Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Kadın Haberleri 2008

Yanıt
Old 03-01-2008, 19:18   #1
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Kadın Haberleri 2008

Düğünevi basıldı 12'lik gelin kurtarıldı

Babasının okuldan alıp evlendirmeye kalktığı ilk-öğretim öğrencisi D.K., düğün günü kurtuldu.

AKSARAY - Babası tarafından evlendirilmek istenen ilköğretim okulu öğrencisi 12 yaşındaki D.K., öğretmenlerinin yaptığı şikâyet sonrası jandarma tarafından düğününe yapılan baskınla kurtarıldı.
Aksaray'ın Gülağaç ilçesine bağlı Sofular beldesinde yaşayan, Sofular İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi D.K.'nın bir aydır okula gitmemesi üzerine, öğretmenleri küçük kızın evlendirilmek üzere olduğu bilgisini edindi. D.K.'nın düğününün de başladığını öğrenen öğretmenleri durumu jandarmaya bildirdi. Gülağaç İlçe Jandarma ekipleri, Sofular beldesinde davul ve zurnaların çalındığı erkek evindeki düğüne baskın yaptı. Burada yakınlarıyla eğlenen 20 yaşındaki damat adayı R. K.'yı gözaltına alan jandarma, ardından düğüne getirilmek üzere hazırlanan gelin adayının evine gitti. D. K. ve babası İ. K.'yi de alan jandarma üç kişinin ifadelerine başvurdu. Damat adayı ve kızın babası, daha sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı.


Sosyal Hizmetler'e teslim edildi İki yaşındayken annesinin evi terk ederek köyden ayrıldığı öğrenilen D.K.'ya 10 yıldır babaannesinin baktığı belirtildi. Baba İrfan K.'nın da yılın büyük bölümünü İstanbul'da çalışarak geçirdiği öğrenilirken, küçük gelin adayı geçici olarak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne teslim edildi. (dha, aa)03/01/2008

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=243313
Old 09-01-2008, 07:29   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Küçük kızı evlendiren anneye 'çalışma cezası'



DHA - OSMANİYE - 15 yaşından küçük kızını nikâhsız evlendiren anneye 'Denetimli Serbestlik Yasası' uyarınca 60 gün kamuda çalışma cezası verildi.

Osmaniye'nin düziçi ilçesinde yaşayan Hatice Altungibi ile eşi Ali Altungibi, kızları 15 yaşındaki Ö.A.'yı, 40 yaşındaki Adem D. ile resmi nikahsız evlendirdi. Altı ay süren evlilik şiddetli geçimsizlik nedeniyle sona erince, anne Hatice Altungibi, eski damadını şikâyet etti.

Adem D. hakkında 'küçük yaşta kızı alıkoymak', annesi ve babası hakkında da 'küçük yaşta kızın evlenmesine izin vermek' suçundan dava açıldı.

Düziçi Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, anne Hatice Altungibi'ye, kamuya yararlı bir işte 60 gün çalıştırılma, babası Ali Altungibi'ye ise 600 YTL ceza verildi. Anne dün Köylere Hizmet Götürme Birliği'nde hizmetli olarak cezasını çekmeye başladı.09/01/2008

http://www.radikal.com.tr/haber.php?...rih=09/01/2008
Old 19-01-2008, 23:17   #3
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Nikâhsız evliliğin bedeli

Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi, nikâhsız yaşadığı eşi tarafından terkedilen kadının manevi tazminat talebini oybirliğiyle reddetti.

Karardan çok gerekçesi çarpıcı: "Reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç acı da olsa, ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. " Özeti: "Evlilik dışı birlikteliğe razı olan sonucuna razı olur."

Yargının evlilik dışı birlikteliklerden doğan hukuki sorunlara yaklaşımında kendi açısından tutarlı bir çizgi izlediğini söyleyebiliriz:

Örneğin Yargıtay 21'inci Hukuk Dairesi, iş kazasında ölen bir işçinin birlikte yaşadığı, üstelik çocuk sahibi olduğu eşine verilecek tazminatı "Nikâhsız yaşadığı" gerekçesiyle oyçokluğuyla budadı.

Yargıtay 13'üncü Hukuk Dairesi bir kadının nikâhsız yaşadığı erkeğin kendisine aldığı evin bedelini, ayrılmaları durumunda ödemesi gerektiğine hükmetti. Hem de oybirliğiyle.
Danıştay 11'inci Dairesi, PKK'lı teröristlerce öldürülen geçici köy korucusunun "Resmi nikâhlı olmayan" eşine dul aylığı bağlanmasını reddetti. Yine oybirliğiyle.

"Onlar aile değil!"
Yasama ve yürütmenin nikâhsız yaşayan çiftlere bakışı da yargıyla örtüşüyor. Geçen yıl aile içi şiddete hapis cezası getiren yasanın Meclis'te görüşülmesi sırasında CHP'liler "Nikâhsız çiftlerin de koruma kapsamına alınmasını" istedi, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, "Onlar aile değil" diye karşı çıktı, AK Partili milletvekillerinin oylarıyla öneri reddedildi.

Anımsayacaksınız; yeni Türk Ceza Yasası'nın görüşülmesi sırasında TürkiyeAB ilişkilerini sarsan "Zina" tartışmalarında da nikâhsız çiftlerin hukuki durumu epey gürültüye neden olmuş, kamuoyu "Çağdaş değerler" ve "Aile değerleri" diye kamplara ayrılmıştı.


Aile elbette toplumsal çözülmenin önündeki en güçlü seti oluşturuyor. Hele Avrupa'daki tabloya bakınca aile kurumunun önemi, hatta kutsallığı çok daha iyi anlaşılabiliyor.

İngiltere'den İtalya'ya, Fransa'dan Norveç'e, İsveç'ten İspanya'ya kadar AB üyelerinin çoğunluğunda evlilik akti yapmadan birlikte yaşayan çiftler, aile kabul ediliyor, "Aile içi şiddet" yasaları onları da kapsıyor. Yine bu ülkelerin çoğunda ayrılık durumunda mali açıdan kayba uğrayan tarafa nafaka bağlanıyor. Başta Fransa olmak üzere bazıları eşcinsel birlikteliklerine bile "Nikâhsız ortak yaşam" statüsü tanıdı.

Sonuç? İşte dün gelen haber: Fransa'da geçen yıl doğan çocukların yüzde 50.50'si, yani yarıdan fazlası evlilik dışı birliktelikler sonucu dünyaya geldi. Bu oranın bir yıl önce yüzde 48.40 olduğu belirtiliyor. Anlamı: Nikâhsız evlilikler sürekli ve düzenli olarak artıyor.
Toplumu bir arada tutan değerlerin aşınması, yozlaşma, çürüme bir yana; bu gelişmenin ağır sosyal faturası da var. Fransa'da nikâhsız evliliklerin çoğu uzun ömürlü olmadığı için, bu çiftlerin çocukları ya annesiz büyüyor ya da babasız. Bu sevgi ve şefkat eksikliği veya açığının çocuğun gelişme çağında çocuğun karakterini nasıl etkileyeceğini siz düşünün.

Ya örf ve adet kurbanları?

Bununla birlikte, bizzat Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın araştırmasına göre, Türkiye'deki kadınların yüzde 20'sinin, bir başka deyişle her 5 kadından birinin nikâhsız evlilik hayatı yaşadığı gerçeğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. "Düzeyli birliktelik" diye geçiştirilen "Metresler" ve büyük kentlerde özgür iradeleriyle nikâhsız beraber yaşayanlar bu oranda marjinal yere sahip. Asıl pay "Kumalar"da, "İmam nikâhlılar"da. Ve onların durumu Yargıtay kararının gerekçesinde belirtildiği gibi, "Kendi kusurunun getirdiği sonuç acı da olsa, ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz" diye değerlendirilemez. Çünkü onlar töre, adet, gelenek, örf dediğimiz, toplumsal hayatımızın mayalarından olan "Kültür"ü yaratan "Değerler"in mağdurları.

Yukarda sıraladığımız örnekler arasında yer alan Yargıtay 21'inci Hukuk Dairesi'nin, iş kazasında ölen işçinin birlikte yaşadığı eşe verilecek tazminatı "Nikâhsız yaşadığı" gerekçesiyle budayan kararına muhalif kalan kadın yargıç Serpil Özgenç "Karşı oy"unu bu yaraya veya gerçeğe dayandırmıştı: "Anadolu'da adet ve örf gereği ömür boyu nikâhsız yaşama riskiyle ezilen kadını, hukuk önünde de bu derece zayıf duruma düşürmek, adalet hislerini rencide etmekten başka bir sonuç getirmez."


Özgür iradesiyle evlilik dışı birliktelik yaşayan kadın ile iradesi dışında nikâhsız evliliğe zorlanan, mahkûm edilen kadının aynı kefeye konulmalarına son verecek hukuki bir çözüm bulunamaz mı?

http://www.sabah.com.tr/2008/01/16/h...74FF714FC.html
Old 23-01-2008, 21:45   #4
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sevim Zarif'i Öldüren Eski Eşi "Haksız Tahrik İndirimi" Almaya Çalışıyor

Feminist aktivist Zarif'i öldürmekle yargılanan Yaşar Özcan'la ilgili dava bugün yapılan duruşmada 17 Mart'a ertelendi. Özcan'ı teşhis eden bir tanık aralarında tartışma yaşanmadığını belirtti. Kadın örgütleri davayı takip ediyor.


http://www.bianet.org/bianet/kategor...maya-calisiyor
Old 24-01-2008, 15:23   #5
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Çalışan kadın aldatır vaazına üç ayrı ceza 24 Ocak 2008



Verdiği cuma vaazında "çalışan kadının nefsine hákim olamayarak eşini aldatabileceğini" söyleyen İmam H.H. hakkında, İstanbul Müftülüğü’nce açılan soruşturma tamamlandı.

Mustafa KINALI/İSTANBUL

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8089698.asp?top=1
Old 13-02-2008, 10:07   #6
Caglayan K.

 
Varsayılan Dayak atan eşe Yargıtay'dan hapis cezası

Dayakta ısrar eden kocaya hapis cezası

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, eşinden şiddet gören kadınları sevindirecek bir karara imza attı

Kağızman Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozan 7. Hukuk Dairesi, eşine şiddet uyguladığı için 2 ay evden uzaklaştırma cezasına çarptırılan kocanın, bu sürede de eşine aynı şekilde davrandığı için hapse çarptırılması gerektiğine karar verdi. Yargıtay’ın emsal kararının gerekçesinde şu görüşlere yer verildi: “Davalının, mağdureye karşı şiddette bulunmasının 2 ay süreyle önlenerek mağdurenin korumaya alınmasına hükmedildiği, sanığın bu iki aylık sürede mağdureye etkili eylemde bulunduğu doktor raporu, müşteki ve tanık beyanlarından anlaşıldığı dikkate alınmadan sanığın mahkumiyeti yerine, yazılı hüküm tesisi yasaya aykırıdır.”

