Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

Anket Sonucu: Haciz sırasında beyaz eşyaların haczedilmesine
İİK. izin vermeli 796 63,88%
İİK. izin vermemeli 407 32,66%
Kararsız 43 3,45%
Oy Verenler: 1246. Bu ankette oy kullanamazsınız. (Anket no : 329)

" beyaz eşyaların artık haczedilemeyeceği" kuralı : Hırsızın hiç mi suçu yok?

Yanıt
Old 21-01-2012, 20:11   #31
ulasht

 
Varsayılan

Bugün istanbul'da çeşitli hukuk bürolarından gelen avukat arkadaşlarla yeni yargı paketi içinde ki icra iflas tasarısının olumsuz maddelerinin önlenmesi değişikliği için kurduğumuz bir platformdur. yenihukuk@googlegroups.com yazışma adresimizdir. kanun yargıdan çok hızlı bir şekilde geçirilmeye çalışıldığından bir an önce kanun eleştirisini ve altarnatif madde önerilerini oluşturmaya çalışıyoruz. şu anda bir çoğumuz ofislerinde alternatif taslak oluşturuyoruz. bu hepimizin görevidir. ve baromuzu, hukuk derneklerimizi, ticaret oda ve derneklerini istanbul bazında tepki verdirmek için uğraşıyoruz. grup herkese açık sizde kendi ilinizde bu çalışmayı başlatırsınız umarm...
Old 21-01-2012, 20:12   #32
tiryakim

 
Varsayılan

Peki yeni hukuk platformunun çalışmalarını nasıl görmemiz mümkün olacak ?
Bunun için bir internet sitesi açmayı düşünüyormusunuz ?
Old 21-01-2012, 20:18   #33
ulasht

 
Varsayılan

TASLAK VE ELEŞTİRİSİNİ BEN BURDAN YAYINLAYACAĞIM BUGÜN ALDIĞIMIZ ORTAK SAKINCALAR BAŞTA OLMAK ZÜERE HER AVUKAT ARKADAŞ TASLAK ELEŞTİRİSİNİ KENDİ BİRİKİM İLE DE ZENGİNLEŞTİRİYOR... BU TASLAĞIN İŞ YÜKÜNÜ AZALTMADIĞI ARTTIRDIĞI ALACAKLIYI MAĞDUR ETTİĞİNİ YAZI İLE İSPAT ETTİKTEN SoNRA HERKESE AÇIK DAVETİM HÜKÜMET ÜSTÜNDE LOBİ ve EYLEM YAPMAK GEREKMEKTEDİR. TASARININ GETİRDİĞİ SAKINCALARI GÖRMÜYORLAR MADDE 6 .3 bile aslında borçluları daha bi mağdur edecek haczedilmezlik ise alacaklıyı asıl bi 99. madde değişikliği var tam dolandırıcılar için
Old 21-01-2012, 20:21   #34
tiryakim

 
Varsayılan

Facebookdan yeni hukuk platformu diye bir site açtım ama ben pek faceden anlamam
Old 21-01-2012, 22:24   #36
suskun_juliette

 
Varsayılan

İri cüssesine güvenip alacaklıyı püskürten, postacıya yalan beyanda bulunup tebligatı almayan, borcunu ısrarla ödemeyip yüzlerce binlerce kez kendini avukata arattıran, naz niyaz eden borçlulara gün doğdu. Hiç kimse altınını ve parasını ortada bırakmayacağına göre artık hacizler birer beş çayı gezisinden öteye geçmeyecek. Bugün meslektaşım dedektörle hacze gideriz dediğinde mantıklı buldum, yollar çıkmaza sürüklendikçe labirentten çıkış yolu arayan farelere döndük. Kendi kendimize çareler üretmeye başlayacağız.

Borçlunun sırtını sıvazlamaya devam ediyorlar. Alacaklı her iki şekilde mağduriyet yaşayacak.

Kanun koyucu ya Türkiye şartlarını tam metne yansıtamıyor ya da fazlasıyla iyimser yaklaşıyor. Toplum giderek güvensiz bir toplum olma yolunda ilerliyor.Borç al,fakat ödeme, karşılıksız çek keşide et hapse girme, caydırıcılık bunun neresinde? Borcunu ödemek yakında sıradışı bir durum olmaya başlayacak, hatta borcuna sadık kişiler garipsenebilir
Old 22-01-2012, 13:03   #37
tiryakim

 
Varsayılan

Borçlular yaşadı,bu tasarı yasalaşırsa artık İcra takibi ile netice almak imkansız hale gelecek.
Avukatlık artık çok ama çok zorlaşacak.Avukatların icra takibi yapması manasız hale gelecek.
Haczedilemez o kadar çok şey varki mesala borçlunun tek evi haciz edilemez ,emekli maaşı haciz edilemez .Borçlunun hakları alacaklınınkinden kat kat fazla .
Alacaklının yaşadığı dram ne olacak alacağını alamadığı için batan intihar edenler var eve bebelere ekmek götüremeyenler var.
Barolar ve birlik meslek örgütleri, bankalar birliği bu tasarıya hukuksal tepkiler ve vermeli.Aksi takdirde avukatlar nasıl icra takibi yapacak.İcra teşkilatına ne gerek var.
Şöyle diyelim ey alacaklılar vadesinde alacağınızı alamadıysanız üstüne bir bardak su için borçluyuda rahatsız etmeyin.
Ey avukatlar bundan sonra icra takibinden medet ummayın.
Old 22-01-2012, 15:41   #38
janveljan

 
Dikkat

Alıntı:
Yazan mehmetcansiz
sayın Meslektaşım; Haklısınız yayınladığım tasarıda muhafaza sınırı 400 TL gösterilmiş ama Adalet Bakanının yaptığı açıklamada bildirdiği ise brüt asgari ücretin 5 katı olarak açıklandı, demek ki hükümet tasarıda değiklik yaptı en son metine henüz ben de ulaşamadım. Sayg..

Kanun Tasarısının son hali Adalet Bakanlığı'nın sitesinde yayınlanmış. İlk tasarıdaki 400. TL lık muhafaza sınırı asgari ücretin 5 katına çıkartılmış.

Bu 10 katı artışın gerekçesi ne ? Keyfimiz öyle istedi.Biz yaptık oldu.

Aşağıdaki linkte karşılaştırmalı olarak yapılmak istenen değişiklikleri inceleyebilirsiniz.

http://www.kgm.adalet.gov.tr/yargita...020-1-2012.pdf

Yargı hizmetlerini güya etkinleştime iddiasındaki bu tasarının icra hukukuyla ilgili kısmına ilişkin yetkililere şunu söylemek istiyorum;

Adalet bakanlığının pek değerli cevval bürokratları, bir sürü zaman ve emek harcayarak o gri hücrelerinizi boş yere telef edeceğinize iki cümlelik bir kanun değişikliğiyle de amacınıza ulaşabilirdiniz,

"İcra müdürlükleri kapatılmış olup,ihkakı hak serbest bırakılmıştır. Alacaklıların alacağını almak için ayağa sıkmaları,işyeri kurşunlamaları,kafa göz yarmaları dahil her türlü fiilleri ihkakı hak kapsamındadır. ."
Old 22-01-2012, 17:38   #39
tiryakim

 
Varsayılan Haciz kaldırılırsa borçların yüzde 90'ı tahsil edilemez

Avukatlar isyan etti: Cezalar kaldırılırken meselenin ticari, ekonomi ve sosyoloji yönüne dikkat edilmiyor

Adalet Bakanlığı'nın yargıyı hızlandırma amacıyla hazırladığı yargı paketindeki bazı değişiklikleri eleştiren avukatlar, özellikle ev hacizlerinin kaldırılmasıyla icraya düşmüş borçların yüzde 90'ının tahsil edilemeyeceğini iddia etti.
Açıklanan yargı paketi hakkında değerlendirmelerde bulunan Samsun Barosu avukatlarından F. Cem Şen Ocak, mevcut problemlerin aşılması için ani verilmiş kararlarla alınmış önlemlerin sistemi bozacağı ve temelinden sarsacağını savundu.

ADLİYELERİ RAHATLATIRKEN TİCARİ VE EKONOMİK BOYUTA DA BAKMAK LAZIM
Avukat Ocak, "Adalet Bakanı Sadullah Ergin sürekli olarak adliyedeki yükün azaltılması için yeni tasarılar ortaya koyup, bazı yasal değişikliklere gitmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu başlık adı altında ev hacizlerini kaldırmak suretiyle icralardaki dosyaları azaltacaklarını, çekten dolayı hapis cezalarını kaldırmak suretiyle adliyelerdeki çekten dolayı devam eden davaların sayılarının azalacağından bahsediyorlar. Ancak meselenin ticari, ekonomi ve sosyoloji yönü var. Bunlara kimse dikkat etmiyor." dedi.

BORÇ ÖDEMEME KONUSUNDA DAMGALIYIZ
Türkiye'nin dünya şartlarında borç ödememe hususunda önlerde ve damgalı bir ülke olduğunu ileri süren Avukat Şenocak, sözlerine şöyle devam etti: "Mevcut şartlarda zaten insanlar borcunu ödememeyi alışkanlık hale getirmiş durumdalar. Bizim tespit ettiğimize göre icraya düşen insanların yüzde 90'ı lüks tüketiminden, gelirinin üzerinde harcama yaptığından ya da ticari olarak yanlış hareket etmesinden kaynaklı. Gerçekten istem dışı ve gerçekten elinde olmayan sebeplerle icraya düşenlerin sayısı yüzde 10'dur. Dolayısıyla icraya düşen ve borçlu olan insanlarda çok da iyi niyet aramamak lazım. Şu anda icra takiplerinde para tahsilatı, ağırlıklı ev hacizlerinden yapılıyor. Mal kaldırılmıyor, ama eve haciz gelineceği korkusuyla vatandaş parayı ödüyor. Eve hacze gelineceği korkusu olmazsa şayet, icraya düşmüş insanların çoğu borcunu ödemez. Eğer ev haczi kaldırılırsa mevcut icraya düşmüş olan borçların yüzde 90'ı tahsil edilemez. Şu anda icraya düşen dosya sayısı belki de ikiye üçe katlar."

ESNAF VADELİ ALIŞVERİŞ YAPAMAZ
"Bu durumda hiçbir esnaf vadeli alışveriş yapamaz. Kimse vadeli mal veremez. Çünkü tahsil edemem korkusu yaşar." diyen Şenocak, değerlendirmesinde şunları dile getirdi: "Çeklerdeki hapis cezası kaldırılıyor, evlere de hacze gidilmiyor. O zaman çekin, senedin ve bononun hiçbir anlamı kalmaz. Ha açık hesap yani hiçbir senet, çek almadan açıktan mal satmışsın vadeli ha çekle, senetle bonoyla mal vermişsin, hiçbir farkı olmaz. İnsanların alacaklarını tahsil hususunda devletin bu kadar tasarruf yetkisi olmamalıdır. Bir kere sistem olarak da buna müsait değiliz. Sistemin alt yapısı buna müsait hale getirilir. Ondan sonra ev haczini kaldırırsınız. Bazı ülkelerde ev haczi kaldırılmıştır, doğrudur, ama sistemin alt yapısı buna uygundur. Bir anda sistemin alt yapısını buna uygun hale getirmeden buna tevessül ederseniz, bu defa mağdur olan insanlar katmerli olarak mağdur hale gelir. Kötü niyetli insanlar tamamen kötü niyetlerinden prim elde eder hale gelir."

Yargı hızlandırmak amacıyla hazırlanan tasarının nasıl sonuçlar vereceği düşünülmeden hazırlandığını iddia eden Şenocak sözlerine şöyle devam etti: "Sadece kulağa hoş geliyor. İşte ev haczi kaldırılsın, insanlar mağdur olmasın... Bunlar hoş şeyler, güzel şeyler, ama bunun neticesinde insanların ne kadar mağdur olacaklarını, alacağını alamayan insanların mağduriyetlerinin artacağını, hatta ticaretin ne derecede değişeceğini ve buna hazır olunmadığını bilmiyorlar veya düşünmüyorlar. Bu kanunu yazan hocalar da dahil olmak üzere, bu kanunun çıkması halinde büyük mağduriyetler olacağı hususunda ittifak var. Bazı hataların, bazı eksikliklerin olduğu kesin. Bu nedenle mevcut ev haczinin kaldırılmasına ilişkin yasanın, çeklerdeki hapis kararının kaldırılmasına ilişkin yasa değişiklik metninin ve ticaret kanunun tamamı yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi lazım. Eğer bunlar uygulanacaksa ileriki bir tarihe atılması ve ev haczinin kaldırılması olayının tamamen devre dışı bırakılması gerekiyor."

