Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1020 E. 2020/350 K. İçtihat

Üyemizin Özeti
Kişinin haklı bir işinin
gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek
kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından
fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna
karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan
dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir.
(Karar Tarihi : 07.07.2020)
Sanıklar _____, ____ ve ____ hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanık ____'in TCK'nın 257/3, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 5.000 TL adli para, sanık ...'ın TCK'nın 38/1, 257/3, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 5.000 TL adli para, sanıklar ____ ve ____'ın ise TCK'nın 257/3, 39/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 2.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve tüm sanıklar hakkında aynı Kanun'un 53. maddesi gereğince hak yoksunluklarına ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 31.05.2017 tarihli ve 1-8 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "Bozma" istemli 05.10.2017 tarihli ve 6 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:

Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme; temyiz incelemesine ilişkin olup suç tarihinin ve buna göre uygulanması gereken kanun hükümlerinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle sanık ____ müdafilerinin temyiz taleplerinin süresinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamına göre;

Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

1-Sanık ____ müdafilerinin temyiz taleplerinin süresinde olup olmadığının değerlendirilmesinde;

Rüşvet suçundan cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası açılan sanık ____'in yapılan yargılama sonucunda eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek Yargıtay 5. Ceza Dairesince 31.05.2017 tarih ve 1-8 sayı ile; TCK'nın 257/3, 39/1, 62, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 2.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği, kısa karar ile gerekçeli kararın birbiriyle uyumlu olduğu, kısa ve gerekçeli kararın son paragrafında; "… Sanıklar ____ ve ____ müdafiilerin yokluğunda, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının huzuru ile görüşe aykırı olarak hükmün yüzüne karşı verilen bir kısım sanıklar müdafileri yönünden tefhiminden itibaren, yokluğunda karar verilen sanıklar ____ ve ____ müdafiileri yönünden ise tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü veren Dairemize ya da bulundukları yer mahkemesine bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup Hâkime onaylatmak suretiyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu nezdinde temyizi kabil olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı" şeklinde açıklamalara yer verildiği,

Gerekçeli kararın sanık ____ müdafisi Avukat ____'a 10.07.2017 tarihinde pazartesi günü tebliğ edildiği, tebliğdenden itibaren yedinci gün olan 17.07.2017 tarihinin de pazartesi günü olup bir tatile rastlamadığı,

Sanık ____ müdafisi Av. ____'ın 18.07.2017 havale tarihli dilekçeyle temyiz talebinde bulunduğu,

Sanık ____'i soruşturma ve kovuşturma aşamasında temsil etmeyen ve sanığın 25.09.2007 tarihinde Avukat ____'ya verdiği vekâletnameye istinaden adı geçen avukatın 24.07.2017 havale tarihli dilekçe ile temyiz talebinde bulunduğu,

Anlaşılmaktadır.

07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.

1412 sayılı CMUK'da olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK'nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.

25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolü'nün 2. maddesinde; ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğunun belirtilmesi, CMK'nın 304. maddesinin dördüncü fıkrasının; ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve doğrudan temyiz yolu açık bulunan hükümlere ilişkin usul kurallarını ihtiva etmesi ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 41. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 15. maddesinin üçüncü fıkrasında, ilk derece mahkemesi olarak Özel Dairelerce verilen hükümlerin Ceza Genel Kurulunca temyiz yoluyla inceleneceğinin belirtilmesi karşısında; sanık ____ hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçen bir hüküm olmadığı da değerlendirildiğinde verilen hükmün "temyiz" kanun yoluna tâbi olduğu kabul edilmiştir.

Bu genel açıklamalardan sonra temyiz başvuru usulünün ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.

Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 859, 860).

Bu anlayışa paralel olarak, Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde;

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir",

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde ise;

"1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

Hükümlerine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere Anayasa'nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.

Aynı şekilde, 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolü'nün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında;

"Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımın dayanakları dâhil kanunla düzenlenir." hükmüyle ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

Olağan kanun yollarından sayılan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, CMK'nın 291. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.

Bunlardan ilki istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak temyiz davasının kendiliğinden açılması mümkün olmayıp bu konuda bir talebin bulunması gereklidir.

Kural olarak temyiz başvurusunun yazılı şekilde olması yani hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile yapılması gerekir. Ancak zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle sözlü başvuruda bulunmak da mümkündür. Bu durumda beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkim tarafından onaylanır.

Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart olan süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.

5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere yedi gün olarak belirlenmiş iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresi "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmış, anılan madde gerekçesinde; "Madde ile 5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle tarafların temyiz haklarını daha etkin kullanabilmeleri amacıyla temyiz isteminde bulunma süresi yedi günden on beş güne çıkarılmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu düzenlemeye göre temyiz süresi, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.

5271 sayılı CMK'nın 291. maddesi uyarınca da temyiz davası açılması için yedi günlük bir süre öngörülmüş görüldüğü gibi, 05.08.2017 tarihinde ve sonrasında verilip istinaf sonrası temyiz denetimine tabi olan kararlara yönelik temyiz süresinin on beş gün olacağı hususunda her herhangi bir kuşku bulunmamaktır.

Bilindiği üzere, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça "hemen ve derhal uygulanma" ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler. O hâlde ceza yargılaması sırasında, kanunlarda değişiklik yapılması veyahut dayanılan bir usul kuralına ilişkin kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hâlinde, yeni kanun veya iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü, devam etmekte olan işlemlere uygulanacak, ancak 5320 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında ifade edilen bu durum önceki kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde o kanuna uygun olarak gerçekleştirilen işlemlerin geçersizliği neticesini doğurmayacağı gibi, yenilenmesini de gerektirmeyecektir.

Diğer taraftan, 7035 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile; "Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanun'un 291. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır." hükmü öngörülmüş olup 1412 sayılı CMUK'nın temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunan kanun koyucunun bilinçli bir tercih göstererek bu yönde bir düzenlemeye yer vermemesi dikkate alındığında, istinaf öncesi veya sonrası ayrımı yapılmaksızın 05.08.2017 tarihinden sonra verilen tüm kararların on beş günlük temyiz süresine tabi olduğu sonucuna ulaşılması da mümkün görünmemektedir.

Gelinen bu aşamada 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.

Tebligat Kanunu'nun "Vekile ve kanuni mümessile tebligat" başlıklı 11. maddesi;

"Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır…" şeklinde düzenlenerek birden fazla vekil var ise bunlardan birine tebligat yapılmasının yeterli olduğu, eğer birden fazla vekile tebligat yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihinin asıl tebliğ tarihi sayılacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun çoğu kararında yer verildiği üzere, ilgili kişinin yüzüne karşı verilen bir hükme yönelik yasal temyiz süresi, tefhimle birlikte başlamakta olup sonradan yapılan karar tebliği, temyiz süresini yeniden başlatmayacaktır. Ancak, tefhim ile birlikte temyiz süresinin işlemeye başlaması için kanun yolu bildiriminin Kanun'un öngördüğü şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 40/2. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur. Yanılgılı bildirim nedeniyle temyiz hakkının etkin kullanılmasının engellendiği hâllerde temyiz isteminde bulunan bu yanılgısından faydalanması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin, yasal temyiz süresi yedi gün olduğu hâlde Yerel Mahkemece, kanun yolu süresinin on beş gün şeklinde hatalı olarak gösterildiği durumlarda temyiz edenin yedinci günden sonra verdiği dilekçesinin kabul edilerek temyiz incelemesi yapılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;

Sanık ____'in görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin 31.05.2017 tarihli ve 1-8 sayılı hükmün sanık ve müdafisi Avukat ____'ın yokluğunda verildiği,

Kısa ve gerekçeli kararda kanun yolu bildiriminde "… Sanıklar … ____ ve ____ müdafilerin yokluğunda, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının huzuru ile görüşe aykırı olarak hükmün yüzüne karşı verilen bir kısım sanıklar müdafiileri yönünden tefhiminden itibaren, yokluğunda karar verilen sanıklar ____ ve ____ müdafiileri yönünden ise tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü veren Dairemize ya da bulundukları yer mahkemesine bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup Hâkime onaylatmak suretiyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu nezdinde temyizi kabil olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı" şeklinde açıklamaların yer aldığı,

Gerekçeli kararın sanık ____ müdafisi Avukat ____'a 10.07.2017 tarihinde pazartesi günü tebliğ edildiği, tebliğdenden itibaren yedinci gün olan 17.07.2017 tarihinin bir tatile rastlamadığı ve pazartesi gününe denk geldiği, sanık ____ müdafisi Avukat ____'ın sekizinci gün olan 18.07.2017 havale tarihli dilekçesiyle temyiz talebinde bulunduğu, sanık ____'i soruşturma ve kovuşturma aşamasında temsil etmeyen ve Özel Dairece de gerekçeli karar tebliğ edilmeyen Avukat ____'ya sanığın 25.09.2007 tarihinde verdiği vekâletnameye istinaden adı geçen avukatın 24.07.2017 havale tarihli dilekçe ile temyiz talebinde bulunduğu,

Hükmün verildiği 31.05.2017 tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 291/1. maddesi uyarınca temyiz süresi "yedi" gün iken temyiz aşamasında 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresinin "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresinin on beş güne çıkarıldığı anlaşılmakla,

Ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilebilmelerinin kural, temyiz edilememelerinin ise istisna oluşu, hukuk normlarının yorumlanmasında, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının gözetilmesi gerekliliği, Sözleşme'ye ilişkin Ek 7 numaralı Protokolü'nün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında; ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğuna ilişkin düzenlemeler birlikte dikkate alındığında, kamu davasının asli bir süjesi olan sanığın, adil yargılanma ilkesi çerçevesinde etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça "hemen ve derhal uygulanma" ilkesinin olması, anılan ilke uyarınca usul işlemlerinin yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi bulunması, usul kanunlarında yapılan değişiklikler, kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümemesi, 05.08.2017 tarihli ve 30145 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile; "Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanun'un 291. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır." hükmünün öngörülmesi, ilk derece mahkemesi olarak Özel Dairelerce verilen hükümlerin Ceza Genel Kurulunca temyiz yoluyla incelenmesi, daha önce Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçen bir hüküm de olmaması, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete'de ilân edilerek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan bir kararın olmaması nedeniyle somut olayda, temyiz süresinin karar tarihi olan 31.05.2017 tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca "yedi gün" olduğu, 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca temyiz süresi olan "on beş" günün uygulanma imkânının bulunmadığının anlaşılması, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın Yargıtay denetiminden geçmemesi nedeniyle sanığın ve müdafisi Avukat ...'ın yokluğunda verilen ve kanun yolu bildirimi de kanuna uygun şekilde yapılan karara yönelik sekizinci günde temyiz talebinin gerçekleştirilmesi yine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca birden fazla vekil var ise bunlardan birine tebligat yapılmasının yeterli olması, eğer birden fazla vekile tebligat yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihinin asıl tebliğ tarihi sayılacağı düzenlemesi göz önüne alındığında, sanık ____'i soruşturma ve kovuşturma aşamasında temsil etmeyen ve Özel Dairece de gerekçeli karar tebliğ edilmeyen Avukat ____'ya sanık ____'in 25.09.2007 tarihinde verdiği vekâletnameye istinaden adı geçen avukatın 24.07.2017 havale tarihli dilekçe ile temyiz talebinde bulunması karşısında, sanık ____ müdafilerinin temyiz istemlerinin süresinden sonra olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla sanık ____ müdafilerinin temyiz istemlerinin süre yönünden reddine, sanık ____ hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmelidir.

2- Suç tarihinin ve buna göre uygulanması gereken kanun hükümlerinin değerlendirilmesinde,

T____ Cumhuriyet Başsavcılığına posta yoluyla gönderilen 06.11.2012 tarihli ____ imzalı ihbar yazısında, ____ isimli şahsın, ____ adlı bir kişinin silahıyla karıştığı olayda adı geçen şahıs hakkında yapılan soruşturma dosyasında lehine karar verilmesi için T____ Adliyesinde görev yapan bir Cumhuriyet savcısına Iphone 4S marka cep telefonu ve 2.500 TL para vereceğinin belirtilmesi üzerine T____ Cumhuriyet Başsavcılığınca 2802 sayılı Kanun'un 82. maddesi uyarınca sanık ____ hakkında 24.12.2012 tarihinde soruşturma izni talebinde bulunulduğu, Hakimler ve Savcılar Kurulunca 04.11.2013 tarih ve 6576 sayı ile soruşturma izni, 17.03.2015 tarih ve 170-130 sayı ile de kovuşturma izni verildiği,

Sanık ____'in suç tarihinde T____ Adliyesinde 32530 sicil numarası ile Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı, 31.08.2002 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/4935 sayılı soruşturma dosyasında şüpheli konumunda bulunan sanık ____ ve tanık ____ hakkında 25.12.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği,

R____ Ağır Ceza Mahkemesince 25.05.2015 tarih ve 110-130 sayı ile; sanık ____ hakkında rüşvet suçundan TCK'nın 252/2-1-7 ve 53. maddeleri uyarınca yargılama yapılmak üzere 2802 sayılı Kanun'un 89/2 ve 90/2. maddeleri uyarınca son soruşturmanın açılmasına, hakkındaki yargılamanın aynı Kanun'un 89. maddesi gereğince T____ Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasına karar verildiği,

T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 27.12.2013 tarihli ve 3830-227 sayılı iddianamesi ile sanık ____'ın TCK'nın 252/1 ve 53, sanıklar ____ ve ____'in TCK'nın 252/1-5 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmesi istemiyle açılan kamu davasının T____ Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/9 esas sırasına kaydedildiği,

T____ Ağır Ceza Mahkemesinin 18.04.2016 tarihli ve 9-131 sayılı kararı ile sanıklar ____, ____ ve ____ hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasının sanık ____ hakkında devam eden Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/1 esas numaralı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2016/1 esas numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince de 2016/1 esas sayılı dosyada birleştirmeye muvafakat verildiği,

T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/4935 sayılı soruşturma dosyasının incelenmesinde; 20.05.2012 tarihinde T____ İl Emniyet Müdürlüğü haber merkezine gelen telefon ihbarı üzerine seyir hâlinde olan siyah renkli bir otomobilden silahla havaya ateş edildiğinin ihbar edilmesi üzerine söz konusu aracın durdurulduğu, aracın şoförlüğünü tanık ____'ün yaptığı, araç içerisinde şüpheliler ____ ve ____'ın bulunduğu, şüphelilerin taşıma ruhsatlı tabancalarını ve silah ruhsatlarını polis memurlarına teslim ettikleri, soruşturmanın 25.05.2012 tarihinde soruşturma defterine kaydedildiği, 20.05.2012 tarihli yakalama tutanağında araç içerisinde herhangi bir boş kovan veya mermi çekirdeğinin tespit edilemediği, 11.10.2012 tarihinde S____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğünden şüphelilerin el svaplarında atış artığı olup olmadığının sorulduğu, S____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğünce 19.11.2012 tarih ve 9705 sayı ile atış artıklarında kullanılan cihazın arızalı olmasından dolayı evrakın K____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği, şüphelilerin atılı suçlamayı kabul etmedikleri, savunmalarının tanık _____ tarafından da doğrulandığı, K____ Polis Kriminal Labaratuvarınca düzenlenen 04.12.2012 tarihli ve 1969 sayılı raporda, el svapları üzerinde yapılan incelemede her iki şüphelinin her iki el iç ve dış yüzünde atış artıklarına rastlanmadığının tespit edildiği, anılan raporun dosyasına 10.12.2012 tarihinde havale edildiği, Cumhuriyet savcısı olan sanık ____ tarafından şüpheliler ____ ve ____ hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan yürütülen soruşturma dosyasında, şüphelilerin atılı suçu işlediklerine dair haber merkezine yapılan ihbardan başka delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına, adli emanette kayıtlı tabanca ve silah ruhsatlarının şüphelilere iadesine 25.12.2012 tarihinde karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,

Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. S____/A____ Şubesinin 14.11.2016 tarihli ve 1556 sayılı yazısına göre; sanık ____'in 4617 0697 ... numaralı kredi kartının 20.07.2012 tarihi itibarıyla 25.000 TL limitinin bulunduğu, aynı tarih itibarıyla 24.183,88 TL borcu ve 816,12 TL'lik kullanılabilir bakiyesinin mevcut olduğu,

Akbank T.A.Ş. Genel Müdürlüğü Ödeme Sistemleri ve Direkt Bankacılık Operasyon Bölümünün 22.11.2016 tarihli ve 15575 sayılı yazısına göre; sanık ____'in 20.07.2012 tarihi itibarı ile 21.400 TL kredi kartı limitinin bulunduğu, bahse konu kartın 04.03.2014 tarihi itibarı ile ödeme planına bağlandığından kullanıma kapalı, hesap ekstresinin incelenmesinde ise dönem sonu itibarıyla kullanılabilir kart limitinin 6.350,84 TL olduğu,

Türkiye İş Bankası A.Ş. Genel Müdürlük İç Operasyonlar Bölümü Mevduat Araştırmaları Servisi Tuzla Teknoloji ve Operasyon Merkezinin 17.11.2016 tarihli ve 139295 sayılı yazısına göre; sanık ____ adına O___/D____ Şubesinde 07.02.2001 tarihinde açılmış 454360023748.... numaralı ve 1.410 TL limitli, 18.03.2003 tarihinde açılmış 454360026735.... numaralı ve 15.000 TL limitli kredi kartlarının limitlerinin dolu olduğu,

T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/7615 soruşturma dosyasının incelenmesinde; 15.07.2012 tarihinde ____'in A____'dan T____'a uçakla yolculuk yaptığı sırada yanında bulunan Iphone 4S marka IMEİ numarasını bilmediği, ancak içerisinde telefon hattı bulunan cep telefonunu kaybettiğinden bahisle şikâyetçi sıfatıyla ifade verdiği, cep telefonunun başkası tarafından bulunup kullanıldığına veya çalındığına dair delil olmadığından faili meçhul şüpheli hakkında 18.01.2013 tarih ve 7615-466 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,

27.02.2013 tarihli teslim tesellüm tutanağının ve adli emanetin 2013/224 sırasında kayıtlı fatura ve kredi kartı slibinin incelenmesinde; bir adet fatura ile bir adet kredi kartı slibini tanık ____ ve sanık ____'ın T____ İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerine teslim ettikleri, T____ ili K____ Caddesi, Galeria İş Merkezinde faaliyet gösteren B____ Elektronik San. Tic. Ltd. Şti. tarafından düzenlenen 20.07.2012 tarihli ve A-8190 sıra numaralı faturanın sanık ____ adına düzenlendiği, fatura bedelinin 2.000 TL ve faturaya konu malın Iphone 4S marka, Black, 16 GB hafızalı cep telefonu olduğu, fatura bedelinin sanık ____'a ait Garanti Bankası Bonus kredi kartı ile aynı tarihte adı geçen firmaya on taksit hâlinde 2.030 TL olarak ödendiği,

