Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.05. Prof. Dr. Ali Naim İnan'ı Kaybettik - Dr. Özge Yücel
16.03. Hukukçu Bilirkişilik İmkanı - Av.Dr.Yahya DERYAL
Haber Ekleyin

Yazan : Lord Mozart, Tarih : Bugün 13:33
Merhaba meslektaşlarım.Biraz araştırma yaptım ancak tam olarak bir kanaate ulaşamadım,yardım edecek meslektaşlara şimdiden teşekkür ederim. Bilindiği üzere devlet tarafından emeklilere her iki bayram öncesinde 1.000 TL olmak üzere toplamda 2.000 TL emekli ikramiyesi verilecektir.Burada sormak istediğim soru İİK gereği söz konusu ikramiyelerin haczi kabil midir? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :18, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.M.R.GENÇ, Tarih : Bugün 11:01
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Mesleğe yeni başladığımdan tereddüt ettiğim için sizin de fikrinizi almak istediğim bir olayım var. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

OLAY: iki adet tarla vasıflı taşınmazda müvekkilin babası ve iki amcası 1/3 pay sahabidir. Müvekkil yurt dışında olduğu için 15-20 yıl, amca A, taşınmazları kullanmıştır. 2016 yılında müvekkil, babasının payına ve amca A, nın uzun süreli kullanmasına karşılık tarlaları 5-6 yıl da kendisi kullanmak istediğini amca A ya iletmiş, amca A nın da şifahen oluru ile (daha önce yıllık ürün tarımı yapılan tarlalara) sulama amaçlı yaklaşık 15000 TL. masraf yaparak su getirmiş ve 2017 yılında yonca ekmiştir. (Yoncanın ekonomik ömrü ortalama 7 yıldır) Bu kez amca A, müvekkilden habersiz çok yıllık ürün olan yonca tarlasını traktörle sürmek suretiyle tahrip etmiştir. Bu arada üçüncü hissedar amca ölmüş olup, mirasçıları şehir dışında olup konu ile hiç ilgilenmemektedir.

Ayrıca aynı şekilde kullanılan üçüncü bir parsel de müvekkilin dedesi adına kayıtlı olup henüz intikal ettirilmemeştir.

Bu olayda, haksız fiil nedeniyle bu yılın ve yoncanının ekonomik ömrü olan ortalama 7 yılda alınacak ürün nedeniyle doğacak kazanç kaybını ve tarlalara su getirmek için harcanan 15000 TL. nin 1/3 ünü talep etmek istiyorum. Keza mala zarar vermek suçundan şikayeti düşündümse de, hukuk mahkemesinin, ceza davası açılması halinde bekletici mesele yapma ve bunun da uzun süreceği ihtimali nedeniyle şikayette bulunmak istemiyorum. Ayrıca zilyetlikten doğan tazminat davası mı açmalıyım?

Başka bir çıkış yolu fikri olan meslektaşlarım paylaşırsa sevinirim. Şimdiden teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :23, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : olgu, Tarih : Bugün 10:30
Merhaba,

Müvekkil şikrete bugün haciz ihbarnamesi tebliğ olmuş, borçlulardan biri ile cari ilişki mevcut ancak borca karşılık ileri keşide tarihli çek verilmiş. çekin keşide tarihi henüz gelmemiş.
Muhasebe kayıtlarında borç karşılığı çek verildiği için alacak- borç gözükmemekte.
Haciz ihbarnamesine bu durumda borçlunun alacağı yoktur diye mi cevap vermek gerekiyor. Çekin karşılığını ödersek, çeki tahsilattan çekemeyiz. Menfi tespit davası açarsak çek cirolandıysa 3. kişiyi bağalamaz.
içinden çıkamadım.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :22, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Aybars Karakırık, Tarih : Bugün 05:42
Merhaba sayın meslektaşlarım; bir davada müvekkilin taşınmazlarının üzerinden yol geçirilmesine sebep olan İmar Planı plan notlarının davaya konu taşınmazlara ilişkin kısımlarının iptal edilmesi talep edilmiş;
Bilirkişi heyeti raporunda aşağıdaki iki ifade geçmektedir:
MEKÂNSAL PLANLAR YAPIM YÖNETMELİĞİ
MADDE 33 – “(1) Çevre düzeni planı ve imar planları onaylandığı tarihten itibaren en geç on beş iş günü içinde otuz gün süreyle herkesin görebileceği şekilde idarelerce tespit edilen ilan yerlerinde asılmak suretiyle ve idarelerin internet sayfalarında eş zamanlı olarak ilan edilir.” Demektedir. Buna mukabil davaya konu olan 12.06.2015 t.t’li 1/1000 Ölçekli Pendik ilçesi Sapanbağları Mah. Revizyon Uygulama İmar Planı’nın ilana çıkış tarihi 23.07.2015 olduğu tespit edilmiştir. PLANIN 12.06.2015 OLAN TASDİK TARİHİNDEN 23.07.2015 OLAN İLANA ÇIKIŞ TARİHİ ARASINDA GEÇEN SÜRENİN 15 İŞ GÜNÜNDEN FAZLA OLDUĞU, BU BAKIMDAN PLANLAMA ESASLARINA UYGUN OLMADIĞI MÜTALAA EDİLMEKTEDİR.

