Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

Yazan : avukat_selcuk_bey, Tarih : Dün 21:38
merhabalar. benzer konular vardı ama birebir konuya rastlamadığım için yeni konu açtım.
D300 karayolunda ve hız sınırının 90 km olduğu bir karayolunda, 80 km ile seyir halindeyken aniden yola çıkan sahipsiz köpeğin araca çarpması sonucunda araçta 20.000,00-TL civarında maddi hasar meydana gelmiş olup, maddi hasar kasko tarafından karşılanmıştır. Ancak araçtaki değer kaybı için, Hayvanları Koruma Kanununun 6. maddesi ile Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliğinin 6, 20 ve 21. maddeleri gereğince belediyenin, karayolları müdürlüğünün veya ilgili kurumların sorumluluğuna dayanılarak dava açılabilir mi?

NOT: Yol, şehirler arası bir yol olup, yolda herhangi bir uyarı tabelası bulunmamakta olup, kaza tutanağında sürücüye hiçbir kusur verilmemiştir. Kaza bölgesinde çok sayıda sahipsiz köpek bulunmakla birlikte aynı bölgede benzer kazaların sürekli olduğunu bilmekteyiz. Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :36, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avccyilmaz, Tarih : Dün 13:00
Değerli meslektaşlarım,
Müvekkil 3.kişiden taşınmaz satın alıyor, taşınmazın evveliyatı da orman olmamasına rağmen orman kadastrosu sonucu orman olarak nitelendiriliyor. 10 yıllık dava açma süresi de geçiyor.
Zamanaşımı sorununu aşmak için 2 yol düşünüyorum. İdarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma sayılması gerektiği bu nedenle kamulaştırma bedelinin istenmesi yönünde dava açabiliriz. Kamulaştırma bedelinin istenmesi açısından bir zamanaşımı süresi mevcut mudur?
İkinci olarak Taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığına dair bir bildirim yapılmamış olduğundan tazminat davası için öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımının öğrendiğimiz tarihten itibaren başlayacağını öne sürebilir miyiz?
Dava açabilmemiz için öngörülen süreler geçmiş gözüküyor. Ama taşınmazı 3.kişiden satın alan müvekkilin tapuya güven ilkesi gereğince bir yolu olması gerektiği kanaatindeyim.
Görüşleriniz benim için çok faydalı ve kıymetli olacak.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :23, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avmuhammed, Tarih : Dün 11:27
Değerli meslektaşlarım üzerinde gayrimenkullerin bulunduğu yaklaşık 12 dönümlük bir yer söz konusu. Bu yere 17 kişi paylı bir şekilde mülkiyet sahibiler. Ancak 2 tane paydaşın tapuda sadece kendisinin ve babasının ismi ( Ahmet oğlu Mehmet şeklinde) söz konusu olduğu için yaptığımız araştırmalar neticesinde bu kişilerle ilgili hiç bir bilgiye ulaşamadık. Sorun şu ki aynen taksim suretiyle paydaşlığa son vermek istiyoruz. Ortaklığın giderilmesi davası açtığımızda bu tapuda kim olduğu belli olmayan kişilerle ilgili nüfus araştırması yapılıp sonuç alınanamaması durumunda hazine davaya davaya dahil olursa yine aynen taksim mümkün olur mu? Belli pay miktarlarının örneğin 150 m² olması aynen taksim suretiyle bölünmeye engel oluşturur mu ? Ya da belediye tarafında madde İmar kanunu m.18 uygulanmak suretiyle ortaklığa son verilebilir mi? Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :8, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : BaharEkinci, Tarih : 13-11-2019 14:26
Merhaba sevgili meslektaşlarım,
