Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
5.05. Prof. Dr. Ali Naim İnan'ı Kaybettik - Doç. Dr. Özge Yücel
Haber Ekleyin

Yazan : Nidyak, Tarih : 19-04-2019 20:48
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018/2004 E. 2018/3908 K. sayılı kararını arıyorum. Bu konuda yardımlarını bekliyorum. Şimdide herkese çok tşk ederim. saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :64, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : zlm, Tarih : 18-04-2019 23:31
Merhabalar
2005 yılında kadastro yapılmış taşınmaz bu zaman kadar x tarafindan kullanılmış.
kadastro tarafından da tapu verilmiş. Tapu senedi aslı x de bulunmaktadır.
Yaklaşık 1 hafta önce taşınmazın* baba adi ayni olan aynı isimde ve akrabalik iliskisi olduğundan nüfusta evlenmeden önceki ayni hane ve ciltte bulunan başka bir kişi y adına kayitli oldugu y tarafindan öğrenilmiş x e bu durum sorduğunda x tarafından bu zamana kadar kullandığı ancak adına kayıtlı olmadığı öğrenilmiştir. X kadastro yapildigi 2005 den yillar once evlenerek Y ile ayni hane ye gelmis y ile ayni soyadı almış y 2005 den yillar once evlenerek soyismi degismis evlilikle hane ve cilt değişmiştir. Y nin kadastro da soyismi ve cilt hane bilgileri farklı. X ve y nin baba adı aynı.
Ama hernasilsa 2005 de kadastro da Y evlenmeden önceki soyismi ile* evlenmeden önceki nufustaki hane ve cilt numarasi ve dogum tarihi ile kadastro tutanagina gecmis.x ve y nin doğum yılları farklı.* Kadastro tutanaklarinda da x e ait olduğu* dair beyanlar vardır ve ayrıca* tanık ile de ispatlanabilir durumdadır.
Bu durumda tapu bilgilerinin x e ait olduğuna dair tespit ve düzeltme davası mi acilmalidir yoksa yolsuz tescil nedeniyle tapu iptal davası mi acilmalidir.
Teşekkür ederim .
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :58, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Halil İslam Bulut, Tarih : 18-04-2019 14:21
Sevgili meslektaşlarım öncelikle hepinize kolay gelsin.
Yaşlı bir müvekkilim geçen sene eşine düşen 18 bin liralık miras payının kendileri yaşlı olduğu için bankaya yatırması adına gelinlerine verildiğini ve gelininin de o parayı kendi hesabına yatırıp ilerleyen zamanda yaşlı adam ve eşi, gelinlerinden paraya ihtiyacı olduğunu ve iade etmesini istediklerinde gelinleri parayı vermiyor. Ayrıca arada birkaç bilezik vs de alıyor gelin bu yaşlı adamdan. Söz konusu para ve ziynet eşyalarının geri alınabilmesi için savcılığa güveni kötüye kullanmaktan şikayette bulunacağım. Hukuk davası açısından bakarsak sebepsiz zenginleşme mi açmalıyım yoksa başka bir yolu var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :64, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Fatih FİLİZ, Tarih : 17-04-2019 11:53
Merhabalar,
Müvekkil icra kanalı ile 03.11.2014 tarihinde yapılan bir ihaleye katılıyor. Taşınmaz aynı tarihte adına ihale ediliyor ve ihale 18.09.2017 tarihinde kesinleşiyor. İhale kesinleştiğinde taşınmazın adına tescili için tapuya başvurduğunda aynı taşınmaz için 3. kişinin tapu iptali ve tescili davası açtığını ve davanın ihale tarihinden çok önce bu 3. kişi lehine sonuçlandığını öğreniyor ve taşınmazı adına tescil ettiremiyor. Olayla aydınlatılması ile ilgili önemli gördüğüm noktalar şöyle;

