Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

örfü belde - tapu kaydı

Yanıt
Old 30-01-2012, 12:31   #1
Armağan Konyalı

 
Varsayılan örfü belde - tapu kaydı

Tapu kayıtlarını okumayı bilen üyelerimizin dikkatine:

Olayımızdaki tapu kaydında mülkiyet bilgileri şöyledir:
Malik: Mahmut Yıldız
Açıklama : Süleyman Bey örfü beldesinden
Malik/Lehdar: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Bilindiği gibi örfü belde içinde iki hak sahibi bulunmaktadır:
1- Tarla sahibi (zemin hakkı)
2- Bağ, bahçe sahibi (gedik hakkı)

Yukarıdaki tapu kaydına göre hangisi hangi hakka sahiptir?
Old 30-01-2012, 18:09   #2
kezzy

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Tapu kayıtlarını okumayı bilen üyelerimizin dikkatine:

Olayımızdaki tapu kaydında mülkiyet bilgileri şöyledir:
Malik: Mahmut Yıldız
Açıklama : Süleyman Bey örfü beldesinden
Malik/Lehdar: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Bilindiği gibi örfü belde içinde iki hak sahibi bulunmaktadır:
1- Tarla sahibi (zemin hakkı)
2- Bağ, bahçe sahibi (gedik hakkı)

Yukarıdaki tapu kaydına göre hangisi hangi hakka sahiptir?

Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla zemin hakkı Mahmur Yıldız'a,
Gedik hakkı Süleyman Bey'e ait.
ancak tapu kaydını tarayıp forumda paylaşabilirseniz daha da net cevap verebiliriz diye düşünüyorum
Old 30-01-2012, 18:34   #3
halit pamuk

 
Varsayılan

İzmir bölgesinde, örfü belde gediğine çok rastlanırmış. Ben hiç karşılaşmadım. Ama benim bildiğim zemin(arsa) ayrı bir maliki, üzerindeki yapının sahibi farklı bir maliki olmaz. Bu anlamda tek malik vardır o da Mahmut Yıldız'dır. Ama imar kanunda özel düzenleme olur, onu bilmiyorum.
Old 30-01-2012, 18:43   #4
halit pamuk

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Adnan Koray
İzmir bölgesinde, örfü belde gediğine çok rastlanırmış. Ben hiç karşılaşmadım. Ama benim bildiğim zemin(arsa) ayrı bir maliki, üzerindeki yapının sahibi farklı bir maliki olmaz. Bu anlamda tek malik vardır o da Mahmut Yıldız'dır. Ama imar kanunda özel düzenleme olur, onu bilmiyorum.

ŞUNUN GİBİ :

"Örfü belde, Medeni Kanundan önce mahalli sosya-ekonomik ihtiyaçlardan doğan ve zemin mülkiyeti bir şahsa üzerindeki tasarrufa konu olan şeylerin mülkiyeti ise diğer bir şahsa ait olan çifte mülkiyet sistemidir. Medeni Kanunumuzda çifte mülkiyet sistemi kabul edilmediğinden 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 5. maddesi uyarınca bu tür tasarrufların tasfiyesi yoluna gidilmiştir. Anılan madde uyarınca "Belediye hudutları mücavir sahalar içinde veya dışında bulunan gedik ve zeminler (örfü belde-paftası) tamamen yıkılıp yok olarak (müntafi ve münhedim) varlıklarını kaybedip, kaybetmediklerine bakılmaksızın bu kanun hükümlerine göre tasfiye olunurlar. Tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz mallardaki zemin hakları bedele çevrilmiştir. Zemin hakkı bedeli, ait olduğu taşınmaz malın zemine ait son emlak vergi değerinin 1/5 dir. Bu şekilde belirlenecek zemin hakkı bedeli, tapu idaresince gedik sahibinin müracatı halinde zemin hakkı sahibi adına emaneten milli bir bankaya yatırılır. Müracaat edilmediği takdirde zemin sahibi lehine Kanuni ipotek tesis edilir." hükmü öngörülmüştür. Kanunda gedik sahibinin başvurusu için bir süre tanınmamıştır. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 1477 sayılı genelgesi uyarınca gedik sahibinin makul bir sürede başvurusu olmadığı taktirde hesaplanacak zemin bedeli üzerinden "örfü belde" hakkı sahibi yararına kanuni ipotek tesis edilerek kütük sahifesi üzerindeki örfü belde kayıtlarının res'en terkin edileceği öngörülmüştür." (14. hd,11.7.2006 t. 2006/4692 E)
Old 30-01-2012, 18:46   #5
tiryakim

