Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
16.01. Cmk 2020 Tarifesi - Av.GurkanG
Haber Ekleyin

Yazan : derdest14, Tarih : Bugün 01:27
Değerli meslektaşlarım merhaba, bir hususta araştırmam yapmama rağmen kafam karıştı. Sizin değerli bilgi ve tecrübelerinize danışmak istedim;
İİK 269-276 arasında düzenlenmiş olan Taşınmazların İlamsız Takip Yolu İle Tahliyesinde, TBK 352/2 deki sürelere riayet etmek zorunda mıyız? Örnek veriyorum 1 yıl veya daha uzun bir kira sözleşmesi mevcut. Kiracı kira bedellerini ödemiyor. 2 haklı ihtar yapıp, kira dönemi sonunda bir ay içerisinde tahliye talepli icra takibi mi başlatmalıyız?

Saygılarımla
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :12, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat451, Tarih : 05-06-2020 22:02
Sevgili meslektaşlarım, müvekkil şirket il merkezine bağlı bir köyde çiftlik kurmuştur ve tarım ve hayvancılık faaliyeti yürütmektedir. Ancak köy halkı ve muhtar çeşitli baskılarla çiftliğin kapanmasını sağlamaya çalışmaktadır ki buna savcılığa yapılan asılsız şikayetler, ihbarlar da dahildir. Şirket bu durumda nasıl bir yol izlemelidir? İftira suçunun mağduru tüzel kişi olabilir mi? Uygulamada durum nasıldır? Yardımcı olur iseniz çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkür ederim...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :77, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Ahmet Güngör, Tarih : 05-06-2020 14:02
Merhaba sayın meslektaşlarım.
Kambiyo senedine dayalı icra takibi kesinleşti. Haciz talep edildi, bir kısım haciz uygulandı. Daha sonra dosya 3 yıl boyunca dosya takipsiz bırakıldı. Daha sonra dosya yenilendi, borçluya yenileme dilekçesi (muhtırası) gönderildi. Tekrar haciz işlemi uygulandı, yenileme dilekçesinin tebliğinden ve yeni haciz işlemlerinden sonra yaklaşık 1,5 yıl sonra borçlu "dosyanın takipsiz bırakılması ve 3 yıl işlem yapılmamış olması sebebiyle icra mahkemesine şikayet davası açtı.
Sorumuz şu: 3 yıl boyunca takipsiz bırakılmış olması sebebiyle bonoların zamanaşımına uğradığı açıktır. Ancak, borçlu yenileme dilekçesinin tebliğinden itibaren ne kadar süre içinde zamanaşımı itirazında bulunabilir? Bu zamanaşımı itirazı için bir süre var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :84, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Adalet1903, Tarih : 05-06-2020 02:31
Merhaba Sayın Meslektaşlarım;

Kanser hastalığı son evrede olan müvekkilim vefatı halinde malvarlığını yurt dışında hayır işleriyle uğraşan bir vakfa bağışlamayı düşünmektedir. Bu işlemi vasiyetname yolu ile gerçekleştirebilir mi ? Müvekkilim son arzusunu hukuki olarak nasıl yerine getirmelidir ?

Saygılarımla;
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :95, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ilknur., Tarih : 04-06-2020 00:55
Merhaba sevgili meslektaşlarım.
Mirasçılara ait henüz paylı mülkiyete çevrilmemiş elbirliği mülkiyetindeki taşınmazda bulunan kiracıdan ödemediği kira alacaklarının tahsilinin sağlanabilmesi için tmk m.702 de de gerektiği üzere mirasçılar arasında oy birliği sağlanamamış. Onay vermeyen söz konusu mirasçı tarafından açılan satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davası mevcut. Burada elbirliğinden dava açılıp bekletici mesele yapılabilir mi? Kira alacağını alabilmek için nasıl bir yol izlenmelidir?
Teşekkür ederim şimdiden.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :129, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Adalet1903, Tarih : 03-06-2020 18:06
Merhaba Sayın Meslektaşlarım;

İmar planında cami olarak gösterilen bir yeri belediye kamulaştırabilir mi ? kamulaştırabilirse yasal dayanağı ne olur?

