Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.01. Ohal Süresi Uzatılmıştır - Av.Duygu Işık Behrem
24.11. Başvuru Süresi Uzatıldı - Av.Duygu Işık Behrem
9.08. Karşılıksız Çeke Adli Para Cezası - Av. Hatun Olguner
Haber Ekleyin

Yazan : Bronz Atlı, Tarih : Dün 19:08
X şirketi vergi dairesinde bulunan alacağını, Y isimli gerçek kişiye noterde yaptıkları temlik sözleşmesiyle hiçbir şarta ve yükümlülüğe bağlı olmaksızın devretmiştir. Buna göre;
1) Y bu temlik alacağını bir başka üçüncü kişiye temlik edebilir mi?
2) X'in iş bu temlik sözleşmesinin temelindeki hukuki ilişkide Y'nin yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle sözleşmenin iptali/borçlu olmadığının tespitine yönelik açacağı davada, X ile Y arasındaki temel ilişki irdelenir mi? Yani alacağın temlik sözleşmeleri esas hukuki ilişkiden soyut mudur? Yargıtay kararı paylaşabilecek meslektaşlarım olursa sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :27, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Ebrar Akçalı, Tarih : Dün 15:26
Merhaba, müvekkil 4 yıl önce akıl sağlığını kaybeden annesine vasi olarak atanmış, ve bu dört yıl boyunca diğer kardeşlerin hiçbir maddi desteği olmaksızın kendi başına annesinin tüm giderlerini karşılamıştır ve yaklaşık olarak kendi cebinden 50 bin TL harcama yapmıştır. Vasi olarak yerine getirdiği ve mahkemeye sunduğu yıllık gelir ve gider kayıtlarında, kendisine vasi atanan kişinin gelirinin giderlerini karşılamadığı açık olarak görülmektedir. Müvekkil annesini kaybetti ve miras paylaşımına gidilecek. Bu durumda vasi olarak kendi cebinden yapmış olduğu harcamalar tereke borcu olarak kabul edilir mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :41, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : mk_akbas, Tarih : Dün 13:36
İyi Günler Değerli Meslektaşlarım.
Müvekkil Sigorta şirketinde 3 yıldan beri Bireysel Güvence Danışmanı olarak çalışmaktadır.
2017 yılı itibariyle sigorta şirketi BİRÇOK birimini aynı çatı altında toplayacağından bahisle İŞLETMESEL KARAR aldığını beyan ediyor ve organizasyon değişikliği,yeniden yapılanma nedeniyle müvekkile önceki iş sözleşmesinden farklı yeni ek iş sözleşmesini sunuyor.
Önceki sözleşmede ''işverenin işçinin sözleşmesini feshetmesi için işçinin 3 uyarı kriteri alması'' varken; yeni ek sözleşmede ''işçinin ilk uyarıda işveren tarafından sözleşmesi feshedebilmektedir''.
Uyarı, performans olarak değelendirilmektedir.
Ayrıca fesih bildirim yazısında birleşen birimlerdeki '' uyarı kriterinin eşitlenmesi'' özellikle belirtiliyor.
Şimdi müvekkilde yeni ek sözleşmedeki bu hususu kabul etmiyor.
İşveren iş sözleşmesinin feshediyor.
Burada İşe İade davası açılabilir mi?
Bu davada nelere dikkat etmek gerek?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :35, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Hatun Olguner, Tarih : Dün 11:17
Özet:
destekten yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle bağımsız bir hak olup; ölen kimse ile davacı arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmediğinden; mirasın reddedilmiş olması, destekten yoksun kalma davasının açılmasına ve incelenip hasıl olacak sonuç uyarına esasına ilişkin karar verilmesine engel, yasal bir neden değildir.


Yazdır
Fıkra:Tümü



T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas No:2007/222
Karar No:2007/222
K. Tarihi:18.04.2007


Taraflar arasındaki 'maddi ve manevi tazminat' davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi`nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.03.2004 gün ve 2001/477 E., 2004/64 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi`nin 21.06.2005 gün ve 2005/2523-6823 sayılı ilamı ile;

(Dava trafik kazası nedeniyle maddi, manevi ve destekten yoksun kalma tazminatına ilişkindir.

