Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

Yazan : serdarserdar, Tarih : Dün 19:28
İyi günler. Bu konu çok karşılaşılabilecek bir konu olmasına rağmen net cevaba ve Yargıtay kararına ulaşamadım. Aşağıda bulduğum iki zıt Yargıtay kararını da ekliyorum. Ancak bana göre taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi daha mantıklı geliyor.

Bir de mirası paylaştırılması davası ile ortaklığın giderilmesi davası arasındaki fark nedir? Çünkü pratikte ortaklığın giderilmesi davası açılıyor. Mirasın paylaştırılması davasını pek görmedim.



T.C.
Yargıtay
14. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/3993
Karar No:2016/4702
K. Tarihi:18.4.2016


MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar tarafından, davalılar aleyhine 23.11.2007 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesiistenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 04.12.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... ve ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Dava, Türk Medeni Kanununun 642. maddesinde düzenlenen tereke mallarının bir kısmının paylaştırılması isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, dava konusu taşınmazdaki ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir.
Davalılar, cevap dilekçesi vermemişlerdir.
Dava konusu taşınmazın ... İli, .... İlçesinde bulunması nedeniyle mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir.

Miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır (TMK. md. 575). Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür. (TMK. md. 576) Bu nedenle paylaşma davasında yetkili mahkeme murisin yerleşim yeri mahkemesidir. Davalılar murisin yerleşim yerinin Ceyhan olduğunu bildirmişlerdir. Paylaşma davasında yetki, kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Murisin yerleşim yeri tespit edilmeden paylaşılması istenen terekedeki gayrimenkulün Belen İlçesinde olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalılar ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 18.04.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verilmiştir.

(Muhalif)

-KARŞI OY-
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler özellikle gayrimenkulun bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili olduğundan ve bu hüküm kamu düzenini ilgilendirdiğinden yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması görüşündeyim çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.







T.C.
Yargıtay
14. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/10189
Karar No:2017/2637
K. Tarihi:


MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar tarafından, davalılar aleyhine 06/09/2011 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi ve terekenin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08/07/2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, ortaklığın giderilmesi ve terekenin tespiti talebine ilişkindir.
Davacı vekili, miras bırakan ...'ın 04.03.2011 tarihinde öldüğünü, terekenin tespiti ile terekeye dahil tüm malvarlığının taksimini, mümkün olmaması halinde ortaklığın satış sureti ile giderilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme, terekenin tespitine, Rize'deki taşınmazlarla ilgili karar verilmesine yer olmadığına ve diğer taşınmazların ortaklığının satış sureti ile giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar ... ve ... vekili temyiz etmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.
Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. HMK'nın 27. maddesi uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birinin ölümü halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir.
Terekede bulunan menkul malların tespiti davasında ise, miras bırakanın yerleşim yeri sulh hakimi, istem üzerine veya re'sen tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alır. Bu önlemler özellikle kanunda belirtilen hallerde terekede bulanan mal ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine ve varsa vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir (TMK m. 589/1-2). Türk Medeni Kanununun 590. maddesinde belirtilen sebeplerden birinin gerçekleşmesi halinde, sulh hakimi tereke mal ve haklarının yazımı için terekenin defterinin tutulmasına karar verir (TMK m. 590, Velayet, Vesayet ve miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin 2003/5960 sayılı Tüzük m. 33/1).

Ortaklığın giderilmesi davası, çekişmeli olarak görülürken terekenin tespiti talebi, çekişmesiz yargı işidir. Ortaklığın giderilmesi davasında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili iken, terekenin tespiti davasında miras bırakanın yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. Ortaklığın giderilmesi davası sonucunda verilen hüküm, nihai hüküm niteliğinde olmasına karşın terekenin tespiti davası sonucunda verilen hüküm, tedbir niteliğinde olup nihai hüküm teşkil etmez.

Somut olayda, ortaklığın giderilmesi ve terekenin tespiti talebi aynı davada ileri sürülmüş ve hükme bağlanmış ise de her iki davanın dava nedenleri ve delilleri farklı olup iki davanın tefrik edilerek görülmesi gerekmektedir. Anılan ilke, gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu nedenlerle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :15, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avalaattin61, Tarih : Dün 11:13
Merhabalar. Herkese iyi çalışmalar dilerim.