CHA

http://ekonomi.haberturk.com/makro-e...ahsil-edilemez
Old 22-01-2012, 21:05   #40
Av.Şenol Saltık

 
Varsayılan

Toplumda ve ilgili kesimlerde yeterince tartışılmadan aceleci bir yaklaşımla gündeme getirilen Yargıyı hızlandırma paketi, önemli hukuksal ve toplumsal sorunların habercisi olarak algılanmaktadır. Getirilmesi düşünülen düzenlemeye göre, karşılıksız çek keşide etmek suç olmaktan çıkarılmakta, haciz işlemlerinde borçlular lehine çok önemli hükümler yer almaktadır. Alacak davaları ve icra takipleri toplumsal ve ekonomik düzenin temel parçalarından biridir. Her açıdan hassas olan bu konuda yargı erkinin etkin bir şekilde konuya müdahil olması şüphesiz ki yargının asli görevlerinden biridir.

Halihazırda çek, ticari alışverişin önemli bir tedavül aracıdır. Cezai yaptırım özelliği de bu ödeme belgesini çok daha ciddi bir konuma getirmektedir. Ticari ilişkiler güven unsuru üzerine kurulduğuna göre, yeni düzenlemenin ticari bir daralmaya neden olacağı açıktır. Ayrıca, bu durum çek üzerinden finansman sağlayan kuruluşları da ciddi şekilde etkileyecektir. Ekonominin hassas olduğu bu dönemde, ticari hayatın dinamiği düşünülmeden öngörülen bu düzenleme, reel ekonomik düzeni ciddi şekilde etkileyebilir. Kaldı ki, hukuk tekniği açısından bir "Af Kanunu" olan bu düzenlemede, mağdurların rızasının alınmaması ve bu konuda hiçbir araştırma dahi yapılmaması toplumun bir kesiminin yok sayılması anlamına gelmektedir.

Haciz işlemlerine getirilen sınırlamalar da tek taraflı ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Borcunu ödemeyen kişiyi iyi niyetli, alacaklıyı ise kötüniyetli olarak gören bu düzenlemede, insiyatif tamamen borçlulara bırakılmıştır. Halihazırda, İflas Ertelemesi gibi borçlu lehine pek çok düzenleme vardır. Maaş haczine getirilen sınırlamalar, Mal Beyanı cezasının kaldırılması gibi borçlu lehine zaten pek çok düzenleme mevcut iken, haciz işlemlerinin de kaldırılma noktasına gelinmesi, şüphesiz ki alacaklıları mağdur edecektir. İcra dosyalarının bir çoğu lüks tüketimden kaynaklanan borçlar ve fütursuz yönetim anlayışının ürünüdür. Dolayısıyla, bu düzenleme ile, borçluların mağdur ve alacaklıların da insaf yoksunu kimseler olarak görülmesi toplumsal realiteye aykırıdır. Bu durumda, adaletin müdahale etmediği noktada başka güç odaklarının da devreye girmesi kaçınılmazdır. Adalet ve hakkaniyetin egemen olması gereken bu alanda, yasa dışı güç odaklarının meselelere dahil olması toplumsal düzene de zarar verecektir.

“Adalet Devletin Temelidir” kavramını doğru algılamamız gerekir. Yasalar ve adalet düzeni “işyükü” gibi değişken bir olguya mahkum edilmemelidir. İşyükünü azaltma parolasıyla, adalet anlayışının rafa kaldırılmak istenmesi, hukuk düzenine tamamen aykırıdır. Yeni düzenleme yasalaştığı takdirde, tüm maddi alacak davaları adaletin ve devletin müdahale edemediği serbest bir alan haline gelecektir.
Old 22-01-2012, 22:42   #41
ulasht

 
Varsayılan Yargi Reformunun İcra İflas Hukuku Ve Çek Cezalarina Daİr EleŞtİrİsİ - Önemlİdİr- LÜt

YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI
İCRA İFLAS YASA TASARISI ELEŞTİRİSİ
MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 1 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İcra daireleri
Madde 1- Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur.
Her icra dairesinde Adalet Bakanlığınca atanacak bir icra müdürü, yeteri kadar icra müdür yardımcısı, icra kâtibi ile adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından görevlendirilecek mübaşir ve hizmetli bulunur.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığınca yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığınca yapılacak sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. İcra kâtipleri arasında Adalet Bakanlığınca yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığınca yapılacak mülakat sonucuna göre de icra müdür veya icra müdür yardımcılığı kadrolarına atama yapılabilir.
İcra katipliğine ilk defa atanacaklar, kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak merkezi sınavda başarılı olanlar arasından Adalet Bakanlığının bu konuda yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre; unvan değişikliği suretiyle atanacaklar ise uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. Unvan değişikliği suretiyle icra katipliğine atanacaklar tahsis edilen kadronun yüzde ellisini geçemez.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra katiplerinin, sınav, mülakat, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.
İcra dairelerinde, gerektiğinde, Adalet Bakanlığınca belirlenecek esaslar çerçevesinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görevlendirilir.
İcra müdürü, icra müdür yardımcısı veya icra katibinin herhangi bir nedenden dolayı yokluğu durumunda görev ve yetkileri, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilecek yazı işleri müdürü veya zabıt kâtibi tarafından yerine getirilir.
Adalet Bakanlığı, icra dairelerini bir arada bulundurmaya ve aynı icra mahkemesine bağlamaya yetkilidir.”
YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 1. MADDESİ İLE İLGİLİ KARŞIT GÖRÜŞ BİLDİRMEMEKTEDİR



MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
“İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar gerekçeli olarak tutanaklara yazılır.”
YENİ HUKUK PLATFORMU :
Madde 2. ile beraber kararların gerekçeli olarak yazılmasının sakıncaları
a) İcra dairelerindeki iş yükünün artmasına sebebiyet verecektir. İstanbul İcra Dairelerinin ortalama yıllık 20.000 ila 30.000 arasında icra dosyası bulunmaktadır. Dosya adedinin bu kadar olduğu bir dairede her kabul kararının bile gerekçelendirilmesi memurun iş yükünü arttıracaktır. Madde 2. nin bu haliyle eksik, yanlış yazılmış gerekçe icra mahkemelerinin önüne şikayet olarak gidecektir. Gerekçeli kararının yanlışlığı nedeniyle işlemin ortadan kaldırılması alacaklının hak kayıplarını da beraberinde getirecektir. Gerekçeli kararın yargılanma zamanının da beklenmesi yargı sürecini yavaşlatacaktır.
b) Eğer gerçeklendirmede bir hukuki dayanak aranıyorsa sadece icra dairlerinin ret yönünde ki kararlarının gerekçeli yazılması makul olacaktır.
MADDE 3- 2004 sayılı Kanunun 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Elektronik işlemler
Madde 8/a- İcra ve iflas dairelerince yapılacak her türlü icra ve iflas iş ve işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır, her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır.
Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet hükmündedir. Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haizdir. Güvenli elektronik imza, kanunlarda güvenli elektronik imza ile yapılamayacağı açıkça belirtilmiş olan işlemler dışında, elle atılan imza yerine kullanılabilir. Güvenli elektronik imzayla oluşturulan belge ve kararlarda, Kanunda birden fazla nüshanın düzenlenmesi ve mühürleme işlemini öngören hükümler uygulanmaz.
Zorunlu nedenlerden dolayı fizikî olarak düzenlenen belge veya kararlar, yetkili kişilerce güvenli elektronik imzayla imzalanarak UYAP’a aktarılır ve gerektiğinde UYAP vasıtasıyla ilgili birimlere iletilir. Bu şekilde elektronik ortama aktarılarak ilgili birimlere iletilen belge ve kararların asılları, gönderen icra ve iflas dairesinde saklanır, ayrıca fizikî olarak gönderilmez. Ancak, belge veya kararın aslının incelenmesinin zorunlu olduğu hâller saklıdır.
Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde, icra müdürü veya görevlendirdiği personel tarafından belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek, imzalanır ve mühürlenir.
Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
Elektronik işlemlerin UYAP vasıtasıyla yapılmasına dair usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 3. MADDESİ İLE İLGİLİ KARŞIT GÖRÜŞ BİLDİRMEMEKTEDİR
MADDE 4- 2004 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Paranın ödenmesi ve değerli eşyanın muhafazası
Madde 9- İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, Adalet Bakanlığınca uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır. Haciz sırasında, borçlu veya üçüncü kişiler tarafından yapılan ödeme nedeniyle tahsil edilen paralar, en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir.
İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdi ödeme, ilgilisinin talebi üzerine, gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere verilecek talimat gereği yapılır.
İcra ve iflas daireleri aldıkları kıymetli evrak ve değerli şeyleri kasalarında, zorunlu hallerde ise kiralanacak banka kasalarında muhafaza ederler.”
YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 4. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜ YOKTUR.
Ancak İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdi ödeme, ilgilisinin talebi üzerine(yerine alacaklı veya varsa vekilinin değiştirilmesi karışıklığı önleyecektir. ) , gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere verilecek talimat gereği yapılır.

MADDE 5- 2004 sayılı Kanunun 13/a maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, diğer örneğinin ise en geç o ayın sonunda Adalet Bakanlığına gönderilmesi” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 6- 2004 sayılı Kanunun 42 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Haciz yoluyla ilamsız takiplere başlanmadan önce, asıl alacak tutarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında ise alacaklı, borçlunun bilinen en son adresine iadeli taahhütlü posta yoluyla meşruhatlı ödemeye davet yazısı göndermek zorundadır. Bu ödemeye davet yazısında;
1. Alacaklının adı soyadı, varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, adresi,
2. Talebe konu alacak veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda talep edilirse faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi,
3. Alacak, belge veya senede dayandırılıyor ise sureti, yoksa borcun sebebi,
4. Bu ödemeye davet yazısı için harcanan posta gideri,
5. Ödemenin yapılması istenen banka adı ile alacaklıya ait hesap numarası,
6. Tebliğ tarihinden itibaren beş iş günü içinde (2) numaralı bent gereği belirlenen tutar ile ödemeye davet yazısı için harcanan posta giderinin ödenmesi gerektiği,
7. Beş iş günü içinde (6) numaralı bent gereği ödenmesi gereken tutarın ödenmemesi halinde cebri icra yoluna başvurulacağı,
Hususları bildirilir.
Ödemeye davet yazısının tebliğ edilememesi veya bu davete rağmen beş iş günü içinde ödeme yapılmaması halinde icra takibine başlanabilir.
Bu maddede düzenlenen hususları incelemek görev ve yetkisi icra müdürüne aittir.”
YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 6. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.
İcra ve iflas dairelerince ilamsız icra takibi ile daha hızlı sonuç elde edebilecekken alacaklının karşı tarafı ihtar için geçirdiği süre tebliğ edilsin veya edilmesin ihtarın şartlarına uygun yapılıp yapılmadığı koşulları ile ihtarın şartlarının noksanlığı nedeniyle icra mahkemelerine yapılacak şikayetler başlı başına bir iş yüküdür.
Hak keza alacaklı, alacağını tahsil için yasal yollara başvurmadan önce onlarca kez borçluyu aramakta ihtar etmektedir. Alacağını alamayana ayrıca ek posta masrafı yaptırmak sadece Postane İşletmesi için kazanç sağlayacaktır.
Tasarının 6.3 fıkrası ise kesinlikle anlaşılamaz niteliktedir. Bu madde ile beraber hem borçluya hem de alacaklıya zarar verilmektedir. Abonelik sözleşmesine dayanan her türlü alacak eğer brüt asgari tutarının altında ise ilamsız icra takibine konu olmayacak denmektedir. Abonelik sözleşmesi ile çalışan bütün kurumlar alacağının ödenmediği ilk günde zararının artmaması için (elektrik, su, doğalgaz ki bunlar hayati nitelikte önemlidir.) aboneliği sonlandıracaktır. Konunun diğer bir tarafı ise daha vahim olup Bakanlığın açıkladığı iş yükünün azaltılma iddiasını tamamen terse döndüren durumdur. İlamsız yolla icra takibi yapamayan alacaklı alacağının sağlanması için ASLİYE HUKUK MAHKEMLERİNDE (Tüketici Mahkemeleri ) alacağının tahsili için ilam almaya çalışacaktır. Böylelikle haksızlığı ilam yoluyla gidermeye çalışan alacaklı, istemese de borçlunun sırtına mahkeme masrafları avukatlık ücretini de yükleyecektir. Asliye Mahkemeleri abonelikten doğan alacağın tasdik makamı haline getirilecektir. Hukuk mahkemelerinde ki dava yükü çoğalacaktır. Yukarda açıkladığımız gerekçelerle maddenin son fıkrasının tamamen kaldırılması gerekmektedir.



MADDE 7- 2004 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır.”
“1. Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır);
2. Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri;
Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri;”
“Kanunun 42 nci maddesinin ikinci ve devamı fıkralarında düzenlenen ödemeye davetle ilgili, bilgi ve belgelerin takip talebi anında icra dairesine tevdii zorunludur.”

YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 7. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.

Madde 6’daki 6.3 teki itirazlarımız 7 son fıkrayı da ortadan kaldırmak gerekmektedir.