Ocas sistemi ile Afgan bir vatandaşa müdafii olarak atandım. Dosyada daha evvel bulunan meslektaşım karar duruşmasında mazeret sununca duruşmaya bir saat kala görevlendirildim ve karar verildi. Müvekkilimle cezaevinde görüşmek için tercüman desteğine ihtiyacım var. Fakat konu ile ilgili bağlı bulunduğum büro yahut barolar birliği böyle bir durumun ilk defa başlarına geldiğini ve bilgileri olmadığını söylediler. Aranızda böyle bir durum başına gelmiş ve çözüm sağlamış meslektaşlarım varsa nasıl bir yol izleyeceğimle ilgili yardımlarını rica ediyorum. İyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :87, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : M.İsa Öztürk, Tarih : 12-11-2019 21:23
Değerli meslektaşlarım;
Müvekkil adayı olarak görüşme sağladığım kişinin olayı ile ilgili sizlerle fikir alışverişinde bulunmak istiyorum. Sonuçların bu alanda çalışan arkadaşlara da faydalı olacağını umuyorum. Olay şu şekilde : 2007 yılında x...z köyünde kadastro çalışmaları yapılıyor. Ancak yerel bilirkişilerin de kasıtlı yanlış yönlendirmeleriyle meraya ait kısımdan bazı şahıslara tapu çıkarılıyor. Ayrıca elinde eski yıllara ait tapusu olan diğer bazı kişilerin yerleri de mera olarak kayıt ediliyor. Müvekkil adayı bu olayın herhangi bir yerde duyurulmadığını söylüyor.(kadastro askı ilanının olmadığını) Şimdi burada meslektaşlardan yardım istediğim hususlar şunlar :
1-) Öncelikle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden dolayı açılacak davanın reddedilmemesi için anlattığım olayda yapılabilecek bir şey var mıdır ?
2-) Meradan kendine tapu çıkaranları ve elinde tapusu varken mera olarak kaydedilenleri ayrı ayrı düşünürsek nasıl bir yol izlemek gerekir?
3-) Kadastro sırasında hile/desise/muvazaa ve benzeri hususlara değinilebilir mi?
İlgilenen arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim, herkese iyi çalışmalar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :113, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Defi-Def, Tarih : 12-11-2019 13:21
Herkese iyi calismalar.
Bugunki bir hukuk durusmamda taniklarim dinlendi. Davada ben davali vekiliyim ve "ilgili kisi" olarak gecen davalinin babasi mevcut. Taniklar beyanlainda ilgili kisiyi kastederek bilgilerini anlatmalarina ragmen durusma tutanagina tum beyanlar davali olarak gecirilmis ve maalesef durusma esnasinda da dikkatimden kacmis. Bu hatali gecen beyan ise esasa etkili.
Boyle bir durumda bir dilekce vererek arti tanik olarak dinlenen kisilerin de davalidan kastinin kim oldugunu aciklayici-durumu duzeltici- beyanlarini alip imzalatsam ve dilekceme ekleyerek yeniden dinlenmelerini talep etsem kabul edilir mi? Benze yargitay kararlari var midir? Ya da durumu duzeltebilmek icin baskaca ne yapilabili?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :129, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : castiello, Tarih : 12-11-2019 10:22
Merhaba
Bina sakinleri dış cephe mantolaması için toplanıyor ve karar alıyorlar ; ancak zemin katta bulunan 2 dükkan sahibine davet gönderilmiyor (usulune uygun çağırılmıyor).Dükkan sahipleri kurul kararını iptal için dava açıyor.Zannımca usul yönünden yokluk söz konusu ve kararın iptaline karar verilecek veyahut tespit edilmiş olacak. Olayda netleştiremediğim kısımlar var .

1-İptal kararı sonucunda yargılama giderlerini, eski hale getirme uygulandığında ortaya çıkacak masrafları kimden talep edebilirler ?
Usulüne uygun daveti yapmak yöneticinin görevi olduğu için bu ödemeyi tüm kat malikleri ortak mı ödeyecek yoksa sadece yönetici mi sorumlu?