sonra sonuç kısmında

…. ulaşım ve yol sürekliliği, ada boyutları ve erişebilirlik açısından bölgede yaşayan nüfusa hizmet edecek donatı alanlarının ve ulaşım altyapısının oluşturulmaya çalışıldığı, bu durumun genel olarak ŞEHİRCİLİK İLKE VE PLANLAMA ESASLARI AÇISINDAN UYGUN OLDUĞU MÜTALAA EDİLMEKTEDİR.

Bu durumda

1-)plan notları ilana çıkış tarihi açısından iptal edilecek midir?
2-)Fakat sonuç kısmında da uygun olduğu mütalaa edilmiş?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :32, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : advocati, Tarih : Dün 22:39
bütün meslektaşlarıma iyi akşamlar ve hayırlı ramazanlar dilerim. şimdiden yardımlarınız için teşekkür ederim. müvekkil tck 188/3 gereği tutuklu ve henüz davası açılmadı olay şu şekilde: müvekkil esrar kullanan birisi. arkadaşı X, müvekkilin esrar kullandığını bildiği için müvekkile gelerek arkadaşlarıyla alem yapacaklarını varsa bişeyler verir misin diyor. müvekkil arkadaşı olduğu için ve bazı işleri beraber yaptıkları için kendisi için hazırlamış olduğu esararı (içime hazır) ve gazete kalan bir içimlik esrarı arkadaşı X' e verir. arkadaşı ve komşusu olduğu için para vs. almaz. daha sonra X almış olduğu esrarı içmeyip Y adındaki şahsa satmak için pazarlık yapar ve 100 TL karşılığı anlaşır. 50 TL'sini önden almak için bankamatiğe Y ile birlikte giderler. kamera kayıtlarında para alış verişi mevcut. daha sonra kolluk tarafından X ve Y yakalanır. X malı müvekkilden Y ye satmak için aldığını, müvekkil adına esrar sattığını daha önce de müvekkil adına satış yaptığını ve müvekkilin Z adında birine de sattığını söyler. Y müvekkili tanımadığını ve X den içmek için satın aldığını söyler ve Y nin ifadesinde müvekkilin adı geçmemektedir. X in ifadesi üzerine müvekkil göz altına alınır bir güzel dayak da yer bu arada. Z de dayaktan korktuğu için kollukta olayları görüyor, ben de daha önce 50 tl karşılığı almıştım der. (Z bu arada ifadesini değiştirecek) müvekkil kimseye esrar satmadığını sattırmadığını içici olduğunu ve arkadaşı o gün istediği için parasız verdiğini söyler. evlerde arama yapıldığında müvekkilin evinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmaz. ancak dayak yedikten sonra eşi ile de manevi tehdit edilince kendi kullandığı ve başka bir yerde sakladığı ve gazete kağıdına sarılı haldeki 35 gram esrarın yerini kolluğa gösterir. Y ve Z şu an serbest müvekkil ve X TCK 188/3 Ten tutuklu
sizce müvekkili 188/3'ten kurtarma yolum var mıdır, 191 uygulanmaz mı ve etkin pişmanlık hükümleri 191 minvalinde uygun mnudur ve Yargıtay kararı sunmanız mümkün müdür. tekrardan ilgi gösteren yardımcı olan meslektaşlara teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :52, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ZAFER KİLİS, Tarih : 23-05-2018 16:29
Sevgili Meslektaşlarım,

7600 metrekare bir tarlayı almak üzere tapuya giden (S) ve (A), 10.000 Metrekare tarlanın altındaki taşınmaz satışlarında 1/2 hisseli satış olamayacağını öğrenirler. Bu nedenle alınan tarlanın S üzerine olmasına karar verirler. Yine Aynı gün (30/09/1997) kendi aralarında bir sözleşme düzenlerler. Sözleşme de; alınan yerin aslında ikisinin olduğunu, birbirlerinden izinsiz 3. kişilere satılamayacağını yazarlar.2 şahitle birlikte imzalarlar.

