Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
Şu anda yeni bir haber yok. Dilerseniz siz ekleyebilirsiniz.

Yazan : Barış Bürüce, Tarih : 11-08-2022 17:02
Herkese merhabalar.
Arkası lehtar tarafından cirolanan ön yüzünde lehtar ismi yazmayan senetle ilamsız icra takibi yapılmış. Borçlunun itirazıyla takip durmuş. Borçlunun imzaya itirazı yok. Bu takiple ilgili itirazın kaldırılması açılabilir mi?
Bir diğer husus da senedin lehdar kısmı doldurularak kambiyo takibi yapılabilir mi?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :130, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.enesteper, Tarih : 11-08-2022 10:12
Merhabalar meslektaşlarım,

Elimizdeki bir olayda müvekkil işçi bir firmada yaklaşık 2 senedir çalışmaktadır. Müvekkil bu süre zarfında ağırlıklı olarak yurt dışında çalışmış ve ücretini dolar üzerinden almıştır. 2021 yılında yurt içinde bulunduğu dönemlerde (yaklaşık üç ay) ise herhangi bir çalışması olmamasına rağmen işveren tarafından Türkiye'de aynı sektörde çalışan bir işçiye ödenen miktar üzerinden müvekkile ücret ödemesi yapılmıştır.

2022 yılında ise yurt dışı çalışmasından Türkiye'ye de izin kullanan müvekkile işveren öncesinde Mayıs ayının sonunda yurt dışı işine gönderileceğini beyan etse halen müvekkili oyalayarak yurt dışında iş başı yaptırmamaktadır. Bu süre zarfında da çalışması bulunmayan müvekkile herhangi bir ücret ödememektedir (2021 yılında çalışma olmamasına rağmen düzenli olarak ödeme yapılmıştır).

Meslektaşlarım bu durumda öncelikle müvekkil iş akdi yurt içinde olduğu dönemde ücret ödenmemesi nedeniyle haklı nedenle feshedilebilir mi? Feshedilir ise de hesaplama yurt içinde alması gereken ücret üzerinden mi yoksa yurt dışındaki ücret üzerinden mi yapılması gerekecektir? Şimdiden yardımlarınız için teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :134, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avsami, Tarih : 09-08-2022 13:36
Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanının Ücret Alacağında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi midir yoksa idare mahkemeleri midir? Bu konuyu daha önce tecrübe etmiş meslektaşlarımızın görüşlerine ihtiyacım var. Çok teşekkür ederim şimdiden.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :250, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 07-08-2022 02:08
Merhabalar
Müvekkil dükkanını 2011 den beri kiraya vermiş ve kiracısının ay basında ödemesi gereken kira bedelini başından beri düzenli gününde yapmadığını söyleyerek tahliye davası açmamı istemiştir. Sözleşmede bir son ödeme günü yok 01/06/2011 başlangıç tarihli aylık ödeme yapılması kararlaştırılmış bir sözleşme. Ben de tahliye için iki ihtar gönderdim ama kiracı ikinciye cevap yolladı ve yıllardır ay başında değil ayın 15 ve 20 si arasında ödeme yaptığını, ihtar gönderilen ayların da bedelini 15-20 si arasında yaptığını dolayısıyla gecikme olmadığını söylemiş. Müvekkil bana düzensiz ödediğini söylemişti bu cevaba istinaden ben de ayın 5i gibi ihtarları göndermiştim ancak bu cevap sonrası uzun zamandır 15-20 arasında ödendiğini söyledi. Öte yandan 5 yıl önce Müvekkil bir kere daha kendi ihtar çekmiş aynı sebeple ama sonra ödemeler aynı şekilde 15-20 si arasında ödenmeye devam edilmiş, Müvekkil de almış itirazsız. Bu durumda ödeme zamanı için 15-20 si olarak teamül oluşmuştur denilebilir mi? Müvekkilin kendi yolladığı eski ihtar tek seferlik bir itiraz da olsa teamül oluşmasını engeller mi ?
Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :336, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AHMET01, Tarih : 05-08-2022 23:19
Değerli Meslektaşlarım !