MADDE 8- 2004 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve maddenin ikinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İcra müdürü takip talebinin Kanunda öngörülen şartları içerdiğine karar verirse ödeme emri düzenler. Talebin kabul edilmemesi halinde verilen karar tutanağa yazılır.”
“1. Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58 inci maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtları,
2. Borcun ve masrafların yedi gün içinde icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi, borç teminat verilmesi mükellefiyeti ise teminatın bu süre içinde gösterilmesi ihtarını,”


YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 7. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞ YOKTUR.
MADDE 9- 2004 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) ve (3) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, birinci fıkrasına aşağıdaki (13) ve (14) numaralı bentler ile maddeye aşağıdaki son fıkra eklenmiştir.
“2. Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya,
3. a) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler,
b) Aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri,
hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu her türlü eşya;”
“13. Öğrenci bursları,
14. Diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve haklar.”
“İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.”

YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 9. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.
Madde 9. Genel anlamda eleştirisi alacaklının haczedilmez mallarının kapsamının genişletilerek neredeyse ev ve iş yerlerinde menkul mal haczinin sonlandırılmasıdır. Borçlunun iş yerinde veya evde her tülü eşya veya ev eşyası kavramının kanun tasarısında her ne kadar şirin görünse de maddenin bu kadar genişletilmesi borçlunun haciz baskısından tamamen kurtulmasına sebebiyet vermektedir. Tasarının gündeme gelmesi ile beraber arasındaki devletin sağlamak ile zorunlu olduğu dengenin tamamen bozulmasından başka hiçbir şey doğmayacaktır. [FONT='Times New Roman','serif']Türkiye ne yazık ki soruşturulamayan mal ve mülk ülkesidir. Kişi ticaretten kazandığı gelir ile şirketi veya kendi şahsına mal varlığı edinmemektedir. Bunu eşi veya 3. şahısların üzerine edinerek dolaylı olarak mal kaçırmaktadır. İcra alanında çalışan bir avukat olarak söylüyorum ki ticaretten kazandığını şirketine veya kendi üzerine yapmış çok az sayıda tüccar vardır. Özellikle de evrakı karşılıksız çıkmış bu kimselerde çok az görülen bir eğilimdir. Haciz yollarının kapanması ile bugüne kadar borcunu ödememiş borçlulardan alacak tahsili yine o borçluların insafına kalacaktır. Borçlulara karşı yapılan icrai işlemler alacaklı ve borçlu nezdinde devletin egemenlik gücüdür. Alacağını devletin himayesi ve varlığı altında tahsil edemeyen vatandaşın hukuk normlarına ve hukuka saygısı da olmayacaktır. Çünkü kanun tasarısının Adalet Komisyonuna sevk edildiğini öğrenen tüccar ve sanayicilerde yasama organı ve hükümetin bu yasalarla kendilerini kandıranları korundukları inancı hakim olmaktadır. Bu inancın ve mağduriyet duygusunun doğuracağı sonuçlar daha da vahimdir. Vatandaşın hukuka inancının yok olması demek alacağını tahsil yolunda devlet haricinde başkaca kişilere veya örgütlenmelere yönlenmesini doğuracaktır. Buda 80li ve 90lı yıllarda Türkiye’nin çokça başını ağrıtan mafya olgusunun yeniden hortlamasını sonuçlayacaktır. Borçlunun Türkiye’de evde haciz yapılacak korkusu toplumsal baskı ile alacağın tahsilini sağlamakta anlaşma zeminini yaratmaktadır. Bu baskının ortadan kaldırılması alacaklı dramlarını ortaya çıkaracaktır. [/font]
[FONT='Times New Roman','serif']Türkiye’de borcunu ödemeyenin korunmasına yol açacak bu yargı reformu ile beraber ticaret yapmak isteyene bir fırsat veren üretici ve hizmet sağlayıcılara bir nevi siz kusurlusunuz ödemeyecek şahsa niye mal veya hizmet sağladınız denmektedir. Karşısındakinin ödeyeceğine inanarak mal veya hizmet veren bu ülkenin dinamosu olan Sanayici Tüccar ve Hizmet sağlayıcısı dürüst vatandaşını da “sen de ödeme sen de borçlan ne de olsa kimse evine gelemez kimse işyerine gelemez, gelse bile icra uygulayamaz” diye teşvik edecektir.[/font]
[FONT='Times New Roman','serif'] [/font]
[FONT='Times New Roman','serif']MADDENİN METİNSEL KARMAŞASINA KARŞI ELEŞTİRİ[/font]
[FONT='Times New Roman','serif'] [/font]
[FONT='Times New Roman','serif']2. fıkra için örneğin bir kasabın, berberin, mesleğini sağlaması için gerekli bir takım aletleri vardır. Ancak 21. yüzyılda birtakım lüks makinelerde işyerlerinde bulunmaktadır. Bir günde iki tane hayvanı öğütüp kıyma dönüştürecek yüksek maliyetli bir kıyma makinesi mesleğini sürdürebilmek için gerekli midir? Berberlerin lüks güzellik aletleri mesleğin devamı için midir? Peki bu malların üreticisi olan sanayiciye borç ödenmediğinde üretici borcu karşılığında haciz baskısında bile bulunamayacak mıdır? Veya borçlu evinde 120 ekran plazma televizyon, yüksek bedelle alınmış bilgisayarı ile son model çamaşır makinesi ile evinde huzur içinde uyurken alacağını tahsil edemediği için alacaklının batmasına göz mü yumulacaktır. Tasarı bu hususların hiçbirini öngörmemektedir. Evinde sadece her eşyadan bir tanesinin bulunmasını yeterli görmektedir. Ayrıca ev hacizlerinde alacaklı icra müdürü ellerine dedektör alıp madeni para altın gümüş mü arayacaktır. Böyle bir haciz uygulamasında aile bireylerin psikolojisi daha da bozulmayacak mıdır? İşi dolandırma amacıyla yapacak kişi kendi evinde her birinden bir tane bulundurmak şartını da gerçekleştirerek tekstil atölyesi bile kurabilir. Ne de olsa kadının lüzumlu eşyası olarak görülecektir. [/font]
[FONT='Times New Roman','serif'] [/font]
[FONT='Verdana','sans-serif']Alacaklı ile borçlu arasında, yasayla gözetilmesi gereken denge, borcun ödenmesi hususunun borçlunun arzu ve takdirine bırakılmayıp, cebri icra güvenceleri ile alacaklı yararına takdir edilmesidir. Anayasa mahkemesi kararları ve yargısal içtihatlar bu yöndedir. Ev eşyalarının haczinin kaldırılması, hapis gibi cebri icranın diğer yaptırımlarının kaldırılması, karşılıksız çeke bağlanan hapis cezasının kaldırılması, alacaklı ile borçlu arasındaki yukarıda zikredilen dengeyi bozacak, genelin menfaatini zedeleyecektir. Zaten emekli maaşlarının haczedilmezliğii bazı hapis cezalarının kaldırılması gibi düzenlemeler bu dengeyi çoktan bozmuştur.

Yargı yükü, mahkemelerin yoğunluğu gibi nedenler, kamu güvenliği ile yakından alakalı bir değişikliğe gidilmesinin bahanesi ve gerekçesi olamaz. Yargı yükü idari bir sorundur. Çözümü de idari sınırlar içersinde olmalıdır. Oysa her ihtilaf hukukun konusunu teşkil etmektedir. Bunun çözümü ise etkili bir yargıya mekanizması ile mümkündür. İhtilafa konu hakları büyük, küçük; önemli, önemsiz gibi kategorilere ayırmak ve bunlara bağlanan yaptırımları etkisizleştirmek zulümdür.[/font]

MADDE 10- 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Diğer taşınır mallar, masrafı peşinen alacaklıdan alınarak muhafaza altına alınır. Alacaklı muvafakat ederse, istenildiği zaman verilmek şartıyla, muvakkaten borçlu yedinde veya üçüncü şahıs nezdinde bırakılabilir. Üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedildiğinde, alacaklının muvafakati ve üçüncü şahsın kabulü hâlinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır. Haczedilen taşınır malların toplam değeri Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının beş katından az ise muhafaza altına alınmaz, borçlu veya üçüncü kişiye yediemin olarak bırakılır. Mallar satış mahalline getirilmediği takdirde yediemin değişikliği yapılabilir.”
“Hacizli mallar, Adalet Bakanlığı tarafından yetki verilen gerçek veya tüzel kişilere ait lisanslı yediemin depolarında muhafaza edilir. Yetki verilen gerçek veya tüzel kişiler, bu yetkilerini Adalet Bakanlığının onayıyla alt işleticilere aynı standartları sağlamak koşuluyla devredebilirler. Bu devir, yetki verilen gerçek veya tüzel kişilerin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Bu depoların yönetmelikte belirlenen nitelik ve şartlara uygunluğunun saptanması sonucunda işletme belgesi Adalet Bakanlığı tarafından verilir. Haczedilen malların muhafaza işlemleri; lisanslı yediemin depolarının kuruluşuna, bu depolarda bulunması gereken asgarî niteliklere, depo için alınacak teminata, mallar için muhtemel rizikolara karşı yapılacak sigortaya; işletici olma niteliklerine, işletici lisansına, Adalet Bakanlığı tarafından bu lisansın verilmesine; Adalet Bakanlığının lisanslı işletmelerle ilgili görev ve yetkilerine; faaliyetin durdurulması ya da iptali gibi idarî tedbir ve tasarruflara; bu depoların denetimine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir. Haczedilen malların muhafazası aşamasındaki ücretler Adalet Bakanlığınca düzenlenecek tarifeyle belirlenir.”

YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 10. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.
Kanunda ki ilk hali daha işlevseldir. Bu hali ile mal kaldırmak için önce rakamlar yüksek yazılıp daha sonrasında kıymet takdirine itiraz yolu ile yargılama yoluna başvuruyu teşvik etmektedir. Borçlunun iş yerinde veya evde olmadığı zamanların düşünelerek muhafaza işlemi yapılması gibi ahlaki olmayan sonuçlarda doğuracaktır. Belirli bir bedelin altında bir malın kaldırılması istenmiyorsa asgari ücretin yarı kadar bir malın kaldırılması vaki olacaktır. Muhafaza altına almak için getirilen sınır uygulaması ve devamında satışın haciz mahallinde yapılması, “satış mahalline getirilmemesi halinde yediemin değişikliği yapılması “düzenlemeleri yerinde bir değişiklik değildir. Zira bu işlemler amaca hizmet etmeyecek ve borcun masraflarla dahada artmasına sebep olacaktır. Ve satışını bir kere sitediğin malın yediemince mahalle getirilmemesi halinde yeniden malı muhafaza altına almayı gerektirecektir. Yediemin olarak borçluya teslim edilen mallar yerinde bulunmaması halinde yedieminliği suistimal suçunun cezasının nerdeyse affedilmiş olması borçluya hiçbir yaptırım uygulanmamasına sebep olacaktır.Bu şekilde muhafaza altına alınmayan malların büyük çoğunluğu satılamayacak yerinde bulunamayacaktır.mal muhafaza baskısı ile çözülmüş dosya sayısı muhafaza yağılan dosyaların idda ediyoruz ki bin katıdır. Hak keza sadece muhafazaya gelineceğinin duyurulması bile borçlunun borcunu ödemek için harekete geçmesini sağlamaktadır. Haczin ve muhafazanın gerekiliğine doğuran o kadar az dosya vardır ama bu baskının ödettiği icra dosyası akıl alamaz boyutlardadır.
BU KANUN TASARININ UYGULAMAYI BİLMEYEN KİMSELER TARAFINDAN YAZILDIĞINA HİÇ ŞÜPHEMİZ KALMAMAKTADIR. BU KANUN İLE BERABER ADLİ İŞ YÜKÜ AZALMAK YERİNE SADECE ÇOĞALACAKTIR. ALACALKILININ HACİZ KABİLİYETNİN ELİNDEN ALINMASI DÜŞÜNCESİ İŞİ ORTADAN KALDIRMAKTADIR. BU HALİYLE OLUŞAN DOĞAL SONUÇ İŞ KALKINCA YÜKÜ DE ORTADAN KALKMAKTADIR.
MADDE 11- 2004 sayılı Kanunun 99 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Üçüncü şahsın zilyetliği
Madde 99 - Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, hacizli malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.”
YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 10. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.
Bu metin eleştirmek için sanırım örnek üstüne örnek versek sayfalarca yazsak yeterli olmaz. Uygulama da tasarı kanunlaşırsa bu hali en çok dolandırıcıların mal kaçıranların usulsüz işlemlerle sivil vatandaşı kandıranların ekmeğine yağ sürecektir. Bugünün Türkiye’sinin borçlusu mal kaçıran kendisinin işletmesi olsa bile 3. şahıslar eliyle işletmeyi yöneten borç ödemek yerine alacaklı savuşturan kimselerin var olduğu bir ülkedir. Uygulamada binlerce haciz tutanağı ile bunu ispat etmek mümkündür. Borçluların genel eğilimi kaçma psikolojisidir. Haciz mahalli tebliğ yeri olmasına rağmen hacze gidildiğinde borçlunun annesi babası ablası hatta yan komşusu çıkıp aslında ev benim iş yeri benim diyerek alacaklı veya vekilini savuşturmaya çalışmaktadırlar. Bugünün borçluları istihkak iddiasını fakülte bitirmiş hukukçudan daha iyi bilmektedir. Nüfus adresini bildirme zorunluluğu olan vatandaşın mernis adresinin belirsiz adresli olanlarının %70 iddia ediyorum ki icra takibindedir. Yasal takiplerden kaçma yönetimini bu kadar iyi bilen borçlunun eline 3. şahsın istihkak iddiasında alacaklı vekilini muhafaza baskısını elinden alınması ile istihkak davası açmaya sevk etmek sadece ve sadece borçlunun bir adres değiştirmesine bir daha kaçmasına sebebiyet verecektir. Alacaklıların 3. şahsın istihkak iddiasında muhafaza baskısı ile haciz mahallinde olman borçlunun işyerine evine dönerek bir anlaşma sağlandığına dair onlarca yüzlerce icra tutanağı mevcuttur.
Madde kapsamında istihkak davası sonuna kadar malın satışının istenmemesi borçlu nezdinde yararlı sonuçlar doğuracaktır. Madde kapsamında muhafaza altına alınmış bile olsa 3. şahıs 99 kapsamında alacaklının kaybettiği davada muhafaza edilen mal kadar tazminat ödemeye mahkum edilebilir. Bu 3. şahsın malının haksız muhafazasında daha caydırıcı olacaktır.


