Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
16.01. Cmk 2020 Tarifesi - Av.GurkanG
Haber Ekleyin

Yazan : Salut, Tarih : Bugün 12:43
Meslektaşlarım merhaba.Kafa yordum ama işin içinden çıkamadım. İş K.5.maddede yazılı ayrımcılık tazminatı dava dilekçesinde na şekilde yazılmalıdır? Kanunda, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminat talep edebilir diyor. Talep sonucuna miktar yazacak mıyız? Kısmı dava olarak mı açacağız?
Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :0, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avuysal, Tarih : Bugün 10:52
Sayın meslektaşlarım merhabalar daha önce benzer sorular sorulmuş ancak tam olarak cevaplarımı bulamadım yardımınıza ihtiyacım var.

Elimdeki bir dosyada müvekkilimin suan maliki olduğu taşınmazı hakkında 1991 yılında kamulaştırma işlemi yapılmış ancak o tarihteki muris ölü olmasına rağmen tebligat murise yapılmış ve kamulaştırma bedeli alınamamış. Karayollarına yaptığımız basvuruda tebligatın 1991 yılında murise yapıldığı kamulaştırma bedelinin bankaya depo edildiği ancak 10 yıl talep edilmediği için irat kaydı olarak geçtiği beyan edildi. Ancak pek tabii 1991 yılında ölü olan murise yapılan tebligat gecersiz bu nedenle kamulaştırma işlemi hiç tamamlanmamış sayılıyor.

konuyla ilgili bilgim pek olmadığı için bir araştırma yaptım. bu konuda yargıtay kararları da mevcut.

size sormak istediğim ise, şimdi açacağım davayı kamulaştırmasız el atma nedeniyle bedel tespiti? olarak asliye hukuk mahkemesinde açacağım taşınmazın dava tarihindeki bedelini talep edeceğim bununla birlikte ecrimisil? talebimde olacak, bedel tespiti ve ecrimisil talebini aynı dava içerisinde istenebilirmiş. Taşınmazın bir kısmı idarece kullanılıyor geri kalanı kullanmak pek mümkün değil bu konuda ne yapabilirim?

Açacağımız dava belirsiz alacak olarak mı kısmi alacak olarak mı açılmalı taşınmazın değeri hakkında pek bilgi sahibi olmamız mümkün değil cevresinin geneli kamulaştırılmış yıllar önce bu nedenle bedel tespiti açısından da kısmi de olsa bir değer göstermeli miyim kısmi olarak gösterdiğin değer asgari tutarda olsa yeterli midir? Ecrimisil için de değer gösterilecek ise aynı şekilde bilme imkanımız pek olmadığından asgari bir değer yeterli midir?

faiz de sanıyorum ki yasal faiz ve dava tarihinden itibaren mi geçerlidir?

Ek olarak murisin mirasçısı müvekkilimize taşınmaz 2019 tarihinde intikal etti bundan önce yapılmış kamulaştırma ve haksız kullanımdan habersizdi ecrimisil talebimiz yine de 5 yıl ile mi sınırlıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :7, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Nur YAVUZ, Tarih : Bugün 09:35
Herkese merhaba, müvekkilin annesi 1983 yılında vefat etmiş. Müvekkilin nüfus kaydında annesi kimlik numarası ile birlikte gözükmekte ancak veraset ilamı aldığımızda anneannesi ve dedesinin mirasçılık belgesinde annesi gözükmemektedir.

Diğer mirasçılar sağ durumda ve tanık olarak dinletebilirim. Bu aşamada nüfus kaydının düzeltilmesi mi yoksa hali hazırda mevcut veraset ilamının iptalini mi talep etmek uygun olur?

Edindiğimiz bilgiye göre müvekkilin annesi evlendikten sonra başkaca bir nüfus dairesine kaydı alınıyor evlilik tarihinden önce Safranbolu Nüfusuna kayıtlı olduğu halde 1975 yılında çıkan yangında tüm kayıtların yandığı söyleniyor.