1.Taşınmaza ilişkin 3. kişinin açmış olduğu tapu iptali davası ile ilgili 18.09.2012 tarihinde karar verilmiş. Bu karar 26.11.2012 tarihinde kesinleşmiş. Ancak mahkeme 18.09.2012 tarihinde hüküm özetini İ.İ.K. 28 uyarınca tapuya bildirmemiş.
2.Taşınmazın icra ihalesine çıkarılmasına konu haciz, taşınmazın mahkeme kararı ile mülkiyetinin değişmesinden sonra 08.10.2012 tarihinde taşınmaz kaydına işlenmiş.(Ancak İİK 28 uyarınca bildirim yapılmamış olduğundan biz bu hususu tapu kayıtlarından göremiyoruz.)
3.Müvekkilin 03.11.2014 tarihinde katıldığı ihale 14.11.2017 tarihinde kesinleşiyor.

Yukarıda kısa sayılmayacak bir şekilde olayı özetlemeye çalıştım Müvekkil ihale ile aldığı taşınmazı, önceki mahkeme kararı sebebi ile adına tescil ettiremiyor, ihale kesinleşmiş olması sebebi ile yatırdığı parayı da geri alamıyor.
Müvekkilin oluşan zararının tazmini noktasında değerli görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :64, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.murat kılıç, Tarih : 17-04-2019 08:32
Herkese Merhaba

1-) 2013 yılında açılan bir icra dosyası var. Bu dosyada A alacaklı B borçlu. Dosya derdest ve tahsilat yok.

2-) 2018 yılında açılan bir dosyası var. Bu dosyada (yukarıdaki dosyanın taraflarından bahsediyorum) B alacaklı A borçlu.

Senet vadeleri farklı ancak miktarları aynı.


A icra hukuk mahkemesine başvurarak Takas talebinde bulunuyor.

İcra Hukuk Mahkemesi hakimi bilirkişi görevlendirerek; 2018 yılında açılan ikinci takibin senedinin vade tarihi itibari itibari ile birinci takibin dosya hesabının yapılmasını istiyor.

Sorularım ;

Bildiğim kadarıyla takas talepli dava açıldığı tarih itibari ile her iki dosyanın kapak hesabı yapılarak az olan dosyanın itfa edilmiş yani ödenmiş sayılması ve fazla olan dosya borcunun devam etmesi yönünde karar verilmesi lazım.

Hakim neden böyle yapmış olabilir? Acaba B nin kendi borcu varken elindeki senedi takibe koymasının haksız olduğunamı inanıyor.

Bu durumda nasıl bir hesaplama yöntemi yapılacak?

Vekalet ücretleri takas edilemiyor. Vekalet ücretleri hakkında nasıl bir karar verilecek?

Detaylı cevap verenlere teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :87, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.murat kılıç, Tarih : 17-04-2019 08:32
Herkese Merhaba

1-) 2013 yılında açılan bir icra dosyası var. Bu dosyada A alacaklı B borçlu. Dosya derdest ve tahsilat yok.

2-) 2018 yılında açılan bir dosyası var. Bu dosyada (yukarıdaki dosyanın taraflarından bahsediyorum) B alacaklı A borçlu.

Senet vadeleri farklı ancak miktarları aynı.


A icra hukuk mahkemesine başvurarak Takas talebinde bulunuyor.

İcra Hukuk Mahkemesi hakimi bilirkişi görevlendirerek; 2018 yılında açılan ikinci takibin senedinin vade tarihi itibari itibari ile birinci takibin dosya hesabının yapılmasını istiyor.

Sorularım ;

Bildiğim kadarıyla takas talepli dava açıldığı tarih itibari ile her iki dosyanın kapak hesabı yapılarak az olan dosyanın itfa edilmiş yani ödenmiş sayılması ve fazla olan dosya borcunun devam etmesi yönünde karar verilmesi lazım.

Hakim neden böyle yapmış olabilir? Acaba B nin kendi borcu varken elindeki senedi takibe koymasının haksız olduğunamı inanıyor.

