Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
16.01. Cmk 2020 Tarifesi - Av.GurkanG
Haber Ekleyin

Yazan : avukat0512, Tarih : Bugün 16:06
Merhabalar sayın üstadlarım,
Genç bir meslektaşınız olarak sıkça araştırdığım fakat fikir birliği alamadığım bir konu hakkında görüşleriniz benim için çok önemlidir.
Çoğu CMK dosyalarımda müvekkiller adli kontrol şartı ile imza atmak suretiyle serbest bırakılıyor. Bu kararlara karşı itiraz aşamasında ya da daha sonra adli kontolün kaldırılması/hafifletilmesi hususlarında aleyhe bozma yasağının olmadığını, müvekkilin daha ağır bir yaptırım ile karşılaşacağını birkaç meslektaşımdan duydum. Ama aksi görüşte olan meslektaşarım da daha ağır bir yaptırım olamayacağını söylüyorlar. Siz değerli üstadlarımın görüşleri nelerdir? Şimdiden çok teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :0, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.heren, Tarih : Bugün 11:55
Merhaba meslektaşlarım. Davaci tarafindan muvekkile karsi acilmis bir bosanma davasi var. Muvekkil bosanmak istemiyor. Dava dilekcesini haricen ogrendik daha tebligat yapilmadi ve cevap suresi baslamadi, ancak davacinin yeni vefat ettigini ogrendik.
Boyle bir durumda dava dilekcesinin tarafimiza tebligatinin yapilmasi talebi ile, cevap icin suremiz basladiginda bosanmak istenilmedigi ve davanin reddini talep ettigimiz bir cevap dilekcesi mi sunulmali yoksa esas hakkinda karar verilmesine yer olmadigina iliskin bir cevap dilekcesi mi sunulmali?
Nasil bir yol izlenmesi gerektigi hakkinda fikirlerinizi almak istiyorum.
Bosanma acisindan esas hakkinda karar verilmesine yer olmadigina karar verilse dahi kusur incelemesi yapilma ihtimaline karsi cevap dilekcesinde savunmalarimizi sunmak isteriz.
Bu arada davacinin muvekkille musterek tek kizi (mirascisi) var. Kizi da bosanmalarini istemiyordu davaya devam etmeyecegini dusunuyoruz.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :36, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Dilek_b, Tarih : 02-04-2020 20:59
Müvekkil 2009 yılında alacaklı olarak bar tır sistemine kayıt olmuş.kendisine sunulan ve doldurulacak kısımları boşluk halinde olan birçok evrağı imzalamış. Bir defaya mahsus olmak üzere kendisinden üyelik aidatı alınacagı sonrasında ise Bartır sisteminden olan alacağından tahsil edileceği yönünde bilgi verilmiş ve sistemden alacağı olduğu için sistemden çıkamayacağı yönünde bilgi verilmiş kendisine. Birkaç teklif olmuş ama yapılan teklifler de dışarıdan o şeyi kendiniz almanız halinde daha ucuza geldiği anlaşılmış.Bu nedenle herhangi bir alım yapamamışlar. Zaten barter sisteminin şu an ağzı kapalı durumda.Sıcağı sıcağına müvekkil birkaç yıl bu şekilde devam ettirmiş sistemde kalmış sonrasında sistemde olduğunu da unutmuş, açıkçası nasıl olsa sistemdeki param da üyelik aidatımdan tahsil ediliyor diyerek ziyaret sistemden çıkmayı da düşünmemiş. 10 yıl sonra kendisinden 10 yıl için birikmiş üyelik aidatı talep ediliyor ki bu da yüklü bir rakam.Müvekkilin 10 katı olan alacağına karşılık üyelik aidatından vazgeçmesi ile karşılıklı ibralaşma talep etmesine rağmen böyle bir talebi de karşılık bulmadı .biz fesih ihtarnamesi gönderdik bu konuda önerileriniz var mı hukuki değerlendirmeniz nedir? Neler yapılabilir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :181, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : 31-03-2020 23:56
muris 1989 yılında 1979 yılında ölen mirasçıdan kalan gayrımenkuldeki hissesini diğer mirasçıya satıyor.satıcı sözleşmeden 5 ay sonra ölüyor.31 yıl boyunca tescil istenmiyor.alıcı da 2019 aralık ayında ölüyor.mirasçıları tapu iptal tescil davası açıyorlar.üzerinde 15-16 yaşlarında meyve ağaçları dikilmiş.satıcı sözleşme yapıldığında başka ilde memur ve hasta.zaten kısa süre sonra ölmüş.satıcı murisin imzasını kardeşi ben attım diyor ve sağ.yaptığımız araştırmada 3 şahit var ve bunlar birbirini görmeden alıcının senedi dolaştırmasıyla senedi imzalamışlar.bir de anladığım kadarıyla parsel satış yapıldığından beri fiilen paylaşılmış.lakin tapuda iştirak hali devam ediyor.bu durumda;
imzaların sıhhati nasıl incelenebilir (taraflar öldüğünden)
fiili paylaşımdan hareket ederek satış sözleşmesinin resmi olması gerektiği savunmasını yapabilir miyiz?
sözlşemenin geçersizliği üzerinden ecrimisil ve müdahalenin meni talepli karşı dava açabilir miyiz?saygılar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :488, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : alphukuk, Tarih : 28-03-2020 17:32
Merhaba; Mal rejimin tasfiyesi istemli davada bahsi geçen aracın mal rejiminin sona erme (vefat/boşanma davası açılma) tarihinden kısa bir süre önce devredildiği hususu dava devam ederken anlaşılmıştır. Dilekçelerde, eklenecek değerlere ilişkin bir talep olmasa dahi TMK 229 kapsamında bir tasarruf yapıldığını anlayan hakim bu hükmü resen uygulayarak katılma alacağı hesabında eklenecek değerleri de dikkate almalıdır. Bu yönde bir Yargıtay kararı vardı ancak bulma imkanı olmadı. Yardımcı olabilecek meslektaşlarıma şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :822, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.gokhanguzel, Tarih : 28-03-2020 16:03
Merhaba meslektaşlarım, araştırma yapmış olmama rağmen net çözüme ulaşamadığım bir konuda değerli fikir ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Tapuda örn: malik: “ahmet oğlu hasan” şeklinde toplam 11 adet elbirliği ile malik görünüyor. Edinme şekli VERASET. 1937 yılı ve hepsi için aynı tarih görünüyor.