İmar planında sağlık alanı olarak ayrılmış bir arsanın bedelinin tazmini amacıyla açılacak dava AYM' nin 20/12/2018 Tarih 2016/181 Esas 2018/111 Karar sayılı ve 5 Nisan 2019 tarihli Resmi Gazete de yayımlanan kararı sonrasında:
1. Asliye hukuk mahkemesi mi? İdare Mahkemesi mi görevlidir?

2. Ayrıca bu davada hasım olarak (imar planında sağlık alanı olduğundan) Sağlık Bakanlığının yanında İlçe ve Büyüksehir Belediyeleri de davalı gösterilmeli midir?

3. Yine bu konuda 2019 başında (3 yıl önce Sağlık Bakanlığına yapılan başvuru belge ve bilgileri ile) açılan davayi idare mahkemesi "dava açmadan önce idareye başvurulmadiği ve belgeleri ibraz edilmediği" gerekçesi ile Nisan 2019 tarihinde dilekçede ki eksiklikler nedeniyle davayi usulden reddetti. Bu hüküm iptal kararı sonrasında yanlış değil midir?

4. Önce Sağlık Bakanlığına başvurarak kamulaştırma istenerek olumsuz cevap halinde ilçe belediyesine başvurarak uygulama imar planında tadilatla sağlık alanı olmaktan çıkarılması yönünde talepte bulunarak buradan da olumsuz cevap alınması halinde Sağlık Bakanlığı, ilçe belediyesi ve Büyükşehir belediyesi aleyhine dava açmak daha uygun mudur?

5. 2018 ve 2019 tarihli Hukuki el atmadan kaynaklanan tazminat davaları ile ilgili Danıştay kararlari varsa paylaşırsaniz çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :30, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Terry McGinnis, Tarih : Dün 09:35
Merhaba arkadaşlar. Müvekkil ağabeyine hisselerini 200.000 TL karşılığında vermiştir. Ağabey ise bu meblağın 95.000 TL' sini verip kalan kısmı vermemiş ve aralarındaki sözleşmeyi de müvekkile alkollü bir ortamda yırtıp attırmıştır. Dava açmamız halinde bu kalan 105.000 TL'yi alabilir miyiz ailedeki kişilerin tanıklıklarıyla çünkü elimizde başkaca bir yazılı evrak bulunmamaktadır. Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :35, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Terry McGinnis, Tarih : Dün 09:29
Merhabalar. Müvekkilin babası vefat etmiştir, annesi vefatından evvel dededen boşanmıştır. Lakin anne konu olan arazi üzerinde ipotek tesis etmiştir. Müvekkile diğer mirasçıların bir kısmı haklarını vermek istemektedir ama müvekkil her mirasçının haklarını mukabilinde alıp araziye tek başına malik olmak istemektedir. Hal böyle iken halihazırda 1800 m2' lik arazinin 1000 m2'si konusunda mirasçılar arasında pürüz yokken kalan mirasçılar haklarını devretmek istememektedir ve onlar da araziye malik olmak istemektedirler. Müvekkilin annesi sadece müvekkilin isteği ile ipoteği kaldırma niyetindedir. Bu araziye müvekkilin tek başına sahip olması bu şartlarda mümkün müdür, mümkün ise nasıl mümkündür? Cevaplarınınz için şimdiden teşekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :38, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Nur, Tarih : 25-06-2019 23:55
İyi akşamlar
Tahliye taahhüdü ile ilgili bir konuda kararsız kaldım.Elimde 01.10.2017 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli bir kira sözleşmesi var. Ayrıca 01.11.2017 tanzim tarihli ve 31.09.2019 tahliye tarihli bir taahhüt var.

Bu tahliye taahhüdü kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden sonra imzalandığı için geçerli,bir sorun yok.Ancak Yargıtay kararlarında kira sözleşmesi yenilenmiş ise tahliye taahhüdünün geçersiz hale geldiği belirtilmekte.

Bizim ilk yıl 01.10.2018 tarihi itibari ile kira sözleşmesi süresi bittikten sonra yapılan yeni bir yazılı kira sözleşmemiz yok.Kira sözleşmesi otomatikman 1 yıl daha uzamış.

