Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.01. Ohal Süresi Uzatılmıştır - Av.Duygu Işık Behrem
Haber Ekleyin

Yazan : av.aysil, Tarih : Bugün 22:35
Merhaba.Bilgi sahibi olan meslektaşlarım yardımcı olurlarsa çok sevinirim.Sözkonusu site 7 yıllık bir site ve büyük bir Yapı firması tarafından yapılmış.Site 700 hanelik büyük bir site.Projede sözkonusu olan ortak alanlar (gym salonu,cafe,market binası) Yapı firması tarafından arsa sahiplerine bırakılmıç.Yani şöyleki sözleşmeyi görmedim henüz ancak sözleşmede daire sayısı vs.paylaşımı yapılırken ortak alanlarda arsa sahiplerine verilmiş veproje taöamlandığında evleri satarken müteahjit firma 3.kişilere buraların ortak alan olduğu ve faaliyette olacağı söylenerek daireler satılmış.Ancak buralar arsa sahipşerinin olduğu için onların keyfi nezaman oöırsa o zman açılacağı içşn açılmamış yada açılış kapanmıştır.Ve buna itibar ederek alan 3.kişş kat malikleri hiç bu sosyal tesislerden faydalanamaışlardır.Oralar site içşnde çoğunlukla atıl olarak arsa sahiplerinin gönlünün olmasını beklemektedir.Şimdi siz değerli meslektaşlara sorum;site yönetimi bu ortak alanların aslında siteye ait olması gerektiği ancak arsa sahiplerine ait olduğu için aktif olarak faydalanılamaması,ve kat malikleri kandırılarak buraların siteye ait ortak alan olduğu söylenerek satış yapışdığı gerekçesi ile yönetim oöarak fava açmak istemekteyiz.Ancak bj un nasıl ve neye dayanılarak açılacak bir dava olduğunu çol kestiremedim.Yani 150 kat malikinden imzalı onay ve akabinde de vekalet alarak tazminat davası artı ortak alanların siteye ait olmaması ve işler olmaması nedeni fairelerdensözkonusu olan değer kaybı vs. gibi gerekçeler ile dava açabilirmiyiz?Ya da sizce bu olayda nasıl bir yol izlemeliyim.Yardımcı olursanız çok sevinirim.Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :0, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Benjamin176, Tarih : Bugün 19:41
Merhaba sayın meslektaşlarım.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi yüklenicinin iflas edip kaçması üzerine ileriye etkili olarak feshedildi. Yapının yüzde 65'i tamamlanmış durumda. Yapıda, yükleniciden bağımsız bölüm satın almış 3 dükkan ve 9 daire sahibi ile 11 daireye sahip 8 arsa maliki (yüklenici ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmış olan kişiler) olmak üzere toplam 20 paydaş var. Bağımsız bölümler üzerinde kat irtifakı kurulu.

8 arsa maliki, diğer daire ve dükkan sahiplerinden kişi başı 30'ar bin TL olmak üzere toplam 360 bin TL toplayıp, kendileri de üzerlerindeki dairelerden 3'ünü vererek yeni bir yükleniciye inşaatı tamamlatmak istiyorlar. İşin değeri bu. Diğer daire sahiplerinden 7 tanesi buna tamam diyor ama 2 daire ve 3 dükkan sahibi para vermek istemiyorlar.

Bu durumda, fikir birliği içinde olan kat irtifakı sahipleri, kat mülkiyetinde olduğu gibi bir genel kurul oluşturup, binanın eksik kalan bölümünün tamamlanması için, arsa maliklerinin 3 dairelerini yükleniciye devredeceği, diğer her bir pay sahibinin ise yükleniciye 30 bin TL para vereceğine dair bağlayıcı bir karar alabilirler mi? Veya genel kurul oluşturmak dışında, bu parayı bağımsız bölüm sahiplerinden talep etmenin başka bir yolu var mıdır?

634 sayılı Kanun'un kat irtifakı ile ilgili hükümleri yeterince açık ve ayrıntılı düzenlenmemiş. Beni aydınlatacak bir Yargıtay içtihadı da bulamadım.

