Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

ANAYA MAHKEMESİ 2015/12755 (BAŞVURU NUMARASI) İçtihat

Üyemizin Özeti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlalin yeniden yargılamayla
giderilebileceğine dair kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmemesi kararı adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir.
(Karar Tarihi : 12/6/2018)
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
YÜKSEL YİĞİTDOĞAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/12755)
Karar Tarihi: 12/6/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 19/7/2018-30483
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
Başkan
Üyeler
Raportör Yrd.
Başvurucu
Vekili
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Engin YILDIRIM
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOP AL
M. Emin KUZ
Zehra GAYRETLİ
Yüksel YİĞİTDOĞAN
Av. Gülizar TUNCER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlalin yeniden yargılamayla
giderilebileceğine dair kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmemesi
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
il. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir .
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir ömegı bilgi ıçın Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
111. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim
Sistemi (UY AP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle
şöyledir :
2
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
9. 1968 doğumlu olan başvurucu, Kocaeli 1 No.lu F Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz
Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta; hakkında bireysel başvuruya konu yargılama
dosyasında verilmiş olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası infaz edilmektedir.
10. Başvurucu, (kapatılan) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde
ile görevli) 12/9/2008 tarihli kararıyla anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs suçundan
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Anılan karar, Yargıtay
incelemesinden geçerek 18/3/201 O tarihinde kesinleşmiştir.
11. Başvurucu, mahkumiyetiyle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 7/10/2010
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. Başvurucu; gözaltında
tutulduğu süre boyunca işkence gördüğü, işkence iddialarıyla ilgili herhangi bir soruşturma
yürütülmediği, mahkumiyet kararının gözaltındayken müdafi yardımı almaksızın verilen
ifadelere dayandığı, bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapılmadığı, yargılamanın çok uzun
sürdüğü, tanık dinletme ve tanık sorgulama taleplerinin reddedildiği hususlarını şikayet
konusu yapmıştır.
12. AİHM 3/6/2004 tarihli (Yiğitdoğan Türkiye, B. No: 72174/10) kararıyla -aynı
konuya ilişkin Salduz/Türkiye (B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§ 56-63) kararına da atıf
yapmak suretiyle- başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada müdafi yardımından yararlanma
hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anılan ihlal tespiti dikkate alınarak başvurucunun
adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikayetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
Ayrıca AİHM, başvurucunun kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma
yürütülmemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) işkence yasağını
düzenleyen 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine de karar vermiştir. AİHM,
başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermiş; ayrıca kararında başvurucunun talep
etmesi halinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderimi için uygun bir yol olacağını
belirtmiştir .
13. Başvurucu 9/3/2015 havale tarihli dilekçeyle anılan ihlal kararına dayanarak
yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi 8/4/2015
tarihli ek kararıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311.
maddesinde öngörülen şartları taşımadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.
Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir :
"Hükümlünün yargılanmanın yenilenmesi talebinde ileri sürdüğü tüm sebeplerin
yargılama aşamasında ileri sürülmüş olması, İstanbul Kapatılan 9. Ağır Ceza
Mahkemesince bu sebeplerin tartışılarak savunmaya itibar edilmemiş ve hükümlünün
cezalandırılmasına karar verilmiş olması ve verilen kararın Ya gıtay incelemesinden
geçerek kesinleşmiş bulunması karşısında hükümlünün talebinin CMK 311. maddesinde
belirtilen yargılanmanın yenilenmesi sebeplerinden sayılmadığı anlaşılmakla, CMK 318 ve
319 maddeleri gereğince yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına
karar vermek gerekmiştir. "
14. Başvurucu; AİHM'in kararıyla gözaltında müdafi yardımından faydalanma
hakkının ihlalinin tespit edildiğini, kabul edilebilir bulunan diğer iddiaların incelenmesine
gerek görülmediğini, uygun giderim yolu olarak yargılamanın yenilenmesine işaret edildiğini
belirterek karara itiraz etmiştir.
