Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

Yazan : av.m.ceyhun tutal, Tarih : Bugün 20:49
Merhaba meslektaşlarım,

1- Arsa sahipleri ile yüklenici arasında KKİS yapılmıştır. (1997)

2- Arsa sahipleri yüklenicinin temerrüdü nedeniyle KKİS'nin feshi hakkında dava açmış ve davası kabul edilmiş ve kesinleşmiştir. (Dava tarihi 2006 - Kararın kesinleşmesi 2014)

3- Müvekkil ise 2007 yılında yükleniciden taşınmaz satın alan 3. kişiden taşınmaz satın almıştır. Müvekkilin taşınmaz satın aldığı 3. kişi yine iki numaralı bentte belirtilen davada davalı gösterilmemiştir. Zira 3. kişi de taşınmazı KKİS'nin feshi davasından sonra satın almıştır.

4- Tapuda yaşanan değişiklikler nedeni ile arsa sahipleri tarafından açılan ikinci bir tapu iptal ve tescil davası neticesinde müvekkilin, yüklenicinin halefi olduğu gerekçesi ile tapusu iptal edilmiş ve arsa sahipleri lehine tesciline karar verilmiştir.(2019)

Burada müvekkil kimlere karşı, hangi hükümlere dayanarak dava açabilir? Aşağıda şahsi kanaatlerimi de belirteceğim, değerli fikirlerinizi paylaşmanızı rica edeceğim.

Benim şahsi kanaatim müvekkil ile satım sözleşmesi yapan 3. kişi ile yükleniciye karşı, satıcının zapttan sorumluluğuna, TBK 112 vd. göre borçlu temerrüdüne ilişkin genel kurallara yahut sebepsiz zenginleşmeye dayanılabileceğini düşünüyorum.

Sizler de bu konuda değerli tecrübelerinizi ve varsa ilgili yargıtay kararlarını paylaşırsanız memnun olurum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat451, Tarih : Bugün 15:45
Sevgili meslektaşlarım, dava dilekçemiz davalıya tebliğ edilemediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dosyanın kesinleştirilip gider avansının iadesini istedik davanın açılmamış sayıldığının davalıya tebliğ yapılmadan mümkün değil dediler. Ancak davalıya zaten dava dilekçesi gönderilmedi ki açılmayan davanın kararını tebliğ etmek gereksin...buna ilişkin yargıtay kararı ya da mevzuattan herhangi bir şey var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :15, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mrrmmr, Tarih : Dün 16:43
Öncelikle iyi günler dilerim.Sorum şu belirsiz süreli iş sözleşmesiyle 5 yıl boyunca bir şirkette çalışan işçinin sözleşmesi feshediliyor.Ve iki üç gün içinde 1 yıllık belirli süreli iş sözleşmesi yapılıyor benzer bir pozisyon için.1 yıl dolunca bu sözleşme de feshediliyor.Bu durumda belirli süreli iş sözleşmesinin objektif koşulları oluşmuş mudur?Herhangi bir Yargıtay Kararına rastlayamadım.Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :49, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Burak GKÇL, Tarih : Dün 14:46
Sayın meslektaşlarım,
İcra dosyamız borçlusu olan şahsın başka bir icra dosyasında alacaklı olduğunu tespit ettik ve bu dosyadan ihtiyati haciz kararı olduğunu öğrendik.Sonrasında icra marifetiyle yatırdığı teminat miktarı üzerine haciz işlemi tesis edildi.Ancak borçlu, teminat hacizli olduğu için teminat iadesi talebinde bulunmuyor.Haczedilen teminatı tahsil edebilmek için nasıl bir işlem yapmalıyım?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :66, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