Davacılardan İ., dava konusu trafik kazasında yaralandığını, ayrıca eşini kaybettiğini ileri sürerek gerek kendisinin yaralanması gerekse eşinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma, maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davacı Ş., kendisinin yaralanması ve eniştesinin ölmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, davalıların temyizi üzerine yerel mahkeme kararı vekalet ücreti yönünden düzeltmek suretiyle oyçokluğuyla onanmıştır.

Onama kararına karşı davalılar karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır. 1- Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında HUMK`un değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemleri reddedilmelidir. 2- Davalıların diğer karar düzeltme istemlerine gelince;

Davacı İ., eşinin ölümü nedeniyle fazlaya dair talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500.000.000 TL destekten yoksun kalma tazminatı istemiş, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacının zararı 40.961.488.996 TL olarak belirlenmiş, mahkemece taleple bağlı kalınarak 500.000.000 TL destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmiştir. Davacı İ., 22.02.2001 tarihli veraset ilamını dosyaya ibraz ederek talepte bulunmuş ise de mirası reddettiğinin belirlenmesi üzerine 29.06.2001 tarihli yeni veraset belgesi düzenlendiği daha sonra anlaşılmıştır. Şu durumda davacı mirası reddettiğine göre ölen eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatı istemi MK`nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmamaktadır. Aksinin kabulü halinde kendisi karşı tarafa tazminat ödemekten kurtulacak, ancak karşı taraftan ölen eşi nedeniyle tazminat alabilecektir ki bu da hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, hakkaniyete aykırıdır. Yasa ile hakkın kötüye kullanılmasına olanak verilmemelidir. O nedenle davalıların bu yöndeki karar düzeltme istemlerinin kabulü gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalılar Vekili

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, trafik kazası nedeniyle maddi, manevi ve destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

Davacılar İ., ve Ş. vekili; müvekkillerinin de içinde bulunduğu aracın, davacı İ.`nin eşi H.`nin sevk ve idaresinde iken, davalı U. tarafından kullanılan araçla çarpışması neticesinde müvekkillerinin yaralandığını, ayrıca davacı İ.`nin eşini kaybettiğini; uzman göz doktoru ve aynı zamanda cerrah olan eşi kaza nedeni ile vefat etmiş olmasa idi, gerek Türkiye`de kurmuş oldukları düzen açısından, gerekse İsviçre`den almış olduğu teklif üzerine yurtdışı yaşantıları olacağı göz önüne alındığında, müvekkili İ.`nin büyük bir destekten mahrum kaldığını ileri sürerek; her iki davacı yönünden maddi ve manevi tazminat taleplerinin yanı sıra, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile davacı İ. için 500.000.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının, davalılardan müştereken ve müteselsilen olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili; davacı İ.`nin eşini olayda 5/8 kusurlu olduğunu, aynı zamanda tıp doktoru olan davacının, ölen eşin desteğine ihtiyaç duymayacak ölçüde gelire sahip bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunu benimsemek suretiyle ve davacı İ.`nin destekten yoksunluk sebebiyle nihai ve gerçek zararının 40.961.488.996 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle, her iki davacının diğer maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü yanında, 'davacının talebi ile bağlı kalınarak 500.000.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının 28.01.2001 olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı İ.`ye verilmesine dair verdiği karar; Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenle bozulmuş, Yerel Mahkemece 'destekten yoksun kalma tazminatının bağımsız bir hak olup, doğrudan doğruya desteğini yitirenlerin kişiliğinden doğduğu, mirasçılık niteliğine bağlı bulunmadığı ve bu itibarla mirasın reddinin de destekten yoksun kalma tazminatını etkilemeyeceği' gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Davacıların da içinde bulunduğu aracın sürücüsü ve aynı zamanda davacılardan İ.`nin eşi olan H:`nin dava konusu trafik kazasında vefat etmiş olması ve davacıların da yaralanması nedeniyle; kazaya karışan diğer aracın sürücüsü ve kayıt maliki davalılar aleyhine maddi, manevi ve destekten yoksun kalma tazminatı talebi ile görülmekte olan dava açılmış; davacı İ. Kendisinin de mirasçı bulunduğu 22.02.2001 tarihli yeni veraset belgesi düzenlendiği ve bu veraset ilamına göre mirasçı olmadığı daha sonra anlaşılmıştır.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle uyuşmazlık; destekten yoksun kalma tazminatının, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olup olmadığı; dolayısıyla davacı İ.`nin, ölen eşin mirasını reddetmiş olmasının, destekten yoksun kalma tazminatı verilmesine engel yasal bir neden oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin yasal düzenleme ve bu tazminatın hukuki niteliğinin üzerinde durulmasında yarar vardır.

