| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar, iş davası 2018 yılında açılmış, ilk derece mahkemesince verilen kısmen kabul – kısmen ret kararı sonrasında davacı vekili tarafından ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine karar bozulmuş, dosya yeniden ilk derece mahkemesine dönmüştür. Birkaç duruşmaya girildikten sonra davacı vekili vefat etmiştir. Duruşmaya katılım sağlanamaması nedeniyle dosya karşı taraf talebiyle işlemden kaldırılmıştır. Daha sonra müvekkilin durumu fark etmesi üzerine yeni vekâletname alınarak yargılamaya devam edilmiş, yapılan yargılama neticesinde tekrar kısmen kabul – kısmen ret kararı verilmiş ve bu karar hakkında davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir. Bu durumda vekalet ücreti açısından vefat eden meslektaşın kazanılmış hakkı bulunmakta mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar, kira tespiti davamızda 2024 senesinden itibaren 9.000 tl ye karar verdi mahkeme ancak şu an istinafta. İstinafta senelerce bekledikten sonra 2025 ve 2026 senesinde yapılması gereken artış bedellerini de talep edebilecek miyiz karar kesinleştiğinde?
|
|
|
|
|
|
|
merhabalar, alacaklı olarak ortaklığın giderilmesi açtık. arabuluculuk sürecinde borçlumuz taşınmazın ortağıydı. dava açmadan önce hissesini aynı taşınmazdaki bir diğer hissedara bağış yoluyla devretmiş.
davayı iik 121.m yetki belgesi ve icra dosyasındaki takyidat raporu ile açtığımız için, borçlunun güncel olarak ortak olmadığını gözden kaçırmış olduk. ancak diğer davalılar taşınmazın güncel ortaklarıdır. Netice olarak biz borçluyu davalı olarak ekleyerek fazladan davalı göstermiş olduk. bu durumda taraf teşkili yanlış sağlandığı için dava usulden ret mi edilir yoksa yalnız borçlu açısından reddedilerek diğer ortaklar açısından devam mı eder?
ayrıca borçlu haczimiz ile birlikte devrettiği için davanın devam etmesinde de herhangi bir sakınca olmadığını düşünmekteyim. Yardımlarınız için teşekkürler
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Benim bir sorum var. Nafaka artırım davası açtım uyaptan. Dava açarken uyap sistemi aylık nafaka miktarını soruyordu yazdım ve harcı ödedim. Aylık nafaka miktarı 17.500 civarı. Harcı da 4500 civarı çıktı. Ancak tevzi formunda aylık nafaka miktarı harca esas değer olarak yazıyor. Bilirsiniz ki harca esas değer aylık nafaka on ikiyle çarpılır. 200 bin küsür yazması gerekiyordu diye düşünüyorum. Kısaca davayı acarken aylık nafaka yerine aylık nafaka mi yazıyoruz yoksa 12 ile çarpılmış hali mi? Bilen meslektaşım var mi bu konuda
|
|
|
|
|
Yazan : avukat57,
Tarih : 03-02-2026 13:11
|
|
Herkese kolay gelsin, arsa sahibi olan müvekkillerin yaklaşık 4 yıl önce oturma ruhsatlarını aldığı arsa payı inşaat sözleşmesi sonucu yapılan binada yağmur yağması sonucu ortak alan olan sığınak duvarlarından yağmur suyu girerek yoğun su birikimine sebep olmakta. Bu durum müteaahide iletilmiş ancak müteaahhit her seferinde geçici çözümler sunmuş ve günümüze kadar bu sorun çözülememiştir. Müvekkiller sorunun ücretsiz bir şekilde onarılarak kalıcı olarak çözülmesini istiyor. Ancak sığınak ortak olan olduğu için sadece müvekkiller yönünden ücretsiz onarım talepli şekilde dava açılabilir mi, bir de dava sürecinde zamanaşımından dolayı sıkıntı yaşayabilir miyiz?
|
|
|
|
|
Yazan : ardkr71,
Tarih : 02-02-2026 17:06
|
İyi günler çalışmalar meslektaşlarım
Müvekkil beraat etmiş olduğu neticesinde 11 ay boyunca tutuklu kaldı. Bu tutukluluğa binaen maddi ve manevi tazminat için başvuruda bulunmak istiyoruz.
