Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.01. Ohal Süresi Uzatılmıştır - Av.Duygu Işık Behrem
24.11. Başvuru Süresi Uzatıldı - Av.Duygu Işık Behrem
9.08. Karşılıksız Çeke Adli Para Cezası - Av. Hatun Olguner
Haber Ekleyin

Yazan : Av.Aslı Ecem Hacıahmetoğlu, Tarih : Bugün 11:48
iyi çalışmalar sayın üstadlarım ve meslektaşlarım. icra takibine konu olan bonolara karşı zaman aşımına uğramış olması nedeniyle icranın geri bırakılması istemli dava açılmışsa da borçlu borcuna karşılık alacaklıya bir adet daire vermiştir. Yapılan yargılama sonucunda bonoların zamanaşımına uğramış olduğu tatbik edilerek icranın geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar onanmıştır. Buna ilişkin olarak borçlu tarafından alacaklıya verilen daireyi yahut bedelini geri alabilmek için istirdat davası açmak istiyoruz. Konuyla ilgili görüşlerinizi paylaşırsanız benim için çok faydalı olacaktır. Saygılar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :37, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatmüzisyen, Tarih : Dün 14:47
Müvekkil şirket kendi mülkiyetine ait taşınmaza komşu taşınmazı otuz yıla yakın bir sürede kullanmaktadır. Taşınmaz devlete aittir. İmar durumuna açılmadan önce bu taşınmazda peyzaj ve çeşitli tarımsal faaliyetlerde bulunulmuştur.

Hazine bu taşınmazı TOKİ'ye devretmiş olup, müvekkil şirket bu taşınmazı geri almak istemektedir. Önceden idareden hak tespiti konusunda bir dava açılmamıştır.

Taşınmazı ihaleye katılmak dışında başka bir yoldan kazanmak mümkün müdür? Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :85, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Dr.Yahya DERYAL, Tarih : Dün 14:26
4483 sayılı Memurların Yargılanması Hakkında Kanun gereği Kaymakamlıkça yapılan soruşturma izni incelemesinde; soruşturma raporunda "suç yoktur, soruşturma izni verilmemesi gerekir" yönündeki görüşe rağmen, soruşturma izni kararı verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi, bu konuda Kaymakamlığın değil Valiliğin yetkili olduğu gerekçesiyle yetki yönünden işlemi bozmuştur.
Valilik, yeniden soruşturmacı atamadan, Kaymakamlığın görüşü ve gerekçelerini tekrarlayarak "soruşturma izni" kararı vermiştir.
1) Bu konuda yetkisiz olduğu sabit bulunan Kaymakamlık görüşünü Valiliğin aynen benimsemesi yerinde midir?
2) Yetkili merci Valilik Makamının soruşturmacı görevlendirmeden karar vermiş olması usule uygun mudur?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :75, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : eylem., Tarih : Dün 11:33
merhaba ;
taraflar 20.06.2013 yılında oto satış sözleşmesiyle araç alım satımında bulunmuşlar ve satıcı parasını almış. 06.07.2013 tarihinde aracı alan şahıs bir trafik kazası geçirerek hayatını kaybetmiş. ardından ölen tarafın kardeşi ve bir avukat tarafından aranarak kazada kusurlu olan tarafa dava açılacağı ve vekalet vermesi istenmiş. vekalet verilip dava açılmış ve 5.000 tl tazminata hükmedilmiş. fakat aracı satan kişi ben aracı satıp paramı almıştım diyerek parayı ölen kişinin mirasçılarına bırakmış. araç kullanılamaz halde ve yedieminde bulunmakta halen. aracın vergileri ve park bedeli satış noterde gerçekleşmeyip aracın devri gerçekleşmediği için hala satan taraf üzerine çıkıyor. ne yapılabilir görüşlerinizi bekliyorum
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :90, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Prestige, Tarih : 23-07-2017 10:53
Değerli Hukukçular,

Bugün tarafıma gelmiş bir uyuşmazlık ile ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Yardımlarınıza ihtiyaç duymaktayım. Biraz uzun oldu farkındayım ancak olabildiğince kısa yazmaya çalıştığımdan emin olabilirsiniz. Somut olay şu şekildedir;