3
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
15. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 11 /6/2015 tarihli kararıyla başvurucunun
itirazını reddetmiştir.
16. Bu karar, başvurucu müdafiine 29/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
1 7. Başvurucu 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hallerde hükümlü lehine
olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
j) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin
veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde
yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten
itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. "
19. 5271 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:
"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki
protokollerin ihlali suretiyle bir ceza hükmünün verildiğini tespit eden Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarından, 15.6.2012 tarihi itibarıyla Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunanlar bakımından bu Kanunun 311
inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu durumda olanlar, bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde yargılamanın yenilenmesi talebinde
bulunabilirler. "
20. 5271 sayılı Kanun'un 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda
şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. "
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
21. Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili
kısımları şöyledir:
4
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
"I. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası
konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından, adil ve kamuya açık olarak, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdajiin yardımından yararlanmak,
eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesı
için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak
yararlanabilmek;"
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
22. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi
kapsamında, suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayn hakka
sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir
müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse
resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında
bulunan kişinin kendisini bizzat savunması istenemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No:
8398/78, 25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir
şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma ilkesinin temel
özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye, § 51).
23. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının şüphelinin/sanığın arzusu
hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen delillere başvurmadan iddialarını ispat
etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 100;
Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence
altında verildiği belirtilerek hakim önünde reddedilmesi halinde bu konu irdelenmeden esasa
geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki
Güneş Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle
görüşülmesine izin verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi
hususlar da gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo İspanya, B. No:
10590/83, 6/12/1988, § 87).
24. İlke olarak şüpheliye gözaltına alındığı ya da tutuklandığı andan itibaren avukat
yardımından yararlanma imkanı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03,
13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM; kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da
kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak
kısıtlanabileceğini , bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz
konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini
ifade etmiştir (John Murray Birleşik Krallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63;
Magee Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).
25. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin ne lafzı ne de ruhunun
başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma hakkından vazgeçmesini
engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri Türkiye, B. No: 4447/05, 1/10/2013, § 48).
5
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanmadan vazgeçmenin
geçerli ve etkin olabilmesi için açık bir biçimde dile getirilmesi, ayrıca bu vazgeçmenin
önemiyle orantılı asgari güvencelerin de bulunması gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).
26. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da ücretsiz olarak resen avukat
tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin olanağının olmaması yanında ayrıca
suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve
davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya
çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, §§ 55, 56).
27. AİHM; Sözleşme'nin 46. maddesi bağlamında, devletlerin taraf oldukları
başvurulara ilişkin olarak verilen AİHM kararlarıyla bağlı olma yükümlülüğü altına girdiğini
vurgulamaktadır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 137).
AİHM'e göre bu, kendisinin bir ihlal bulduğunda davalı devletin sadece Sözleşme'nin 41.
maddesine göre hükmedilen tazminatı ödeme yükümlülüğünü değil bunun yanında kendisi
tarafından bulunan ihlalin ortadan kaldırılması için iç hukukta bireysel ve/veya -gerekiyorsagenel
tedbirler alma ve başvurucuyu Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı duruma
mümkün olan en yakın konuma getirecek şekilde ihlalin etkilerini telafi etme yükümlülüğünü
de barındırmaktadır (Del Rio Prada/İspanya, § 137).
28. AİHM, taraf devletlerin -Mahkemenin kararında belirtilen sonuçlarla uyumlu
olmak kaydıyla- bu yükümlülüklerini ifa edecekleri aracı seçmekte serbest olduklarını
vurgulamaktadır. Bununla birlikte AİHM; bazı özel koşullarda, anılan yükümlülüğün ifası
bağlamında -sorumlu devlete yardım etmek amacıyla- ihlal bulunmasına yol açan durumun
ortadan kaldırılması için alınabilecek özel ve/veya genel tedbirlerin türünü de
gösterebileceğini belirtmektedir. AİHM; istisnai bazı durumlarda ise bulunan ihlalin türünün
telafi için alınması gereken tedbirler hususunda bir tercih imkanı bırakmayabileceğini, bu
halde kendisinin hangi tedbirin uygulanacağını kararında gösterebileceğini ifade etmektedir
(Del Rio Prada/İspanya, § 138).