T____ 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.11.2012 tarihli ve 634 sayılı kararı ile; sanıklar ____ ve ____'in kullandığı GSM hatlarının rüşvet suçundan CMK'nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca iletişimin tespitine, dinlenilmesine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ve detay sorgulamalarının yapılabilmesine, ayrıca aynı Kanun'un 140. maddesi gereğince adı geçen sanıkların teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği,

T____ 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 07.12.2012 tarihli ve 699 sayılı kararı ile; hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen tanık ____'nın rüşvet suçundan CMK'nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca telefon hattının iletişiminin tespitine, dinlenilmesine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ve detay sorgulamalarının yapılabilmesine, ayrıca aynı Kanun'un 140. maddesi gereğince adı geçen şahsın teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği,

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 08.03.2013 tarihli ve 133752 sayılı yazısına göre; sanıklar ____ ve ____'in kullanmış oldukları cep telefonlarının alınan HTS raporunda sanık ____ ile sanık ____ arasındaki ilk görüşmenin 12.06.2012 tarihinde, sanık ____ ile sanık ____ arasındaki ilk görüşmenin ise 09.07.2012 tarihinde gerçekleştiği, sanıklar ____ ve ____ hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin mahkeme kararlarının ve iletişimin dinlenilmesine ilişkin tutanaklar ile CMK'nın 140. maddesi gereğince adı geçen sanıkların teknik araçlarla izlenmesine ilişkin kayıtların dosyada mevcut olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Tanık ____; sanık ____'a ait iş yerinde daha önce çalıştığını, sanık ____'i tanımadığını, sanık ____ ile sanık ____ arasında herhangi bir görüşme olup olmadığını bilmediğini,

Tanık ____; sanık ____'i tanımadığını, arkadaşı olan sanık ____ ile birlikte silahla havaya ateş ettiklerine ilişkin yapılan ihbar üzerine hakkında yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ve silahlarının iade edildiğini, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı olan sanık ____ ile tanışmadığını ve bir araya gelmediğini, sanık ____'ın sanık ____'i tanıyıp tanımadığını bilmediğini,

Tanık ____; arkadaşı olan sanık ____'ın sohbet sırasında hakkında yürütülen soruşturmadan bahsettiğini, ancak silahları geri alma konusunda kendisinden yardım talebinde bulunmadığını, abisi olan sanık ____'ın da bu konuyu sanık _____ ile aralarının iyi olmasından ve dükkâna sık gelmesinden dolayı öğrenmiş olabileceğini, sanık ____ adına düzenlenen bahse konu faturanın iş yerinde çalışan tanık O____ tarafından tanzim edildiğini, bahse konu faturada geçen cep telefonu ücretinin kim tarafından ödendiğini bilmediğini, aynı gün sanık _____'ın kredi kartıyla pos cihazından çekilen cep telefonu ücretinin sanık ____ adına düzenlenen fatura için olup olmadığını bilmediğini, ayrıca sanık _____'a ait kredi kartını pos cihazında kimin kullandığını hatırlamadığını, sanık _____'ın daha önce yanında çalışan elemanları için cep telefonu satın aldığını, ancak şimdiye kadar kaç adet cep telefonu aldığını bilmediğini, ücretlerini bazen taksitle, bazen de peşin olarak ödediğini,

Tanık _____; sanıklar ____, ____ ve _____'ı tanımadığını, iki buçuk yıl öncesine kadar T____'da faaliyet gösteren U____ Kozmetik isimli iş yerinde çalıştığını, hâlen ____'de kendi otelini işlettiğini, 2012 yılında T____ Başsavcılığına hitaben herhangi bir ihbar yazısı yazmadığını, ihbar yazısındaki imzanın kendisine ait olmadığını, yazı içeriği hakkında da bir bilgisinin bulunmadığını,

Tanık ____; sanık ____'in arkadaşı olduğunu ve geçmişte ortak iş yaptıklarını, yaklaşık bir yıl önce sanayide karşılaştığı sanık ____'in K____ Caddesinde bulunan telefon bayisine gitmesini ve kendisine verilecek olan 500 TL'yi almasını isteyince söz konusu telefoncuya gittiğini, iş yeri sahibinin kendisine 500 TL verdiğini, aldığı bu parayı sanık ____'e teslim ettiğini, bu paranın hangi amaçla sanık ____'e verildiği hususunda bilgisinin olmadığını,

Tanık ____; arkadaşı sanık ____ veya köylüsü olan sanık ____'dan, sanık ____'in, cep telefonu aldığını duyduğunu, telefonun parasını kimin verdiğini bilmediğini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık ____ Yargıtay 5. Ceza Dairesinde alınan savunmasında; T____ Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, ____ isim ve imzasıyla T____ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen ihbar mektubuyla hakkında soruşturmaya başlandığını, sanık ____'i nakliyecilik yaptığından dolayı tanıdığını, T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/4935 numaralı soruşturma dosyasının kendisine tevzi edildiğini, bu dosyanın şüphelileri olan sanık ____ ve tanık ____'ın otomobille seyir hâlindeyken araçtan havaya ateş ettikleri ihbarı üzerine kolluk görevlilerince durdurulduklarını ve arabanın içerisinde bu şahıslara ait ruhsatlı silahların bulunduğunu, araç içerisinde herhangi bir boş kovan ve mermi çekirdeğinin ele geçirilemediğini, yapmış olduğu soruşturmada bu şahısların suçlamaları kabul etmediklerini, olaya ilişkin herhangi bir görgü tanığının bulunmadığını, güvenlik ve mobese kayıtlarının olmadığını, alınan el svapları üzerinde yapılan inceleme sonucunda herhangi atış artığına rastlanmadığını, bu nedenlerle adı geçen şahıslar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini, bu kararın Başsavcıvekili tarafından görüldüsü yapıldıktan sonra itiraz edilmeksizin kesinleştiğini, emanette bulunan tabancaların sahibine iadesine karar verdiğini, bu kararı herhangi bir menfaat karşılığında vermediğini, sanık ____, tanık ____ ve sanık ____'ı tanımadığını, sadece sanık ____ ve onun vasıtasıyla tanıştığı tır şoförü olan tanık ____'yı tanıdığını, bu kişilerle bazen yemek yeyip alkol aldıklarını, sanık ____'in başka şahıslara hâkim ve savcıları tanıdığını söyleyerek menfaat temin ettiğini daha sonradan öğrendiğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini, iddiaya konu cep telefonu ve 3.000 TL'ye ihtiyacının olmadığını, suç tarihine yakın bir zamanda cep telefonunu A____'da havaalanında kaybettiğinden sanık ___'e cep telefonu satın alabileceği bir iş yeri olup olmadığını sorduğunu, yine suç tarihi öncesinde gayri resmî olarak tır satın aldığından kredi kartlarının limitinin dolu olduğunu, sanık ____'e cep telefonunu onun satın almasını, parasını da tırın elde edeceği hak edişleri alınca vereceğini söylediğini, sanık ____'in bu teklifi kabul ettiğini ve hak edişi alınca cep telefonunun parasını sanık ____'e ödediğini, satın aldığı cep telefonunun parasının hakkında soruşturma yaptığı sanık ____'ın kredi kartıyla ödenmesinden haberinin olmadığını, muhtemelen sanık ____'in söz konusu parayı sanık ____'dan alıp uhdesine geçirdiğini, sanık ____ ve tanık ____'ın haklarında devam eden soruşturmayı sanık ____'e anlattıklarından dolayı sanık ____'in bu dosyadan haberdar olduğunu, sanık ____'in söz konusu dosyasının akıbetini sorduğunda soruşturmanın devam ettiğini, el svaplarına ilişkin kriminal raporu geldikten sonra yapılması gereken ne ise ona göre karar vereceğini söylediğini, raporun yedi sekiz ay geç gelmesi nedeniyle kararı geç yazdığını, menfaat karşılığında böyle bir şey yapacak olsa kriminal raporunun sonucunu beklemeden karar verebileceğini, sanık ____ ve tanık ____ dışındaki sanıklarla telefon görüşmesi yapmadığını, hakkında CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul etmediğini,

06.01.2014 tarihinde yazılı savunmasında; 2012 yılı Mart veya Nisan aylarında kendisine ait Iphone 4S marka cep telefonunu A____'da havaalanında kaybedince T____ Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatta bulunarak şikâyetçi olduğunu ve buna ilişkin soruşturma dosyasının mevcut olduğunu, bu tarihten sonra sanık ____'e yeni bir cep telefonu alacağını, tanıdığı telefon bayisi olup olmadığını sorduğunu, sanık ____'in de yardımcı olacağını söyleyip bir kaç gün sonra söz konusu telefonu alıp getirdiğini, telefonun ücretini sanık ____'e nakit olarak ödediğini, iddiaya konu soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verip silahların iade edilmesi karşılığında menfaat temin etmediğini, ____ plakalı tırı ____ isimli şahsın tavsiyesi üzerine onun şoförlüğünü yapması karşılığında ve elde ettiği gelir ile şoförlük ücretini düştükten sonra geri kalan miktarı çekmiş olduğu 65.000 TL kredi ile ödemek suretiyle satın aldığını, borcu bittikten sonra söz konusu tırın üniversiteyi kazanamayan ve o tarihte on sekiz yaşını doldurmayan oğlu ____ adına devrinin yapılacağını, tırın ruhsatının daha önce kayıtlı olduğu firma adına olduğunu,