(Vatan Gazetesi, 13 Şubat 2008)

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=13.02.2008&Newsid=161746&Cate goryid=1
Old 16-04-2008, 21:49   #7
PINAR YILMAZ

 
Varsayılan 8 YaŞindakİ Kiz BoŞandi

yEMENDE 8 YAŞINDAKİ KZI BOŞANMA DAVASI AÇARAK BOŞANDI

Yemen'de, babası tarafından zorla evlendirilen 8 yaşındaki kız çocuğu, açtığı boşanma davasını kazandı.

Sana'da, babası ve kocası aleyhinde açtığı davayı kazanan Nücud Muhammet Nasır, gazetecilerle konuşurken gülümseyerek, "Boşanmış olmaktan memnunum, tekrar okula gidebileceğim" dedi.

Küçük "dul kadın" başına gelenleri anlatırken, "2.5 ay önce nikah kıydılar. 18'ime gelene kadar baba ocağında kalacaktım ama aradan 1 hafta geçtikten sonra babamla annem beni kocamın evine yolladı" diye konuştu.

Babasını affettiğini de belirten küçük Nücud, artık dayısında kalacağını bildirdi.

Kaynak : http://www.8sutun.com/node/57955
Old 17-04-2008, 16:17   #8
üye8180

 
Varsayılan

Nikahlı eşe tecavüzde ilk mahkumiyet
ANKARA (ANKA)- Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliğin ardından nikahlı eşine tecavüz ettiği iddiasıyla ilk kez bir sanık hakkında mahkumiyet kararı verildi. TCK da yapılan değişiklik sonrası, eşe karşı tecavüz suç haline getirildi. Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, eşine tecavüz ettiği iddiasıyla sanık H.A.'yı 10 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırdı. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunda yerel mahkemenin verdiği kararın yerinde olduğunu, sadece zincirleme hükümlerinin uygulanmasında yanılgıya düşüldüğünü belirterek davayı kısmen bozdu. Yargıtay'ın verdiği karar sonrası sanık H.A. 10 yıldan az olmamak üzere yeniden yargılanacak.

Antalya'da oturan H.A. nikahlı eşine karşı "nitelikli cinsel saldırı" suçunu işlediği iddiasıyla Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başladı. Mahkeme, zincirleme biçimde kasten eşine tecavüz ettiği gerekçesiyle H.A.'yı TCK nun 102. maddesinin 5. fıkrasına göre 10 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırdı.

-YARGITAY, TESELSÜLDEN BOZDU -

Mahkemenin verdiği kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesi, H.A.'nın zincirleme bir şekilde eşine tecavüz ettiğine ilişkin verilen mahkeme kararının yerinde olduğuna, ancak zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında yanılgıya düşüldüğünü belirterek kararı bozdu.

İşte, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin eşine tecavüz ettiği gerekçesiyle mahkum olan H.D.'ye ilişkin verdiği kararın gerekçesi şöyle:
“Sanığın zincirleme biçimde kasten işlediği nitelikli cinsel saldırı suçlarının neticesi sonucu gerçekleşen ve sorumluluğu için en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gereken TCK nun 102. maddesinin 5. fıkrasındaki suçun ağırlaşmış halinin teselsül edemeyeceği, zincirleme biçimde gerçekleşen eylemlerin 102/5. madde ile tayin edilen ceza üzerinden değil, bu maddenin tatbikinden önce bulunan ceza miktarı üzerinden değil bu maddenin tatbikinden önce bulunan ceza miktarı üzerinden yapılması ve 102/5. maddeyle belirlenen cezaya eklenmesi gerektiği gözetilmeyerek fazla ceza tayini, kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş, hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına oy birliğiyle karar verildi.”

Yargıtay'ın bozma kararının ardından dosya yerel mahkemeye gönderildi. Yerel mahkeme, verdiği kararda direnirse dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu gündemine gelecek.

İşte, H.A. nın 10 yılın üzerinde hapis cezasıyla yargılanmasına neden olan yasa maddesi:
“Cinsel saldırı MADDE 102. - (5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.”

http://haber.mynet.com/detay/guncel/...an2008/N143617
Old 24-04-2008, 08:28   #9
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan Hamileyseniz İşten Çıkarıldınız!

Hamileyseniz İşten Çıkarıldınız!

Britanya'da 1975'ten bu yana işverenin işçi adaylarına aile ya da hamilelikle ilgili planlarını sormak yasak. Şimdi bir erkek ayrımcılığa karşı getirilen bu yasayı tartışmaya açtı. Ve inanılmaz bir şekilde herkes geri adım atmayı tartışmaya başladı.



Kira COCHRANE
Türkiye'de dört kadından sadece biri çalışıyor ve araştırmalara göre istihdam dışında kalan kadın sayısı artıyor. Bu konu son olarak hükümet "istihdam paketini" tartışmaya açtığında gündeme geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kadına yönelik pozitif ayrımcılık talep eden hak savunucularına "Esas ayrımcılık sizin önerdiğiniz. Biz fırsat eşitliğini savunuyoruz" demişti. The Guardian'dan Kira Cochrane, Britanya'da ayrımcılık karşıtı yasaların son dönemde nasıl yeniden tartışma konusu edildiğini anlatıyor. Kısaltarak aktarıyoruz.

Gözünüzün önüne getirin. 40'larınızın başında bir kadınsınız ve çok sevdiğiniz bir şirkette 12 yıldır çalışıyorsunuz. Her zaman sadık, heyecanlı bir şekilde çalıştınız ve bunun karşılığında önemli bir yönetici haline geldiniz.

10 hafta önce ikiz bebeklere hamile olduğunuz öğrendiniz fakat birini düşürdüğünüz için hamileliğinizin geleceği konusunda endişelisiniz. Bu yüzden iştekilere hamile olduğunuz söylemek için beklemeye karar verdiniz ama acilen hastaneye gitmeniz gerekirse diye İnsan Kaynakları yöneticisine bilgi verdiniz. İki gün sonra, yöneticiniz sizi çağırdı ve derhal istifa etmenizi istedi.

Bütün bu hikaye, geçen yıl Ruth Halloway'ın başından geçti. Yöneticisi ona, istifa etmediği halde "hayatını zorlaştıracaklarını" söyledi. "Benim işe yaramadığımı kanıtlayabilene dek ekibimin önemli isimlerini alacaklar, sorumluluklarımı azaltacaklardı."

Halloway'ın hikayesi tekil bir örnek olsa da bu konuda yalnız değil. 2005'te Eşit Fırsatlar Komisyonu Britanya'da her yıl 30 bin kadının hamilelik nedeniyle işinden edildiğini tahmin ediyordu. Kadınlar mücadele etmekte zorlandıkları bir dönemde olduklarından bu sorun genellikle gizli kaldı; vakaların sadece yüzde 3'ü mahkemeye gitti.

Dahası, sorun sadece işsiz kalmak da değil. Ayrımcılık, doğum yaşındaki kadınların işe girmesinin de engellenmesine yol açıyor.

11 yaşın altında çocuğu olan bir kadın, bir erkeğe göre yüzde 45 daha az iş bulma şansına sahip. Bekar anneler için bu oran yüzde 49.

122 iş bulma ajansı üzerinde yapılan çalışmaya dayanan Eşitlik Araştırması, ajansların yüzde 70'ine müşterileri tarafından hamile ve doğum yaşındaki kadınları işe almamak konusunda talimat verildiğini gösteriyor.

Bu konu geçtiğimiz günlerde ülkenin önde gelen iş insanlarından Alan Sugar, ayrımcılık karşıtı düzenlemelerin temeli oluşturan bir yasayı, işverenin görüşmelerde adaylara çocuk sahibi olup olmayacaklarını sormasının yasak olmasını tartışmaya açınca gündeme geldi.

Sugar, yasağın kalkmasının kadınların lehine olacağını iddia ediyor. Ona göre, bu soruyu soramayan işverenler çözümü kadınları işe almamakta buluyor.

Ayrımcılığa karşı çalışan Fawcett Topluluğu'ndan Katherine Rake, geçmişte kaldığı varsayılan bu bakışın güçlü bir şekilde hortlamasından dolayı şaşkın:

"Bir işverenin bu soruyu sormasının tek mantıklı açıklaması, aile kurmayı planlayan kadınları işe almamak olabilir. Erkeklere aynı soru sorulmayacağına göre, ortada inanılmaz bir eşitsizlik var."

Rake, tek bir değişiklikle bütün bir ayrımcılık karşıtı hukukun çökeceğini söylüyor. Bir diğer dikkat çektiği nokta da hiçbir hükümet yetkilisinin Sugar'a tepki göstermemiş olması.

Onun hükümetin danışmaları arasında yer aldığı düşünülünce konu daha da vahim hale geliyor. Çalışma hayatında sorumlu bakan John Hutton'a görüşünü sorduğumda, -Sugar'ın adını anmadan- "İş yerinde ırk, cinsiyet ayrımcılığı kabul edilemez" dedi.

Öte yandan istatistikler açıkça korkunç:

Kadınların yüzde 45'i işyerinde hamilelik nedeniyle ayrımcılığa uğruyor,
insan kaynakları yöneticilerinin yüzde 80'i 20'lerinde ve yeni evlenmiş bir kadını işe almadan önce "ikiz kez düşüneceklerini" söylüyor,
20'li yaşlarda kadınlar, aynı işi yaptıkları erkeklerden yüzde 3,3 az ücret alırken 40'lı yaşlarda bu oran yüzde 22,8'e çıkıyor.
Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu'ndan Andrea Murray sorunun yapısal, kültürel ve asırlar boyunca oluşturulan sosyal ilişki biçimlerinden kaynaklandığını söylüyor.

Bu boyutta bir sorunla mücadele için kadınların ciddi biçimde örgütlenmesi gerekli fakat çoğu zaman olaylar tekil, birbiriyle ilişkisi olmayan vakalar gibi algılanıyor.