Bu durumda nasıl bir hesaplama yöntemi yapılacak?

Vekalet ücretleri takas edilemiyor. Vekalet ücretleri hakkında nasıl bir karar verilecek?

Detaylı cevap verenlere teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :103, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.m.asli, Tarih : 16-04-2019 21:09
merhaba meslektaşlarım;
Müvekkilin babası(muris) ölmeden önce kendisine ait 5 daireyi de çocuklarına satış gibi göstermek suretiyle bağışlamıştır. Ne var ki yalnızca benim müvekkilime hiç bir taşınmaz verilmemiştir. Haliyle terekede bir şey kalmamıştır. Biz de muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis davası açtık. Fakat dava açmadan önce mahkemeye mirasçılık belgesi açmak için başvurduğumuz süreçte, davalılar 2 adet taşınmazı bildiğimiz kadarıyla aileden olmayan 3. kişiye devretmişler. Dava açtığımızda tüm taşınmazlar için tedbir talep etsek de yalnızca 3 daire için tedbir koyuldu. Zira 2 daire bu süreçte (dava açılmadan 1 hafta önce) 3. kişiye satılmış olduğu için tedbir konulamadı. Mahkeme tedbir talebimize istinaden tapu kayıtları istediğinde durum ortaya çıktı. Üstelik davalılar mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerinden mahkeme ihtiyati tedbire itirazın değerlendirmesinin duruşmalı yapılmasına karar vermiştir. Bu süreçte aynı apartmanda bulunan 2 dairenin de aynı kişiye(3. kişi) satılması üstelik dava açmadan 1 hafta önce satış işlemlerinin yapılmış olması mahkemenin incelemesine tabi olacaktır elbette. Fakat bu süreçte nasıl bir yol izlemem gerekir? 3. kişinin iyiniyetli olmadığını kanıtlamam gerekecek ve bu durumda 3. kişiye karşı hukuki bir yol izleyebilir miyim? (açtığım davaya dahil edilmesini talep etmek ya da ayrı bir dava açmak vs..) şimdiden yardımlarınız için teşekkürler..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :60, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatmüzisyen, Tarih : 16-04-2019 04:00
Merhaba,kısıtlı malvarligini evlatları arasında paylaştırmak istiyor. vasinin buna onayı olmazsa bu paylaşım sozlesmesi yapılamaz mı?
Vasi ,taşınmazlari kendi kardeşlerine satmak isterse bu durum vasinin görevini kötüye kullanması suçunu olustir kaz mi ? aslinda bunu yaptığında,satın alan kardeş,evlatların miras hakkını zedelemis oluyor. Tabi ki bunun için mahkeme kararı gerekir .mahkeme böyle bir durumu zorunlu durum kabul edebilir mi?.böyle bir durum Mahkeme tarafından kötüye kullanım kabul edilmez mi?vasi ,evlatları saf dışı tutarak böyle bir satışı gerçekleştirebilir mi?

Vasi ve kardeşleri,kisitliya ait evi istediği gibi kullanıyor,kalıyor,bahçesinde piknik yapıyor.Evlatlar bunu önlemek için ne yapabilir? Vasilik görevinin kötüye kullanilmasi gerekcesiyle suç duyurusunda bulunabilir mi?bu durum kötüye kullanım sayılır mı?