Bu durumda elimizdeki tahliye taahhütü geçerli midir,yoksa yeni bir yazılı sözleşme yapılmamış olsa dahi geçersiz hale mi gelmiş oluyor?yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :66, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : arfnder, Tarih : 25-06-2019 21:18
Merhaba meslektaşlarım iyi çalışmalar
Müvekkil özel öğretim kurumunda öğretmen olarak çalışırken 667 sayılı OHAL KHK'sı kapsamında İl Milli Eğitim Müdürlüğü işlemi ile çalışma izni iptal edilmiştir. Kendisinin açmış olduğu davada bir kısım usuli eksikliklerden dolayı dava dilekçesi reddedilmiştir. Araştırma yaptım ancak bir sonuca ulaşamadım. Çalışma izninin iptali işlemiyle ilgili elinde karar olan meslektaş var mıdır? Cevaplarınız için şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :22, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ATB, Tarih : 25-06-2019 17:12
Merhaba tehiri icra talebinden dolayı icra dosyasına verilen teminat mektubu kapak hesabı yapılarak önce kapak hesabının tamamı yatırılmış ve teminat mektubu alınmıştır. İcra müdürlüğü kapak hesabını yaparken Tahsil Harcını 9,10 a göre sanki haciz varmış gibi hesaplamış.Halbuki dosyada haciz talebi yok.Ancak icra müdürü teminat mektubunun verilmesini haciz işlemi gibi değerlendiriyor.4,55 oranında alması gerekmezmi. Bu konuda yargıtay kararı var mı.Şimdiden teşekkür ederim. Saygılarımla
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :52, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Son Amazon, Tarih : 25-06-2019 15:15
Kişiye yasal danışman atanıyor, gerekçeli karar yaklaşık 3 ay önce çıktı. Bizde istinaf ettik. Dosya henüz istinaf mahkemesine gitmemiş, daha yerel mahkemede. Bu esnada mahkeme hiçbir talep olmadan kişinin banka hesaplarının tümüne vesayet şerhi konulmasına karar veriyor.Talep olmadan böyle bir karar verebilir mi ? Peki kişinin emekli maaşının durumu ne olacak ? Atanan yasal danışman yurtdışında yaşıyor.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :59, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : LuciFeriaN, Tarih : 25-06-2019 13:04
Sevgili meslektaşlarım resmiyette site olmayan ancak fiiliyatta site olarak faaliyet gösteren içerisinde 40 adet müstakil ev bulunduran siteyle alakalı fikirlerinizi almam gerekmektedir.

Söz konusu sitede 40 adet müstakil evin her birinin kendine ait parseli bulunmaktadır. Tek ada içerisinde birden fazla ev yok yani. Kısaca 40 farklı ada var ve 40ı da müstakil evlerden oluşmakta. Fiiliyatta site olarak gözükmektedir dışarıdan bakıldığında da etrafı duvarla çevrili. Evlerin bulunduğu kısma giriş çıkış (site giriş çıkışı) tek bir yerden yapılmaktadır. Bu giriş çıkış noktasında vardiyalı olarak çalışan 2 güvenlik elemanı mevcuttur ve bu elemanların maaşı beraber ödenmektedir. Bunun dışında yine sitenin içerisinde ortak alan olarak kullanılan bir havuz vardır ve bu havuzun bulunduğu ada tapuda 40 eve de 1/40 hisse olarak kayıtlıdır.

Ancak fiiliyatta site olarak gözüken bu yerde resmi olarak bir yönetim kurulamamaktadır.( Kendi aralarında tutulmuş olan bir defter var aslında. Yine site içerisindeki aydınlatma giderleri, site için tutulmuş olan muhasebeciye yapılan düzenli ödemeler mevcuttur. ) Dolayısıyla resmiyette bir yönetim olmadığı için site yönetimi adına vekalet çıkartılamadığı gibi site içerisinde toplanan aidatlarını ödemeyen maliklere veya kiracılara karşı da herhangi bir takip yapılamamaktadır. İşten çıkartılmak istenen kapıdaki bekçilerin tazminatlarının, ödemelerini yapmayan bu kişilere nasıl rücu edileceği konusunda tereddütlerimiz vardır.

Son olarak daha önce bu tarz sorunla karşılaşıldığı için ve aidatların ödenmemesi için bazı tapu maliklerinin mahkemeden ilgili yerin site olmadığına yönelik alınmış olan kesinleşmiş bir karar da mevcut.