Kayıtta soyisim yok. Kim oldukları tespit edilemiyor. Devlet 2008 yılında açtığı davada kayyım atanmasını talep ediyor ve 10 yıl süre ile yönetim kayyımı atanıyor. 2018 yılında kayyımlık görevi sona eriyor. 2020 yılında ise devlet TMK m.588 gereği malikin gaipliği ve devlet adına tescili için dava açmş durumda.

Ancak bu yerde 1970’li yıllardan bu yana aralıksız olarak ikamet eden bir kişi bulunmakta ve kızı da yine aynı yerde 1986’dan bu yana ikamet ediyor. Taşınmaz arsa mahiyetinde ve üzerinde müstakil bir yapı var.

Şuanda devletin açmış olduğu davaya asli müdahale talepli dava açarak taşınmazın TMK m.713 gereği müvekkil adına tescilini ve devletin açtığı davanın reddini talep edeceğiz.

Somut durum üzerine tecrübelerinizi ve dikkat edilmesi gereken noktaları paylaşır mısınız ?

Davacı yalnızca anne olması yeterli mi yoksa kızı da davacı olmalı mı ?
Davalı olarak tapuda görünen 11 kişi, devlet ve belediye gösterilecek araştırdığım kadarı ile.

Tapu kaydındaki kişilere ilişkin ölüm kaydı yok ve soyisimleri de belirli değil. bu da göz önünde bulundurulduğunda tapu kaydından anlaşılamama durumu oluşmuş mudur ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :838, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : pallanco, Tarih : 26-03-2020 13:24
Herkese merhaba.