Aradan geçen zamanda birlikte icara verirler. gelir elde edip paylaşırlar. Bir zaman sonra (S) tarlayı Kızına satar.

Eldeki sözleşmeye aykırı davranılmıştır. Tarlayı bir başka kimsenin üzerine kaçırılmasını engelleyip, taşınmazın yarı bedelinin tahsili için ne tür bir dava açılmasını önerirsiniz.

varsa yargıtay kararı paylaşırmısınız?

Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :72, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Hukuk_Mühendisi, Tarih : 23-05-2018 10:49
Değerli meslektaşlar Müvekkil X askere gidiyor (askere gitmeden önce ciddi hastalığı olmamakla beraber zatüre-pnömoni hastası ) sonra askerde ciddi hastalanarak solunum cihazına ihtiyaç duyma aşamasına geliyor yani yoğun bakım hastası konumuna geliyor bu durumda askeriye de sağlık personelini ve komutana durumu anlatmasına rağmen GATA'ya sevkedilmiyor ve tedavi göremiyor en sonunda kendi çabalarıyla kulağında iltihap var deyip elverişsizlik raporuyla eve gönderiliyor gönderildikten sonra 75 gün ciddi hayati riskle yoğunbakımda kalıyor burdaki hizmet kusuru ve ihmal ile ilgili maddi ve manevi tazminat istemi nasıl istenmelidir ve bununla ilgili yüksek mahkeme kararları olan varsa paylaşabilirse çok memnuniyet duyarım şimdiden herkese teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :56, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : mk_akbas, Tarih : 22-05-2018 17:49
İyi Günler.
Müvekkil fazla mesailer ile ilgili işverene her sene imza VERMEMEKTEDİR.
Buna rağmen fazla mesai çalışması yapmaktadır.
Ayrıca Yaptığı fazla mesai çalışmaları ile ilgili HİÇBİR TALEBİ OLMAKSIZIN işveren kendiliğinden müvekkile serbest zaman kullandırması yapmaktadır.

Bu durum haklı feshi doğurur mu?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :111, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.güzide, Tarih : 22-05-2018 13:15
Belediyede çalışan yaklaşık 15 işçi 2009 yılında işten çıkarılmaları üzerine işe iade davası açarak davayı kazanıp işe geri dönmüşlerdir. davacı işçiler için ''... en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalı belediyeden tahsili gerektiğinin tespitine '' şeklinde hüküm kurulmuştur.

İşçiler işlerine dönmüş ancak boşta geçen süre ve diğer haklarını elde edememişlerdir.

Boşta geçen ücret alacağı 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan günümüz itibariyle alacak zamanaşımına uğramış görünüyor. İlama bağlanan alacakların 10 zamanaşımının 10 yıl olduğu düşünülürse işçilerin bu alacağı için süre hala korunmuş sayılır mı ?
okuduğum bazı kararlarda mahkemece verilen kararın bir tespit olup eda hükmünü içermediği yer almakta. Tespite ilişkin ilam da zamanaşımını değiştirmez mi ???? herkese şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :105, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AHMET01, Tarih : 21-05-2018 23:35
Değerli Meslektaşlarım,