 
Varsayılan

Bence;
Zemin hakkı Mahmur Yıldız'a ait
Gedik hakkı ise Süleyman'a ait olabilir diye düşünmekteyim.
Old 30-01-2012, 19:34   #6
halit pamuk

 
Varsayılan

Suat Bertan Ayni Haklar kitabında şöyle diyor: "... Bu tür gediklere ait kayıtlarda, yer sahibin ismi yazılır.;mesela, filan kimsenin örfü beldesi dükkan gediğidir, denilir. Bu gibi haklarda, kayıtta yazılan ismin yer sahibine ait olduğunun ve gedik sahibinin isminin sayılmaması gerektiğinin gözöünde bulundurulması faideli olur. ( 4.6.1947 17 sayılı İBK) ( sh. 91)
Old 30-01-2012, 19:36   #7
tiryakim

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Adnan Koray
Suat Bertan Ayni Haklar kitabında şöyle diyor: "... Bu tür gediklere ait kayıtlarda, yer sahibin ismi yazılır.;mesela, filan kimsenin örfü beldesi dükkan gediğidir, denilir. Bu gibi haklarda, kayıtta yazılan ismin yer sahibine ait olduğunun ve gedik sahibinin isminin sayılmaması gerektiğinin gözöünde bulundurulması faideli olur. ( 4.6.1947 17 sayılı İBK) ( sh. 91)

Anılan Kararın tam metni : ( Kırmızı ile Yazılan Karar )


T.C. YARGITAY
İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu
Esas: 1944/41
Karar: 1947/17
Karar Tarihi: 04.06.1947
 