Destekten yoksun kalma tazminatı, 818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 45/2. maddesinde düzenlenmiş olup, 'Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir' şeklinde hükme bağlanmıştır.

Bu maddede, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak her haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.

Yasa metninden de anlaşılacağı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş söyleyişle amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.

Şu hale göre; 'destek' sayılabilmek için, yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterlidir. Destek kavramının dayanağı hukuksal bir ilişki değil, eylemli bir durum olduğundan, akrabalığa ve yasanın nafaka ile miras ilişkisi hakkındaki hükümlerine dayanmaz.

Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu`nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde; 'Destekten yoksun kalma tazminatı eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamın, desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat türü olduğu' vurgulanmıştır.

Yine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 21.04.1982 gün, 1979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında; 'BK`nın 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devem edeceğinin anlaşılması yeterli görülür' ilkesi benimsenmiştir.

O halde, destekten yoksun kalma tazminatı ölüm ile ortaya çıkmasına rağmen, miras bırakanın şahsından doğan ve mirasçılara geçen bir hak değil, doğrudan bu kimselerin kendisinden doğan bağımsız bir haktır.

Diğer bir ifadeyle, destekten yoksun kalma tazminatı niteliği itibariyle; üçüncü kişilere, desteğin gelir ve yardımından yoksun kalmaları nedeniyle tanınmış, bağımsız bir hak olup, mirasçılık sıfatı ve miras hukuku ile ilgisi yoktur. Çünkü bu hak, mirasçılık sıfatından değil, eylemli olarak destek olanın ölümü nedeniyle, onun gelir ve yardımından yoksun kalma ya da farazi destek olma olgusundan kaynaklanmaktadır (HGK 25.05.1984 gün, E: 1982/9-301, K: 1984/619).

Bu itibarla Borçlar kanunu`nun 45/2. maddesinde desteğin yardımından yoksun kalan 'diğer kimseler' tabirinden, ölenle aralarında yakın ilişki bulunan anası, babası, eşi, çocukları, kardeşleri, nişanlısı, hatta evlilik dışı birlikte yaşadığı kimsenin anlaşılması gerektiği; miras hukuku ile ilgili olmadığı için de mirasçı olmak veya ölen yönünden nafaka borçlusu bulunmak zorunluluğunun bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır (Turgut Uyar, Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Ankara 2003, 2. Cilt, s. 2062). Bu haliyle maddenin ikinci fıkrasında, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kimseler yönünden herhangi bir sınırlama yapılmadığı ve müteveffanın yardımdan mahrum kalma esasının kabul edildiği kuşkusuzdur.

Sonuç olarak, destekten yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle bağımsız bir hak olup; ölen kimse ile davacı arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmediğinden; mirasın reddedilmiş olması, destekten yoksun kalma davasının açılmasına ve incelenip hasıl olacak sonuç uyarına esasına ilişkin karar verilmesine engel, yasal bir neden değildir.