Bilindiği üzere haksız tutuklamaya ilişkin istemler CMK 141-143-144 gereğince artık Tazminat Komisyonundan isteniyor. Komisyona hiç başvuru yapmadım. Sorum ise şu maddi tazminat istemlerinin kısmi reddi halinde bir karşı vekalet ücreti çıkıyor mu? ıslah müessesi burada var mı? Daha önce başvuru yapmış meslektaşlarım dönüş sağlarsa sevinirim iyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhabalar, bir konuda desteklerinizi bekliyorum. Konut kira sözleşmesinin tarafı kiracının vefatı sonrası mirasçıları sözleşmeyi devam ettiriyor ancak kiraları ödemiyor. Muris kiracı adına icra takibi başlattım ve hemen sonra vefat ettiği gerekçesiyle icradan yetki alıp sonrasında da noterden mirasçılık belgesi aldım. Müteveffa kiracının yasal mirasçılarına(3 kişi) kira alacakları için yeni bir icra takibi başlattım. Bir tanesi ödeme emrine basitçe ilişkim ve borcum yok diye itiraz ederek takibi durdurdu(itirazın kaldırılması). Diğer iki mirasçının ise mernis adresi yoktu ve ödeme emirlerini kiralanan eve gönderdim. Ödeme emri bu iki mirasçıya usulsüz şekilde tebliğ oldu(mazbatada sadece borçluların sorulduğu imzası olmayan komşu ismi var, neden evde olmadıkları ve takibin haber verildiği komşu bilgileri yok). Sonrasında takibi bu iki borçlu mirasçı yönünden kesinleştirdim. İkisinin de banka hesapları ve bir tanesinin alacaklı olduğu icra dosyaları var. Bunlara haciz işlemi yapıp takipten haberdar olmalarını ve usulsüz tebligat şikayeti yapmalarını bekleyeceğim. Sonrasında icra hukukta tek dava ile itiraz eden yönünden itirazın kaldırılması ve tahliye, diğer ikisi yönünden temerrüt sebebiyle tahliye davası açacağım. Dava aşamasında bu iki borçlu yönünden usulsüz tebligat gerekçesi ile davanın zarar görmemesi için önerebileceğiniz yöntem var mıdır? Dava aşamasında gelebilecek olası bir usulsüz tebligat gerekçesi ile itiraz eden yönünden takibin devamına ve tahliye, diğer ikisi yönünden ise ret kararı çıkması olası mıdır? Bu konudaki öneri ve yorumlarınız için şimdiden çok teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : M.Yusuf,
Tarih : 29-01-2026 17:57
|
Kamulaştırmasız el atma davalarında dava açılırken maktu harç alınıyor. Davalı taraf Karayolları Genel Müdürlüğü harçtan muaf. Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı : 2022/61 Karar Sayısı : 2022/101
Karar Tarihi : 8/9/2022 R.G. Tarih - Sayı : 6/10/2022 - 31975 sayılı kararıyla, Harçlar Kanunun 28. ve 32. maddeleri, davalısı harçtan muaf olan kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir. Yargıtay uygulamalarından hala emin olamadığım için soruyorum, bedel artırımına gittiğimizde harç ödememiz gerekecek mi?
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Velayetin değiştirilmesi davası açtık. Dava aşamasında velayet tedbiren müvekkile verildi. Akabinde talep dilekçesi gönderdik. Talep dilekçemizde davalıya ödenen iştirak nafakasının kaldırılmasına ve çocuğun velayeti tedbiren bize verildiği için tedbir nafakası talep ettik. Mahkeme davalının aldığı iştirak nafakasını kaldırdı fakat bizim istediğimiz tedbir nafakasını reddetti. Tedbir nafakasını reddetmesine gerekçe olarak da ; dava dilekçesinde nafaka talebimizin olmamasından kaynaklı olduğunu belirtti. Mahkeme gerekçeli kararında da iştirak nafakası hükmetmedi.