Saygılarımla ,
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :138, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Merveug., Tarih : 03-06-2020 16:22
Meslektaşlarım merhaba,

Askerliğe ilişkin bir zarar sebebiyle açılacak Tam Yargı davası açılmak istendiğinde, İYUK madde 13'te düzenlenen 5 yıllık çerçeve sürenin, ne zaman başlaması gerektiğine ilişkin açık bir Danıştay Kararı maalesef bulamadım.

Olayımda müvekkilin sağlık durumu sebebiyle (dekstrokardi-kalbin sağ tarafta bulunması) aslında askerlik yapmayabileceğini öğrendik. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığı'na yazılı başvuru ile bilgi talebinde bulunduk ancak yeterli bilgi verilmedi. Bunun üzerine tazminat için yazılı başvuruda bulunduk. İkinci başvurumuza yanıt verilmemesi üzerine Tam Yargı davası açtık.

Ancak davamız süresinde olmadığından bahisle reddedildi. İdare Mahkemesi gerekçesinde, davaya konu zararın doğumunun en geç terhis edildiği vakitte öğrenilmiş sayılması gerektiği ve bu sebeple dava açma süresinin aşıldığına dayanmıştır.

Ancak müvekkil askere gitmeden önce geçtiği bir çok sağlık kontrolünde askere elverişlidir raporu almıştır. Tıbbi bilgisi de olmayan müvekkil, askerlik yapmaması gerektiğini medyada benzer sağlık durumundan askere alınmayan bir vatandaşın haberini gördükten sonra araştırıp öğrenmiştir.

Kanaatimce çerçeve süre olan 5 yıllık süre, terhisten itibaren başlayacak.

"Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması:
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. "

Müvekkilin mevcut sağlık durumunun, askerliğe engel olduğunu başka suretle öğrenmesi 5 yıllık çerçeve süre içerisinde olmuştur. Durumu öğrenmeden hemen sonra da bilgi talebi başvurusu ve hemen ardından tazminat talebi başvurusu yapılmıştır.

Terhiste öğrenmiş sayılması gerektiği mantıklı gelmiyor.

1)Sizler ne düşünüyorsunuz?
2)Elinizde yardımcı olabilecek bir Danıştay Kararı var mıdır?

Askerliğe alınma 11.05.2015
Terhis 11.05.2016
İdareye başvuru 18.09.2019 (bilgi talebi) cevap 01.10.2019
İdareye ikinci başvuru 04.11.2019 (tazminat talebi) cevap verilmedi
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :142, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ozan Solak, Tarih : 03-06-2020 14:37
Merhaba meslektaşlarım iyi günler.Elimde olan bir olayda müvekkilin vefat eden annesi kendi annesi ve babasının aralarında resmi nikah olmadığı zaman doğuyor.Bu nedenle annesinin nüfusuna annesinin kızlık soyadıyla tescil ediliyor.Nüfusda baba hanesine de sadece Mehmet ismi yazılıyor.(Mehmet aslında gerçek babası)Bu durumda babanın hangi Mehmet olduğu belli değil hangi Mehmet olduğu bilinmiyor yani.Baba ile müvekkilin annesi arasında soybağı kurulmamış durumda; bu durumda soybağına ilişkin bir dava açmam gerekiyor.Çünkü nüfus kaydının düzeltilmesi davasında baba ile kız arasındaki soybağına ilişkin bir karar verilemiyor.(Yargıtay kararları bu yönde)Bu durumda müüvekkilin annesi ile nüfusta Mehmet yazılı kişi arasında görünürde bir soybağı olduğunu düşünerek soybağının düzeltilmesi davası açmayı düşünüyorum.Direk soybağının tespiti istesem bunu da mirasçıların açması sıkıntılı.Bu yüzden bu yönde bir dava açma kararım var.Sizin bu yöndeki görüşleriniz nelerdir?Doğru mu düşünüyorum?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :141, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AV. MUSTAFA ALİ, Tarih : 03-06-2020 13:13
Herkese Merhaba!

Kat Mülkiyeti Kanunu ile alakalı olarak çözmem gereken bir sorum var, şöyle ki:

Müteahhit tarafından henüz iskanı alınmamış, ancak apartman yönetimi tesis edilmiş A,B ve C bloklardan oluşan bir site var.