MADDE 12- 2004 sayılı Kanunun 106 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir.”

YENİ HUKUK PLATFORMU:
DEĞİŞİKLİĞİN 12. MADDESİ İLE İLGİLİ MADDE KAPSAMINDA KARŞIT GÖRÜŞÜDÜR.


Mevcut satış isteme süreleri yarı oranında kısaltılmıştır. Düzenleme yerinde olmamıştır. Zira protokol yapılmış ve 1, 2 yıl ve daha fazla süreli yapılandırmalar yapılmaktadır. Bu durumda satış yapılmak zorunda kalınacaktır. Ayrıca özellikle araçlarda araç yakalanamadığı halde satış avansı yatırılmak zorunda kalınmaktadır. Bu süre bu düzenleme ile 6 ay kısalmıştır. Araç kaybolmuş beklide ortadan kaldırılmış iken haczin düşmemesi için kaç yıl kalacağı belli olmayan bvir avans yatırılmaktadır. Araçlarla ilgili özel bir düzenleme yapılması gerekir[FONT='Verdana','sans-serif'] Bu [/font][FONT='Verdana','sans-serif']tasarıda eksik olan bu sürelerin haciz tarihinden mi yoksa kesinleşme tarihinden mi başlayacağı belirtilmemiştir. Kaldı ki; bu sürelerin kesinleşme tarihinden itibaren başladığını farzetsek bile fiiliyatta bu imkansızdır. Bir gayrımenkul satışının satış aşamasına gelme süresi eski yasada belirtilen 2 yıllık sürede ancak yapılabilmektedir. Zaten 2002 yılında bu sure 1 yıla indirgenmiş ancak yapılamayacağı anlaşıldığından tekrar 2 yıla çıkarılmıştır. Gayrımenkulün satış şartları gereği tapu şerhlerindeki İİK. 100. madde bilgilerinin toplanması ve bu ilgililere kıymet takdiri tebligatı en az 7 – 8 ay sürmekte iken bu sürenin 6 aya indirilmesi icra sistemini işleyemez duruma getirecektir. Bu konuyla ilgili çok fazla örnek yazılabilecekken sadece bu örnek bile sistemin işlemeyeceğini gösterdiğinden tarafımızca yeterli görülmüştür. [/font]
MADDE 13- 2004 sayılı Kanunun 110 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Madde 110 - Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya icra müdürünce verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar. Hacizli malın satılması yönündeki talep bir defa geri alınabilir.
Haczedilen resmi sicile kayıtlı malların, icra dairesiyle yapılacak yazışmalar sonucunda haczin kalktığının tespit edilmesi halinde, sicili tutan idare tarafından haciz şerhi terkin edilir; işlem ilgili icra dairesine bildirilir.
Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olur.”
MADDE 14- 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle ve üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Satış ilanı elektronik ortamda da yapılır.”
“Açık artırmaya elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlanır. Elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden on gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az on gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecek teklifler hacizli malın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz; teklif vermeden önce, hacizli malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde teminat gösterilmesi zorunludur.
Satılığa çıkarılan taşınır üzerinde hakkı olan alacaklının alacağı yukarıdaki fıkrada yazılı oranda ise artırmaya iştiraki halinde ayrıca pey akçesi ve teminat aranmaz.”
MADDE 15- 2004 sayılı Kanunun 115 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İhalenin yapılması
Madde 115 – Birinci ve ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Satılığa çıkarılan mal üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelinin malın tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan diğer alacaklar o malla temin edilmişse bu suretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olması ve bundan başka paraya çevirme ve paraların paylaştırılması masraflarını aşması gerekir.
Birinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı miktara ulaşılmazsa satış icra memuru tarafından geri bırakılır.”
İkinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlar gerçekleşmezse satış talebi düşer.”
MADDE 16- 2004 sayılı Kanunun 118 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, fıkranın son cümlesi madde metninden çıkarılmıştır.
“Daire dışında tahsil edilen paralar en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere, icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir.”
MADDE 17-2004 sayılı Kanunun 112 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir ay” ibaresi “iki ay”, 123 üncü maddesinde yer alan “iki ay” ibaresi “üç ay” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 18-2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Şartnameye, artırmaya iştirak edeceklerin taşınmazın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri, elektronik ortamda teklif vererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği; elektronik ortamda verilen tekliflerin taşınmazın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamayacağı, elektronik ortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır.”
MADDE 19- 2004 sayılı Kanunun 126 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Artırmanın ilanı, artırma hazırlıkları ve ilgililere ihtar
Madde 126- Satış, açık artırma ile yapılır. Birinci ve ikinci ihalenin yapılacağı yer, gün ve saat önceden ilan edilir.
İlan, birinci ihale tarihinden en az bir ay önce yapılır. İlan edilen metnin esasa müessir olmayan maddi hatalar nedeniyle tekrarlanması gerektiğinde, ihale tarihi değiştirilmeksizin hata ilanen düzeltilir. Ancak bu düzeltme ilanının tarihi ile ihale tarihi arasında yedi günden az zaman kalmış ise daha önce ilan edilen günden yedi iş günü sonrası için tespit edilecek günde satış yapılacağı düzeltme ilanında belirtilir. Bu düzeltme ilanı ilgililere ayrıca tebliğ edilmez.
Yapılacak ilana, satılacak şeyin cinsi, mahiyeti, önemli vasıfları, tahmin edilen kıymeti, bulunduğu yer; birinci ve ikinci ihalenin yapılacağı yer, gün ve saat; artırmaya iştirak edeceklerin hacizli malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde pey akçesi veya milli bir bankanın teminat mektubunu tevdi etmeleri gerektiği; diğer bilgilerin nereden ve ne suretle öğrenilebileceği hususları yazılır. Ayrıca, ipotek sahibi alacaklılarla diğer ilgililerin taşınmaz üzerindeki haklarını, hususiyle faiz ve masrafa dair olan iddialarını evrakı müsbiteleri ile onbeş gün içinde icra dairesine bildirmeleri gerektiği yazılır; aksi halde, hakları tapu siciliyle sabit olmadıkça, satış bedelinin paylaşmasından hariç kalacakları da ilave edilir. Bu ihtar irtifak hakkı sahiplerine de yapılır.
Açık artırmaya elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlanır. Elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden yirmi gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecek teklifler hacizli malın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz; teklif vermeden önce, hacizli malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde teminat gösterilmesi zorunludur.
Satılığa çıkarılan taşınmaz üzerinde hakkı olan alacaklının alacağı yukarıdaki fıkrada yazılı oranda ise artırmaya iştiraki halinde ayrıca pey akçesi ve teminat aranmaz.
114 üncü maddenin 2 nci ve 3 üncü fıkrası hükümleri taşınmazın satış ilanı hakkında da uygulanır.”
MADDE 20- 2004 sayılı Kanunun 127 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Madde 127- İlanın birer sureti borçluya ve alacaklıya ve taşınmazın tapu siciline kayıtlı bulunan alakadarlarının tapuda kayıtlı adresleri varsa bu adreslerine tebliğ olunur. Adresin tapuda kayıtlı olmaması halinde, varsa adres kayıt sistemindeki adresleri tebligat adresleri olarak kabul edilir. Bunların dışında ayrıca adres tahkiki yapılmaz, gazetede veya elektronik ortamda yapılan satış ilanı tebligat yerine geçer.”
MADDE 21- 2004 sayılı Kanunun 129 ncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Madde 129- Birinci ve ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelinin malın tahmin edilen bedelinin yüzde ellisini bulması ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan diğer alacaklar o malla temin edilmişse bu suretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olması ve bundan başka paraya çevirme ve paraların paylaştırılması masraflarını aşması gerekir.
Birinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı miktara ulaşılmazsa satış icra memuru tarafından geri bırakılır.
İkinci ihalede, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlar gerçekleşmezse satış talebi düşer.”
MADDE 22- 2004 sayılı Kanunun 150/e maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Alacaklı, taşınır rehnin satışını ödeme veya icra emrinin tebliğinden itibaren altı ay içinde, taşınmaz rehnin satışını da aynı tarihten itibaren bir yıl içinde isteyebilir.”
MADDE 23- 2004 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“1. Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar,”
MADDE 24- 2004 sayılı Kanunun 171 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“1. Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar,”
MADDE 25- 2004 sayılı Kanunun 243 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “116 ve” ibaresi metinden çıkartılmıştır.
MADDE 26- 2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“Geçici Madde 9- Bu Kanunla değiştirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği ödeme yapılabilmesi için ilgilisi tarafından, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde banka hesap numarasının bildirilmesi gerekir.
Geçici Madde 10- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılan takipler hakkında 2004 sayılı Kanunun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri uygulanır.

Geçici Madde 11- Adalet Bakanlığı, 2004 sayılı Kanunun bu Kanunla değişik 88 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hukuki ve teknik her türlü alt yapıyı bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tamamlar. Lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerdeki mevcut depo ve garajlarda muhafaza işlemlerine, mevcut yönetmelik ve ücret tarifeleri çerçevesinde devam olunur.
Geçici Madde 12- Mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların bir ay içinde teslim alınması için icra müdürü tarafından ilgilisine resen bildirim yapılır.
İlgilisine tebligat yapılamazsa veya verilen süre içinde mal geri alınmazsa, üç ay içinde, 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uyarınca satış işlemi yapılır.
Ancak, satış yapılamazsa Bakanlıkça görevlendirilecek icra müdürünün başkanlığında kaymakamlık, belediye, ilgili yer baro başkanlığı ve ticaret odası tarafından bildirilecek birer kişinin katılımıyla oluşturulacak değer tespit komisyonunca tespit edilecek değer üzerinden, yedieminin alacağına mahsup için malın mülkiyeti yediemine devredilebilir; komisyon, ekonomik bir değerinin kalmadığına karar verirse mal bir tutanakla imha edilir.
Satılan veya mülkiyeti devredilen malın bedelinden, muhafaza ve diğer giderler mahsup edildikten sonra varsa artan miktar talep halinde ilgilisine ödenir.
GENEL ELEŞTİRİ:
Tasarı bu haliyle alacaklının alacağını alma ümidini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Borçlunun zor durumdan kurtarılması amacı ile bir çok düzenleme yapılmıştır. Mal beyanı cezası kaldırılmış, taahhüdü ihlal etkisizleştirilmiş, yedieminli suistimal cezası caydırıcılıktan uzak hale getirilmiştir. Emekli maaşı haczi kaldırılmıştır. 2-3 çek düzenlemesi yapılarak düzenlemeden önce çek alan alacaklılar mağdur edilmiştir.
Yapılan çek düzenlemeleri bu davaların uzamasına sebep olmuş her değişiklikte başa dönülmüş daha önce verilen kararlar yargılamanın iadesi ile tekrar canlanmıştır. Bu şekilde ceza yargılamasında mahkemelerin yükü yasa koyucu nedeniyle ağırlaştırılmıştır. Her çek düzenlemesinde lehe olan kanun uygulanmış ve 2007 den bugüne temyiz edilmiş hiçbir karar infaz edilememiştir. Peki çek şikayetleri nedeni ile yapılan masraf , avukatlık hizmeti bedelini devlet mi karşılayacaktır.
Çeke hapis cezası kaldırmak istenmektedir. Düzenlemeden önce çekin caydırıcı gücüne güvenerek alan kişiler mağdur edilmiş bulunmaktadır. Çeki adi senetten farkı kalmayacaktır. Üstüne bono ile aynı müeyyideye sahip çek için icra takibinde 6 ayda bir işlem yapılması gibi bir zorunluluk olmakla senetten daha güçsüz bir kambiyo evrağı haline gelecektir. Takibe konu edilen çekler için 6 aylık zamanaşımının işlemeyeceği değişikliği yapılması gerekmektedir. Çekte ceza kalkması ile çekin ticaretin bir değişim aracı olma özelliği tamamen ortadan kalkacaktır. Düzenleme ile 10 yıl çek keşide edemeyeceği müeyyidesi getirilmiş bunun karşılığında ibraz süresi, takip süresi, takip sonrası işlem süresi gibi yükümlülükler göz önüne alındığında, bononunda protesto edilebilmesi, zamanaşımın 3 yıl olması, bu süre içerisinde takibe konu edilebilmesi bononun çekten daha kuvvetli bir evrak olacaktır. Bu sebeple çek ticari hayta kullanılmayacak veya çok az yeri olacaktır.