Vasinin her türlü kötüye kullanımını engellemek için mahkemeden vasinin değiştirilmesini isteyebilir miyim? Bunun dışında kısıtlınin haklarını korumak için yapabileceğim başka birşey var mı?
Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :126, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.bilall, Tarih : 11-04-2019 13:09
Sayın üstadlarım merhaba.
Müvekkilim, İstanbul'da yaşıyor ve İzmir'den 1980'li yıllarda bir taşınmazın 1/2 hissesini satın alıyor. 2012 yılında diğer hisse sahibi , müvekkilime noter vasıtası ile veya şifaen bir bilgi vermeden hissesini başkasına satıyor. Yeni hissedar 2018 yılında müvekkilime izaleyi şuyu davası açıyor ve müvekkil yeni hissedardan bu dava vasıtası ile haberi oluyor. Müvekkilim, şufa davası açmak istiyor.
- Şufa davasında; eğer noter vasıtası ile bildirilmişse 3 ay veya bildirim yapılmamışsa 2 yıllık bir hak düşürücü süre var. Müvekkilim, başka bir şehirde yaşadığından, taşınmazının akıbetini bilmesi pek mümkün değil.Yeni hissedarın kötü niyetli olarak izalei şuyu davası açtığını düşünüyor. Medeni Kanun 2. maddesi'nden yola çıkarak Şufa davası açabilir mi? Bununla ilgili herhangi bir Yargıtay kararı var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :261, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : burakkoca, Tarih : 10-04-2019 19:13
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Cirantalardan olan müvekkil adına yetkili olmayan bir icra dairesinde icra takibi başlatılıyor. Bu aşamada sadece müvekkil adına yetki itirazinda bulunduk ve itirazımız kabul edildi. Mevcut takip diğer borçlular için kesinlesti ve muvekkil için tefrik edildi. Alacaklı dosyayı müvekkil aleyhine başlatacağı takip için yetkili icra dairesine gönderdiğinde "tahsildr tekerrür olmamak kaydı ile" ibaresi koymalı mıdır? Koymaz ise takip itirazımız üzerine iptal edilir mi? Bu konuda elinde karar olan meslektaşımız var mıdır? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :254, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ugur H.G, Tarih : 10-04-2019 17:24
Merhaba meslektaşlarım.
Hukuki kamulaştırmasız el atma davaları konusunda 20.12.2018 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı sonucunda, idareye başvurmaksızın ve ya herhangi bir uzlaşma yoluna gidilmeksizin idari yargıda bedel davası açabiliyor muyuz ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :266, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Blofis, Tarih : 09-04-2019 18:02
Türk Borçlar Kanunu'nun 440. maddesinde düzenlenen tazminatı ben de "genel hüküm olduğundan ve 4857'de bu mesele düzenlenmediğinden, ölen işçinin ailesi yararlanır" diye yorumladım.
Müvekkil şirkete, ölen işçinin ailesine böyle bir tazminat ödeme yükümlülüğü olduğuna dair bilgi vereceğim. Ancak dayanak olarak bir tane bile yargıtay kararı bulamıyorum.
Bu çıkarımı ben yanlış mı yaptım, nasıl hiç uyuşmazlık konusu olmaz anlamadım.
Yargıtay 9. H.D. 2018/ 5567 Esas diyor ki: "Yine aynı Kanun'un 440. maddesinde öngörülen ölüm tazminatı, diğer kanunlarda yer verilen kıdem tazminatından ayrı olarak düzenlendiğinden ve hak sahipliği mirasçılık belgesinden ayrı olarak belirlendiğinden, genel kanun hükmü olarak doğrudan uygulanabilecektir. "

Ancak bu bana yetersiz geldi. Okuduğum birtakım makalede ise hiç yargıtay kararı verilmemiş. Acaba kaçırdığım bir şey mi var üstatlarım...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :290, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Sena Kıliç, Tarih : 09-04-2019 16:49
Kıymetli meslektaşlar ,

Uyuşturucu madde ticareti suçundan müvekkilimiz hakkında kolluk görevlilerince teknik takip ve fiziki takip yapılmıştır.

Toplamda dört eylemde adı geçmektedir.

İlk eylem : fiziki takip ile tutanak altına alınmıştır.

İkinci eylem ise ; araç içinde satış yapılmış olup yine bu sırada müvekkil ve kullanıcılar fiziki takip ile tutanak altına alınmıştır.

Üçüncü ve Dördüncü eylem müvekkilin kiraladığı evde gerçekleşmiştir.Kolluk görevlilerince yine burada madde satışı yapıldığı telefon dinlemeleri vs ile tespit edilmiştir.

