Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

Barolarla İlgili Bir Anayasa Mahkemesi Kararı

Yanıt
Old 05-12-2004, 17:30   #1
nfb

 
Varsayılan Barolarla İlgili Bir Anayasa Mahkemesi Kararı

HATAY BAROSU Yönetim Kurulu'nda görevli olduğumuz dönemde SSK tarafından 506 sayılı K. Ek 24/L maddesi uyarınca Baromuz aleyhinde yapılan icra takibi hakkında açtığımız davada Mahkeme Anayasaya Aykırılık iddiamızı ciddi bularak anılan maddenin iptali hakkında başvuruda bulunmuştu.

Kararı sizlere aktarmak istedim.

Kararın uzunluğu nedeniyle KARŞI OY yazıları aşağıdaki bölüme aktarılmıştır.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Resmi Gazete tarih/sayı: 21.07.2004/25529

Esas Sayısı : 2000/85

Karar Sayısı : 2004/61

Karar Günü : 13.5.2004


İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İskenderun 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi


İTİRAZIN KONUSU : 17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 24. maddesinin 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.


I- OLAY


Ödenen sosyal yardım zammının tahsili için tebliğ edilen ödeme emrine karşı, açılan davada davacının itiraz konusu kuralın, Anayasa’ya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali istemiyle başvurmuştur.


II- İTİRAZIN GEREKÇESİ


Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:


“Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca inceleme : 506 sayılı Yasa uyarınca :

Sigortalı sayılanlar başlıklı 2. maddesi:


“Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar.”


İşveren ve işveren vekilinin tarifi başlıklı 4. maddesi


“Bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler işverendir.”

Görüldüğü üzere, 506 sayılı Yasanın düzenlenmesinde işçi/sigortalı ile işveren arasında kamu-özel sektör ayırımı yapılmamıştır. Kamu kurumu nitelindeki işyerlerinde işçi çalıştıran kamu kuruluşları da 506 sayılı SSK anlamında birer işverendir. Gerek kamu ve gerekse özel sektör, çalıştırdığı işçiler için yasada öngörülen şekilde kendisine düşen prim ödeme yükümlülüğü içinde olup, kamu kesimi farklı özel kesim farklı prim ödeme sistemine tabi tutulmamıştır. Keza emekli olan sigortalılara yapılan emekli aylığı ödemelerinde kamu sektöründen emekli olanlarla, özel sektörden emekli olanlara farklı emekli maaşı ödenmesini öngören böylece emekliler arasında ayrım yaratacak bir düzenleme de mevcut değildir. Bu noktaya kadar gerek emekli sigortalılara yapılan maaş ödemelerinde ve gerekse kurumun kamu/özel sektörden yaptığı prim tahsilatlarında uygulama farklılığı yasal olarak mevcut değildir.

Kamu/özel sektör ayırımı sadece SSK tarafından ödenen sosyal yardım zammının SADECE KAMU KESİMİ İŞVERENLERİNDEN GERİ ALINMASINI DÜZENLEYEN VE İPTALİ İSTENEN EK 24/L MADDESİNDE MEVCUTTUR. Yukarıda da açıklandığı üzere Anayasamızın 10/2. maddesinde belirlenen hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz kuralı, özel sektör işverenlerinden anılan sosyal yardım zammının geri alınmayacağı anlamını taşıyan ek 24/l m. düzenlemesi ile özel sektör işverenlerine açıkça bir imtiyaz tanımak suretiyle ihlal edilmiş olmaktadır.

Sosyal Sigortalar Kurumunun 506 sayılı Yasanın 2. maddesinde tarifi yapılan “sigortalı” kapsamına, hiç kuşkusuz kamu ve özel sektörde hizmet akdiyle bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan tüm çalışanlar dahildir. Bu konu tartışma dışıdır. Dava konusu olayda doğrudan uygulanacak olan 506 sayılı Yasanın Ek 24/L maddesinde Kurumca, emekli olan sigortalılara yapılan sosyal yardım zammıyla ilgili sigortalıya yapılan ödemelerin rücuan kamu sektörü diye adlandırabileceğimiz işverenlerden tahsili öngörülmüş iken, özel sektör olarak tanımlanabilecek diğer işverenlerden aynı şekilde bir rücuan tahsil edilebilme keyfiyetinin ilgili maddede ya da başka bir yasada veya KHK de düzenlenmemiş olması, anılan her iki sektör arasında kamu sektörü aleyhine farklılık yaratıldığı her türlü izahtan varestedir.