Daha önce böyle bir durumla karşılaşan meslektaşım oldu ise yardımını rica ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :17, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : EYUPOGLUE, Tarih : Dün 15:32
Değerli meslektaşlarım, kiralayan müvekkil tarafından 1.5.2010 tarihinde 5 yıl süreli olmak üzere bir kira sözleşmesi yapılıyor. Herhangi bir bildirimde bulunulmadığından 1.5.2015 tarihi itibariyle sözleşme belirsiz süreli kira sözleşmesine dönüyor. Merak ettiğim husus şudur ki; 1.5.2020'ye yaklaştığımız şu günlerde sözleşmenin feshini TBK 'na göre yapıp yapamayacağımız. Cevabınız ve ilgi alakanız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :39, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avcemileince, Tarih : Dün 11:00
İyi çalışmalar, uygulamada karşılaştığım ancak tam olarak nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmediğim bir konu ile ilgili sizlere danışmak istedim. Yardımcı olabilirseniz çok memnun kalırım.

CMK görevlendirmesi kapsamında sanık müdafiiliği yapmış olduğum bir dosyada, müdafiisi olduğum sanık hakkında Bölge Adliye Mahkemesi'nce beraat kararı verilmiş olup, verilen kararın hüküm kısmında koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açma yetkisi verilmiştir. Söz konusu davada sanığın vekili olmak istiyoruz ancak CMK görevlendirmesi kapsamında mı devam etmemiz gerekmekte, yoksa özel vekaletname çıkartılmasında bir mahsur var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :59, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avayşe, Tarih : Dün 10:31
Merhabalar saygıdeğer meslektaşlarım;
Müvekkil, bir limited şirket ile noter aracılığıyla arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalıyor. sözleşmede ; sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 6 ay içerisinde inşaat ruhsatı alınacağı, ruhsat alımından itibaren 24 ayda inşaatın teslim edileceği belirtiliyor. sözleşme tarihi 17/01/2018. belediye ile yaptığımız yazışmada inşaat ruhsatı başvurusunun yapıldığı ancak eksikliklerin olduğu, bunun yükleniciye bildirildiği halde tamamlanmadığı ve 17/02/2020 itibariyle halen başvurunun aynı durumda olduğu bildirildi. cezai şart olarak "bu süre içinde mal sahibine ait daireler teslim edilmez ise 6 aylık ek süre verilecek, bu süre zarfında aylık rayiç kira bedeli ödenecektir. bu süre sonunda da yükümlülük yerine getirilmez ise iş bu sözleşme fesholacaktır" denilmiştir. yüklenici firma arsada sadece temel kazmış ve başka bir işlem yapmamıştır. sorularım şunlar olacak
1-) öncelikle 6 aylık ruhsat alma süresi geçtiği için haklı fesih şartları oluşmuşmudur?
2-) cezai şart olarak kira bedeli istenebilir mi? istenilebilirse bu tutarın kaç aylık olması gerekir?
3-) son olarak noterden sözleşmeyi fesh edip mahkemede fesih ve cezai şart için dava açma süresi ve yapılması gerekenler nedir?


Saygılarımla
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :62, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : Dün 10:08
"....adresinde bulunan müşterek konutta isterse Davalı eş X____ ve velayeti altındaki müşterek çocuklar boşanma davası kesinleşinceye kadar kalacaktır." maddesi var. mahkeme gerekçeli kararında da "...tarafların boşanmanın mali sonuçları konusunda mahkeme huzurunda anlaştıkları, bu anlaşmanın mahkememizce de uygun bulunduğu, tarafların dava dilekçeleri ekinde sundukları 04/11/2019 tarihinde düzenledikleri anlaşmalı boşanma protokolü ile anlaşmaya vardıkları anlaşılmaktadır." şeklinde belirtilmiş.
hükümde de "Dava dilekçesi ekinde bulunan 04/11/2019 tarihli anlaşmalı boşanma protokolünün tasdikine ve kararın eki sayılmasına," şeklinde hüküm var.
04/12/2019 tarihinde karar kesinleşiyor.
davalı şimdi protokole göre evi boşaltmıyor.bu durumda mahkeme hükmü icra edilip davalı konuttan çıkarılabilir mi? infaz hükmü var mıdır?saygılar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :54, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.mehmet.av, Tarih : Dün 09:55
Merhaba;
Asıl işveren olduğumuz bir işe iade davasında mahkeme, hizmet aldığımız ALT İŞVEREN YÖNÜNDEN işe iadeye karar verdi. (Bize 4+4 maaş ve tazminata müştereken hükmetti)