2-Davacı taraf mantolama sırasında işlerinin aksayacağını müşteri kaybedeceğini öne sürerek mantolamanın durdurulması için ihtiyati tedbir kararı istemiş fakat hakim vermemiş.Normal şartlarda usulüne uygun bir karar alınsa idi kat maliki olarak buna katlanmak zorundalardı ve herhangi bir tazmin söz konusu olmazdı; ancak burada usulsüz bir karar alınmış ve işleme konulmuş.Eğer ki dükkan sahiplerinin bir zararı söz konusu olursa mahkeme tazminat kararı verir mi ? Ve bu zarardan kimler sorumlu olur ?

Uzun süredir araştırıyorum ,net bir cevap bulamadım.
Fikirleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :126, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Musa TAÇYILDIZ, Tarih : 08-11-2019 14:55
Değerli meslektaşlarım;

Müvekkil hakkında hemen her gün; belediyeye ve kamu kurumlarına yapılan şikayet ile ihbarlar var.

Örneğin;
- Müvekkil tabelasını değiştiriyor ve ertesi gün şikayet ediliyor.
- Müvekkil sosyal medyada bir paylaşım yapıyor ve ertesi gün şikayet ediliyor.
- Müvekkil tabelasına ışık taktırıyor ev ertesi gün şikayet ediliyor

Bunların üzerine her ihbar yada şikayette işyerinde inceleme yapılıyor.
İhbar yada şikayet eden Şahıs sorulduğunda ise; bilgi verilmiyor.

Ben çözüm olarak;
- ilgili kurumlardan bilgi edinme kanunu kapsamında şahsın kim olduğunun tarafımıza bildirilmesini talep edeceğim ve
- İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali, İftira, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçlarından suç duyurusunda bulunacağım. Şikayet dilekçemde ilgili kurumlara müzekkere yazılarak; şahsın kimlik bilgilerinin tespitini de talep edeceğim.

Sorularım;
1- Yapabileceğimiz başka bir şey yada önereceğiniz başka bir yol var mı?
2- Bu olayda hangi suç tipleri oluşur?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :280, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.heren, Tarih : 06-11-2019 22:20
Herkese iyi akşamlar. Kira alacağına ilişkin olarak örnek 13 ile başlatılan takipte alacaklı tarafından tahliye talep edilip harç ve masraflar ödenmiş ancak bazı eksikliklerin varlığı sebebi ile tahliyeye çıkılamamış ve icra müdürlüğü tahliye talebi hakkında henüz karar vermemişse alacaklının talebi halinde yatırdığı tahliye harcının iadesi mümkün mü? Yoksa yalnızca talebin reddine karar verildiği takdirde mi iade yapılır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :357, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avccyilmaz, Tarih : 06-11-2019 15:52
İyi günler sayın üstadlarım,
Çok yönlü araştırma yapmama rağmen tam olarak cevabını bulamadığım bir sorunla karşı karşıyayım.
Müvekkil yıllar önce kaza yapıyor ve kaza sonrası hasar danışmanlık şirketlerinden birine vekalet veriyor. Hasar danışmanlık şirketi de bir avukatı görevlendiriyor tazminat davası açılıyor. Ancak müvekkil neye imza attığına, tazminat üzerinden yüzde kaç pay verdiğine dair hiçbir detaya vakıf değil.
Şimdi ilk olarak biz bunu nasıl öğrenebiliriz, zira hasar danışmanlık şirketine ulaşabilmek mümkün değil. Çekilecek ihtara karşı bildirim yükümlülükleri söz konusu olur mu?
İkinci olarak da yüzde 40 yüzde 50 gibi fahiş oranlar söz konusuysa aradaki sözleşmeninin uyarlanması, iptali gibi bir yola başvuru mümkün mü?
Görüşlerinize ve cevaplarınıza ihtiyacım var sayın meslektaşlarım.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :333, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ylmz, Tarih : 05-11-2019 08:55
Taşınır tarihi eser müzeye 2000 yılında teslim ediliyor ve vatandaş teslim karşılığında para alması gerektiğini bilmediği için herhangi bir talepte bulunmuyor. yakın zamanda CİMER'e yazıyor ve ZAMANAŞIMI söz konusu olduğunu ve para talep edemeyeceğini söylüyorlar. Hala müze kullanımında olan tarihi eser için zamanaşımı iddiası çürütülebilir mi ? buna ilişkin emsal karar da aradım ancak bulamadım yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
İyi günler, iyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :383, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : sarissa, Tarih : 04-11-2019 14:18
Karara ulaşabilen atarsa sevinirim. Teşekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :407, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Kerem A., Tarih : 04-11-2019 12:34
Merhaba sayın meslektaşlarım. Elimizdeki Miras Taksim Sözleşmesinin iptali davasında mahkeme harcın maktu mu nispi mi alınacağı ile ilgili tarafımıza beyanda bulunmak için süre verdi. Terekedeki malların değeri çok yüksek olduğu için nispi olarak yatırmak istemiyoruz. Araştırmalarımızda vasiyetnamenin iptali davalarında harcın maktu olarak alındığına dair kararlar gördük. Ancak miras taksim sözleşmesi ile ilgili bir bilgi bulamadık. Elinde bu şekilde bir karar olan meslektaş var ise paylaşabilir mi ? İptal talebimiz irade sakatlıkları nedeniyle, bize göre terekenin içeriğine veya paylaştırılmasına ilişkin bir dava olmadığı için aşağıda paylaştığım karar gibi(vasiyetnamenin iptali davası) harcın maktu alınması gerekir. Sözleşmenin iptalini talep ediyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz ?