Burada yasa koyucunun Sosyal Sigortalar Kurumu’nun içinde bulunduğu mali krizin hafifletilmesi maksadıyla kaynak yaratma çabası içinde bulunarak ek 24/L maddesini vazettiği ve bu kaynağın da kamu sektörü işverenlerinden sosyal yardım zammının rücuan tahsil edilmesi, buna karşılık özel sektör işverenlerinin bu madde kapsamı dışında tutulması şeklinde yasal düzenlemeyi yaptığı ve yasama yetkisini bu takdirle kullandığı anlaşılmaktadır.

Bu durum, Mahkememizce Anayasa’nın 10. maddesine aykırılık taşıdığı iddiasıyla Yüce Mahkeme önüne itiraz başvurusuyla getirilmiştir. Gerçekten de 506 sayılı Yasanın başka hiçbir maddesinde işverenler arasında kamu - özel sektör işverenliği veya başka bir ad altında ayırımlar yapılmamış, işverenliklerin hukukunda teklik esası benimsenmiş, sigortalı ve işveren tarifinde kişi, zümre, grup ayırımı yapılmamıştır. Bu yeknesaklığı sosyal sigortalar mevzuatını oluşturan diğer temel yasalarda da görebilmek mümkündür. Bütün bu yasal düzenlemeler kapsamında kategorik olarak sigortalı kabul edilenler ile işverenlik tanımı içerisinde kabul edilenler arasında bir fark söz konusu edilmemiştir.

Böylesi bir fark sadece 506 sayılı Yasanın ek 24/L maddesi kapsamında kamu sektörü işverenliği aleyhine kabul edilerek yasal düzenlemeye tabi tutulmuştur. Bu fark, aynı kategori içerisinde olduğu 506 sayılı Yasa ve diğer Sosyal Sigorta mevzuatı kapsamında açık seçik belli olan kamu ve özel sektör işverenlikleri arasında kanun önünde ayırımcılık yapılarak farklı yasal düzenlemeye tabi kılmak ve 506 sayılı Yasanın Ek 24/L maddesinde belirtilen sigortalıya yapılan sosyal yardım zammı ödemelerinin sadece bu maddede yazılı ve kamu sektörü işverenliklerinden rücuan tahsili keyfiyetinin, özel sektör işverenlikleri lehine imtiyaz teşkil edecek bir durum yarattığı, Anayasa’nın 10. maddesinin 1. fıkrasında ifadesini bulan kanun önünde eşitlik ilkesi ile, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz şeklindeki 2. fıkrasına ve Devlet Organları ve İdare Makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır şeklinde ifade edilen 3. fıkrasına açık bir aykırılık teşkil etmektedir.

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 506 sayılı Yasanın ek 24/L maddesinin T.C. Anayasası’nın 10. maddesine aykırı olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesi arz olunur.”


III- YASA METİNLERİ


A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı


506 sayılı Yasa’nın 1.6.1994 gün ve 3995 sayılı Yasa ile değişik Ek 24. maddesinin itiraz konusu (L) bendi şöyledir:


“Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; 506 sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar adına Kurumca yapılır. Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına, kurumca yapılan ilk sosyal yardım zammı ödemeleri ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili kuruluşlarca kuruma ödenmemiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defaten kuruma ödenir.


Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden önce Kurumun ilgili hesabına yatırılır.


Kurumlar vergisi mükellefi olan kurum ve kuruluşlarca bu madde gereğince yapılan ödemeler, Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılabilir”.


B- Dayanılan Anayasa Kuralı


Başvuru kararında Anayasa’nın 10. maddesine dayanılmıştır.


IV- İLK İNCELEME


Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın katılımlarıyla 19.12.2000 günü yapılan ilk inceleme toplantısında; öncelikle davada uygulanacak kural ve sınırlama sorunu görüşülmüştür.


A- Davada Uygulanacak Kural Sorunu


Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.


Başvuran Mahkeme’nin bakmakta olduğu davanın konusu sosyal yardım zammı ödemesine ilişkin olduğundan, 506 sayılı Yasa’nın Ek 24. maddesinin 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin son paragrafı itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin davada uygulayacağı kural değildir. Buna ilişkin itirazın başvuran Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine,


B- Sınırlama Sorunu


Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacağı yasa kuralı ile sınırlı olduğundan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin son paragrafı dışında kalan bölümüne ilişkin esas incelemenin, “kanunla kurulan diğer kuruluşlar” arasında yer alan “barolar” yönünden yapılmasına,


oybirliğiyle karar verilmiştir.