» Takpas
Yazan : Av. Abdulkerim UZUN, Tarih : 17-05-2019 11:45
Sayın meslektaşlarım TAKPAS sistemine giriş yapamıyorum. E-imza takılı olduğu halde setifika seçin uyarısı geliyor. Sebebi nedir? Aynı sorunu yaşayan var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :664, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.buğra, Tarih : 14-05-2019 13:29
icra hukuk mahk.de verilen yetkisizlik kararı istinafa konu ediliyor , borçlu/davacı taraf lehine takdir edilen vekalet ücreti de bu arada asıl ilam kesinleşmeden icra takibine konuluyor. "..asıl ilamın (yetkisizliğin) kesinleşmeden infazı da mümkün değil , tabii ki .." vekalet ücretinin kesinleşmeden takibe konulamayacağına ilişkin karar arıyorum iyi çalışmalar....
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :655, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ozkose71, Tarih : 13-05-2019 10:28
Borçlu hakkında faturaya dayalı İflas Yoluyla Adi Takip başlattık. Borçlu takibe itiraz etti. İtirazın kaldırılması ve iflas davası açtık. Yargılama sonunda mahkeme borçlu şirket hakkında depo kararı verdi. Tam bu aşamada borç tutarından ciddi bir tenzilat yaparak borçlu şirketle anlaştık. Borçlu imzalanan sulh protokolü ile borcunun bir kısmını nakit ödedi, kalan borcu için 4 yıllık vadeli senetler verdi. Biz de karşılıklı anlaşarak iflas davasını takipsiz bıraktık, yenilemedik, mahkeme açılmamış sayılmasına karar verdi. Bir yılın sonunda borçlu verdiği ilk senedi ödemedi, diğer senetler de muaccel oldu. Bu arada icra dosyası da takipsizlikten düştü. (senet tutarı alacağın küçük kısmına ilişkin olduğundan ve kambiyo senedine mahsus iflaslı takibin genel adi iflas takibinden farkı olmadığından senede dayalı iflaslı takip yapmayı düşünmüyorum)

1. Bu icra dosyasını yenileyerek yeniden iflaslı ödeme emri gönderebilir miyim? Borçlu daha önce itiraz ettiğini, itirazın kaldırılmadığını ileri sürer mi? İflas davası açmama engel bir durum olur mu ?

2. Faturaya dayalı yeni bir iflaslı takip başlatabilir miyim? Başlatırsam derdestlik itirazıyla karşılaşır mıyım?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :659, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Furkan Tanrıverdi, Tarih : 10-05-2019 12:02
Değerli Meslektaşlarım;

Müvekkil yabancı bayraklı bir gemide kaptan,dolayısıyla İş Kanunu veya Deniz İş Kanunu hükümlerine değil Borçlar Kanunu hükümlerine tabi.
İmzaladığı sözleşmeye göre 4 aylık bir çalışma süresi öngörmüşler,ancak bu sürenin ilk 2 ayı deneme süresi.

Müvekkilin sözleşmesi herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin 1.5 ay sonra sonlandırılıyor.

Yaptığım araştırmalar neticesinde 4 aylık bir sözleşmenin "deneme amaçlı iş sözleşmesi" olarak yorumlanması gerektiği,deneme amaçlı sözleşmelere ayrıca deneme süresi konulamayacağı ,dolayısıyla deneme süreli iş sözleşmelerindeki ihbarsız ve tazminatsız fesih imkanının bulunmadığı kanaatini edindim.

Ayrıca 4 aylık bir sözleşme için 2 aylık deneme süresi öngörmenin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini düşünüyorum.

Ancak "deneme amaçlı iş sözleşmesi"ne dair kanunumuzda herhangi bir düzenleme yapılmamış,sadece makalelerde geçiyor. Deneme amaçlı iş sözleşmesine referans veren bir yargıtay kararı da bulamadım.