Somut olayda; davacı İ., trafik kazasında ölen H.`nin eşidir. Baştan beri yapılan açıklamalar ve değinilen ilkeler itibariyle, ölenin yakını olan davacının, ölen eşin mirasını reddetmiş olması, eş söyleyişle mirasçı sıfatını taşımaması, destekten yoksunluk talebinde bulunmasına engel değildir.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, mirası reddeden davacı İ.`nin destekten yoksun kalma davasının incelenip, esasına ilişkin karar verilmesi gerektiği yönündeki direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

Ne var ki hükmedilen destekten yoksun kalma tazminatı yönünden işin esası incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daire`ye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun bulunduğundan, davalı vekilinin tazminat yönünden işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. HUKUK DAİRESİ`NE GÖNDERİLMESİNE, 18.04.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :45, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : siloos, Tarih : 28-04-2017 10:44
Merhabalar,

Müvekkil bir inşaat firması olup, konut yapan bir müteahhide mal vererek karşılığında bir adet konut niteliğinde taşınmaz satın almış ve tapuda üzerine geçirmiştir.

Taşınmaz inşaatı devam ederken (kabası bitmiş içi devam ederken) 2009 yılında müvekkil X Kişisine Tapu müdürlüğünde usulüne uygun olarak taşınmazı satmıştır.

Ancak müteahhidi, taşınmazı bitirememiş ve kaçmıştır.
Şimdi müvekkilin taşınmazı sattığı şahıs, taşınmazın bitirilemediğinden bahisle 2016 yılında tapu iptal ve tescil davası ile kira bedelinin tahsilini tarafımızdan ve müteahhitten müşterek olarak talep etmektedir.

Müvekkilin bu noktada iyi niyetli olduğu aşikardır.
Yine de sorumluluğu var mıdır diye araştırdığımda aleyhe yorumlarda görmüş bulunmaktayım.

Bu konudaki yorum ve bilginizi benimle paylaşırsanız sevinirim.

Şimdiden Teşekkürler
İyi Çalışmalar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :78, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cagla, Tarih : 27-04-2017 08:24
merhabalar bilindiği üzere yabancının iadesi konusunda nıhaı kararı veren mercii bakanlar kurulu idi. mevcut durum ne yönde değişti ve ya değişti mi bilgisi olan varmı tesekkurler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :97, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : HASAN ÖZTÜRKMEN, Tarih : 26-04-2017 15:02
Bir internet sitesindeki haberde haber içeriği ile ilgisi olmayan müvekkil şirkete ait yanlış görsel kullanılarak müvekkilin ticari itibarı zedelenmiştir.Maddi ve manevi tazminat davasında ölçüler nedir?hangi kriterlere göre dava açılmalıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :120, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ekinheval, Tarih : 26-04-2017 12:58
İlamlı icra takibi dosyasına teminat mektubu sunmuştuk.
Karar yaklaşık 1 yıl önce kesinleşti ancak alacaklı taraf dosya üzerine başka dosyadan konulan haciz nedeniyle şikayet isteminde bulunduğundan bu davası bitene kadar yaklaşık 1 yıl boyunca mektubu paraya çevirmedi. Bu 1 yıllık sürede işleyen faizden tarafımızın sorumlu olması hakkaniyete uygun gelmiyor. Bu konuda ne tür bir talepte bulunabiliriz.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :134, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Melisg.unlu, Tarih : 26-04-2017 09:34


Merhaba sayın meslektaşlar,
Vekili olduğumuz dosyada müvekkil dava devam ederken alacağı temlik etti. Dolayısı ile dosyayı vekil olarak takip edemiyoruz ancak temlik anına kadarki vekalet ücretini müvekkilden almak istiyoruz.Ayrıca yaptığımız araştırmalarda, karşı vekalet ücretini
de temlik alan vekilinin alması gerektiğini ifade eden yorumlar gördük. Bizce Av.Kanunu'na göre karşı vekalet ücreti temlik edilemeyeceğinden buna hak kazanmamız gerekir. Bu konudaki fikirlerinizi ve varsa tecrübelerinizi öğrenmek isteriz. Şimdiden cevaplarınız için teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :138, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : St.Av.Osman Erdal, Tarih : 26-04-2017 09:00
İş mahkemesinde görülen dava da işçi, asıl işveren ve son alt işverene yönelik kıdem tazminatı talebinde bulunmuş ve kazanmış.

müvekkil firma önceki dönemlerde söz konusu işçinin alt işvereni konumunda.

dolayısıyla şu an bir rücu davasıyla karşı karşıyayız.

