| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar,
Bir meslektaş müvekkile ceza davasıyla alakalı üstün yardımda bulunacağını beyan ederek müvekkilden vekaletname alıyor. Vekaletname tarihi 01.08.2025 ardından ilgili dosyaya herhangi bir şekilde işlem yapmamakla beraber vekaletname dahi sunulmuyor. Hal böyle olunca müvekkilde 01.10.2025 tarihinde mezkur avukata noter marifetiyle azilname gönderiyor. İlgili azilnamede sebep olarak; gördüğüm luzum üzerine buyuruluyor.
Müvekkil, ilgili avukata vekaletname tarihiyle aynı olmak üzere 200 BİN TL açıklamasız olmak üzere banka marifetiyle vekalet ücreti ödemiştir. Aralarında da herhangi bir yazılı sözleşme bulunmamaktadır.
İlgili tutarın geri alınması için sebepsiz zenginleşme hükümlerine mi yahut haklı azile ilişkin AvK hükümlerinin mi tatbik edilmesi konusunda kararsız kaldık. İlgili sorun için bilgilisi ve öngörüsü olan meslektaşlar yardımcı olabilirse sevinirim, teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Müvekkil bir öğretmen. sınıf içindeki bir öerğncinin başka bir öğrenciyi yaralamasından kaynaklı . Müvekkile hakkında soruşturma izni verilerek, hakkında Asliye Ceza mahkemesinde dava açıldı. Dava basit yargılama usulü açıldı.tensip zaptı tebliğ edildi. savunma hazırlaaycapım. Soruşturması ve kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında basit yargılama usulü uygulanmaz şeklinde biliyorum. Bu durumda itiraz etmem gerekir mi. itiraz etmem lehe mi olur?
2- Dava TCK Mad. 257/2 uyarınca ihmal ile görevi kötü kullanmaktan dolayı açıldı. yaralamadan dolayı diğer öğrenciye dava açıldı. öğretmene karşı yaralamadan dolayı ayrıca açılan bir dava yok. Somut olayda öğretmen hakkında açılan davanın görevi kötüye kullanmaktan dolayı açılması yerinde midir sizce?
değerli görüşlerinizi paylaşabilirseniz memnun olurum.
iyi çalışmalar dilerim
|
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkil şirket yazılım entegrasyonu hizmeti vermektedir. Müşteri firma da hizmet akdini sonlandırdığına dair bir mail atmış ve iade faturası düzenleyeceklerini bildirmiştir. Buna istinaden müşteri firmaya ihtar çekilmiş 8 gün içinde itirazların yapılmadığını ve söz konusu iade faturaların kabul edilmeyeceğini bildirmiş bulunmaktayız. Bu duruma rağmen müşteri firma son 3 aya ait iade faturası düzenlemiş ve bu iade faturaları temel fatura şeklinde kesmiştir. Ancak söz konusu iade faturalar müvekkil şirket tarafından 8 gün içinde değil yaklaşık 2 hafta sonra görülmüştür. Ancak zaten söz konusu faturaların kesimi üzerinden 2 ay geçmiş ve sonrasında iade faturası düzenlemişlerdir. Bu noktada iade faturasına süresi içinde itiraz edilmemesi durumu nasıl bir noktaya götürür
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Açtığımız bir davada hakim ihtiyati tedbir talebimiz için teminat yatırılmasına dair ara karar kurdu. Dava değeri olarak gösterdiğimiz miktarın çok çok üstünde bir teminat belirledi. Teminat miktarının belirlenmesinin bir usulü var mıdır yoksa hakim takdirine mi bırakılmıştır tamamen? Daha önce çok ihtiyati tedbir için teminat yatırılmasına dair kararla karşılaşmadığım için davanın sonucu ile ilgili tedirgin oldum. Davanın reddedileceği durumlarda teminat istiyor şeklinde bir değerlendirme yapmamız doğru olur mu?
|
|
|
|
|
|
|
|
Tapuda Tescile temel teşkil eden sözleşmedeki kişi ile sözleşmeye dayalı olarak adına tescil yapılan kişi farklıysa, sözleşmenin geçersizliği nedeniyle açılacak tapu iptal davasında bu kişiler arasında dava arkadaşlığı var mıdır ? var ise türü nedir ? Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım,
Ticari bir bayilik ilişkisi kapsamında, borcun teminatı olarak üçüncü bir şahıs olarak (şu an müteveffa) tarafından, maliki olduğu taşınmaz üzerinde alacaklı firma lehine ipotek tesis edilmiştir.