İştirak nafakası velayetin düzenlenmesine yönelik davalarda bu davaların ferisi
niteliğindedir. Bilindiği üzere feri talepler asıl talebin sonucuna bağlıdır. Ayrıca iştirak nafakası, çocuğun
korunmasına yönelik olup kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle dava dilekçesinde iştirak nafakası
talebinde bulunulmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmedilmelidir. (Yargıtay HGK
2017/2444 E. , 2019/51 K.)
Talep dilekçemizde bu üstteki karara dayanmıştık. Şimdi böyle bir durumda dava dilekçesinde olmaması halinde istinaf yoluna mı gitmeliyiz ? Yoksa ayrı olarak iştirak nafakası için dava mı açmalıyım ?
Ayrı olarak dava açarsam ilgili mahkeme velayetin değiştirilmesi davasında bu yönde karar verilmeliydi diyerek hukuki yarar yokluğundan red kararı verebilir mi ?
Tecrübesi olan meslektaşlarımdan yardım rica ediyorum. İyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhabalar, taşınmazın tapu kaydında 9/10 oranlı (müteveffa) ve 1/10 oranlı olmak üzere toplamda 2 malik gözükmekte. 9/10 oranlı malikin tapu kayıtları hatalı tutulmuş ve baba adı yanlış yazılmış kadastro işlemleri sırasında. 1/10 oranlı malik de ortalığın giderilmesi davası açmış ve normalde 9/10 oranı olan kişi yerine aynı ad soyadda başka bir kişi taraf göstermiş. daha sonra mahkeme tarafından kendisine verilen yetki doğrultusunda tapu kaydında düzeltim davası açmış. biz ise 9/10 oranlı malik müteveffanın mirasçısıyız. tapu kaydında düzeltim davası ile ortaklığın giderilmesi davası karara bağlandıktan sonra yaşananlardan müvekkilin haberi olmuş. ortaklığın giderilmesi davası için yargılamanın yenilenmesi talep ettik. mahkeme ise talebimizi şu gerekçe ile kabul etti;
"Hal böyle olunca; İş bu davada tüm tapu maliklerinin davada taraf gösterilmesinin zorunlu olduğu, mahkemece taraf teşkilinin kamu düzeninden olması nedeni ile, mahkemece tapuda isim tashihi yolu ile mülkiyet aktarımı yapılmış olma durumu da dikkate alınarak gerçek tapu maliki yönünden tapu kayıtlarının düzeltilmesi için tapu iptal ve tescil davası açmak üzere davalı Münevver Aydar vekiline yetki ve süre verilmesi, tapu kayıtları düzeltildikten sonra gerçek tapu malikinin (ölü ise mirasçılarının) davaya katılımı sağlanarak dava dilekçesi tebliğ edilip taraf teşkili cihetine gidilmesi gerekirken eksik taraf teşkili ile karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmakla davalı Münevver Aydar vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusun kabulü ile hükmün HMK'nın 353(1)a-4 maddesi gereği kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir."
Bize tapu iptal tescil davası açmamız için süre ve yetki verildi. Son tahlilde tapuda 1/10 paylı malik, 9/10 paylı hatalı kayıtlı müteveffa bulunmakta. biz tapu iptal tescil davasında kimi davalı göstermeliyiz?
Şimdiden herkese çok teşekkür ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba. Ceza muhakemesinde sanığın sorgusu yapıldıktan sonra görevsizlik/yetkisizlik/birleştirme kararı verilerek dosya başka ceza mahkemesine gönderildiğinde dosya kendisine gelen mahkeme sanığı tekrar dinlemek ve savunmasını almak zorunda mıdır bu 3 halde de? Teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : measfuyu,
Tarih : 28-01-2026 10:56
|
Meslektaşlarım merhaba, Müvekkil hakkında şikayetçi olundu. Ceza hukuku alanıyla ilgili bir miktar karışık bir olaya dair sorum mevcuttur. Şimdiden teşekkürler.