S
ÜRESİZ KİRAYA VERİLEN GAYRİMENKULUN YER SAHİBİ TARAFINDAN SATILIP SATILAMAYACAĞI İHTİLAFI - İRTİFAK HAKKI - KİRALAMANIN DEVAM ETMESİ İLE SATIŞ YAPILABİLECEK OLMASI
ÖZET: Medeni Kanunun gayrimenkule müteallik irtifak hakkının 707 ve 720. maddeleri hükümlerine nazaran örfü belde gediği ile paftosun külliyen muntafi ve münhedim olması halinde bulundukları mahallerin müstahlas olarak sahiplerine avdet edeceklerine ve bunların bulundukları yerleri sahiplerinin gedik ve paftosla mükayyet olarak başkalarına satabileceklerine karar verilmiştir.
(743 S. K. m. 649, 652, 707, 720)
Patfoslu bir gayrimenkul
ü yersahibinin satabilip satamıyacağı hakkında Yargıtay Birinci Hukuk Dairesinin 4.7.1939 tarih ve 3037/1570 ve 15.5.1943 Tarih ve 620/1789 sayılı kararları arasında hasıl olan uyuşmazlığın çözülmesi İzmir yemiş çarışında Ali Raif Günyer imzalı ve 9.11.1944 tarihli dilekçe ile istenilmiş ve işin müzakeresi sırasında yukarıda zikri geçen 15.5.1943 Tarihli karar ile 30.5.1946 tarih ve 1644/2644 sayılı karar arasında; yer üzerinde mağruş bağ ve gürümden eser kalmaması halinde ve Medeni Kanunun meriyet ve şekli tatbiki hakkındaki kanunun otuz dokuzuncu maddesi müvacehesinde paftos gediğinin hükümsüz kalıp kalmıyacağı noktasında da uyuşmazlık mevcut olduğu anlaşılarak uyuşmazlık konusunu teşkil edenilam örnekleri çoğaltılarak 28.5.1947 Tarihine rastlayan Çarşamba günü saat 9.30 da müzakerenin başlıyacağı Genel Kurul Üyelerine bildirilmişti.
Bugün toplanan kurula (elli dört) zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu olan kağıtlar Birinci Başkan tarafından okunduktan ve olayın özeti anlatıldıktan sonra söz alan;
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; İzmir ve Manisa ve diğer bazı şehir ve kasabalarda mülk arsa üzerinde bina yapmak ve ağaç dikmek ve buna karşı yer sahibine beher sene bir ücret vermek üzere tesis edilen intifa hakkına örfü belde gediği denmektedir. Bu yerlerde şehir ve kasaba haricinde arazi üzerne bina yapmak ve ağaç ve gürum dikmek ve buna mukabil yer sahibine yine sene besene ücret vermek üzere tesis olunanintifa hakkında da paftos tabir edilmektedir. Gerek örfü belde gediği ve gerekse pastos tapu idarelerince kabul olunarak bina ve ağaçlar yapan ve diken namlarına ve yer de esas gayrimenkulün maliki namına kaydedilmekteydi.
(Paftos) kelimesi Rumca olup müddetsiz kiraya vermek manasındadır.
Konumuz olan paftos kımen gediğe benzemekte ise de; daha ziyade mukataaya yakındır.
Sayın Ali Himmet Berkinin (Vakıflar) nam eserinin elli yedinci sahifesinde örfü belde ve paftos hakkında tafsilat vardır. Yine bu eserin elli yedi ve elli sekizinci sahifelerinde bu hususa dair nizamnamenin bazı fıkraları yazılı bulunduğundan ben de aynen iktibas ettim.
Fıkralar şöyledir (mülk arsa üzerinde sahibi tarafından örfü belde namiyle vazolunan gedikler tasarrufudur ki, yerler hakikaten arsa sahiplerinin mülkleri olmakla gedik sahipleri senevi takdir olunan icaresi her ne ise onu verip ol veçhile bina ve ağaçlar için hakkı karara malik olmuştur. Bunların yerlerinin beyi mahkemede ve binaların ferağı yer mutasarrıflarının huzurunda icra ve gedik için %5 harcı ferağ ve % ikibuçuk harcı intikal yer mutasarrıfları tarafından ahz ve istifa ve senedi onlar tarafından ita kılınır) Yani temessükle satılacağını beyan etmektedir.
Diğer bir fıkra (Karşıyaka gibi İzmirin havalişinde bazı arazii emiriye ve mevkufe mutasarrıfları bu yerlerin üzerinde bina ve bağ yapmak ve eşcar garsetmek üzere senevi bir icare takdiriyle ahara icar etmişolduklarından bu veçhile gedik itibar olunanların kaffei ahkam ve şerait ve muamelatta yer ve binası vakıf olup da mülk olarak gedik vazolunan akarat ile mülk arsalar üzerinde gedik itibarı verilen müstegallattan hiç bir farkı yoksa da, hariç şehirde oldukları için bunlara (paftos) ve dahil şehirde olanlara gedik namı verilmiştir). Paftos hakkında esaslı bir ahkama tesadüf edemedim.
Sayın Ali Himmet Berki (Vakıflar) nam eserinde bu yerler üzerindeki bina ve ağaçlar zail olsalar dahi yer sahipleri yerlerini istirdat edemeyeceklerini yazmaktadır.