Söz konusu taşınmaz işlem tarihinde fiilen aile konutu olarak kullanılmaktaydı; ancak tapuda aile konutu şerhi bulunmamaktadır ve tesis sırasında müvekkil eşin rızası alınmamış ve haberi bulunmamakta.
Müvekkil (sağ kalan eş/mirasçı) için açmayı planladığımız ipoteğin fekki davasında, asıl vakıamız ticari ilişkinin tarafları olan iki şirketin arasında ticari ilişkinin kalmadığı ve borcun olmamasıdır. Ancak buna ek olarak, terditli talep şeklinde, "eş rızasının alınmamış olması nedeniyle işlemin geçersizliğini" de ileri sürmeyi düşünüyorum.
Bu durumlarının varlığı halinde, sağ kalan eşin rıza eksikliğine dayanarak ipoteğin geçersizliğini talep edip edemeyeceği konusundaki tecrübe ve Yargıtay içtihadı bilgisini paylaşabilecek meslektaşım var mıdır?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım, sığınırım. görüşlerinize başvurmak istedim.
Yeni malikin gereksinimi nedeniyle tahliye davası açmayı planlıyorum; ancak kira sözleşmesi maalesef kayıp. Kurumlar da KVKK gerekçesiyle taşınmazın abonelik bilgilerini paylaşmıyor.
Elimde yalnızca, yeni malikin taşınmazı 09.04.2025 tarihinde satın aldıktan sonra gönderdiği ve bir aylık süre içerisinde tebliğ ettirilen ihtarname mevcut.
Ayrıca özellikle belirtmek isterim ki, eski ev sahibinin kira sözleşmesini yaptığı kişi ile hâlihazırda taşınmazda oturan kişi birbiriyle uyuşmamaktadır abonelik başka birinin adına.
Bu durumda nasıl bir yol izlememi tavsiye edersiniz? Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım. Biraz uzun bir soru olacak ancak, araştırmalarımla tam olarak kafamda oturtamadığım bazı konularda uygulamada benzer davası olan meslektaşlarıma sorularım olacak. Müvekkil 2021 yılında bir inşaat şirketi ile daire satış sözleşmesi yapıyor ve 300.000 TL karşılığında müteahhidin yapmaya başladığı binadan 2022 yılında teslim edilmek üzere bir daireye temelden giriyor. 200 Bin TLyi peşin ödüyor, 100.000 TL için de senet yapıyorlar. Ancak şirket süresinde yapmadığı gibi pandemi vs. gibi sebepler beyan ediyor, sonraki zamanlarda da 450.000 TL ve 650.000 TL tekrar ödeme istiyor, müvekkil ve diğer kişiler de bu bedelleri de vermek suretiyle toplamda 1.200.000,00 TL ödeme yapıyor. Artık tapuları vermesi için ısrarlar sonucu dairelerin içinde yalnızca laminant ve kalorifer petekleri kalmış şekilde 2025 yılında birçok insana tapularını veriyor. Müvekkil İstanbul ilinde yaşadığından o tarihte taşınmazın olduğu şehre gelemiyor. Herkes tapusunu alıyor, kısa süre sonra müvekkil gelip tapuya gittiklerinde, müvekkile verilmesi gereken müteaahite ait dairede müteahhitin borcundan dolayı yüklü miktarda SGK kamu haczi olduğunu görüyor ve tapuyu bu şekilde alamıyor. Müteahhit ile aralarında yine noterde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılıyor ve tapuya da şerh veriliyor.Bu bağlamda hukuken nasıl bir yol izlememiz ve açılacak dava türleri ve alternatif yöntemler, yada dava dışı pratik çözümler nelerdir? Zira 1- Hukuken müteahhitin borcundan dolayı arsa karşılığı olmayan daire alan üçüncü kişinin sorumlu olmayacağına dair yeni düzenlemeler var mı?
2- Tapu iptali tescil davasında aynı zamanda hacizlerden ari şekilde tapunun verilmesi talebinde bulunursam ve SGKya ihbar edilirse, SGKnın haczi açısından o tarihte tapuda satış vaadinin bulunup bulunmaması hacizden önce veya sonra olması ne tür fark yaratır ve bu iki seçeneğe göre hukuki durum nasıl olur, tapu kaydının aleniliği gereği haciz tarihinden sonra satış vaadi şerhi olması haczin kaldırılmasını engeller mi?