Değerli yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :14, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : KorayÖ, Tarih : Bugün 18:36
Merhaba sayın meslektaşlarım,

Taşınmaz satışı ile alakalı bazı sorularım var. Kitaplardaki taşınmaz satışında izlenmesi gereken sıralamaya baktığımda kıymet takdiri ve tebliği; açık arttırma ilanının tebliğinden sonra neredeyse son aşamada iken, uygulamada haciz-103 tebliği-kıymet takdiri gibi bir sıra izlenmekte.

Ancak benim anladığım izlenmesi gereken sıra; haciz, 103, mükellefiyetler listesi ve tebliği, kıymet takdiri ve tebliği, son olarak da satış ilanı ve satış. Acaba bu doğru bir sıra mı?

Yine bu minvalde kafama takılan diğer soru; kıymet takdiri haciz alacaklılara da tebliğ edilmeli ancak bazı dosyalarda haciz alacaklılar her gün artıyor. Ben her yeni haciz alacaklısına tebliğ mi yapmalıyım?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :12, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Burak Kaan, Tarih : Bugün 16:20
Merhabalar Sayın Meslektaşlarım , malum AAÜT' ye göre davanın hangi aşamasında katılırsak katılalım tam avukatlık ücretine hak kazanabilmemiz gerekir. Peki yerel mahkeme ve temyiz aşaması geçip karar düzeltme aşamasında yargılamaya vekil olarak katılan avukat için lehe karar çıkması durumunda karşı vekalet ücreti çıkar mı ? Yanıtlayan meslektaşlarıma şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :25, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.MC, Tarih : 23-11-2017 09:54
Merhaba,

İşten ayrılan işçinin yasal haklarının karşılığının senet aracılığıyla ödenmesi durumunda,bankaya yapılan açıklama kısmına bu yasal hakların detaylarının yazılması durumunda işveren açısından doğan herhangi bir vergi sorumluluğu var mıdır? Yoksa sadece ödeme yapılacak toplam tutarın mı yazılması gerekmektedir vergi sorumluluğu doğmaması için? Muhasebeciden böyle bir yönlendirme olmuş sanırım teyit etme istedim.

Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1359, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Magisnus1977, Tarih : 22-11-2017 16:04
Değerli Meslektaşlarım,

Acil hal durumuyla özel hastanede yatışlar ve tedavi giderleri SGK tarafından karşılanır mı? Kişinin prim borcu olduğundan reddedilmiş. İlgili Kanun maddesi

18 yaşını doldurmamış olan kişiler, tıbben başkasının bakımına muhtaç olan kişiler, trafik kazası halleri, acil haller, iş kazası ile meslek hastalığı halleri, bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, madde bağımlılığı tedavisine yönelik sağlık hizmetleri,[8] 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri gereğince sağlanan sağlık hizmetleri, 75 inci maddede sayılan afet ve savaş ile grev ve lokavt hali hariç olmak üzere sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmek için; [1]
a) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) ve (f) bentleri ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları hariç[6] genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısının olması,
b) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (g) bendine tabi olan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yukarıdaki bentte sayılan şartla birlikte, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilerek tecil ve taksitlendirmeleri devam edenler hariç 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması, [2]

Bu maddeye göre ve maddede geçen hariç ibaresine göre acil hallerde prim borcu olanların tedavi giderleri kurumca karşılanır mı karşılanmaz mı?

İlgilenenlere Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1336, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Atalay, Tarih : 20-11-2017 17:15
Sayın Meslektaşlarım herkese merhabalar.
Müvekkil bir ev alıyor ve tapuda eşinin üzerine yapıyor. Ancak kendi lehine evlilik devam ederken intifa hakkı tesis ediyor. Daha sonra taraflar boşanıyor. Sorum şu;
Bu intifa hakkı geçerli midir ve bu hakka dayanarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açabilir miyiz? Eski eşine karşı bu hakkını kullanabilir mi? Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1385, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : gaius, Tarih : 20-11-2017 15:55
Merhaba meslektaş arkadaşlar,

Bağlı çalışan bir avukat aynı zamanda arabulucular siciline kayıtlı olup arabuluculuk faaliyeti yürütmek isterse muhasebe, vergi açılışı, makbuz düzenlenmesi gibi işlemler kapsamında neler yapmalıdır?