Murray, "Kadınlar, yaşadıklarını çerçeveye oturtacak kadat politik bilince sahipler. Çünkü çoğu insan, hayat böyle, diye düşünüyor. Aynı cinsel tacizde olduğu gibi. Birçok insan katlanmanız ve çenenizi kapamanız gerektiğini düşünüyor" diyor.

Rake, politikacıların bu sorunu kabullenmesi gerektiğini söylüyor.

"Ortaya çıkıp yasayı hatırlatmalılar ve 'modern işyeri böyle olmalı çünkü tüm nüfusun yeteneklerini kullanabilmeleri herkesin yararına' diyebilmeliler."(KC/EÜ)
BİA Haber Merkezi

23 Nisan 2008, Çarşamba


http://www.bianet.org/kadin/kategori...n-cikarildiniz
Old 12-05-2008, 17:59   #10
Themis99

 
Varsayılan

Pippa Bacca’dan sonra bisikletli turiste tecavüz
Bisikletiyle Ortadoğu turuna çıkan Danimarkalı kadın turist, Yozgat’ta tecavüze uğradı. Zanlılar kısa sürede yakalandı. Olay, barış için gelinlikle tura çıkan ancak İzmit’te tecavüz edilerek öldürülen Pippa Bacca’yı anımsattı.

Ortadoğu yolculuğu için bisikletiyle Danimarka’dan yola çıkan kadın turist,

Avrupa’yı geçip 15 Nisan’da Türkiye’ye giriş yaptı. Ancak genç kadın, önceki gün Yozgat’ın Sorgun İlçesi’ne bağlı Karaveli Köyü yakınlarında iki kişinin tecavüzüne uğradığını ve parasının alındığını belirterek jandarmaya başvurdu.

Harekete geçen jandarma ekipleri, aldıkları eşkal doğrultusunda F. Ş. (22) ve O. A. (17) gözaltına aldı. Zanlılar daha sonra adliyeye sevk edildi. Yozgat Valisi Amir Çiçek, Danimarkalı turistin sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, “Yaşanan olay çok üzücü. Failler kısa sürede yakalanıp adalete teslim edildi. Turiste ait paralar da faillerden alınarak kendisine verildi” dedi.
Old 12-05-2008, 18:01   #11
Themis99

 
Varsayılan

Ekranlarda Bir Tek Kadın "Co-Anchor" Var: Şebnem Sunar KüçükBeş büyük kanalın hafta sonu ve tatillerde ana haber bülteni sunucularından yalnızca biri kadın. 15 yıldır haber sunan Şebnem Sunar Küçük, Barlas'ın yardımcısı olmaktan çok "hocası" olmuş. Ama gene de "yardımcısı" işte...

BİA Haber Merkezi - İstanbul

12 Mayıs 2008, Pazartesi


Nilüfer ZENGIN
Hürriyet'in Pazar ekinde büyük kanalların "co-anchorlar"ı yani ana haber bültenini tatillerde ve hafta sonları sunan sunucularla konuşmuşlar...

Beş büyük kanal arasından (Kanal D, Star tv, Kanal 1, Show tv, ATV) yalnızca ATV'nin "co anchor"u kadın...

Onlara sorulan ortak soru "asıl kadın/adam" olup olmadıkları olacak ki, Şebnem Küçük Sunar hariç hepsinin meslekleri ve konumlarına dair sözlerindeki ortak ifade "Halimden memnunum 'anchor olma' iddiam yok, olursa yaparım, olmasa da olur" gibi "böyle bir iddia ve hırsla yola devam etmedikleri" anlamına gelen yanıtlar vermişler.

Şebnem Sunar Küçük'ün aslında benzer görünen yanıtı "Ben görevi insanıyım. Ne zaman 'anchorwoman' olurum diye düşünmüyorum... (...) Çok zor bir iş yapmanın yanı sıra son derece acımasız bir camiada çalışıyorum. O yüzden mesleğimi yapabildiğim kadar sürdürmek istiyorum" cümlesiyle değişiyor.

"Görev insanıyım" ifadesi Küçük'ün içtenliğini inşa ediyor, "Mesleğimi yapabildiğim kadar yapmak istiyorum" da, kadınların çeşitli "moda ve rüzgarlara" göre ekrandaki varlıklarının her an tehlikeye girebileceğine işaret ettiği gibi, bizi onun bir kadın olarak diğerlerinden farklı, mesleğini kendi dışındaki nedenlerle sürdürüp sürdürememe kaygısıyla karşılaştırıyor.

"Co-anchor"lar...
Şebnem Sunar Küçük 36 yaşında.

ATV'nin kurulduğu 1993'ten bu yana haber spikeri. 2001'den bu yana da ana haber spikeri. Şimdi hafta sonları Mehmet Barlas'ın yerine bakıyor. Aynı zamanda haberlerin hazırlanış aşamasında bulunup okuyacağı haberleri yazıyor.

" 'Co-anchor' seçilmemde diksiyonumun düzgünlüğü ve izleyiciye verdiğim güven etkili oldu diye düşünüyorum. Şimdiye kadar bundan hiç rahatsızlık duymadım. Zaten görev insanıyım. Ne zamam 'anchorwoman' olurum diye düşünmüyorum. Tabii ki Mehmet Ali Birand, Ali Kırca ve Uğur Dündar kadar tecrübeli değilim onları her zaman hayranlıkla izleyeceğim. Ama bu işi sadece erkeklerin en iyi yaptığına kesinlikle inanmıyorum."

Yazıda Ali Kırca, Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar, Fatih Altaylı "yardımcıları" hakkında görüşlerini söylüyorlar. Üç aşağı beş yukarı hepsi de yardımcılarını övüyorlar, haklarında iyi şeyler söylüyorlar.

Yalnızca Mehmet Barlas, Şebnem Sunar Küçük için "O benim yardımcı 'anchor'um değil aynı zamdana hocam da. Bana televizyon haberi yazma tekniklerinden hangi kelimelerde takılmam gerektiğine kadar pek çok konuda yol gösteriyor" diyor.

http://www.bianet.org/bianet/kategor...em-sunar-kucuk
Old 12-05-2008, 18:22   #12
Themis99

 
Varsayılan "Koruma Kararları Şiddetle Mücadelede Kadına Cesaret Verir"

"Koruma Kararları Şiddetle Mücadelede Kadına Cesaret Verir"
Ankara 8. Aİle Mahkemesi boşandığı eşinin taciz ettiği kadının koruma talebini kabul etti. Avukat Habibe Kayar: "Şiddetten korunmayı evlilikle sınırlamak şiddetle mücadelede yetersiz, bu bakımdan karar son derece başarılı bir örnek."

BİA Haber Merkezi

08 Mayıs 2008, Perşembe


Nilüfer ZENGİN
Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Derneği'nden (KAHDEM) avukat Habibe Kayar Ankara 8. Aile Mahkemesi'nin boşandığı eşinin taciz ettiği kadının koruma kararı vermesi hakkında "Böyle kararlar kadınların içinde bulundukları şiddetten kurtulmak için daha cesur davranmalarını sağlayabilir" dedi.

Ankara 8. Aile Mahkemesi iki yıl önce boşandığı kocasının kendisini ve iki çocuğunu yaşadıkları eve zorla girerek taciz edip, telefonla küfür ettiği ve tehditte bulunduğunu gerekçesiyle başvuran, kendisi ve çocukları için koruma isteyen kadının talebini haklı bularak altı ay süreyle koruma kararı çıkardı.

Habibe Yılmaz Kayar bianet'e kararı değerlendirdi:

"Koruma genişletildi ancak yetmedi..."
"Ailenin Korunmasına Dair Kanun'da, uygulamadan ve ihtiyaçlardan kaynaklanan bazı değişiklikler yapılmışsa ayrılık ve boşanma davası sırasında veya fiilen ayrı yaşayan eşler bakımından koruma genişletilmiş olması kadının şiddetten korunmasına yetmedi.

"Evlilik akti henüz kurulmamış veya boşanma kararı verilmişse bile şiddet son derece yaygındır ve yasa metninde bu ilişkilerde koruma kararının verilmesini sağlayan düzenleme hâlâ eksiktir. Oysa uluslararası sözleşmeler, Türkiye’nin sorumlulukları ve uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınan temel hak ve özgürlükler gereği resmi evlilik dışı birlikteliklerdeki şiddet mağdurlarının da korunma kapsamına alınması olanaklı.

"Şiddetten korunmayı evlilik ile sınırlamak şiddetle mücedelede yetersiz ve sınırlayıcıdır. Güvenlik hakkı ve yaşama hakkının tesisi için şiddetin olduğu tüm ilişkilerde koruma kararı verilmelidir."

"Karar medeni duruma göre ayrımcılık yapmıyor"
"Karar bu bakımdan son derece başarılı bir örnek. Şiddetten korunma sırasında kadınların medeni durumlarına göre ayrımcılık uygulanması yasanın amacına aykırı.

"Benzer koruma kararları gerek evlilik dışı birliktelik yaşayan gerekse boşanmış kadınlara içinde bulundukları şiddetten kurtulmak için daha cesaret verecektir.

"Bu kararın üzerine Türk Hukuk Sitesi ve KAHDEM bir imza kampanyası başlatmıştı, bu kampanyayı Kadın Kurultayı ve kadınların kurduğu diğer platformlar ve kadının insan haklarına saygı duyan pek çok kişi ve kurum desteklemişti.

"Toplanan imzaları yarın kararı veren hakim Eray Karınca'ya teşekkürlerimizle birlikte teslim edeceğiz."

Sevim Zarif

Geçen yıl 42 yaşındaki aktivist Sevim Zarif ve eşi Halil İbrahim Zarif öldürülmüş, Sevim Zarif'in eski eşi Yaşar Özcan suçu üstlenmişti.

Kadın örgütleri davaya müdahil olmayı talep etmiş ancak mahkeme, cinayetten zarar görmedikleri gerekçesiyle talebi reddetmişti.

Özcan cinayeti "Zarif'in çocuklarını göstermemesi dolayısıyla 'tahrik altında' işlediğini" iddia etmişti.

Sevim Zarif koruma talep edebilse ve korunsaydı belki de şimdi hayatta olurdu. (NZ/GG)


http://bianet.org/bianet/kategori/bi...iklik-hakkinda

http://www.bianet.org/kadin/kategori...-cesaret-verir
Old 13-05-2008, 13:25   #13
Themis99

 
Varsayılan Eğitim-Sen'e Kadın Genel Başkan

Eğitim-Sen'e Kadın Genel Başkan
Eğitim-Sen'in hafta sonu yapılan Genel Kurulu'nda Zübeyde Kılıç Öztürk başkan seçildi. Sendikanın yedi kişiden oluşan yönetiminde dört erkek, üç kadın yeralıyor.