Bu sitenin A bloku 50 adet konut bağımsız bölüme,

B Blok 4 konut ve 1 dükkan olmak üzere 5 adet bağımsız bölüme,

C blok ise 1 dükkan bağımsız bölüme sahip (Toplam 56 adet bağımsız bölüm).

Müteahhit tarafından yapılan yönetim planında, bu üç blok için de ayrı ayrı yönetim planı oluşturulmuş. Her blok kendi alanında, kendi otopark ve yeşil alanını kullanacak ve kendi yöneticisini seçecek vs.

Sorum şöyle: A blok sakinleri, yönetim planını değiştirerek, kendilerine tahsis edilmiş olan yeşil alan ve otoparktan daha fazla tahsis isteyerek, B Bloktaki bir kısım açık ve kapalı otopark alanlarını kullanabilmek için;

öncelikle olağanüstü toplantı yaparak kat maliklerini toplantıya çağırmak (1/3 kat malikinin yazılı talebiyle), bu tahsis durumunu yeniden karara bağlamak, yöneticileri seçmek istiyorlar.

Bu toplantıya A,B ve C kat maliklerinin hepsini çağırmalı mıdırlar? Yoksa sadece A Blok maliklerini mi çağırabilirler?

Bu halde yönetim planı değişikliğini nasıl yapacaklar, zira değişiklik B ve C blok maliklerini de ilgilendiriyor? Hep beraber mi toplantı yapılmalı? Yöneticilerin seçimi nasıl olmalı (Her blok ayrı ayrı mı seçecek)?

Yönetim planını değiştirmek için aranan karar sayısında (KMK m 28 4/5 çoğunluk) tüm bloklar kat malikleri nazara alınmalı mı? Kanunun 28. maddesindeki 4/5 çoğunluk, yalnızca kat maliki sayısı mı, yoksa arsa payı da dikkate alınır mı? Mevcut yönetim planının ilgili maddesinde yönetim planı değişikliği için kat malikleri ve arsa payı 4/5 çoğunluğu gerektiği yazılmış, bu madde KMK'ya aykırı mıdır/geçerli midir? Yoksa Kanunda yazdığı gibi yalnızca kat maliklerinin 4/5 çoğunluğu yeterli midir?

Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :154, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cihat58, Tarih : 02-06-2020 00:11
Merhaba sayın meslektaşlarım. Elimizde ilginç bir dava var. Müvekkilimizin eşi toplam 22 yıl orman koruma memuru olarak çalışmış Fakat sigortası yatırılmamış. Müvekkilimizin eşi de hak sahibi sıfatıyla hizmet tespit davası açmak istiyor. Fakat biliyorsunuz 5 yıllık hak düşürücü süre var. Bu süre kamu idareleri çalışanları yani memurlar için işler mi ? Dava açılabilir mi ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :175, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 01-06-2020 21:45
Merhabalar
Müvekkil iki farklı suçtan tutuklu yargılanırken birinden 10 ay ve diğerinden 12 yıl hapis cezası almış ve cezalar kesinleşmiştir. İlk olarak 10 aylık ceza kararı kesinleştiğinden doğal olarak infaz hesabı buna göre yapılmış,infaz edilmiş ve tutuklu gecen yaklaşık 6,5 ay (yani 2/3 infaz oranı) bu cezanın yatarı olarak hesaplanmış müddetnamede. Müvekkilin şu anda 12 yıllık cezası infaz edilmekte. Bildiğiniz üzere son getirilen düzenleme ile bazı suçlarda infaz oranı değişmezken bazılarında 1/2 infaz oranı uygulanacağı belirtilmiştir. Müvekkilin 10 aylık hapis cezası 1/2 infaz oranından faydalanan suçlardan, 12 yıllık cezası faydalanamıyor. Burada sormak istediğim 10 aylık hapis cezasının şu anki infazı 5 ay, eskisine göre yaklaşık 1,5 aylık bir fark var. Bu farkı 12 yıl hapis cezasının infazından mahsup edebilir miyiz? Yoksa bu suçun infazının bitmiş olması sonuca etki etmez mi ?
Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :191, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Xkapt, Tarih : 01-06-2020 18:12
Evlilik tarihi olan 1996 tarihinde eş çalışmıyor müvekkil ise miras yolu ile kalan ticari dolmuş işletmektedir. boşanma tarihi 2009 yılıdır. Müvekkil minibüsü 01/01/2002 öncesi eski Medeni Kanun döneminde 65.000 TL ' ye satmış akabinde 2000 yılında 75.000 TL' ye dükkan almış ve bu dükkan ½ hissesini eşine tescil ettirmiştir. Müvekkil 2004 yılında yani yeni yasa döneminde bu dükkanı 300.000 TL' ye satmış ve yine bu parayı 150.000 TL' sini davalı eş adına açılan hesaba 150.000 TL' sini ise kendi hesabına yatırmıştır. Bu parayla ise görülmekte olan katılma alacağı davamızın konusu ticari minibüs ve Mesken alınmıştır. Müvekkilin ödeme dekontları mevcuttur.Bu davada katkı payı mı isteyebiliriz yoksa değer artış payı mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :283, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ahsahs, Tarih : 16-05-2020 15:39
Meslektaşlarım merhaba,