3- Bu durumda öncelikle müteahhite bir ihtarname göndermem mi gerekir? Hukuki mevzuat ve yargıtay içtihatlarına göre ihtarın önemi nedir?
4- SGK ya bu durumu bildirir bir dilekçe ile haczin kaldırılmasını talep etmek gerekir mi? Haczin malın aynından kaynaklanmadığından kaldırılması mümkün müdür?
|
|
|
|
|
|
|
Olay Özeti ve Hukuki Değerlendirme Talebi
Müvekkil: 22 yaşında, sabıkasız ve olayların iç yüzünden habersiz bir genç.
Olayın Gelişimi:
Satın Alım: Deprem bölgesindeki ağır hasarlı X aracı, 175.000 TL bedelle satın alınıyor.
Çenç (Change) İşlemi: X aracının şasi bilgileri, İzmir’den çalınan (hasarsız/sıfır ayarında) Y aracına aktarılıyor. (Müvekkilin bu işleme dahil olduğuna dair delil bulunmadığı gibi teknik kapasitesi ve fiziki imkanı da yoktur).
Vekalet ve Tescil: Sanık A (Öğretmen), müvekkile güven aşılayarak aracı onun üzerine tescil ettirmek istiyor. Sanık C’nin yönlendirmesiyle müvekkil, Maraş’taki tescil işlemleri için hiç tanımadığı bir şahsa vekalet çıkarıyor. Araç bedeli olan 175.000 TL banka üzerinden gönderiliyor, bu para bankadan gönderişmiş fakat müvekkil göndermemiş (Satıcı beyanıyla sabit).
Plaka Değişimi: Sanık D, müvekkili arayarak İstanbul’da "plaka kayıp" beyanıyla yeni plaka çıkarmasını istiyor. Müvekkil, hocasına (Sanık A) olan güveniyle bu işlemi yapıyor; tüm masraflar diğer sanıklarca karşılanıyor.
Satış: Sanık B, müşteki ile 1.2 Milyon TL üzerinden (200 bin peşin, kalan senetle) sözlü anlaşma sağlıyor. Satış noterden gerçekleşiyor.
Para Trafiği: Müştekinin müvekkile gönderdiği tüm paralar, bekletilmeksizin diğer sanıklara ve Sanık A’nın borçlu olduğu bir prodüktöre (tanık beyanıyla sabit) transfer ediliyor. Müvekkilin hiçbir ekonomik menfaati bulunmuyor.
Hukuki Tartışma:
Resmi Belgede Sahtecilik (RBS): Müvekkilin çenç işlemini yaptığına dair delil yoktur. Ayrıca işlemin yapıldığı tarihte müvekkilin başka bir şehirde olması sebebiyle "mekansal imkansızlık" mevcuttur. Maddi unsurun oluşmadığı kanaatindeyim.
Nitelikli Dolandırıcılık: Zarar unsuru her halükarda yerine gelmiş zarar giderilmemiştir, etkin pişmanlık uygulanması söz konusu değildir zarar karşılanmamıştır. Hile ve aldatma fiillerinin tamamı Sanık B tarafından gerçekleştirilmiştir. Müvekkilin suç işleme kastı yoktur; organizasyonda "piyon" olarak kullanılmıştır. Menfaat bakımından kendine menfaat sağlaması söz konusu değildir, fakat diğer sanıklara menfaat sağlamış olmaktadır. Bu durumda mahkemece zarar hile ve aldatma yönünden müvekkil sorumlu tutulursa, bu durumda beraatini sağlamak için kastın yokluğuna yüklenmek gerekecek.
Soru ve Taleplerim:
Müvekkilin suç işleme kastının bulunmadığı ve manevi unsurun oluşmadığı gerekçesiyle beraatine dair Yargıtay ilamı veya doktrin görüşü paylaşabilir misiniz?