HAK KEZA ALACAKLININ İCRA TAKİBİNİN DÜŞMEMESİ İÇİN HER 6 AYDA ÇEKLERDE, HER YILDA BİR KERE İLAMSIZ TAKİPLERİN TAMAMINDA TALEP AÇMAYA İTEN ZİHNİYET İCRA DAİRLERİNİN YÜKÜNÜ ARTTIRMAKTADIR. BORÇLUNUN ÇALIŞIP ÇALIŞMADIĞINI SGK SİSTEMİNDE OFİSİNDE SORABİLECEK BİR ALACAKLI VEYA VEKİLİ ADLİYENİN İŞ YÜKÜNÜN YARISINI ORTADAN KALDIRABİLECEKTİR . UYAP SİSTEMİNİN ALACAKLILARCA ÜCRETSİZ VEYA MAKUL BİR ÜCRETLE KULLANDIRILMASI VE UYAP ÜSTÜNDEN YAPTIĞI MAL SORGUSU NUFÜS KAYIT SORGULARININ DOSYAYI DÜŞÜRMEMESİ HALİNDE ZATEN ADLİYELERDE İŞ YÜKÜ AZALACAKTIR. İNTERNET ÜZERİNDEN YAPILAN İŞLEMLERLE ADLİYEYE EVRAK VE KARAR İÇİN GELMEYEN ALACAKLI VE ALACAKLI VEKİLLERİ SİSTEMİ ZATEN DAHA ÇALIŞIR DURUMA GETİRECEKTİR.

İflas erteleme kurumu tamamen devlet, borçlu ortaklığı ile şirketin içini boşaltmaya dönüşmüştür. Alacaklıyı mağdur eden kurumlar büyük maharetle icat edilmektedir.
Tüm bu düzenlemeler borçluyu zor durumda koruma amacı iddiası ile yapılmıştır. Yasa koyucu alacağını alamasa da alacaklının yinede refah içinde olduğu varsayımı ilemi hareket etmektedir. Kötüniyetli borçlular için neden bugüne kadar hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Neden mal kaçırma müeyyideye bağlanmamıştır, icra ceza suçları neden etkisiz bir uygulama olarak devam etmiştir. Banka hesap hacizlerinde neden şube şube haciz talimatı gönderilmesi değiştirilmemiştir, aciz vesikası alındığı halde lüks içinde yaşam süren borçlular için neden bir yaptırım düşünülmemiştir. Alacaklı lehine yapılacak birçok düzenleme var iken bilinçli olarak bu düzenlemeler yapılmamıştır.
Sonuç olarak borçlu lehine düzenleme yapılıyorken “adalet” kavramı ile ne kadar bağdaştığı gözönüne alınması gerekir. Ayrıca yapılan değişikliklerin ticareti ve sosyal hayata etkileri hesaba katılmalıdır. Bu nedenlerle yapılan değişiklik maddelerine yapılan eleştiriler doğrultusunda düzeltilmesi gereklilikten öte bir mecburiyettir
Old 23-01-2012, 09:05   #42
Av. Bilal Canbaz

 
Varsayılan

3.YARGI REFORMUNUN ÇEK CEZALARI VE İİK AÇISINDAN ELEŞTİRİLERİ
Son haftalarda 3. Yargı reformu adıyla yapılan çalışmalarda hazırlanan çek cezalarının kaldırılmasına ve İcra İflas Kanununda yapılacak değişiklere ilişkin kanun tasarısı duyanların kulağına hoş gelse de hukuk tekniği açısından son derece büyük tehlikelere ve adaletsizliklere sebebiyet verecek maddeler içermektedir.
Ne yazı ki hukuk alanındaki değişiklikler sonuçlarını belli bir süre sonunda göstermekte olup bu da uygulanan kişiler açısından geri dönülmez sonuçlar yaratmaktadır.
Hukuk düzenlemelerinin ana gayesi tarafların hak ve yükümlülükleri göz önüne alınarak devlet erki tarafından doğru çözümlerin üretilmesidir.
Düzenlemelerde devlet tarafların mağduriyetlerini gidermek ve haklarına kavuşturmak amacıyla hak ve nısfet ölçüleri doğrultusunda ortaya çıkabilecek tüm ihtimalleri de göz önüne alarak düzenlemeler yapmalı sadece ekstrem örneklere odaklanmamalıdır.
Aksi halde yasalar tüm ihtimalleri değil sadece belirli ihtimalleri göz önünde tutarak çözüm üretemez hale geleceklerdir. Devlet yine yasama görevini yerine getirirken olayları hukuki düzenleme dışı bırakarak kendisi üzerindeki yükümlülüğü hafifletme gibi bir yol tercih etmeyecektir. Bunun aksi kendi varlık sebebini inkar sonucunu doğuracaktır. Toplumda kaos ve hukuksuzluk yaratacaktır.
Kanun koyucu sadece davacı veya davalı tarafın bakış açısı ve mağduriyetini göz önüne alarak popülist yaklaşımlarla değil sorunu adalet ilkelerine uygun çözümlerle halletmelidir.
Bu kısa hatırlatmalarımdan sonra mevcut yasa tasarısına eleştirilerim ve gördüğüm yanlışlıklar aşağıda sıralanmaktadır.
A) TASARI İÇİNDE YER ALAN VE KAMUOYUNDA “ÇEKTE HAPİS CEZASI KALKIYOR” MÜJDESİ İLE VERİLEN DÜZENLEMEYE ELEŞTİRİ VE GÖRÜŞLER
Hukuki niteliği itibarıyla çek; düzenleyenin (Çek sahibinin), muhatap (banka) nezdinde bulundurduğunu öne sürdüğü bir paranın, kayıtsız ve şartsız olarak çeki elinde bulunduran kişi tarafından çeki ibraz ettiğinde çekin üzerinde yazan bedeli tahsil edilebileceğine dair talimatıdır. Yani çek hukuken bir sözleşme olmayıp, bankada hazır bulunduğu öne sürülen bedelin çeki elinde bulunduran kişi tarafından tahsiline yönelik verilmiş talimattır.
Çekin banka nezdinde karşılığının bulunmaması da (çekin sözleşme olmayıp hazır parayı bankadan tahsil edebilme talimatı olması nedeni ile) tüm hukuk sistemlerinde dolandırıcılık, karşılıksız çek düzenleme suçu ve benzeri isimlerle cezai müeyyide altına alınmıştır.
Yine Türk Ticaret kanunda çekte vade olmadığı “çek görüldüğünde ödenir” demekle kabul edilmiştir. Bu niteliği itibarıyla da kanun koyucu tarafından çekin bir borçlanma vesilesi değil bir ödeme aracı olarak kabul edildiği sabittir.
Büyük sanayi kuruluşlarının örneğin Mercedes, Bmw gibi otomotiv devlerinin bulunduğu ülkelerde, bu firmalara iş yapan kobi ölçekli işletmelerin bu yapılarla özdeşleşmiş olmaları ve sadece bu tür büyük şirketlere hizmet vermeleri nedeni ile alacak tahsilatlarını vadesinde banka hesaplarına havale yolu ile almaktadırlar.
Ülkemizde ve benzeri ülkelerde ise bu tür dev firmaların fazla sayıda olmaması sebebi ile gerek yarı mamül üreten, gerekse niteliksiz mal üreten kobiler mecburen kendi ölçeğindeki küçük işletme ve alıcıları ile çek alma ve verme ilişkisi içinde bulunmaktadırlar.
Yani sadece mal ve hizmet faturasını kesip, günü gelen alacakların banka hesabına yatırılması gibi bir yöntem tarafların zayıf yapılarından dolayı uygulanamamakta çekle yapılan işlem hacmi de buna bağlı olarak artmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde dahil olmak üzere devlet aygıtı ise hukuki tanımı gereği bu ödeme aracında (zaten hukuki niteliği gereği ödeme talimatı olan; bankada hazır paranın çekilmesi talimatı anlamındaki çekin) karşılıksızlık halinin dolandırıcılık ve benzeri suç vasfına sokmuşlardır.
Ülkemizin bu gerçeklerine rağmen bu ödeme aracının karşılıksızlık halinin her hangi bir cezai müeyyide ye bağlanmaması ise zaten ekonomik güçlülüğü yüksek olmayan kobiler de bir birine güvensizlik ve buna bağlı olarak ekonomik daralma getireceği aşikardır.
Tüm bu olgulara rağmen çıkarılmak istenen yasa ile gerek kötü niyetlerinden gerekse kendi hesapsızlıklarından dolayı karşılıksız çek keşide eden borçlular ödüllendirilmektedir.
Popülist anlatımıyla çek mağduru aslında karşılıksız çeki elinde bulunduran alacaklı kişi olması lazım gelirken, Adalet Bakanlığının tasarı gerekçesinde çeki ödemeyen borçlu kişi çek mağduru olarak tanımlanmaktadır. Yola baştan bu niyetle çıkıldığında yasa düzenleyici de sadece olaya çeki karşılıksız bırakan kişi lehine düzenleme getirmekle sorunu çözmek istemektedir. Ancak bu bakış açısında piyasadaki çekle ödeme gerçeğini fırsat bilen kötü niyetli kişiler ise hiçbir şekilde akla dahi getirilmemektedir.
Tanımı gereği ödeme talimatı olmasına rağmen bankada karşılığının olmadığını bilerek çek verip karşılığında malı teslim alıp satan ve parasını cebine koyarak günü geldiğinde ise çeki karşılıksız bırakan borçlu kişi kanun koyucu tarafından mağdur olarak anılmaktadır. Bu yasa taslağı ile de bu kişi lehine düzenleme yapılmaktadır.
Tasarı gerekçesinde bu tür dava dosyalarının adalet mekanizmasında tıkanma yarattığı gerekçesi öne sürülmektedir. Oysa başta izah edildiği üzere kanun koyucu yargıyı hızlandırmak adına yargısızlaştırma (sorunu hukuki tanım dışı bırakma) yöntemiyle adeta devletin hukuk alanında tezahür eden erkinin yok edilmesi yolunun seçildiği görülmektedir.
Yani “okullar olmadan milli eğitimi ne güzel yönetirim” diyen bir büyüğümüzün bürokratik bakış açısıyla soruna çözüm bulunmak istenmektedir.
Oysa son yedi yılda çek yasasında yapılan üç değişikliğin taraflara temyiz ve uyarlama hakkı tanıması sonucu Yargıtay’ın dosya yükünün birkaç kat arttığı görmezlikten gelinmektedir. Yani bir çek davası süresince üç defa yasa değişmiş mahkemenin her kararı ayrı bir temyiz imkanına kavuşmuştur. Bunun yargıya getirdiği yükü anlamak için Adalet Bakanı olmaya gerek olmadığı sabittir.
Kanunların gerekli Sivil Toplum Kuruluşları ve ilgili kurumlarca belirli bir tartışma sürecine yayılmadan alelacele ve sıkça değiştirilmesinin çarpık sonuçlarının en güzel örneği de her halde bu durumdur.
Fakat her soruna kısa yoldan çözüm bulmak isteyen bürokratik bakış ise “yargının yükü fazlalaştı onun için çek cezasını kaldıralım her şey düzelir” derken tahminen beş yıllık süreç içinde malını satıp parasını alamayan alacaklıyı cezalandırdığının farkına varmamaktadır. Bürokratik kademenin piyasa içindeki oyuncuların durumlarına ve piyasanın işleyişine yabancı kalmasının sonucu alacaklının haklarının korunmasının hukuk dışı bırakılması olmamalıdır.
Bu durum, bir mağdurun deyimi ile “tecavüze uğrayan benim, af eden devlet” eleştirisine sebebiyet vermektedir. Bu durum hukuk devleti ilkesine zarar vermekte, toplumun adalete güvenini ortadan kaldırmakta, insanları adaletin tesisi için hukuk dışı arayışlara yönlendirmektedir.
Mevcut mevzuat gereği ülkede ortalama bir çek cezası 2 veya 3 yılda çıkmasına ve bu süre sonunda çek bedeli üzerinden isterse 1.000.000.-TL yazsa bile en fazla 105.000 TL ye kadar ceza alan ve “bu cezayı devlete öderim sana ödemem o da eline geçmez” tehdidi ile alacaklı ile pazarlık yapan ve ana borcunun tahminen yarısı kadar bir miktarı alacaklıya 2 veya 3 sene sonra ödemek durumunda kalan kişi tasarı gerekçesinde yine ne yazık ki “mağdur” sayılmaktadır. Sürekli borçluyu mağdur, alacaklı “zalim” kabul eden bu bakış açısı, “hırsızın acaba hiç mi suçu yok” sorusunu akla getirmektedir.
Ne yazık ki muhalefet partileri de bu mağduriyet görüşünü benimsemiştir. Oysa bir çek borçlusuna karşılık, kullanmış olduğu en az 5 yada 6 tane çek yaprağından dolayı mağdur ettiği çek alacaklısı adedi bir büyük bir sessiz çoğunluk olarak göz ardı edilmektedir.
Bu gün mağdurum diye meclis kapısını aşındıran her bir çek borçlusuna karşılık meclisten bu tasarının geçmemesini ümit eden en az beş katı çek alacaklısının varlığı ve bunun sosyal memnuniyetsizliği ve sonuçlarının iktidar partisine mal edileceği unutulmamalıdır.
Yasanın kanunlaşması halinde piyasalarda çekin herhangi bir yasal korumasının olmayacağı, ancak iyiniyetli kişileri dolandırmak amacı ile kullanılacağı aşikardır.
Çek keşidecilerinin büyük bir kısmı tüzel kişilikler olup, sermaye şirketleri piyasada mal ve hizmet mübadelelerinde ödeme aracı olarak çek kullanmaktadırlar. Ancak aynı sermaye şirketlerinden kazanılan para doğrudan ortaklarının malvarlığını arttırmakta, sermaye şirketlerinin her hangi bir mal varlığı çoğunlukla bulunmamaktadır. Yani sermaye şirketlerinden kazanılan para gerçek kişi malvarlığına dönüşmekte, karşılıksız çek keşide eden şirket aleyhine yapılan icra takipleri zaten her hangi bir malvarlığı bulunmaması sebebiyle semeresiz kalmaktadır. Şirket yetkilisinin ceza sorumluluğunun ortadan kaldırılmasıyla mevcut hukuki semeresizlik durumu tamamen kalkacak, alacaklı malını verdiğiyle kalacak karşılığında hiçbir bedel alamayacaktır.