SORU:
İlk işten çıkartıldığında işçinin 1 yıllık kıdemi dolmamıştı.İşe iade sorumlusu olarak da bizi değil de alt işvereni sorumlu tuttuğu için KIDEM HESABI YÖNÜNDEN 4 aylık çalışmış gibi kıdem süresi eklemeyi sadece alt işveren yönünden mi yapacak yoksa 4 ay eklediği zaman 1 yıllık kıdem doluyorsa biz de kıdemden sorumlu olacak mıyız?
Çok teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :66, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Hakan Özsoy, Tarih : 15-02-2020 20:21
Sayın meslektaşlarım hepinize iyi çalışmalar dilerim. Yardımınıza ihtiyac duyduğum bir konu hakkında sizlerden yardım talep ediyorum.


Sayıştay müfettişleri tarafından kurumda yapılan incelemede 400.000 TL civarında zimmet çıkıyor ve bu paranın hakedisi imzalayan devlet memurlarından ve müteahhit firmadan tahsiline karar veriliyor. Sayıştay raporuna karşı Sayıştay dava dairesi genel kuruluna kadar itiraz ediliyor ancak reddedilerek Sayıştay ilami kesinleşiyor. Sayıştayın bu kesinleşen ilamina karşı bu 400.000 TL lik zimmet müteahhit firmadan tahsil( mahsup) edilmesi amacıyla kesin hesap hakedişinde müteahhitten bu zarar tahsil(mahsup) ediliyor. Ancak müteahhit bu kesin hesabı imzalamayarak dava açıyor ve kurum bu kesinlesmis olan Sayıştay ilamını icraya veriyor ve devlet memurlarından tahsil ediyor. Bu esnada müteahhit firma kurum aleyhine açmış olduğu davayı kaybediyor ve 400.000 TL lik kesinti(mahsup) haklı bulunuyor ve bu kararda kesinleşiyor . Yani özetle kurum hem Sayıştay ilamı ile devlet memurlarından bu 400.000 TL yi tahsil ediyor hemde müteahhitin kaybetmiş olduğu dava ile birlikte 400.000 TL yi mahsup ederek sebepsiz yere zenginleşiyor. Bu durumda devlet memurları için kurum aleyhine istirdat davası açılabilir mi ve kesinleşmiş ilamlara( Sayıştay ilami kesinleşmiş olduğundan) karşı istirdat davası açılmasının istisnası var mıdır ? Yardımcı olan herkese şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :101, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Alid, Tarih : 15-02-2020 09:14
Kıymetli meslektaşlarım,

Müvekkil bir trafik kazası yaşamış ve somut olaya göre kendisinin asli kusurlu çıkacağı kanaatindeyim. Zira trafik kazası tutanağında da, müvekkilin yalnızca kusurlu olduğu yazıyor. Müvekkil, kazanın hemen ardından kazazedenin özel hastaneye sevkini sağlamış ve kazazedenin sol bacağındaki kemik kırığı nedeniyle bacağına platin takılmış. Aynı gün müvekkil, 15 bin TL tutarındaki tüm hastane masrafını ödemiş. Ne yazık ki SUT'a göre bu tutarı sigorta şirketinden de talep edemiyoruz. Müştekinin motoru perte çıkmış, müvekkilin aracı ise kendi kaskosundan onarılmış. Müşteki daha sonra sigorta şirketinin, motorun bedeli için yaptığı hiçbir teklifi kabul etmemiş. Öte yandan müşteki, kaza tarihinden 2 ay sonra sol bacak diz kısmında enfeksiyon olduğu için tekrar ameliyat olduğunu, fizik tedavi ücreti giderleri olduğunu vs. söylüyor.



Dosya soruşturma aşamasında uzlaşmaya gitmiş ancak, karşı taraf uzlaşma teklifini tedavisi devam ettiği için kabul etmemiş. Sonrasında tarafların haricen yaptığı görüşmelerde de, müştekinin çok yüksek meblağlı talepleri sonucunda uzlaşamamış ve dosya Mahkeme'ye intikal etmiş. Bu arada, Savcılık aşamasında dosya bilirkişiye gitmemiş.