Sanık ____ müdafisi huzurunda Kollukta; sanık ____'i, tanık ____ ile birlikte haklarında yürütülen soruşturmayı yapan Cumhuriyet savcısı olması sebebiyle tanıdığını, aralarında başka bir ilişkinin bulunmadığını, hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, soruşturma dosyası kapsamında el konulan ruhsatlı silahının kendisine iade edilmesi için kimseden talepte bulunmadığını, sanık ____'ın kardeşi olan tanık ____'a hakkında yürütülen soruşturmayı anlattığını, ancak bu konuşmada herhangi bir istemde bulunmadığını, sanık ____'ın iş yerinden kendi adına olan kredi kartı ile ödeme yapıldığı 20.07.2012 tarihinde cep telefonu satın almadığını, bu ödemenin sanık ____'ın iş yerinden daha önceden satın almış olduğu cep telefonları için yapılan bir ödeme olduğunu, bu telefonlara ait tanzim edilen fatura olup olmadığını bilmediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ____'ın beyanlarını kabul etmediğini, sanık ____ aracılığıyla 500 TL vermediğini, yine sanık ____'a verilen cep telefonu için 250 TL ödeme yapmadığını, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan hakkında yürütülen soruşturmada aleyhine herhangi bir delil olmadığından rüşvet vermesini gerektiren bir sebebin de bulunmadığını,

Cumhuriyet savcılığında ve Mahkemede; sanık ____'i tanımadığını, tanık ____'yı tanıdığını, sanık ____'ı çocukluk arkadaşı olan tanık ____'ın abisi olması nedeniyle tanıdığını, sanık ____'ın iş yerinden değişik zamanlarda cep telefonları satın aldığını, borcunu kredi kartıyla ödediğini, dosya içerisinde mevcut olan sanık ____'ın iş yerinde sanık ____ adına düzenlenen 2.000 TL'lik fatura hakkında bilgisinin olmadığını, aynı gün kendi adına olan kredi kartıyla 2.030 TL'lik ödeme yapılmış olmasının tesadüf olabileceğini, cep telefonunun faturasının 2.000 TL, kredi kartından yapılan ödemenin ise 2.030 TL olması nedeniyle miktarların örtüşmediğini,

Sanık ____ müdafisi huzurunda Kollukta; arkadaşı olan tanık ____'nın sanık ____ ile kendisini yaklaşık üç yıl önce tanıştırdığını, sanık ____'ın köylüsü olan tanık ____ ile çocukluk arkadaşı olduğunu, aynı zamanda tanık ____ ile meslektaş olduklarını, sanık ____'ı tanımadığını, ancak ismini sanık ____'dan duyduğunu, tanık ____'ı tanımadığını, sanık ____'ın iş yerine gittiğinde sanık ____'ın, arkadaşı olan sanık ____ ve tanık ____'ın silahla havaya ateş ettikleri iddiası üzerine dedesinden kalma silahına el konulduğunu, bu silahı geri alabilmek için T____ Adliyesinde tanıdığı hâkim veya Cumhuriyet savcısı olup olmadığını sorunca Cumhuriyet savcısı olan sanık ____'i tanıdığını söyledikten sonra T____ Adliyesine giderek sanık ____ ile görüştüğünü, sanık ____'in sanık ____ ve tanık ____ hakkında yürütülen soruşturma dosyasının kendisinde olduğunu, kriminal inceleme sonuçlarının henüz gelmediğini söylediğini, bu bilgileri sanık ____'a ilettiğini, belirli aralıklarla sanık ____'in yanına giderek dosya hakkında bilgi aldığını, bu süreç içerisinde sanık ____'in telefonunun arızalı olduğundan bahsederek telefoncu tanıdığı olup olmadığını sorduğunu, sanık ____ için sanık ____'ın iş yerinden bir adet Iphone 4S marka cep telefonu satın aldığını, cep telefonunun faturasının sanık ____ adına düzenlendiğini, cep telefonunu sanık ...'e teslim ettiğini, sanık ____'in cep telefonunun parasını sanık ____'a ödenmek üzere kendisine vermediğini, sanık ____'ın da telefonun parasını talep etmediğini, sonraki süreçte sanık ____'e ait tırın yakıtı bittiğinden bahisle 2.500 TL para istediğini, sanık ____ ile meydanda buluştuklarında bu kez miktarı artırarak 3.000 TL para istediğini, bu paranın 2.500 TL'sini sanık ____'ın iş yerine giderek aldığını, 500 TL'sini ise kızına ait kredi kartından çekerek sanık ____'e verdiğini, bu paranın sanık ____ tarafından geri ödenmediğini, sanık ____'ın vermiş olduğu 2.500 TL'yi hiç sormadığını, sanık ____ hakkında yürütülen soruşturma dosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın sanık ____ tarafından dışarıda yemek yedikleri sırada kendisine teslim edildiğini, kararı sanık ____'a ulaştırdığını, bu olay içerisinde yer almaktan pişmanlık duyduğunu,

Savcılıkta; sanık ____'e 3.000 TL borç para verdiğini, o parayla sanık ____'in sahip olduğu tırın mazot borcunu ödediğini, sanık ____'in kendisi aracılığıyla cep telefonu satışıyla uğraşan sanık ____'dan bir adet Iphone 4S marka cep telefonu satın aldığını, faturasının da onun adına düzenlendiğini, sanık ____'in bozulan cep telefonunun yerine telefon satın almasına aracılık ettiğini, bunun sanık ____ hakkında yürütülen soruşturmayla ilgisinin olmadığını, sanık ____'e teslim ettiği toplam 3.000 TL'nin içerisinde olan 500 TL'yi kızına ait kredi kartını kullanarak verdiğini, bu kredi kartıyla bankadan veya bankamatikten nakit para çekmediğini, söz konusu kredi kartı ile hatırlayamadığı bir petrol ofisine gittiğini, yakıt karşılığı kredi kartını kullanıp 500 TL aldığını, bu parayı mevcut olan 2.500 TL ile birleştirerek sanık ____'e nakit olarak elden verdiğini, onun da bu parayla bir benzin istasyonuna olan borcunu ödeyeceğini söylediğini,

Mahkemede; tır şoförü olması, sanık ____'in de tırının bulunması dolayısıyla tanıştıklarını, sanık ____'in daha sonradan 10.000 TL istediğine dair sanık ____'a bir şey söylemediğini,

Sanık ____ müdafisi huzurunda Kollukta; on üç yıldır cep telefonu alım satımı, elektronik eşya tamir ve bakım işleri yaptığını, M____ ve kardeşi tanık ____ ile ortak olduklarını, sanık ____'i yaklaşık beş altı aydır tanıdığını, onunla tanık ____ vasıtayla tanıştığını, sanık ____'in iş yerine beş altı kez geldiğini, sanık ____'ın cam balkon işleri ile uğraştığını ve çocukluk arkadaşı olduğunu, sanık ____ ve tanık ____ hakkında yürütülen soruşturmada silahlarına el konulduğundan ve bu silahlardan birinin sanık ____'ın dedesinden kalma olduğundan silahı yeniden almak isteyince T____ Cumhuriyet Başsavcılığında tanıdık hâkim veya Cumhuriyet savcısı olup olmadığını sorduğunu, iş yerinde sanık ____ de varken sanık ____'ın konuyu anlattığını, sanık ____'in Cumhuriyet savcısı arkadaşlarının olduğunu ve bu işi hâlledeceğini söylediğini, daha sonra sanık ____ ile sanık ____ arasında aracılık yaptığını, sanık ____'in, sanık ____ ile görüşüp onun taleplerini ilettiğini, kendisinin de bunları sanık ____'a aktardığını, bu taleplerin 2012 yılının Temmuz ayı ile 2012 yılının Aralık ayı arasında sürdürdüğünü, bu süreçte sanık ____'in isteği üzerine bir veya iki adet Iphone 4S marka cep telefonunu sanık ____ aracılığıyla gönderdiğini, bu telefonlardan bir tanesinin faturasının sanık ____ adına düzenlendiğini, telefonun parasını da sanık ____'ın kredi kartıyla ödediğini, ancak yapılan ödeme esnasında kendisinin iş yerinde bulunmadığını, adına fatura tanzim edilen sanık ____'in kim olduğunu bilmediğini ve bu şahıs adına fatura düzenlenmesini sanık ____'in istediğini, cep telefonunu da faturayla birlikte sanık ____'e gönderilmek üzere tanımadığı bir şahsa teslim ettiklerini, sanık ____'in sonradan 10.000 TL isteyince sanık ____'ın sinirlendiğini ve sanık ____ için satın aldığı Iphone 4S marka cep telefonunun iade edilmesini isteyip teklifi kabul etmediğini, sanık ____'in 500 TL istemesinden çok bunalan sanık ____'e, sanık ____'a konuyu aktarmadan 500 TL'yi vereceğini söylediğini, aynı gün sanık ____'in gönderdiği tanımadığı bir şahsa 500 TL'yi teslim ettiğini, aynı gün veya ertesi gün sanık ____'in sanık ____'ın dosyası ile ilgilendiği için kendisinden bir adet cep telefonu istemesi üzerine sanık ____'e 250 TL tutarında, Samsung marka çift hatlı bir cep telefonu verdiğini, bu konuyu sanık ____'a anlattığını, sanık ____'e gönderilmek üzere verdiği 500 TL ile sanık ____'e verdiği 250 TL'lik telefon karşılığı toplam 750 TL'yi daha sonra sanık ____'dan nakit olarak aldığını,