Sayın Ali Himmet Berki bu fikir ve mutalaasını zannedersem mukataadaki ahkama istinat ettirmiştir. Çünkü, ahkamül evkafta 282. meselede (ebniye veya eşcar veya gürumdan bir eser kalmayıp mutasarrıfı müceddeden bina ihdas veya eşcar ve gürum garsetmeyip mukataai kadimesini dahi vakfı tarafına vermese mütevellisi mukataayı fesih ile ol yeri mutasarrıfı yerinden nezedip ahara icar ve tefviz edebilir. Amma mutasarrıfı mukataai mukataai kadimesini vakit ve zamaniyle eda ederken ebniye veya eşcar veya gürumundan eser kalmasa bile mütevelli mukataayı fesih ile ol yeri mutasarrıfı yedinden nezedemez) denmektedir. Dairemizde bu sarahata binaen evvelce bu şekilde içtihatta bulunarak bazı kararlar ittihaz etmiş ise de Medeni Kanunun sureti Meriyet Şekli Tatbiki Hakkındaki Kanunun otuz dokuzuncu maddesi hükmü dikkat nazarımızı celbederek bir çok inceleme yapdıktan sonra 30 Mayıs 1946 tarih ve 2644 numara ile paftos ve örfü beldede bina ve ağaçların zevalinden sonra artık müstecirin bu yerde hiç bir hakkı kalmıyacağından yer sahibi yerini istirdat edebileceği yolunda karar vermiştir.
Tatbikat Kanununun otuz dokuzuncu maddesi aynen şöyledir: (Kanunu Madeninin gayri menkuller sicilline dair olan kaidelere göre tesisleri artık kabil olmıyan ayni haklar -bir evin bir katının mülkiyeti gayrin arazisi üzerindeki ağaçların mülkiyeti ilah- tescil edilmeyip sadece ve lüzumu derecesinde işaret olunmakla iktifa olunur. Mezkur haklar herhangi bir sebeple muntafi olduktan sonra artık yeniden tesis edilemez.)
İşte bu madde gayet sarih olarak gösteriyor ki, yer üzerindeki bina veya eşcar ve gürum zail olduktan sonra artık Paftos sahibinin hiç bir hakkı kalmaz. Medeni Kanun yürürlüğe girdikten sonra artık eski ahkamdaki içtihatlarla değil Medeni Kanunun hükümleri dairesinde hareket etmek lazımdır. Ve zaten mukataalı yerler taviz bedeli verilerek mülke raptedilmekte olduğundan mukataalı yerler üzerinde tevakkufa mahal kalmamıştır. Binaenaleyh hulasa edecek olursak Paftos vasfı zail olduktan sonra yer sahibi gayrimenkulünde istediği şekilde tasarruf edebilir. Paftos vasfı zail değilse paftos sahibi müstakilen bina ve ağaçları başkasına satamaz. Çünkü, Medeni Kanun hükmünce bunların yerin mütemmim cüzü olup yere tabi olduğundan gerek bu noktadan ve gerekse tatbikat Kanununun yukarıda zikredilen otuz dokuzuncu maddesi hükmünce ayrıca tapu verilemiyeceği ve paftoslu yerde paftos vasfı mevcut olduğu halde yer sahibi gayrimenkulünü başkasına satsa paftos sahibinin hakkına halel gelmiyeceği fikir ve kanaatında bulunmaktayım.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer; Tevhidi içtihat müessesesine gelebilmek için nassolmamak lazımdır. Halbuki okudukları Kanunu Medeninin Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkındaki Kanunun otuz dokuzuncu maddesi hükmü gayet sarihtir.
Birinci Başkan; Temyiz Mahkemesi teşkilatının tevsiine dair olan kanunun sekizinci maddesini okudular. Okuduğum maddeye göre temyiz dairesinin iki kararı veya dairelerin kararları arasında tezat ve mübayenet görüldüğü veya bir daire müstekar olan içtihadından dönmek lüzumunu hissettiği takdirde işin tevhidi içtihat yoluyla halli lüzumu zaruridir. Şu halde bugünkü mevzuumuzda tam bir tevhidi içtihat mevzuudur dedi.
Dördüncü Hukuk dairesi Başkanı; Fevzi Bozer; işi bu şekilde mutalaa edersek tevhidi içtihat işlerini çok tevsi etmiş olacağız.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz; Birinci Hukuk Dairesi Başkanlığından yazılan müzakkereye bakılırsa ihtilaf Paftos namiyle maruf bir nevi gediklerin Medeni Kanunun meriyetinden sonra hükmü kalıp kalmadığında yani bu hususa müteallik Nizamnamenin mülga olup olmamasındadır. Halbuki dairenin tasdik ve nakız kararları arasındaki ihtilaf Paftoslu bir mahallin sahibi mutasarrıf olduğu yeri satabilir mi satamaz mı noktasındadır.
939 tarihli temyiz karariyle müddeabih mahallin paftoslu bir yer olması bağ yerine sahip olan davacının tasarruf hakkını ihlal etmiyeceğine ve bağ yerinin elde ele geçmesi muhdesatına malik olan kimselerin haklarına müessir olmıyacağına binaen mülk sahiplerinin mütasarrıf oldukları yerleri ahara satabileceklerine dair mahalli mahkemesinin verdiği karar tasdik ve 1944 tarihli daire kararıyle de tatbik kanununa göre paftos gediklerin elyevm muteber ve hükmü cari bulunduğu ve bu hususta gedik sahibi ancak temliki tasarrufa muktedir olup paftos gediğinin taalluk ettiği arazi sahibinin bu yeri satmak salahiyetini haiz olmadığı beyaniyle mahalli mahkemesinin aynı mahiyetteki kararı nakzedilmiş ve şu suretle her ikisi de eski olan hadiselerden birinde paftoslu namiyle maruf gediklerde yer sahibinin mutasarrıf olduğu yeri satabileceğine ve diğerinde de satamıyacağına karar verilmek suretiyle daire kararları arasında açık bir mubayenet hasıl olmuştur.