İmar Kanunu 8. Madde’de 14.02.2020'de yapılmış bir değişiklik dikkatimi çekti.

“Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir.”

Bununla ilgili araştırma yapan ya da somut bir dosyası olan meslektaşım oldu mu acaba?

Bu düzenlemeyi neden önemsedim ; Çünkü İmar Planı'na karşı normalde askıdayken süresi içinde itiraz, itirazın reddi üzerine de süresi içinde dava açma imkanı var.

Ama plan (itiraz olmaksızın) kesinleşmiş olsa da sürelerden bağımsız olarak plan tadilatı talep ettiğinizde ve bu talep reddedildiğinde, bu redde ve asıl plana karşı her zaman iptal davası açabiliyordunuz.

Ama şimdi, bu düzenleme sanki bunu artık yapamayacağımızı söylüyor gibi geldi. Yani plan tadilatı talep etsek ve reddedilse, planın kesinleşmesinden itibaren 5 yıl geçmişse hiçbir şekilde dava açamayacağız….

Sizce ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1029, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : kardelen58, Tarih : 25-03-2020 12:43
Müvekkil, işçi emeklisi olup emekli maaşı almaktadır. Emekli olduktan sonra belirli süreli iş sözleşmesi ile bir şirkette çalışmaya başlar. Sözleşme süresi bitmeden iş akdi haksız olarak fesh edilir.
Diğer işçilik alacakları ile birlikte "bakiye süre ücret tazminatı" da talep edersek aldığı emekli maaşı takdiri indirim sebebi olur mu?
Yargıtay kararlarında işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde yapmaktan kurtulduğu giderler, çalışmamaktan kaynaklı tasarruflar, başka bir işten gelir elde edip etmediği hususu dile getirilmiş ancak özel olarak " emekli maaşı" konusunda Yargıtay kararı bulamadım.
Yardımlarınız için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1092, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Gülcan ATABAY, Tarih : 23-03-2020 23:48
Merhaba meslektaşlarım, bir konuda yardımcı olursanız sevinirim. Şöyle ki;