V- ESASIN İNCELENMESİ


Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :


Başvuran Mahkeme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 24. maddesinin (L) bendi gereğince sigortalıya yapılan sosyal yardım zammı ödemelerinin bu maddede sayılan kamu sektörü işverenlerinden rücuan tahsiline olanak veren düzenlemenin özel sektör işverenleri lehine imtiyaz oluşturduğunu, bu nedenle de kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.


İtiraz konusu (L) bendinde, “Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; 506 sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar adına Kurumca yapılır.


Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına, Kurumca yapılan ilk sosyal yardım zammı ödemeleri ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili kuruluşlarca kuruma ödenmemiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defaten kuruma ödenir.


Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden önce Kurumun ilgili hesabına yatırılır.” denilmektedir.


Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine, Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.


Yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.


1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesi hükmüne göre barolar, avukatlık mesleğinin geliştirilmesi, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin sağlanması, meslek düzeninin, ahlakının ve saygınlığının korunması, avukatların ortak ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çalışmalar yürüten tüzel kişiliği bulunan meslek kuruluşlarıdır. Kanunla kurulan, kamu tüzel kişiliği olan ve bu nitelikleri nedeniyle kamu gücü kullanabilen baroların kuruluş amaçları, hukuksal durumları, gördükleri hizmetler açısından özel hukuk tüzel kişileri ile aynı hukuksal durumda oldukları söylenemez. Nitelikleri ve hukuksal durumları farklı olan özel hukuk tüzel kişileri ile baroları belirtilen yönlerden eşit görmek olanaksızdır. Değişik hukuksal durumda olanların farklı kurallara bağlı tutulmasının yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı açıktır.


Açıklanan nedenlerle iptali istenilen kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.


Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ve Fazıl SAĞLAM bu görüşlere katılmamışlardır.


VI- SONUÇ


17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun Ek 24. maddesinin 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin, son paragrafı dışında kalan bölümünün “kanunla kurulan diğer kuruluşlar” arasında yer alan “barolar” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ile Fazıl SAĞLAM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 13.5.2004 gününde karar verildi.




Başkan

Mustafa BUMİN
Başkanvekili

Haşim KILIÇ
Üye

Sacit ADALI


Üye

Ali HÜNER
Üye

Fulya KANTARCIOĞLU
Üye

Ertuğrul ERSOY


Üye

Tülay TUĞCU
Üye

Ahmet AKYALÇIN
Üye

Mehmet ERTEN


Üye

Fazıl SAĞLAM
Üye

A. Necmi ÖZLER
Old 06-12-2004, 18:22   #2
nfb

 
Varsayılan KARŞI OY

KARŞIOY YAZISI


İtiraz konusu kural, öğreti ve uygulamada tartışmalara yol açan sosyal yardım zammının “Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları” yanında “kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar” tarafından da ödenmesini öngörmektedir. Mahkemeyi anayasaya aykırılık itirazına yönelten dava Hatay Barosu ile SSK arasındaki bir uyuşmazlıkla ilgilidir. Baronun uyuşmazlığa taraf olması, itiraz konusu kuralda sosyal yardım ödemekle yükümlü kılınan “kanunla kurulan diğer kuruluşlar” kapsamında yer almasından kaynaklanmaktadır.