T.C.
Y A R G I T A Y
Hukuk Genel Kurulu
Sayı
Esas Karar
1996/2-6 1996/154
13.3.1996


Özet:Yalnızca vasiyetnamenin iptaline yönelik istekler maktu harca
tabidir.

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; Taşova Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.12.1994 gün ve 274-477 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili
tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.5.1995 gün ve
3700-6357 sayılı ilamıyla; (... Davacı vasiyetnamenin şekil yönünden iptalini
talep etmiş olmasına göre taraflar arasında ayın ihtilafı yoktur. Bu durumda
davanın kabulü halinde maktu harç alınması gerekirken vasiyetnameye konu
gayrımenkullerin kıymeti üzerinden nisbi harç alınması doğru görülmemiştir..)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan
yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği
görüşüldü:
Dava, vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
Muayyen mal vasiyetini öngören, noterde düzenlenen iptal konusu
vasiyetnamenin Medeni Kanunun 479. maddesinde belirtilen koşulları içermediği ve bu nedenle de geçersiz sayılması gerektiği hususunda özel daire ile yerel
mahkeme arasında bir görüş aykırılığı mevcut değildir. Zira, biçim noksanlığı
itibariyle yerel mahkemenin vasiyetnamenin iptali hakkında verdiği karar özel
dairece yerinde görülerek onanmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu
önüne gelen uyuşmazlık ise vasiyetnamenin iptali isteği ile açılan davanın
kabul ile sonuçlandırılması nedeniyle hüküm altına alınması gereken harcın
maktu mu yoksa nisbi mi olacağı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekirki vasiyetname, tek taraflı olarak düzenlenen
ölüme bağlı bir tasarruftur ve lehdarına vasiyetçi tarafından kendisine
bırakılan malları ilgilisinden talep etme olanağı veren kişisel bir hak
sağlar.
28.11.1945 gün ve 13-15 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme
Kararında da belirtildiği üzere, vasiyetname hükümleri ölümden sonra sonuç
doğuracağı için tartışmalara sebebiyet verilmemesi düşüncesi ile vasiyetname
düzenlenirken vasiyetçinin irade ve arzusunun tereddütsüz biçimde tesbiti
gerekli görülmüş ve bu sebeple de vasiyetnamenin yapılması çok daha sıkı
şartlara bağlı kılınmıştır.
Vasiyetnamenin iptali isteklerinde genelde aynı taalluk eden bir
ihtilaf mevcut değildir. Bu nedenle de belirlenmesi gereken yön dayanılan
kişisel hakkın bulunup bulunmadığı ve vasiyetnamenin geçerli olup olmadığının
tesbitinden ibarettir. Vasiyetnameye dayanarak vasiyetnamenin edasının
istendiği hallerde yüklenecek harcın nisbi olacağı tartışmasız olmak gerekir.
Ancak yalnızca vasiyetnamenin geçerliliğinin tesbiti istemine yönelik olarak
açılan davada, verilecek kararın eda isteğini içermediği gözetilerek maktu
harca tabi olduğunun kabulü icabeder. Bu durumda Hukuk Genel Kurulunca da
benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda
direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme
kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden
dolayı HUMK. 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin
harcının geri verilmesine, 13.3.1996 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile
karar verildi.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :318, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Ladylawyer, Tarih : 04-11-2019 12:06
Merhaba Sayın Meslektaşlarım,
Kuzenim özel bir şirkette çalışıyor ve bu şirketin X filosundan kiraladığı aracı kullanıyor. Araç şirket tarafından kuzenime zimmetlenmiş durumda,zimmet tutanakları elimizde mevcut ve dosyaya sunduk. Gelelim asıl mevzuya;