Hal böyleyken nasıl bir yol izlemem konusunda siz değerli meslektaşlarımın fikirlerinize ihtiyaç duymaktayım. Şu durumda toplu yapı site yönetimi kurulabilir mi yoksa direkt dava yoluna gidilip mevzu bahis sitenin site olarak durum tespitinin yapılmasını mı talep etmeliyim?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :63, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ozan Solak, Tarih : 25-06-2019 05:07
İyi günler meslektaşlarım.iyi çalışmalar. Bir müvekkilim esnaf işletmesi bulunmaktadır. Ve yanında 2 kişi çalıştırmaktadır. Yani anlaşıldığı üzere bk hizmet sözleşmesine tabidir.bebim aklıma takılan soru kıdem ve ihbar tazminatının hukuki dayanağı iş kanunu diye biliyorum. Bu durumda bk kanununa tabi olan müvekkil kıdem ve ihbar tazminatı dan sorumlu değil yıllık izin fazla mesai VS. Sorumlu olacaktır. Yani asıl sormak istediğim bk kapsamındaki hizmet sözleşmesinin yargıtay uygulamalarıyla kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı a ilişkin bir uygulama var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :83, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

» Takpas
Yazan : Av. Abdulkerim UZUN, Tarih : 17-05-2019 11:45
Sayın meslektaşlarım TAKPAS sistemine giriş yapamıyorum. E-imza takılı olduğu halde setifika seçin uyarısı geliyor. Sebebi nedir? Aynı sorunu yaşayan var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :791, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ozkose71, Tarih : 13-05-2019 10:28
Borçlu hakkında faturaya dayalı İflas Yoluyla Adi Takip başlattık. Borçlu takibe itiraz etti. İtirazın kaldırılması ve iflas davası açtık. Yargılama sonunda mahkeme borçlu şirket hakkında depo kararı verdi. Tam bu aşamada borç tutarından ciddi bir tenzilat yaparak borçlu şirketle anlaştık. Borçlu imzalanan sulh protokolü ile borcunun bir kısmını nakit ödedi, kalan borcu için 4 yıllık vadeli senetler verdi. Biz de karşılıklı anlaşarak iflas davasını takipsiz bıraktık, yenilemedik, mahkeme açılmamış sayılmasına karar verdi. Bir yılın sonunda borçlu verdiği ilk senedi ödemedi, diğer senetler de muaccel oldu. Bu arada icra dosyası da takipsizlikten düştü. (senet tutarı alacağın küçük kısmına ilişkin olduğundan ve kambiyo senedine mahsus iflaslı takibin genel adi iflas takibinden farkı olmadığından senede dayalı iflaslı takip yapmayı düşünmüyorum)

1. Bu icra dosyasını yenileyerek yeniden iflaslı ödeme emri gönderebilir miyim? Borçlu daha önce itiraz ettiğini, itirazın kaldırılmadığını ileri sürer mi? İflas davası açmama engel bir durum olur mu ?

2. Faturaya dayalı yeni bir iflaslı takip başlatabilir miyim? Başlatırsam derdestlik itirazıyla karşılaşır mıyım?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :780, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Furkan Tanrıverdi, Tarih : 10-05-2019 12:02
Değerli Meslektaşlarım;

Müvekkil yabancı bayraklı bir gemide kaptan,dolayısıyla İş Kanunu veya Deniz İş Kanunu hükümlerine değil Borçlar Kanunu hükümlerine tabi.
İmzaladığı sözleşmeye göre 4 aylık bir çalışma süresi öngörmüşler,ancak bu sürenin ilk 2 ayı deneme süresi.

Müvekkilin sözleşmesi herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin 1.5 ay sonra sonlandırılıyor.

Yaptığım araştırmalar neticesinde 4 aylık bir sözleşmenin "deneme amaçlı iş sözleşmesi" olarak yorumlanması gerektiği,deneme amaçlı sözleşmelere ayrıca deneme süresi konulamayacağı ,dolayısıyla deneme süreli iş sözleşmelerindeki ihbarsız ve tazminatsız fesih imkanının bulunmadığı kanaatini edindim.

Ayrıca 4 aylık bir sözleşme için 2 aylık deneme süresi öngörmenin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini düşünüyorum.

Ancak "deneme amaçlı iş sözleşmesi"ne dair kanunumuzda herhangi bir düzenleme yapılmamış,sadece makalelerde geçiyor. Deneme amaçlı iş sözleşmesine referans veren bir yargıtay kararı da bulamadım.