Bu içtihatlardan daha doğrusu bu kararlardan hangisinin doğru olduğunu söyleyebilmek için bu hususa ait nizamnamenin hatimesiyle dördüncü nevi matlaplı bendini okumak kafi gelir. Hatimede İzmir havalisinde bazı arazii emiriye ve mevkufe mutasarrıfları bu yerleri bina ve bağ yapmak ve eşcar garseylemek üzere senevi bir icare takdiriyle ahara icar etmiş olduklarından bu hesapla gedik itibar olunanların kaffei ahkam ve şerait ve muamelatta mülk arsalar üzerinde gedik itibarı verilen müstegallattan hiç farkı yoktur. Dördüncü bendinde de mülk arsalar üzerine eshabı tarafından örfü belde namile vazolunmuş gedikler tasarrufur ki, yerleri hakikaten arz sahiplerinin mülkleri olmakla gedik sahipleri senevi takdir olunan icaresini verip ol veçhile bina ve eşcarı için hakkı karara malik olmuştur. Bunların yerlerinin beyi mahkemede ve binalarının ferağı yer mutasarrıfları huzurunda icra olunur diye yazılıdır.
Sonuç; Dairenin 1939 tarihli kararı yukarıda yazılı Nizamname hükümlerine tamamiyle uygundur. Çünkü; içtihada mahal bırakmıyacak surette Nizamnamenin hadiseye taalluk eyleyen hükümleri sarihtir. Eğer daire kararları beyninde paftos gediğine müteallik Nizamnamenin Madeni Kanunun meriyetinden sonra da hükmünün kalıp kalmadığı hususunda bir ihtilaf mevcut ve yukarıda yazılı temyiz kararlarından böyle bir mana maksut olduğu söylenecek olursa ona göre mutalaamı arzederim.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A.Himmet Berki; İzmir ve havalisinde bulunan gediklerden şehir dahilinde olanlara örfü belde gediği ve haricinde olanlara örfü belde gediği ve haricinde olanlara paftos gediği denilmiştir. Mahiyeten her ikisi de hukukan aynı mahiyettedir. 150 senelik bir tarihi olan bu gedikleri ihdasa ihtiyaç ve mütekabil menfaatler saik olmuştur. Birinin yeri var imara kudreti yok, diğerinin parası var yeri yok gayri muayyen zaman için bina yapmak ve ağaç dikmek üzere muayyen bir ücretle yer sahibi mutasarrıf olduğu arazisini imar edecek birina icar ediyor. Şüphesiz bu faydalı bir tasarruftur. Ancak; gayri makul olan ciheti her şeyin kıymeti zamanla arttığı halde ücretin arttılamamasıdır. Gerçi İstanbul'da gedikler bir kanunla ilga edildi. Bu ilga İstanbul ve biladı selasedeki gediklere münhasırdır. İzmirdeki bahis mevzuu olan gediklere şumulü yoktur. Ve ilga olunan gedikler mahiyeten başkadır.
Muhdesat zail olursa gedik mukavelesi münfesih olur mu? Olmamak icap eder. Meğer ki, şartı akte muhalefet edilsin. Çünkü; bu bila müddet bir icar ve isticar muamelesidir. Mevzuata göre muteber olmamak lazımdı. Fakat bir nizamname ile örf namı altında kabul edilmiştir. Tatbikat Kanununun otuz dokuzuncu maddesi aynı haklara mütealliktir. Burada yani bu hadiseye asla şumulü yoktur. Bu madde çerçevesinde mutalaa olunamaz.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; Ağaç sahibi öldü yer sahibine kaldı. Bunun tekrar tesisi mevzuu bahis olamaz. Muntafi olur demek ağaçların, binanın kalkması demektir.
Üçüncü Hukuk Dairesi Başkanı Şefkati Özkutlu; Bu hak tesis olunurken muaccel bir para verse ve sene besene yüz kuruş vereceğim dese ayni bir hak olur. Ev yapayım derse ev kalkınca aynı haktan ziyade şahsi bir hakka benzeyen bir hak olmak itibariyle ve peşin para verilmediğine göre yer sahibi isterse verir istemezse vermez. Yeniden icbara hiç bir sebep ve memsek yoktur. Senin yerine eskisi gibi gireceğim diyemez dedi.
Beşinci Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Gönenli; Bizim dairemizde de bir dosya vardır. Tevhidi içtihat neticesini beklemektedir. Bunda satış meselesi değil eşcar ve binanın zail olmasıyla paftos zail olur mu meselesidir Davacı paftos kaydının kaldırılmasını istiyor. Mesele etraflı bir şekilde hallolunmak üzere Sayın Galip Karayalçın'ın mutalaalarında bahsettikleri ilamın da dosya ile tevhidi lazım gelmektedir. Dedi.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; Mezkur ilamı da takdim edeceğini söyledi. Karar getirildikten sonra müzakereye deva olunmak üzere taliki tensip kılındı. 28.5.1947