Konu ile ilgili bulduğum Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının bir yazısı var. Bu yazı ile aşağıdaki özelgeyi birlikte değerlendiğirdiğimde, ücretli çalışan avukatların kendi adlarına vergi açılışı yapmalarının zorunlu olduğu sonucuna varıyorum. (Aşağıdaki metinde önemli gördüğüm yerleri kalın, altı çizili ve eğik olarak görebilirsiniz)


Alıntı:
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü


Sayı
:
77058783-105[VUK.ÖZ.16.51] - 81099
13.06.2017
Konu
:
Avukatların Arabuluculuk faaliyetinde belge düzeni.




İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, adi ortaklığınızın ortaklarından …'in arabuluculuk faaliyetinden elde ettiği kazancın, ortaklığın serbest meslek makbuzu ve serbest meslek kazanç defterini kullanarak beyan edilip edilemeyeceği hususunda Başkanlığımızdan özelge talep edildiği anlaşılmıştır.
I- 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN
Gelir Vergisi Kanununun;
- 61 inci maddesinde, "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.
Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.
Bu kanunun uygulanmasında, aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır:
...
5. Bilirkişilere, resmî arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;
...",
- 62 nci maddesinde, "İş verenler, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir.
61'inci maddenin 1 ila 6 numaralı bentlerinde yazılı ödemeleri yapanlar bu kanunda yazılı ödevleri yerine getirmek bakımından işveren hükmündedir."
hükümleri yer almaktadır.
Bunun yanı sıra, Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ücret sayılan ödemeler dışında bir ödemenin ücret olarak vergilendirilip vergilendirilmeyeceği hususu aşağıda açıklanan üç unsura göre tespit edilmekte olup, bu üç unsur birlikte varsa elde edilen gelir ücret olarak vergilendirilmekte, aksi takdirde ücretten söz etmek mümkün olmamaktadır.
1- Bir işverene tabi olma: Herhangi bir ödemenin ücret olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan ilk unsur çalışanın işverene tabi olmasıdır. İşveren, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir. Çalışanın işverene bağlılığı, fiili olabileceği gibi kanun, tüzük, yönetmelik veya sözleşmelerle de saptanmış olabilmektedir.
2- Belli bir iş yerine bağlı olma: İş yeri ticari, sınai, zirai ve mesleki bir faaliyetin yürütülmesi için tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerlerdir. Bu yerlere bağlılık, hukuki anlamda bir bağlılıktır. Hizmetin mutlaka fiilen iş yerinde yapılması zorunlu değildir.
3- Hizmetin karşılığı olarak bir ödemenin yapılması: Ödeme bir hizmet karşılığı değilse ücret sayılmasına imkân yoktur. Hizmet karşılığı olarak yapılan ödeme, nakit (haftalık, aylık v.b.), ayın (hizmet karşılığının mal olarak verilmesi) veya para ile temsil edilebilen menfaatler (konut, araç sağlanması gibi) şeklinde olabilir.
Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde, "Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.
Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır..." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kamu idare ve müesseselerinin, iktisadî kamu müesseselerinin, sair kurumların, ticaret şirketlerin, iş ortaklıklarının, derneklerin, vakıfların, dernek ve vakıfların iktisadî işletmelerinin, kooperatiflerin, yatırım fonu yönetenlerin, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabının, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları hükme bağlanmış olup, bu maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde "2. Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç);
a) 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden, %17,
b) Diğerlerinden, %20
oranında tevkifat yapılacağı düzenlemesine yer verilirken, Kanunun 96 ncı maddesinde de, vergi tevkifatının, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılacağı, kesilmesi gereken verginin ödemeyi yapan tarafından üstlenilmesi halinde bu verginin, bilfiil ödenen miktar ile ödemeyi yapanın yüklendiği verginin toplamı üzerinden hesaplanacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun;
- 2 nci maddesinde, "(1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Arabulucu: Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş bulunan gerçek kişiyi,
b) Arabuluculuk: Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini,
...",
- 7 nci maddesinde, "(1) Arabulucu yapmış olduğu faaliyet karşılığı ücret ve masrafları isteme hakkına sahiptir. Arabulucu, ücret ve masraflar için avans talep edebilir.
(2) Aksi kararlaştırılmadıkça arabulucunun ücreti, faaliyetin sona erdiği tarihte yürürlükte bulunan Arabulucu Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenir ve ücret ile masraf taraflarca eşit olarak karşılanır.",
- 9 uncu maddesinde, "(1) Arabulucu görevini özenle, tarafsız bir biçimde ve şahsen yerine getirir.",
- 14 üncü maddesinde, "(1) Başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir."
hükümleri yer almaktadır.
Konu ile ilgili olarak 26.01.2013 tarihli ve 28540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinde, arabuluculuk yoluyla hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanacak usul ve esaslar, arabuluculuk eğitimi verecek kuruluşların denetlenmesi, eğitimin süresi, içeriği ve standartları ile ilgili hususları ve yapılacak olan yazılı ve uygulamalı sınavın ilke ve kurallarının belirlenmesi, arabulucular sicilinin düzenlenmesi ve arabulucularda aranacak koşullarla, arabulucuların denetlenmesi ve izlenmesi ile ilgili hususları ve Arabuluculuk Daire Başkanlığı ile Arabuluculuk Kurulunun çalışma usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemeler yapılmıştır.
Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre;
- Arabuluculuk faaliyetinin şahsen yerine getirilmesi gereken bir faaliyet olması, arabulucular ile Adalet Bakanlığı arasında bir hizmet sözleşmesi bulunmaması, ücretlerin taraflarca doğrudan arabulucuya ödenebilmesi, bu ücret ödemeleri ile ilgili herhangi bir kayıt tutulmaması ve söz konusu ödemelerden gelir vergisi kesintisi yapılmaması hususları göz önüne alındığında, elde edilen gelirin ücretin tüm unsurlarını taşımadığı anlaşıldığından "ücret" olarak vergilendirilmemesi gerekir.
- Arabuluculuk faaliyetinin şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması ve ihtisasa dayanması nedeniyle bu faaliyet "serbest meslek faaliyeti" olarak değerlendirilmekte olup, söz konusu faaliyet için serbest meslek kazanç mükellefiyeti tesis ettirilerek elde edilen serbest meslek kazancının yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.
- Arabuluculuk ödemelerinin tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca yapılması halinde, Gelir Vergisi Kanununun 94/2-b maddesine göre %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
II- 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 172 nci maddesi ile serbest meslek erbabına defter tutma mecburiyeti getirilmiş, 210 uncu maddesinde serbest meslek erbabının serbest meslek kazanç defteri tutacağı hüküm altına alınmış, 236 ncı maddesinde ise, "Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu itibarla serbest meslek faaliyeti olarak değerlendirilen arabuluculuk faaliyetini icra edenlerin Vergi Usul Kanununun yukarıda açıklanan hükümleri uyarınca serbest meslek kazanç defteri tutması ve mesleki faaliyetine ilişkin her türlü tahsilatı için serbest meslek makbuzu düzenlemesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, başvurunuzdan, adi ortaklığınızın ortaklarından sadece …'in arabuluculuk hakkını elde ettiği anlaşıldığından, arabuluculuk faaliyetinin adi ortaklık kurmak suretiyle yürütülmesinden bahsedilemeyecek olup, adı geçen tarafından verilen arabuluculuk hizmetine ilişkin tahsilatları için kendi adına bastırdığı serbest meslek makbuzunu düzenlemesi ve yine kendi adına tasdik ettirdiği serbest meslek kazanç defterini kullanması icap etmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.