Yargı devletin görevidir ve yargıdan kaynaklanan sorunlar da yine devletin sorunudur. Çünkü, yargının 'kötü işlemesi', devletin 'yönetme' görevinin ifasında 'topallamasına' neden olur. Ancak, Devlet, açıklanan paketle, yargının yavaşlığı sorununda 'Yargıyı hızlandırırsam görevimi iyi yapmış olurum.' yerine, 'Ceza ve tutukevleri dolu, adliye binaları yetersiz, hakim, savcı, personel sayısı az; tutuklu, hükümlü sayısını, soruşturma, kovuşturma dosya sayısını, icra dosya sayısını nasıl azaltırım?' kaygısıyla hareket ettiğini gösteriyor.

Mahkemelerin iş yükünü azaltmak, ceza evlerini boşaltmak bazı eylemleri suç olmaktan çıkarmakla; icra dosyalarını azaltmak alacaklıların icra takibi yapmalarını zorlaştırmakla değil, yargıç, savcı sayısını artırmakla, mesleğini icra eden yargıç ve savcıların mesleki bilgi ve becerilerinin arttırılmasıyla, bu yönde eksiklik gösterenlerin sistem içinde tespit edilerek gerekli uyarı ve müeyyidelere maruz bırakılarak kendilerini toplamalarının sağlanmasıyla, teknik ve fiziki olanakları genişletmekle, personeli yeter duruma getirmekle, elektronik ortamın tam anlamıyla kullanılmasının sağlanması ve gereksiz iş ve işlemleri ortadan kaldırmakla olabilir.

Karşılıksız çek keşide edene, ceza uygulaması bir çok dünya ülkesinde mevcut olup, bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılık hali değildir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 4 Numaralı Protokol’ün 1. maddesi ile Anayasamızın 38. maddesine göre, hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin iptali istemi Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliğiyle reddedilmiştir. Gerekçesinde:

“Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kararlarında da belirtildiği gibi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek, temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir. Hatır senetlerinde olduğu gibi taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda bile çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir. Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise çekte, bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur. Borçlu, temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır. Bu nedenle çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasında Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda yasa koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin ne şekilde cezalandırılacağı hususu yasa koyucunun takdir yetkisi içinde kalmaktadır. Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir.”, Any. Mah., 17/03/2011, E. 2010/6, K. 2011/54, RG, 06/07/2011, 27986.


B)İCRA İFLAS YASASINDA BORÇLULARA MÜJDE OLARAK YANSITILAN DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN ELEŞTİRİ VE GÖRÜŞLER
MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
“İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar gerekçeli olarak tutanaklara yazılır.”
Gerekçe: - Tasarının 6. maddesiyle, kararların gerekçeli olarak icra tutanaklarına yazılması kabul edilmiştir. Bu değişiklik ile keyfiliği önlemek amacıyla kaşe kullanılmasının önüne geçmek ve görevlileri araştırmaya zorlamak suretiyle hızlı ve etkin denetim amaçlanmıştır. Uygulamada talepler hakkında gerekçe yazılmadan karar verilmekte, genellikle bu işlem kaşe kullanılarak yerine getirilmektedir. Taraflar, gerekçesi olmayan kararları anlamada, değerlendirmede zorlanmakta bu nedenle şikayete veya itiraza konu etmektedirler. Bu şekilde gerekçe yazılması tarafları ikna etmede daha etkili olacak, aynı zamanda işlemin şikâyete konu edilmesi hâlinde hızlı ve etkin bir denetim sağlayacaktır.
ELEŞTİRİSİ :
İstanbul, Ankara,İzmir gibi büyükşehirlerde icra dairelerinin mevcut iş yükü oldukça fazladır. Madde gerekçesinde kaşe basmak yerine kararı gerekçelendirme şartı mevcut iş yükünü artırmakla kalmayıp iş yapılamaz hale getirecektir.İstanbul’da ortalama en az 500 dosyaya karar vermek mecburiyetinde olan bir icra müdür veya yardımcısının bu şekilde en fazla 200 dosyaya karar verebileceği düşünüldüğünde hergün bir sonraki güne 300 dosyası sarkacaktır ki, bu da sistemi işlemez hale getirecektir.
Ayrıca kötü niyetli taraflar her kabul kararını karşı sadece gerekçe eksikliğinden dolayı İcra Hukuk mahkemelerinde şikayette bulunacak bu da yargı yükünü arttıracaktır. Ayrıca gerekçe yönünden de kararlar tartışmaya açılacaktır.
Yapılacak düzenleme ile TALEBİN REDDİ KARARLARI gerekçeli olarak yazılmalıdır denilirse zaman tasarrufu sağlanabilir. Yoksa her kararın gerekçeli olması istemi mevcut sistemi uygulanamaz hale getirir.
ÖRNEĞİN :
“Alacaklı borçlunun aracına haciz konulmasını talep etti”.
İcra Müdürü;
Dosya incelendi, borçluya …..tarihinde tebligat çıkarılmış ve bu tebligat …..tarihinde tebliğ edilmiş ve …..tarihinde de haciz kesinleşmiştir.İcra İflas Kanununun ilgili maddeleri ve Yargıtay ….. dairesinin ….kararına uygun olan alacaklının talebinin kabulü ile dosya borçlusu A……’nın 34 HK …. Sayılı aracına haciz konulmasına karar verildi.

Şeklinde kararını yazacaktır. Bu işlem basit gibi görünse de dosya üzerine yazılacak bu kararın alacağı zaman oldukça fazladır. Önünde karar vermesi gereken yüzlerce dosya varken icra müdürü bunun gibi kaç tane karar yazabilir ?
Ayrıca, İcra müdürü nihayet 3 gün içinde haczi uygular amir hükmüne aykırı olarak mevcut talep açılmış dosyalara karar verilemeyeceği için icra müdürleri devamlı şikayet edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceği gibi, hacze iştiraki düzenleyen İİK. 100 maddesinin uygulanmasında çıkabilecek sorunlar ve Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davaları ikame edilebilecektir.
Bunun yerine red işlemini gerektiren kararların gerekçelendirilmesi mevcut işleyişi daha hızlandıracağı düşüncesindeyiz.
İcra Müdürü, İcra İflas Kanunu düzenlemesinde mevcut talepleri KABUL veya RED eder.Yargılama makamı olmadığı için kararlarını gerekçelendirmesine ihtiyaç yoktur.Zira kararların gerekçelendirilmesi Yargılama Makamlarının yapmak zorunda olduğu bir eylemdir.
MADDE 9- 2004 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) ve (3) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, birinci fıkrasına aşağıdaki (13) ve (14) numaralı bentler ile maddeye aşağıdaki son fıkra eklenmiştir.
“2. Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya,
Haczedilemeyecek eşya kapsamına alınmıştır.
ELEŞTİRİSİ :
Bu oldukça geniş yorumlanabilecek bir hükümdür. Yasanın mevcut hali zaten (Madde 82) bu konu ile ilgili yeterli ve detaylı bir düzenleme getirmiştir. Halbuki bu düzenleme ile “her türlü eşya” denilmek suretiyle konu genişletilmiş ve hiçbir eşya haczedilemez duruma getirilmiştir.
Konuyu bir örnekle açıklayacak olursak; fıkra tanımına uyan meslek olarak kuaförü ele alırsak, acaba bu haczedilemeyecek eşya koltuk, makas, tarak, vs. mi? ( eski düzenlemede bu tür malzemeler zaten haczedilemiyor ) yoksa 8 bin Euro tutarındaki ozon veya solarium makinası mı? Ama tasarı da her türlü eşya dendiği için hiçbirisi haczedilemeyecek.
Başka bir örnek verelim. Ayakkabı atölyesi sahibinin borcu bulunmaktadır. Alacaklı ise ayakkabıcıya deri satan tacirdir. Atölyede alacaklıdan satın alınmış mevcut deri bulunmaktadır. Ancak ayakkabıcı deri olmazsa ayakkabı yapamam bu benim için önemli dedi. Fıkra metninden de her türlü EŞYA denilmesi sureti ile bu anlaşıldığından bu deri haczedilemeyecektir. Mantığa aykırı durum değil mi?