(4.6.1947 Çarşamba : İkinci Oturum)
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; Vaktiyle paftos kabul edildiğine göre devamı isteniyordu. Medeni Kanunun Tatbikina ait Kanunun otuz dokuzuncu maddesini gördük madde gayet açıktır. Bu sarahat karşısında Sayın Ali Himmet Berkinin tefsirlerini kabule temayül imkanını göremiyoruz. Rosel'in fikirleri de bizim noktai nazarımızı teyit etmektedir. Son kararımız doğrudur dedi.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki; Anlaşılıyor ki, hallolunacak mesele ikidir. Biri paftoslu yerin sahibi yeri başkasına satıp satamaması meselesi diğeri muhdesat zail olursa gediğin nihayet bulup bulmaması meselesidir. Satabileceğinde şüphe yoktur. Nizamnamede bunu tasrih etmiştir, gedik kalmak üzere satar bunda şüphe yoktur.
Asıl mesele Tatbikat Kanununun bu hadiseye şumulü olup olmadığını tayindedir. Arzettim ki, bu gedikler bir nevi icar ve isticar muamelesidirr ve nihayetsiz bir icardır. Bina yapmak ve ağaç dikmek üzere 150 sene müddetle bir adam bir yer isticar etse nasıl ki, yerde yıkılan binaların yerine bina ve kuruyan ağaçların yerine diğer ağaçlar dikmek hakkı varsa bu gediklerde de böyledir.
Nitekim mukatalı vakıflar otuz dokuzuncu madde çerçevesi içinde düşünülmemiş ve malum olduğu üzere vakıflar kanuniyle tavize raptedilmiştir. Mukataa ile bu gedikler arasında ne fark var. Adları başkadır. Hulasa Tatbikat Kanununun otuz dokuzuncu maddesiyle bunların alakası yoktur.
Sabir Erbil; Paftos alt üst hakkı gibidir. Bina ve eşcar mevcut oldukça hak mevcuttur. Bina ve eşcar muntafi olunca Tatbikat Kanununun otuz dokuzuncu maddesi mecibince mülk sahibine rucu eder ve ikinci bir tesis yapılamaz dedi.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; Irtifak ve paftos her ikisi de mukavele ile olur. Eskiden tapuda yazılmıyan irtifak hakları da muteberdi. Paftos da bir mukaveledir. Irtifak hakkı olarak bina yapılıyor veya eşcar garsolunuyor. Kanunu Medeniye göre bu gibi muhdesat muntafi olunca hak avdet etmez. Eski ahkamın ışığı altında mutalaa etmek doğru değildir. Mukataaya gelince Kanunu Medeni; vakıflarda ahkamı hususiye yapılıncaya kadar vakıf hükümlerini mahfuz tuttu. Tatbikat Kanunundan sonra hususi kanun vücut buldu. Bunda da sarahat koydu. Şu halde paftos gediği ile mukataada kıyas yapılamaz dedi.
Üçüncü Hukuk Dairesi Başkanı Şefkati Özkutlu; Gedikler esasen ilga edilmiştir. Devamı lazım gelen bir şey olsaydı biladı selasedeki gedikler ilga olunmazdı. Elimizde hüküm varken ilgası tarafına gitmek lazımdır. Çünkü arazinin ihyasına mani unsurlardır Sayın A. Himmet Berki paftosun şahsi hak olduğunu kabul ediyorlar. Şu halde Borçlar Kanunu hükmünce mutalaa olunur. Eski ahkama göre icarei tavile muteber değildi. Yüz sene müddetle icar muteber olmaz hele gayri muayyen olunfa fasit olurdu. Bugün de müddet muayyen olmayınca altı ay müddetle itibar olunur. Muayyen olmıyan icarı her zaman bozarız. Kanun bu gibi mukaveleleri adaba veya ahlaka mugayir görüyor. Bunun için kabul etmiyor kabili fesihtir. Arazi Kanunu bu baptaki nizamnameden muahhar olduğu halde böyle bir şey tanımadığına göre zımmen ilga edilmiş sayılır. Mukataalarda ortadan kaldırılırken bir paftos gediğini devam ettirmek istiyoruz. Muhdesat zail olunca icar akti ortadan kalkar ilaahara icar olamaz. Torununa müntehi olamaz. İlgaya doğru tefsir yerinde olur dedi.