BİA Haber Merkezi - Ankara

12 Mayıs 2008, Pazartesi


Nilüfer ZENGİN

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen)'in hafta sonu gerçekleşen 3.Olağan Genel Kurulu'nda yeni yönetim seçildi. Yönetime Zübeyde Kılıç Öztürk, Mehmet Bozgeyik, Serpil Açıl Özer, Mehmet Toğan, Mustafa Ecevit, Gülçin İspert, Sayım Gültekin seçildi. Yedi kişilik yönetimin üçü kadın, dördü erkek.

bianet'in Eğitim-Sen merkezinden aldığı bilgiye göre yönetim kurulunda görev dağılımı henüz yapılmadığı için, hangi sekreterlikte kimin görev yapacağı belli değil. Ancak bugün birçok gazete başlığını atmıştı: Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç Öztürk.

Yönetime seçilenlerin aldıkları oylar şöyle:

Zübeyde Kılıç Öztürk (266 oy), Mehmet Bozgeyik (261 oy), Serpil Açık Özer (258 oy), Mustafa Ecevit (263 oy), Gülçin İspert (281 oy) ve Sayım Gültekin (262 oy).

Sendikalarda kadın temsili
Sendikalarda kadın yönetici "yok" denecek kadar az. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) yönetimlerinde hiç kadın yok.

Konfederasyonlara bağlı 96 iş kolu sendikasında 93 erkek yönetici varken, sadece üç kadın başkan var: DİSK'e bağlı Bank-Sen başkanı Didem Aydemir, Dev-Sağlık-İş başkanı Arzu Çerkezoğlu ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Tüm Bel-Sen başkanı Vicdan Baykara. (NZ/GG)

http://www.bianet.org/bianet/kategor...n-genel-baskan
Old 17-05-2008, 15:40   #14
Themis99

 
Varsayılan 100 Bin Kız Çocuğu Asker Olarak Kullanılıyor

100 Bin Kız Çocuğu Asker Olarak Kullanılıyor
Beş ülkeden biri kız çocuklarını asker olarak kullanıyor. 1Doğrudan savaşmak başta olmak üzere, kuryelik, aşçılık, cinsel hizmet gibi alanlarda kullanılıyor ve sömürülüyorlar.
20 milyonu çatışma bölgelerinde okul dışında.

BİA Haber Merkezi - Ankara

16 Mayıs 2008, Cuma


Sema BUZ Dünyada Kız Çocuklarının Durumu 2008 Raporu "Özel Odak: Savaşın Gölgesinde" başlığıyla yayınlandı. Raporun, giriş bölümünde savaşın gölgesinde yaşayan 200 milyon kız çocuğu ve genç kadına adandığı görülüyor.

Rapora göre 5 ülkeden biri kız çocuklarını çocuk asker olarak kullanıyor. 100 bin kız çocuğu dünyanın farklı yerlerindeki çatışmalarda savaşıyorlar ve 20 milyonu savaş bölgelerinde okul ve eğitim olanaklarından yararlanamıyor.

Çatışmaların ayrıca kız çocuklarının evlerinden ayrılmaları, daha küçük kardeşlerinin bakımı, tecavüz, dayak ve kaçırılma gibi durumlar açısından risk yarattığı belirtiliyor.

Acil çağrı
Liberya başkanı ve Afrika'nın ilk seçilmiş kadın lideri olan Ellen Johnson Sirleaf şöyle diyor: "Bu rapor, çatışma sonrası ülkelerde sıklıkla görmezden gelinen kız çocuklarının sağkalım ve potansiyellerini tehdit eden, kötü durumlarına ilişkin önemli ve eleştirel bir bakış sunuyor.

"Kız çocuklarına eğitim ve sağlık bakımına ulaşmalarını da içeren normal yaşamlarını sürdürebilmeleri için acil müdahale gereksinimi bulunmaktadır".

Milyonlar risk içinde
Rapordaki sayılara bakıldığında:

38 ülkede kız çocukları, son 20 yılda silahlı çatışma durumlarında asker olarak kullanılıyor.
200 milyon kız çocuğu silahlı çatışmaların yeni başladığı ya da devam ettiği riskli ülkelerde yaşıyor.
Yaklaşık 20 milyon kız çocuğu, savaş bölgelerinde, okul dışında.
Ayrımcılık
Kız çocukları ayrıca kendilerini eğitimden uzaklaştıran ve iş bulmalarını engelleyen, yaşamlarını zorlaştıran ayrımcılığın durdurulması konusunda mücadele etmek durumunda.

Bunun ikincil etkisi, sadece kız çocuklarının yaşam şanslarının ciddi olarak sınırlı olması değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik geleceğinin de ciddi bir biçimde engellenmiş olması olarak anlaşılmalı.

Rapor, kız çocuklarının haklarının korunması ve karar verme/çatışma sonrası uzlaşma durumlarında yer almaları gereksinimini vurgulamaktadır.

Haklar için mücadele
Sierra Leone'nin kuzeyinden Christiana 14 yaşındayken, 1998'de gerillalar tarafından kaçırılmış ve tecavüze uğramış. Şimdi, tecavüz mağdurlarının yararına mücadele ediyor.

"Kız çocuklarının hakları için mücadele etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu mücadele benim gibi kötü muamele görmüş genç kadınların özsaygılarının gelişimine yardım ediyor" diyor.

Çatışmada ayrıca sömürülen kadınlar
Savaş ve silahlı çatışma durumlarında kadınların ve çocukların yaşadıkları sorunların toplumsal cinsiyet rolleriyle ve yaşla büyük oranda ilgili olduğu görülüyor. Çatışma bölgelerinde yaş olarak küçük olan kadınların doğrudan savaşmak başta olmak üzere, kuryelik, aşçılık, cinsel hizmet gibi alanlarda kullanıldıkları ve sömürüldükleri biliniyor.

Kadınlar da erkekler gibi çocuk asker olarak kullanılıyor. El Salvador, Etiyopya ve Uganda'da çocuk askerlerin üçte birinin kız çocukları olduğu bildiriliyor. Kız çocukları tecavüze uğrayabiliyor ya da bazı durumlara askeri komutanların "eşleri" olmaya ve onlara cinsel hizmet sunmaya da zorlanıyorlar.

Kadınların diğer bir etkilenme alanlarıysa geleneksel rollerin ve sorumlulukların savaş durumlarında artışı. Ancak bu artışa rağmen kadınlar -kaynaklara ve hizmetlere de daha sınırlı ulaştıkları için- kendileri ve ailelerinin gereksinimlerini karşılamakta zorlanıyor.

Kadın deneyimleri görünmez kılınıyor
Burada önemli bir nokta, savaş ve silahlı çatışma durumlarında genellikle erkek deneyimlerinin temel alınması ve kadın deneyimlerinin görünmezliği meselesi.

Rapor tam da bu nedenle "savaşın gölgesinde" vurgusuyla çıkmıştır ve kız çocuklarının deneyimlerini görünür kılma anlamında büyük bir katkıdır.

Ancak nesnel bir gerçek olarak dünyanın farklı yerlerinde günümüzde halen yaklaşık 30'un üstünde çatışmanın devam ettiği düşünüldüğünde, konu büyük öncelik taşıyor. Çok boyutlu olan bu konuda farklı düzeylerde kuruluşların çabasına gereksinim büyük boyutta ve görünürlük kazanmayla bu konudaki toplumsal cinsiyet odaklı mücadelenin birlikte yürümesi gerekli. (SB/TK)

* Britanya merkezli kalkınma ajanslarından biri olan Plan International'ın "Dünyada Kız Çocuklarının Durumu 2008 Raporu Özel Odak: Savaşın Gölgesinde" dün (15 Mayıs) yayınlandı. Raporun İngilizce orijinaline ulaşmak için tıklayın. (PDF belgesi, 4,8 MB) Örgüt her yıl dünyada kız çocuklarının durumuna dair raporunu "Çünkü ben bir kız çocuğuyum" genel başlığıyla yayınlıyor.
Old 20-05-2008, 19:57   #15
Themis99

 
Varsayılan Ev İçi Emek Görünür Olmazsa Kadın İstihdamı Artmaz

Ev İçi Emek Görünür Olmazsa Kadın İstihdamı Artmaz
KEİG'in yeni istihdam yasası raporuna göre kadın istihdamının artırılması için kadınların tek başlarına üstlendiği bakım hizmetlerinin kamu, işveren ve erkeklerin paylaşmasını sağlayacak düzenlemeler ve ebeveyn izni acilen yasalaştırılmalı.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

20 Mayıs 2008, Salı


Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) istihdam yasasını kadın istihdamı açısından değerlendirdi.

KEİG raporu ücret ve gelir karşılığı işlerde kadın istihdamının artırılmasının önünde iki temel engelin olduğunu belirtiliyor:

Kadınların ev işleri, çocuk, yaşlı, hasta ve engelli bakımı gibi işlerden sorumlu tutulmaları,
Dünyaya geldikleri andan itibaren yaşamın her alanında cinsiyetçi ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaları.
Rapor bu engeller ortadayken kadın istihdamının artırılması için göstermelik değişikliklerin işe yaramadığını ortaya koyuyor:

"Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) istihdamın artırılması için bir çaba içinde olsa da bu kadınlar istediği tür bir istihdam değil. Bunun da ötesinde, kadınların evdeki iş yüklerinin ve erkeklere olan bağımlılıklarının daha da arttığı bir ortamda kadın istihdamını sayısal olarak artırmaya çalışmanın kadınların sadece daha da fazla ezilmelerine yolaçmak anlamına geldiğini söylüyoruz."

Kadınların istihdam oranı düşük çünkü evde ücretsiz çalışıyorlar
Rapor ayrıca kanunun hazırlanması ve Meclis'e gelmesi sürecinde kamu tartışmasına yeterince açılmadığını, bu alanda çalışan kişi ve kurumların deneyim ve bilgilerinin düzenlemeye yansımadığını vurguluyor.

Rapor kadınların düşük istihdam oranının en önemli nedenlerden birinin çocuk bakımı, yaşlı, engelli, hasta bireylerin bakımının kadınların ev içindeki ücretsiz emeği üzerinden çözümlenmesi olduğunu belirtiyor.

Kadınların tek başlarına üstlendiği bakım hizmetleri yükününü kamu-işveren-erkeklerin paylaşmasına olanak sağlacak düzenlemeler acilen yasalaştırılmalı. Ebeveyn izni acilen yasalaştırılmalı.