1-Müvekkil galerici olup, şikayetçilerin 150.000 TL değerindeki eski aracını almış, karşılığında mülkiyeti muhafaza kaydıyla bir Seat marka araç verilmiştir. Bu işlem için müvekkil elden 50.000 TL almış, kalan bakiye için aylık 25.000 TL tutarında taksit planlanmıştır.
2- 3-4 ay sonra şikayetçiler aracı geri getirerek 2018 model Corolla talep etmiştir. Bu değişimle birlikte ek 50.000 TL ödeme öngörülmüş ve aylık taksit tutarı 75.000 TL’ye yükselmiştir. Aracın teslimi yapılmış ancak devrin borç bitiminde gerçekleşmesi kararlaştırılmıştır.
3- Yaklaşık 1-2 ay sonra şikayetçiler bu kez Transporter marka araç istemiş ve teslim almışlardır; bu aşamada da henüz bir devir işlemi yapılmamıştır. Transporter için 470.000 TL eksik bakiye kalmış ve bu tutarın aylık 50.000 TL taksitlerle ödenmesi konusunda anlaşılmıştır.
4-Şikayetçiler 3 ay boyunca ödeme yapmamışlardır. Ayrıca Transporter onlardayken şikayetçiler yaklaşık 160.000 - 170.000 TL tutarında trafik cezası yapmıştır.
5- Şikayetçilerin ilk arabalarını geri istemeleri üzerine taraflar yeniden anlaşmıştır. Müvekkil bu aşamada iki araç vermiştir. Birinin tescili yapılmış, ancak diğerinin satışı şikayetçiler tarafından alınmamıştır.
6-Şikayetçilerin kullanımındaki devri yapılmayan araca trafik cezaları nedeniyle haciz gelmiştir. Şikayetçiler cezaları ödemeyi ve aracı teslim almayı reddetmiştir.
Bu konuyla ilgili taraflar yazılı sözleşme yapmamış, şikayetçilerin ödeme dekontları var, müvekkil yönünden ise 3 adet tanık tüm sürece vakıf.
Bu olayda suç kapsamına girecek bir durum var mıdır ? İspat hukuku bağlamında ne gibi delillerin toplanması talep edilebilir. Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Sigorta tahkim komisyonunda ''Değer kaybı ve hasar farkı tazminatı'' konulu dava ikame ettik. Sigorta şirketi vekili tarafından cevap dilekçesi sunuldu. Cevap dilekçesinde müvekkilin 2 tane geçmiş kazasına ilişkin ''Kaza tespit tutanağı ve kaza tespit tutanağı uygulaması (kusurların gösterildiği ekran)'' ekran görüntüleri alınarak dilekçeye eklenmiştir.
Sigorta şirketi tarafının zaten dava aşamasında bilgiye bizden daha rahat eriştiğini biliyoruz. Fakat müvekkilin geçmiş kazalarındaki bu evrakları bu şekilde bulması ve mahkemeye sunması hukuka uygun mudur ? Bu konu hakkında bilgisi olan var ise aydınlatırsanız memnun olurum. İyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 27-01-2026 10:53
|
|
Merhaba meslektaşlarım, Müvekkil mimar sözlü bir şekilde mimari proje için anlaşma yapmış. müvekkil, projeleri hazırlamış, ruhsat başvurusunu yapmış ve sisteme yüklendikten sonra belediyenin onayı geçmesi için eksiklik varsa geri gönderip, revizyonları yapmıştır. Fakat İş sahibi iş neden uzadı diye başka mimar ile anlaşmıştır. Geri kalan aşamalarda müvekkil ile devam edilmemiştir. Geri kalan aşamalarda hangi eksiklik olduğunu ve hangi aşamaların tamamlandığını bilmiyoruz. Bu durumda yine müvekkilin işbu proje üzerinden bedel isteme hakkı söz konusu olur mu ve projenin gelen aşamasına kadar mı belilrlenir?
|
|
|
|
|
Yazan : Av.Gh,
Tarih : 27-01-2026 09:18
|
Merhabalar,
Halihazırda devam eden bir alacak davamda davalı sayısı 2 iken, ölümler sonucu taraf sayısı neredeyse 30 kişiye kadar çıktı. Davalıların çoğunluğu yurt dışında. 4 yıldır dava dilekçesinin tebliğ edilmesini bekliyorum.