Müvekkilin banka hesabına girilerek 62 000,00 TL. lik parası tam üç farklı banka hesabına EFT yapılarak bir hırsızlık olayı gerçekleştiriliyor. EFT yapılan hesaplar ve hesap sahipleri belli. Banka da ilk EFT’den tam iki saat sonra bilgilendirme mesajı gönderiyor. Diğer iki EFT'ler ilk EFT'den sırayla 5 ve 8 dakika sonra yapılıyor. Bilgilendirme mesajı 1, 2 dakikada gelseydi müvekkil şüphesiz bankaya telefonla anında bildirimde bulunarak belki de diğer iki EFT’yi önleyecek ve yapılan EFT için de belki zamanında bloke talebinde bulunarak karşı tarafın kullanımını engelleyecekti. Böyle bir davayı ilk defa açacağım. Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir. Banka ile beraber tespit edilmesi durumunda EFT yapanın ve aynı zamanda EFT yapılan kişilerin sorumluluğuna aynı davada gidebilir miyiz? Sonuçta EFT yapılan kişiler de haksız yere bir kazanım elde ediyorlar. Başka bir anlatımla sebepsiz zenginleşiyorlar. Bu davalarda zamanaşımı süresi ne kadar? Bankanın sorumluluğuyla ilgili Yargıtay kararı varsa paylaşır mısınız? Yapacağınız değerli katkılar için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :157, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : mehmetap, Tarih : 21-05-2018 17:37
senette şirket kaşesinin olmaması ve şirket isminin eksik yazılmış(''x oto dizayn ltd şti'' yerine sadece ''x otodizayn'' yazılmış..)
vergi numarası olarak şirket sorumlu müdürü kendi tc kimlik no.sunu yazmış
bu senet geçerli olarak takine konulabilir mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :127, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat4530, Tarih : 21-05-2018 08:35
iyi günler,
Müvekkilin ,parasına el konuluyor suçla ilişkili diye bilirkişi raporları bu yönde ama pek dayanağı yok. Müvekkil hakkındaki ceza yargıtayda bozuluyor ama müsadere kararı kesinleşiyor.Kanun yararına bozmaya gitmeyi düşünüyorum ama nasıl bir yöntem izlemeliyim bilmiyorum paranın kendi kazancı olduğunu ispat edecek belgeye sahip değilim ne şuçla ilgili bir kanıt ne de kendi kazancı olduğunu ispat edecek kanıt mevcut. Borsa oynayarak çoğaltmış ama yasadışı nelere dikkat etmeliyim elinizde yargıtay kararı var mı bu konuyla ilgili şimdiden çok teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :146, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : furkanylc, Tarih : 19-05-2018 16:11
Merhabalar. Herkese iyi günler dilerim.

Müvekkil müteahhitlik işi ile uğraşmaktadır. Diş hekimi biri ile aralarında sözlü olarak diş sağlık merkezi açmak için anlaşırlar. Anlaşmaya göre müvekkil müteahhit diş sağlık merkezinin binasını yapacak, diş hekimi ise hekimlik malzemelerini tedarik edip diş sağlık merkezini çalıştıracaktır. Kar ve zarara da ortak olacaklardır. Ancak müvekkil bina yapım işini bitirdikten sonra diş doktoru, bu anlaşmanın olamayacağını kendisinin Romanya'da diş hekimliğini okuduğunu Türkiye'de üniversitelerde denkliği olmadığı için mesleği yapamayacağını ayrıca diş sağlık merkezinin ortağı diş hekimleri haricinde olamayacağı için bu ortaklık işinin uygulamada olamayacağını anlatır. Bu süreçte diş sağlık merkezini başka 3 diş hekimiyle açmak için anlaşırlar. Hisseler bu 3 diş hekiminde olup limited şirketi olarak diş merkezini açarlar. Ancak müteahhit bu 3 diş hekimi hisselerini daha sonra başkalarına satmasın diye bunlarla öyle bir sözleşme yapayım ki eğer hisselerini başkasına satarlarsa bana ceza ödesin. Örneğin şirketin hisse sahiplerinden biri hissesini sattığı takdirde müteahhite 750.000 TL ödesin. Böyle bir sözleşme yapılabilir mi yapılırsa nasıl yapılabilir?

- Hisse sahibi 3 diş hekimi de görünürde ortak olduklarını kabul ediyor. Yani taraflar arasında uzlaşı vardır.

- Diş sağlık merkezinin bulunduğu arazi başka birine ait.