İşverenin üzerinden kreş sorumluluğu alınıyor
Türkiye Istatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2008'de yayımladığı Zaman Kullanımı Anketi sonuçlarına başvuran rapor Türkiye’deki kadınların ortalama günde beş saatlerini bu tip bakım hizmetleri ve ev işlerine ayırdıklarını, haftalık 35 saatlik mesaileri için hiçbir karşılık almadıklarını, 20 milyondan fazla yetişkin kadının 12 milyonunun kendilerini tam zamanlı ev kadını olarak tanımladıklarını anımsatıyor, yasada bu soruna yönelik tek önerinin işyerinin kreş açma zorunluluğu konusunda dışarıdan hizmet almasına olanak tanıması olduğunu vurguluyor.

Kanuna göre işverenin üzerinden daha fazla genç ve kadın istihdamını sağlamak için SSK prim ödeme zorunluluğu kademeli olarak Hazineye devrediliyor, kreş ve emzirme odası açma yükümlülüğü kaldırılıyor.

Sosyal Sigorta prim indirimi
Rapora göre kanunun geçici 3. maddesinde öngörülen kadın ve genç istihdamını desteklemeye yönelik sosyal sigorta prim indirimi hedeflediği amaç açısından olmlu ancak birçok açıdan sorunlar içeriyor. İşverenin genç erkek işçiyi kadınlara tercih etme olasılığı yüksek. Bu yüzden kadınların istihdamına yönelik prim indirimlerini sağlayacağı, maliyet avantajlarının gençlere oranla daha yüksek olmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmeli. (NZ/G
Old 29-05-2008, 16:55   #16
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Türkiye raporuna ‘kadın eli’ değdi

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu’nun Türk kökenli Hollandalı Sosyalist üyesi Emine Bozkurt kadın hakları ve cinsiyet eşitliği ile ilgili maddeleri rapora koydurmak için mücadele etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

AP’de çarşamba günü kabul edilen Türkiye raporunun hazırlanma süreciyle ilgili Cumhuriyet’e konuşan Bozkurt, “Türkiye raportörü Hollandalı parlementer Ria Oomen- Ruijten ve mensubu olduğu Avrupa Halkları Partisi, Türkiye’de kadın hakları ve cinsiyet eşitliği ile ilgili tavsiyelerimizin raporda yer almasını sürekli olarak engellemeye çalıştı” dedi. İkisi de kadın olan iki Hollandalı parlementerin görüş ayrılığına rağmen Emine Bozkurt’un art arda verdiği değişiklik önergelerinin büyük bölümü AP Türkiye raporunda yer aldı.

Türkiye raporunu “kadınlaştırdığı” ifade edilen Emine Bozkurt, “Bütün bireylerin cinsiyet, ırk, etnik köken, din, engellilik, yaş veya cinsel tercihine bakmadan eşitliğini vurgulayan Avrupa Birliği Anlaşması‘nın 13. maddesi sürekli göz önünde tutulmalıdır. Şu an Türkiye’de yasalar kadın ve erkeklerin eşitliğinden bahsetmekteler ama toplumda maalesef böyle bir gerçek yok. Devlet kadına sadece ailenin bir üyesi olarak yaklaşmamalı ve kadına yönelik tedbirler kadınların bireysel haklarını kuvvetlendirmeli. Ayrıca kadınların ne kadar çocuk isteyip istemediklerine dair kendi seçimlerini yapabilmelerinin bu eşitliğin toplumsal açıdan gerçekleşmesine yardımcı olacağına inanıyorum” diyor.

Kadın hakları ve cinsiyet eşitliği komisyonu raportörü olan Bozkurt Türkiye’nin özellikle kadın haklarına muhafazakâr şekilde yaklaşan bir politika geldiğini belirtti. AKP’nin kadını birey olarak değil, “kadın ve aile” olarak ele alan görüşüne katılmadıklarını “kadının cinsel ve üreme hakları” ifadesinin rapora konulması için Oomen-Ruijten’le mücadele etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

AP raporunda kadına yönelik şiddet, siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamda kadının durumunun iyileştirmesi yönünde öneriler de bulunuluyor, TBMM’de kadın hakları ve cinsiyet eşitliği komisyonu olmamasına dikkat çekiliyor ve bu konuda yapılan çalşmaların hızlandırılması tavsiye ediliyor.

Cumhuriyet 24.05.2008
İMEN TURUNÇ BATURALP
__._,_.___
Old 07-06-2008, 12:12   #17
Themis99

 
Varsayılan

Kadınlar Uyardı Cinsiyetçi "Sorumluluk" Kampanyası Durdu
Reklam ajansı, MEDİZ'in ikinci uyarısının ardından İnternet'teki cinsiyetçi "sosyal sorumluluk" kampanyasını durdurdu. İklim değişikline karşı striptiz yapan kadın figürleriyle "bilinçlendiren" simsicakgeceler.com artık servis dışı.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

06 Haziran 2008, Cuma


Tolga KORKUT 20'den fazla kadın örgütünün oluşturduğu Medya İzleme Grubu (MEDİZ) iklim değişikliğiyle ilgili striptiz yapan kadın figürleriyle "bilinç yaratmayı" amaçlayan simsicakgeceler.com sitesini, bu kez bir basın açıklamasıyla ikinci kez protesto edince, projeyi yürüten TBWA reklam ajansı yayını durdurdu.

Cinsiyetçi sosyal sorumluluk kampanyası
"Ateşli bir geceye hazır mısın?" başlığıyla açılan site, MEDİZ'in anlatımıyla "bir porno sitesi formatında hazırlanmış."

"Sayfada bikinili, iç çamaşırlı kadınların fotoğrafları var ve soyunmaları için üzerlerine tıklamaya davet ediliyoruz. Tıklayınca striptiz yapmaya başlıyor ve ardından da bize 'Sımsıcak Geceler Geliyor! Küresel Isınmaya Karşı Önlemini Al!' diye sesleniyorlar."

"Ne yaptığınızın farkında mısınız?"
MEDİZ dün (5 Haziran) yaptığı basın açıklamasında siteyle ilgili şunları söylemişti:

"Pornografi kadınları erkeklerin cinsel kölesi olarak kullanan epeyce kârlı ve maalesef tüketeni çok bir sektör... Bu kâr ve tüketimi fırsat bilerek, bunu topluma bir 'sosyal sorumluluk projesi' olarak satmaya kalkamazsınız!
"Farkında değil misiniz: Ne adına yapılırsa yapılsın, pornografi ve kadınların bedenlerinin metalaştırılması kadınlara karşı işlenen suçları, özellikle de cinsel suçları artırıyor ve hepimizin geleceğini küresel ısınma kadar tehlikeli bir cehenneme sürüklüyor."

Daha önce de durdurulmuştu
MEDİZ simsicakgeceler.com'la ilgili TBWA'yle ayıs ayı içinde görüşmüş, ajans sitenin yayınını durdurmuştu.

Ancak bianet'in görüştüğü MEDİZ'den Melek Özmen, sitenin önceki gün (4 Haziran) yeniden yayında olduğunu görmeleri üzerine basın açıklaması yaptıklarını aktardı.

Hedef kitle erkekler olunca...
Özmen, ilk görüşmede ajans yetkililerinin iklim değişikliğiyle ilgili erkeklerin daha duyarsız olduğunu gösteren araştırmalardan yola çıkarak erkekleri hedef alan bir tasarım yaptıklarını, ancak cinsiyetçiliğin farkında olmadıklarını söylediğini bildirdi.

Özmen sitenin yeniden yayına girmesinin ardından ajans yetkilileriyle yeniden görüştüğünü, yetkili kişinin sitenin yeniden yayına girişinin bilgisi dışında olduğunu söylediğini iletti.

Ajansta yetkili yoktu
bianet haberini hazırlarken TBWA yetkililerine de telefonla ulaşmaya çalıştı. Ancak ajans görevlisi, simsicakgeceler.com'un sorumlusu ve ajans yöneticileri de dahil, bütün yetkililerin ajans dışında toplantıda olduğunu, görüşme olanağı bulunmadığını söyledi. (TK/EZÖ)
Old 08-06-2008, 13:25   #18
Themis99

 
Varsayılan Medyada Cinsiyetçiliğin Meclis Gündemine Gelmesi

"Medyada Cinsiyetçiliğin Meclis Gündemine Gelmesi Olumlu"

Milletvekili Erbatur medyada cinsiyetçiliğin araştırılması, çözüm önerileri için Meclis araştırması istedi.

MEDİZ'den Tanrıöver "Medyadaki cinsiyetçilik siyasi bir olgu. Meclis'in gündemine gelmesine sevindim. Komisyon kadınlarla çalışmalı" dedi.

BİA Haber Merkezi - Ankara-istanbul

05 Haziran 2008, Perşembe
Tolga KORKUT

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Gaye Erbatur, medyadaki cinsiyetçiliğin nedenlerinin, toplum üzerine etkilerinin araştırılması ve soruna çözüm önerilerinin oluşturulması için bir meclis araştırması açılmasını istedi. Erbatur araştırmada medya çalışanları, yöneticileri ve ilgili sivil toplum örgütlerinin de görüşlerinin alınması gerektiğini belirtti.

Tanrıöver: Siyasal bir konu olarak Meclis gündemine gelmesi sevindirici
Erbatur'un önergesinde bulgularından örnekler verdiği Medya İzleme Grubu'ndan (MEDİZ) Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, konunun Meclis'in gündemine gelmesini sevindirici bulduğunu bianet'e söyledi.

"Medyadaki cinsiyetçiliğin -her alandaki cinsiyetçiliğin olduğu gibi- siyasal bir konu olarak belirlenip Meclis'in gündemine gelmesi olumlu. Kadınların sorunları siyasal sorunlardır. Bizim derdimiz siyasal. Mutluyum, takdirle karşılıyorum."

"Komisyon kadınlarla ve örgütleriyle çalışmalı"
Tanrıöver kurulacak olası bir araştırma komisyonunun başta MEDİZ olmak üzere bu konuda çalışan kadın örgütleriyle yakın ilişkide olması gerektiğini söyledi. Ayrıca medya çalışanlarıyla da birlikte çalışılması gerektiğini de ekledi.

Kadınların ağırlıkta olacağı bir komisyonun "siyaseten doğru" olacağını belirten Tanrıöver, "Bu konuya duyarlı ve gerçekten emek veren erkekler varsa, onlarla da çalışılmalı" dedi.