Yukarda özetlenen uyuşmazlıktan bağımsız olarak sosyal yardım zammının Anayasa’ya uygun olup olmadığı kavramsal boyutu ile de tartışmalıdır. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin 18.11.1993 tarih ve E.93/17, K.93/41 sayılı kararı ile 506 sayılı Sosyal Sigortala Kanunu’nun Ek 24. maddesinin sosyal yardım konusunu düzenleyen “506 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerine göre iş kazaları ile meslek hastalıkları, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir veya aylık alanlar ile 991 sayılı Kanunla Kuruma devredilen sandıklar mevzuatına göre aylık alanlara her ay sosyal yardım zammı olarak 12.919 lira ödenir.” şeklindeki (a) bendinin iptal istemi reddolunmuşsa da bu karar dört üyenin (Güven Dinçer - Sacit Adalı ve Mustafa Gönül - İhsan Pekel’in) karşı oyları ile alınmıştır. Karşı oy yazılarında: “Sosyal yardım zammının kurumun gelir ve gider dengesini bozduğu, sosyal güvenliğin geleceğini tehlikeye düşürdüğü, Kurumun, Anayasa’nın 60. maddesiyle kendisine verilen işlevleri zamanında, gerektiği ölçüde ve yeterince yerine getirememesine neden olduğu, kendi emeklilerine aylık ödeyemeyecek konuma getirdiği, sosyal güvenlik kurumlarını, Anayasa’nın öngördüğü “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” bağlamında üretmeleri gereken hizmetlerin kapasitelerini tümüyle güçsüz ve etkisiz duruma getirerek çökerten ve onları göstermelik bir sosyal sigorta kuruluşuna dönüştürdüğü, böyle bir yasal düzenlemenin, Anayasa’nın 60. maddesine aykırı olduğu” belirtilmiştir. Bu gerekçeler anayasal sorunun boyutunu ortaya koymaktadır. Öğretide bu alanda çalışan uzman hukukçular da paralel görüşler savunmuşlardır.


Bu davadaki sorun, yukarda açıklanan ana sorunun bir parçasıdır. Dava konusu kurallar, Kurumun kaynaklarının sosyal yardım zammı ile tükenmesinin kısmen önüne geçmek amacıyla “Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri”ni, adı geçen kurum ya da kuruluşlardan aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; kendilerine 506 sayılı Kanun hükümlerine göre malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların sosyal yardım zammını ödemekle yükümlü kılmaktadır.


Burada üzerinde durulması gereken ilk konu, özel kesime böyle bir yükümlülük öngörülmemiş olmasının eşitlik yönünden bir sorun oluşturup oluşturmadığıdır. Devletin Anayasa ile kendisine verilen bir ödevi özel sektöre ilke olarak aktaramayacağı ve itiraz konusu kuralda yer alan kurum ve kuruluşların tümünün devletin bütünlüğü ilkesi içinde yer aldığı gözönünde tutulursa, burada farklı konumdaki her iki grup arasında eşitlik ilkesi açısından bir sorun bulunmadığı sonucuna varmak gerekir.


İtiraz konusu kuralın sosyal yardım zammını ödeme yükümlülüğü getirdiği kurum ve kuruluşlar yönünden bir eşitsizliğin söz konusu olup olmadığı ise ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Bu konu benzer bir olayda Nazilli Ziraat Odası tarafından gündeme getirilmiş ve bu konuda Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülerek konu Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi, 7.12.1995 gün ve E. 95/ 52 ve K. 95/62 sayılı kararında Anayasaya aykırılık iddiasını reddetmişse de bu kararda da üç üye (Güven Dinçer, Ahmet Necdet Sezer ve Yalçın Acargün) karşı oy kullanmıştır. Karşı oy yazılarında : Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları için Anayasa’nın 135. maddesi ile verilen “yasa ile düzenlenmeleri” yolundaki sınırlı yetki dışında herhangi bir yasal veya idarî karışmanın söz konusu olamayacağı, ... bunların yönetiminde, gelirlerinin toplanmasında ve giderlerinin yapılmasında Devletin sınırlı denetim yetkisi dışında herhangi bir yetkisi bulunmadığı, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku yönünden herhangi bir özel gerçek kişi ve özel tüzel kişiden farklı olmadıkları, ... Devletin ancak, düzenleme, yönetim ve denetim yetkisi kendisine ait olan ve kendi hiyerarşisinde olan devlet organlarına ve kurumlarına munzam mali külfet yükleyebileceği, sosyal sigorta hukuku alanında meslek odalarına ancak, herhangi bir işveren gibi genel nitelikte sigorta hukukunun getirdiği külfetler yüklenebileceği, ... dava konusu düzenlemeye esas olan “sosyal yardım zammı”nın aslında enflasyon nedeniyle aşınan emekli aylıklarına yapılmış parasal bir zam olduğu. bu zammın sigortanın kendi kaynaklarından ve bu da yetmiyorsa tüm toplumca karşılanması gerektiği, toplumun sosyal güvenlik masraflarına katılmasının ise vergi yoluyla ve genel bütçe içinde olabileceği, (itiraz konusu kural) tarzındaki çözümlerin yasalarla düzenlenen ve prim esasına dayanan sosyal sigorta sisteminin Anayasal temellerini oluşturan Anayasa’nın 60. maddesine aykırılık oluşturacağı” belirtilmiştir.