Konu hakkında bilgisi olanların cevaplarını bekler, şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1458, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Yakup AYDIN, Tarih : 18-11-2017 11:32
Değerli meslektaşlarım,

Bir icra takibi kapsamında borçlunun, annesi adına kayıtlı araçlarla iş yaptığını tespit ettik. Diğer bir deyişle, borçlu iş için kullandığı araçları annesinin adına almış. Bu nedenle borçlunun annesine İİK 89 kapsamında 1. 2. ve 3. haciz ihbarnamesi gönderdik. 3. haciz ihbarnamesinin tebliğinin ardından borçlunun annesi tarafından menfi tespit davası açıldı. Takip alacaklısı üç kişidir. Fakat menfi tespit davasında, alacaklı olan üç müvekkilimizden ikisi davalı olarak gösterilmiş, ayrıca 'diğer davalı' adı altında takip borçlusu olan kendi oğlu da davalı gösterilmiştir. Sonuç olarak, alacaklı olan müvekkillerimizden biri davanın tarafı değildir.

İİK 89/3'e göre "Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur." Bu durumda tespiti istenen husus, üçüncü kişinin takip borçlusuna herhangi bir borcu olmadığıdır. Ve davada ispatlanması gereken husus da budur.

Buna göre, takip alacaklısının/alacaklılarının bu davada davalı olarak gösterilmesinin hukuki dayanağı nedir?

Ve ayrıca, takip alacaklılarından birinin bu davada davalı olarak gösterilmemiş olmasının hukuki sonucu hakkında görüşünüz nedir?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1350, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Kemal B., Tarih : 17-11-2017 12:05
Merhabalar Değerli Meslektaşlarım

Müvekkilin hissedarı olduğu bir taşınmaz için Ortaklığın giderilmesi davası açacağım. Mesleğin henüz başında olmam ve ruhsat alalı henüz 2.5 ay olması dolayısı ise bilgi ve tecrübelerinizden müsadenizle yararlanmak istiyorum.Olaya gelirsek;

Müvekkilin hissedarı olduğu taşınmaz için 1998 yılında Kadastro Müdürlüğü'nde Aplikasyon Krokisi hazırlanmış olup içlerinden biri de müvekkil olan 4 hissedar kendi aralarında ve kadastro müdürlüğü huzurunda sınırlarını belirlemiş, ayrıca taşınmazın tam ortasından bağlı bulunduğu belediye tarafından da yol sınırı çizilerek burası fiziki olarak yola terk edilmiştir.Ancak bu terk işlemi belediyenin ödeme yapmak istememesi sebebiyle tapuda fiziki olarak gerçekleşmiş olmasa da ilgili alana yol yapılmış ve bu alan yıllardır yol olarak kullanılmıştır.

Taşınmaz ise (toplamda 450m2) 4 eşit paya bölünecek iken diğer 2 hissedarın hakkı olan toplam 225m2'den 15m2'lik bir alan sehven müvekkil ve hemen bitişiğindeki hisedarın sınırları arasında gösterilmiştir.

Yine 1998 tarihinde hissedarların her biri diğer hissedarlara hisselerinin belirtildiği alana inşaat yapmalarına muvafakat etme amacıyla notere başvurmuşlar ancak noter tarafından(yanlış anlama sebebiyle olduğunu düşünüyorum) her bir hissedar diğer hissedarlara taşınmaz üzerinde dilediği gibi inşaat yapılmasına muvafakat eder şeklinde bir muvafakatname hazırlamıştır.

Gelinen aşamada ise müvekkil tarafından hissesi üzerine 4 katlı bir bina, bitişiğindeki hissedar tarafından ise 5 katlı bir bina dikilmiş olup belediye tarafından bedeli ödenmek istenmediğinden dolayı henüz tapuda yol olarak gözükmeyen ancak fiziki olarak yol yapılmış olup halen de yol olarak kullanılan kısmın bitişiğindeki diğer 2 hissedardan biri 3 katlı bir bina dikmiş diğer hissedar ise hissesini başkasına devretmiş olup üzerinde herhangi bir muhdesat bulunmamaktadır.Taşınmaz üzerine dikilen tüm binalar ruhsatsız olup ilgili belediye tarafından hem tapuda hisse paylaşımının yapılmasının gerekmesinden hem de bedel ödenmeksizin yol olarak kullanılan arsanın tüm hissedarların rızası ile belediyeye terk edilmesinin istenmesinden dolayı ruhsat verilmemiştir.

Son durumda ise 15m2'lik alanın fazladan alındığı anlaşılmış ve de müvekkil tarafından bedelinin kendisine ödenmesi teklif edilmiş olmasına rağmen, 15m2 alanı eksik verilen hissedar tarafından bu alan karşılığı 1 daire istenmiştir.Haliyle müvekkil tarafından da bu teklif kabul edilmediğinden ortaklığın giderilmesi davası açılması istenmektedir.Bu bakımdan müsadenizle sizlere birkaç sorum olacak;

1-Ortaklığın giderilmesi davasının konusu miras sebebiyle olmadığından ve elbilriği ile değil paylı mülkiyet söz konusu olduğundan dolayı harcı maktu mudur?

2-Ortaklığın giderilmesi davası açılmasının ardından kuvvetle muhtemel bir muhdesatın aidiyeti davası açılması gerekecek, bu durumda yukarıda bahsetmiş olduğum noterden alınan muvafakatname "hissedarların her biri, diğer hissedarlara kendi hisseleri üzerinde inşaat yapılmasına muvafakat eder" şeklinde yorumlanabilir mi? Zira herkes kendi payının olduğu alan üzerine inşaat yapmış.