Kuzenim şirket aracını kullanırken fahri trafik müfettişi tarafından "Makas atması gerekçesiyle" trafik cezası kesiliyor. Trafik ceza tutanağı kuzenimin çalıştığı şirkete gönderiliyor. Şirket ceza tutarını kuzenimin maaşından kesiyor. Kuzenime araç zimmetli olduğu için süresi içerisinde SCH'ya itiraz ettik. Karar bugün çıktı ve şöyle diyor; "Şirketin yetkilisi olmamanız sebebiyle itiraz hakkınız yoktur. Başvurunun reddine..." Bir diğer husus kararda, "Bir üst numaralı SCH mahkemesine 7 gün içinde itiraz yolu açık olmak üzere"yazıyor. Soracağım sorular şunlar;

1- Araç şirket tarafınca kuzenimin üzerine zimmetliyken, araca kesilen trafik cezasına kuzenimin itiraz hakkı var mı? Yoksa bu madde hangi mevzuatta var?

2-Trafik cezasında verilen SCH kararına bir üst SCH itiraz edilir mi? Benim bildiğim bu kadar nihai bir karar ve ancak kanun yararına bozma yoluna gidilebiliyor. Hakim neden itiraz yolunu açık bırakmış anlamadım.

Teşekkürler....
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :407, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : cortomaltese, Tarih : 02-11-2019 23:55
Merhabalar sayın meslektaşlarım, asliye hukuk mahkemesinde uzun süredir görülmekte olan bir davada, Davalı/Karşı davacı yanın vekilliğini yeni üstlenmiş bulunmaktayım. Başlıktanda anlaşılacağı üzere; müddeabihin değerinin maddi hata yapılması sebebiyle düşürülerek düzeltilmesi; bunun mümkün olmaması halinde kısmen feragat yapılması hususlarındaki sorular hakkında sizlerin görüş ve tecrübelerine ihtiyaç duymaktayım.

Müvekkilin davalı taraf olduğu dosya ile benden önce ilgilenen meslektaş, 1.000.000 TL üzerinden karşı dava açmış ancak müddeabih değerinin tutarı üzerinden nispi peşin harç ödeneceği hususunda müvekkili uyarmamış ve nispi peşin harcı tarifedeki en düşük tutar üzerinden yatırmış. Bir kaç celse sonra meslektaş hakkında aslını bilmediğim etik olmayan bazı şeyler yaşanmış ve bu durumun üzerinede müvekkil tarafından azledilmiş. Yerine başka bir meslektaş davayı üstlenmiş.

Yeni tayin edilen meslektaşımda dava değerini görür görmez müvekkili harç konusunda bilgilendirerek uyandırmış ve bilgisi dahilinde "dava dilekçesinde müddeabihin değeri yazılırken maddi hata yapıldığını ve dava değerinin aslında 10.000 TL olduğunu ve durumun düzeltilmesini eksik harcın buna göre tamamlanmasını" talep eden bir beyan dilekçesi sunmuş.