Konuya ilişkin emsal olabilecek bir yargıtay kararı ve görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :710, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : nesrintat, Tarih : 09-05-2019 12:53
Merhabalar,

2009 yılında gerçekleşen bir olay sebebiyle müvekkillerimizin babası vefat etti.Bu sebeple idari yargıda açmış olduğumuz maddi ve manevi tazminat davasında kısmen kabul kısmen red kararı verildi. Karar taraflarca temyiz edildi. Danıştay bozma kararından sonra Mahkeme dosyada yeni bir hesap yaptırdı bozma doğrultusunda. Karar verilen rakamdan fazla bir maddi tazminat miktarı tespit edildi. Şimdi bu fazla hesaplanan kısımla ilgili ne yapabilirim acaba? Olayın 2009 yılında olması sebebiyle 1 ve 5 yıllık sürenin aşılmasına rağmen idari yargıda ulaşabileceğim bir çözüm var mıdır acaba?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :711, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : SUCCEED, Tarih : 09-05-2019 11:37
Ölünceye Kadar Bakma Akdinin İptali mümkün olmadığı takdirde tenkis talebiyle açılması gerekirken sadece terekedeki yasal miras payı olan 1/5 oranında şu şu tapuların iptali ve adına tescili talepli dava açılmış, davayı ıslah etmeyi düşünüyorum. Ancak keşif sonrası çıkacak bedel üzerinden harç tamamalattırması yaptıralacağından ve ikinci kez ıslah yapılamayacağıdan keşif sonrası mı ıslah yapmalıyım işin içinden çıkamadım ne önerirsiniz?Kendi soruma cevap vereyim bu hususta harç tamamlattırılması ıslah sayılmıyor.i
Konuyu biraz daha açmak gerekirse, muris 20 parsel taşınmazının 10 tanesini ÖKBA ile oğullarına devrediyor, geri kalan 9 taşınmazını oğullarına bağışlıyor, 1 taşınmazını ise üzerinde bırakıyor.Davayı, ÖKBA'nin örtülü bağış olduğu dolayısıyla iptali ve denkleştirmeye tabi tutulmasını mümkün olmadığı takdirde saklı paya tecavüz ve tenkis şeklinde ıslah etmeyi düşünüyorum.Ancak davayı ıslah ettiğimde zamanaşımı itirazı ile karşılaşır mıyım bilemiyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :723, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ozgesah, Tarih : 06-05-2019 15:15
Özel bir hastaneye gözünde şikayet ile gelen hasta hiçbir şekilde iş kazası olduğunu dile getirmiyor. Hastane tarafından sisteme bahçe temizlerken göze yabancı cisim kaçması olarak giriliyor. Daha sonra işveren iş kazası bildiriminde bulunuyor . İş yerinde de iki tanık özel hastaneye gidildiği gün iş kazası olduğunu söylüyor. Fakat hasta bir önceki gün devlet hastanesi acil servisine giderek aynı şikayet ile muayene oluyor. Sonuç olarak SGK, Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı'ndan aldığı rapora istinaden özel hastaneye idari para cezası uyguluyor. Raporda olayın iş kazası olduğunun değerlendirildiği , sağlık sunucuları iş kazası bildirimi yapmadıysa idari para cezası uygulanması gerektiği yazıyor . Rapor içeriği iş kazası değerlendirmesi ile ilgili olup sağlık sunucularının sorumluluğu veya bilmesinin mümkün olmadığı iş kazasını bildirmedi diye nasıl idari para cezası uygulanması gerektiği yazmıyor. SGK'ya itiraz ettik fakat itirazımız reddedildi. İdare mahkemelerinde dava açmak istiyoruz. İş kazası olarak bildirilmeyen hastane tarafından bilinmesi mümkün olmayan vakıalarla ilgili SGK tarafından idari para cezası verilebilir mi, hukuka uygunluğu nedir ? Bu konu ile ilgili bilgisi, tebrübesi, elinde Yargıtay Kararı olan meslektaşlar yardımcı olabilir misiniz ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :743, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : denizizm, Tarih : 06-05-2019 14:02
arkadaşlar merhaba; TYP kapsamında bir kurumda çalışan işçi işe iade davası ve sair haklarına ilişkin dava açarken ( öncesinde arabuluculuk başvurusu yaparken) İş-kur u taraf göstermeli mi? acil bir durum teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :730, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Merve Nur, Tarih : 04-05-2019 15:01
Sayın meslektaşlarım öncelikle hepinize kolay gelsin.
Batmış ve toparlamaya çalışan bir şirketin vekiliyim. Bir bankadan müvekkil şirkete ihtar çekilmiş ve çok yüklü bir miktarın 24 saat içinde ödenmesi talep edilmiş. Müvekkilim borçlarını kabul ediyor ve ödeyecek. Ancak benim kendisine süre kazandırmam gerekiyor. Bu durumda nasıl bir yol izlemem gerekiyor? Elinizde konuyla ilgili bir yargıtay kararı veya lehe kanun maddesi var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :730, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av hande, Tarih : 03-05-2019 13:22
Merhabalar,