3-Ortaklık taksim yolu ile giderilemedi ve satış aşamasına geçildiğini düşünelim. Bu satış işlemi icra müdürlüklerinde olduğu gibi midir? Yani rayiç veya yakın bir bedelini veren çıkmazsa taşınmazın değerinin yüzde 50'si gibi bir rakama satılması mümkün müdür? Bu durumda bedelin az olmasından dolayı bir itiraz hakkı var mıdır?

4-Her bir hissedarın payı üzerindeki binalar ruhsatsız olduğu için bilirkişi tarafından ne şekilde bir değer tespiti yapılacaktır.Bu binaların ruhsatlı ve ruhsatsız olması halindeki değerleri arasında uçurum söz konusu olabilir mi?

5- Dört numaralı soruya vereceğiniz cevap "evet, muhdesat olduğu için illa değeri hesap edilir ancak bu yapılar ruhsatsız olduğu için belirlenen değer ruhsatlı değerinden oldukça düşük olur" şeklinde ise bu durumda davadan önce belediye ile ruhsat konusunda anlaşma imkanı var mıdır?

Şimdiden göstereceğiniz ilgi için çok teşekkür ederim.Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1420, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Burakefe, Tarih : 16-11-2017 12:26
Kıymetli Meslektaşlarım,

Bir müvekkilim 2012 yılında bir inşaat şirketiyle bir dairenin alımı için anlaşıyor ve taşınmaza 2014 yılında taşınıyor. ödemelerini taahhüt ettiği gibi 2015 yılının 10. ayında tamamlıyor. Ancak inşaat firması tüm uyarılara rağmen bir türlü tescil işlemini gerçekleştirmiyor, müvekkilimi sürekli oyalıyor. Müvekkilim bunun üzerine bana başvurdu. Söz konusu tapu kayıtlarına baktığımda 2016 yılının 4. ayında taşınmaz üzerine bir banka lehine ipotek tescil edildiği görülüyor. Nasıl bir yol izlemem gerekir?
Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1356, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Turhan Demiroğlu, Tarih : 16-11-2017 09:04
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (SYDV) çalışan işçilerin 6772 sayılı Kanun kapsamında olup olmadıkları, dolayısıyla ilave tediye alıp alamayacakları hususunda Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasında görüş ayrılığı vardı:

9. HD 2014/33724 E., 2016/5660 K.: “…İlave Tediye alacağının hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davalı vakfın 6772 Sayılı yasa kapsamında bir kurum ve kuruluş olmadığı, davacının İlave Tediye talep koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

22.HD 2013 / 17181, 2014 / 26269, 30.09.2014: “…Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının "kamu tüzel kişiliği" bulunmadığı ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulup özel hukuk hükümlerine tabi faaliyet gösterdiği anlaşılmakla mahkemece davalı işyerinin kamu tüzel kişiliği olduğu kabul edilerek ilave tediye alacağının kabulü de hatalı olmuştur…”

Aşağıdaki İBK ile SYD Vakıflarının "Özel Hukuk Tüzel Kişisi" kabul edildiği göz önüne alındığında, SYDV'lerin ve çalışanlarının 6772 sayılı yasa kapsamında bulunmadığı sonucuna ulaşılabilecek midir?

