Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
Haber Ekleyin

Yazan : imsel, Tarih : Dün 22:55
İş davasında öninceleme duruşmasına davacı yan adına başka bir avukat geldi.Hakim yetki belgesi için 1 haftalık kesin süre verdi.Davacı yan yetki belgesini 24 gün sonra uyap üzerinden dosyaya sundu.Bu durumda öninceleme duruşmasının akıbeti ne olur? Davacı yanın öninceleme duruşmasına gelmediği bu sebeple dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilebilir mi?Davalı yan bu konuda talepte bulunmalı mı? Yoksa bu şekilde dava devam eder mi?Devam ederse bu sonra istinaf sebebi yapılabilir mi? saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :6, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Mike Ross, Tarih : Dün 14:37
Sayın meslektaşlarım merhaba,

2017 Aralık ayında açılan bir işçilik alacakları davasında kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ücret ve yıllık izin taleplerinde bulunduk.

Dava dilekçesinde kısmi veya belirsiz alacak şeklinde ifadelerde bulunmadık. (9. Hukuk Dairesinin bölgesindeyiz)

Eğer hakim davayı kısmi dava olarak addederse, davayı açarken talepleri çok düşük gösterdiğimizden ciddi miktarlar zamanaşımına uğrayacak.

Bu sorunu aşmak için aklıma gelen seçenekler;

1- Davanın erkenden ıslah edilmesi ile taleplerin arttırımı (ön inceleme duruşması henüz yapılmadı),

2- Ön inceleme duruşmasında davanın kısmi eda külli tespit davası olduğunun belirtilmesi.


Sizin önerileriniz nelerdir?

Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :9, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Mehmet Mustafa ÖZÜNVER, Tarih : Dün 13:01
Muvekkilin aracina kirmizi isikta gecen arac carparak maddi hasara sebebiyet verir. Muvekkil aracini servis goturur. Servis araci tamir edip araci muvekkile teslim eder. 6 ay sonra hicbirseyden haberi olmayan muvekkile icra takibi yapilarak servis bedeli istenir. Konuyu arastirdigimizda kusurun yanlislikla muvekkile verildigini bu sebeple sigorta sirketinin ucret odemedogini ogrendik. Bunun uzerine ihtirazi kayitla icra alacagini odeyip dosyayi kapattik.

Burada sigorta sirketinin servis ucretini odemesi gerektiginde herhangi bir sıkınti yoksa da icra giderlerini de sigorta sirketinden talep edebilecek miyiz?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :38, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avkathanım, Tarih : 16-02-2018 09:10
Değerli meslektaşlarım,hepinize merhaba.
Sanık, hastanelerde diyaliz aletlerinin tamiri üzerine teknisyen olarak müvekkilin şirketinde çalışmaktaydı. İşten çıkarıldıktan sonra müvekkil aleyhine İş Mahkemesinde alacak davası açtı ve bu davada sahte olarak düzenlemiş olduğu yetkili servis formlarını sundu.(Normal şartlarda bu formların bir sureti işi yapılan hastane arşivine kaydedilmektedir.) Biz de özel belgede sahtecilik suçunu işlediği gerekçesiyle şikayetçi olduk yargılama yapıldı ve beraat kararı verildi.Sanık sunmuş olduğu yetkili servis formlarının içeriği doğrultusunda yani sanki o hastaneye gidip tamir yapmış gibi gösterdiği hastanelerin yetkililerinin ifadesine göre o tarihte herhangi bir işlem yapılmamış, o formların sureti de kendi arşivlerinde çıkmamıştır. Üstelik müvekkile, sanığa işyeri kuralları gereği verilmiş olan şirket telefonunun sinyal aldığı baz istasyonu raporları da gelmektedir. Sunulan formlardaki gün ve saatlerde hastanelerin bulunduğu illerde dahi olmadığı tespit edilmiştir. Ancak buna rağmen beraat kararı almıştır. Mahkemeden GSM operatörüne yazı yazılmasını istememize rağmen yazılmadı. Bu hususla ilgili yargıtay kararı da aradım ancak bulamadım. Yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :66, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Magisnus1977, Tarih : 15-02-2018 17:19
Değerli meslektaşlar,

Teknik bir konu belki ama HMK 208 de yer alan sahtecilik defi ne zaman ileri sürülmeli? Ön sorun olarak incelendiğine göre cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorunda mıdır? yoksa sonra da ileri sürülebilir mi?