------------------------------

X Ltd. Şti.'nin paydaşları sırasıyla %75 paya sahip A, %15 paya sahip B ve %10 paya sahip C'dir. X Ltd. Şti.'nin müdürü ve tek başına (münferiden) imza yetkilisi yaklaşık 10 yıldır A'dır. X Ltd. Şirketi aynı zamanda değeri yaklaşık 50 Milyon TL olan 10 adet taşınmazın ve değeri 10 Milyon TL olan taşınır (50 adet tır ve dorseleri) malın da sahibidir. Son yıllarda Şirket Müdürü ve temsilcisi olan A'nın, Şirket'in sürekli zarar ettiğini, borçları ödemekte zorlandığını söylemesi üzerine ortaklar, tedbiren 2 taşınmazın satılmasına ve mevcut borçların kapatılmasına karar vermişlerdir. İşbu karar şifahidir. Herhangi bir toplantı sonucu alınmamıştır.

Şirket maddi durumunun taşınmaz satışlarından sonra düzeldiğini sanan ortaklardan B, yaklaşık iki yıl sonra (geçtiğimiz aylarda) Konya'ya yaptığı gezi esnasında, İstanbul merkezli X Ltd. Şti.'nin Konya'da bulunan taşınmazını ziyaret etmiş ve bu taşınmazın da bir yıl kadar önce satıldığını öğrenmiştir. Oysa şifahen alınan karara göre Şirketin yalnızca Sakarya'da bulunan 2 taşınmazı satılacaktır.

Durumdan Şüphelenen B, İstanbul'a geldiğinde Şirket taşınmazlarının akıbetini araştırmış, Türkiye'nin çeşitli illerinde dağınık vaziyette bulunan 10 adet taşınmazdan 9'unun son üç yıl içerisinde farklı zamanlarda farklı kişilere satıldığını öğrenmiştir. Şirketin taşınır mallarının da akıbetinden şüphelenen paydaş B, bir acı gerçekle daha karşılaşmıştır. X Ltd. Şti.'nin maliki olduğu taşınır malların da neredeyse %90'ı yıllara sari bir şekilde elden çıkarılmıştır. Şirket defterlerini incelemeye koyulan B, satışlardan elde edilen gelirin akıbetini öğrenmek istediğinde bir kez daha şok olmuştur. Zira Şirket Müdürü ve münferiden Temsilcisi A tarafından yapılan bu satışların hiçbiri Şirket ticari defterlerinde gözükmemektedir. X Ltd. Şti.'nin evrak üzerinde halen 50 Milyon TL ederi olan 10 adet taşınmazı ve 10 Milyon TL ederi olan taşınırları bulunmaktadır.

Ayrıca ticari defterlerin incelenmesi sonucu ortaya çıkan bir diğer husus da; Şirketin yıllar içerisinde paydaş A'ya yaklaşık 20 Milyon TL borçlandırıldığıdır. Bununla birlikte banka hesaplarından kayıt dışı onlarca nakit para çekimi olduğu ve bunların da Şirket kayıtlarına işlenmediği görülmüştür. X Ltd. Şti. banka hesaplarından her gün çıkan 10 Bin TL'den 50 Bin TL'ye kadar çeşitli meblağlar ticari defterlere işlenmediği gibi, neredeyse her hafta paydaş A tarafından Şirkete para konmuş ve zaman içerisinde Şirket paydaş A'ya 20 Milyon TL borçlanmıştır.

------------------------------

Görüldüğü üzere olay bir hayli geniş ve kapsamlıdır. Neresinden başlanması gerektiği konusunda kararsızım. Aşama itibariyle bildiğim tek şey derhal paydaş A ile Şirket arasındaki temsil ilişkisinin sona erdirilmesi gerektiğidir. Aksi takdirde değeri neredeyse 15 Milyon TL olan ve elde kalan son taşınmaz da elden çıkarılacaktır. Bu ihtimalde telafisi oldukça güç olan veya mümkün olmayan bir sonuca sürüklenileceği açıktır.

Aklımda uçuşan dağınık fikirlerden biri TTK 630 kapsamında öncelikle A'nın Şirket yönetiminden el çektirilmesi. Akabinde güveni kötüye kullanmadan belki bir suç duyurusu. Ancak asıl karanlık kısım Şirket kayıtlarının (Şirketin A'ya 20 Milyon TL borçlandırılması hadisesi) nasıl düzeltileceği? Bununla birlikte; Şirketin kayıt dışı satılan varlıklarından paydaş B'ye düşen kısmı ile Şirketten kayıt dışı yapılan nakit çekimlerden doğan zararın paydaş B'ye düşen kısmının kimden, nasıl talep edileceği?