İlgili BAM Ceza Dairesinin, karşı tarafın temyiz dilekçesini cevap için tebliğe çıkarmadan dosyayı temyize göndermesi bir bozma nedeni değil midir? Bu konuda içtihat var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :370, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avkilicaslan, Tarih : 05-08-2022 16:41
Sevgili meslektaşlarım öncelikle merhaba. Asliye Hukuk mahkemesinin Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakmış olduğu bir dosyada, tensip zaptının tarafımıza tebliği ile başlayan ve 2 haftalık kesin süre olan delil listesi sunma süresi, adli tatil içerisinde işler mi? Yoksa adli tatilin bitiminden itibaren 1 hafta uzar mı?

Şöyle bir durumumuz var. dosyaya bugün (05/08/2022) vekalet sunduk. 08/08/2022 tarihi delil listesi sunma süremizin sonra günü. Ben dosyada benden önce verilmiş olan cevap dilekçesini ıslah edeceğim. Ancak tarafımızca henüz ıslah dilekçesi sunulmadı ve hazırlanması da zaman alacak. Islah dilekçesi ile göstereceğim delilleri,şimdiden delil listesi ile sunmanın usule uygun olmayacağı kanaatindeyim. Eğer zaman delil listesi sunma süremiz adli tatil sonrasına uzayacaksa, öncelikle rahat bir şekilde cevap dilekçesini ıslah edip sonrasında delil listemi sunmayı düşünüyorum. Bu durumda öneriniz ne olurdu?

Şimdiden cevaplarınız için çok teşekkür ederim...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :375, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : lawyer sawyer, Tarih : 05-08-2022 15:47
Herkese merhaba,
Ferdi kaza sigortası genel şartlarına göre kazanın tanımı şöyledir;

''Bu poliçedeki Kaza tabirinden maksat ani ve harici bir hadisenin tesir ile
sigortalının iradesi dışında ölmesi veya cismani bir arızaya maruz kalmasıdır ''

Somut olayımızda, müteveffa ile yakın akrabası evlerine giren hırsızı silahla bahçede kovalamış, akrabası tarafından hırsız sanılarak silahla vurulan müteveffa olay yerinde vefat etmiştir.

Savcılık dosyası olay hakkında taksirle öldürmeden soruşturma başlatmıştır.

Ferdi kaza sigortası poliçesinde ölüm teminatı ile kaza sonucu teminatı ayırt edilmiş ve kaza sonucu ölüm teminatı daha fazladır. Ancak sigorta şirketi söz konusu olayda kazalı ölüm değil ölüm tazminatı vermek istemekte dolayısıyla ölüm tipini kaza olarak görmemektedir. Sizce somut olay kaza sonucu ölüm teminatı kapsamında mıdır? Bu konudaki yorum ve fikirlerinize çok ihtiyacım var. Elinde buna benzer içtihat yada tahkim kararı olan varsa paylaşabilir misiniz. Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :397, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av. aee, Tarih : 05-08-2022 10:48
iyi günler dilerim.
açılmış ve önüme gelen bir boşanma davasında davacı talep kısmında "davalı üzerine kayıtlı ..... plakalı aracın maddi ve manevi tazminat olarak davalıdan alınarak tarafıma verilmesine" şeklinde beyanda bulunmuştur.
sizce bu şekliyle bir talep yerinde midir? maddi tazminat, araç olarak yani ayni olarak talep edilebilir mi? manevi tazminat ayni olarak talep edilemez (tmk 174/2 gereği para olabilir) ama edilebilir mi? karşılaşan oldu mu?
değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :411, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : slnn, Tarih : 05-08-2022 08:16
Merhaba

Ipotek resmi senedinde "İstanbul mahkemeleri yetkili" denmesine rağmen ipotegin paraya cevrilmesi yoluyla ilamsiz takipte takip taşınmazın bulunduğu yer olan Kocaeli'de açılmış.

Yetki itirazı sunuldu.

Yetkili yer neresidir?