Bu davalılardan ihtiyari dava arkadaşı olan bir grup var ve bu kişiler Türkiye'de. (davalı sayısının artmasının nedeni mirasçıların dosyaya eklenmesi)
Dosyayı takipsiz bırakmayı ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini sağlamayı, daha sonra sayısı az olan gruba yeniden dava açmayı planlıyorum. Kafamı karıştıran bir durum var yalnızca, dava açılmamış sayılınca bu kararında tebliğ ile kesinleşmesi beklenir mi ? Eğer böyle bir durum olursa takipsiz bırakmamın hiç bir anlamı olmayacak. şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
|
Yazan : avebs,
Tarih : 27-01-2026 00:16
|
Sevgili hukukçular selamlar. Annesi ve babası tarafından terk edilen çocuğun müvekkil amcası tarafından bakıldığı, bizim de velayetin kaldırılması talebinde bulunduğumuz bir dosyam var.
Hakim tensip zaptında dosyayı çekişmesiz yargı işi değil dava olarak ele alarak bir çok ara karar verdi, bir de tarafımıza dahili dava dilekçesi vermememiz hâlinde dava şartı yokluğundan davayı reddedeceğine dair tebligat yaptı.
Ben her iki kararın da son derece yanlış olduğunu düşünüyorum, velayet kamu düzenine ilişkin olup re'sen araştırma ilkesine tabi olduğundan hakimin dilekçemizde belirttiğimiz üzere çocuğun velayeti kaybedecek olan anne-babasını tespit edip hukuki dinlenilme hakkının gerçekleşmesi için tebligat yapması gerekirdi.
İşin dava olarak nitelendirilmesi de yanlış olmuştur çünkü aslında amcanın anneden talep ettiği bir hak bulunmamaktadır. Yaptığımız iş sadece çocuğun korunması için mahkemeye talepte bulunmak. Dosyanın amcayla anne arasında bir dava olarak görülmesi hem hukuken hem mantıken doğru gözükmüyor.
Dosyanın dava olarak görülmesi tek başına bozma sebebi olur mu? Hakimin ilgilileri belirleyip kendiliğinden dosyaya eklemesi gerekir mi? Dahili dava dilekçesi vermediğimizden "dava" reddedilse istinaftan döner mi? Bununla ilgili tecrübelerinizi ve varsa emsal kararları merak ediyorum. Teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım Merhaba,
Somut bir olayda karşılaştığımız ve doktrin/uygulama arasında tereddüt yaşadığımız bir konu hakkında değerli görüşlerinizi ve varsa Yargıtay dayanaklarınızı rica ediyorum.
Olay: İşveren tarafından iş akdi feshedilen bir personelimize ihbar süresi (bildirim öneli) tebliğ edilmiştir. Personel ihbar süresini çalışarak geçirmektedir. Ancak ihbar süresinin tamamlanmasına 1 hafta kala, personel doğum öncesi analık iznine ayrılmak için aldığı raporu müvekkil şirkete iletmiştir.
Yaptığım araştırmalarda "Raporlu olunan süreler ihbar süresinden sayılmaz, ihbar süresi rapor bitiminden sonra kaldığı yerden işlemeye devam eder" (süre uzar) şeklinde bir durumla karşılaşıyorum.
Ancak "analık izni" özelinde bazı kaynaklarda, fesih bildiriminin önceden yapılmış olması nedeniyle ihbar süresinin işlemeye devam edeceği ve rapor süresi içinde ihbar süresinin (fesih tarihinin) kendiliğinden dolacağı yönünde görüşler de bulunmaktadır.