Müvekkil ve eşi hem Fransa hem de Türkiye vatandaşıdır. Müvekkil eşi ile Fransa'da boşanıyor ilgili karar Fransa'da kesinleşiyor.

Fransa'daki dava açılmadan çok kısa bir süre önce evlilik birliği içerisinde alınan ve İzmir'de bulunan bir taşınmaz ile bir taşınmazdaki hissesini müvekkilin eşi kendi babasına devrediyor. Şu an ise sadece müvekkilin eşinin üzerine kayıtlı bir arsa mevcut.

Mal rejiminin tasfiyesi davası açarak mevcut arsa ve kaçırılmış olan diğer taşınmazlarda müvekkilin hakkını talep etmek istiyoruz.

Fakat izleyeceğimiz yol konusunda bazı tereddütlerim var. Öncelikle tanıma tenfiz davası ile birlikte mal rejiminin tasfiyesi davası açıp tanıma tenfiz davasının sonucunu tasfiye davasında bekleyeceğiz.

Fakat müvekkilin eşinin mevcut malvarlığı mal rejiminin tasfiyesi sonunda çıkacak olan miktarı karşılamayacaktır. Ayrıca halihazırda kaçırılan ve müvekkilin eşinin babası adına kayıtlı taşınmazların üçüncü bir kişiye devredilmesi ihtimal dahilinde. Bunun için müvekkilin eşi ve babasına tapu iptal ve tescil davası ve yahut babasına Medeni Kanun 241. maddedeki alacak davasından hangisini açmak daha sağlıklı bir yöntem olur ?

Uygulamada 241. maddeye dayalı alacak davasını pek görmedim. Sanırım tapu iptal ve tescil davası daha çok tercih edilmekte. Tanıma tenfiz - mal rejiminin tasfiyesi ve tapu iptal tescil davasını bir arada mı açmalıyım ? Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :649, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : MaRkS, Tarih : 14-05-2020 21:01
Merhaba değerli meslektaşlarım

Öncelikle hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Soruma gelince; salgın hastalık sürecinde infaz yakalaması ve infaz işlemlerinin nasıl olacağı ile ilgili.

Müvekkil yurtdışında ve hakkında 3 yıldan fazla (6 yıl) kesinleşmiş mahkumiyet hükmü var. (TCK 158 ve 204)

Yeni infaz yasası düzenlemesi sebebiyle ceza infazı için ülkemize gelecek.

Sorularım;

1) Türkiye'ye geldiğinde havalimanında 5275 sayılı İnfaz Yasası'nın 19. maddesinin 2. fıkrası gereğince infaz için yakalama işlemi yapılacak.

Madde metni; "Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır."

Türkiye'ye geldiğinde Coronavirus tedbirleri kapsamında 14 gün karantinaya alınacak. Bu 14 günlük karantina süreci infazdan düşülür mü?

Daha kısası; karantinaya alınmadan EVVEL infaz işlemlerine başlanır mı? Karantina sürecinin infaz süresinden düşülmesi gerekmez mi? Yani karantinaya İNFAZ İŞLEMLERİMNDEN SONRA MI ALINIR? Aksi durumda yakalama işlemi yapılmazsa (ki bu kanuna aykırı) karantina sürecinde başında kolluk mu bekleyecek?