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki; Partosun bir nevi icar ve isticar muamelesi olduğunu ve kabili fesih olmadığını söyledim. Vaktiyle muteber bir muamele diye kabul edilmiş ve Tatbikat Kanunu birinci maddesiyle müktesep hakları mahfuz tutmuştur. Biz bunun hilafında bir içtihat yapamayız. Teşrii Heyetler bile kanun tanziminde serbest değildir. Tabii haklara müktesep haklara riayete mecburdur. Eğer bu gediklerin devamı zararlı ise gedik ve yer sahiplerinin haklarını tatmin ederek ilga etmelidir. Biz böyle bir içtihada salahiyetli değiliz Teşri Heyeti düşünmelidir.
Sabir Erbil; Gedikler sicille girince aynı hak olur. Müddetle mukayyet icar sahihtir. Burada müddet yoktur. Tatbikat Kanununun otuz dokuzuncu maddesi bunu bertaraf etmiştir.
İkinci Hukuk Dairesi Başkan A. Himmet Berki; Tapuya tescil edilmekle aynı hak olmaz. Aynı hak gibi üçüncü şahıslara dermeyan edilebilir demektir.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Galip Karayalçın; Müddetsiz icar Kanunu Medeniden evvel yapılsa Kanunu Medeni meriyete girince bu kanun hükmünce mal sahibi vazgeçtim diye akti feshedebilir mi?
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki; Eski kanuna göre de, yeni kanuna göre de feshederler. Fakat paftos gediği öyle değildir. Nizamnamesi vardır dedi.
Birinci Başkan; Müzakerenin cereyanından anlaşılıyor ki, yer sahibinin paftoslu bir yeri satabileceğinde ihtilafımız yoktur. Ancak gedik üzerindeki muhdesat zail olunca gedik hakkı merfumu değil mi? İhtilafımız bu konu üzerindedir. Türklerin emlaki üzerine Rumlar tarafından tesis olunan bu kabil gediklerin mübadelei ahali dolayisiyle mevzuu kalmamış bugün yeniden ihdasın icap ettirecek bir ihtiyaç ve istifade yoktur. Demeleriyle : Sonuçta;
İzmir ve Manisa havalisinde teessüs eden paftos ve örfü belde gediğinin mahiyeti ile Medeni Kanun müvacehesindeki durumunu belirtmek için hukuki bir kaide ve hükme uygun olmıyan ve mücerret mahalli ihtiyaçların doğurduğu zaruret icabı olarak vücut bulan bu müessesenin eski hükümlere göre mutalaa ve mahiyetinin tespiti gerekmektedir. Alım ve satım, kiralama ve ariyet verme bağıtlarının doğuş ve sıhhatları için aranılan unsurlarla koşulan şartlardan hiç birini taşımayan ve kıyasa aykırı olarak kabul edilen gedikler, ister muttasıl ister munfasıl ve havai olsun bulundukları yerler üzerindeki durmalarının hakkı kararlarını sağlamak maksadiyle kabul edilmiş ve mahiyetleri itibariyle süresiz ve sürekli fasit bir kiralama bağıtından (icarei tavileden) ibaret bulunmuştur.
Bin tarihinden sonra meydana gelen bu müessesenin teşri kabulü sebebi ise, o tarihlerde ticaret ve sanatların serbestçe yapılmamış olmasından ve sanat erbabiyle tacirlerin kullandıkları alet ve edevatın bulundukları mahallerden nakilleriyle kendilerinin istedikleri mahallerde ve istedikleri sanat ve ticaretlerini yapmaktan memnun bulunduklarından ve inhisar yoluyla idare edilmesinin zaruri icabından ileri gelmiştir. Mazinin örfi ve ıztırari terakümatından tamamen vareste kalamayan bu teamülün tevessüünü men ve tahdit maksadiyle muhtelif tarihlerde hükümler konmuş ve ezcümle 8 Zilhicce 1277 tarihinde neşrredilen