3. a) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler,
b) Aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri,
hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu her türlü eşya;”
haczedilemeyecek eşya kapsamına alınmıştır.
ELEŞTİRİSİ :
Bu fıkrada ise hangi eşyanın kime ait olduğu tartışması ile hiçbir haciz yapılamayacaktır. konuyu yine örneklerle açıklayalım;
Haciz için gidilen evde bir adet overlok makinası bulundu. Bu gerekli bir ev eşyası mıdır? Veya, evde kötüniyetli bir atölye borçlusu fason imalat mı yapmaktadır.?
Başka bir örnek verelim, alacaklı 2.000-TL değerinde LCD TV satmış ancak parasını alamamıştır. Hacize gidildiğinde borçlunun evinde başkaca televizyon olmadığı için kendi sattığı televizyonu haczedemeyecek mi?
İşçi alacağı bulunan bir işçi 3.000.-TL lik maaş alacağının tahsili için patronunun Florya’da bulunan villasına hacze gidecek ve patronun son sistem 140 ekran üç boyut teknolojiye sahip 4.000.-TL değerindeki televizyonunu evde başka bir televizyon olmadığı için; 4.000.-TL değerinde çift kapılı Amerikan tipi devasa buzdolabını başka bir buzdolabı olmadığı için; 3,000.-TL değerindeki notebooku başka bir notebook olmadığı için; 1.000.-TL değerindeki PS3 oyun makinasını evde bir tane olduğu için haczedemeyecek ve kanunlar nezdinde patronun ev eşyası kişilik hakları ve haciz işleminin devlet tarafından sosyal bir yara olarak anlaşılması nedeni ile alacağını alamadan evine dönecektir.
Yine 10.000TL değerinde lüks oturma odası grubu satan bir mobilyacı alacağının tahsili için Etilerde bulunan borçlunun evine hacze gittiğinde kendi sattığı malları dahi haczedemeden geri döndüğünde “ne güzel artık benim ülkemde ev haczi uygulanmıyor borçlu aileleri mağdur olmuyor” diye sevinebilecek midir ?
Kiracısının 1.000 TL kira borcundan dolayı Esenlerdeki evine hacze giden Fatma teyzeye bu yasa tasarısı gereğince “evde bir tane 2.000 TL değerinde LCD televizyon var ama kanun gereği bir tane olduğundan dolayı haczedemiyoruz, 1.500 TL değerinde buzdolabı var ama bir tane olduğundan haczedemiyoruz, 1.000 TL değerinde bilgisayar var ama bir tane olduğundan dolayı haczedemiyoruz; zaten üzülme bu eşyaları satın aldığı kişilerde alacağını almadığı için onlarda haczedemiyor” dediğimizde her halde Fatma teyzede “vatan sağolsun evladım kiracımın aile huzuru bozulmasın aman eşi de çocuğu da üzülmesin onun da yasal hakları var, zaten bu haciz işlemleri çok kötü şeyler insanlar mağdur oluyor meclis önünde protesto yapıyorlar, şu kalan üç günlük ömrümde ben kuru ekmekle idare ederim” mi diyecektir?
Burada mağdur olacak acaba kimdir? Alacaklı mı? Borçlu mu?
Unutmayalım ki, bir alım satım akdinde iki taraf vardır. Alacaklı ve borçlu. Yasa koyucu bunların birini diğerine tercih edemez. Hukuk zaten her ikisinin haklarını da koruduğu ve tüm ihtimalleri düşünerek düzenleme yaptığı halde ancak adaletli olacaktır. Yoksa popülist yaklaşımlarla “borçlunun çocuğu mağdur oluyor karısı mağdur oluyor meclis önünde protesto yapıyor” derken alacaklının çocuğunun ve karısının mağduriyetine sebebiyet vermemelidir. Unutulmamalıdır ki çoğunlukla her bir borçlu yanlış tutum ve davranışları ve hesapsızlığı sebebi ile en az iki veya üç alacaklıyı mağdur etmektedir.
Mevcut tasarının geçmesinden sonra her halde alacaklılara meslektaşlarım ve adalet sistemi “bize niye başvuruyorsunuz teknik olarak 10.000 TL alacak için borçlunun kıymetlide olsa ev eşyaları haczedilemiyor. İş yerinde de zaten mallar benim değil amcamın oğlunun dediği için mal alamıyoruz hele sen bir mahkemeye git istihkak davanı kazan iki sene sonra bakarız” demekle yetinilecektir.
Mevcut İcra İflas yasamız alındığı İsviçre de aynı şekli ile uzun yıllardır sorunsuzca uygulanmaktadır.
Sorunun aslı ise Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki bilinçsiz kişilerce yapılan yanlış borçlanma veya kötü niyetli kişilerin piyasada bilinçli bir şekilde borçlanması yani piyasayı dolandırmasında aranmalıdır.
Burada borçlu kişilerin hakları düşünülürken alacağın hiçbir şekilde tahsil edilememesi sonucu doğurulmamalıdır. Yani alacaklının da hakları olduğu düşünülmelidir. Hiç kuşkusuz borcunu ödemeyen borçlu kadar, borçlunun ödeyeceğine güvenerek kendisine malını yada parasını tevdi eden alacaklının da hukuken korunmaya değer hakları vardır. Hukuk borçluya “mağdur” sıfatını verip haklarının koruyacak yasa yaparken alacaklıyı da “salak“ yerine koyup, düzenleme yapılamaz. İcra işi ile uğraşan memur ve meslektaşlarımın bildiği üzere haciz işleminin uygulanması cebinde parası olduğu halde ödemek istemeyen bir çok borçlunun borcunu ödemeye sebebiyet vermektedir. Yani haciz işlemi alacaklının alacağını almasındaki en önemli yargısal korumadır.
Haciz işleminin nerede ise uygulanmasını imkansız hale getirecek bu düzenleme ülkeyi borçlular cennetine, piyasada mal, emek üretip geçimini sağlamaya çalışırken alacaklı olmuş mağdurlar cehennemine çevirecektir.
“13. Öğrenci bursları,
14. Diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve haklar.”
“İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.”

ELEŞTİRİSİ :
İcra Memuruna bu takdir yetkisinin verilmiş olması suiistimalleri artıracak bir unsur olarak karşımıza çıkacaktır. Zira, bu kadar çok takdir yetkisini Mahkeme Hakimine tanınmamış iken icra memuruna tanınması yasanın kendi mantığı ile çatışması demektir. Mevcut yasada memur ancak kıymet takdiri yapmakta ve malı haczetmektedir.
Burada çözüm olarak ancak ekonomik değeri malın satışında haciz ve muhafaza masraflarını dahi karşılamayacak mallar haczedilemez olarak düzenlenmesi akla ve adalete daha uygun görünmektedir.
Mevcut yasada zaten buna benzer düzenleme mevcuttur.
MADDE 10- 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Diğer taşınır mallar, masrafı peşinen alacaklıdan alınarak muhafaza altına alınır. Alacaklı muvafakat ederse, istenildiği zaman verilmek şartıyla, muvakkaten borçlu yedinde veya üçüncü şahıs nezdinde bırakılabilir. Üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedildiğinde, alacaklının muvafakati ve üçüncü şahsın kabulü hâlinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır. Haczedilen taşınır malların toplam değeri Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının beş katından az ise muhafaza altına alınmaz, borçlu veya üçüncü kişiye yediemin olarak bırakılır. Mallar satış mahalline getirilmediği takdirde yediemin değişikliği yapılabilir.”
ELEŞTİRİSİ :
Mevcut durumda ülkenin %70 e yakınında adalet bakanlığının yediemin depoları bulunmaması sebebi ile muhafaza işlemi yapılamamaktadır.
Muhafaza işlemi borçluların sıkça adres değiştirdiği yani kaçtığı İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerde yapılmaktadır. Bununda sebebi ise bu tip borçluların mallarını kaçırma eğilimi ve fiziki imkanlarıdır. Anadolu’da bir borçlu kaçsa dahi alacaklının bulma imkanı yüksek olduğundan muhafaza işlemine ancak son çare olarak baş vurulmaktadır. Muhafaza işleminin bu tür yerlerde alacaklıya gereksiz masraf üretmektedir.
Büyükşehirlerde ise borçluyu kaçtığında zaten zor bulan alacaklı mallarının bedeli asgari ücretin beş katından aşağı olması sebebi ile muhafaza altına alamayacak borçluya yediemin olarak bırakacak ve ancak satış isteyebilecektir.
Yukarıda ki örnekte alacaklı Fatma teyze veya borçluya mal satan fason tekstil işi yapan alacaklı sık sık firma ve adres değiştiren borçlusunun işyerindeki mallarını haciz için koca şehirde tam iş adresini buldum, tekstil atölyesindeki malları muhafaza altına alayım da satınca alacağımı alırım dediğinde devlet; dur Fatma teyze sen ne yapıyorsun bak zaten yargıya yük yükledin memuru buraya kadar getirdin bide bu malları devlete mi taşıtacaksın zaten yargının bir sürü yükü var hele sen malları haczet yerinde bırak malın satışı içinde bize avanslar yatır diyecektir.
Satış günü ise borçlu malları getirmediği için satış düşecek Ayşe teyze borçlusunu bu sefer yedieminliği suistimalden yargıya şikayet edecektir. En az bir sene sürecek yargılamanın sonucunda adresi zaten zor bulunacak veya hiç bulunmayacak borçlu hakkında çıkacak ceza tecil edilecektir.
Yani Fatma teyze borçluyu mallarını muhafaza altına almak için yeniden arayacak o mallar borçlunun elinde kalmış ise ancak ikinci bulduğu adreste muhafaza altına alabilecektir. Tasarı ise bu ihtimalleri yargıyı hızlandırma ve çabuklaştırma olarak görmektedir. Bu esnada Fatma teyze tabiî ki alacağını almak için halan zaman ve avans, harç, yolluk, teminat vs. adı altında pek çok para harcamaktadır.
Yine aynı Fatma teyze meslektaşlarıma ve yargı üyelerine evladım ben kira alacaklarımı alamadım bu nedenle gelir vergimi ödeyemediğim için vergi dairesi amme alacaklarının tahsili kanununa göre benim evime geldi ne var ne yok haczetti ve götürdü dediğin de devlet alacağı için haczediyor muhafaza altına alıyor ama ben niye haczedemiyorum diye sormayacak mıdır ?
Hali hazırda uygulamada borçlu bulunmadığında çilingir ve polis marifeti ile eve hacze gidilme imkanı bulunmaktadır. Fıkranın bu düzenlenmesi ile borçlunun bulunmadığı hacizde ne yapılacaktır ? Borçlu yok, 3. şahıs yok, haczedilen malın bedeli de belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının üç katından az ise ne yapılacaktır ? Yediemin bırakılacak kimse olmadığından haciz yapılamayacak mı? Ancak düzenleme haciz yapılır dediği için yapılacaktır muhtemelen ancak muhafazaya çözüm getirilmemektedir
MADDE 11- 2004 sayılı Kanunun 99 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Üçüncü şahsın zilyetliği
Madde 99 - Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, hacizli malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.”
ELEŞTİRİSİ :
Hali hazırda yürürlükteki İİK: 99 maddesindeki uygulama ile sorun uzun yıllar tartışıldıktan sonra çözülmüş iken yapılacak bu değişiklik sistemi kaosa sürükleyecektir. Bu düzenleme ile muhafaza imkansızlaşacak ve sistem çökecektir. Konuyu aşağıdaki örneklerle açıklayalım:
Örnek 1- Haciz işlemi için borçlunun evine gidildi. Altın bulundu. Borçlu bu altınlar annemin dediği zaman muhafaza imkansız. haciz yapılıp yediemin olarak bırakıldı diyelim, peki aynı malı bir daha orada bulma imkanı var olacak mıdır? Ama muhafaza altına alınsa ve alacaklıya dava açması için süre verilse (Mevcut uygulama bu yöndedir.) hem alacaklının hem de 3. Şahsın hakları korunmuş olacaktır.
Bu düzenleme ile borçlu haciz mahallinde bile olsa yada borçlunun adresinde haciz yapılsa borçlu bu mallar 3. Şahısa aittir dediği zaman bu iş bitmiş olacak ve muhafaza yapılamayacaktır. Borçlunun daha sonra adresini değiştirmesi ile yapılan haczin hiçbir hükmü kalmayacak ve yapılan masraf alacaklının yanına kar kalacaktır. Denilebilir ki yedieminliği ihlal suçundan şikayet edilebilir. Mevcut değişiklik tasarısında bu suç da yasadan çıkarılacaktır. Peki çözümü ne olacaktır.
Halihazır uygulama kanaatimizce tüm bu sorunların çözümü için yeterlidir.

Yasa koyucu İcra İflas Kanununda değiştirmek istediği bu üç madde ile aslında farkında olmadan İcra İflas Kanunun bütününün uygulanmasını imkansız hale getirmektedir.

İcra İflas Yasaları Hukukun tam anlatımıyla teknik konularını içermektedir. Bu konular hakkında ki düzenlemeler alelacele ve popülist yaklaşımlarla ya insanlar mağdur ediliyor bakış açısıyla değil ortak fayda belirlenerek yapılır. Aksi halde kendi alacağını alamadığı için borçlu duruma düşen ve bu sebeple intihar eden alacaklılar yaratılmış olur.

Bu tür yasalarda metin kısa net ve anlaşılır ve tüm ihtimalleri kapsar biçimde olmalıdır.

Sizlerden ricam pakette İcra İflas Kanunu ve Çek cezasına ilişkin tasarının toplumun değişik kademelerince tartışılmadan ve bir uzlaşma oluşturulmadan geçirilmemesidir. Başta da söylediğim üzere hukuk alanında yapılacak bu tür değişiklikler zaman içinde telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır.


