Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.05. Prof. Dr. Ali Naim İnan'ı Kaybettik - Doç. Dr. Özge Yücel
16.03. Hukukçu Bilirkişilik İmkanı - Av.Dr.Yahya DERYAL
Haber Ekleyin

Yazan : Av. Sertaç Poyraz, Tarih : Dün 13:19
Merhaba sayın meslektaşlarım.

Müvekkilim 10.09.2018 tarihinde takip etmiş olduğum dosyaya konu suçtan tutuklanıyor. Tutuklu kaldığı süre içerisinde yargılaması devam eden bir başka ceza dosyası sonuçlanıyor ve 10 ay hapis cezasına hükmediliyor.

Bildiğiniz gibi duruşmalarda savcılık görüşlerinde başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse tahliyesi talep edilebilmekte.

Bu noktada sorum şu: Müvekkilim tutuklanmasaydı koşullu salıverme ve denetimli serbestlik hükümlerinden doğrudan yararlanabilecek olduğu halde mahkemenin "tutuklamanın infazına hükümlülük nedeniyle ara verilmiş olması" gerekçesiyle tutukluluğun devamına karar vermesi usul ve yasaya uygun mudur? Eğer değilse; tutukluluğa itiraz dilekçesi harici yapmam gereken bir usul işlemi bulunmakta mıdır? (infaz savcılığına ya da hüküm verilen mahkemeye dilekçe vb.) (Kovuşturma aşamasında dosya)

Şimdiden değerli görüş ve önerileriniz için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :28, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : hülya er, Tarih : 16-01-2019 14:57
Merhaba sevgili üyeler,

Limited şirketin temsili ile ilgili sorum var.

Bir anne ve iki çocuğundan oluşan 3 ortaklı bir limited şirket. Temsile yetkili kişinin anne olacağına dair bir karar almışlar oybirliği ile.

Çocuklardan biri müvekkilim. (Çocuk dediğim yetişkin insanlar.)

1) Müvekkilim, annesinin şirketi temsilinden memnun değil. Annesinin kendisine bilgi vermeden işlemler yapmasından rahatsız. Bu nedenle ortaklar olarak şöyle bir karar almalarında sakınca var mı?

“Şirketin, S Hanım tarafından şirket kaşesi altında münferiden atacağı imza ile her konuda ancak diğer ortakların yazılı onayını aldıktan sonra, acele hallerde 3 iş günü içinde diğer ortakların onayına sunmak üzere temsil ve ilzam edeceğine, onaylanmayan kararlardan S Hanım’ın bizzat sorumlu olacağına, kararın ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesine oy birliği ile karar verilmiştir”

2) Şirketin bir kira geliri var. Bu kira 3 ortak arasında paylaşılıyor. Benim müvekkil istiyor ki şirket kira gelirinin aylık %10’u şirket harcamaları için kurumsal banka hesabına yatırılsın, (çünkü şirketin başka geliri yok) kalan miktar –vergiler düşüldükten sonra- şirket ortakları arasında payları oranında paylaşılsın. Bunu da bu şekilde karar altına almakta bir sakınca yok sanırım, değil mi?

Genel bilgilerim: 1. Sorumla ilgili olarak Ticaret Kanunu m.629, anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağını söylüyor. Bu konudaki m.371/3 temsil yetkisinin sınırlanabileceğini belirtiyor.

Saygılarımla, teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :49, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Adalet1903, Tarih : 15-01-2019 18:28
Merhaba Sayın Meslektaşlarım ,

Provakatif haberleriyle sürekli olarak kendi gibi düşünmeyen herkese saldıran , hedef gösteren malum gazete bu hafta içi yapmış olduğu bir haberinde müvekkilim aleyhine hakaret içeren ifadeler kullanmıştır . Haberi yapan gazete ve sorumluları hakkında hakaret suçundan suç duyurusunda bulunmayı düşünmekteyiz . Burada suçun faili olarak haberi yapan eser sahibini ve sorumlu olarak yazı işleri müdürünü mü göstermemiz gerekiyor , Tck 125/4'ün bizim olayımızda uygulama alanı bulacağını düşünüyoruz ancak değerli meslektaşlarımın düşüncelerini de merak ediyoruz.