[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :152, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Selçuk ERDEVİR, Tarih : 18-05-2018 09:18
Meslektaşlarım merhabalar. Açacak olduğumuz bir “Ehliyetsizlik ve Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Sebeplerine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Davasında” yardımlarınıza ve görüşlerinize ihtiyacım var. Öncelikle; erkek çocuklar kız çocuklardan mal kaçırma kastıyla hareket ettiğinden, Vasi Atanması istemiyle açtığımız dava sonunda mahkeme tarafından kısıtlama kararı verilerek müvekkili ve erkek kardeşini vasi olarak atadı
Vesayet davası açılmadan önce; baba arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi(babaya vekaleten vasi olarak atanan diğer çocuk imzalamıştır) ile hak sahibi olduğu 4 adet bağımsız bölümü erkek çocuklarına devretmiştir. Talebimiz üzerine vesayet davasında bu taşınmazların üzerine satılamaz şerhi konulmuştu.
Ayrıca vesayet davası devam ederken; kısıtlı adayının kısıtlanmasına yönelik tespit içeren Adli Tıp Kurumu raporunun dosyaya ibraz edilmesinden (27.11.2017) iki gün sonra (29.11.2017) davayı da takip eden 4 erkek çocuk(bir tanesi diğer vasi) bir devlet hastanesinden rapor alıp çıkardıkları vekaletnameye dayanarak kısıtlı adayı babanın muvafakatiyle hak sahibi olduğu 2B arazilerin kendilerine devri için (her birine 1/4 paylar halinde) Mal Müdürlüğü’ne başvuru yaparak belirlenen satış bedelini ödeyerek devrini gerçekleştirmişlerdir.
1-) A.p.k.i. sözleşmesi ile hak sahibi olan babanın çocuklarına devrettiği taşınmazlar üzerindeki satılamaz şerhi diğer vasi çocuk tarafından terkin edilebilir mi?
2-) Gelinen bu noktada; tapu iptali ve tescili istemimi hem Ehliyetsizlik hem de Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması nedenlerine dayandırabilir miyiz?
3-) Davacı sıfatıyla kısıtlı adına mı dava açmamız lazım? Sadece bir vasinin vekaletiyle kısıtlı adına dava açabilir miyiz?
4-) Bu davaya ilişkin dikkat etmem gereken başkaca hususlar nelerdir?
Yardımlarınız için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :188, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : seyitsonmez, Tarih : 17-05-2018 18:58
Sevgili meslektaşlar.

Müvekkil yıllardır bir markayı kullanıyor, tescil ettirilmemiş. Beraber çalıştığı işçiler ve bir ortak ayrılıp şirket kuruyor ve markayı tescil ettirip kullanıyorlar.

Neler yapılabillir?

Sevgiler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :205, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 17-05-2018 01:33
Merhabalar;
2014 yılında usulsuz tutulan yoklama tutanağına istinaden o tarihten 2017 ye kadar Müvekkil şirkete tarhiyat yapılmış. Biz hem dava ile 2016/08 dönemi tahakkukları için iptal davası açtık hem de Belediyeye durumu bildirir bir dilekçe yazdık. Belediye tekrar yoklama yaparak vergiye tabi olmadığını belirtir bir tutanak tuttu ve vergilendirmenin ileriye dönük sonlandırdığını bildirir bir cevap verdi.Tahakkuk aşamasında dava içtiğimiz için yürütmenin otomatik durması gerekirken belediye 2016/07-08 dönemlerine ait ödeme emri gönderdi. Bu ödeme emrinin iptali için de dava açtık. İlk davamızda yoklama fişinin kanunun aradığı özellikleri barındırmadığı hukuka aykırı olması sebebiyle iptal kararı verilirken, ikinci davamızda 08 döneminin ilk davaya konu edildiği ve davada yoklama fişinin hukuka aykırı olması sebebiyle iptal edildiğine atıf yapılarak sadece 08. döneme ilişkin kabul kararı verildi. 07 döneminin ihbarnamesine itiraz edilmeyerek kesinleştiği ve vergilendirmenin haksız olduğu iddialarının ödeme emri aşamasında ileri sürülemeyeceğinden bu kısım için red kararı verildi.

Sayın Meslektaşlarım burada sormak istediğim evet ödeme emrinin iptali davası sebepleri kanunda sınırlı olarak gösterilmiş ancak vergilendirmeye dayanak olan yoklama fişi dahi usulsüz. Bu şekilde 3 yıl boyunca haksız yere vergilendirmeye devam edilmiş ve diğer dönemlere ilişkin itiraz dava süreleri kaçırılmıştır. Belediye ise geri dönük iptal yetkisi olmasına rağmen hatasını vergilendirmenin ileriye dönük iptali ile telafi etmeye çalışmıştır. Yoklama fişinin usulsuz ve hukuka aykırı olması iptal davası sebeplerinden "böyle bir borcun olmadığı" iddiası kapsamında sayılamaz mı ? idari işlem niteliğindeki ödeme emrinin sebep unsuru bakımından(yoklama fişi için) hukuka aykırı olmasına dayanamaz mıyız? ya da bu aşamada nasıl bir yol izlemem gerekir?