Buna göre, HAGB verilebilmesi için bildiğiniz üzere doğrudan gerçekleşen zararın giderilmesi şartı var, kanımca müvekkilin kaza günü özel hastanede karşıladağı tedavi masrafları,bu doğrudan zararın giderilmesi şartını yerine getiriyor. Kazadan 2 ay sonra gerçekleşen ameliyat ve fizik tedavi gibi giderlerin, motorun tamir masrafı/pert olması gibi giderlerin dolaylı zarar kapsamında olacağını düşünüyorum. Zaten manevi zararlar da bu kapsama girmiyor. Bu konuda siz değerli meslektaşlarımın görüşü nedir ? Bununla birlikte kusurun tespiti için ayrı bir dava açmalı mıyım, yoksa ceza yargılaması sırasında kusurun tespiti için dosyanın bilirkişiye tevdiini mi istemeliyim ? Kıymetli görüşleriniz için şimdiden çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :133, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mrrmmr, Tarih : 14-02-2020 23:23
Değerli meslektaşlarım,
4925 sayılı kanun'un 26.maddesi uyarınca taşıma belgesi olmaması sebebiyle aracın sürücüsüne ve müvekilime ayrı ayrı ceza yazılmış.Aracın sürücüsüne yazılan ceza ödenmiş ancak müvekkilim kendisine tebliğ edilen cezaya itiraz etmek istiyor. Ben bu durumda itirazın olumsuz sonuçlanacağı kanaatindeyim.Konuyla alakalı çok donanımlı olmamam sebebiyle görüşlerinizi almak istedim. Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :137, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Lejyoner69, Tarih : 14-02-2020 21:30
Kıymetli meslektaşlar paylı mülkiyette(2 kişi) bir işyeri var sözlü akit olduğu için paydaşların birbirlerine olan şifai rızasından dolayı tek kişinin vekaletiyle ilamsiz tahliyeyi başlattım daha sonra gerek borçlunun itirazıyla ve daha sonra yaptığım araştırmalarda pay paydaş çoğunluğunun yani olayda her ikisinin de tahliye için rızası olacak şekilde icra başlatmam gerektiğini öğrendim fakat takibe yapılan itirazdan sonra ikinci alacaklının vekaletnamesini de ekledim itirazın kaldırılması davasını da iki paydaş adına açacağım.Başta yaptığım hatadan dolayı itirazın kaldırılması davam reddedilir mi? Bu eksikliğin birbirlerine takip ve tahliye yapmaları konusundaki takipten evvel yazılı rızaları olacak şekilde evrak düzenleyerek bunun önüne geçilebilir mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :163, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. R. Onur ÇINAR, Tarih : 14-02-2020 15:13
Selamlar
a şahsı b ye "eğitim müddetince ne gerekirse ben tedarik ederim mesleğe geçince hesaplaşırız demiş" mütemadiyen aylık ve ara dönemlerde toplu olarak ptt'den bankadan toplam 2009-2015 yılları arasında toplam 10000 TL göndermiş.

b mesleğe başlamış a yanına gitmiş "mesleğe başladığına göre hesaplaşalım" demiş
b ödeme yapmamış borcu da kabul etmemiş. yanından kovmuş!

a icra takibi yapmış takip 21/2'ye göre kesinleşmiş araba haczi yapılmış, araç satılırken alıcı a'ya ödeme yapmış a icra takibinden feragat ederek dosya kapanmış.

b dosya kapandıktan 6 ay sonra istirdat davası açmış "TBK 102'ye göre a'nın borç nedeni olarak icraya sunduğu dekontta açıklama boş dolayısıyla karine olarak a borcunu ödemiştir. parayı geri versin" demiştir.

a'ya TBK 78'e göre "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir." yönünde cevap vermekten başka önerisi olan var mıdır?

Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :165, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Aykut AKBULUT, Tarih : 13-02-2020 11:48
Merhaba, Konkordato kesin mühleti alan müvekkil firma aleyhine bir tane geçici mühlet içerisinde bir diğeri de kesin mühletten sonra yapılan iki tane ilamsız icra takibine süresi içerisinde itiraz edilmemiş. Takipler kesinleşince taşınmazların tapu kayıtlarına haciz konulmuş. Müvekkil ise bu durumdan ancak taşınmazları satmak istediği zaman farkediyor. Ben biraz önce icra müdürlüğüne konkordato geçici ve kesin mehle ilişkin belgeleri sunarak yapılan hacizlerin fekkini istedim ama büyük ihtimalle reddedecek diye düşünüyorum. Hacizleri kaldırabilmek için nasıl bir yol izlemem gerekir sizce kıymetli fikirlerinizle yardımcı olursanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :174, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Baş06, Tarih : 12-02-2020 22:58
Merhabalar meslektaşlarım
Müvekkil, araç alım satım işi yapan bir şahıstan araba satın alıyor. Daha sonradan aracın kilometresi ile oynandığını anlıyor ve tarafımızca ihtarname çekiliyor. Ceza mahkemesinde davası açıldı. Şimdi ise hukuk mahkemesinde davasını açacağız yalnız şöyle bir sorun var. aracı aldığında piyasa değeri 80.000 TL idi ve o fiyata aldı. Şu an aynı emsaldeki bir araç ise 110.000 TL civarında. Tüketici mahkemeleri sözleşmeye duyulan güven nedeniyle kaçırılan fırsatlardan dolayı tüketicinin uğradığı zararı vermiyor, verse bile yargıtay bozuyor diye okudum. Biz davamızda, sözleşmeden dönme-fesih, bedel iadesi ve aracın şu anki piyasa değerinin yükselmiş olması nedeniyle aradaki fark olan 30.000-40.000 TL civarında menfi zarar talep edeceğiz. Görevli mahkeme asliye hukuk mu olur yoksa tüketici mi? Yoksa menfi zararı asliye hukukta, bedel iadesi ile sözleşmeden dönmeyi tüketici mahkemesinde ayrı ayrı talep etmek mi mantıklı olur?
Şimdiden vereceğiniz cevaplar ve ayıracağınız kıymetli vakitleriniz için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :202, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 12-02-2020 16:08
Merhabalar
Ortaklığın giderilmesi dosyası satış müdürlüğüne geldi ve kıymet takdiri yapıldı. Belirlenen değer az olduğu için itiraz ettik ve yeniden değer tespit edildi rakam talebimiz gibi yükseldi. Ancak burdan sonra yeni bir satış dosyası açılmış ve satış işlemleri bu yeni dosya üzerinden yapılmış. Müvekkilim ortaklığın giderilmesi davası sonunda hükümlü olmuştu, 2. Satış dosyasına kadar bütün tebligatlar vekil olarak bana yapıldı, dosyada ve uyapta vekil olarak gözüküyordum, kıymet takdirine itirazı da eski vekaletle yapmıştım. Ancak 2. Satış dosyası tebligatları vasiye yapıldı, satış da yapıldı haberimiz olmadı. Burada, evet hükümlülükle beraber vekalet ilişkisi sona erer, ancak ortaklığın giderilmesi davasında tutukluyken aldığım vekaletle iii gördüm, dosya satış müdürlüğüne gittiiğinde tebligatlar bana geldi, ben itiraz ettim, itirazımla değer değişti. Bu durumda vekaletimin sona erdiğini tespit eden kalemin bana yeni vekaletname için süre verilmesi gerekmez mi aynı müvekilin baska bir dosyasında bu sekilde yeni vekaletname istendi.
Birde ilk taksim dosyam olduğu için pratiğini bilmemekle beraber açıkcası fesat karıştırıldığını düşünüyorum çünkü zaten kayıtlı olduğum için takip edebildiğim bir satış dosyası var iken kıymete itirazdan sonra sıfırdan bir dosya açıldı ve vekaletimin sona erdiğinden bahisle hiç haberim olmadı. Bu normal mi usul bu şekilde midir?
Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :198, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : yılmazkan, Tarih : 12-02-2020 10:36
SGK'nın açtığı rücuen alacak davasında işe giriş bildirgesinin kazadan sonra verilmesi ile iş kazası bildiriminin yapılmamış olması halinde işçinin kusurunun işverenin kusuruna eklenmesi mümkün müdür? Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :205, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cassation, Tarih : 12-02-2020 00:17
Sayın Meslektaşlarım merhaba,

Resmi evrakta sahtecilik (senette tahrifat) suçu ile ilgili kafam takılan ve sizlere danışmak istediğim bir husus var. Şöyle ki;

1)A Firmasının X çalışanı, firma yetkilisinin bilgisi ve rızası dahilinde firma adına firma kaşesini kullanarak ve firma yetkilisinin imzasını taklit ederek bir senet (bono) düzenliyor ve ve bu senet A Firmasının borçlu olduğu Z kişisine veriliyor.