Tanrıöver, komisyonun çalışmasının çıktısının medyada yönetici kadrolar için kadın kotasından, cinsiyetçi yayın yapanlara yönelik telkinlere kadar birçok konuyu içerebileceğini söyledi.

İstatistiklerle medyada cinsiyetçilik
Erbatur'un da önergesinde yer verdiği, MEDİZ'in medyada cinsiyetçilikle ilgili bazı istatistikleri şöyle.

Arka sayfa "güzellerinin" yüzde 100'ü kadın yüzde 0'ı erkek.
Medyada yöneticilerin yüzde 15'i kadın yüzde 85'i erkek.
Köşe yazarlarının yüzde 12'si kadın yüzde 88'i erkek.
Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların yüzde 11'i kadın yüzde 89'u erkek.
Haber kaynaklarının yüzde 18'i kadın yüzde 82'si erkek.
Genel yayın yönetmenlerinin yüzde 0‘ı kadın yüzde 100'ü erkek.
Erbatur:Medyada cinsiyetçilik kadının mücadelesini sekteye uğratıyor

Önergesinde, bu istatistiklerin "kadın erkek eşitliği kampanyalarının halen medyada gerekli yansımayı yaratamadığını" gösterdiğini söyleyen Erbatur medyada kadının temsiline dair de şunları yazdı:

"Gerek reklam kuşakları olsun, gerek program ve habercilik anlayışları olsun kadını halen erkeğe bağımlı, 'evinde mutlu', erkeğin ardından gelen, birincil görevi çocukları ve kocasının bakımı olan bir kişi olarak göstermektedir. Kabul edilir ki bu durum kadının toplumsal yaşamda ve ekonomik hayatta birey olabilme mücadelesini büyük sekteye uğratmaktadır. Bu mücadelenin başarıyla sonuçlandırılabilmesi için medya kuruluşlarının da yayın anlayışlarında değişikliğe gitmeleri şarttır. Artık kadını 'arka sayfa güzeli' ya da gündüz kuşağında ağlayan 'aldatılmış, çaresiz kadın' olarak gören anlayıştan uzaklaşılmalıdır." (TK/EZÖ)
Old 12-06-2008, 17:31   #19
Themis99

 
Varsayılan Edİnİlİp Okunulmasi Gereken Bİr Kİtap Bİlgİlerİnİze

Feminist Kuramın Temel Eseri "Cinsiyet Belası''Türkçe'de
Editörü Gürkan'ın deyişiyle "cinsiyetle ilgili ezberimizi bozan" Judith Butler'ın "Cinsiyet Belası" kitabı Türkçe'de. Kitap feminist kuramın temel eserlerinden; aynı zamanda baskın heteroseksüel algıyı ve homofobiyi de alaşağı ediyor.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

12 Haziran 2008, Perşembe


Tolga KORKUT 1990'da yayımlandığında feminist kuramı ve toplumsal cinsiyet araştırmalarını kökten değiştiren Judith Butler'ın "Cinsiyet Belası" kitabı, yaklaşık 20 yıl sonra Türkçe'de..

bianet'in görüştüğü, Metis Yayınları'ndan çıkan kitabı yayıma hazırlayan Özde Duygu Gürkan, "Feminist kuramın temel eserlerinden biri sayılan, bu konudaki neredeyse bütün kitapların göndermede bulunduğu 'Cinsiyet Belası'nın şimdiye kadar Türkçe'ye çevrilmemiş olması büyük eksiklikti" diyor..

Cinsiyet olunan değil eylenen bir şey
Butler'ın temel saptamalarından biri, aynı zamanda kitaptan en çok alıntılanan sözlerden: "Toplumsal cinsiyet insanın olduğu bir şey değil, yaptığı, eylediği bir şey. "Olmak"tan çok "yapmak"..

"Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi" altbaşlığını taşıyan kitap için Gürkan "Butler cinsiyet kavramının dilde, kültürde ne kadar yerleşmiş olduğunu, bunu altüst etmenin ne kadar önemli gösteriyor" diye konuşuyor..

Bir başka değeri de toplumsal cinsiyetten söz edilirken baskın olan heteroseksüel dayatmayla hesplaşması. Gürkan "Bu kitap lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ve travesti (LGBTT) camia için de çok önemli" diyor..

Butler, feminist düşünce ve hareketin temeli olarak görülen "kadın" kimliğinin hangi varsayımlarla mümkün olduğunu, ne ölçüde tutarlı ve istikrarlı olduğunu soruyor. Gürkan, kitabın cinsiyet kavramının kimlik politikaları, dil ve iktidarla olan ilişkilerini, erkek egemen düzenin ne kadar derin olduğunu gösterdiğini de ekliyor..

Butler'ın Freud, Levi-Strauss, Lacan, Irigaray, Wittig ve Kristeva metinleriyle de hesaplaştığı "Cinsiyet Belası"nın akademi dışı çevre için de önemli, feminist ve LGBTT hareketin siyasetlerini oluşturmasında temel dayanaklardan biri olduğunu söylüyor Gürkan..

Gürkan'a göre Başak Ertür'ün olabildiğince yalın çevirisi de, aslında okuması pek de kolay olmayan bu kitabı okumayı kolaylaştırıyor: "Türkçe okuru şanslı." (TK/EZÖ)

"Cinsiyet Belası"
Yazan: Judith Butler
Türkçesi: Başak Ertür
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Metis Yayınları, Mayıs 2008, 248 sf.
Old 12-06-2008, 17:38   #20
Themis99

 
Varsayılan Kadin Hak EĞİtİmİ

İzmir'de Kadınlar Hak Eğitimi Bitmesin İstiyorKİHEP kapsamında 16 hafta süren kadının insan hakları eğitimine katılan sivil toplum örgütü temsilcileri ve ev kadınları, sertifikalarını aldı. 23 kadın eğitime devam etmek istiyor.

BİA Haber Merkezi - İzmir

12 Haziran 2008, Perşembe


Latife ŞENCAN İzmir Konak Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi ile Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) işbirliğiyle düzenlenen Kadının İnsan Hakları Eğitim Projesi (KİHEP), eğitimi sona erdi.

19 Şubat'ta başlayan ve 16 hafta süren eğitime, İzmir'deki kadın sivil toplum örgütlerinin başkan ya da temsilcileri katıldı.

Çeşitli meslek gruplarından ve ev kadınlarından oluşan 23 kişilik gruba, her salı günü verilen eğitimlerde, kadının sosyal, ekonomik, hukuksal hakları, cinsellik ve doğurganlık hakları, iletişim, toplumsal rollere duyarlı çocuk eğitimi, feminizm, kadın hakları ve kadın örgütlenmesi gibi konular işlendi.

SHÇEK'ten Sosyal Hizmet Uzmanı Türkan Bakır'ın verdiği eğitim, kadınların bilmediği ya da unuttuğu hakları konusunda farkındalık yaratırken, yeni dostluklar da oluşturdu. Katılımcılar, dört ay süren eğitimin bitirilmemesini, gerekirse "master yapmak" istediklerini söylediler.

KİHEP kapsamında1995'ten bu yana 36 ilde 5 bin kadına eğitim verildi.

Eğitimi başarıyla bitiren 23 kadına, Alsancak Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende, Konak Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ katılım belgelerini dağıttı. (LŞ/TK)
Old 12-06-2008, 18:06   #21
Themis99

 
Varsayılan Gazeteci Tacizciyi Görünmez Kılıp Kadının Haklarını Yok Sayınca

Gazeteci Tacizciyi Görünmez Kılıp Kadının Haklarını Yok Sayınca

......'in haberi tacizi normalleştiriyor, kadının cinsel haklarını yok sayıyor, suçsuzluk karinesini ihlal ediyor. Anlatıma kanacak olsanız, gazetecinin olayların her anına birinci derecede tanık olduğunu düşünebilirsiniz.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

11 Haziran 2008, Çarşamba


Tolga KORKUT


............'in haberinin başlığı "Terörle mücadelede biten aşk hikayesi". Altında .......... imzası var.

Haberin bize anlattığına göre bir kadın meslektaşlarının tacizine uğruyor. Bundan sevgilisine bahsediyor. Sevgilisi halasının oğluyla konuşuyor. Halasının oğlu da "polislere gereken dersi vereceğini" söylüyor. Zaten hala oğlunun telefon konuşmalarını dinlemekte olan polis üç kişiyi de gözaltına alıyor.

Buraya kadar, sıfatları özellikle gizledik. Çünkü gazetecilerin haberi "seksileştirmek" için kullandıkları sıfatlarla, çerçevelemeyle ve anlatımla karşı karşıyayız.

Haberdeki kadının mesleği polislik. Sevgilisi bir astsubay. Hala oğlunun da Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) üyesi olduğu yazılı.

Taciz de normalleştiriliyor, kadının haklarının yok sayılması da
Haber kadının bir birey olduğunu, bedeninin ve cinselliğinin tek egemeni olduğunu tamamen saklayan bir dil kullanıyor.

Daha spotta şu cümleyle karşılaşıyoruz: "Bir kadın polis ile bir astsubay aşık oldular. Kadın polisin, 'Dört polisle oldum' itirafına rağmen nişanlandılar."

Buradan ne mesaj alırız? "Cinsel aktiviteleri olan kadınlarla nişanlanılmaz. Kadınların cinsellikleri 'itiraf edilecek' bir şeydir."

Peki gazeteci erkeğin cinsel etkinlik geçmişiyle ilgili bir şey yazıyor mu? O neyi "itiraf etmiş" olabilir?

Bu tutum perçinlenerek gelişiyor: "Polis memuru kadın hiçbir şeyi sevgilisinden saklamadı. Geçmişte kendi meslektaşları ile yaşadığı maceraları sevdiği adama anlattı. Adam, 'Kabulümsün' dedi. 3 ay önce nişanlandılar."

"Lekelenmiş" kadın figürünü kuran gazeteci, onu "kabul eden" "yüksek gönüllü erkek" figürünü de kurmakta gecikmiyor.

Ya bu paragraftan ne mesaj alırız?

"Mutlulukları kabusa döndü. Genç kadının daha önce birlikte olduğu polis memurları tacize başlamıştı. İlişkiye girmek istediklerini söylüyorlardı. Tacizlerle tek başına mücadele edemeyen kadın, sıkıntısını nişanlısı ile paylaştı. Çift, yaşanan sıkıntıyı çözmek için çareler düşünmeye başladı. Polis memurları ile genç kadının yaptığı konuşma da durumu düzeltmemişti."