Bu konuda İçtihat bilen varsa yardımcı olursa sevinirim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :95, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : kolcuoglu86, Tarih : 15-02-2018 15:13
ilk defa karşılaştığımız bir sorundan dolayı deneyimi olan arkadaş lardan yardım talep ediyorum.şöyleki:
icra takip borçlumuzun tapuda adına kayıtlı olan bir taşınmazı var.ancak tapuya aktarım sırasında kütüklere borçlunun soy ismi yanlış yazılmıştır. taşınmaz gerçekte borçluya ait iken soy ismi yanlış geçirildiği için kimse haciz koyamıyor.borçluda durumdan memnun olduğu için kendiside isim düzeltmesi yaptırmıyor.bildiğim kadarı ile bu yönde pozitif bir kanun hükmü yok.hukuk uygulamasında içtihatta bulamadım.İİK 94 kıyas yolu ile uygulanabilirmi.veya başkaca hukuki bir çözüm yolu varmıdır.bu konuda bir yargıtay kararı varmıdır.şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :105, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : rodi99, Tarih : 15-02-2018 14:25
Saygıdeğer meslekdaşlarım,
Müvekkilin murisi,konut kredisi aldığı sırada eş zamanlı olarak kredi miktarı kadar hayat sigortası yapılıyor(Bankanın yan kuruluşu olan sigorta şirketince).Bilindiği üzere Kredi sözleşmesi imzalanırken aynı anda Poliçe de tanzimi ve imzası da rutin işlemler arasında.Bu belgelerden biri de çeşitli hastalıkların alt alta sıralandığı ve bu hastalıkla bir ilginiz(veya geçmişiniz) var mı kısmında evet veya hayır seçeneklerinin işaretlenmesi söz konusu.Murisin, imzasının da bulunduğu bu sayfada yaklaşık 15 hastalıkla ilgili olarak tümü Hayır olarak işaretlenmiş.(Tabiki,o anda murisin bu listeye bakmaksızın acele ile o sayfayı imzaladığı da bir gerçek)
Kredi alımından yaklaşık 13 yıl önce bir veya iki kalp damarı değiştirme ve stand ameliyatı geçirmiş ancak kredi alımı sırasında herhangi bir rahatsızlığı yok.Ancak kredi alımından 6 ay sonra kalp yetmezliğinden vefat ediyor.Sigorta şirketi de eksik beyan verme nedeniyle tazminatı ödemiyor.
Böylesi bir sözleşme imzalamış olmak gerek bankaların en azından ortak kusur hükümlerini de gerektirir mi ve elinde 2012 yılından sonra bir örnek karar olan arkadaşlarım varmıdır?
Sevgi ve saygıyla
Av.Mete Yazan
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :109, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukat6327, Tarih : 15-02-2018 12:37
merhaba iyi günler herkese.Otomobilin şase numarasının çalınıp başka bir otomobile nakledilmesinde cezai sorumluluk dışında idari yargıda iç işleri bakanlığının sorumluluğuna gidilebilir mi? değerli meslektaşların yardımlarını bekliyorum
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :94, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatt19, Tarih : 14-02-2018 15:28
iki adet çek süresinde bankaya ibraz ediliyor. Banka çeklere karşılıksızdır kaşesi vuruyor ancak çek yaprak bedellerini (iki adet çek 2017 yılı 2.820,00 TL) ödemiyor. borçlu şirket batık olduğu için, banka aleyhine asıl çek bedeli dışında sadece bankanın çek kanunu kapsamında ödemek zorunda olduğu çek yaprak bedelleri için ilamsız takip yapıyoruz. Banka avukatı, çekin düzenlenme tarihinden önce şirket yetkilisinin azledildiğini belirterek borca itiraz ediyor ve dosyaya azilnameyi sunuyor. İtirazın iptali davası açmayı düşünmekteyiz ancak tereddütlerimiz var. Azledilen şirket yetkilisi tarafından imzalanan çek yaprak bedelleri bankadan talep edilebilirmi? Tüm cevap veren meslektaşlara şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :140, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : artemis87, Tarih : 12-02-2018 22:50
İdareye maaş haczi müzekkeresi gönderdik, işçinin maaşından kesinti yapılmaya devam edildi. Bu aşamada işçinin idareye karşı açtığı geçmişteki başka bir maaşına dair davayı işçi kazandı. Bu durumda işçinin kazandığı bu davaya göre işçiye ödenmesi gereken bedel, maaş haczi için icra dairesine mi yoksa işçiye mi ödenecektir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :222, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : lawislife, Tarih : 11-02-2018 13:36
Müvekkil bir otel ve çevre izin belgesine sahip.Bu belgeye sahip olmanın şartlarından birisi Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2 ayda bir tesisin arıtma sistemlerinin çalışıp çalışmadığını öğrenmesi amacıyla tesis sularında su kirliliği kontrol yönetmeliğine göre numune alınıp kontrol edilmesi diğer şart ise Bakanlık ekiplerince 6 ayda bir denetime esas olmak üzere kontrol numune alıp kontrol edilmesidir.Müvekkil otelin rutin yapılan kontrollerde tesis suları temiz çıkıyor en son 6 ayda bir yapılması gereken kontrol yapılıyor yine sular temiz çıkıyor fakat bu kontrolden 1 hafta sonra şikayet üzerine ekipler tekrar otele gelip numune alıp kontrol ediyor bu sefer tesis suları kirli çıkıyor. Bir sonraki kontrol 2 ayda bir yapılması gereken kontrolde ise tesis suları temiz çıkıyor. Sorum şu ki çevre izin belgesinin yüklediği sorumluluklara uygun davranılıp rutin kontrollerde otelin suları temiz çıkıyor ancak şikayet üzerine gelinen kontrolde su kirli çıkıyor ve yüklü bir idari para cezası kesiliyor. Ben de emsal bir karar arıyorum rutin olmayan bir kontrolde yaşanan bu durum nedeniyle idari para cezası kesilemeyeceğine dair ya da daha indirim sağlanması gerektiğine dair öneri ve görüşlerinize ihtiyacım var teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :281, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Cumhur Okyay, Tarih : 11-02-2018 10:20
A. Mirasçılar arasında
Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.

Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir. ( TMK. m.669- önceki 603).

Mirasbırakan, Tapuda, "kayıtsız koşulsuz" olduğunu belirterek yapmış olduğu bir kazandırmada (Hibede) aksini, yani bu bağışın denkleştirmeye tâbi olMadığını açıkça belirtmiş olmuyor mu?
Saygılarımla...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :272, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : eylem., Tarih : 08-02-2018 11:45
merhabalar sayın meslektaşlar. müvekkilin eşi çocuklarını bırakarak evi terketmiştir. boşanma davaları devam etmektedir ve çocukları almak ve görmek istemediğini belirtmiştir. o dönemde yaşadıklarından dolayı ruh hali pek iyi olmayan müvekkil biri 4 yaş biri 2 yaş biri 7 aylık olan çocukları yuvaya bırakmıştır. şimdi ise geçen 4 5 ayın sonunda yurdun istediği kriterleri yerine getirerek çocukları geri almak istemektedir.çocukların ikisi koruyucu aileye veriliyor. bunun için yazılması gereken dilekçe elinde mevcut olup da paylaşabilecek bir meslektaş olursa çok memnun olurum. şimdiden çok teşekkürler ..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :272, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Defi-Def, Tarih : 07-02-2018 10:21
Müvekkiller x müteahhit ile 1993 tarihinde Düzenleme şeklinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıyorlar. Bu sözleşmede iskanın yüklenici tarafından alınacağı açıkça belirtilmiş. Ancak yüklenici binayı hem sözleşmede belirtildiğine uygun teslim etmiyor hem de iskanı hala almıyor.
Yapının sözleşmeye uygun bitirilmemesi ve hala iskanın alınmamış olması açısından ayrı ayrı zamanaşımı dolmuşmudur? Özellikle iskan açısından yükleniciye ne yapılabilir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :264, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.MC, Tarih : 23-11-2017 09:54
Merhaba,