Yorum yapacak meslektaşlara şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :397, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : yeditepelişehir, Tarih : 04-08-2022 18:50
Değerli arkadaşlar merhaba. İş kazasından kaynaklı bir tazminat davamızda hakim gerekçeli kararında ‘’..Davacı tarafın dava dilekçesinde aldığı ücrete ilişkin bir beyanının başka bir ifade ile asgari ücret üzerinde bir gelirle çalıştığına ilişkin beyanının bulunmadığı ,ancak yargılama aşamasında talep sebebiyle mahkememizce emsal ücret araştırması yapıldığı, bu anlamda davacının iddiasını genişlettiği ve davalı tarafın buna muvafakat vermediği, Koop-iş Sendikası tarafından 2016 yılı itibariyle emsal ücretin net 2750 TL olarak belirtilmişse de davacının sendikalı işçi olmadığı ve tanıklarının davacının aldığı ücrete ilişkin bir beyanda bulunmadığı hususları birlikte değerlendirilerek tazminat hesabında asgari ücretin esas alınması gerektiği kabul edilmiştir.. “ demek suretiyle neden asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamanın hükme esas alındığını açıklamıştır. Sormak istediklerim ve eldeki veriler şu şekildedir :

1- Dilekçemizin ‘’ AÇIKLAMALAR’’ kısmında ‘’müvekkilimizin asgari ücretin üzerinde kazancı vardır ya da X tl ücret alıyordu’’ şeklinde bir beyanımız mevcut değildir. Mahkeme bu tespit bakımından haklıdır fakat deliller kısmında ‘’ emsal ücret araştırması’’ na dayanılmıştır. Yine ve fakat deliller kısmında maaş bordrosuna da dayanılmıştır. (muhtemel kopyala yapıştır kazası). Böyle bir durumda istinafta dilekçenin bir bütün olduğunu, açıklamalar kısmında asgari ücretin üzerinde kazanç elde edildiğine dair beyan olmasa bile deliller kısmında ‘’emsal ücret araştırması’’ da mevcut olduğu için burada genişletilen bir iddia yoktur ve dolayısıyla karşı tarafın muvafakatine de ihtiyaç yoktur, şayet dilekçemizde müvekkilin gelirine dair bir belirsizlik kanaati mevcut idiyse mahkemece HMK 31 gereğince aydınlatma ödevi çerçevesinde bizden açıklama istenebilirdi , Sonuç itibariyle dava dilekçesinde yargılama neticesinde bir tazminat istendiği ve deliller arasında emsal ücret araştırmasına dayanılarak asgari ücretin üzerinde gelir elde edildiğine dair irade beyanının bulunduğu açıktır ve bu tazminatın belirlenmesinde davacının elde ettiği gerçek gelire göre bir hesaplama yapılması gerekeceği sabittir… gerekçesiyle hareket etsek bir işimize yarar mı ?

2- Yine ‘’Tanıkların müvekkilin gelirine dair bir beyanda bulunmaması konusunda ise tanıklara mahkemece bu yönde bir soru yöneltilmemiştir ve haliyle tanıklar bu yönde bir beyanda bulunmamıştır.. Davanın esasına ilişkin bu önemli hususta mahkemece tanıklara bu yönde soru sorulması gerekirdi’’ şeklindeki gerekçemiz işimize yarar mı?

Kısaca hakimin aydınlatma ödevinden hareket edebilir miyiz? Ya da dilekçe bir bütündür ve deliller kısmında emsal ücrete dayanmış olmamız da bir vakıaya dayanmış olma gibi değerlendirilebilir mi? Ya da istinaf net bir şekilde bu anlattıklarımızın aydınlatma ödevi ile bir ilgisi yok, dilekçenizde açıkça talep etseydiniz ya da açıklasaydınız mı der?

Adli tatilde buraları okuyup Değerli fikirlerini ve cevaplarını sunan herkese şimdiden çok teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :439, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : fadimugrlu, Tarih : 03-08-2022 16:18
merhabalar meslektaşlarım.
bir müvekkilim ipotek borçlusu olarak, asıl borçlunun kredi taksitlerini ödedi. şimdi asıl borçluya rücu edeceğiz; ama bir yıl ve yarım yıl önce ödediği taksitler için adi kanuni faiz işletip o faizleri de isteyecek miyiz? yoksa faiz istemeyecek miyiz?