Bu hususlarda görüşlerinize ve tavsiyelerinize (yol haritasına) ihtiyaç duymaktayım.

Vakit ayırdığınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :111, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Hukukçu93, Tarih : 22-07-2017 12:33
sevgili meslektaşlarım;

bir müvekkilimin taşınmazımın içerisinden yaklaşık 40 50 cm altından hiçbir izni olmadan yan parsel sahibi tarafından elektirik hattı geçirilmiştir.belediyeye ve elektrik idaresine yapılan başvurular yan parsel sahibi adına vekaletsiz başka biri tarafından yapılmış ve elektirik mühendisine çizdirilen vaziyet planına göre müvekkilimin taşınmazı yol olarak gösterilmiştir.belediyeye yapılan başvuru cevabında özel mülkiyetten geçirilen elektrik abone hattı kablosunun belediyece verilen ruhsata esas olmadığı,beyan edilen vaziyet planının yalnış olduğu ilgilisinden izin alınması gerektiği ve 10 gün içerisinde kaldırılmasını aksi taktirde ilgili mevzuat hükümleriuygulanacaktır şeklinde cevap elmiştir..ancak bu zamana kadar hiçibir işlem yapılmamıştır.bu olayda dava açmadan önce izinsiz kazı yapan yan parsel sahibine hattın kaldırılması için ihtarname çekmelimiyim?ihtarname sonuç vermezse dava aşamasında nasıl bir yol izlemeliyim?

yardımlarınız için şimdiden tesekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :149, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : LincolnLawyer, Tarih : 21-07-2017 09:51
İyi günler meslektaşlarım.Bu konuyla ilgili araştırma yaptım ancak yeterli bilgilere ulaşamadım.Sorum şudur:
Bir arsa sahibi ile inşaat firması ,kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaparlar.Bu bina 7 katlı olacaktır.Ancak altı katı çıktıktan sonra inşaatı yapan kişi FETÖ'den cezaevine girmiştir.TMSF de bu yapıya el koymuş ve haftaya ihalesi vardır.Şimdi biz burayı alırsak ve inşaatı yapan 5yıl 10 yıl vs sonra suçsuz olduğu anlaşılıp içerden çıkarsa; bizden bir hak talep edebilir mi?Yoksa uğradığı tüm zararların tazminini faiziyle beraber devletten mi alır?Devletten alırsa sonradan devletin bize rücu etme ihtimali var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :146, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : unicorn, Tarih : 20-07-2017 22:59
1. 7 günlük ödeme emrine itiraz dilekçesi süresi içinde 2 ayrı itiraz dilekçesi verilmiş. tarih olarak önce olanda borcun tamamına, 2 gün sonra verilen ikinci itiraz dilekçesinde ise borca kısmen itiraz edilmiştir. mahkemece verilecek kararda sizce hangisi dikkate alınmalıdır?

2. taşınmazın dış cephe mantolama işlemi için başlatılan icra takibine itiraz sonucunda icranın devamına, icra inkar tazminatına ve vekalet ücretine hükmedilmiştir. bunlardan yazılı yargılama giderleri ve vekalet ücreti hüküm kesinleşmedikçe icra edilemez diye biliyorum ama yapılacak temzyiz bu icrayı tümüyle durdurur mu sizce? fikir verirseniz çok sevinirim iyi çalışmlar..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :180, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : furugferruhzad, Tarih : 19-07-2017 14:35
X belediyesi aldığı meclis kararıyla bir adet taşınmazını y adlı anonim şirkete 200 bin bedelle 2 yıl içinde tamamlanmak üzere et entegre tesisi yapılması şartıyla 2886 kanunla satıyor.Anonim şirket tesisi yapmadığı için de bu 2 yılın bitiminde yine meclis kararı alıyor ve sözleşme şartları yerine getirilmediği için aynen şu ifadeyle meclis kararında''Tapu İptali davası açılarak taşınmazın geri alınmasına tapu işlemleri için Belediye Başkanı T ye yetki verilmesine oy birliği ile karar verildi diyor.Alınan iki meclis kararı var biri taşınmazın satışı için ikincisi tapu iptal davası açılarak taşınmazın geri alınmasına şeklinde.

1-Meclisin aldığı ikinci karar usulde parelellik ilkesi gereği birinci meclis kararının iptali niteliğinde midir?Bu konuda açılmış işlemin iptali için bir idari dava yok.