İşten ayrılan işçinin yasal haklarının karşılığının senet aracılığıyla ödenmesi durumunda,bankaya yapılan açıklama kısmına bu yasal hakların detaylarının yazılması durumunda işveren açısından doğan herhangi bir vergi sorumluluğu var mıdır? Yoksa sadece ödeme yapılacak toplam tutarın mı yazılması gerekmektedir vergi sorumluluğu doğmaması için? Muhasebeciden böyle bir yönlendirme olmuş sanırım teyit etme istedim.

Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1906, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Magisnus1977, Tarih : 22-11-2017 16:04
Değerli Meslektaşlarım,

Acil hal durumuyla özel hastanede yatışlar ve tedavi giderleri SGK tarafından karşılanır mı? Kişinin prim borcu olduğundan reddedilmiş. İlgili Kanun maddesi

18 yaşını doldurmamış olan kişiler, tıbben başkasının bakımına muhtaç olan kişiler, trafik kazası halleri, acil haller, iş kazası ile meslek hastalığı halleri, bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, madde bağımlılığı tedavisine yönelik sağlık hizmetleri,[8] 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri gereğince sağlanan sağlık hizmetleri, 75 inci maddede sayılan afet ve savaş ile grev ve lokavt hali hariç olmak üzere sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmek için; [1]
a) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) ve (f) bentleri ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları hariç[6] genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısının olması,
b) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (g) bendine tabi olan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yukarıdaki bentte sayılan şartla birlikte, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilerek tecil ve taksitlendirmeleri devam edenler hariç 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması, [2]

Bu maddeye göre ve maddede geçen hariç ibaresine göre acil hallerde prim borcu olanların tedavi giderleri kurumca karşılanır mı karşılanmaz mı?

İlgilenenlere Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1892, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Atalay, Tarih : 20-11-2017 17:15
Sayın Meslektaşlarım herkese merhabalar.
Müvekkil bir ev alıyor ve tapuda eşinin üzerine yapıyor. Ancak kendi lehine evlilik devam ederken intifa hakkı tesis ediyor. Daha sonra taraflar boşanıyor. Sorum şu;
Bu intifa hakkı geçerli midir ve bu hakka dayanarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açabilir miyiz? Eski eşine karşı bu hakkını kullanabilir mi? Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1929, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Yakup AYDIN, Tarih : 18-11-2017 11:32
Değerli meslektaşlarım,

Bir icra takibi kapsamında borçlunun, annesi adına kayıtlı araçlarla iş yaptığını tespit ettik. Diğer bir deyişle, borçlu iş için kullandığı araçları annesinin adına almış. Bu nedenle borçlunun annesine İİK 89 kapsamında 1. 2. ve 3. haciz ihbarnamesi gönderdik. 3. haciz ihbarnamesinin tebliğinin ardından borçlunun annesi tarafından menfi tespit davası açıldı. Takip alacaklısı üç kişidir. Fakat menfi tespit davasında, alacaklı olan üç müvekkilimizden ikisi davalı olarak gösterilmiş, ayrıca 'diğer davalı' adı altında takip borçlusu olan kendi oğlu da davalı gösterilmiştir. Sonuç olarak, alacaklı olan müvekkillerimizden biri davanın tarafı değildir.