Müvekkilin iş yerinin yanındaki yol encümen kararıyla --herhangi bir kamu menfaati olmaksızın- ihdas edilerek satılması planlanan x ada,parsel ile tevdit edilmiştir. (06.03.2018)Müvekkilin bundan haberi olmadığı için encümen kararının ilanından itibaren dava açma süresini kaçırmıştır. akabinde bu yoldan ihdas ve tevhit kararından yaklaşık 4 ay sonra(10.07.2018) " arsanın belediyeye herhangi bir fayda sağlamadığından" bahisle tevhidi yapılan arsa sahibine satışına karar verilmişse de satın almayı planlayan kişi 25.04.2019 tarihli dilekçesinde tevhit edilen arsa fiyatının yüksek olduğu gerekçesiyle encümen kararının iptali için başvuruda bulunmuştur. Bu süre zarfında müvekkil bu hileyi şeriyeden haberdar olmuş ve işlemin iptali amacıyla belediyeye başvurmuş ve kendisine 12.11.2019 tarihinde gelen cevapta satış işleminin iptali için gerekli işlemelerin devam ettiği söylenmişse de 11.03.2020 tarihinde eski encümen kararına dayanarak yeni bir miktar üzerinden satış ve devir yapılmıştır. bu aşamada yeni bir karar alınmadan satış yapıldığı için, veya encümen kararlarının geçerlilik süresine dayanarak veya satışın usule aykırılığından bahisle veya sizin öngördüğünüz başkana bir nedenle satışın iptalini isteme hakkımız bulunur mu acaba ? Yardımcı olursanız sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1227, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : rkopuz, Tarih : 21-03-2020 20:03
Meslektaşlarım merhabalar,
Mirasbırakan bir araziyi satın alıyor ve burayı kullanıyor. Daha sonra yapılan kadastro tespiti sırasında ise komşu arazideki hak sahipleri ile mirasbırakanın satın almış olduğu arazi bir bütün olarak değerlendirilip malik olarak da komşu arazideki hak sahipleri yazılıyor. Bu kadastronun tarihi 1974 tarihli. Mirasbırakanın bu arazi üzerinde evi mevcut ve bu evin maliki de tapuda mirasbırakan olarak kayıt altına alınmış. Mirasbırakan daha sonra 2005 yılında vefat ediyor. Mirasçılar söz konusu arazide hak talep ediyor. Ben tapu iptal ve tescil davası açmayı düşündüm. Bu durumda hak düşürücü süreye takılır mıyız? Veya önereceğiniz başka bir yol var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1558, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Hep Öğrenci, Tarih : 20-03-2020 12:46
Herkese selamlar. YAŞADIĞIMIZ BU ZOR SÜRECİ EN HAFİF ŞEKİLDE ATLATMAMIZI DİLERİM. DAYANIŞMA YAŞATIR.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yüzde 80 civarında müteahhit tarafından terk edilen inşaatta arsa sahiplerinden biri ve müteahhtinden bağımsız bölüm alan 3.kişlerden biri dairelerini tamamlayarak iskan almadan oturmaya başlamışlardır. 2018 ağustos ayında müteaahhit inşaatı terk etmiştir. Yapı denetim firması ne müteahhtin terkine dair ne yapının geldiği seviyeye dair ne de iskan alınmadan inşaatta oturmaya başlandığına dair hiçbir şey yapmamıştır. Yapı denetim kuruluşunun buradaki sorumluluk nelerdir.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1703, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avccyilmaz, Tarih : 19-03-2020 16:11
Merhaba sayın meslektaşlarım,
Kardeşler arasındaki ihtilaf nedeniyle alacak davası açtık. Alacağın bir kısmı için yazılı belge sunduk bir kısmı için ise tanık deliline dayanmak istedik.
Bilindiği üzere kardeşler arasındaki ilişkide tanık dinlenebiliyor. Karşı taraf, alacağın bir kısmı için senet sunduğumuzu, artık senede karşı senetle ispat kuralı gereği tanık deliline dayanacağımızı iddia etti ve mahkeme de bu doğrultuda davamızı reddetti.
Ben mahkemenin kararının hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum. Senede karşı tanıkla ispat yasağı karşı taraf için geçerlidir, zaten alacağın bir kısmı için yazılı delil sunan taraf biziz, bu nedenle alacağın geri kalan kısmı için tanık deliline dayanma yasağı söz konusu değil diye düşünüyorum. Bu konuda yargıtay kararına ihtiyacım bulunmakta.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1217, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : orhan oğuz, Tarih : 17-03-2020 15:39
Sayın meslektaşlar, aramalarda bulamadığım için genel olarak sormak zorunda kaldım, devlet otoritesi olmayan, Suriye, ırak, Afganistan,Sudan,Mali ve benzeri, yabancı bir ülke tarafından verilen ehliyetin veya kimlik belgesinin Türk belge standartlarına göre , sahtelik incelemesi yapılması ve veren ülkeden belge hakkında bilgi sorulmadan , belgenin sahteliğine karar verilmesi konusunda yargı kararlarına ,hukuki görüşlere ihtiyacım var. Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2125, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Lord Mozart, Tarih : 16-03-2020 17:40
Merhaba