29. AİHM Bochan/Ukrayna (2) (B. No: 22251/08, 5/2/2015) kararında
Sözleşme'nin 6. maddesinin gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal edildiğine hükmettikten
sonra (Bochan/Ukrayna, B. No: 7577 /02, 3/5/2007) başvurucu tarafından ulusal mahkemede
yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikayeti incelemiştir. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin kural olarak
kesin hükme bağlanmış bir davanın yeniden incelenmesini öngören olağanüstü kanun
yollarına başvurulara uygulanmayacağını ancak ilgili hukuk sistemindeki söz konusu
olağanüstü başvuru yoluna ilişkin yargısal sürecin türü, konusu ve somut özelliklerinin bu tür
olağanüstü başvuru yolunu Sözleşme'nin 6. maddesinin kapsamına getirebileceğini ve adil
yargılanma güvencelerini bu başvurucular yönünden de geçerli hale getirebileceğini ifade
etmiştir (Bochan/Ukrayna (2), § 50).
30. AİHM, özellikle olağanüstü başvuru yolunun tür ve konu bakımından olağan
başvuru yolu gibi görüldüğü durumlarda iç hukuktaki tanımlamadan bağımsız olarak bu tür
yargısal süreçlerin Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında görülebileceğini belirtmiştir. AİHM,
ilgili yargısal mercilere takdir hakkının tanınmadığı durumlarda ilgili olağanüstü yolun
temyiz benzeri bir yol olduğunu kabul etmiştir (Bochan/Ukrayna (2), §§ 46-49). AİHM
somut olayda Ukrayna ulusal hukukunu incelemiş ve kendisinin ihlal kararlarına ilişkin
olarak öngörülen yargılamanın yenilenmesinin temyiz benzeri bir süreç olduğunu gözeterek
6
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamında olmadığı yönündeki Hükumetin itirazını
reddetmiştir (Bochan/Ukrayna (2), §§ 51-56).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
32. Başvurucu, AİHM'in ihlal kararına istinaden yaptığı yargılamanın yenilenmesi
talebinin hukuka aykırı biçimde reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ile birlikte manevi tazminat talebinde
bulunmuştur.
33 . Bakanlık, yargılamanın yenilenmesi talebini inceleyen yargı makamlarınca
ulaşılan kanaate göre talebin reddine karar verildiğini belirtmiştir. Bakanlık; Sözleşme'nin 6.
maddesinin yargılamanın yenilenmesi taleplerinde olduğu gibi sona ermiş bir davanın
yeniden açılması hakkını güvenceye almadığına ilişkin AİHM içtihatlarına atıfta bulunmuş
ve karar verilirken bu hususların dikkate alınmasının Anayasa Mahkemesinin takdirinde
olduğunu bildirmiştir.
34. Başvurucu, Bakanlık goruşune verdiği cevapta bireysel başvuru formundaki
açıklamalarına atıfta bulunarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
35 . Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki
nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının müdafi yardımından
yararlanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi yardımından yararlanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
37. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına alınması , demokratik
toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). Savunma,
ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma
tanınmadığı sürece silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme
yapılması ve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, B.
No: 2014/12002, 8/12/2016, § 69).
7
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
38. Savunma hakkının sağladığı güvenceler esasen adil yargılanma hakkı içinde yer
almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma
hakkının önemli güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça
ifade edilmiştir. Anılan hükümde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin
cezalandırılması, Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de
uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adil
olduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 70).
39. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli değildir. Şüpheli ve
sanığın savunma için Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollardan
yararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesinde sözü edilen
meşru vasıta ve yollardan en önemlisi müdafi yardımından yararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle
müdafi yardımından yararlanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta
ve yollar" kavramının kapsamındadır. Bu itibarla müdafi yardımından yararlanmanın adil
yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dahil ve bu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya
çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadı altındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında
kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına
sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72).
40. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin
eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle de güvence altına
alınan adil yargılama hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim
Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde; bir suç ile itham edilen
herkesin kendisini bizzat savunma veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma, eğer
avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için
gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilme
hakkı düzenlenmiştir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 73).
41. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından
itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren
avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini suçlamama ve susma haklan yanında genel olarak
da adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir.
Çünkü bu aşamada elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi
çerçevede ele alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması
aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hale geldiğinden
şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasız bir durumda bulabilir.
Belirtilen savunmasızlık hali, ancak bir müdafinin hukuki yardımıyla gereği gibi telafi
edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§ 118, 135; Sami
Özbil, B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).
42. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir. Dolayısıyla sanığın
beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son derece önemli bir delil niteliğinde olduğu
açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındaki kişinin müdafi hazır bulunmadığı halde kendini
suçlayıcı beyanlarda bulunup bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıp kullanılmadığı,
susmasından mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığı ve kendisine herhangi bir
baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Bir ceza davasında
kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç isnadını zorla veya
baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen delillere başvurmadan kanıtlamaya
8
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkumiyet
kararında kullanılması durumunda savunma hakkına telafi edilemeyecek şekilde zarar
verilmiş olacaktır. Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele ve işkence altında
verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus irdelenmeksizin ikrarın
dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksikliğidir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 79).
43. Müdafi yardımından yararlanma hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir
bütün olarak bakıldığında şüphelinin/sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde
yararlanmış olmasıdır. Ancak avukata erişim yönünden getirilen kısıtlama yargılamanın
sonraki aşamalarında telafi edilmiş ise savunma hakkı ihlal edilmiş sayılmaz (Yusuf Karakuş
ve diğerleri, § 78). Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36. maddesini ihlal
edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü içinde somut davanın kendine
özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet
güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından
faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş (Aligül
Alkaya ve diğerleri,§ 144; Sami Özbil, § 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, §
48) ancak müdafi yardımından yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle
ihlal kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri,§§ 127-145; Sami Özbil, §§ 56-76; Aynur
Avyüzen, B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; Veli Özdemir, B. No: 2014/785,
27/10/2016, §§ 39-62).
44. Müdafi yardımından faydalanma hakkıyla ilgili olarak AİHM, devlet güvenlik
mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltında tutulan şüphelilerin
müdafi yardımından yoksun bırakılmasının sistemik bir sorun olduğunu belirtmiş ve ihlal
kararları vermiştir (Salduz/Türkiye §§ 56-63; Bayram Koç/Türkiye, B. No: 38907/09,
5/9/2017, § 23).
45. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 4/11/1950
tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılı Kanun'la Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi
Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar
Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna
bireysel başvuru hakkı, 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu
yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri
güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm
bireylere hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye
başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Szddzka Dülek ve diğerleri, B. No: 2013/2750,
17/2/2016, § 68).
46. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin etkili bir şekilde
korunması, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine
getirilmesi ile mümkündür. AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi
yerine getirilmemesi, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin
uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Szddzka Dülek ve diğerleri, § 69).
Nitekim AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu
gibi pratikte de etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 5271 sayılı Kanun ile yargılamanın
yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. 5271 sayılı Kanun, bu konuda ilgili yargısal
mercilere takdir hakkı tanımayarak kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir davanın
yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görüleceğini öngörmüştür.
9
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
47. Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme
kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel başvuru yoluyla incelemek
Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak
koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir
şekilde korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından
verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa Mahkemesince
incelenmelidir. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan
itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal kararının
gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır (Sıddıka Dülek
ve diğerleri, § 70).
48. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve
uygulanması kural olarak derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve
uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan hak ve
yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi doğaldır
(Kemal İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015, § 49).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Başvurucu, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
karara istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun talebi;
yargılamanın yenilenmesi talebinde ileri sürülen hususların yargılama aşamasında da ileri
sürüldüğü ve ilk derece mahkemesince bu hususların değerlendirilmesi suretiyle savunmaya
itibar edilmeyerek bir karar verildiği , verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek
kesinleşmiş bulunduğu, dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinde belirtilen
yargılanmanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
50. Somut olayda tartışılması gereken husus; AİHM'in ihlal kararı sonrasında
yargılamanın yenilenmesi istemiyle derece mahkemesine başvuran başvurucunun müdafi
yardımından yararlanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddialarının etkili ve yeterli bir
şekilde incelenip incelenmediği , AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine
getirilip getirilmediğidir. Diğer bir ifadeyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına
alınan müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik ihlalin giderilip giderilmediğidir.
51. AİHM'in ihlal kararına konu olan olayda, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle
25/711999 tarihinde gözaltına alınan başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada devlet
güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi
yardımından yararlanmasının ancak belirli bir aşamadan sonra mümkün olması nedeniyle
başvurucuya gözaltı süresince müdafiye erişim imkanı tanınmadığı anlaşılmaktadır.
Başvurucuya isnat edilen suç kapsamındaki eylemlere ilişkin değerlendirmede, başvurucunun
ve diğer sanıkların gözaltında müdafi olmaksızın ve baskı altında verildiği iddia edilen
beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir.
52. AİHM, müdafi erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında
suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak sanığın haklarına telafi
edilemeyecek şekilde zarar geldiğini belirtmektedir (Salduz/Türkiye, § 55).
53. AİHM tarafından verilen ihlal kararında Salduz/Türkiye kararına da atıf
yapılarak başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada yürürlükte olan mevzuat uyarınca devlet
10
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
güvenlik mahkemelerinin yargılama alanına giren suçlar yönünden avukata erışımın
sistematik olarak reddedilmesinin tek başına Sözleşme'nin 6. maddesinde öngörülen şartların
yerine getirilmediği sonucuna ulaşmak için yeterli görüldüğü ifade edilmiş ve başvurucunun
adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü diğer ihlal iddialarının incelenmesine gerek
görülmemiştir. Gerekçede, talep edilmesi halinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin
giderimi için uygun bir yol olacağı da belirtilmiştir.
54. Anılan ihlal kararının kesin hükmün sıhhatini etkilediği, dolayısıyla yeniden
yargılama yapılması konusunda ciddi bir gerekçe oluşturduğu halde 5271 sayılı Kanun'un
uygulanması ile ilgili yapılan yorumun AİHM kararıyla örtüşmediği, Anayasa'nın 36.
maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği, AİHM tarafından verilen
ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediği, müdafi yardımından yararlanma hakkına
yönelik ihlalin giderilemediği anlaşılmıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan
müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(]) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden
yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. "
57. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde
bulunmuştur.
58. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında müdafi yardımından
yararlanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
59. Başvurucuyla ilgili AİHM kararındaki ihlal tespitleri çerçevesinde müdafi
yardımından yararlanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama
yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)
yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
60. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine
karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından
başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
11
Başvuru Numarası
Karar Tarihi
: 2015/12755
: 12/6/2018
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekalet
ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı
kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul
9. Ağır Ceza Mahkemesi (E.1999/286) yerine bakan mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL
yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru
tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin
sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/6/2018
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Üye Üye
Engin YILDIRIM Osman Alifeyyaz PAKSÜT Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M.EminKUZ
12
İlgili Mevzuat Hükmü : Ceza Muhakemesi Kanunu MADDE 311 :(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

a)Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.

c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.

d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Stj.Av.Aydın IŞIK
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 19-07-2018

THS Sunucusu bu sayfayı 0,04378891 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.