İİK 89/3'e göre "Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur." Bu durumda tespiti istenen husus, üçüncü kişinin takip borçlusuna herhangi bir borcu olmadığıdır. Ve davada ispatlanması gereken husus da budur.

Buna göre, takip alacaklısının/alacaklılarının bu davada davalı olarak gösterilmesinin hukuki dayanağı nedir?

Ve ayrıca, takip alacaklılarından birinin bu davada davalı olarak gösterilmemiş olmasının hukuki sonucu hakkında görüşünüz nedir?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1895, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Kemal B., Tarih : 17-11-2017 12:05
Merhabalar Değerli Meslektaşlarım

Müvekkilin hissedarı olduğu bir taşınmaz için Ortaklığın giderilmesi davası açacağım. Mesleğin henüz başında olmam ve ruhsat alalı henüz 2.5 ay olması dolayısı ise bilgi ve tecrübelerinizden müsadenizle yararlanmak istiyorum.Olaya gelirsek;

Müvekkilin hissedarı olduğu taşınmaz için 1998 yılında Kadastro Müdürlüğü'nde Aplikasyon Krokisi hazırlanmış olup içlerinden biri de müvekkil olan 4 hissedar kendi aralarında ve kadastro müdürlüğü huzurunda sınırlarını belirlemiş, ayrıca taşınmazın tam ortasından bağlı bulunduğu belediye tarafından da yol sınırı çizilerek burası fiziki olarak yola terk edilmiştir.Ancak bu terk işlemi belediyenin ödeme yapmak istememesi sebebiyle tapuda fiziki olarak gerçekleşmiş olmasa da ilgili alana yol yapılmış ve bu alan yıllardır yol olarak kullanılmıştır.

Taşınmaz ise (toplamda 450m2) 4 eşit paya bölünecek iken diğer 2 hissedarın hakkı olan toplam 225m2'den 15m2'lik bir alan sehven müvekkil ve hemen bitişiğindeki hisedarın sınırları arasında gösterilmiştir.

Yine 1998 tarihinde hissedarların her biri diğer hissedarlara hisselerinin belirtildiği alana inşaat yapmalarına muvafakat etme amacıyla notere başvurmuşlar ancak noter tarafından(yanlış anlama sebebiyle olduğunu düşünüyorum) her bir hissedar diğer hissedarlara taşınmaz üzerinde dilediği gibi inşaat yapılmasına muvafakat eder şeklinde bir muvafakatname hazırlamıştır.

Gelinen aşamada ise müvekkil tarafından hissesi üzerine 4 katlı bir bina, bitişiğindeki hissedar tarafından ise 5 katlı bir bina dikilmiş olup belediye tarafından bedeli ödenmek istenmediğinden dolayı henüz tapuda yol olarak gözükmeyen ancak fiziki olarak yol yapılmış olup halen de yol olarak kullanılan kısmın bitişiğindeki diğer 2 hissedardan biri 3 katlı bir bina dikmiş diğer hissedar ise hissesini başkasına devretmiş olup üzerinde herhangi bir muhdesat bulunmamaktadır.Taşınmaz üzerine dikilen tüm binalar ruhsatsız olup ilgili belediye tarafından hem tapuda hisse paylaşımının yapılmasının gerekmesinden hem de bedel ödenmeksizin yol olarak kullanılan arsanın tüm hissedarların rızası ile belediyeye terk edilmesinin istenmesinden dolayı ruhsat verilmemiştir.

Son durumda ise 15m2'lik alanın fazladan alındığı anlaşılmış ve de müvekkil tarafından bedelinin kendisine ödenmesi teklif edilmiş olmasına rağmen, 15m2 alanı eksik verilen hissedar tarafından bu alan karşılığı 1 daire istenmiştir.Haliyle müvekkil tarafından da bu teklif kabul edilmediğinden ortaklığın giderilmesi davası açılması istenmektedir.Bu bakımdan müsadenizle sizlere birkaç sorum olacak;

1-Ortaklığın giderilmesi davasının konusu miras sebebiyle olmadığından ve elbilriği ile değil paylı mülkiyet söz konusu olduğundan dolayı harcı maktu mudur?