2) Aynı müvekkil hakkında devam eden başka bir ceza davasında; Yargıtay bozmasına karşı beyanını almak üzere yakalama emri düzenlendi. Bu yakalama işlemi kesinleşen ceza infaz işleminden sonra mı yapılır? Salgın hastalık döneminde savunma yakalama işlemi için adliyeye götürülür mü? (Çağlayan)

Bu soruların cevaplarını hiçbir yerde bulamadım. Uygulamasını yapan ya da bilgisi olan meslektaşlarımdan yardım rica ediyorum.Tekrar sağlıklı günler dilerim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :686, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : BEA, Tarih : 13-05-2020 22:21
Öncelikle herkese merhaba
Müvekkil okul kiralıyor ve okulun bitişiğinde 902 konutluk bir site bulunmaktadır.Müvekkil site yönetimine para bağışında bulunacak.Bu bağış ile site yönetimi site içerisine yönetim binası yapacak.Bunun karşılığında yönetim, okula inşa ettiği binanın bir bölümünü ve site içerisindeki futbol ve basketbol sahalarının 5 yıl kullanmasına izin verecek.Site yönetim planında toplu yapı temsilciler kurulunun idari ve tasarrufi işlemlerde(imar planı değişikliği,ifraz,ortak yer mülkiyet devri,kiraya verme vs.)yetkilidir maddesi vardır.Ancak Kat Mülkiyeti Kanunu 45.maddeye göre Temliki tasarruflar ve önemli işlerin bütün kat maliklerinin oybirliğiyle verecekleri karar üzerine yapabilirler yazmaktadır.Sözleşme imzalanması durumunda kat malikleri Kat Mülkiyeti Kanununa dayanarak elatmanın önlenmesi ve ecri misil davaları açabilirler mi?Açmaları durumunda sözleşmeyi imzalayan site yönetimi başkanı hakkında yetkisiz temsil hükümleri uygulanabilir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :673, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Duygu Işık Behrem, Tarih : 17-04-2020 13:28
Yapılan tüm düzenlemeler, yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararları, İl Umumi Hıfzısıhha Kurul Kararları, Genelgeler vs. değerlendirdiğimde aslında özel sektörde çalışan ve kronik rahatsızlığı bulunan işçilerin durumunun netleştirilemediği görüşündeyim. Zira kendilerinin sokağa çıkma yasağı var ancak idari izinli de kabul edilemiyorlar.
Bu konuda fikir alışverişi yapmak istedim.

Özel sektörde kronik rahatsızlığı bulunan bu kişiler işveren inisiyatif kullanmaz ise "idari izin"li sayılamıyor. Bu durumda rapor almaları ya da almamaları halinde hukuki açıdan durumları ne olacak?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :4689, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 15-04-2020 07:20
Merhabalar
Müvekkil TCK 188/3-4-5 maddelerinden toplam 20 yıl hüküm giymiş, suç tarihi 2001. İnfaz konusunda yardıma ihtiyacım var. Aynı anda bir çok düzenlemenin uygulanması gerektiğinden işin içinden çıkamadım. Kapalı kurumda, açık kurumda, denetimli serbestlikte geçecek ve nihayet koşullu salıverme yapılacak süreler nedir?
Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :5260, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : 31-03-2020 23:56
muris 1989 yılında 1979 yılında ölen mirasçıdan kalan gayrımenkuldeki hissesini diğer mirasçıya satıyor.satıcı sözleşmeden 5 ay sonra ölüyor.31 yıl boyunca tescil istenmiyor.alıcı da 2019 aralık ayında ölüyor.mirasçıları tapu iptal tescil davası açıyorlar.üzerinde 15-16 yaşlarında meyve ağaçları dikilmiş.satıcı sözleşme yapıldığında başka ilde memur ve hasta.zaten kısa süre sonra ölmüş.satıcı murisin imzasını kardeşi ben attım diyor ve sağ.yaptığımız araştırmada 3 şahit var ve bunlar birbirini görmeden alıcının senedi dolaştırmasıyla senedi imzalamışlar.bir de anladığım kadarıyla parsel satış yapıldığından beri fiilen paylaşılmış.lakin tapuda iştirak hali devam ediyor.bu durumda;
imzaların sıhhati nasıl incelenebilir (taraflar öldüğünden)
fiili paylaşımdan hareket ederek satış sözleşmesinin resmi olması gerektiği savunmasını yapabilir miyiz?
sözlşemenin geçersizliği üzerinden ecrimisil ve müdahalenin meni talepli karşı dava açabilir miyiz?saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :8067, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.gokhanguzel, Tarih : 28-03-2020 16:03
Merhaba meslektaşlarım, araştırma yapmış olmama rağmen net çözüme ulaşamadığım bir konuda değerli fikir ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Tapuda örn: malik: “ahmet oğlu hasan” şeklinde toplam 11 adet elbirliği ile malik görünüyor. Edinme şekli VERASET. 1937 yılı ve hepsi için aynı tarih görünüyor.