Görüşlerinizi ve tavsiyelerinizi belirtirseniz sevinirim
Şimdiden tesekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :231, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Fatih KOCATÜRK, Tarih : 16-05-2018 11:19
Merhabalar Sayın Meslektaşlarım,

Önüme bir vakıa geldi. Müvekkil, sigorta acentesi, şahıs firması var. Eşiyle boşanma aşamasında, dava hazırlığı yapıyor. Eşi işçilik alacakları talebiyle arabulucuya başvurmuş. Fiili durumda ise arada gerçekten bir iş akdi veya tam zamanlı çalışma yok. Yalnızca çocukları büyüttükten sonra arada işyerine gelip birkaç saat müvekkile yardımcı olmuş.

Ben eşlerin birbirine evlilik birliği içerisindeki bu yardımlarının iş akdi olarak değerlendirilmeyeceğini düşünüyorum ama buna ilişkin içtihat da bulamadım. Konuyla ilgili sizler ne düşünürsünüz? Daha önceden tecrübe eden var mıdır böyle bir olayı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :261, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.bilall, Tarih : 16-05-2018 11:06
Sayın üstadlarım merhaba,
Maddi hasarlı trafik kazasında, memurlarca tutulan tutanakta kusursuz olan kişinin sigorta kurumu müvekkil aleyhine oluşan kazadan doğan zararın tazmin davası açtı. Biz de Kusur oranının yeniden tespit edilmesini ve araç değer kaybının tazmini davası açmak istiyoruz.
Bu durumda karşı dava olarak açabiliyor muyuz?
Yoksa başlı başına bir dava olarak mı açmamız gerekiyor.
Son sorum da şu; Görevli mahkeme Asliye Hukuk mu? Asliye Ticaret Mahkemesi ?
şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :667, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : wellan, Tarih : 15-05-2018 22:45
Bir sorum olacak Sayın meslektaşlarım;

Nafaka ilamına aykırılık için yapılacak şikayet kapsamında 3 aylık şikayet süresi geçtiği için şikayet kapsamına dahil edilmeyen nafakaların dolaylı olarak ödendiği yönünde çıkarım yapılabilir mi? ve icra hakimi bu konuda müştekiden açıklayıcı beyan isteyebilir mi?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :274, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Batu Han, Tarih : 14-05-2018 09:54
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca müvekkilime erteleme tedbiri geldi.

Kanunda öngörülen süreler geçti, fakat aleyhine herhangi bir işlem olmadı.

İşin ilginci rahatlıkla şirket gelirlerinin kanunlara uygun şekilde elde edildiğini ispatlamak mümkün. Hatta aksi ispat edilemeyecek kadar net delillerimiz var. Çünkü alınan mal tamamen devlet kontrolünde ve devlet imtiyazında. Alış rakamları belli, satış rakamları yine belli. Kar marjı belli. Muhasebe, faturalar, mizan kusursuz...

Fakat erteleme tedbirine karşı başvurulacak hukuk yolları hakkında ne düşünüyorsunuz.

Sanıyorum ki MASAK tarafından başlatılmış veya sonuçlandırılmış bir inceleme yok. Zira süre dolmasına ve yazılı başvurumuza rağmen bir geri dönüş yapmadılar. Oysa böyle bir durum olsa re'sen bildirim yapma zorunlulukları var. Ayrıca Bilgi Edinme Kurulu'na da başvurumuz yanıtsız kaldı.

Ertelemenin Banka kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Fakat hiç bir yerden bilgi alamadığım için emin de değilim. Yine de Masak kaynaklı olsa dahi süreler doldu. Artık erteleme tedbiri hukuki değil.

Asliye Ticaret Mahkemesi, Savcılık... Kanunlarda ve ilgili yönetmeliklerde gösterilmiş net bir başvuru yolu da bulunmuyor. Düşünceniz nedir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :300, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04339790 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.