1-) yargıtay kararlarında önceki alt işverenlerin kendi dönemindeki ücret ve süre ile sınırlı olarak kıdem tazminatından sorumlu olduğu kabul edilmekte. Bu noktada önceki alt işveren olarak nasıl bir savunma yapabiliriz.

2-) ilk davanın ihbar edilmemesi söz konusu. bunu öne sürerek yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmama talebimiz mahkemece kabul edilir mi?

şimdiden teşekkürler. iyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :118, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : mk_akbas, Tarih : 25-04-2017 15:31
İyi günler değerli meslektaşlarım.
Müvekkil şirket çalışanı ile ilgili öncelikli olarak maaş haczine cevap vermiş ve halihazırda borcun ödemesi devam etmektedir.
Ancak dün müvekkil şirkete aynı borçlu ile ilgili İstanbul Anadolu icra Dairesinden Alacaklının Asya Bank A.Ş. olduğu fon alacağına istinaden maaş haczi müzekkeresi gelmiştir.
Şimdi söz konusu alacak ile ilgili olarak;
-Fon alacağı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun' un 21. Maddesi çerçevesinde
mi değerlendirilir ?
-Maaş kesintisinde fon alacağına öncelik veya garame paylaştırmasıyla mı yer verilir?
-Yoksa (benim düşüncem) iik 83/2. maddesinin açıklığı neticesinde ilk dosyanın borcu bittikten sonra 2.dosya olan fon alacağına yer verilir diye beyanda bulunmak mı doğru olur?
Elinizde öernek yargı kararı varsa paylaşırsanız sevinirm.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :138, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : linda, Tarih : 24-04-2017 16:22
Merhaba, bu konuyu çok araştırdım fakat bir sonuca ulaşamadım. Bilgisayar ve cep telefonu kaçakçılığından müvekkil aleyhinde ceza davası açılıyor. kanunda bildiğim kadarı ile müsadere edilme imkanı olan kaçak eşya iade edilmez şeklinde bir hüküm var. şimdi, müsaderesine ve tasfiyesine karar verilen bu mallar ile ilgili olarak müvekkil hem mallardan olmuş oluyor hem de hagb için kamu zararını gidermek zorunda kalıyor. peki tasfiye edilen satılan mallar kendisine ödeniyor mu? yani satılan eşyanın bedelini elde edebiliyor mu?

çok teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :150, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : pelinaksoy, Tarih : 20-04-2017 13:37
Herkese iyi çalışmalar dilerim

Müvekkil kendi başına bir markayı tescillemiş. Ancak marka bir başka şahıs tarafından bir yıl gibi bir süredir kullanılıyor.

Müvekkil ihtarname çekilmesi konusunda son derece ısrarcı.

Gerçek hak sahipliği sebebiyle bir yıl önce kullanmaya başlayan kişinin haksız rekabet kuralları kapsamında korumazsı mevcuttur değil mi?

Yani Gerçek hak sahipliği için örneğin 5 yıllık süre geçmesi mecburi midir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :230, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : özlem28, Tarih : 19-04-2017 15:23
Öncelikle Merhabalar;
Davacı vekili olduğumuz bir dosyada, davalı vekili tarafından davaya üç kurum dahil edildi. Davanın kısmen kabulü veya reddi halinde kurum vekillerine vekalet ücreti doğar mı? Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :293, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Erdem Karaağaç, Tarih : 18-04-2017 20:05
Muhtemel bilgiler için şimdiden teşekkür ediyorum ..