Olayda TCK m. 30 (Hata) hükümlerinin uygulanabilirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Savunmayı güçlendirecek başkaca bir strateji öneriniz var mıdır?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhabalar, tarafımızca nafaka artırım davası açıldı. Yargılama sonunda davanın kabulüne kesin olarak karar verildi. Karar taraflara tebliğ edilmeden kesinleşme şerhi verilmeden tarafımızca icra takibi başlatıldı. Borçlu nafakayı ödemediğinden tarafımızca icra cezaya şikayette bulunuldu. Hakim tensip zaptında kesinleşme şerhinin dosyaya sunulmasını istedi. Burada aklıma takılan nokta şu, kararın kesinleştiği tarih kararın verildiği tarih mi, yoksa gerekçeli kararın taraflara tebliğ edildiği tarih mi? Şu aşamada gerekçeli kararı taraflara tebliğ ettirip kararı kesinleştirsem herhangi bir sorun teşkil eder mi? Yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler 🙏🏻
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar,
Davacının açtığı davasını geri alması durumunda hmk m. 123 gereğince dava açılmamış sayılıyor. Bu durumda vekalet ücreti de yine ilgili hüküm olan hmk m. 331/3'den de davacıya yükletilir diye anlıyorum. Ancak birkaç kararda vekalet ücreti ve yargılama giderlerine davanın haklılık durumuna göre hakim karar verir diye gördüm. Bir yanlışım mı var meslektaşlarım yardımcı olabilir misiniz? Teşekkürler. not: geri alınacak dava ortaklığın giderilmesi (ortaklığın giderilmesinin nevi gereği farklı bir kanaat oluşur mu ? )
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar idare Kozak Bergama/İzmir bölgesini sit alanı ilan edilmiş. Bu durumda bölge halkının mağduriyetleri olacak iptal davası açsak kazanır mıyız?Bilgisi olan meslektaş var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, herkese iyi çalışmalar dilerim.
Aşağıda kısaca özetlediğim süreç çerçevesinde, kesinleşmiş idari para cezasının iptali bakımından izlenebilecek yol hakkında meslektaşlarımın görüş ve önerilerine ihtiyaç duymaktayım.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3-A maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmış ve araç trafikten men edilmiştir.
Trafikten men işleminin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açılmış; mahkeme, somut olayın 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında bir taşımacılık faaliyeti oluşturmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Söz konusu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
İdari para cezası yönünden Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz edilmiş; ancak itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı itiraz merciine başvurulmuş olmasına rağmen sonuç değişmemiş ve karar kesinleşmiştir.
Bu aşamada, idari para cezasının iptali amacıyla yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurmayı düşünmekteyim. Meslektaşlarımın daha pratik, etkili ve uygulanabilir bir yol önerisi bulunması hâlinde paylaşırlarsa memnun olurum.
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba,
Müvekkilin açtığı boşanma davasından çok kısa bir süre sonra karşı taraf bir aracı ve bir taşınmazı üçüncü kişilere devrediyor. Devrin hemen ardından mal rejimi tasfiyesi davası açılmış ancak karşı taraf tasfiye davasından kısa bir süre sonra vefat ediyor. Dolayısıyla mal rejiminin tasfiyesinin boşanmayla değil, ölümle gerçekleştiği kabul ediliyor. Ancak az önce bahsettiğim devirler, aracın alış ve satış sürecinin 3 aylık bir süreci, taşınmazın ise satış sürecinin 10 aylık süreci kapsasığı, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastı bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece karşılıksız kazandırma olarak kabul edilmiyor.
Bu durumda yapılabilecek bir şey var mıdır ?
Emsal bulmaya çalıştım ancak bulamadım. Bilgisi olan yardımcı olursa çok sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım.
İş kazasına dayalı açmış olduğum tazminat davasında davalı tarafından 7 tane şirkete dava ihbar edildi. Bütün bu ihbar olunan şirketlere tebligatlar yapıldı. İhbar olunan şirketlerden birisi cevap dilekçesinde davanın ; iş kazasına karışan aracın sigorta ve kasko şirketine de ihbar edilmesini talep etmiş ancak şirket ismi , adresi gibi bilgiler vermemiş ve ihbar için masraf yatırmamıştır. Davalı taraf zaten aracın sigorta şirketini ihbar etmişti dosyaya , aracın kasko şirketine ihbarına ilişkin mahkeme tarafından işlem yapılmamış olması kararın Yargıtay 10 hukuk dairesi tarafından bozulmasına sebep olur mu? Davamız ilk derece mahkemesinde kabul edildi , istinafta aynı şekilde karar verdi.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba değerli üyeler, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde maddelerin çatışması söz konusu. İlgili sözleşmenin 12. maddesinde şu yazıyor; Belediyece hesaplanacak resmi harçlardan doğan zamlar ve farklar mal sahibince ödenecektir. 13. maddede; Müteahhit firma sözleşmenin akdini takiben gerek inşaat süresi içersinde gerekse herhangi bir nedenle uzayan süre içerisinde vergi, harç ve resimlerinin ve ücretlerinin artması veya yeni vergi ve harçların meydana gelmesi halinde bu hususları gerekçe göstererek arsa sahiplerinden bir talepte bulunamaz. 14. Maddede işbu sözleşmede sözleşmenin konusu işlerin ifası için ilgili makamlarca alınacak her türlü, vergi, harç ve giderler yüklenici firmaya ait olacaktır. ibaresi mevcut. Müteahhit firma otopark taahhüdü harcındaki oluşan farkı kat malikinden talep etmekte bu durumda hangi hükümler geçerli olmalıdır. Değerli bilgi ve tecrübelerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Şahıs müvekkil adına sahte vekaletname düzenliyor. Ardından bu vekaletnamedeki tevkil yetkisini kullanarak ikinci bir kişiye daha vekalet veriyor. Bu kişi müvekkile ait taşınmazları satıyor. Açacağım tapu iptal tescil aksi halde tazminat davasında davalı olarak kimleri göstermeliyim?