Bu kapsamda:
Doğum (analık) raporu da standart hastalık raporları gibi ihbar süresini durdurur mu? Yani ihbar süresinin bitimine kalan 1 haftalık bakiye süre, 16 haftalık analık izni bittikten sonra mı kullandırılmalıdır?
Yoksa rapor süresi işlemeye devam ederken, ihbar süresinin bitiş tarihi (resmi çıkış tarihi) geldiğinde, rapor devam etmesine rağmen çıkış işlemi yapılabilir mi?
Eğer rapor süresi ihbarı uzatıyorsa ve biz rapor bitimini beklemeden çıkış yaparsak, personelin bakiye kalan 1 haftalık süresi için ihbar tazminatı ödememiz gerekir mi?
Ayrıca personele usulüne uygun fesih bildirimi yapılmış ancak personel doğum ödeneğinden yararlanmak için işten çıkış tarihinin uzatılmasını rica ediyor. İşveren de personeli mağdur etmek istemiyor.
Burada atılması gereken en doğru adım nedir?
Konuyla ilgili güncel Yargıtay kararı veya uygulama tecrübesi olan meslektaşlarımın yorumlarını beklerim. Katkısı olan tüm meslektaşlarıma şimdiden teşekkür ederim.
Saygılarımla,
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım,
Müvekkile karşı, kiralananı göstermeye izin istemli bir dava ikame edildi ve tensiple birlikte keşif masrafları için davacı tarafa kesin süre verildi, buna rağmen keşif harcı, bilirkişi ücreti, yol gideri davacı tarafça yatırılmadı, yani, keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacak.
Şu halde, dava ilk duruşmada direkt red ile mi sonuçlanacaktır?
|
|
|
|
|
Yazan : Haakan,
Tarih : 26-01-2026 13:35
|
Meslektaşlarım öncelikle herkese kolaylıklar dilerim.
Müvekkil şirkete dosyayla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen sırasıyla 89/1,89/2 ve 89/3 haciz ihbarnamesi gönderilmiş. Bu tebligatlar UETS hesabına yapılmış ve müvekkil gözden kaçırdığı için dosyaya borçlu olarak eklenmiştir.
Akabinde aynı icra dairesinden, aynı meslektaş tarafından farklı dosyalardan da 89/1 gönderilmiştir ancak bunları farkettiğimiz için itiraz edip durdurabildik.
Süresini kaçırdığımız ve borçlu olarak eklendiğimiz dosyada bu aşamada neler yapabiliriz?
15 günlük menfi tespit davası açma süresi geçmiş ancak yine de reddedilecek olmasına rağmen tedbir talepli dava açtık.
Dosya borcunu ödeyip istirdat davası açma gibi bir durumumuzda mevcut ancak en sağlam nasıl ilerleyeibiriz.
Şimdiden çok teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : Av.HBC,
Tarih : 26-01-2026 09:17
|
Meslektaşlarım merhabalar,
Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye talepli icra takibi neticesinde itirazın iptali davasında tahliye kararı verildi ve karar kesinleşti. Ancak cebri icra yoluna başvurulmadan bu karar sonrasında kiracı evi tahliye etti. Akabinde mahkeme kararından kaynaklı vekalet ücreti, yargılama gideri vs. icra takibine konuldu. Söz konusu icra takibi sonrasında aldığımız dosya hesabında maktu icra vekalet ücreti yanında tahliye vekalet ücreti de hesaplanmış.
Cebri icra suretiyle tahliye işlemleri yapılmadan tahliye vekalet ücreti hesaplanması doğru mudur?
Tahliye vekalet ücreti haricindeki kısım ödendi ve icra dairesine kapatma talebi atıldı, daire para alacağı yönünden talebin kabulüne, tahliye yönünden takibin devamına karar verdi. Bu durumda kiracı vekili olarak taşınmazın tahliye edildiğini icra dairesine bildirirsek (ikametgah vs. belgelerle) dosya kapanabilir mi yoksa alacaklı vekilinin bu hususu bildirmesi mi gerekir?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|