Müvekkilim kaymakamlık nezdinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışmaktadır. Kendisinin 21 yıllık çalışması ve ikramiye adı altında 4 senedir yatırılan bir ödemesi vardır . Herhangi bir sendika mensubu değildir.öncelikle İlave tediye alacaklarında zamanaşımı kaç yıldır ve ayrıca ilave tediye alacağı ile ikramiye mahiyeti itibariyle aynı mıdır ? Yoksa ilave tediye ve ikramiye ödemeleri farklı farklı ödeme kalemleri midir ? Yardımlarınız için şimdiden çok teşekkür ederim ..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :270, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Gamze39, Tarih : 18-04-2017 18:07
Merhaba
Tapulu bir taşınmazın malikleri belli olmasına rağmen(TMK 713/2. maddedeki hal olmamasına rağmen) kadastro çalışmaları sırasında başkasının adına tescil edilmiştir. Tapulu taşınmazlarda zilyetlikle kazanım olmayacağı genel kuralına ve malikleri adına tescil göreceği hususunda yargıtay kararı ve hukuk genel kurulu kararı gerekmektedir. Var olan paylaşırsa sevinirim iyi günler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :295, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Emre Demir, Tarih : 18-04-2017 05:11
Merhaba sayin meslektaşlarim.2010 yilinda bir dava sonucunda karsi tarafa 96 bin bizim lehimize ise 241 bin TL tazmina hukmedilmis ancak bizim avukatimiz ilami icraya koymamis karsi taraf ise koymus ve avukatimiz karari temyiz edip durdurmus 2017 de tarafimiza icra emri geldi ve 96 bin TL alacakli olan firmanin temlik sozlesmesi yaparak alacagini bir baska firmaya devrettigini gorduk simdi o firma 2010 yilindaki dusmus dosyayi yeniledi ancak bizim kesinlikle bu parayi odememiz gerekiyor yardimci olursabiz cok sevinirim acaba 2010 tarihli icra dosyasi uzerinden bir islem yapabilirmiyim yada alacagi temlik alana karsi icra takibi baslatsam takas mahsup talebinde bulunabilirmiyim yani ilamda ki bizim lehimize gorunen 241 bin TL yi temlik alana karsida ileri sürebilirmiyim teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :282, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : gökhan demir, Tarih : 17-04-2017 13:05
Sayın Meslektaşlarım imara aykırılık ile ilgili belediye birimiyle bir anlaşmazlığa düşmüş bulunmaktayım.

Olay;

Ayrık nizam uygulamasına tabii iki bina mevcut. Bu binaların birisinde ünlü bir marka mağaza açıyor. Müvekkilime ait olan meskenin bulunduğu binanın bodrum katı ise tapulu şekilde maliki bulunmaktadır. ( Eski Yapı) Ünlü marka mağazasını açarken müvekkilimin bulunduğu binanın depo ( iş yeri) sahibi ile de anlaşarak mevcut yeri de kiralıyor. Kiralama sonrası her iki ayrık nizamda bulunan binaları bodrum katından birleştiriyor. Yaptığımız incelemeler doğrultusunda bu birleştirmede perde beton denilen taşıyıcı unsurları yıkarak yapıyor. İlgili belediyeye de iş yeri açma ruhsatı veriyor.

Belediyede başvuru yaptığımızda, perde betonun yıkılamayacağını ve ayrık nizam yapının bir nevi tünel mantığıyla bodrumlardan birleştirilerek bitişik nizam şeklinde kullanılamayacağını bu usulsüzlüğün tespit edilmesi talebiyle başvuruda bulunduğumuzda; belediye yetkilileri keşif yaparken " duvarın yıkılmasında sorum yok adamın yeri yıkar size ne?" şeklinde beyanda bulunuyor. İlgili dilekçeye cevapta ise müvekkile ait meskenin bulunduğu sığınağın mağaza tarafından kullanıldığını, binanın ise sığınak olarak bodrum katını ( maliki olan) kullandığını bu usulsüzlüğün müvekkile ait bina yönetimi tarafından giderilmesi aksi halde imar kanunu 32. ve 42. maddeden apartman yönetimine ve tüm maliklere ceza kesileceği bildirilmiş. Kısacası şikayete ilişkin hiçbir inceleme yapmamıştır.