Meslektaşlarım öncelikle herkese iyi günler dilerim. Destekten yoksun kalma tazminatında feri müdahil olarak davaya dahil edilen sigorta şirketinin sorumluluğuna denk gelen miktarın tahsili ne şekilde yapılabilir? Davada taraf olmadığı için davacı tarafından aleyhine icra takibi yapılmamıştır.Bu sebeple paranın tamamı müvekkilden talep ediliyor. Nasıl bir yol önerirsiniz? Cevap verecek meslektaşlara şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2322, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avsuzhan, Tarih : 12-03-2020 14:00
Merhabalar. Müvekkilim alacağı 2018 yılının Ekim ayında doğmuş. Borçlu ise muvazaalı bir şekilde borcun doğumundan iki ay sonra anlaşmalı olarak eşiyle boşanmış, halihazırda zaten eşinin adına kayıtlı olan mallar üzerindeki edinilmiş mallara katılma rejimi gereği olan payından feragat etmiştir. Yapılan feragat muvazaalıdır. Bunu ispatlayabiliriz. Ancak ortada tapu devri yok. Sadece katılma payından feragat var ki bu da aslında alacaklılarından mal kaçırmadır.Bu olayda yapılan feragate karşı tasarrufun iptali davası açabilir miyiz? Daha önce böyle bir dava açan veya bilgisi olan meslektaşlarımın cevaplarını bekliyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2835, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Lord Mozart, Tarih : 12-03-2020 07:34
Meslektaşlarım merhaba

Müvekkil A , B kişisiyle bir araya gelir beraber bir arsa satın alırlar. Bu arsayı satın almanın amacı arada adi yazılı sözleşme gereği beraber bir inşaat yapılacak, masraflar paylaşılacak sonuçta çıkan daire ve dükkanlar yarı yarıya paylaşılacak.Ve bu arsanın tapusu B kişisi üzerine yapılır. Aradan geçen zamanda inşaat büyük ölçüde tamamlanmış ve müvekkilin beyanına göre masraf anlamında üzerine düşeni yerine getirmiş. Ancak tapuyu üzerinde bulunduran B kişisi hiçbir şekilde tapu devrine yanaşmamaktadır. Müvekkilde tapu iptali ve tescil davası ister bu konuda ne düşürsünüz tapu iptali ve tescil mümkün müdür?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2721, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ozan Solak, Tarih : 11-03-2020 13:34
Merhaba meslektaşlarım,İyi çalışmalar.Müvekkillerimin annesi(vefat etmiş durumda) 1920'li yıllarda doğuyor.Ancak 1929 yılında annesi ile babası, imam nikahlı olarak evli olduğu için annesinin nüfusuna annesinin soyadıyla babasının da sadece ismi ile kaydediliyor.Annesi ile babası 1934 yılında resmi nikah yapıyor.Ve daha sonra diğer 3 kardeşi doğuyor.Kardeşlerden ikisi hayatta ancak birinin akıl sağlığı yerinde değil.Bu durumda müvekkillerimin annesi babasının nüfusuna kayıtlı olmadığı için babadan gelen yerlere ilişkin mirastan hak talep edemiyoruz.Ve diğer mirasçılardan baba için veraset ilamı çıkartamıyor.Bir kısım yerlerde babanın üzerine.Bu durumda ilk önce nüfus kaydının düzeltilmesi davası açmayı düşünmüştüm.Ancak davayı biraz daha araştırdığımda bu dava da baba ile kız arasında soybağı tespiti yapılamıyor.Sadece anne ile kız arasında bir tespit yapılabiliyor.Bu durumda bu davayı açamayacağım.Soybağı tespiti de istesem kanunda bu davanın anne ile çocuk tarafından açılabileceğine ilişikin hüküm var.Bu durumda söz konusu olayda hangi davayı açmalıyım,açabileceğim bir dava var mıdır?(Ayrıca müvekkillerimin annesinin babası ve annesi de ölmüş durumda.)
Dipnot: Büyük ihtimal müvekkillerimin annesi de nüfusa geç kaydedilmiş durumda ve nufüs cüzdanında 1927 yılında doğmuş olarak gözükse de nüfus müdürlüğündeki kayıtta 1929 yılında doğmuş olarak tescil edilmiş.Bu kayıt durumu ne kadar işe yarar bilmiyorum.Sadece işe yarama ihtimaline binaen bahsetmek istedim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2787, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av. v.a., Tarih : 11-03-2020 10:08
Saygıdeğer meslektaşlarım;sizlerden yeni bir meslektaşınız olarak fikir almak istiyorum.Müvekkilim kuru yük gemisinde 2. kaptan olarak çalışmakta. Türkiye sınırına girdiğinde alkollü araç kullanmaktan ehliyetini kaptırmış ve kamu davası açılacak fakat kendisi şuan açık denizde ve savcılık aşamasında sorgusu yapılmadı. Araştırmalarıma göre SEGBİS şeklinde sorgulamanın yapılacağını belirtmişler. Fakat savcılık aşamasında bunun kullanılabileceğinden emin değilim. Bildiğiniz üzere konsolosluk ilk seçenek olarak görünüyor. Fakat geminin limana yanaşması 9 ay sürecek bu noktada ne önerebilirsiniz? Şimdiden yardımlarınız için teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2772, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : doctod, Tarih : 10-03-2020 17:45
Selamlar,