Savcılıkta; önceki ifadesinde anlattığı gibi telefon satışıyla uğraştığını, 2012 yılı Ağustos veya Eylül ayında iş yerine gelen sanık ____'ın, dedesinden kalma silaha bir olay nedeniyle el konulduğunu, bu silahı geri almak istediğini anlattığı sırada tanık ____ ile onun arkadaşı olan sanık ____'in de geldiklerini, tanık ____'ya, sanık ____'ın sorununu çözebilecek bir tanıdığı olup olmadığını sorduğunu, tanık ____'nın da sanık ____'in tanıdığı olduğunu, onun ilgilenebileceğini söylediğini, aradan bir kaç ay geçtikten sonra sanık ____'in kendisini telefonla arayarak sanık ____'in silahı iade edeceğini, Iphone marka cep telefonunun kendisine hediye edilmesini istediğini söyleyince sanık ____'ı arayarak bu durumu ilettiğini, teklifin sanık ____ tarafından kabul edildiğini, aynı veya bir sonraki gün sanık ____'in gönderdiği tanımadığı bir kişiye Iphone 4S cep telefonunu teslim ettiğini, faturasını da ____ adına tanzim ettiklerini, telefonu teslim ettiği gün veya bir sonraki gün sanık ____'ın iş yerine gelerek kredi kartıyla bu telefonun ücretini ödediğini, telefonla ilgili tanzim edilen faturanın 2.000 TL olduğunu, kredi kartıyla yapılan ödemelerde banka 30 TL komisyon aldığından kredi kartından 2.030 TL çekildiğini, aradaki farkın, ödemenin kredi kartıyla yapılmasından kaynaklandığını, sanık ____ ve sanık ____ arasında doğrudan görüşme gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğini, bu sanıkların birbirlerini tanımadıklarını, onlar arasındaki iletişimin kendisi aracılığıyla gerçekleştiğini, sanık ____'e bir miktar paranın da verilmiş olabileceğini, telefon verme olayını basit bir hediyeleşme olarak değerlendirdiğinden bu şahıslara aracı olduğunu, rüşvet suçuna aracılık yapma kastının bulunmadığını, sanık ____'ın müşterisi olup, zaman zaman kendisinden alışveriş yaptığını,

Mahkemede; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, sanık ____'i tanımadığını, sanık ____'i de iş yerine gelmesi nedeniyle tanıdığını, kardeşi olan tanık ____'ın da yanlarında bulunduğu bir sırada sanık ____'ın el konulan silahı konusunda görüştüklerini, sonradan sanık ____'ın telefonla araması üzerine sanık ____'le bu silah hakkında konuştuklarını,

Savunmuşlardır.

Temyiz incelemesinin isabetli bir şekilde yapılabilmesi için rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları üzerinde durulmalıdır.

765 sayılı TCK'nın 211. maddesinde düzenlenen rüşvet suçu;

"Ceza Kanununun tatbikinde memur sayılanların, kanunen veya nizamen yapmaya veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmak veya yapmamak için aldıkları veya başkalarına aldırdıkları para, hediye ve her ne nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark rüşvet sayılır.

Bu Kanundaki memur tanımı dışında kalsalar dahi, özel kanunlarında belirli hallerde Devlet memuru sayıldıkları açıklananlar ile bazı yükümlülük ve sorumlulukları bakımından Devlet memurları gibi cezalandırılacakları belirtilenlerin yukarıdaki fıkrada gösterilen şekilde sağladıkları her türlü menfaat de rüşvet sayılır.

Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idari veya adli bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak birinci fıkranın öngördüğü menfaatlerin teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüşvet sayılır." şeklinde,

Aynı Kanun'un 212. maddesinde;

"Kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmamak için rüşvet alan veya bir vaat veya taahhüt kabul eden kimseye dört yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Cürmün, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi halinde faile beş yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde, memurun mensup olduğu dairenin ilgili bulunduğu sözleşme veya taahhütlere girişilmiş veya memuriyet, maaş, nişan veya sair rütbe, derece veya kademeler verilmiş veya kanun ve nizama aykırılık veya hakkı ihlal eden bir hal meydana gelmiş ise faile altı yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde faile ayrıca, aldığı para ile sağladığı her türlü menfaat veya vaat veya taahhüt olunan her türlü menfaatlerin miktar veya değerinin beş misli ağır para cezası verilir." biçiminde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit rüşvet alma suçunda fail, rüşvet almasına veya vaat ya da taahhüdü kabul etmesine karşın görevinin gereğini yerine getirdiği için bu hâlde memuriyet sıfatı, ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüşvet alma suçunda ise, görevinin gerektirdiğinin aksine yapmaması gereken işi yapmak yahut yapması gereken işi yapmamak biçiminde davranış gösterdiği için memuriyet görevini kötüye kullanmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi ise;

"(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.

…" şeklinde düzenlenip anılan maddenin üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve on fıkradan oluşan maddenin ilk yedi fıkrasında;

"(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.

(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır." biçiminde düzenlenerek mevcut hâlini almıştır.

Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasında; "… bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca "nitelikli rüşvet suçu" ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak "basit rüşveti" de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Yapılan değişiklikle TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde "rüşvet veren" bakımından,

İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır" biçiminde ifade edilmek suretiyle de "rüşvet alan kamu görevlisi" açısından "rüşvet suçu" tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin "kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı" bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.

Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda suç tarihinin hangi tarih olduğu hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir.

Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s.7126.).

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur.

Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir.

Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir "rüşvet anlaşması" bulunmaktadır (Mehmet Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.;Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.).

Rüşvet verme suçunda kişinin kamu görevlisine rüşvet teklifinde bulunması sonrasında kamu görevlisi tarafından bu teklifin kabul edilerek anlaşmaya varılması hâlinde suçun tamamlandığı, kamu görevlisi tarafından, yapılan teklifin reddedilmesi hâlinde ise rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir.

Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır.

TCK'nın "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257/3. maddesi; "İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; "Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı' bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir." şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

Bu açıklamalardan sonra delilleri takdir yetkisi ve delillerin değerlendirilmesi hususları üzerinde durulmalıdır.

İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir.

Anayasa'nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesinin altıncı fıkrası;

"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.",

CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrası;

"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki düzenlenmiş olup anılan düzenlemelerle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.

Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır.

Öğretide; "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez." denilmektedir (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38).

Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.

İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.

Bu aşamada ceza muhakemesi hukukunda "iletişimin denetlenmesi" ve "tesadüfen elde edilen delil" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir.

CMK'nın, iletişimin denetlenmesi işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan şekliyle 135. maddesi;

"(1) (Değişik birinci cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.

(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

7. Parada sahtecilik (madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

9. (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),

11. Rüşvet (madde 252),

12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),

13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),

14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." hükmünü,

Aynı Kanun'un 138. maddesi ise,

"(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.

(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." düzenlemesini içermektedir.

CMK'nın 138. maddesi yapılan bu düzenleme ile sınırlı şekilde sayılan suçlarla ilgili olarak sınırlı hâllerde iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. Yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanun'daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, anılan maddeyle ayrıca bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır.

CMK'nın bu hükmü, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinde "hâkim kararı aranması" şartının bir defaya mahsus olmak üzere istisnasını oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle hakkında hâkim kararı bulunmayan kişinin iletişiminin ilk kez dinlenmiş olması hâlinde, elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılabilmesi mümkün hâle gelmekte, karar olmaksızın yapılan bu dinleme üzerine soruşturma başlatılabilmekte ve şartları varsa ilgili hakkında ayrıca dinleme kararı alınabilmektedir. Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için söz konusu delilin tedbire konu suç ile ilgili olmayan ve bir başka suç şüphesi uyandıran bir delil niteliği taşıması ve tedbire konu suçun CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.

İnceleme konusu olayda sanıklar ____ ve ____'in kullandıkları telefon hatlarının rüşvet suçundan iletişimin tespitine, dinlenilmesine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ve detay sorgulamalarının yapılabilmesine, ayrıca aynı Kanun'un 140. maddesi gereğince adı geçen sanıkların teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, iletişimin denetlenmesi sırasında sanıklar ____ ve ____'in sanıklar ____ ve ____ ile suç tarihi ve sonrasında çok sayıda telefon görüşmelerinin olduğu ve sanıklar hakkında suç tarihinin tespitine göre rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri şüphesini uyandırabilecek deliller tespit edilmiştir.

Sanıklar ____ ve ____ hakkında rüşvet suçundan iletişimin denetlenmesi kararının verildiği tarihte sanıklar ____ ve ____ hakkında henüz soruşturma yürütülmediğinden ve yalnızca sanıklar ____ ve ____ hakkında soruşturma yapıldığından sanıklar arasındaki telefon görüşmesi neticesinde elde edilen suç tarihinin tayinine göre rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri şüphesini uyandırabilecek delillerin sanıklar ____ ve ____ açısından tesadüfi delil niteliği taşımaktadır.

İletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından sanıklar ... ve ... açısından elde edilen tesadüfi deliller, sanıklar ____ ve ____ hakkında CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olan rüşvet suçu ile ilgili soruşturma aşamasında hâkim kararı ile yapılan iletişimin dinlenmesi sırasında elde edildiğinden yasal delildir. Ancak tesadüfen elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak kullanılabilmeleri için, ortaya çıkardıkları suç veya suçların da katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

____ isim ve imzası ile T____ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 06.11.2012 tarihli yazı ile sanık ____'ın silahı ile karıştığı bir olayla ilgili hakkında yürütülen soruşturma dosyası kapsamında sanık ____'in sanık ____ lehine karar verilmesi için T____ Adliyesinde görevli bir Cumhuriyet savcısına Iphone 4S marka cep telefonu ve 2.500 TL para vereceği hususunda ihbarda bulunulması üzerine olayın araştırılmasına başlandığı, T____ 1. Sulh Ceza Mahkemesince sanıklar ____ ve ____'in kullandığı hatların rüşvet suçundan iletişimin tespitine ve adı geçen sanıkların teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği,

T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/4935 sayılı soruşturma dosyasında soruşturmanın T____ Cumhuriyet savcısı olan sanık ____ tarafından yürütüldüğü, sanık ____'ın ve tanık ____'ın şüpheli sıfatlarının bulunduğu, adı geçen şahısların 20.05.2012 tarihinde otomobille seyir hâlinde iken silahla havaya ateş ettikleri ihbarı üzerine haklarında soruşturma başlatıldığı ve ruhsatlı silahlarına el konulduğu, sanık ____'ın dedesinden kalma bu silahı geri alabilmek amacıyla telefon bayisi işleten çocukluk arkadaşı sanık ____'ın iş yerinde, tır şoförü olup ve bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarını tanıyan sanık ____ olduğu halde, sanık ____'ın sanık ____'e T____ Adliyesinde görev yapan tanıdığı hâkim veya Cumhuriyet savcısı olup olmadığını sorduğu, sanık ____'in olumlu cevap verip bu işi hâlledeceğini söyledikten sonra adliyede sanık ____ ile görüştüğü, sanık ____ ve tanık ... hakkında 25.12.2012 tarihinde sanık ... tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ve emanette kayıtlı olan silahların adı geçenlere iadesine karar verildiği,

Sanık ____'in savunmasına ve T____ Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/7615 sayılı dosyasına göre sanık ____'in cep telefonunu 15.07.2012 tarihinde A____'dan T____'a yolculuk yaptığı sırada kaybettiği, faili meçhul şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, cep telefonuna ihtiyacı olan sanık ____'in sanık ____'e, kendisine cep telefonu temin edilmesi karşılığında sanık ____ ve tanık ____ hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan yürütülen soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına ve silahların adı geçen şahıslara iade edilmesine karar vereceğini belirttiği, sanık ____'in sanık ____'e verilmek üzere, sanık ____'ın iş yerinden 20.07.2012 tarihinde bir adet Iphone 4S Black marka, 16 GB cep telefonu aldığı ve faturanın sanık ____ adına düzenlendiği, faturada yazılı 2.000 TL olan cep telefonu ücretinin aynı gün sanık ____'a ait Garanti Bankasına ait kredi kartı kullanılarak on taksit ile 2.030 TL olarak ödendiği,

Takip eden zaman diliminde sanık ____'in satın aldığı ruhsat kaydı başkası üzerine olan tırın yakıt ve bakım giderleri için paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek sanık ____ ve tanık ____ hakkında yürütmüş olduğu soruşturma dosyasında henüz bir karar vermeden önce sanık ____'ten kendisine önce 2.500 TL verilmesini istediği, sanık ____ ile yüz yüze görüştüğünde ise talebini 3.000 TL'ye çıkardığı, sanık ____'in sanık ____'ın iş yerine giderek 2.500 TL aldığı, daha sonra ise sanık ____'in sanık ____'ın iş yerine tanık Hamza'yı göndererek 500 TL daha aldığı ve toplam 3.000 TL'yi sanık ____'e verdiği, sanık ____ ve tanık ____ hakkında 25.12.2012 tarihinde sanık ... tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ve emanette kayıtlı olan silahların adı geçenlere iadesine karar verildiği iddia ve kabul edilen olayda,

Sanıklara atılı suçun suç tarihinin belirlenmesinde;

Sanık ____ ve tanık ____'ın şüpheli oldukları soruşturma dosyasının sanık ____'e 25.05.2012 tarihinde tevzi edildiği, sanık ____'in sanık ____'ın iş yerinden 20.07.2012 tarihinde bir adet Iphone 4S marka cep telefonu aldığı ve aynı tarihte faturanın sanık ____ adına düzenlendiği, satın alınan cep telefonunun 20.07.2012 tarihinde sanık ____'a ait kredi kartı ile ödendiği, sanık ____ ve tanık ____ hakkında 25.12.2012 tarihinde sanık ____ tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ve emanette kayıtlı olan silahların adı geçenlere iadesine karar verildiği,

Sanık ____ savunmasında, sanık ____'ın dedesinden kalma silahı geri alabilmek amacıyla adliyede sanık ____ ile görüştüğünde, sanık ____'in dosyada şüpheli konumda olan şahısların alınan el svaplarında atış artığı olup olmadığının tespiti için S____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğüne yazdığı müzekkerenin cevabının henüz gelmediğini belirttiğini söylemiş, anılan dosyanın incelenmesinde de 11.10.2012 tarihinde S____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğüne yazılan yazı hakkında 04.12.2012 tarihli kriminal raporu düzenlendiği ve raporun 10.12.2012 havale tarihi ile dosya arasına alındığı anlaşılmış ise de, sanık ____ tarafından yürütülen soruşturmanın 25.05.2012 tarihinde soruşturma defterine kaydedilmesi, suça konu cep telefonun 20.07.2012 tarihinde sanık ____ adına fatura edilmesi ve aynı tarihte sanık ____'ın kredi kartı kullanılarak ödeme yapılması, rüşvet anlaşmasının işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında gerçekleşmesinin gerekmesi, menfaatin temin edildiği kabul edilen 20.07.2012 tarihinden sonra S____ Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğüne yazılan müzekkere tarihi olan 11.10.2012'den sonra rüşvet anlaşmasının yapılmasının mümkün olmaması sebebiyle sanık ____'in suç tarihine ilişkin savunmasına itibar edilemeyeceği, HTS kayıtlarına göre sanık ____ ile sanık ____ arasındaki ilk görüşmenin 09.07.2012 tarihinde olduğu anlaşılmakta ise de, bu kaydın içeriği konusunda bir bilgi olmadığı gibi, bu kaydın tek başına ya da birlikte taraflar arasındaki rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarihin belirlenmesinde yeterli olmadığı gözetilmekle, rüşvet anlaşmasının en erken soruşturma dosyasının sanık ____'e tevzi edildiği 25.05.2012 tarihinden sonra, en geç ise sanık _____'ın iş yerinden cep telefonunun satın alınıp aynı tarihte sanık ____'ın kredi kartıyla ödendiği yani menfaatin temin edildiği tarih olarak kabul edilen 20.07.2012 tarihinde gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, oluşan şüphenin sanıklar lehine değerlendirilmesi gerektiğinden rüşvet anlaşmasının 25.05.2012 tarihinden sonra ancak sanıklar aleyhine yasa değişikliği tarihi olan 05.07.2012 tarihinden önce yapıldığı kabul edilmelidir.

Rüşvet suçunda suç tarihinin menfaatin temin edildiği tarih olduğu ileri sürülmüş ise de, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı ve bir karşılaşma suçu olan rüşvet suçunda zorunlu olarak suçun işlenişine katılanların aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemeleri, ancak farklı yönlerden hareket etmeleri, yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir rüşvet anlaşmasının bulunmasının gerekmesi, 765 sayılı TCK'nın 211. maddesinin birinci fıkrasında "Ceza Kanununun tatbikinde memur sayılanların, kanunen veya nizamen yapmaya veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmak veya yapmamak için aldıkları veya başkalarına aldırdıkları para, hediye ve her ne nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark rüşvet sayılır." şeklinde rüşvetin tanımının yapılması, aynı Kanun'un 212 ve 213. maddelerinde ise bu suçu işleyenlere uygulanacak ceza miktarının belirlenmesi, 5237 sayılı TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasının "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmesi, madde gerekçesinde de rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceğinin belirtilmesi, 765 sayılı TCK'nın madde metninde 5237 sayılı TCK'da yer alan rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde suçun tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağına ilişkin bir düzenleme yer almamasına rağmen 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde bile Özel Dairece ve Ceza Genel Kurulunca istikrarlı bir şekilde kabul edilen içtihatlarda da vurgulandığı üzere rüşvet suçunun yapısı gereğince suç tarihinin rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarih olduğunun kabul edilmesi, 5237 sayılı TCK ile de içtihatlarla oluşan uygulamanın devam ettirilmesinin kanun koyucu tarafından amaçlanarak 5237 sayılı TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasının "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmesi ve bu düzenleme ile menfaat temin edilene kadar bu suça iştirakın mümkün olması birlikte değerlendirildiğinde suç tarihinin menfaatin temin edildiği tarih değil, rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarih olduğu ve rüşvet anlaşmasının 25.05.2012 tarihinden sonra ancak aleyhe yasa değişikliği tarihi olan 05.07.2012 tarihinden önce gerçekleştiği kabul edilmelidir.

Sanıkların işledikleri kabul edilen suçun hukuki nitelendirilmesinde;

TCK'nın 257/3. maddesinde, "İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde görevi kötüye kullanma suçu ve TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasında "Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." biçiminde rüşvet suçu tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun yürürlükten kaldırıldığı, aynı Kanun ile rüşvet suçunun düzenlendiği TCK'nın 252. maddesinin tamamen değiştirildiği göz önünde bulundurulmakla birlikte sanıkların işledikleri kabul edilen suçun suç tarihinin 25.05.2012 tarihinden sonra ancak mevcut deliller karşısında sözü edilen yasa değişikliğinden önce olduğunun anlaşılması, bu bağlamda suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesi, suç tarihindeki düzenleme uyarınca görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiilinin TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamında kalması birlikte değerlendirildiğinde; sanıklara atılı suçun sabit olduğunun kabul edilmesi durumunda sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçu kapsamında kalacağı da kabul edilmelidir.