şimdiden teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :497, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : kubrick, Tarih : 03-08-2022 15:02
Merhaba,

Kiracı hakkında yapmış olduğumuz örnek 13 icra takibine itiraz sonucu itirazın kaldırılması ve tahliye davası açtık. takibin devamı ile davalının tahliyesine karar verildi; gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 günlük süre geçti.

icra dosyasına yeni ilam tarafımızca sunularak ilam doğrultusunda eklenen alacak kalemleri ve ferilerini içerir örnek 4-5 icra emri ve tahliye için örnek 2 icra emri hazırladık. örnek 4-5 icra emrine daha evvel tebliğe çıkardığımız ödeme emrinde yer alan kira alacağı ve işlemiş faiz kalemlerini de ekledik. özetle 4-5 icra emri, ilk takip açtığımızda mevcut alacak kalemleri + ilamda belirtilen alacak kalemleri ve ferileri olacak şekilde düzenlendi.

icra müdürü örnek 4-5 icra emrinin sadece mahkeme ilamında yer alan alacak kalemleri yönünden düzenlenmesi gerektiğini, örnek 13 ile tahliye talebinde bulunduğumuz ve mahkeme tahliye kararı verdiği için örnek 2 ye gerek olmadığını; talebimizi bu doğrultuda düzenlememiz gerektiğini belirtti.

yaptığım araştırmalarda tahliye kararından sonra gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 günlük sürenin geçmesi dışında ayrıca tahliye emri gönderilmesi gerektiği ile ilgili bir hususa rastlamadım ancak mahkeme ilamına dayanarak tahliye talep ettiğimiz için örnek 2 düzenlenmemesi konusunda emin de olamadım.

konu ile ilgili yardımlarınızı rica etmekteyim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :526, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AHMET01, Tarih : 03-08-2022 09:38
Değerli Meslektaşlarım!

6100 HMK m.92/2 “Resmî tatil günleri, süreye dâhildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter” denmektedir. Bu genel kuraldan yola çıkarak;

7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. Maddesi ile 375 sayılı KHK’ya eklenen geçici 35. Maddenin, geçerlilik süresi en son uzatmalarla beraber 31.07.2022 Pazar günü sona ermiştir. Sona erme tatil gününe denk geldiğinden sürenin bu günü takip ilk iş günü olan 01.8.2022 pazartesiye uzaması iddia edilebilir mi?

Gerçi basın aracılığıyla yapılan bilgilendirmelerde 31.7.2022 Pazar günü sona ereceği ifade ediliyordu. Fakat bunun da son günü tatile denk geldi. Bu kuralın burada uygulanmaması gerekliliği konusunda nasıl sağlıklı bir gerekçe ileri sürülebilir? Bunu tartışabilir miyiz?

Not : Sorunun son kelimesi "denebilir mi?" olacaktı.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :508, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ElifAktasyaka, Tarih : 30-07-2022 22:20
Merhabalar Saygıdeğer Meslektaşlarım,

Müvekkil toptan kırtasiye malzemeleri satan bir A.Ş. Bir fuar vesilesi ile birden fazla kırtasiye ile anlaşıp sipariş formları oluşturuluyor. Kimi kırtasiye sahibi ödeme yapıyor kimisi yapmıyor. Müvekkil firma fiyatların artması sebebi ile birkaç ürünü gönderemeyeceklerini, ya farkının verilmesini ya da siparişi iptal edin şeklinde bayilere bildirimde bulunuyor.

Sipariş formunun alt kısmında "işbu sipariş formunda görünen fiyatlar, sipariş formu tarihinde bayiye sağlana tavsiye niteliğindeki satış fiyatlarıdır. Fiyatlarda güncelleme yapılabilir.." şeklinde bir not yer almaktadır.

Sorum netice olarak şu, müvekkil firmanın bu sebeple ürünü vermekten kaçınmasının hukuki dayanağı nedir? Veyahut alıcı olan bayiler hangi hukuki dayanağı gösterip ürünlerin o fiyattan verilmesini isteyebilir veya isteyebilir mi?

Şimdiden nazik cevaplarınız için teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :625, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Tuba A., Tarih : 30-07-2022 14:21
Merhaba meslektaslarim,