Dördüncü eylemde suç üstü yapılarak müvekkil ve diğer sanıklar yakalanmıştır.

Buna göre;

1-) İlk eylemde kolluk görevlilerinin müdahalesi gerekirdi , Sonraki eylemler ile ilgili olarak tck 43 uygulanamaz savında bulunacağız.Bu konuda elinde karar olan meslektaş var mıdır? (Olaylarda gizli soruşturmacı görevlendirilmemiştir.)

2-) Araç içerisinde gerçekleşen satış için TCK 188/4-b nin uygulanmayacağına dair bir karar elinde olan meslektaş var mıdır?

Şimdiden teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :291, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AV. AYSEL GÜRBÜZ, Tarih : 08-04-2019 16:05
Apartmanda, kapıcı dairesinde oturma karşılığında kapıcılık hizmetlerini görmüş işçi adına hizmet tespiti davası açtık.Müvekkile aralıksız devam eden hizmet süresi içerisinde
maaş ödemesi yapılmamış çalıştığı süre içerisinde giriş-çıkış yapılmak suretiyle bir kısım süre için sigorta bildiriminde bulunulmuştur.Davalı taraf savunmasında, müvekkilin tespiti istenen dönem içerisinde sosyal yardım vakıflarından yardım alıp almadığının sorulmasını,yardım almış olması halinde bu sürelerin tespit dışı bırakılmasını talep etmiştir.
Hizmet tespitine ilişkin Yargıtay kararlarında araştırma yapmama rağmen bu konuya değinilmiş herhangi bir karara ulaşamadım.

Sorum şu; müvekkilin çalışmasının devamı sırasında sosyal yardım vakıflarından yardım almasının hizmet tespiti davası açısından sonuçları nedir?
Ücreti ödenmeyen müvekkilin geçinmekte zorluk çektiğinden bu tür yardımlardan faydalanmış olmasının hizmet süresinin tespitinde,bu sürelerin dışlanmasını gerektirmesinin sebebi nasıl açıklanabilir?
Soruma cevap vererek katkıda bulunacak meslektaşlarıma teşekkür eder,iyi çalışmalar dilerim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :283, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat Canip Kazan, Tarih : 06-04-2019 16:23
Merhaba.
Adi ortaklık şeklinde çalışan 2 avukattan birinin eski bir müvekkili gelip her iki avukat ile avukatlık sözleşmesi yapıyor. Yeni vekaletname vermiyor. Müvekkilin önceden tanıdığı ve vekaleti bulunan ortak diğer ortağına yetki belgesi veriyor. Ama davayı yetki belgesi verdiği ortağı değil kendisi yürütüyor.

Müvekkil dava sonunda "özenle ifa yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle zarara uğrattınız" diyerek her iki avukata tazminat davası açıyor.

Vekaletname tek. Sözleşme birlikte. Davayı fiilen yürüten yetki belgesi veren avukat. Fakat yetki belgesi verdiği ortağının e-imzası ile de işlemler yapmış..

Mevzuat yetki belgesi verilen avukatın kusurlarından müşterek ve müteselsil sorumluluğu düzenlemiş ama yetki belgesi veren avukatın kusurlarından sorumluluk muğlak gibi..

Disiplin, cezai ve hukuki sorumluluk yönünden ayrı ayrı durum ne olabilir?

Tecrübesi olan var mıdır?

Teşekkürlerimle.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :339, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Kasparov108, Tarih : 05-04-2019 11:22
Merhaba sayın meslektaşlarım. Avukatlar günümüz kutlu olsun

Bir icra takibinde 3 borçlu için örnek 10 yapılıyor. 2 sine tebligat gelmemiş birisi ise kesinleşmiş.

Tebligat doğrudan TL 21/2 ye göre yapılmış.
Takip mükerrer bir takip. (Örnek 7 ile de açılmış sözleşmeye dayanarak)

Senetler emre yazılı ve tek.