Konuya ilişkin emsal olabilecek bir yargıtay kararı ve görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :833, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : nesrintat, Tarih : 09-05-2019 12:53
Merhabalar,

2009 yılında gerçekleşen bir olay sebebiyle müvekkillerimizin babası vefat etti.Bu sebeple idari yargıda açmış olduğumuz maddi ve manevi tazminat davasında kısmen kabul kısmen red kararı verildi. Karar taraflarca temyiz edildi. Danıştay bozma kararından sonra Mahkeme dosyada yeni bir hesap yaptırdı bozma doğrultusunda. Karar verilen rakamdan fazla bir maddi tazminat miktarı tespit edildi. Şimdi bu fazla hesaplanan kısımla ilgili ne yapabilirim acaba? Olayın 2009 yılında olması sebebiyle 1 ve 5 yıllık sürenin aşılmasına rağmen idari yargıda ulaşabileceğim bir çözüm var mıdır acaba?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :836, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : SUCCEED, Tarih : 09-05-2019 11:37
Ölünceye Kadar Bakma Akdinin İptali mümkün olmadığı takdirde tenkis talebiyle açılması gerekirken sadece terekedeki yasal miras payı olan 1/5 oranında şu şu tapuların iptali ve adına tescili talepli dava açılmış, davayı ıslah etmeyi düşünüyorum. Ancak keşif sonrası çıkacak bedel üzerinden harç tamamalattırması yaptıralacağından ve ikinci kez ıslah yapılamayacağıdan keşif sonrası mı ıslah yapmalıyım işin içinden çıkamadım ne önerirsiniz?Kendi soruma cevap vereyim bu hususta harç tamamlattırılması ıslah sayılmıyor.i
Konuyu biraz daha açmak gerekirse, muris 20 parsel taşınmazının 10 tanesini ÖKBA ile oğullarına devrediyor, geri kalan 9 taşınmazını oğullarına bağışlıyor, 1 taşınmazını ise üzerinde bırakıyor.Davayı, ÖKBA'nin örtülü bağış olduğu dolayısıyla iptali ve denkleştirmeye tabi tutulmasını mümkün olmadığı takdirde saklı paya tecavüz ve tenkis şeklinde ıslah etmeyi düşünüyorum.Ancak davayı ıslah ettiğimde zamanaşımı itirazı ile karşılaşır mıyım bilemiyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :845, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ozgesah, Tarih : 06-05-2019 15:15
Özel bir hastaneye gözünde şikayet ile gelen hasta hiçbir şekilde iş kazası olduğunu dile getirmiyor. Hastane tarafından sisteme bahçe temizlerken göze yabancı cisim kaçması olarak giriliyor. Daha sonra işveren iş kazası bildiriminde bulunuyor . İş yerinde de iki tanık özel hastaneye gidildiği gün iş kazası olduğunu söylüyor. Fakat hasta bir önceki gün devlet hastanesi acil servisine giderek aynı şikayet ile muayene oluyor. Sonuç olarak SGK, Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı'ndan aldığı rapora istinaden özel hastaneye idari para cezası uyguluyor. Raporda olayın iş kazası olduğunun değerlendirildiği , sağlık sunucuları iş kazası bildirimi yapmadıysa idari para cezası uygulanması gerektiği yazıyor . Rapor içeriği iş kazası değerlendirmesi ile ilgili olup sağlık sunucularının sorumluluğu veya bilmesinin mümkün olmadığı iş kazasını bildirmedi diye nasıl idari para cezası uygulanması gerektiği yazmıyor. SGK'ya itiraz ettik fakat itirazımız reddedildi. İdare mahkemelerinde dava açmak istiyoruz. İş kazası olarak bildirilmeyen hastane tarafından bilinmesi mümkün olmayan vakıalarla ilgili SGK tarafından idari para cezası verilebilir mi, hukuka uygunluğu nedir ? Bu konu ile ilgili bilgisi, tebrübesi, elinde Yargıtay Kararı olan meslektaşlar yardımcı olabilir misiniz ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :869, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : denizizm, Tarih : 06-05-2019 14:02
arkadaşlar merhaba; TYP kapsamında bir kurumda çalışan işçi işe iade davası ve sair haklarına ilişkin dava açarken ( öncesinde arabuluculuk başvurusu yaparken) İş-kur u taraf göstermeli mi? acil bir durum teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :853, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Merve Nur, Tarih : 04-05-2019 15:01
Sayın meslektaşlarım öncelikle hepinize kolay gelsin.
Batmış ve toparlamaya çalışan bir şirketin vekiliyim. Bir bankadan müvekkil şirkete ihtar çekilmiş ve çok yüklü bir miktarın 24 saat içinde ödenmesi talep edilmiş. Müvekkilim borçlarını kabul ediyor ve ödeyecek. Ancak benim kendisine süre kazandırmam gerekiyor. Bu durumda nasıl bir yol izlemem gerekiyor? Elinizde konuyla ilgili bir yargıtay kararı veya lehe kanun maddesi var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :855, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av hande, Tarih : 03-05-2019 13:22
Merhabalar,