Hukuksal karmaşıklıktan dolayı net bir cevap ve Yargıtay kararı bulamadım cevaplar için şimdiden teşekkür ederim.

İşçi A şirketinde çalışırken B şirketine geçiyor ve B şirketi işçileri işten çıkarttıktan sonra iflas ediyor. Bu dönemde açılan davalarda A ve B şirketi yönünden alt - üst işveren ilişkisi veya işyeri devrinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu tuttu. Benim müvekkilim ise dava açmamak koşulu ile A şirketinde yeniden işe giriyor ve bu şirkette C şirketine devir olduktan sonra bu dönemlere ilişkin alacakların ödenmesi ile iş sözleşmesi fesih ediliyor. Talep edilen dönem B şirketi yanında çalıştığı alacaklara ilişkin, bir çok alacak kalemi zamanaşımına uğramış ancak eski süreye tabi olan kıdem ve ihbar tazminatı yönünden henüz süre dolmadı.

Şimdi A şirketi işçinin B şirketi yanında çalıştığı dönemlere ilişkin kıdem tazminatından sorumlu (2 yıllık sınırlılık süresi kıdem açısından geçerli değil) ancak bu firma da devredildiğine göre C firmasına gidebilir miyiz? A ve C firması müşterek ve müteselsil sorumluluğu nasıl?

Buna benzer emsal davalarınız ve Yargıtay kararı paylaşırsanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :679, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Oğuzhan095, Tarih : 02-05-2019 17:22
Müvekkilim 21.03.1970 doğumlu olup 08.07.1986-30.09.1988 arası toplam 780 gün olmak üzere SSK’ya tabi olarak çalışmıştır. Ardından 02.01.1989-31.07.2011 ve 17.05.2018-28.08.2018 arası toplam 8232 gün olmak üzere Bağkur kapsamında prim ödemiştir. Müvekkil 49 yaşını doldurduğu tarihte emeklilik talebiyle SGK’ya başvurmuş, ancak müvekkilin talebi “18 yaş altında geçen 597 günlük 4/a hizmetiniz yaş hesabına dahil edilmemiştir, 9000 gün prim ödeme şartını yerine getirdiğiniz anlaşılmış olup 51 yaşını doldurduğunuz 21.03.2021 tarihinde emekli olabilirsiniz” denilerek reddedilmiştir.

Müvekkilin yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre belirlenecektir. İlgili düzenlemeye göre, 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanacak ve emekli olunacak yaş belirlenecektir. Bize göre müvekkilin 01.06.2002 tarihi itibariyle 9000 gün prim ödeme sayısına kalan süre 9 yıl 5 ay 1 gündür, 49 yaşını doldurduğu tarihte(21.03.2019) emekli olmalıdır. Çünkü 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanmasında, 18 yaşından önce SSK’ya ödenen primlerin sayılmayacağına yönelik bir düzenleme yoktur. Yargıtay 10.HD 2015/16083 E. 2018/364 K. sayılı ilamında “…eldeki davada ise, davacının 506 Sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığından 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin de 2829 Sayılı Kanun uyarınca birleştirilmesiyle 1479 Sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istediği, bu halde, davacının 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin, 1479 Sayılı Kanun'un 35 vd. maddeleri ile Geçici 10. maddesine göre, prim gün sayısı hesabında ve yaşlılık aylığı koşullarının belirlenmesinde nazara alınması gerektiği” tespitini yapmıştır.

