| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, sorum biraz uzun olacak yardımcı olabilirseniz çok mutlu olurum.
Site Yönetimi Vekiliyiz.
Müteahhit firma 2012 senesinde binayı inşa etti ve inşa sırasında kazan dairesi için A firmasının kazanlarını kullandı. 2012 senesinde kazanlar kullanılmaya başlandı.
04/02/2024 tarihine sitenin kazan dairesinde yangın çıktı.
Yangına ilişkin olarak Sigorta aracılığıyla 21/03/2024 tarihli bilirkişi raporu düzenlendi. Bilirkişi raporunda A firmasının kazanlarında oluşan elektriksel arıza nedeniyle yangının meydana geldiği tespit edildi ve sigorta tarafından site yönetimine poliçe kapsamında ödeme yapıldı.
Yangın kaynaklı oluşan zarar nedeniyle sigorta tarafından karşılanmayan bedel yönünden A firmasına dava açmak istiyoruz.
1- Davada görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi mi görevlidir yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi mi?
2- Davada zamanaşımı süresi hangi tarih itibariyle başlayacaktır ? Gerçekleşen olaya ilişkin ceza zamanaşımı hükümleri uygulanabilir mi ?
3- Bize sigorta tarafından bir bedel belirtilmiş ve buna ilişkin ödeme yapılmış ancak kusur oranı yer almıyor. Dava belirsiz alacak davası olarak mı açılmalıdır yoksa tam dava olarak mı ?
4- Asliye hukuk mahkemesinde dava açarsam ama sonrasında görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğuna karar verilirse sonradan arabuluculuk görüşmeleri gerçekleştirebilir miyim ? Tüketici mahkemesi arabuluculuk dava şartının gerçekleştirilmemesi nedeniyle usulden ret kararı verir mi ?
Katkılarınız için şimdiden teşekkür eder, iyi günler dilerim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 18-03-2026 15:41
|
|
Meslektaşlarım merhaba. 10 yıllık kiracının tahliyesi için noterden ihtar çektim. Muhatabın adresi konut olmasına rağmen PTT'den sorguladığımda işyerinde daimi çalışana teslim edilmiş görünüyor. PTT ile görüşmelerimde daimi çalışanın adının da sisteme postacı tarafından ''zelkeze olarak(?)'' girildiğini ilettiler. Yani postacının hatalı tutumundan mütevellit işyeri olmayan bir yerde kime tebliğ edildiği dahi belli olmayan bir ihtarname var elimizde. Dava açmak için gerekli ihtar tebliğ süremiz de oldukça az kaldı. Bu durumda noterden muhatabın aynı adresine tekrardan tebligat çıkartmasını mı istemeliyim? Yine aynı posta memuruna denk gelirsek hem süre anlamında kayıp yaşayacağız hem de amacımıza ulaşamayacağız. Tebligat K. m. 21/2 istesem usulsüz tebligat mı olur?
|
|
|
|
|
Yazan : avkt,
Tarih : 18-03-2026 14:58
|
Müvekkil A asliye hukuk mahkemesinde maddi manevi tazminat davasında kısmet ret kısmen kabul ile tazminata mahkum edildi. Tazminat gerekçesi asliye ceza mahkmesindeki haksız fillden yargılanması devam ediyordu asliye hukuk hakimi belli süre bekletici mesele yaptı ceza mahkemesini ancak daha sonra bekletici mesele yapmadan karar verdi ve bu karar kesin niteklikteydi. Davacı ilamlı icra takibi yaptı maaşına haczi için sıraya koydu alacağını. bu aşamada ASLİYE cezadaki dosyadan müvekkil beraat etti.
ben kanun yararına bozmaya gittim adalet bakanlığına bakanlık evet asliye ceza mahkemesini beklemesi lazımmış asliye hukuk mahkemesinin dedi ama kanun yararına bozmaya gitmedi( sonuca etkili olmayack nasıl sa diye ) .yargılamanın yenilenmesi için de o an aklıma gelmedi şimdi keşke ona başvuru yapsaydım diyorum ama onda da 3 aylık hak düşürücü süre var .
Asliye cezadaki dosya 28-04-2025 kesinleşti bana tebliğ gelmedi ama uyaptan gördüm ve ben adalet bakanlığına kanun yararına bozmaya gittim .sizce şimdi başvuruda bulunsan acaba süreden dolayı ret mi yerim öğrenmiş sayıdılığım için yoksa davayı acayımmı. İlamlı icra takibini başka şekilde nasıl ortadan kaldırabilirim sonucta mahkemeye esas olan ceza mahkemesi kararı da ortdan kalktı.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Bir ceza dosyasında sanık müdafii olarak görev yaptım. Yerel mahkeme tarafından müvekkil sanığın beraatine karar verilmiş ve kararın hüküm fıkrasında, AAÜT uyarınca 30.000 TL vekâlet ücretinin sanık lehine hazineden tahsiline hükmedilmiştir (Temmuz 2025).