2-Dava adli yargıda görülürse tapu iptali sebebi nedir ve zaman aşımı var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :202, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AHMET01, Tarih : 18-07-2017 01:07
Değerli Meslektaşlarım,

Açmış olduğumuz bir Ortaklığın Giderilmesi (Miras Nedenli) Davasında dava konusu bir adet binek otonun, varis müvekkil davacıların muvafakat etmemesine rağmen murisin vefatından beri varislerden birinin tek başına kullandığını, aracın kullanılmasının yıpranmasına sebebiyet verdiğini, kaza sonucu aracın zarar görme riskini de beraberinde getirdiğini ilgili aracın trafikte kullanılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiysek de Sayın Mahkeme “Açılan dava Ortaklığın Giderilmesi (Miras Nedenli) davası olup, ortaklığın giderilmesi davasında davanın niteliği itibariyle ihtiyat tedbir kararı verilemeyeceğinden davacı tarafın 14/07/2017 tarihli ihtiyat tedbir kararının reddine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde karar vermiştir. Bu karar uygun mudur? Karara itiraz edelim mi? Mahkeme kararını belki bir iki yıl sonra verecektir. Zira varislerden birisi Rusya’da kayıp. Araştırılıyor. Bu süre zarfında bu varisin bu aracı haksız olarak tek başına kullanmasına göz mü yumalım. Nasıl engelleyebiliriz. Bilgi ve tecrübelerinizi paylaşırsanız memnun olurum. Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :255, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ERSAN, Tarih : 17-07-2017 23:25
Merhabalar,
Tapu tahsis belgesine sahip kişinin ölmesi sonucunda ilgili belediyenin tapu tescilini eksik olarak mirasçılara tescil ettirmesi durumunda neler yapılabilir???
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :205, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Atalay, Tarih : 17-07-2017 13:13
Sayın Meslektaşlarım öncelikle herkese merhabalar.

Haksız yapıdan dolayı TMK m. 724'e ilişkin tedbir talepli tapu iptal ve tescil davası açtım. Davaya konu taşınmaz da malikleri arasında görülen "ortaklığın giderilmesi davası" sonucu satışına karar verildi.
Mahkeme tedbir talebimi "satışı durduramam, sebepsiz zenginleşme davası açılması gerekirdi gibi gerekçeyle tedbir talebimi reddetti. ben de dolayısıyla mahkemenin bu kararına itiraz edicem.