İletişimin tespiti sonucu elde edilen delillerin değerlendirilmesinde;

Sanıklar ____ ve ____'in kullandıkları telefon hatlarının rüşvet suçundan iletişimin denetlenmesine, ayrıca aynı Kanun'un 140. maddesi gereğince adı geçen sanıkların teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, iletişimin denetlenmesi sırasında sanıklar ____ ve ____'in sanıklar ____ ve ____ ile suç tarihi ve sonrasında çok sayıda telefon görüşmelerinin olduğu ve tüm sanıklar hakkındaki suçların suç tarihinin tespitine göre görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri şüphesini uyandırabilecek delillerin tespit edildiği, sanıklar ____ ve ____ hakkında rüşvet suçundan iletişimin denetlenmesi kararının verildiği tarihte, sanıklar ____ ve ____ hakkında henüz soruşturma başlamadığından ve telefon görüşmesi neticesinde elde edilen görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri şüphesini uyandırabilecek delillerin sanıklar ____ ve ____ açısından tesadüfi delil niteliği taşıdığı, iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından sanıklar ____ ve ____ açısından elde edilen tesadüfi deliller, sanıklar ____ ve ____ hakkında CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olan rüşvet suçu ile ilgili soruşturma aşamasında hâkim kararı ile yapılan iletişimin dinlenmesi sırasında elde edildiğinden yasal delil niteliğinde olduğu, ancak tesadüfen elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak kullanılabilmeleri için, ortaya çıkardıkları suç veya suçların da katalog suçlar arasında yer alması gerektiği, sanıkların eylemlerinin sabit olduğunun kabul edilmesi durumunda suç tarihinin tespitine göre sanıklara atılı suçun görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve elde edilen bu suçu işledikleri şüphesini uyandırabilecek delillerin katalog suçlar arasında sayılmayan görevi kötüye kullanma suçunun ispatında ve bu suçtan kurulan hükmün dayanağı olarak kullanılmasının yasal olarak kabul edilemeyeceği, CMK'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birinin katalog olmayan bir suça dönüşmesi hâlinde de kullanma yasağının söz konusu olacağı, bu anlamda kamu davasının katalog suçlardan birinden açılmış olup olmaması veya dönüştürmenin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma evresinde mahkeme tarafından yapılması arasında herhangi bir fark bulunmadığı, aksi düşüncenin kabulünün, kanunda yer alan katalog kısıtlamasını dolanmak niyetiyle katalog suç görüntüsü altında tedbire başlanıp deliller elde edildikten sonra bu delillerin katalog dışı bir suç için kullanılması sonucunu doğuracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde; tüm sanıklar açısından elde ediliş şekli itibarıyla yasal delil olmakla birlikte somut olayda kullanılmasının hukuken yasak olduğu ve CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir.

Sanıklara atılı suçun suç tarihine, sanıkların işledikleri iddia ve kabul edilen suçun hukuki nitelendirilmesine ve iletişimin tespiti sonucu elde edilen delillere ilişkin yapılan bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıklar ____ ve ____ hakkında rüşvet suçundan alınan iletişimin tespiti kararı kapsamında sanıklar ____ ve ____ açısından elde edilen tesadüfi deliller ve tüm sanıklar açısından iletişimin denetlenmesi suretiyle elde edilen deliller dışlandığında, sanık ____'in genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık ____ ve tanık ____ hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ve emanette kayıtlı olan silahların adı geçenlere iadesine karar verilmesi karşılığında 2.000 TL değerindeki bir adet Iphone 4S marka cep telefonu ve 3.000 TL menfaat temin ettiğine ilişkin olarak, suç tarihinde sanık ____'in sanık ____ ve tanık ____ hakkında yürütüğü soruşturmanın devam etmekte olması, soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına ve emanette kayıtlı olan silahların adı geçenlere iadesine ilişkin kararın itiraz edilmeden kesinleşmesi, sanık ____'ın iş yerinde satılan cep telefonunun faturasının sanık ____ İşbiten adına 2.000 TL bedelle 20.07.2012 tarihinde düzenlenmesi ve aynı gün sanık ____'a ait kredi kartı ile ödenmesi, sanık ____ savunmasında kendisinin veya işçilerinin daha önce satın aldıkları cep telefonlarının bedellerini ödediği için 20.07.2012 tarihinde kredi kartını kullandığını savunmuş ise de ödeme yapıldığı tarih olan 20.07.2012 ve öncesine ait sanık ____ veya çalışanlarına için cep telefonu satın alındığına dair dosya kapsamında fatura yahut destekleyici başka bir delilin bulunmaması, ücreti sanık ____ tarafından ödenen cep telefonunun sanık ____ tarafından sanık ____ 'e teslim edilmesi, sanıklar ____ 'in ve ____ 'ın müdafi huzurunda kollukta ve Cumhuriyet savcılığında verdikleri ifadelerde tevil yollu ikrarda bulunmaları, her ne kadar sanık ____ TIR'ın ileride kazanacağı hakedişleri alınca cep telefonunun parasını sanık ____ 'e ödeyeceğini savunmuş ise de sanık ____ tarafından daha sonradan sanıklar____ ,____ veya____ 'a herhangi bir ödemenin yapılmamış olması, sanık ____ 'in sanık ____ ve sanık ____ aracılığıyla sanık ____ 'dan 2.000 TL değerinde cep telefonu ile 3.000 TL menfaat temin etmesi, sanık ____ tarafından sanık ____ ve tanık ... hakkında yürütülen soruşturmada el svaplarında atış artığına rastlanmaması, bununla birlikte aksi yönde tanık beyanı yahut başka bir delilin de olmaması ve verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın itiraz edilmeden kesinleşmesi karşısında, sanık ____ 'in eyleminin suç tarihindeki düzenleme uyarınca lehine olan TCK'nın 257/3. maddesinde yer alan görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanma, TCK'nın 40/2. maddesi gözetilerek sanık ____ 'ın eyleminin bu suça azmettirme, sanıklar ____ ve ____ 'ın eylemlerinin ise bu suça yardım etme kapsamında kaldığı kabul edilmelidir.

Sanık ____ 'in sanık ____ ve tanık ____ hakkında yürüttüğü soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği tarih olan 25.12.2012 tarihinde sanıklar ____ ve ____ aracılığıyla sanık ____ 'dan 10.000 TL daha istediğine ilişkin iddia hakkında sanık ____ hakkında tanzim edilen iddianame ve son soruşturma kararı ile diğer sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede böyle bir anlatımın bulunulmaması, iddianame ve son soruşturma kararında rüşvet anlaşmasının 2.000 TL değerindeki cep telefonu ile 3.000 TL karşılığında yapıldığının ileri sürülmesi, sonradan ileri sürülen 10.000 TL'ye yönelik talebin dava konusu yapılmaması karşısında bu talep temin edilen menfaat kapsamında değerlendirilmemiştir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ____ ; "Sanık ____ hakkında; rüşvet suçundan yapılan yargılama sonucunda suçun oluştuğu tarih ve buna bağlı olarak uygulanacak yasa maddesi konusunda; Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.

Uyuşmazlığın çözümü için TCK'nın 252/3-4-5. maddelerinin ceza hukukunun izin verdiği ölçüde yorum prensipleri ışığında irdelenerek; kanunilik prensibi ve hakkaniyet ilkesi gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de suçun hangi tarihte oluştuğunun yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.

Madde 252 - '(Değişik madde: 02/07/2012-6352 S.K./87.md.)

(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.' şeklinde hükümlere yer verilmiştir.

Anılan fıkraların gerekçesi de;

Rüşvet suçu, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlanmış olur. Ancak, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedilecektir.

Rüşvet suçu, bir karşılaşma suçudur; bu nedenle, çok failli bir suçtur. Bir tarafta, rüşvet veren; diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisi yer almaktadır. Rüşvet veren ve alan, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alan açısından rüşvet suçu tek bir suçtur. Söz konusu suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır. Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak mümkündür. Bu nedenle, söz konusu suç tanımı kapsamında 'rüşvete aracılık eden' kavramına yer verilmemiştir...' şeklinde açıklanmıştır.

TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasında; rüşvet anlaşması ile tamamlanmış suça ilişkin ceza verileceği belirtilirken, suçun rüşvet anlaşması ile tamamlandığına dair herhangi bir ibareye yer verilmemiştir. Uyuşmazlığın çözümü için, TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasına nasıl bir anlam yükleneceğinin, ceza hukukunun izin verdiği ölçüde yorum prensipleri ışığında benzer olaylardaki yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.

Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları-Prof. Dr. Muharrem Özen; rüşvet alma ve vermede, suçun, genillikle, faillerin karşılıklı serbest iradeleri örtüştüğünde, yani rüşvet sözleşmesi akdedildiğinde işlenmiş olduğu kabul edilmektedir. Doktrinde, rüşvet alan kamu görevlisi istenileni henüz yapmış veya yapmamış, rüşvet veren edimde henüz bulunmamış, hatta edimde bulunmaktan vazgeçmiş olsa bile, suçun oluştuğu ileri sürülmektedir. Çünkü suçun, rüşvet sözleşmesinin akdedildiği anda oluşmuş olduğu düşünülmektedir.