Muvekkil evlilik birliginde alinan ve tapusu kendi uzerine olan tasinmazi esinin istegi uzerine satis parasi ile baska bir gayrimenkul projesinde yatirim yapmak adina 2020 yilinda ucuncu bir kisiye satiyor. Akabinde satis bedeli muvekkile hic verilmeden bir gayrimenkul projesi icin muteaahhite aktariliyor. Halihazirda ne bir tapu ne de bir para muvekkile verilmis degildir. Esinin uzerine de bir sey yoktur. Muvekkil yakin zamanda esinin kendisini aldattigini ogrendiginden bosanmak istemektedir. Yukarida izah edilen durum ile ilgili muvekkilin bir hakki var midir? Bu husustaki tecrube ve dusuncelerinizi ogrenmek isterim. Simdiden cok tesekkur ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :699, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : hukuktayenibiri, Tarih : 27-07-2022 16:31
Herkese iyi çalışmalar dilerim.
1-Hem tahliye taahhüdünde hem de kira sözleşmesinde taşınmazın kapı numarasını her ne kadar 11/3 olarak belirtmişsek de doğru numaranın 11/4 olduğunu öğrendik. takip talebinde doğru numarayı girmemiz gerektiğini düşünüyorum. aksi takdirde itiraz sonucu dava açtığımızda aktif husumet yokluğu sebebiyle davamız reddolacaktır.(11/3 tarafımıza ait bir yer değil) Sizin bu konudaki fikriniz nedir?
2-Takip başlatırken 1 yıllık kira bedeli üzerinden harçlandırma yapılıyormuş.kiracı 600 TL'ye oturuyordu. ancak kira sözleşmesinde yenileme halinde tüfe oranında arttırım yapılacağı yazıyor. ben takipte yine 600*12 olarak giriş yapacağım değil mi?
3-Sözleşme süresi 10.07.2022 tarihinde sona erdi. Tahliye için taahhüt edilen tarih de bu .İcra takibine başvurmak için 10.08.2022 tarihine kadar süremiz var. itiraz sonrası açacak olduğum itirazın kaldırılması ve tahliye talepli dava için süremiz nedir acaba?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :750, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Vesna, Tarih : 22-07-2022 12:14
Sn Meslektaşlarım merhabalar,

Mesleğe yeni başlamış bir meslektaşınız olarak sizlere birkaç sorum olacak.Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.

1-Borçlu aleyhine 130 bin TL'lik senet üzerinden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlattım.

2-Müvekkilim (alacaklı) borçlu adına kayıtlı bir taşınmazın olduğunu daha önce söylemişti.Takip kesinleştikten sonra borçlu şahıs hakkında UYAP ekranından taşınmaz mal sorgusu ile araç sorgusu yaptım; 1 arsa, 2 otomobil ve 1 motorsiklet.SGK kaydı yok.

3-Borçlu adına kayıtlı taşınır ve taşınmazlar üzerine haciz şerhi konulmuş durumda; araçlar üzerinde de ihtiyati hacizler de mevcut.Öyle ki, Hak Mahrumiyeti ekranı üzerinden haciz konulan mallara bakıldığında, müvekkilimin 21.sırada olduğu görülmekte.

Merakım şu;

Önceki alacaklılar icra takibi başlatıyor, takip kesinleşiyor ancak, ilgili icra dairelerinden taşınır-taşınmazların satışının talep edilmediği görülüyor.Gerekli masrafları yatırdıktan sonra icra dairesinden taşınmazın satışını talep edersek, taşınmazın satışıyla elde edilen gelir önceki alacaklılara gidecek.Daha önce de dediğim gibi, alacaklı olarak son sıralardayız.Bu durumda ne yapmamı önerirsiniz?Yanıtlarınız için teşekkür ederim.İyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :940, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

» Üç
Yazan : Av. Can Yıldırım, Tarih : 21-07-2022 16:11
Merhaba sayın meslektaşlarım. Biraz uzun olacak zira olay karışık. Umarım yardımcı olabilirsiniz.

Müvekkilimin bankaya olan borcu nedeniyle evinin (aile konutu) üzerinde ipotek bulunmaktadır. Bakiye borcu ödeyemediği için evin satılma tehlikesi söz konusu olunca A ile anlaşır. A bankaya olan bakiye borcu kapatacak müvekkil ise borcu karşılığı evini A'ya ipotek verecek. Anlaşılan gün ve saate tapuya gidilir. Müvekkil A yerine ortağı B ile karşılaşır. Bunu bilen müvekkil durumu önemsemez ve tapuda işlemler yapılır. Aradan iki sene geçince evin B tarafından C'ye satıldığını C'nin araması ile öğrenir. C müvekkilin aynı köyden eski komşusu olup C'yi dava açmakla tehdit edince C bir hafta sonra evi D'ye satar ve devreder. Müvekkil, okuma yazma bilmediğinden imzaladığı sözleşmeyi okuyamadığını fakat yine de tapu dairesinde kendisine okudum anladım yazdırıldığını söylemekte. Satış sözleşmesi incelenince gerçekten de okuma yazma bilmediği halde kendisine okudum anladım yazdırıldığı görülmekte. Kaldı ki, müvekkil evi satın alırken gerçekten de okuma yazma bilmediğinden iki şahit huzurunda parmak basarak evi devraldığı görülmektedir. Diğer önemli bir husus ise, müvekkilin ipotek sözleşmesi sanarak imzaladığı satış sözleşmesinde evin değerinin 18.500,00 TL olmasıdır. Bundan sonr taşınmaz C'ye 150.000,00 TL'ye, C'den D'ye ise 160.000,00 TL'ye satılmıştır.