2)Senedin vadesi geldiğinde A Firması ödemeyi banka yolu ile yapıyor ancak bütün taleplerine rağmen senedi iade alamıyor.

3) Aradan kısa süre sonra Z kişisi zaten tahsil etmiş olduğu senedin üzerinde oynama yapıyor ve senetin boş olan kefil kısmına A firmasının X çalışanının ismini yazarak yanına da sahte imza atıyor ve X aleyhinde kambiyo takibi yapıyor. (üstelik bu imza da, evvelce X çalışanın firma yetkilinin taklit ettiği imzası taklit edilerek atılıyor. Yani senet üzerinde üç adet firma yetkilisinin imzası var, bu imzalardan iki tanesi X tarafından firma yetkilisinin bilgisi dahilinde taklit edilerek atılıyor, bir tanesi ise kefil kısmına alacaklı Z tarafından X'in adının yanına atılıyor)

4) X çalışan da aleyhinde yapılan takibe süresi içerisinde icra hukuk mahkemesine başvurmuyor ve takip kesinleşiyor.

Sorum şu, A firması vs X çalışanı Z kişinin senet üzerinde yapmış olduğu tahrifata karşı suç duyurusunda bulunmak istiyorlar. Maksat Z'nin yapmış olduğu haksız takibe karşı ellerinde koz bulundurabilmek.

Bu noktada önümde iki seçenek görüyorum.
1- Resmi evrakta sahtecilik suçundan A firması veya X çalışanı suç duyurusunda bulunabilirler. Fakat bu noktadaki en büyük tereddütüm aslında bono üzerindeki iki adet imzanın rıza dahilinde de olsa X çalışan tarafından atılmış olması. Bu durum bir sorun yaratır mı? Bizim niyetimiz aslında kefil kısmının tahrif edilerek isim eklendiğinin ve sahte imza atıldığının tespitini sağlamak bu hususta yapılacak bir incelemede senet üzerindeki bütün imzaların sahte olduğu ortaya çıkarsa bunun A firmasına veya X çalışanına ne gibi bir olumsuz geri dönüşü olabilir?
2- Diğer bir seçenek ise; TCK 156'da yer alan "Bedelsiz senedi kullanma suçu" Bu yöntem şikayete bağlı bir suç olduğu için bu durumda ancak kendi aleyhinde kefil sıfatıyla takip yapılan X çalışan şikayette bulunabilecek. Fakat bu suçun cezası Resmi evrakta sahtecilik suçuna göre çok daha düşük. Koz değeri de bu nedenle daha zayıf. Bir X bu suçtan şikayette bulunursa, çek üzerindeki imzayı kabul ediyormuş onda bir sorun yokmuş da asıl sorun çekin zaten ödenmiş olmasıymış gibi bir izlenim uyanmaz mı?

Biliyorum epey karmaşık oldu ancak değerli fikir ve tavsiyelerinize oldukça ihtiyacım var. Zahmet edip de yorumunu esirgemeyecek herkese minnettar kalacağım. Şimdiden çok teşekkür ederim herkese.

Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :227, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ays, Tarih : 11-02-2020 17:47
Merhaba, davalı eş (koca) vekiliyim. Davacı eş boşanma davası sırasında hem müşterek çocuk velayeti hem de evin kendisine özgülenmesini istedi.Çocuk anneyle kalmak istemiyor, geçici velayet kararına bununla ilgili sebepler sundum ve uzman raporundan sonra karar verilmesini istedim.Mahkeme kabul etti. Fakat evi de kadına ve babanın yanında kalan çocuklara tahsis etti.Baba kalp hastası çocuklara bakıyor.Çocuklar anneyi istemiyor.Ev tahsisinde sadece maddi duruma bakılmamalı çocukların durumu da dikkate alınmalı bence.Sorum şu bu ara karar niteliğinde eşin evden tahliye edilmesi nasıl olacak acaba? Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :225, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Daredevil, Tarih : 11-02-2020 16:41
Üstadlarım , gerekçeli karar tebliğ eddilmiş ve tarafımıza vekalet ücreti takdir edilmiştir. Ancak daha önceki avukat serbest meslek makbuzu kesememektedir. Bu nedenle karardan sonra vekaletname konulup serbest meslek makbuzu kesilebilir mi? Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :218, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07897806 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.