2-Ortaklığın giderilmesi davası açılmasının ardından kuvvetle muhtemel bir muhdesatın aidiyeti davası açılması gerekecek, bu durumda yukarıda bahsetmiş olduğum noterden alınan muvafakatname "hissedarların her biri, diğer hissedarlara kendi hisseleri üzerinde inşaat yapılmasına muvafakat eder" şeklinde yorumlanabilir mi? Zira herkes kendi payının olduğu alan üzerine inşaat yapmış.

3-Ortaklık taksim yolu ile giderilemedi ve satış aşamasına geçildiğini düşünelim. Bu satış işlemi icra müdürlüklerinde olduğu gibi midir? Yani rayiç veya yakın bir bedelini veren çıkmazsa taşınmazın değerinin yüzde 50'si gibi bir rakama satılması mümkün müdür? Bu durumda bedelin az olmasından dolayı bir itiraz hakkı var mıdır?

4-Her bir hissedarın payı üzerindeki binalar ruhsatsız olduğu için bilirkişi tarafından ne şekilde bir değer tespiti yapılacaktır.Bu binaların ruhsatlı ve ruhsatsız olması halindeki değerleri arasında uçurum söz konusu olabilir mi?

5- Dört numaralı soruya vereceğiniz cevap "evet, muhdesat olduğu için illa değeri hesap edilir ancak bu yapılar ruhsatsız olduğu için belirlenen değer ruhsatlı değerinden oldukça düşük olur" şeklinde ise bu durumda davadan önce belediye ile ruhsat konusunda anlaşma imkanı var mıdır?

Şimdiden göstereceğiniz ilgi için çok teşekkür ederim.Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1976, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Turhan Demiroğlu, Tarih : 16-11-2017 09:04
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında (SYDV) çalışan işçilerin 6772 sayılı Kanun kapsamında olup olmadıkları, dolayısıyla ilave tediye alıp alamayacakları hususunda Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasında görüş ayrılığı vardı:

9. HD 2014/33724 E., 2016/5660 K.: “…İlave Tediye alacağının hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davalı vakfın 6772 Sayılı yasa kapsamında bir kurum ve kuruluş olmadığı, davacının İlave Tediye talep koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”

22.HD 2013 / 17181, 2014 / 26269, 30.09.2014: “…Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının "kamu tüzel kişiliği" bulunmadığı ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulup özel hukuk hükümlerine tabi faaliyet gösterdiği anlaşılmakla mahkemece davalı işyerinin kamu tüzel kişiliği olduğu kabul edilerek ilave tediye alacağının kabulü de hatalı olmuştur…”

Aşağıdaki İBK ile SYD Vakıflarının "Özel Hukuk Tüzel Kişisi" kabul edildiği göz önüne alındığında, SYDV'lerin ve çalışanlarının 6772 sayılı yasa kapsamında bulunmadığı sonucuna ulaşılabilecek midir?

T.C YARGITAY
Büyük Genel Kurul
Esas: 2016 / 3
Karar: 2017 / 4
Karar Tarihi: 09.06.2017: “IV. SONUÇ: 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olup, ayrı işyeri olan bağımsız işveren oldukları, bu nedenle her vakıf için işyeri düzeyinde toplu iş sözleşmesi yetkisi verilebileceği; iş güvencesi hükümlerinden yararlanmanın ön koşullarından olan işçi sayısı tespit edilirken her vakıf yönünden sadece kendi işçi sayısının dikkate alınacağı, 09.06.2017 günlü üçüncü oturumda esas hakkında oyçokluğu ile karar verilmiştir.”
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1932, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,12501907 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.