şimdiden teşekkürler .
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :70, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : 14-01-2019 20:47
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil davası açmıştık.davalının aynı parsel içinde miras yoluyla ikinci bir hissesi olması dolayısıyla tapu memurları mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararını istediğimiz hisse üzerine koymadıklarından davalı davaya konu yeri 3.kişiye 335.000 tl ye satmış gözüküyor.davalı bu yeri mirasbırakandan 11.000 tl ye 2008 yılında almış gözüküyordu.hakim seçimlik hak verdi biz yeni malike karşı davaya devam hakkımızı kullandık.davalı ile yeni malik tanışıyorlar.daha önceden ticari ilişkileri olduğunu yeni davalı cevap dilekçesinde belirtmiş.ayrıca davalının kendine borcu olduğunu ve bu borca teminat olarak aldığını ve borcunu ödediğinde gayrımenkulu geri vereceğini söylemiş.hakim yeni malikin kötüniyetli olduğunu ispat etmeniz lazım diyor.hmk 125 gözönüne alındığında yeni malik eski davalının yerini almıyor mu?eğer kötüniyetin ispatı gerekiyorsa bunun kanunda düzenlenmesi gerekmez mi?eğer öyleyse tazminat şeklinde devam etmemiz daha mı iyi olurdu?bu durumda iyiniyetli olmadığı nasıl ispat edilmeli? ya da ıslahla eski davalıya yeniden rücu edebilir miyiz?saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :75, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Çağrı ŞANLIER, Tarih : 08-01-2019 14:18
Sayın Meslektaşlarım;

Kredi Garanti Fonu kapsamında kredi çekiliyor. Müvekkil ödemede temerrüde düşüyor ve banka ihtiyati haciz kararı alıp, takip başlatıyor (kredi garanti fonuna başvurmadan doğrudan takip yapıyor). Takipten 10-15 gün önce 11.10.2018 tarihli Resmi Gazetede Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlanıyor ve özetle "KGF kapsamındaki kredileri yapılandırmak zorunludur" hükmü getiriliyor. İtirazın iptali davası devam ederken, banka borcu yapılandırıyor, ancak hacizleri kaldırmıyor. İhtiyati hacze itiraz süresi de geçiyor. Teminat koyamıyoruz, çünkü bütün malvarlığında haciz var.

2016/9538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının “temerrüt, tazmin ve diğer hususlar” başlıklı 6. maddesinin 5. fıkrasına göre “Temerrüt durumunda teminatların nakde çevrilmesine ve kanuni takibe ilişkin işlemler kredi verenler tarafından yürütülür ve kredi verenlerin nakde çevrilen teminatlar ve takip neticesinde elde ettiği tahsilat, tazmin edilen kefalet oranında Kuruma aktarılır. Kanuni takip masrafları kredi veren ile Kurum arasında sağlanan kefalet oranında paylaşılır. Kurum tarafından, doğrudan Eximbank’a yönelik %100 kefalet sağlanan ihracatçı kredilerinin temerrüde düşmesi durumunda teminatların nakde çevrilmesine ve kanuni takibe ilişkin işlemler Kurum tarafından yürütülür”. Benim buradan anladığım, temerrüt durumunda önce kullandırılan kredinin, Kredi Garanti Fonundan tazmin edilmesi; sonra kredi veren tarafından, kurum adına kanuni takibe başlanması gerektiğidir.

11.10.2018 tarih ve 30562 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 162 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının 2. maddesi ile 2016/9538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 6. maddesinin 2. fıkrasına “kredi veren tarafından tazmin talebinde bulunulmadan önce, yararlanıcıya Kararın 4 üncü maddesi ile hüküm altına alınan yapılandırma kapsamında veya 15/8/2018 tarihli ve 30510 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Finansal Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yönetmelik kapsamında yapılandırma imkanı tanınmış olması gerekir.” cümlesi eklenmiştir.

Hacizlerin kaldırılması için icra müdürlüğüne dilekçe verdim, ret kararı verilmesini bekliyorum. Sürüncemede bıraktığından dolayı şikayete götürmeyi düşünüyorum. Sizce nasıl bir yol izlemeliyim?

Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :188, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Meltem ERTÜRK, Tarih : 07-01-2019 11:48
Bildiğiniz gibi Barolar vasilik kayyımlık listeleri oluşturuyor ve avukat olarak bizler de vasi/kayyım olarak seçilebiliyoruz.