1-) Öncelikle elinizde bu duruma ilişkin bir karar var mıdır?
2-) Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :207, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatgaye, Tarih : 14-07-2017 17:17
Boşanma davasında HMUK 391 vd maddelerine göre istediğimiz ihtiyati tedbir talebi Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01/04/2013 tarih 2013/5601 Esas 2013/8913 Karar sayılı yargıtay ilamı gerekçe gösterilerek ret edildi.
Ancak bu içtihadı incelediğimde karşı oy yazısından da anlaşılacağı üzere 6100 sayılı HMK geçici 3.madde gereği ihtiyati tedbir kararının temyiz incelemesi yapılarak karar verildiği açık.
Bu içtihattan sonra 2014 tarihli YİBHGK, 21.2.2014 T., 2013/1 E., 2014/1 K. na göre ihtiyati tedbir kararlarının eski kanun olan temyiz yolu ile ele alınamayacağı geçici maddenin yeni kanuna atıf olduğu belirtilmiştir.…ihtiyati tedbir ile
ilgili kararların nihai nitelikte bir karar olup olmadığı ve bu tür kararların
temyiz edilebileceği konusunda özel bir düzenlemenin bulunup bulunmadığı
hususlarının irdelenmesi gerekir. Görüşmeler sırasında ihtiyati tedbir kararlarının
teknik olarak bir ara kararı olmayıp hem ara kararı, hem de nihai
karar niteliği taşımayan kendine özgü niteliği olan bir karar türü olduğu;
geçici nitelikteki bir nihai karar özelliğini taşıdığı şeklinde görüşler ileri
sürülmüş ise de; 1086 sayılı Kanuna göre, sadece nihai nitelikteki kararlar
ile özel yasalarla öngörülen karar türlerinin (ihtiyati haciz kararlarında
olduğu gibi) temyiz edilebileceğinin kabul edilmesi karşısında Kurul çoğunluğunca
bu görüşe itibar edilmemiştir….Anayasanın 6.maddesine göre:”
Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini
kullanamaz”. Yine Anayasanın 142.maddesine göre de: “Mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla düzenlenir”. Nitekim bu husus,6100 sayılı HMK’nun 1. maddesinde: “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Aynı ilkeye Yargıtay’ın“ Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgilidir; kıyas veya yorum yolu ile genişletilemez” Bu bakımdan mahkemelerin görev ve yetkilerinin kıyas ve yorum yoluyla genişletilmesinin olanaklı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda temyiz kanun yolunun amacı, kanunların ülke sınırları içinde yer alan bütün mahkemelerde aynı anlayışla (yeknesak)
uygulanmasını sağlamak olup, söz konusu Geçici 3.maddenin birinci fıkrası
yollamasıyla, ilk derece mahkemelerinin kararları HUMK’nun temyize
ilişkin maddelerinde belirtilen esas ve usuller çerçevesinde incelenecek ve
sonucunda sadece; onama, bozma veya düzelterek onama şeklinde karar
verilebilecek, diğer bir ifadeyle bu tür kararlara karşı istinaf yolunun açılmasını
öngören düzenlemelere ilişkin gerekçelerde belirtildiği gibi maddi ve
hukuki yanlışlıkların herhangi bir hak kaybına neden olmadan süratle düzeltilmesi
şeklinde sonuca etkili bir karar verilemeyecektir. Çünkü Yargıtay
mevcut hükümleri çerçevesinde bölge adliye mahkemeleri gibi hukukilik
denetimi yanında yerindelik denetimi yaparak ilk derece mahkemesinin
kararını kaldırıp yeniden bir karar veremeyecektir…1086 sayılı Kanunda
ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna gidilmesine yönelik herhangi
bir hüküm bulunmaması ve bu müessesenin HMK ile getirilmiş yeni bir
müessese olduğu hususları gözetildiğinde anılan maddenin bu fıkrası hükmü
uyarınca da ihtiyati tedbirler hakkında temyiz yoluna gidilebileceği hususunda
bir yorum ve uygulama yapılamayacağı da açıktır …Bu itibarla
HMK’nun 391. ve 394. maddelerinde geçen “kanun yolu” ibaresi ile kastedilenin
istinaf yolu olduğu, Geçici 3.madde yollamasının sadece HUMK’nun
temyize ilişkin hükümlerini kapsadığı ve ihtiyati tedbire ilişkin kararların
nihai nitelikte kararlardan olmadığı, ayrıca bu konuda özel bir düzenlemenin
de bulunmadığı gözetildiğinde bu tür kararların temyiz yolu kapsamında
incelenemeyeceği kanaatine varılmıştır.”SONUÇ: Yukarıda açıklanan
nedenlerle;“İlk derece mahkemelerinden verilen ihtiyati tedbir taleplerinin
reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı
temyiz yoluna başvurulamayacağına” 21.02.2014 tarihinde oy çokluğu ile
karar verildi. (YİBHGK, 21.2.2014 T., 2013/1 E., 2014/1 K.)
Bu İBHGK'na göre görevsiz olduğu sonradan tespit olunan Yargıtay 2.hukuk dairesinin kararının gerekçe gösterilmesi ve başkaca inceleme yapılmaması doğru mudur? ayrıca MK 169 a atıf yapılmış Yargıtay 2. hukuk dairesince ve boşanma davasında nafaka ve tazminat yönünden ihtiyati tedbir kararları sınırlandırılmış. (not: davalı eş,kumar bağımlısıdır bu arada)
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :276, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : GiorgioGiorgio, Tarih : 13-07-2017 01:34
Merhabalar;
Müvekkilim malvarlığında bulunan bir gayrimenkulu kendisinin ölümü halinde bir vakfa bağışlamak istiyor. İzlememiz gereken yol yöntem nedir? Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler. İyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :290, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat1801, Tarih : 12-07-2017 08:50
Tüm meslektaşlarıma iyi çalışmalar dilerim.
Yaptığımız tehiri icra talepli istinaf başvurumuz mehil vesikası sunmamıza karşın tehiri icra kararı verilmeksizin karara bağlanmıştır.

Bu durumda mehil vesikasının süresi doldu ve tehiri icra kararı getirememiş olduk.

Akabinde BAM kararı aleyhine temyiz yoluna başvurduk. Temyiz dilekçemizi de tehiri icra talepli olarak sunduk.

Şu halde yeniden mehil vesikası alarak Yargıtay'a sunmaktan başka izleyebileceğimiz bir yol yok diye düşünmekteyim.