Ancak, Kanun, 'rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur' diyererek (f.3) suçu, kendince, teknik olarak mümkün olmamakla birlikte, teşebbüsü tamamlanmış suç gibi cezalandıran suçlara' benzetmek istemiş; dolayısıyla suçun, sözleşmede bulunulduğu anda değil, ama edimde bulunulduğu anda oluştuğunu kabul etmiştir. Gerekçede, 'suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır' denmektedir. Herhalde, böylece, Kanun, rüşvet suçunda, doktrinde, suçun tamamlanma anı konusunda süregelen tartışmalara kendince bir son vermek istemiştir.

Rüşvette, madem çok failli suçtur, öyleyse failler, 'suça iştirak' etmiş olmazlar, dolayısıyla 'suç ortağı' değildirler. Kuşkusuz, burada, zorunlu iştirak vardır (Türk Ceza Hukuku-Özel Hükümler-Kişilere Karşı Suçlar-1. Baskı-USA Yayıncılık-Ankara Kasım 2016-Sayfa.41).

Türk Ceza Kanununda, rüşvet suçundaki düzenlemeye benzer şekilde teşebbüs hâlinde kalmasına karşın, tamamlanmış suça ilişkin hükümlerin uygulanacağı başka suçlarda bulunmaktadır. Göçmen kaçakçılığı suçu, 6008 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda teşebbüs suçuna dönüştürülmüş, ancak anılan suçun teşebbüs suçuna dönüştürülmediği bir tarihte; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, aşağıda açıklanan içtihadında; uyuşmazlığa konu somut olayımıza ışık tutan kriterlere yer vererek suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan kanuna göre anılan suça teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.

CGK'nın 2013/96 karar sayılı ilamında; 'TCK`nın 262, 277, 288, 309, 310, 311 ve 312. maddelerinde teşebbüs suçları düzenlenmiş ve anılan maddelerin kapsamında bulunan suçlarda teşebbüs hâli, tamamlanmış suç gibi yaptırıma bağlanmıştır. 6008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce TCK`nın 79. maddesine göre göçmen kaçakçılığı teşebbüs suçu olmadığından, genel hükümler çerçevesinde, şartların varlığı hâlinde bu suç yönünden teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi ve saptanacak temel cezadan teşebbüsün varlığı nedeniyle indirim yapılması mümkündür.

Yerel mahkemece, sanıkların yasal olmayan yollardan ülkemize giren göçmenlerin maddi menfaat elde etmek amacıyla ülkede kalmalarına imkân sağladıkları ve bu şekilde eylemlerinin tamamlandığı kabul edilmiş ise de, yasal olmayan yollardan ülkeye giriş yapan göçmenleri, yurt dışına çıkarmak maksadıyla belli bir süre barındıran sanıkların eylemlerinin, göçmen kaçakçılığı suçunun, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan ve sanıkların lehine olduğunda tereddüt bulunmayan 'göçmenin yurt dışına çıkartılmasına imkân sağlanması' şeklindeki seçimlik hareketi oluşturduğu, göçmenlerin yurt dışına çıkartılamadan yakalanmış olmaları nedeniyle sanıkların fiilinin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir'.

Yukarıda açıklandığı üzere, göçmen kaçakçılığı suçundaki yeni düzenlemeye göre; göçmenin yurt dışına çıkarılmasına imkân sağlamak için iki yıl ülke içerisinde barınmalarını sağlayan faillerin, göçmenlerin henüz yurt dışına çıkmadan yakalanmaları hâlinde tamamlanmış suça ilişkin cezadan sorumlu tutulmalarına karşın, şayet yurt dışına çıkış sağlanmış ise suç tarihi olarak yurt dışına çıkışın yapıldığı tarih olarak kabul edileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Yine resmi evrakta sahtecilik suçunda, resmi evrakın düzenlendiği ya da düzenlettirildiği tarihte suçun oluşacağı tereddütsüzce kabul edilirken, sahte resmi evrakı düzenleyen ya da düzenleten sanığın sahte evrakı yıllar sonra kullanması hâlinde; suç tarihinin en son kullanma tarihi olarak kabul edileceği hususunda hiçbir tartışma yaşanmamıştır. Hatta Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulun, 2019/183 karar sayılı ilamında; sahte dilekçe ile dava açılmasından yaklaşık üç yıl sonra sonra Yerel Mahkemece verilen kararın Yargıtay Özel Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda onanmasına dair kararın verildiği tarih, suç tarihi olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun aşağıda örnek olarak açıklanan 2007/254 ve 2011/232 karar sayılı ilamları ile pek çok ilamında; rüşvet suçunun rüşvetin alındığı anda tamamlandığı tereddütsüzce kabul edilmiştir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2007/254 karar sayılı ilamında; 'Gerek 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 213. maddesinde, gerekse suçtan sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 252. maddesindeki düzenlemelerde; rüşvete konu nesnenin, verenin egemenlik alanından çıkarılıp, failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile rüşvet suçunun tamamlanmış olacağı kabul edilmekle birlikte, öngörülen suç siyasetinin bir gereği olarak kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik yarar teminini öngören bir anlaşmanın gerçekleşmiş olması da, suçun oluşumu bakımından yeterli görülmektedir.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2011/232 karar sayılı ilamında; '5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin 3. fıkrasındaki tanımlamadan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı veya rüşvetin alındığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç kalkışmaya (teşebbüse) elverişli bir suçtur'.

TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası yorumlanırken kanunilik ilkesinin gereği olarak anılan maddedeki pozitif hukuk kuralı, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturmalıdır. Yazılı metinlerin yorumlanmasında; pozitif temeli bulunmadığı için uygulayıcılar açısından bağlayıcı yanı olmayan ancak Prof. Dr. Kemal Gözler'in deyimiyle eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde önceden bilinen ve olay sırasında değişmeyecek olan kurallar sayesinde hukuki güvenlik sağlanarak, keyfiliğin önüne geçilmiş olur. Herkes için aynı olması gereken yorum ilkelerine uyulmaksızın yapılacak yorumlarda; kişisel iradeler ön plana çıkacağından; ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri arasında yer alan kanunilik ilkesinden de uzaklaşılma tehlikesi ortaya çıkacaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ve benzer olaylardaki yargı kararları ışığında somut olayımıza baktığımızda;

TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrasında; 'Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur' şeklinde düzenlemeye yer verilmesinden sonra gerekçede 'suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır' şeklinde açıklamada bulunulmuş olması, anılan fıkrada suçun rüşvet anlaşması ile suçun tamamlanacağının unutulduğundan söz edilmesinin, çağdaş anayasaların temel kurallarından birisi olan kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği kuralına aykırı olacağı gibi kanun koyucu tarafından son derece özenli davranılarak, doktrindeki tartışmaları net bir şekilde sonuçlandıracak ifadeye yer verilmiş olması, beşinci fıkrada, 'rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişinin', altıncı fıkrada 'rüşvet ilişkisinden dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişinin; kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın müşterek faail olarak sorumlu tutulacağının' belirtilmiş olması nedeniyle rüşvet anlaşması ile suçun tamamlandığının kabul edilmesi durumunda rüşvet anlaşması ile menfaatin temin edildiği tarih arasında uzunca sayılabilecek bir sürenin bulunması durumunda, rüşvet anlaşmasına dahil olan failler ile bu anlaşmadan sonra menfaatin temin edileceği aşamaya kadar rüşvet anlaşmasına sonradan dahil olan diğer müşterek failler açısından çok farklı suç tarihlerinin kabul edilmesinin, müşterek faillik müessesinin ruhuna aykırı olacağı gibi hakkaniyete aykırı sonuçların ortaya çıkmasına neden olma ihtimalinin mevcut bulunması ve somut olayımızda rüşvet anlaşmasının tarihi kesin olarak belirlenememiş ise de haksız menfaatin 6352 sayılı Kanun'un 87. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 252/2. maddesinin yürürlüğe girdiği 02.07.2012 tarihinden sonra 20.07.2012 tarihinde sağlanmış olması karşısında; Cumhunriyet savcısı olarak görev yapmakta olan sanık hakkındaki suçun 20.07.2012 tarihinde tamamlandığı kabul edilerek anılan tarihte yürürlükte bulunan TCK'nın 252/2. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilmesi yerine, rüşvet anlaşmasının tarihi belli olmadığından bahisle sanık lehine olarak TCK'nın 257/3. maddesi ile uygulama yapan Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesince verilen mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken, mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir" görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Suç tarihinin 20.07.2012 tarihi olduğu ve sanıkların eylemlerinin rüşvet suçu kapsamında kaldığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

KARAR :

Açıklanan nedenlerle;

1- Sanık ____ müdafilerinin Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli ve 1-8 sayılı sanık ____ 'in görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine yönelik temyiz istemlerinin süre yönünden REDDİNE, sanık ____ hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay Cumhuriyet Savcısının temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılmasına,

2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli ve 1-8 sayılı hükümleri usul ve yasaya uygun olup herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından ONANMASINA,

2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.07.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Ceza Kanunu MADDE 252 :(Değişik: 2/7/2012-6352/87 md.)
(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(8) Bu madde hükümleri;
a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,
c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,
d) Kamu yararına çalışan dernekler,
e) Kooperatifler,
f) Halka açık anonim şirketler,
adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır.
9026-1
(9) Bu madde hükümleri;
a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine,
b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere,
c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,
d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere,
e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere,
f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstüörgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine,
görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır.
(10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte;
a) Türkiye’nin,
b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun,
c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin,
d) Türk vatandaşının,
tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Bülent AKÇADAĞ
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 28-06-2022

THS Sunucusu bu sayfayı 0,05687189 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.