Müvekkil A’nın kendi çeki imzalı ve doldurulmuş bir şekilde zorla elinden alınıyor.

Alan kişi B Şirketi adına ciroluyor (B Şirketinin çalışanı tarafından çek alınıyor)

B C’ye ciro ediyor, C de D’ye ciro ediyor. Çek D’nin elinde.

Çeke zorla el konulduğu için B ve C hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz, çeke Savcılık tarafından el koyma kararı veriliyor.

D çeki tahsil etmek için Bankaya gittiğinde el koyma kararı gereği işlem yapılıyor ve çek kendisinden alınıyor. D bunun üzerine tüm cirantalara ve müvekkil Şirkete ilamsız takip başlatıyor. Takibe müvekkil şirket itiraz ediyor, takip durunca itirazın iptali davası açılıyor.

İtirazın iptali davası devam ederken çeki gasp eden B çalışanı vefat ediyor, Savcılık onun hakkındaki davayı vefat nedeni ile düşürüyor, C yönünden de takipsizlik kararı veriyor. Takipsizlik kararı sonrasında çek aslı D’ye veriliyor.

İtirazın iptali davasında ise bilirkişi incelemesinde son ciranta C ve hamil D arasındaki ilişkinin temelli olduğu, çekin defterlere işlendiği, fatura karşılığı verildiği vb. tespit ediliyor. B şirketine ise ulaşılamıyor.

Mahkeme tarafından da davanın kabulüne ve itirazın iptaline karar veriliyor. Elimizde D’nin kötü niyetli olduğunu gösterecek bir emare yok. Şimdi gerekçeli kararı istinafa taşıyacağız.
Burada çek bedelini ödeyip B’ye ayrıca istirdat davası açsak bile B şirketi artık faal değil, dolayısı ile tahsil edilemeyecek.

Benzer bir durumla karşılaşan oldu mu, Savcılık aşaması tamamlanamasa bile gasp ile elden çıkan bir ödemenin yapılmak zorunda kalınması mağduriyete yol açacak, bu konuda elinde emsal bir karar olan var mı?

İlginiz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2829, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : derdest14, Tarih : 10-03-2020 16:05
Değerli Meslektaşlarım merhaba,

Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davalı vekili olduğum bir itirazın iptali davam var,

Takip borçlusunun, ödeme emri gönderildiği tarihte 18 yaşından küçük olduğunu tespit edince takibin iptali için İcra Hukuk Mahkemesinde Memur Muamelesi Şikayeti davası açtım.

Mahkeme talebimi kabul etti ve takibin iptaline karar verdi, fakat karşı tarafın vekili bu ehliyet eksikliğini bilmelerinin takip tarihinde imkanı olmadığından bahisle davayı istinafa taşıdı.

Ben gelecek celsede Ticaret Mahkemesinin davacının istemini, takip iptal olduğu için reddetmesini, eğer kesinleşmediği için reddedemiyorsa HMK 165/1'den Bekletici Sorun yapmasını istiyorum.

Bununla alakalı Hakime bir emsal karar sunma gerekliliği olduğunu düşünür müsünüz? Eğer gerekiyorsa bununla ilgili elinizde emsal karar var ise paylaşabilirseniz çok mutlu olurum.

Saygılarımla, İyi Çalışmalar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2889, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07589197 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.