T.C YARGITAY
Büyük Genel Kurul
Esas: 2016 / 3
Karar: 2017 / 4
Karar Tarihi: 09.06.2017: “IV. SONUÇ: 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olup, ayrı işyeri olan bağımsız işveren oldukları, bu nedenle her vakıf için işyeri düzeyinde toplu iş sözleşmesi yetkisi verilebileceği; iş güvencesi hükümlerinden yararlanmanın ön koşullarından olan işçi sayısı tespit edilirken her vakıf yönünden sadece kendi işçi sayısının dikkate alınacağı, 09.06.2017 günlü üçüncü oturumda esas hakkında oyçokluğu ile karar verilmiştir.”
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1373, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ekinheval, Tarih : 14-11-2017 18:54
İcra dosyamızda borçlumuz A'dır.
A ile 3. kişi B arasında görülen alacak davası kesinleşmiştir.
A B'ye karşı ilamlı icra takibi başlatmıştır.
Ancak ilamlı takibe ilişkin icra emri B'ye tebliğ edilmeden, ilamdan kaynaklı A'nın alacağının dosyamıza ödenmesinin sağlanması amacıyla B'ye 89/1 haciz ihbarnamesi tebliğ ettik.
Yani bizim haciz ihbarnamemiz, icra emrinden önce tebliğ edildi.
Bu durumda B'nin ödemeyi icra dosyasına mı yoksa haciz ihbarnamesi tebliğ edilen dosyaya mı yapması gerekir?
İlamlı icra dosyasına nasıl bir bildirimde bulunmak gerekir?
(Not: İlamlı icra dosyasına da haciz koyduk ancak bizden önce başka bir dosyadan haciz var.)
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1276, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ekinheval, Tarih : 14-11-2017 18:34
Karşılıklı bir davaya ilişkin mahkeme kararında; arsa sahibinin yükleniciye 50.000-TL ödemesi koşulu ile yüklenici adına olan tapu kaydının iptali ile arsa sahibi adına tescil kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Yüklenici bizim borçlumuz, arsa sahibine bu ilamdaki alacağın icra dosyamıza ödenmesi için karar kesinleştikten hemen sonra 89/1 tebliğ ettik.

Arsa sahibi 89/1'e şu gerekçe ile itiraz etti: "Yüklenici yerine getirmesi gereken edimi henüz ifa etmediğinden şahsım nezdinde muaccel bir alacağı şu aşamada bulunmamaktadır."

Bu itiraza karşı yorumlarınız ve önerileriniz nelerdir? Zaman ayırıp yorum yapacaklara şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1223, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : edcelik, Tarih : 14-11-2017 16:37
Müvekkil ile eşi anlaşmalı olarak 2015 yılında boşanmışlar. Boşanma protokolü uyarınca müvekkil sahip olduğu g.menkulün 1/2 hissesini eşine devretmeyi taahhüt etmiş, boşanma kesinleştikten sonra karşı tarafın evde bedel ödemeksizin mevcut eşyaları kullanmasını ve oturmasını kabul etmiş bulunmaktadır. Boşanma davası kesinleştikten sonra taahhütlerini yerine getiren müvekkil karardan 4 ay sonra eski eşinin evde oturmadığını aynı zamanda evlenerek yurt dışına gittiğini öğrenmiş. Bu arada eski eşin yeniden evlenebilmek amacıyla mahkeme kararı alarak evlendiğini, yeni evliliğini gerçekleştirdikten 3 ay sonra evlendiğini bildirdiğini evliliğe rağmen nafaka almaya devam ettiğini de öğrenmiş. Ortak tapuya sahip olması sebebiyle de eşyalı fakat boş olan gayrimenkule kendisi yerleşmiş ve yaklalşık 2 yıl boyunca kira ödemeksizin bu gayrimenkulde ikamet etmiştir. Karşı taraf ecri misil ve tahliye istemiyle iki adet icra takibi başlatmıştır.Benim merak ettiğim husus ise:Müvekkilin durumu burda ne olur. Tahliye istemi kabul edilir mi, ecrimisil talebi haklı mıdır.Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1237, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Stajyer3232, Tarih : 14-11-2017 11:32