Gedik Nizamnamesiyle gediklerden ötürü çekilmekte olan türlü, türlü müşkillerin giderilmesi için bundan böyle gedik verilmemesi ve havai gedik mahlulatının dahi satılmaması usul ittihaz olunmuş, gerek aklam ve gerek şeri mahkemelerle evkaf hazinesi canibinden müceddeden gedik itibariyle senet verilmesi katiyyen yasak edilmiş ve mezkür nizamnamenin beşinci, altıncı yedinci ve sekizinci maddelerinde de 1247 tarihinden sonraki tarih ile senet ve kaydı olup da o tarihten önceki tarih ile senedi veya aklam ve sicillatta kayıtlı bulunmıyan gediklere katiyyen itibar olunamıyacağı ve bu makule gediklerin bulundukları yerden çıkarılmalarına mülk sahiplerinin yetkileri olacağı gerçekleştirilmiş ve on sekizinci maddesinde ise mülkiyet üzere tasarruf olunmakta bulunan gediklerin bir cihete vakfiyetini tescilden yargıçlar menedilmişlerdir. Zikri geçen Nizamname hükümleri gedikleri çıkardığı hukuki zorlukları tamamen bertaraf etmediğinden ötürü 16 Şubat 1328 tarihli muvakkat kanun ile de İstanbul ve biladı selasedeki gedikler külliyyen lağvedilmiş ve gediğin bulunduğu yerler vakıf veya mülk olsun kanunda yazılı hükümler dairesinde gedik sahiplerine bırakılmıştır.
Mahiyetleri bakımından gediklere benzeyen ve fasit ve süresiz bir kiralamadan ibaret bulunan mukataa ve icareteynli usulününün ilga ve tasfiyesi de 2762 sayılı Vakıflar Kanununun yirmi altı ve yirmi yedinci maddeleriyle kabul edilmiştir.
İzah ve beyan edilen şu kanun hükümlerinin delaletiyle görülüyor ki:
Gediklerle mukataalı ve icareteynli müesseselerin doğurdukları zorlukları gidermek için Kanun Vazıı muhtelif tarihlerde hükümler taknin eylemiştir. Her ne kadar örfü belde gediği ile paftosun İstanbul ve biladı selasedeki gediklere tam bir benzerlikleri yoksa da, bunlar dahi fasit ve sürekli bir kira bağıtından doğmuş ve kiracının yani paftos ve gedik sahibinin mukarrer olan kira karşılığını gayrimenkul sahibine ödediği müddetçe binanın arsa veyahut gürum ve eşcarın arz üzerinde durmaları hakkı kararları kabul edilmiş olduğuna göre müddetsiz bir irtifak durumunu arzeden bunların dahi Medeni Kanunun Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkındaki Kanunun otuz dokuzuncu maddesi hükmüne tabi tutulmalarını zaruri kılmıştır.
Netice; Yukarıda gösterilen mucip sebeplere göre;
Sonuç: Medeni Kanunun gayrimenkule müteallik irtifak hakkının 707 ve 720. maddeleri hükümlerine nazaran örfü belde gediği ile paftosun külliyen muntafi ve münhedim olması halinde bulundukları mahallerin müstahlas olarak sahiplerine avdet edeceklerine üçte iki çoklukla ve bunların bulundukları yerleri sahiplerinin gedik ve paftosla mükayyet olarak başkalarına satabileceklerine 4.6.1947 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
tapu kaydı üzerinde görünmeyen daireler ve tapu üzerindeki hacizler SEÇKİN ATAR Meslektaşların Soruları 2 21-01-2010 16:23
Tapu Kaydı Av.Özlem PEKSÜSLÜ Meslektaşların Soruları 5 12-11-2009 12:48
veraset ve tapu kaydı avkt Meslektaşların Soruları 1 11-09-2009 11:27
tapu kaydı hk... Av.Arzu Erkan Meslektaşların Soruları 3 28-05-2009 15:39
Tapu kaydı av.utkan Meslektaşların Soruları 2 01-04-2009 16:19


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04917192 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.