Halihazırda vasilik kayyımlık listelerinde yer alan meslektaşlarım varsa uygulamaya dair bizlere verebileceğiniz tavsiyeler var mı ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :217, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avtgc, Tarih : 04-01-2019 14:12
Merhabalar,

Vergi Dairesi 3 yıldır düzenli denetlediği 1. Sınıf lokantanın %18 KDV kesmediğini %8 olduğunu görüyor ancak uyarmıyor ve mükellefte beyannamaleri %8 ten veriyor sonra Vergi Dairesi son yaptığı denetimde tutanak tutup geçmişe dönül fark KDV oranlarını ve gecikme cezası kesilmesi gerektiğini bildirdi.

Öncelikle sorum her yıl düzenli denetime tabi olduğu halde KDV oranının eksik olduğunu gören ama hiç tutanak tutmayan Vergi Dairesi mükellefe geriye dönük inceleme yapıp eksik KDV oranını ödetip gecikme cezası kesebilir mi

İkincisi böyle bir durumda son dönem için düzeltme beyannamesi verilip geçmiş yollar İçin ceza kesilmesi önlenebilir mi

Bilginiz İçin şimdiden Teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :238, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ysfziya, Tarih : 03-01-2019 12:35
Miras bırakan aracı 1962 yılında A Kolektif Şirketinden alıyor.

Noterde “mülkiyeti muhafaza kaydıyla kamyon satış senedi “düzenleniyor.
Sözleşmede yazılan bedel şirkete ödeniyor. Ancak herhangi bir ödeme belgesi müvekkillerde mevcut değil.

Araç şu an ortada yok. Trafik sicilde aracın sahibi miras bırakan olarak görünüyor ve üzerinde “mülkiyeti muhafaza kaydı” nedeniyle rehin bulunuyor.

Kolektif şirkete ilişkin ticaret sicil odasında herhangi bir kayıt yok, yalnızca ticaret sicil gazetesinde 1965 tarihinde yayınlanmış bir ilan var ancak içeriği gözükmüyor.


Aracın sürekli olarak MTV borcu birikiyor. Vergi dairesi tarafından birikmiş vergi borcu da müvekkillerden isteniyor.
Amacımız aracın hurdaya çıkarılma işlemlerini yapmak. Ancak araç üzerindeki şerh sebebiyle intikalde dahil olmak üzere hiçbir işlem yapamıyoruz.


Araç üzerindeki mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılmasını nasıl sağlayabiliriz? Buna ilişkin yasal bir yol mevcut mudur?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :267, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.mehmet.av, Tarih : 18-12-2018 12:58
Tapusu müvekkil(ve diğer mirasçılar) üzerinde olan bir gayrimenkul var.
2- Bu yerle ilgili olarak "Orman Kadastro Haritalarındaki Teknik Hataları Düzeitme İlanı" başlılı bir ilan asılıyor köy muhtarlığına.
3- Bu ilanda müvekkilin parseli ile ilgili kısımda yazan ifade şudur. "............. bu alan içerisinde Maliye Hazinesi adına orman vasfı ile kayıtlı 250 m2lik yüzölçümlü 100 parsel numaralı taşınmazın orman tahdit ve tescil sınırları içinde kaldığı,"
4- Tapu malikleri müvekkil ve diğer mirasçılar olarak gözüken gayrimenkulun niteliği tapu senedinde "ORMAN" olarak yazılı.
5- Müvekkil ve diğer mirasçılara bu gayrimenkul geçen sene babalarından intikal ediyor. Babaları da uzun yıllar tapuda malik olarak gözüküyor.
SORULAR:
1- Tapuda niteliği orman olarak yazıp da müvekkillerin malik gözükmesi ne anlama gelir?
2- Bu düzeltme ilanına karşı nasıl bir dava açabiliriz?
3- İlanda "İstanbul Kadastro Mahkemesinde" dava açılabileceği yazıyor. Ancak ben davanın gayrimenkulün bulunduğu yer kadastro mahkemesinde açılması gerektiğini düşünüyorum. Ne dersiniz?
4- Bu dava hakkında genel olarak bilgi verebilirseniz mutlu olurum.
5- İtiraz süresi dolmak üzere. Ona göre acil paylaşımlarınızı rica ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :491, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Mustafa Semih GENÇTÜRK, Tarih : 17-12-2018 19:53
İyi aksamlar sayın meslektaşlarım,

Akdi sorumluluk nedeniyle müspet zararın tazmini için dava açacağım.

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine taraf vaad borçlusunun ademi ifası nedeniyle isteyeceğim müspet zararda, sözleşme konusu evin dava günündeki değeri ve kira bedelleri hakkında hüküm verileceği yönünde kanaatim.

