli üretici o pazara girdiğinde çıkacak marka sorunlarına uzlaşma arandığındaki pazarlık gücünü arttıracak.

TPE kurallara uyup, sadece elindeki kanıtlarla karar verseydi eline mi yapışırdı? Söylencelere dayalı hukuk, adalet olur mu?

Kendi devlet kuruluşlarımız ve yargımızın bizleri yabancılara karşı korumasını bekliyor ve istiyoruz elbette. Bu sırada hukuk dışı davranılmasını beklemiyoruz asla; kurallara uygun davranılsın yeter. Eğer bu yönde takdirlerin lehte ve aleyhte olabileceği kuşkusu olmasaydı, marka konusu her ülkede önce kendi kuruluşunun yetkisine emanet edilmez, sadece uluslararası kuruluşlara emanet edilirdi. Nitekim, fikri haklardan sadece marka tescilinde önce kendi ülkesinde yapılmak şartı bulunmaktadır. Kendi ülkenizde tescil ettiremezseniz, başka hiçbir yerde tescil ettiremezsiniz. Patent ve telif hakları ise böyle değildir.

Yargıtayın değil ama, TPE nin marka tescilinin bu yönleri açısından çok daha bilinçli, uyanık, ve bizim lehimize titiz olmasını beklerdim; çünkü TPE yabancıların değil, bizim haklarımızı korusun diye var. Bir yandan 'markalaşın' diye teşvikler ilan edip, öte yandan böyle davranılmasını da hayretle karşılıyorum.

Saygılarımla,
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Tanınmış Marka Hakkına Tecavüz İddiası/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 5 24-12-2009 17:25
Tanınmış Markanın Korunması-1/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 7 09-04-2007 16:20
Tanınmış Marka/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 1 15-02-2007 14:32
Tanınmış Markanın Korunması-2/Yargıtay Kararı Av.Ceylan Pala Karadağ Fikri Haklar ve Bilişim Hukuku Çalışma Grubu 1 14-02-2007 18:18
Bir Yargıtay Kararı arıyorum... nephilis Meslektaşların Soruları 2 08-09-2006 22:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04184389 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.