Beyan dilekçesinin verilmesi üzerine birşey olmamış ve her nasıl olduysa aradan 7-8 celse geçtikten sonra mahkemeye yeni atanan hâkim durumu farketmiş ve müvekkile kesin süre vererek eksik olarak yatırılan nispi peşin harcın 1.000.000 TL üzerinden tamamlamasını istemiş. Meslektaşta bu sıralarda bazı sebeplerden dolayı müvekkille anlaşarak dosyayı bırakmış. Müvekkil davasının reddolunacağı korkusuyla hemen eksik harcı yatırmış.

Şuanda müvekkilin davasına bakan üçüncü vekiliyim ve sorularım şu şekilde:

1- Dosyada benden önceki meslektaş tarafından müddeabih değerinin düzeltilmesi için verilmiş ancak dikkate alınmamış bir beyan dilekçesi var. Bu konuda sizce ne yapmalıyım? Yeni bir dilekçe ile aynı sebebi ileri sürerek yeniden mi müddeabih değerinin düzeltilmesi için talepte bulunmalıyım?

2- Müvekkil müddeabih değerinin 990.000 TL sinden vazgeçerek davasına 10.000 TL üzerinden devam edebilmeyi istiyor. Sizlerinde bildiği gibi davadan feragat halinde, aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerine hükmedilmektedir. Kısmen feragat talebinde bulunmamız halinde peşin olarak yatırılan nispi harç 990.000 TL üzerinden mi tamamlanır? Davadan feragat halinde nispi değil maktu harç alınacağına dair bir karara rastladım ancak sizlerede danışmak istedim. https://www.istanbulbarosu.org.tr/Ha...y.aspx?ID=9418

Yazı biraz uzun oldu. Vakit ayırıp okuyanlara, görüşünü bildirenlere şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :410, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. kaya, Tarih : 02-11-2019 15:11
Merhabalar meslektaşlarım. Mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış hakkında bir sorum olacak. Müvekkil ile alıcı bir aracın satışı hakkında anlaşıyorlar. Noterde mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış yapıyorlar. 5.000,00 TL peşin olarak ödeniyor, geri kalan miktar için ise bir tarih belirleniyor. Bu tarihte aracın mülkiyetinin geçmesi için ödenmesi gereken miktar ödenmiyor. Bu arada alıcının alacakları tarafından araç üzerine haciz konuluyor.

Sözleşme feshedilme şartlarında, borcun taksitlerinden herhangi birinin gününde ödenmemesi halinde, satıcı tarafından aracın haczettirilip, satılmak suretiyle alacağın tahsil edilebileceğini alıcı en baştan kabul eder ifadesi yer alıyor.