Haberin doğru olduğunu kabul edecek olursak ortada açık açık taciz, yani suç var. Ama bu paragraf bize "lekelenmiş kadın" figürünün ve onunla beraber olan –"yüksek gönüllü" de olsa- erkeğin başının dertten kurtulmayacağı mesajını veriyor.

Peki ya tacizciler nerede?
Haberin sonunda: "Tacizci polis memurları ile ilgili olarak ise herhangi bir işlem yapılmadığı, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın talimat vermesi halinde idari soruşturma başlatılabileceği kaydedildi."

Gazetecinin tacizin suç olmasıyla, cezalandırılma süreçleriyle, tacize uğrayan kadının hak arama olanaklarıyla, ama her şeyden önce tacize uğramama hakkıyla neredeyse hiçbir ilgisi yok bu haberde.

Dinleme, örgüt, bu bilgiler nereden?
Habere göre, Samsun'daki hala oğlu MLKP üyesi ve polis tarafından dinleniyormuş. Samsun Emniyeti, İstanbul Emniyeti'ni uyarınca hala oğlu Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınıyor.

Acaba gazeteci bu bilgileri, henüz ortada bir savcılık iddianamesi olmadığına göre, nasıl edinmiş olabilir? Yanıt her zamanki gibi. Emniyet'teki kaynaklarını kullanan gazeteci, buradan gelen bilgileri kesin doğruymuş gibi kabul ediyor ve haberleştiriyor.

Hala oğlunun MLKP üyeliğinin kanıtlanmamış olması, kanıtlansa bile bunun ne demek olduğu, "zanlı"ya "suçlu" demenin habercilik için ne zedeleyici olduğu unutulmuş durumda.

Polisin dinlemesinin yasal olup olmadığını, hangi mahkeme kararıyla yapıldığınıysa öğrenemiyoruz.

Peki ceza hukuku açısından gerçekleşen olgu nedir? Üç kişi gözaltında. Sadece bu.


http://www.bianet.org/bianet/kategor...ni-yok-sayinca
Old 20-06-2008, 12:20   #22
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Tecavüz BM kararıyla 'savaş silahı' oldu!

BM Güvenlik Konsey tecavüzün 'savaş silahı' olarak nitelendirildiği karar tasarısını kabul etti.

ABD'nin desteğiyle hazırlanan, oy birliğiyle kabul edilen kararda, kasten tecavüzün savaş taktiği olduğu ve uluslararası güvenliğe tehdit teşkil ettiği belirtildi.

Kararda, cinsel şiddetin 'aşağılamak, hakim olmak, korku salmak için kullanılan bir savaş taktiği' olduğu kaydedildi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, çatışmalardan sonra yeni toparlanmaya başlayan toplumlarda kadınlara karşı şiddetin 'ifade edilemeyecek boyutlara' çıktığını söyledi.

Güvenlik Konseyi, tecavüzün ne kadar yaygın olduğu ve bununla mücadelede neler yapılabileceği konularında gelecek Haziranda, rapor sunmak üzere bir soruşturma başlatma kararı da aldı.

İnsan hakları örgütleri, BM Güvenlik Konseyinin kararını 'tarihi' olarak nitelendirdi.



20.06.2008 09:33:00

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=165080
Old 21-09-2008, 16:57   #23
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan "Mini etek yasaklansın"

"Mini etek yasaklansın"

Mini eteğin insanlar üzerindeki "kötü etkileri" gözönünde tutularak yasaklanması istendi.
21 Eylül 2008 / 11:36
Uganda Etik ve Namus Bakanı Nsaba Buturo, mini etekle dolaşan kadınlar taşıt sürücülerinin dikkatini dağıttığı ve kazalara yolaçtığı için, mini etek giyilmesinin yasaklanmasını istedi.

BBC'de yer alan habere göre Ugandalı bakan mini etek giymenin, çıplak gezmekle hemen hemen aynı şey olduğunu söyledi.

Buturo, "Mini eteğin nesi mi yanlış? Yanlış çünkü, insanlarımızın bazıları kafaca öylesine zayıf ki, mini etekli görünce kaza yapabiliyorlar." dedi.

BBC'nin Kampala'daki muhabiri Joshua Mmali, gazetecilerin Etik ve Namus Bakanının bu açıklamasını son derece komik bulduklarını kaydetti.

Bakan Buturo, mini etek giymenin ahlaksızlık olarak görülmesi ve yasalar çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini bildirdi. Bakan, kısa etekler yüzünden istemeden dikkatleri dağılan kişilerin karşı karşıya olabilecekleri tehlikelere dikkat çekti.

Nsaba Buturo, "Çıplak bir insan görünce o insanın şeklini düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bir yandan da araba kullanıyorsunuz. Bugünlerde, kimin anne, kimin kız olduğunu anlamak imkansızlaştı. Hepsi çıplak dolaşıyor." dedi.

Uganda Etik ve Namus Bakanına göre, uygunsuz giysiler, bugün Uganda toplumunun karşı karşıya olduğu ahlaksızlıklardan biri.

Bakan, Uganda toplumunun yüzyüze olduğu diğer sorunları, "hırsızlık ve kamu fonlarını zimmete geçirmek, hizmetleri gerektiği gibi yerine getirmemek, açgözlülük, ihanet, fahişelik, eşcinsellik ve mezhepçilik" diye sıraladı.

Bu yılın başlarında Kampala'daki Makerere Üniversitesi, kurumdaki kadınların giyimine belli kurallar getirmişti.
http://www.haber3.com/news_detail.php?id=409810
Old 21-09-2008, 21:19   #24
Av.Ergün Vardar

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Habibe YILMAZ KAYAR
"
Uganda Etik ve Namus Bakanına göre, uygunsuz giysiler, bugün Uganda toplumunun karşı karşıya olduğu ahlaksızlıklardan biri.

.
http://www.haber3.com/news_detail.php?id=409810
Adı "Etik ve Namus"olan bir Bakanlık kurulmuşsa nefes almak bile suç kabul edilebilir.
Old 27-09-2008, 01:44   #25
üye18332

 
Önemli Boşanan kadına KEY

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, boşanmış kadın memurun KEY alamayacağına yönelik tartışmalara noktayı koydu
3320 sayılı Memur ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılmasına İlişkin Kanun’un uygulama yönetmeliğini hatırlatan Bakan Şimşek, “Yönetmeliğe göre eşlerin durumunda yardımdan yararlanma şartlarını etkileyecek bir değişiklik olduğu takdirde, eşler durumlarını en geç 15 gün içinde yazılı olarak ilgili Kurum, İşveren veya Sosyal Güvenlik kuruluşlarına bildirmek zorundadır denilmektedir. Bu bağlamda, eşlerinden ayrılmış kişiler zamanında bildirim yaparak, adlarına konut edindirme yardımı yatırılması hususunu kurumlarına bildirmiş iseler, bu kişiler hak sahibi olarak konut edindirme yardımı alma hakkı elde etmiş olacaklardır” dedi.

KADIN MAĞDUR OLMUYOR MU?

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, MHP Bursa Milletvekili Hamit Homriş’in KEY ödemeleri ile ilgili soru önergesini yanıtladı. Homriş, “KEY kesintileri yapılırken evli olan çiftlerden kesilen paralar aile reisi olarak erkeğin hesabına yatırılmıştır. Süreç içerisindeki ayrılan eşlerde KEY ödemelerinin erkeğe yapılması kadın açısından bir haksiz ve mağduriyet oluşturmuyor mu?” diye sordu. Önergeye verdiği yanıtta, 3320 sayılı Memur ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılmasına İlişkin kanunu ve ilgili yönetmeliği hatırlatan Bakan Şimşek, kanunda her ailenin alacağı bir konut için KEY’den yararlanmasını ve söz konusu yardımın da aile reisi adına yapılmasının öngörüldüğünü söyledi. Sözkonusu kanunun uygulama yönetmeliğinin 5’nci maddesinde de “eşlerden her ikisinin de yardıma müstahak olması durumunda yardım yalnız aile reisine yapılır” hükmünün yer aldığını kaydeden Bakan Şimşek, “bu bağlamda, ilgili dönemde eşlerin her ikisinin de yardıma müstehak olması durumunda yardım yalnız aile reisine yapılmıştır” dedi.

BİLDİRİMDE BULUNANLAR ALACAK

İlgili yönetmeliğinde 5’nci maddesinin son paragrafında ise “eşlerin durumunda yardımdan yararlanma şartlarını etkileyecek bir değişiklik olduğu takdirde, eşler durumlarını en geç 15 gün içinde yazılı olarak ilgili Kurum, İşveren veya Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına bildirmek zorundadır” denildiğini belirten Şimşek şu bilgileri verdi:

“Yardıma müstehak eşlerin ayrılması durumunda, ayrıldıkları tarihten itibaren gerekli bildirimleri yapmaları halinde, kurumları tarafından tekrar adlarına konut edindirme yardımının yatırılması gerektiği ifade edilmiştir. Bu bağlamda, eşlerinden ayrılmış kişiler zamanında bildirim yaparak, adlarına konut edindirme yardımı yatırılması hususunu kurumlarına bildirmiş iseler, bu kişiler hak sahibi olarak konut edindirme yardımı alma hakkı elde etmiş olacaklardır.”


www.haberhukuk.org
Old 03-10-2008, 20:28   #26
üye18332

 
Varsayılan Dayakçı kocaya ceza: 'Mutluluk' kitabı

RİZE’nin Fındıklı İlçesi’nde 8 ay önce eşini dövdüğü iddiasıyla Ramazan Y. (25) hakkında, Fındıklı Sulh Ceza Mahkemesi’nde eşine yönelik kasten yaralama iddiasıyla dava açıldı.
Dava sonucunda Ramazan Y’yi önce 5 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme, daha sonra cezayı denetimli serbestlik kapsamında kitap okuma cezasına çevirdi. Buna göre Ramazan Y, 1 yıl boyunca ayda 3 saat evlilik hayatında mutlu olmanın yolları konusunda kitap okuyacak. Ramazan Y, daha sonra okuduğu kitaplardan 5 sayfadan az olmamak üzere özet çıkartarak kendi el yazısıyla yazacak.

www.haberhukuk.org
Old 06-10-2008, 21:00   #27
üye18332

 
Önemli Yargıtay'dan kadına eşya ve takı desteği

Yargıtay’ın aldığı karara göre kadın, boşandıktan sonra kocasında kalan kullanılmış eşyalarının aynen iadesi yerine, bedellerini de isteyebilecek.
Medine E. ile Necip E. Ankara’da 1991’de evlendi. Bir süre sonra Necip E. karısını ailesiyle birlikte oturmaya zorladı. Çift, yaklaşık 6 yıl Necip E’nin ailesiyle oturdu. Necip E. 1997’de karısını evden kovdu. Ardından da çift boşandı.