D'ye iradenin fesada uğratılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açtık. Tanıklarımızdan bazıları ve bir kısım mahalli bilirkişiler dava dışı A, dava dışı B ile B'den evi satın alan D'nin işbirliği içerisinde olduğunu anlatmışlardır. Tanık ve mahalli bilirkişilerin tamamı ise evin daha önce hiç satılığa çıkarılmadığını, 2005 yılından bu yana kesintisiz ve aralıksız davacının ve ailesinin evde ikamet ettiklerini doğrulamışlardır. Davacının evi satma ihtiyacının olmadığını da belirtmişlerdir. Davamız reddedildi. İstinaf mahkemesi de başvurumuzu esastan reddetti.

Biz mahkemeden D'nin evi satın alma gücünün bulunmadığını bunun araştırılmasını talep ettik. Mahkeme bunu hiç araştırmadı. Davalının hiç alakası olmayan bir köyden ev almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu da belirtsek de dikkate alınmadı. Ev çok kısa aralıklarla 3 kişi arasında devrediliyor ve bu durum da mahkemece dikkate değer görülmüyor. Bunlara karşılık biz asıl malikin gizlenmeye çalışıldığını, alım gücü olmayan D'nin evi alarak nam-ı müstear ilişkinin söz konusu olduğunu ifade etsek de yine de mahkemenin dikkatini çekebilmiş değiliz.

Sorularıma gelecek olursak;
1- Siz olsaydınız farklı bir yol izler miydiniz? Diğer bir deyişle açılan dava ile izlenen yolun doğru olduğunu düşünüyor musunuz?
2- Bu tip davalarda TMK 1023'ün koruyuculuğundan hakkın kötüye kullanılması ile faydalanmaya çalışan kişinin alım gücünün olup olmadığının araştırılmasını talep edebilmekte miyiz? Bu çok aşırı bir talep olarak değerlendirilir mi?
3- Müvekkilin eşinin, eşine, ara maliklere ve mevcut malike aile konutuna dayanan tapu iptal ve tescil davası açması durumunda 3. malik olan D yine TMK 1023'ün koruyuculuğuna sığınabilecek midir?

Zaman ayıran meslektaşlarıma ve hukukçulara teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :980, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

» İnfaz
Yazan : Emine TEKİN, Tarih : 21-07-2022 14:58
2015 2016 yılında infazı yanan mahkumlara tanınan açık cezaevi hakkı.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :922, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Gh, Tarih : 18-07-2022 11:24
Merhabalar,
Alacaklı olduğumuz bir icra takip dosyasında, borçluya ait olan bir araç üzerinde yaklaşık 30 haciz ve bir bankanın rehni bulunmaktadır. Borçlu tarafımızla anlaşmak istemektedir. Üzerinde rehin olan ve yaklaşık 30 haciz olan araç için lehimize 2. sırada olmak üzere rehin vermeyi teklif etmektedir. (banka rehni bedeli 200.000 TL araç ise 1.500.000 TL değerindedir.)
Sorun şu, rehin öncelikli bir alacak fakat hacizlerden sonra verilen rehin yine öncelikliliğini korur mu? iik md 268 "...Rehinden önce ihtiyati veya icrai haciz bulunması halinde amme alacağı dahil hiçbir haciz rehinden önceki hacze iştirak edemez." hükmü hacizlerden önce konulmuş rehin durumunu mu düzenliyor, yoksa hacizlerden sonra verilen rehin durumunu mu?
Görüş ve yönlendirmelerinize ihtiyacım var, teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1043, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05581999 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.