Hele ki parlamenter sistem neticesi ileride koalisyon hükümetleri doğduğunda zayıf iktidar sebebi ile alacağını alamayan alacaklı kendisini çaresiz ve aldatılmış hissederek geçmişte olduğu gibi mafya türü yapılaşmalara baş vuracaktır. Bu sefer kaş yapalım derken göz çıkarılmış olacak eşyasından olmayan borçlu canından olabilecektir.
Old 23-01-2012, 10:56   #43
Av Hamdullah ÜRE

 
Varsayılan

Adalet bakanlığınca hazırlanmış tasarı eksik yönlerine rağmen olumlu yönleride bulunmaktadır. Örneğin taşınmazlarla ilgili olan madde bence yerinde zira alacaklı alacağına mahsuben taşınmazı alması halinde bu durum borçlu için ciddi bir baskı oluşturacak niteliktedir.Bu nedenle çözülebilecek nitelikte olan bu tür dosyalar kolayca çözülebilecektir.Taşınmaz haczi olan dosyalar muhtemelen sürüncemede kalmadan infaz olacaktır. Ayrıca tahsil harcının 5/1 inin alınacak olmasıda yerinde bir düzenlemedir.Tahsilatın artırılması ve borçlu üzerinde baskı oluşturması için Alacaklıyı zarara uğratma şeklinde yeni bir icra suçu düzenlenirse sorunlar büyük bir oranda çözülür kanaatindeyim.
Old 23-01-2012, 10:57   #44
mehmetcansiz

 
Varsayılan

"3. Yargı paketi"nin başkakanlığa sevk edilen son haline aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Saygılarımla...

http://www.kgm.adalet.gov.tr/yargita...9Fa%20sevk.pdf
Old 23-01-2012, 21:16   #45
tiryakim

 
Varsayılan

Ulaş Bey görüş ve önerilerinizi ;

http://www.kgm.adalet.gov.tr/yargita...dirilmasi.html

yukarıda linkte yazan ;

kgm.anayasa@adalet.gov.tr

adresine mail atarak bildirdiniz mi ?
Old 23-01-2012, 21:19   #46
tiryakim

 
Varsayılan

http://www.kgm.adalet.gov.tr/yargitaslak/yargi.html

Yukarıda adresten ;

Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısını

1-)karşılaştırmalı tablo
2-)tasarı metni ve
3-)sunum ' u

inceleyebilirsiniz..
Old 24-01-2012, 14:30   #47
av.ozancelik

 
Varsayılan

bu reform paketinin yanında borçluyu alacaklıya karşı koruma yollarını içeren bir güvenlik tedbir paketininde açıklanması gerekmektedir.
Old 24-01-2012, 14:30   #48
eser_29

 
Varsayılan

Dün bu yargı paketi ile ilgili ana haber bülteninde "muhalefet yargı paketine tepkili" diye sun ucu anonsundan sonra babamın, muhalefete kalayını duyunca sordum "pakette ne gibi değişiklikler var, lehe mi aleyhe mi biliyor musun?" cevap tabi ki "hayır, bilmiyorum" oldu.

Ülkemizin gerçeği bu, "yaptım, oldu" zihniyeti bizi yönettiği sürece "yaptılar, iyi oldu" diye alkışlayanlarda bulunacaktır. Koltuklarda oturanlar "sorumluluk" mevkiinin idrakinde olmazlarsa yapacak pek bir şey kalmıyor. Kimi internet sitelerinde ziyaretçi yorumlarında işin özü bırakılıp avukatlara laf ediliyor "milletin kanını ememeyecekler" diye. Avukatlar kısmen sıkıntı çekecekler lakin yarın "alacaklı" olduklarında asıl mağdur olacak olan vatandaş bunu düşünemiyorsa elden ne gelir. Yargı paketi değilde "zihniyet paketi" gelmeli ülkeme. Kişiler "A" şahsı söyledi diye söyleneni "doğru" ve "isabetli" addederse "Z" istediği kadar HAK'kı savunsun, sesi duyulmaz.

Kanuni Sultan Süleyman Yahya Efendi'yte sormuş bir devlet ne zaman yıkılır" diye. Yahya Efendi'de aynen bugün yaşadığımız hali anlatmış.
Old 25-01-2012, 13:14   #49
üye26959

 
Varsayılan Çözüm Önerisi Olanlar?

arkadaşlar yapılması planlanan söz konusu "yıkıcı" reform çalışmalarının alacklılar açısından mağduriyet yaratacağı su götürmez bir gerçek. peki en kötü ihtimali düşünerek taslağın aynen yasalaşması halinde hacizleri uygulanabilir kılmak ve dosyalarımızın sürüncemede kalmasını engellemek adına çözüm üreten var mı? paylaşan olursa tüm meslektaşlara yararlı olacağına eminim.
Old 25-01-2012, 14:59   #50
Ufuk Levent Timurkaynak

 
Varsayılan Milli Eğitim

Bakana sormuşlar,
"Ahh" demiş. "Şu okullar olmasa ben bu Milli Eğitim'i ne güzel idare ederim."

Adı Baro olan kurumlar ne işe yarar?
Old 25-01-2012, 19:54   #51
suskun_juliette

 
Varsayılan

Tam bir kaosun ortasındayız. Bursa'da icra dairelerine artık avukat katipleri alınmıyor, birkaç icra dairesinin avukatı da almadığını duydum.(Katipler ve avukatlar adliye sarayı önünde eylem yaptılar, şimdilik pek bir müdahale olmuyormuş.) Öte yandan bu yargı paketiyle getirilmesi düşünülen değişiklikler. Nasıl bir düzen oluşturmaya çabalıyorlar anlamıyorum? Artık canım sıkılıyor, oyun hamuru gibi şekilden şekile sokuyorlar bizi. Oldukça karamsarım.
Old 26-01-2012, 17:10   #52
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan suskun_juliette

birkaç icra dairesinin avukatı da almadığını duydum.


1 Nisan'a daha çok var ama?
Old 26-01-2012, 18:12   #53
tiryakim

 
Varsayılan

Bence geri atacaklar..Çek yasasında geri adım atılmaya başlandı...Bence menkul hacizlerindede geri adım atılacaktır...
Old 26-01-2012, 21:47   #54
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avgubse
" beyaz eşyaların artık haczedilemeyeceği" kuralı : Hırsızın hiç mi suçu yok? Tam hatırlayamamakla birlikte bir fıkra vardı.Nasreddin Hocanın evine bir gün hırsız girer.Eve gelen komşular "niye kapıyı kitlemedin,pencereyi kapatmadın,niye şöle yapmadın vs vs.. türünden akıl verirler ve herkes Hocaya yüklenir.Bu tepkilerden bunalan hoca "hırsızın hiç mi suçu yok kardeşim" der.
Yeni yargı paketinin içinden çıkan "beyaz eşyaların artık haczedilemeyeceği"kuralı bana bunu hatırlattı,Karşılıksız çekten de zaten artık hapis cezası kaldırılıyor.Peki alacaklının hakları ne kadar korunmuş oldu yahut bir denge sağlandı mı borçlu ile aralarında.Bence hayır.Eve hacze gitme durumumuzda kalktığına göre,işyerinden kaç icra dosyası çözüme ulaşır.Yüzde 10 mu?O kadar bile değil...Şimdi soruyorum,borcunu ödemeyenin hiç mi suçu yok ey yasa koyucu..

Ev hacizlerinin kısıtlanması avukatlar için, özellikle icra ile uğraşan avukatlar için, bir gelir kaybına yol açacak. Bu sebepten olsa gerek hukuki gerekçeler yerine hissi yaklaşımlar göze çarpıyor bazı avukat arkadaşların mesajlarında. 'Hırsızın hiç mi suçu yok?' ve 'Şimdi soruyorum,borcunu ödemeyenin hiç mi suçu yok ey yasa koyucu..' türünden ifadeleri ben bu anlamda değerlendiriyorum. Tartışma konusunun 'hırsız' ve 'suçlu' olmaması gerekir bence. Tartışılacak en önemli konu kişilerin ve ailelerin neden borçlandıkları ve alacaklıların bu borçlanmadaki rolleridir.

Borcunu ödeyecek mali gücü olmayanla borç yapıp başkasının sırtından geçinen üçkağıtçıyı aynı kefeye koyamıyacağımız gibi tefeci, başkasının sırtından geçinen sümürücü ile alacağını elde edemeyen namuslu alacaklıyı da aynı kefeye koyamayız.

Kimdir 'borçlu' sahiden?
Var mı Türkiye'de kişilerin nasıl borçlandıkları ve borçlarını ödeyecek mali durumu olmayan borçluların ailevi ve ruhsal durumlarını konu edinen bir araştırma? Bildiğim kadarı ile borçlularla ilgili haberler ya hacze gelen avukata saldırı ya da borçtan dolayı bunalıma giren aile babasının ailesini ve kendisini öldürmesi ile sınırlı kalıyor.

Benim düşünceme göre avukatların ve avukatlık mesleğin kurtuluşu ev haczinden ziyade mesleğin itibarını artıracak diğer tedbirlerle mümkün olur.

596 kişiye bir avukat düşen Almanya'da ve 1751 kişiye bir avukat düşen Avusturya'da avukatlar haciz işlemleri ile uğraşmadıkları halde geçimlerini sağlıyabiliyorlarsa, 2012 kişiye bir avukat düşen Türkiye'de de avukatların ev haczi olmadan para kazanabilmeleri gerekir.

Not: Borçlunun evinde bulunan taşınabilir eşyaların haczedilemiyeceği kuralı hiçbir devlette yoktur ve olamaz da. Bu kural hem Türkiye hem de bizimle beraber aynı hukuk sistemine bağlı olan devletler için söz konusudur.

Bu haczedilebilirlik kuralına devletten devlete değişebilen sınırlamalar getirilebilir ve getirilmektedir. Bu sınırlamalarla devlet, borçlu vatandaşlarına insanlık onuruna yakışan bir yaşam sürme olanağı vermeyi amaçlar. İnsanlık onuruna yakışır bir yaşam sürmenin en başta gelen koşulu da borçluya ve ailesine günlük yaşamda gerekli olan eşyaların haczedilmemesidir.

Saygılarımla
Old 26-01-2012, 23:23   #55
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

"...avukatlar ellerindeki en büyük koz kayboluyor diye telaşlandılar herkesin ahını aldılar bu kadar zamandır beter olsunlar."
"tşk ederiz devletimize haçizi kaldırdılar avukatlar kendi işlerine baksınlar çuzu bir rakam için kapıdan gitmezlerdi insanlar rencide ederlerdi .bir yerine üç alırlardı allah razi olsun devletimize"

Konuyla ilgili haberin altına yazılmnış iki adet "vatandaş" yorumunu koymak gereği hissettim. Yaa kozunuz elinizden gidiyor değil mi? Zaten bir yerine üç alıyordunuz!!

Aynı vatandaş bu kez alacaklı tarafında :

- E avukat Bey ne oldu bizim para?! Sen parayı alamıyorsan bir başkasına giderim bak!Hem nerde bu DEVLET?! PAramızı alamıyorsa artık ben başka türlü alırım !!!


Jet Reformlara ihtiyacımız var.Jet gibi koç gibi arabuluculara da.. Daha çok hukuk fakültesine de...Çok çalışmamız lazım çok! Avukatlar da zaten kendi işlerine baksınlar canıım....
Old 27-01-2012, 00:16   #56
a.alper

 
Varsayılan Yasa tasarısı anlaşılmaz

Sevgili meslektaşlarım ne anladınız bu yasa tasarısından merak ediyorum bakan açıklama yaptı ev eşyaları artık haczedilemeyecek istisnası altın gümüş dendi sonra ana birden fazla olursa olur dendi sonra asgari ücretin 5 katını asarsa muhafaza yapılabilir dendi şimdi evdeki eşyaların degeri asgari ücretin 5 katından fazla olursa ancak borç miktarı 100 lira bile olsa muhafaza yapabilecekmiyiz
Old 27-01-2012, 00:17   #57
seclarum

 
Varsayılan

beyaz eşya neden haczedilemesin.müvekkil çamaşır makinası satmış alıcı ödememiş hacze gidip sattığımız makinayı ya da parasını alamayacağız öylemi?
madem insan hayatını sürdürebilmesi için zaruri ihtiyaç o zaman devlet ödesin. satıcı neden katlanıyor buzulme.
Old 27-01-2012, 10:08   #58
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan seclarum
beyaz eşya neden haczedilemesin.müvekkil çamaşır makinası satmış alıcı ödememiş hacze gidip sattığımız makinayı ya da parasını alamayacağız öylemi?
madem insan hayatını sürdürebilmesi için zaruri ihtiyaç o zaman devlet ödesin. satıcı neden katlanıyor buzulme.
Bahsettiğiniz durumda mülkiyetin saklı tutulması söz konusudur. Mülkiyetin saklı tutulması sözleşmesi gereği malın geri alınması normal bir haciz işlemi değildir bence. Koşullar gerçekleştiğinde satıcı malını geri alabilir.

Saygılarımla
Old 27-01-2012, 14:39   #59
Covuc

 
Varsayılan

Buzdolabı zaruridir ama çamaşır-bulaşığın makinada yıkanması, kurutulması kolaylıktır. Ocak haricinde fırın varsa neden haczedilmesin. Beyaz eşya terimini bir hukukçunun seçtiğini zannetmiyorum.
Old 28-01-2012, 21:09   #60
Secil0989

 
Varsayılan

Hukuku iktisadi yapıdan ayrıksı tutamayız.Borçlu kavramınıda ekonomik sistemi gözardı ederek tanımlamak dogru olmaz diye düşünüyorum.Ekonomik krizlerin giderek vatandaşın sırtına bindigi,işsizligin rakamlarda verilenin aksine dudak uçuklatcak oranlarda oldugu bu dönemde insani ihtiyacların alacaklıların hakkı diyerek haczedilebilmesini savunan hukukcuların oldugunu görmek cok acı
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
TCK'daki “Suçu bildirmeme“ suçu iptal tiryakim Hukuk Haberleri 5 07-07-2011 16:02
Hırsızın ölümüne neden olan ev sahibine 10 yıl Av. Engin EKİCİ Hukuk Haberleri 8 27-04-2010 17:12
Devletin eli artık hırsızın ensesinde Kavaz Hukuk Haberleri 0 03-11-2006 00:53


THS Sunucusu bu sayfayı 0,12772703 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.