Sizlere sorum öncelikli olarak bu aracı satışa çıkarmaksızın iade almak için nasıl bir yol izleyebiliriz? Bu mümkünse ödenen 5.000,00 TL'yi iade etmek gerekiyor mu yoksa haczedip satışa çıkarmamız mı gerekiyor?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :370, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Esra Ergün, Tarih : 31-10-2019 16:47
Merhaba saygıdeğer meslektaşlarım, sizlere devre tatil sözleşmesi üyeliği ile ilgili bir sorum olacaktı.
Müvekkil 2008 yılında 45 yıl için 9000 YTL'ye devre tatil satın almış olup bedelini taksitlerle ödemiştir. 2010 yılında bir kez
gidip ailesi ile kaldığından cayma hakkımızı kullanamıyoruz. 2008 yılından beri bir kez gitme imkanı bulabildiği ve maddi zorluğa düştüğü içinde 2015 yılından beri üyelik aidatlarını ödememektedir. Müvekkil 2014 ve 2015 yılları arasında yazılı olarak sözleşmeyi fesih etmek istediğini beyan etmiş herhangi bir cevap alamamıştır. 2019 yılında şirket yetkililerince aranmış ve ödenmeyen aidatların tahsilatı için icra takibi başlatacağı söylenmiştir. Müvekkil sözleşmeyi fesih etmek istediğini cevap vermediklerini söylediğinde ise şirketin el değiştirdiğini bu yüzden o yıllara ait böyle bir talebin onlarda olmadığını beyan etmiştir. Müvekkil sözleşmenin feshi ile birlikte 45 yıl için ödediği 9000 YTL'nin sözleşme tarihinden fesih tarihine kadar olan kısmının düşülüp iadesini istemektedir. Böyle bir şey mümkün olabilir mi, araştırmalarımda hep cayma hakkı kullanılarak iptal şeklini gördüğümden sizlere danışmak istedim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :365, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Hatice Gündoğdu, Tarih : 31-10-2019 11:50
Merhaba sayın meslektaşlarım bir müvekkilimin yaklaşık bir buçuk sene önce meydana gelen depremde evi hasar görmüştür. Ağır hasarlı olduğu idarece tespit edilmiş hasar tespit listesinde de ismi vardır. Ancak sisteme kayıt yapılırken ismi yanlış işlenmiş. Müvekkilim daha sonra sorduğunda ise sürenin dolmuş olduğu ve artık yapabilecekleri bir işlem kalmadığı bildirilmiş. Bu durumda nasıl bir yol izlemeliyim. İdarenin hatasından dolayı müvekkilim zarar görmüştür.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :517, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : tegese, Tarih : 29-10-2019 19:00
Sayın meslektaşlarım

ERİŞKİNLER İÇİN ENGELLİLİK DEĞERLENDİRMESİ

HAKKINDA YÖNETMELİK

Erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmeliğin 9/2 maddesi" Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporu, kurumlar tarafından resmi yazı ile terör/kaza/yaralanmaya ilişkin belgelerle birlikte yetkili sağlık kurum ve kuruluşundan talep edilir. Rapor düzenlenmesine ilişkin süreç bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine göre yürütülür." Şeklinde yeni düzenlenme içermektedir.

Aynı yönetmelikte Kurum: Erişkinler İçin Engellilik Sağlık Kurulu Raporu ve Erişkinler İçin Terör, Kaza ve Yaralanmaya Bağlı Durum Bildirir Sağlık Kurulu Raporu talep eden kamu ve/veya özel kurum ve kuruluşları şeklinde tanımlanmıştır.

Bu düzenlenmeye göre engellilik raporu almak için öncelikle sigorta şirketinin talebi gerekmektedir. Müvekkilin geçirdiği trafik kazası neticesinde engellilik raporu almak istiyorum. Bunun için öncelikle sigortaya başvurdum. Fakat sigorta şirketi rapor almamız için gerekli talep yazısını yazmıyor ve bu konudaki yazılı başvurularına cevap vermiyor. Engellilik raporunu temin edebilmek için başkaca bir yöntem var mıdır?
( Ceza soruşturması şikayet yokluğu nedeni ile sonlandırılmıştır)

Konu hakkında tecrübesi olan meslektaşlardan yardım rica ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :602, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ozan Solak, Tarih : 28-10-2019 22:22
Merhaba meslektaşlarım.iyi günler iyi çalışmalar,Baba ile oğul 2007 yılında birlikte traktör alıyorlar.Traktör oğul üzerine alınıyor ancak para ortak ödeniyor.(Traktör birlikte kullanılıyor)Yakın zamanda ise baba ile oğul arasında anlaşmazlıklar çıkıyor aile bağları zedeleniyor.Ve şimdi ise oğul yarı parasını vererek babanın traktör üzerindeki hakkından vazgeçmesini istiyor.Ve bu yönde babasına kağıt imzalatacak.Bu tip bir kağıt imzalatma durumunda ileride diğer mirasçıların saklı payıyla ilgili bir sıkıntı yaşanır mı?Diğer mirasçılar ileride traktör üzerinde hak talep edebilirler mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :654, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07919192 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.