1)Bu bedeli belirlemek mümkün müdür? Belirsiz alacak davası açabilir miyim? Kısmi dava mı açılmalıdır?

2)2019 ocak ayında sözleşme üzerinden 10 yıl geçmiş oluyor(her ne kadar zamanaşımı sözleşme tarihinden işlemeyecekse de riske atmak istemiyorum). Yani kısmi dava açsak bilirkişi raporu gelmeden talep etmediğimiz kısım zamanaşımı riski taşıyor. Ne yapmak mantıklı olur?

3)Asıl talebi müspet zararın tazmini olan davayı terditli açıp asıl ikincil talebi sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak iade isteyebilir miyim? Sebepsiz zenginleşme hükümlerinin ruhuna ters midir bu olay?


Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :485, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : alilawyer, Tarih : 17-12-2018 13:12
Merhaba değerli meslektaşlar,
Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile, yetkili organları olmayan ve Ticaret Mahkemesinde bir davada davalı olan bir kooperatife Ticaret Mahkemesi'ndeki davada kooperatifi temsil etmek üzere kayyım olarak atandım. 2010 yılında kayyım olarak atandım, Ticaret Mahkemesi 2015 yılında kooperatif aleyhine karar verdi, tarafımca ilgili karar temyiz edildi ve 2017 yılında Ticaret Mahkemesi kararı kesinleşti.
Akabinde kayyum olarak beni atayan Sulh Hukuk Mahkemesi'ne dilekçe ile başvurarak yaptığım işe karşılık olarak bir ücret takdir edilmesini talep ettim. Sulh Hukuk Mahkemesi ek karar ile tarafıma 1.000 (yazı ile bin) TL ücret takdirine karar verdi. Ticaret Mahkemesindeki davada karşı taraf vekili için 13.640 TL vekalet ücretine hükmetmişti.

Yanlış hatırlamıyorsam kayyım ücretinin asgari ücret tarifesine göre avukatlık ücretinden az olamayacağı yönünde yargıtay kararları vardı ama yaptığım aramalarda bir türlü ulaşamadım. Bu hususta elinde yargıtay kararı olan arkadaşımız var mıdır?

Diğer bir husus da, ücret takdirine ilişkin ek kararda kanun yolu belirtilmemiş. (kararın kesin olduğu da belirtilmemiş)HMK 387 gereği İstinaf edebilirim diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz.

Cevap verme zahmetinde bulunacak arkadaşlara şimdiden teşekkür ediyorum. İyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :551, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.MC, Tarih : 17-12-2018 10:37
Merhaba,

Spor hukukunda tahkim yargılaması çerçevesinde örnek TFF hakem kurulu kararlarına ve CAS kararlarına ihtiyacım var. Yabancı olduğum bir alan olduğu için nerelerden ulaşabileceğimi bulamadım. İlgili kararlara nereden bakabileceğim konusunda ve varsa kaynak konusunda yardımcı olabilir misiniz?

Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :524, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Selçuk Kosif, Tarih : 11-12-2018 09:29
Arkadaşlar iş yeri hemşiresi aynı zamanda iş güvenliği uzmanı olarak görevlendirilebilir mi? Buna ilişkin bir yasak var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :606, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cagla, Tarih : 09-12-2018 17:08
Merhabalar. Mükerrirlere öGü infaz rejimiyle cezasını infaz eden kimsenin cezaevinden isteğe bağlı nakil hakkı yokmudur??
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :628, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.omergorkemoz, Tarih : 07-12-2018 10:48
.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :704, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Mare Nostrum, Tarih : 05-12-2018 11:20
Meslektaşlarım konu karşılıksız çeklerdeki yaprak bedeli ödemesiyle ilgili:

Tamamı karşılıksız olan çek, yaprak bedeli talep edilmeden doğal olarak aslı ile takibe koyuluyor. Borçlu icra dosyasına borcun tamamını ödeyerek borcu kapatıyor.

Müvekkil şimdi yaprak bedeli için bankaya başvurmak istiyor ama İİK.m.144 (tamamı ödenen senet borçluya verilir.) gereği çek aslını icraa dairesinden alamıyoruz.

Müvekkil bankayla görüşmüş kesinlikle çek aslını istiyoruz demişler. Yalnız Çek Kanununa baktığım zaman m.3'ün ilgili kısmı şöyle:

5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmi ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi halinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi halinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.