Bina zaten mağazaya ve deponun sahibine söz geçirememektedir ki depo katına müdahale edememektedir.Ayrıca mağaza sadece perde betonu yıkmayarak tüm bodrum katında başkaca duvarlar örerek gerek sığınak gerekse tüm bodrum katı projesini değiştirmiştir. Belediyenin dilekçe cevabına itiraz olarak mağazanın bulunduğu bina maliki, mağaza ve depo malikine bu uyarının yapılması gerektiğini belirtmiş olsak da yine ret cevabı aldık.

Sayın meslektaşlarım bu konuda görüşleriniz nelerdir? Ayrık nizam yapı bodrum katından birleştirilebilir mi ? bodrum kat maliki ve kiracı mağazanın imar aykırılıklarından kat maliklerinin sorumluluğu nelerdir?

Not: apartman yöneticisi ilgili belediyeye giderek sorunu açıklamaya çalıştığında belediyede bulunan müdür " siz kendi kendinizi şikayet ederek iyi kaşınmışsınız ben de sizi güzel kaşıyacağım encümenden çıkacak cezayı ödeyebilecek misiniz bakalım? mağazanın işleyişine büyük firmaya siz kim olur da kafa tutuyorsunuz !" şeklinde sözlü beyanda da bulunmuştur. Kısacası tablonun, belediye görevlisinin tutumumun ne olduğu aşikardır.

Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :279, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Hukuk Erdemi, Tarih : 16-04-2017 17:08
Merhabalar Sayın Meslektaşlarım,

Müvekkile ait olup tapusu olMAYAN, ancak yaklaşık 50 yıldır zilyetliğinde olan üzerine meyve ağaçları ve kavak fidanları diktiği arazisi bundan 1,5 yıl önce Orman a aktarılmıştır, yani şu anda orman arazisi yapılmıştır.

1- Burada dava açma süresi 10 yıl mıdır ?
2- Burada tapu iptali ve tescili davası açılabilir mi ?
3- Burada hasım kim ya da kimler olarak gösterilmelidir ?
4- Dava TMK 713 e dayanılarak açılabilir mi ve görevli mahkeme karşı tarafa rağmen yine Asliye Hukuk Mahkemesi midir ?
5- Hukuki delil olarak şahit yeterli midir ?
6- Elinde lehimize Yargıtay kararı olan varsa paylaşabilir mi ?

Saygılarımla..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :329, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av Mert Alkan, Tarih : 16-04-2017 13:47
Herkese merhabalar.
Konya'da ikamet eden bir vatandaşa Eskişehir'den alacaklısı operatör şirketi olan bir ödeme emri geliyor. Kendisinin böyle bir operatörde aboneliği olmadığı için borca itiraz ediyor ve alacaklı Tüketici Hakem Heyetine başvuruyor borçlu haksız çıkıyor. Alacaklı heyet kararıyla tekrar icraya başvurup borçlunun maaşına yazıyor ve tahsilatını yapıyor. Bu arada borçlu da heyet kararını mahkemeye taşıyor ve neticesinde borçlunun haklı olduğu, operatör bayiliğinde çalışan bir şahsın imza taklitinde bulunduğu ortaya çıkıyor.
Şimdi biz İİK 40 gereği icranın iadesi için müdürlüğe başvurduk ve alacaklı vekiline muhtıra çıkarttık. Vekil tebliğ edilmesinin üzerinden 20-30 gün geçmesine karşın herhangi bir ödeme yapmadı.

Bunun üzerine Mahkeme kararını alarak operatör şirkete karşı ilamlı icra takibi başlattık. Tesadüfen biz öğleden önce başlattık, öğleden sonra operatör şirketinin vekili, alacaklı oldukları dosyaya parayı yatırmış.

Burdan sonra izlememiz gereken yol nedir? Yatırılan parayı geri verip bizim başlattığımız takibe ödeme yapın desek olur mu?

İyi günler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :329, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,13367605 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.