Daha önce bu durumla karşılaşan yahut bilgisi olan değerli meslektaşlarımın yardımına ihtiyacım var. Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :381, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : güncel hukuk, Tarih : 11-07-2017 15:11
Herkese iyi çalışmalar. Müvekkil reşit olmadan önce babalık davası açmış ve sonuçlandırmıştır. Babalığın tespiti davası sonucu davamızın kabulu ile müteveffanın babalığına hükmedildi.

Müvekkil 2004 yılında vefat eden babasının mirasından yararlanmak istemektedir. Miras hakkı için açılacak davanın türü nedir dava açmadan önce yapılacak işlemler var mıdır davayı açmadan önce ya da açtıktan sonra dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir. Meslektaşlarımın yardımını bekliyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :305, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.0790, Tarih : 10-07-2017 17:29
alacaklı olduğum bir dosyadan menkul haczi gerçekleştirdim ancak muhafaza altına almayıp yediemin olarak borçluya bıraktım. Daha sonra haczettiğim malların bir kısmı 2 ayrı dosyadan haczedilmiş ve muhafaza altına alınarak 2 ayrı yediemine bırakılmış. İlk haciz bana ait ve ben malların satışını istiyorum. Ancak mallar borçlunun da adresi dahil olma üzere 3 farklı adreste bulunuyor şu an. Nasıl bir yol izlemem gerekir? Malların satışını parça parça mı yapacağım?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :330, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Sezgin Aydın, Tarih : 10-07-2017 11:47
İyi çalışmalar,

2013 yılında yapılan fiili haciz esnasında 3. şahıs istihkak iddiasında bulundu ve konu merciiye taşındı. Merci 4 yıl süre sonunda istihkak iddiasının reddine diye karar verdi. Bu süre içerisinde, işyeri iki- üç defa el değiştirmiş ve en son devralan kişi de, devraldığı şirketin alacaklısı konumunda olan kişinin alacağını temlik almak suretiyle, şirketin tüm demirbaşlarını icra vasıtasıyla temlik sözleşmesine istinaden alacağa mahsuben satın almıştır. Şirketi kısa yoldan devir almamış, tüm demirbaşlarını açık artırmayla satın almıştır.

1- Bizim daha önceden haczettiğimiz ancak İstihkak Davası nedeniyle işlemsiz kalan dosyadaki haczimizin durumu nedir ?
2- Alacağı temlik almak suretiyle şirketin devri konusunda, Tasarrufun iptali hususundaki değerli görüşleriniz nelerdir. ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :290, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : egemen48, Tarih : 09-07-2017 12:18
Merhabalar.Alacaklı olduğumuz bir icra dosyasında borçlu ltd.şti'nin pos cihazlarına ait hesapları üzerine haciz koymamız nedeniyle aynı neviden iş yaptığı başka bir şirketin pos cihazını kullanarak mallarını bu şirket üzerinden sattığını ispat ettik.Bunun üzerine pos cihazını kullandırmasına rıza gösteren şirkete 89/1 haciz ihbarnamesi gönderdik ve bu şirket de genel ifadelerle haciz ihbarnamesine itiraz etti.Bu durumda ;
1-89/1 haciz ihbarnamesine karşı itiraz eden şirket hakkında tazminat ve şikayet hakkımız mevcut mudur?Eğer tazminat hakkımız varsa bu hakkımızın dayanağı iik 89/4 ve 338.madde midir?
2-Gerek borçlu şirket gerekse 3.şahıs konumundaki şirketin her ikisinin de tüp satımı işini gerçekleştirmeleri karşısında,asıl borçlu şirkete ait kaç adet tüpün,pos cihazını kullanmasına izin veren şirketten satışını gerçekleştirdiği ve bunun da ispatının mümkün olmaması nedeniyle tazminat neye göre hesaplanacaktır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :357, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : tahsin gür, Tarih : 07-07-2017 17:11
İyi günler. Öncelikle sevgili meslektaşlarımdan bir konu hakkında yardımcı olmalarını isteyeceğim. Örnek 13'le takip başlatmış olup akabinde ödeme emrine itiraz olmuştur. Bu itiraza karşı ''itirazın kaldırılması ve tahliye'' talepli dava açtım. Ancak 30. günde dava açmış olduğum için tahliye talebimiz süreden dolayı reddedildi ve itiraz kaldırıldı. Bu durumda kiracının tahliyesini istemem için ne şekilde bir yol izlemeliyim ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :357, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,13624811 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.