Sizce müvekkilim bizim hesapladığımız tarihte mi yoksa Kurumun belirlediği tarihte mi yaşlılık aylığına hak kazanmalıdır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :549, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Müşteki Şüpheli, Tarih : 25-04-2019 16:53
Öncelikle herkese iyi günler dilerim,

Müvekkil 2007 yılında 24 gün (A) isminde bir şirkette çalışıyor. Ancak işveren veya muhasebeci tarafından bu çalışmanın ilk 22 günü (B) isimli bir şirkette gösteriliyor. Sonraki 2 gün ise asıl çalışmış olduğu (A) şirketinden gösteriliyor.

2018 yılında SGK müfettişlerinin incelemesi sonucu (B) şirketinde sahte sigortalı kişilerin olduğu gerekçesiyle müvekkilin de 22 günü iptal ediliyor ve 2010 yılında emekli olan müvekkilin bu zamana kadar almış olduğu emekli maaşını faizi ile birlikte talep ediyor. Müvekkil de zaten kendisinin (B) isimli şirkette çalışmadığını (A) şirketinde çalıştığını söylüyor.


Bu olayda hizmet tespiti davası açarsam hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddedileceğini düşünmekteyim. Farklı yerlerde gördüğüm kadarıyla hak düşürücü sürenin işe giriş bildirgesinin verilmiş olması halinde söz konusu olmadığı söylenmişse de bazı kararlarda da bu hak düşürücü sürenin kişinin işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten sonraki çalışmaları açısından ortadan kalkacağı belirtilmiş. Yani müvekkilin 24 günlük çalışmasının ilk 2 günü asıl çalışmış olduğu şirket olan (A) şirketinde gösterilip geri kalan 22 gün (B) şirketinde gösterilseydi hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktı. Ancak müvekkil önce (B) şirketinde gösterilmiş olduğundan hak düşürücü sürenin mevcut olduğunu düşünmekteyim.

Aynı zamanda müvekkil emekliliğe hak kazanıp aylık almaya başladıktan sonra(2010) da çalışmaya devam ediyor ve sosyal güvenlik destek primleri ödeniyor. Bu konuda nasıl bir yol izlemeliyim değerli görüşlerinizi, tecrübelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :739, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.murat kılıç, Tarih : 17-04-2019 08:32
Herkese Merhaba

1-) 2013 yılında açılan bir icra dosyası var. Bu dosyada A alacaklı B borçlu. Dosya derdest ve tahsilat yok.

2-) 2018 yılında açılan bir dosyası var. Bu dosyada (yukarıdaki dosyanın taraflarından bahsediyorum) B alacaklı A borçlu.

Senet vadeleri farklı ancak miktarları aynı.


A icra hukuk mahkemesine başvurarak Takas talebinde bulunuyor.

İcra Hukuk Mahkemesi hakimi bilirkişi görevlendirerek; 2018 yılında açılan ikinci takibin senedinin vade tarihi itibari itibari ile birinci takibin dosya hesabının yapılmasını istiyor.

Sorularım ;

Bildiğim kadarıyla takas talepli dava açıldığı tarih itibari ile her iki dosyanın kapak hesabı yapılarak az olan dosyanın itfa edilmiş yani ödenmiş sayılması ve fazla olan dosya borcunun devam etmesi yönünde karar verilmesi lazım.

Hakim neden böyle yapmış olabilir? Acaba B nin kendi borcu varken elindeki senedi takibe koymasının haksız olduğunamı inanıyor.

Bu durumda nasıl bir hesaplama yöntemi yapılacak?

Vekalet ücretleri takas edilemiyor. Vekalet ücretleri hakkında nasıl bir karar verilecek?