Medine E, evden kendisini döverek atan kocası Necip E’nin 3’ü burma, 15’i normal 18 bilezik, altın seti, künye, küpe, yüzükten oluşan altınlarını vermediğini, bu takıları iş kurmak için "sermaye" yaptığını öne sürdü. Medine E, takıları ile çeyiz eşyaları karşılığında 43 bin YTL’yi dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte istedi.

Ankara 10. Aile Mahkemesi’ndeki davada Necip E, "eşinin evi küçük bir anlaşmazlık nedeniyle terk ettiğini, altınlarını da beraberinde götürdüğünü, çeyiz senedindeki eşyaları aynen teslime hazır olduğunu, kullanılmış eşyaların iadesi yerine bedelinin istenmesinin haksız olduğunu" savundu. Mahkeme, davacı tanıklarının kadına ait ziynet eşyalarının evlilik birliği içinde bozdurulup sermaye yapıldığına ilişkin bir beyanları bulunmadığına da dikkat çekerek, kadının davasının, ispat edemediği için reddine karar verdi.

Davacı kadının istemi üzerine Yargıtay, kararı bozdu. Yargıtay, kararında şöyle denildi:

"Dövülerek evden atılan kadının ziynet eşyalarını yanına alamadığı kabul edilmelidir. Toplanan delillerden davacı kadının fiziksel şiddete uğrayarak, evden ayrılmak zorunda kaldığı ve çeyiz senedinde yazılı olup talep edilen ziynet eşyalarının da davalı kocada da kaldığı anlaşılmakla, ziynet eşyaları yönünden davanın kabulü gerekir. Davacı kadın, dava konusu olup koca yanında kalan eşyalarına yönelik bedel isteminde bulunabilir. Mahkemece yapılacak iş, dava konusu eşyaların dava tarihindeki yıpranma değerleri de düşülerek, bedele hükmetmekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru bulunmamıştır."

Mahkeme, Daire’nin bozma kararına direndi. Kadının evliliğin ilk yıllarında altınlarını kocasının bozdurup sermaye yaptığını öne sürmesi karşısında, altınların evde kaldığının öne sürülemeyeceğini savundu. Mahkeme, eşyalar konusunda ise "Aynen iadeyi reddedip, eşyaların nakit değerini istemek evlilik sona ermiş olsa da aile kurumunun amacıyla bağdaştırılamaz" denildi.

Ancak Yargıtay Genel Kurul’u, 17 Eylül’deki toplantısında mahkemenin direnme kararını bozdu ve davacı kadın lehine karar verdi.
Old 15-10-2008, 07:49   #28
av.sally

 
Varsayılan

Küçük Fatma'yı ölüme götürdüler..

İmam nikâhıyla evlendirilen daha çocuk yaştaki (15) Fatma, "Bakire değilsin" diyerek babaevine gönderildi. Odasında vurulmuş olarak bulundu...

Fatma Korkmaz henüz 15 yaşındaydı. Çiftçilik yapan Bayram ve Emiş Korkmaz'ın 9 çocuğunun en küçüğü olan Fatma, ailesiyle birlikte Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesine bağlı Yenicekale beldesi Saygılı köyünde yaşıyordu.

Kahramanmaraş'ta yatılı olarak ilköğretim okulunu bitiren genç kız, ailesi tarafından maddi imkânsızlık gerekçe gösterilerek daha fazla okutulmadı. Fatma'yı bir süre önce aynı köyde yaşayan İsa A., ailesinden istetti. 4 ay nişanlı kalan Fatma ve İsa, haftasonu köyde düzenlenen davullu zurnalı düğünle dünya evine girdi. İmam nikâhıyla evlendirilen Fatma için geçen cumartesi gecesi evinin önünde kına gecesi, pazar günü ise düğün düzenlendi. Gelinlik içinde oldukça mutlu görünen Fatma, pazartesi sabahı ise kâbusu yaşadı. İsa A. ile ailesi, "Bakire çıkmadın" diyerek genç kızı, baba evine gönderdi.

BABASININ AV TÜFEĞİYLE
Ağlayarak eve gelen Fatma, "Bakireyim. Beni doktora götürün. Namusunuzu kirletmedim" dedi ve yatak odasına girdi. Bir süre sonra silah sesi duyuldu. Fatma, babasına ait av tüfeğini karnına dayayıp tetiğe basarak yaşamına son vermişti. Yapılan otopside genç kızın intihar ettiği belirlendi. İntihara zorlanmış olabileceği ihtimalini de araştıran jandarma ve savcılık soruşturmayı sürdürüyor.

Milliyet Gazetesi-15.10.2008
Old 15-10-2008, 09:01   #29
Atahun

 
Varsayılan

Bir canın ölümüne sebep olanlar, kirlenmiş namuslarını "kan" la temizlemişlerdir herhalde. Ne mutlu onlara.
Old 17-10-2008, 07:43   #30
av.sally

 
Varsayılan

60 bin sağlık personeli kadına yönelik şiddet için eğitilecek
16 Ekim 2008 21:28
Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele çalışmaları yürüttüklerini belirtti. Çom, “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Sağlık Personelinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi” çerçevesinde 2009 yılında 81 ilde saha eğitimlerine başlanarak 60 bin sağlık personelinin eğitileceğini söyledi.

-Çom, Türkiye’de ruh sağlığı çalışmalarının ağırlıklı olarak kamu sektörü tarafından yürütüldüğüne işaret ederek “Ülkemizde ruh sağlığı hizmetleri için ayrı bir bütçe yoktur. Tüm sağlık hizmetlerinin bütçesi genel bütçeden Sağlık Bakanlığı’na ayrılan paydan sağlanmaktadır. Personel sayısının ve yatak kapasitesinin arttırılması çalışmalarıyla genel bütçeden alınan pay arttırılmıştır” dedi.

- Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele çalışmaları yürüttüklerini belirtti. Çom, “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Sağlık Personelinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi” çerçevesinde 2009 yılında 81 ilde saha eğitimlerine başlanarak 60 bin sağlık personelinin eğitileceğini söyledi.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, koruyucu ve tedavi edici ruh sağlığı hizmetlerine ilişkin ANKA’ya yaptığı açıklamada, Ruh Sağlığı Daire Başkanlığı bünyesinde kadına yönelik şiddete karşı yaptıkları çalışmaları anlattı. Çom, 3 Ocak’ta Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan “ Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Sağlık Personelinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi” protokolu doğrultusunda çalışmalara başlandığını belirtti. Bu protokol kapsamında 81 ilden yaklaşık 500 kişinin 5 gün süreli eğitici eğitimlerine Haziran 2008’de başlandığını ifade eden Çom, “Bu kişilerin kendi illerindeki ilgili personeli yani doktor, hemşire, ebe, sağlık memuru, psikolog, sosyal çalışmacı gibi personeli eğitmeleri sağlanacak, Kasım 2008’de de eğitici eğitimi tamamlanacaktır” dedi. Çom, 2009’da ise 81 ilde saha eğitimlerine başlanacağını ve 60 bin sağlık personelinin eğitileceğini kaydederek “Saha materyali de hazırlanmış ve basılma aşamasına gelmiştir. Sahada 1 günlük eğitim verilecektir. Hazırlanan interaktif eğitim materyalleri eğitimcilerin yararlanması için illere gönderilecektir” diye konuştu.

-RUH SAĞLIĞINA BÜTÇEDEN AYRILAN PAY ARTTIRILDI-

Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, Türkiye’de ruh sağlığı çalışmalarının ağırlıklı olarak kamu sektörü tarafından yürütüldüğünü söyledi. Sağlık Bakanlığı’na bağlı toplam 8 ruh hastalıkları hastanesinde 6 bin 246 yatak kapasitesiyle hizmet verildiğini bildiren Çom ANKA’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“8 adet kamu hastanesi dışında genel hastaneler içinde ve üniversite hastanelerinde de psikiyatri servis ve poliklinik hizmetleri verilmektedir. Ayrıca genel hastaneler için de ruh sağlığına ayrılan yatak sayısının arttırılması çalışmaları sürdürülmektedir. Ülkemizde ruh sağlığı hizmetlerinde bölgesel farklılık yoktur. 8 kamu ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi bölge hastanesi olarak görev yapmaktadır. İllerinde teşhis, tedavi ve rehabilitasyonları sağlanamayıp sevki zorunlu görülen ruhsal problemi bulunan hastalar Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerine bölgelendirme sistemi esas alınarak sevk edilmektedirler. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinde hasta yoğunluğunu azaltmak açısından genel dal Devlet Hastanelerinde ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı kadrosuna atama yapılan hastaneler için yatak sayısı ile orantılı olarak 5 yataktan başlamak üzere psikiyatri servislerinin açılması ve söz konusu servisler için gerekli fiziki önlemlerin alınması çalışmaları sürdürülmektedir. Ülkemizde ruh sağlığı hizmetleri için ayrı bir bütçe yoktur. Tüm sağlık hizmetlerinin bütçesi genel bütçeden Sağlık Bakanlığına ayrılan paydan sağlanmaktadır. Personel sayısının ve yatak kapasitesinin arttırılması çalışmalarıyla genel bütçeden alınan pay arttırılmıştır.”

Çom, ayrıca “Psikososyal Destek ve Krize Müdahale Birimleri”nde, bugüne kadar her türlü intihar riski taşıyan ve intihar girişiminde bulunan hastalar, diğer kriz durumlarından olan aile içi şiddet, kayıplar (sevilen birinin kaybı, statü kaybı, sağlığın kaybedilmesi), istismar olguları ve insan eliyle ya da çeşitli doğal yollarla gelişen zorlu yaşam koşulları neticesinde krize maruz kalan kişilere hizmet verildiğini söyleyerek, "Psikososyal Destek ve Krize Müdahale" çerçevesindeki programın 49 ilde 97 hastanede uygulanır hale getirildiğini belirtti
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kadın Haberleri 2006 Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 45 26-12-2006 11:07
Kadın Haberleri 2004 Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 108 21-12-2006 19:50
Kadın Haberleri 2005 Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 30 19-11-2006 15:22
Kadın Haberleri 2003 Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 61 29-12-2003 21:55
Kadın Haberleri 2002 Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 11 11-12-2002 21:46


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08332801 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.