Biz bu takibin iptalini acaba icra mahkemesinden mi yoksa tüketici mahkemesinden mi istemeliyiz.

Kabul icra mahkemesi daha hızlı yol ama derteslik itirazımızı inceleyecek mi.

Takibin 1 borçlu için kesinleştiğini, doğrudan tk 21/2 ye göre tebliğ (muhtara) olduğunu düşünürsek sizce hangisi daha mantıklı. Çok ortada kaldım. Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :283, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : umutlaw, Tarih : 21-03-2019 23:22
Merhaba,
X' Y' den on bin TL borç almıştır ve bu borcu geri ödemediği için Y' X' hakkında 3 yıl sonra ilamsz takip başlatmıştır.

X' borca itiraz etmiş ve ben bu parayi ileride kurulacak şiketin sermayesi için almıştım demiștir.

X' Y' ye borç para verdikten ancak 8 ay sonra bir şirket kurmuşlardır.

X' şirket sermaye payını kuruluş esnasında şirketin hesabına yatırmıştır.

1. Sizce daha kurulmamış bir şirket için sermaye / pay parsının peşinen tahsil edilmesi mümkün ve mantıklı mı?

2. Sizce itirazın iptali davası yukarıdaki olayın gidişatina bakıldığında Asliye Ticaret mahkemesinde mı yoksa Asliye Hukuk mahkemesinde mı açılmalıdır?

Yardımlarınız için eşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :492, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Muhsin KOÇAK, Tarih : 21-03-2019 00:22
YİD modeli ile Bir belediyenin içme suyu projesi özel bir şirkete 35 yıllığına ihale edilmiş, söz konusu belediye 6360 sayılı kanunla kurulan Büyükşehir Belediyesi kapsamında mahalle niteliği kazanmış, dolayısıyla (....) Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü sorumluluk alanına dahil olmuştur. Ancak söz konusu Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan bir yönetmelikle yapılardaki su saatlerinin bina dışına taşınması şartı ile daha önce ortak kullanılan su aboneliğinin bireysel aboneliğe çevrilebileceğine ilişkin düzenleme gereği, özel şirket abonelik. başvurularını reddediyor. ?
Soru : Özel şirketin tekelinde bulunduğu iddia edilen su aboneliği sözleşmesi yapması veya başvuruları reddetme yetkisi kamu hizmeti bağlamında nasıl değerlendirilmeli ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :500, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. 123, Tarih : 19-03-2019 10:28
Merhabalar, Türk Telekom özelleştikten sonra kapsam içi personel olarak çalışmaya devam eden ve 1. derecenin 4. kademesinden emekli olan bir Telekom personeline yeşil pasaport verilmiyor. Bunun için dava açmak istiyorum. Bu konuyla ilgili bir bilgisi ya da elinde örnek bir karar olan varsa yardımcı olursa çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :548, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avrecepefe, Tarih : 17-03-2019 15:37
Sevgili Meslektaşlarım,
Anne ve babası ölmüş bulunan 16 yaşındaki çocuk için 2014 yılında anneannesi vasi olarak atanıyor.
Ancak ne var ki vasi olan anneanne 2 yıllık süre geçtiği için ve hatta bu gün itibariyle vesayet görevinin uzatılması için mahkemeye müracaatta bulunmuyor.
1) Bu durumda an itibariyle çocuğun hukuki durumu askıda mıdır?
2) Bu arada çocuk hakkında annesinin hayattaki bir borcundan mütevellit ilamsız (örnek 7)icra takibi yapılıyor.
3) Borca itirazı kim nasıl yapacak?
Vasi süreyi uzatmamasına rağmen acele iş olduğu gerekçesiyle mahkemeden sürenin uzatılacağına dair şerh de düşerek takibe itiraz edebilir mi? (7 günlük borca itiraz süresinin son günündeyiz)
Bu konudaki engin düşüncelerinizi bekliyorum. Saygıyla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :531, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04336596 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.