Bu gerekçeler gerçeğin önemli bir boyutunu yansıtmakla birlikte, bunların bazı noktalarda tamamlanması gerekir. Her şeyden önce kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve özellikle Baroların kâr amacı gütmediği, dolayısıyla yasa ile öngörülen gelir kaynakları dışında ek gelir sağlamalarının söz konusu olmadığı, bu kuruluşlara devlet bütçesinden kaynak aktarılmadığı, en önemli gelir kaynağı olan Baro aidatlarının bile sınırlı olduğu, bu gelirlerin kamu geliri sayılamayacağı anayasal ve yasal amaçları arasında çalıştırdığı personele yönelik sosyal yardım ya da sosyal güvenlik sorumluluğunun bulunmadığı gibi özelliklerin altını çizmek gerekir.


Gerçekten de Avukatlık Kanunu’nun Baroların Kuruluş ve Nitelikleri başlıklı 76. maddesine göre, “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. “

Burada Baronun kuruluş amaçlarının ana unsurları şu şekilde belirlenmiş olmaktadır:


-avukatlık mesleğinin geliştirilmesi,

-meslek mensuplarının birbirleriyle ve iş sahipleriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak,


-meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak,


-avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürütmek.


Üstelik aynı maddenin 2. fıkrasında da “Barolar, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.” kuralı yer almıştır. Yukarda anılan kuruluş amaçları arasında baro organları bünyesinde İş Kanunu’na tabi olarak hizmet akti ile çalıştırılan personelin sosyal güvenliğini sağlama gibi bir amaç ve sorumluluk yer almış değildir. Bu sorumluluk Sosyal Sigortalar Kurumuna aittir. Serbest meslek ifa den Baro üyesi avukatların sosyal güvenlikleri de aynı kurum tarafından Avukatlık Kanunu’nun 186 – 191 arasındaki maddeler uyarınca 506 sayılı Yasa’nın 86. maddesinde gösterilen “topluluk sigortası” ile sağlanır.


Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, Baronun hukuki durumu özel hukuk gerçek ya da tüzelkişilerinden farklıdır. Ancak bu farklılık, çoğunluk kararındakinin tam tersi bir sonuca götürür. Bir an için sosyal yardım zammının özel hukuk gerçek ya da tüzelkişilerine yüklenebileceği varsayılsa bile, onların bunu maliyete yüklemeleri, vergiden indirmeleri mümkünken, Baroların böyle bir olanağı da yoktur. Kaldı ki, Baroların kurum olarak kendi bünyesinde çalıştırdığı personel ile ilişkisi gerçek anlamıyla bir özel hukuk ilişkisidir. Sosyal yardım zammı ise bu kişilerin emekliliği ile ilgili olup, bu açıdan Baronun özel hukuk tüzelkişilerinden farklı bir konumu olduğu da söylenemez.


Emeklilere ödenecek sosyal yardım, Anayasa’nın 61. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Devlete yüklenen bir görevdir. Devlet, ana kaynağı üyelerinin aidatı olan Baro bütçesinden sosyal yardım yapamaz. Devlet ancak bütçesini kendisinin oluşturduğu, ya da bütçesine önemli katkıda bulunduğu kamu kuruluşlarına sosyal yardım konusunda ek yükümlülük getirebilir. Aksi düzenleme Anayasa’nın 60., 61. ve 135. maddelerine aykırı olur.


Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın barolar yönünden iptali gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.



Üye

Sacit ADALI
Üye

Fulya KANTARCIOĞLU
Üye

Fazıl SAĞLAM
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Bir Anayasa Mahkemesi Kararı ve Meslektaşlarımızın(!) Mesleğimize Bakışı Av. Can DOĞANEL Anayasa ve İdare Hukuku Çalışma Grubu 6 26-08-2011 15:37
Anayasa Mahkemesi Kararı SMK38 Hukuk Soruları Arşivi 2 01-11-2006 14:54
Kabahatler Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararı Bölüm 2 Av.Engin Özoğul Hukuk Haberleri 0 24-07-2006 21:46
Kabahatler Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararı 1. Bölüm Av.Engin Özoğul Hukuk Haberleri 0 24-07-2006 21:44
Kira Da Artışla İlgili Son Anayasa Mahkemesi Kararları Av. çiğdem akbulut Hukuk Soruları Arşivi 1 01-03-2002 21:25


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03940701 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.