Detaylı cevap verenlere teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :714, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.m.asli, Tarih : 16-04-2019 21:09
merhaba meslektaşlarım;
Müvekkilin babası(muris) ölmeden önce kendisine ait 5 daireyi de çocuklarına satış gibi göstermek suretiyle bağışlamıştır. Ne var ki yalnızca benim müvekkilime hiç bir taşınmaz verilmemiştir. Haliyle terekede bir şey kalmamıştır. Biz de muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis davası açtık. Fakat dava açmadan önce mahkemeye mirasçılık belgesi açmak için başvurduğumuz süreçte, davalılar 2 adet taşınmazı bildiğimiz kadarıyla aileden olmayan 3. kişiye devretmişler. Dava açtığımızda tüm taşınmazlar için tedbir talep etsek de yalnızca 3 daire için tedbir koyuldu. Zira 2 daire bu süreçte (dava açılmadan 1 hafta önce) 3. kişiye satılmış olduğu için tedbir konulamadı. Mahkeme tedbir talebimize istinaden tapu kayıtları istediğinde durum ortaya çıktı. Üstelik davalılar mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerinden mahkeme ihtiyati tedbire itirazın değerlendirmesinin duruşmalı yapılmasına karar vermiştir. Bu süreçte aynı apartmanda bulunan 2 dairenin de aynı kişiye(3. kişi) satılması üstelik dava açmadan 1 hafta önce satış işlemlerinin yapılmış olması mahkemenin incelemesine tabi olacaktır elbette. Fakat bu süreçte nasıl bir yol izlemem gerekir? 3. kişinin iyiniyetli olmadığını kanıtlamam gerekecek ve bu durumda 3. kişiye karşı hukuki bir yol izleyebilir miyim? (açtığım davaya dahil edilmesini talep etmek ya da ayrı bir dava açmak vs..) şimdiden yardımlarınız için teşekkürler..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :681, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatmüzisyen, Tarih : 16-04-2019 04:00
Merhaba,kısıtlı malvarligini evlatları arasında paylaştırmak istiyor. vasinin buna onayı olmazsa bu paylaşım sozlesmesi yapılamaz mı?
Vasi ,taşınmazlari kendi kardeşlerine satmak isterse bu durum vasinin görevini kötüye kullanması suçunu olustir kaz mi ? aslinda bunu yaptığında,satın alan kardeş,evlatların miras hakkını zedelemis oluyor. Tabi ki bunun için mahkeme kararı gerekir .mahkeme böyle bir durumu zorunlu durum kabul edebilir mi?.böyle bir durum Mahkeme tarafından kötüye kullanım kabul edilmez mi?vasi ,evlatları saf dışı tutarak böyle bir satışı gerçekleştirebilir mi?

Vasi ve kardeşleri,kisitliya ait evi istediği gibi kullanıyor,kalıyor,bahçesinde piknik yapıyor.Evlatlar bunu önlemek için ne yapabilir? Vasilik görevinin kötüye kullanilmasi gerekcesiyle suç duyurusunda bulunabilir mi?bu durum kötüye kullanım sayılır mı?

Vasinin her türlü kötüye kullanımını engellemek için mahkemeden vasinin değiştirilmesini isteyebilir miyim? Bunun dışında kısıtlınin haklarını korumak için yapabileceğim başka birşey var mı?
Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :647, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.bilall, Tarih : 11-04-2019 13:09
Sayın üstadlarım merhaba.
Müvekkilim, İstanbul'da yaşıyor ve İzmir'den 1980'li yıllarda bir taşınmazın 1/2 hissesini satın alıyor. 2012 yılında diğer hisse sahibi , müvekkilime noter vasıtası ile veya şifaen bir bilgi vermeden hissesini başkasına satıyor. Yeni hissedar 2018 yılında müvekkilime izaleyi şuyu davası açıyor ve müvekkil yeni hissedardan bu dava vasıtası ile haberi oluyor. Müvekkilim, şufa davası açmak istiyor.
- Şufa davasında; eğer noter vasıtası ile bildirilmişse 3 ay veya bildirim yapılmamışsa 2 yıllık bir hak düşürücü süre var. Müvekkilim, başka bir şehirde yaşadığından, taşınmazının akıbetini bilmesi pek mümkün değil.Yeni hissedarın kötü niyetli olarak izalei şuyu davası açtığını düşünüyor. Medeni Kanun 2. maddesi'nden yola çıkarak Şufa davası açabilir mi? Bununla ilgili herhangi bir Yargıtay kararı var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :761, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04156899 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.