Merhabalar. Apartmanda oluşan kanalizasyon arızasının tadilatı için yönetim karar alıyor. Kat maliklerinden biri evi satacağını, bu sebeple bu tadilat işlemi için para ödemeyeceğini beyan ediyor. Diğer kat malikleri borcun büyük bir kısmını ödüyor. Kalan kısmın henüz vadesi gelmemiş durumda. Ayrıca bu ödemeyen şahıs, vasi ile temsil ediliyor. Sorularım şunlar:
1. Ödenmeyen kısım için bir an önce icra takibi başlatsam mı, yoksa borcun tamamının muaccel olmasını bekleyip dava yoluyla mı talep etsem?
2. Kanunda bahsedilen %5 gecikme faizini hangi tarihten itibaren işletmeliyim?
3. Dava açarsam bu davada Asliye Hukuk mu, yoksa Sulh Hukuk Mahkemeleri mi görevli olur?
4.Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 22. maddesinde "kanuni ipotek" hakkının kullanılabileceği hüküm altına alınmış. Bu ipoteği tapuya şerh ettirmem için yapmam gereken işlemler neler?(icra takibini kesinleştirip mahkemeden talep edebilir miyim?)
5. Şahıs vasi ile temsil edildiği için davalı olarak şahsın kendisini mi yoksa vasisini mi göstermem gerekiyor?
6. Ayrıca yöneticinin bana vekaletname çıkarması yeterli mi? Yoksa bu hususta apartman yönetimince bir karar alınması gerekir mi? Sorularım bunlar teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1168, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : 11-11-2017 16:35
Baro tarafından bir mahkum için vasi adayı olarak gösterildim.2 avukat arkadaş daha aday gösterilmiş aynı hükümlü için.Bunu kabul etmek istemiyorum.Baroyu arayınca sayın başkan sırayla gösterildiğini söyledi.Geçen yıl içerisinde başka birisi için aday bir akrabası bulunduğundan, vasilikten son anda hakkımda vasi ataması yapılmamıştı.Vasilik avukat için zorunlu mudur?Vasilikten çekinmem için ne yapabilirim?Zorla vasi olarak atanırsam ne yapabilirim?.Saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1127, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mkaya84, Tarih : 10-11-2017 22:28
Merhabalar değerli meslektaşlar;
Müvekkilerin mülkiyet sahibi olduğu ve Kentsel dönüşüm kapsamında riskli alan ilan edilen bir bölgede kamulaştırma yapılacağı gerekçesi ile 5 yıl boyunca hiçbir yapılaşmaya izin verilmiyor. Fakat 5 yıl sonra kamulaştırmadan vazgeçildiği bildiriliyor müvekkillere...
1- müvekkillerin zararı için ne tür bir dava açmalıyız?
2- Ecrimisil Davası açarsak, idareye başvuru zorunluluğu gerekir mi, gerekliyse kamulaştırmasız el atmada izlediğimiz usulü mü takip etmeliyiz?
3- Görevli mahkeme Asliye hukuk mu idare mahkemesi mi?
4- Ticari bir bölge olan söz konusu alanda olası bir tazminat durumunda zarar hesaplaması nasıl yapılacaktır?
Teşekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1091, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cansu Solak, Tarih : 09-11-2017 23:28
Merhabalar açacağım bir davada görevli mahkemeyi tayin edemiyorum, konuyla ilgili görüştüğüm asliye hukuk mahkemesi hakimleri aile mahkemesinde; aile mahkemesi hakimleri ise asliye hukukta açın diyor. Şöyle ki bir müvekkilim Türk vatandaşlığına başvuracak ve eşiyle boşanmış ve evlilik birliği içerisinde doğan ve velayeti kendisine verilen ergin olmayan kızı için de başvuruda bulunmak istiyor ancak şöyle bir sorun var ki babaya ulaşamıyoruz.

TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNUNUN UYGULANMASINA

İLİŞKİN YÖNETMELİK diyor ki;


Madde 38 (1) b-4'te diğer eşin muvafakatini şart koşuyor.
Madde 37 (5) Muvafakat verilmemesi halinde ana veya babanın mutad meskeninin bulunduğu ülkedeki hâkim kararına göre işlem yapılır.
Diyor, bu durumda hakim kararı aranıyorken hangi mahkemeye başvurmak gerekir tayin edemedim. Nüfus müdürlüğü ile görüştüm daha önce elimize böyle bir karar gelmedi dediler. Bu konuda bilgisi olan, yardım edebilecek bir üstadımın yardımına ihtiyacım var, şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1040, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : duygutaştan, Tarih : 07-11-2017 14:45
Merhabalar, ,iyi çalışmalar.Kira sözleşmesinde müteselsil kefil olan müvekkil aleyhin, asıl borçlunun(kiracının) kirayı ödememesi sebebiyle, icra takibi başlatılmıştır.Müvekkilin maaşından her ay yapılan kesintiler sonucu icra dosya borcu kapatılmıştır.Müvekkil asıl borçludan ödediği miktarı tahsil etmek istiyor.Rücu davası açmayı düşünüyoruz.
1)İcra dosyasında borçlu gösterilmeyen asıl borçluya(kiracıya) dava öncesi bildirime(borcu ödediğine dair) gerek var mıdır?
2)Her ay maaştan yapılan kesinti tarihlerinden dava tarihine değin yasal faiz talep etmek uygun mudur?
Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1002, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,16605306 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.