Takip öncesi bankaya çek ibra edildiğinde de arkasına şu cümle yazılmış banka tarafından:

...hesap bakiyesi 0 Tl'dir. .... Tl lik kısmı karşılıksızdır. Ancak takas sistemi kapsamında ödeme yapılamamıştır.

Şimdi benim merak ettiğim konu şu: Çek aslını alamıyoruz ok ama bankanın yazısında takas sistemi nedeni ile ödeme yapılmamıştır yazıyor. Bu cümleden biz zaten ibraz anında yaprak bedelini istemişiz sonucu size göre çıkar mı? Bir de yaprak bedelini alabilmek için tamamı karşılıksız olan çekler için yukarıda verdiğim madde metni gereği çek aslını illa bankaya vermemiz gerekir mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :784, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ahmeetatasoy, Tarih : 03-12-2018 12:02
Öncelikle merhabalar.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kullanıma verilen araziler için yapılan kira sözleşmeleri hangi mevzuata tabi? Olayı özetlemek gerekirse durum şu:

"Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından müvekkile bir yer kiralanıyor, ancak 10 dönüm olarak anlaşılan yerin sadece 5 dönümü kullanıma veriliyor. İhtarname çekildi, şimdi de hukuk davası açmak gerekli. Tam olarak haklar neler, tazminat istenebilir mi? Konu ile ilgili bilgisi olan biri yardımcı olursa çok memnun olurum.

Not: Stajyer Avukatım.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :855, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 03-12-2018 10:17
Merhabalar
Müvekkil Şirket hakkında vergilendirmede hata yapılarak 2014,2015,2016 yılları boyunca vergi salınmış ve 2016/10,11,12 dönemlerine ilişkin ihbarnamelere dava açılmış geri kalan dönem vergileri kesinleşmiş dava süresi kaçırılmıştır. Dava derdest iken Şirket aracına bu süresi kaçırılan dönemler için yakalamalı haciz konmuş ve araç muhafaza altına alınmış. Yargılamanın daha ilk safhalarında olunması ve ne kadar süreceği belli olmadığından Müvekkil Şirket aracı yedieminden alabilmek için yapılandırmadan faydalanarak vergi borçlarını yapılandırıyor. Dava sonucunda vergilendirmeye sebep olan yoklama fişinin gerekli unsurları barındırmaması ve hukuka aykırı olması sebebiyle dava konusu dönem ihbarnamelerinin iptaline karar verilmiştir. Yapılandırma kapsamında dava hakkından feragat edilmiş ancak malumunuz yargılamalar yıllarca aracın bu sürede yedieminde kalması büyük mağduriyet doğuracağından Müvekkil böyle bir yola başvuruyor. Şimdi ortada yoklama fişinin mevzuat ve hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koyan kesinleşmiş bir karar var. Ancak İdare yapılandırma ile dava hakkından feragat edildiği ve dava konusu dönemlerin farklı olduğu gerekçesiyle iade etmeyeceği yönünde bir karar verdi. Haciz tehdidi altında yapılandırma yapılmasına dayanarak tahsil edilen tutarların iadesini talep edebilir miyiz ? Zira söz konusu karardan sonra İdare yeni bir yoklama fişi tutarak ileriye dönük vergilendirmeyi sona erdirmiştir.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :740, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : sahinberber, Tarih : 30-11-2018 10:02
Merhaba Meslektaşlarım,

Mülteci alanında çalışan derneğimiz, mültecilerin geçici olarak konaklayacağı bir misafirhane açmayı planlamaktadır. Yaşayabileceğimiz hukuki bir sorun var mı diye araştırma yaptım ancak pek bir şey bulamadım. Benim aklıma gelmeyen hususları sizlere sormak isterim.

Önemle belirtmek isterim ki açmayı planladığımız yer bir sığınma evi değil misafirhane olacak. Sadece kadınlara da hizmet vermeyecek.

Ayrıca geçici konaklayacak mülteci misafirlere isteklerine bağlı olarak Türkçe dersleri de verilecek. Eğitim kurumu statüsüne girmez ama gözden kaçırdığım bir sınırlama yahut kontrol mekanizması var mı?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :918, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Selçuk Kosif, Tarih : 28-11-2018 17:57
Askeri Birliklerde Yabancı İşçilerin İstihdam Edilmesi Mümkün Müdür?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :881, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04052401 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.