Hukuksal karmaşıklıktan dolayı net bir cevap ve Yargıtay kararı bulamadım cevaplar için şimdiden teşekkür ederim.

İşçi A şirketinde çalışırken B şirketine geçiyor ve B şirketi işçileri işten çıkarttıktan sonra iflas ediyor. Bu dönemde açılan davalarda A ve B şirketi yönünden alt - üst işveren ilişkisi veya işyeri devrinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu tuttu. Benim müvekkilim ise dava açmamak koşulu ile A şirketinde yeniden işe giriyor ve bu şirkette C şirketine devir olduktan sonra bu dönemlere ilişkin alacakların ödenmesi ile iş sözleşmesi fesih ediliyor. Talep edilen dönem B şirketi yanında çalıştığı alacaklara ilişkin, bir çok alacak kalemi zamanaşımına uğramış ancak eski süreye tabi olan kıdem ve ihbar tazminatı yönünden henüz süre dolmadı.

Şimdi A şirketi işçinin B şirketi yanında çalıştığı dönemlere ilişkin kıdem tazminatından sorumlu (2 yıllık sınırlılık süresi kıdem açısından geçerli değil) ancak bu firma da devredildiğine göre C firmasına gidebilir miyiz? A ve C firması müşterek ve müteselsil sorumluluğu nasıl?

Buna benzer emsal davalarınız ve Yargıtay kararı paylaşırsanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :801, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Oğuzhan095, Tarih : 02-05-2019 17:22
Müvekkilim 21.03.1970 doğumlu olup 08.07.1986-30.09.1988 arası toplam 780 gün olmak üzere SSK’ya tabi olarak çalışmıştır. Ardından 02.01.1989-31.07.2011 ve 17.05.2018-28.08.2018 arası toplam 8232 gün olmak üzere Bağkur kapsamında prim ödemiştir. Müvekkil 49 yaşını doldurduğu tarihte emeklilik talebiyle SGK’ya başvurmuş, ancak müvekkilin talebi “18 yaş altında geçen 597 günlük 4/a hizmetiniz yaş hesabına dahil edilmemiştir, 9000 gün prim ödeme şartını yerine getirdiğiniz anlaşılmış olup 51 yaşını doldurduğunuz 21.03.2021 tarihinde emekli olabilirsiniz” denilerek reddedilmiştir.

Müvekkilin yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre belirlenecektir. İlgili düzenlemeye göre, 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanacak ve emekli olunacak yaş belirlenecektir. Bize göre müvekkilin 01.06.2002 tarihi itibariyle 9000 gün prim ödeme sayısına kalan süre 9 yıl 5 ay 1 gündür, 49 yaşını doldurduğu tarihte(21.03.2019) emekli olmalıdır. Çünkü 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanmasında, 18 yaşından önce SSK’ya ödenen primlerin sayılmayacağına yönelik bir düzenleme yoktur. Yargıtay 10.HD 2015/16083 E. 2018/364 K. sayılı ilamında “…eldeki davada ise, davacının 506 Sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığından 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin de 2829 Sayılı Kanun uyarınca birleştirilmesiyle 1479 Sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istediği, bu halde, davacının 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin, 1479 Sayılı Kanun'un 35 vd. maddeleri ile Geçici 10. maddesine göre, prim gün sayısı hesabında ve yaşlılık aylığı koşullarının belirlenmesinde nazara alınması gerektiği” tespitini yapmıştır.

Sizce müvekkilim bizim hesapladığımız tarihte mi yoksa Kurumun belirlediği tarihte mi yaşlılık aylığına hak kazanmalıdır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :670, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04508805 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.