1- Son kayıt maliki
2- Sahte vekil
3- Sahte vekilin vekili?
4- Noter(Kimliğin ve fotoğrafın sahte olduğu o kadar belli ki. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık)
5- Maliye Hazinesi
|
|
|
|
|
Yazan : ozgzog,
Tarih : 06-02-2026 17:04
|
15/09/2025 tarihinde sigorta tahkim komisyonuna belirsiz alacağa ilişkin bir başvuru yaptım. Süresinde, 04/01/2026 tarihinde ıslah dilekçemi gönderdim ve sistemden yönlendirilen harcı yatırdım. Ancak yaklaşık 1 hafta sonra yatırmış olduğum harç iade edilmiş ve tarafıma 2 GÜNLÜK ıslah harcının 1560 tl ye tamamlanması için mail gönderilmiştir. Ardından 2 günün geçmesiyle, ıslah yapılmamış olarak, 100 TL üzerinden dosyada karar verilmiştir.
Öncelikle 2 sorum olacak;
1)Belirsiz alacak talebimden sonra, ıslah etmeidğim ve bilirkişi raporundaki tutarı ek dava açarak alacak davasına konu edebilir miyim? Okuduğum yargıtay kararlarında bunun ancak kısmi davada mümkün olduğunu gördüm.
2)Yargıtay kararlarında 3 günlük bilirkişi ücreti süresini makul bir süre olmadığı nedeniyle hakem kararını iptal etmiş. Bizim olayımızda da ıslah harcının tamalanması için verilen 2 günlük kesin süre makul bir süre değildir. Buradan giderek iptal davası açabilir myim? Bu iptal davasını nerede ve ne kadar süre içerisinde açmam gerekli?
Şimdiden çok teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 04-02-2026 16:16
|
|
Merhabalar, iş davası 2018 yılında açılmış, ilk derece mahkemesince verilen kısmen kabul – kısmen ret kararı sonrasında davacı vekili tarafından ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine karar bozulmuş, dosya yeniden ilk derece mahkemesine dönmüştür. Birkaç duruşmaya girildikten sonra davacı vekili vefat etmiştir. Duruşmaya katılım sağlanamaması nedeniyle dosya karşı taraf talebiyle işlemden kaldırılmıştır. Daha sonra müvekkilin durumu fark etmesi üzerine yeni vekâletname alınarak yargılamaya devam edilmiş, yapılan yargılama neticesinde tekrar kısmen kabul – kısmen ret kararı verilmiş ve bu karar hakkında davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir. Bu durumda vekalet ücreti açısından vefat eden meslektaşın kazanılmış hakkı bulunmakta mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
merhabalar, alacaklı olarak ortaklığın giderilmesi açtık. arabuluculuk sürecinde borçlumuz taşınmazın ortağıydı. dava açmadan önce hissesini aynı taşınmazdaki bir diğer hissedara bağış yoluyla devretmiş.
davayı iik 121.m yetki belgesi ve icra dosyasındaki takyidat raporu ile açtığımız için, borçlunun güncel olarak ortak olmadığını gözden kaçırmış olduk. ancak diğer davalılar taşınmazın güncel ortaklarıdır. Netice olarak biz borçluyu davalı olarak ekleyerek fazladan davalı göstermiş olduk. bu durumda taraf teşkili yanlış sağlandığı için dava usulden ret mi edilir yoksa yalnız borçlu açısından reddedilerek diğer ortaklar açısından devam mı eder?
ayrıca borçlu haczimiz ile birlikte devrettiği için davanın devam etmesinde de herhangi bir sakınca olmadığını düşünmekteyim. Yardımlarınız için teşekkürler
|
|
|
|