Kayıtta soyisim yok. Kim oldukları tespit edilemiyor. Devlet 2008 yılında açtığı davada kayyım atanmasını talep ediyor ve 10 yıl süre ile yönetim kayyımı atanıyor. 2018 yılında kayyımlık görevi sona eriyor. 2020 yılında ise devlet TMK m.588 gereği malikin gaipliği ve devlet adına tescili için dava açmş durumda.

Ancak bu yerde 1970’li yıllardan bu yana aralıksız olarak ikamet eden bir kişi bulunmakta ve kızı da yine aynı yerde 1986’dan bu yana ikamet ediyor. Taşınmaz arsa mahiyetinde ve üzerinde müstakil bir yapı var.

Şuanda devletin açmış olduğu davaya asli müdahale talepli dava açarak taşınmazın TMK m.713 gereği müvekkil adına tescilini ve devletin açtığı davanın reddini talep edeceğiz.

Somut durum üzerine tecrübelerinizi ve dikkat edilmesi gereken noktaları paylaşır mısınız ?

Davacı yalnızca anne olması yeterli mi yoksa kızı da davacı olmalı mı ?
Davalı olarak tapuda görünen 11 kişi, devlet ve belediye gösterilecek araştırdığım kadarı ile.

Tapu kaydındaki kişilere ilişkin ölüm kaydı yok ve soyisimleri de belirli değil. bu da göz önünde bulundurulduğunda tapu kaydından anlaşılamama durumu oluşmuş mudur ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :8172, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Gülcan ATABAY, Tarih : 23-03-2020 23:48
Merhaba meslektaşlarım, bir konuda yardımcı olursanız sevinirim. Şöyle ki;

Müvekkilin iş yerinin yanındaki yol encümen kararıyla --herhangi bir kamu menfaati olmaksızın- ihdas edilerek satılması planlanan x ada,parsel ile tevdit edilmiştir. (06.03.2018)Müvekkilin bundan haberi olmadığı için encümen kararının ilanından itibaren dava açma süresini kaçırmıştır. akabinde bu yoldan ihdas ve tevhit kararından yaklaşık 4 ay sonra(10.07.2018) " arsanın belediyeye herhangi bir fayda sağlamadığından" bahisle tevhidi yapılan arsa sahibine satışına karar verilmişse de satın almayı planlayan kişi 25.04.2019 tarihli dilekçesinde tevhit edilen arsa fiyatının yüksek olduğu gerekçesiyle encümen kararının iptali için başvuruda bulunmuştur. Bu süre zarfında müvekkil bu hileyi şeriyeden haberdar olmuş ve işlemin iptali amacıyla belediyeye başvurmuş ve kendisine 12.11.2019 tarihinde gelen cevapta satış işleminin iptali için gerekli işlemelerin devam ettiği söylenmişse de 11.03.2020 tarihinde eski encümen kararına dayanarak yeni bir miktar üzerinden satış ve devir yapılmıştır. bu aşamada yeni bir karar alınmadan satış yapıldığı için, veya encümen kararlarının geçerlilik süresine dayanarak veya satışın usule aykırılığından bahisle veya sizin öngördüğünüz başkana bir nedenle satışın iptalini isteme hakkımız bulunur mu acaba ? Yardımcı olursanız sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :8149, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07313395 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.