Kararın kesinleşmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığı aleyhine ilgili vekâlet ücretinin tahsili amacıyla icra takibi başlattım (Kasım 2025). İcra dosyası kapsamında anapara, işlemiş faiz ve icra vekâlet ücreti ile birlikte ödeme yapılmış, ancak ödeme sırasında KDV’nin yarısı ile stopaj kesintisi yapılmış; ayrıca cezaevi harcı ve damga vergisi kesintileri de uygulanarak net tutar tarafıma ödenmiştir. Akabinde faturamı düzenleyerek ilgili birime sundum (Aralık 2025).
Ancak bu süreçte müşteki tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşınmış ve BAM tarafından yerel mahkeme kararı bozulmuş, dosya eksikliklerin giderilmesi amacıyla kesin nitelikte olmak üzere mahkemesine iade edilmiştir.
Bu gelişme üzerine, daha önce tahsil etmiş olduğum beraat vekâlet ücretinin akıbeti hususunda tereddüt yaşamaktayım. Cumhuriyet Başsavcılığı idari birimi ile yaptığım görüşmede, icra dosyası kapsamında tahsil edilen tutarın tamamının (icra vekâlet ücreti dahil olmak üzere icra dosya hesabında gözüken tüm tutarın), ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iade edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu çerçevede;
Öncelikle, benzer bir durumla karşılaşan meslektaş olup olmadığını ve uygulamada nasıl bir yol izlendiğini öğrenmek isterim.
İkinci olarak, ödeme sırasında tarafımdan tahsil edilmeyen; doğrudan kesinti yoluyla hazineye aktarılan KDV, stopaj, damga vergisi ve cezaevi harcı gibi kalemlerin de iade kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda ciddi tereddüt yaşamaktayım. Zira fiilen elime geçen tutar ile icra dosyasında tahsil edilmiş görünen toplam tutar arasında yaklaşık 12.000 TL civarında fark bulunmaktadır. Hiç tahsil etmediğim bir bedelden sorumlu tutulmamın hukuki dayanağı konusunda görüşlerinize ihtiyaç duymaktayım.
Son olarak, tahsil edilen vekâlet ücretine ilişkin olarak düzenlediğim fatura kapsamında KDV’nin kalan kısmını beyan ederek ödemiş bulunmaktayım ve ilgili tutarı gelir olarak da kaydettim. Kararın bozulması sonrasında bu vergisel işlemlerin nasıl düzeltileceği, iade veya mahsup imkânı bulunup bulunmadığı hususunda da tecrübe paylaşımına ihtiyaç duymaktayım.
Bu süreçte hem icra hukuku hem de vergi hukuku boyutu bulunan bu durumla ilgili görüş, emsal uygulama veya yargı kararı paylaşabilecek meslektaşların katkılarını rica ederim.
Saygılarımla.
|
|
|
|
|
|
|
|
Otobanda seyir halindeyken aniden köpek çıkıyor haliyle arabada ona çarpıyor ve arabada bir zarar meydana geliyor arabada kasko var zararı karşılıyorlar fakat değer kaybı için ne yapmamız lazım
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlar merhaba,
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında davacı mirasçılar lehine karar alınıp hüküm kesinleştikten sonra, miras payı oranında tapu tescilleri yapıldı.
Bu aşamadan sonra, aynı taşınmaz yönünden paydaş davacı tarafından muvazalı tescili kesinleşen davalıya ecrimisil ve müdahalenin meni talepli dava açıldı.
Taşınmaz bir bina ve fiilen çok sayıda mesken ve işyeri olarak kullanılıyor. Bilirkişi raporunda, keşif sırasında bazı kiracıların kirayı davalı tarafa ödediklerini beyan ettikleri, bazı bağımsız bölümlerin davalı tarafından kiraya verildiğinin anlaşıldığı ve davacının payına düşen ecrimisil bedelinin hesaplandığı görüldü. Ayrıca sadece bu birleşen dosya yönünden müdahalenin meni talebi bulunduğu için bilirkişi taşınmazın dava tarihi itibarıyla değerini de ayrıca belirledi.
Mahkeme son celsede ıslah ve harç tamamlama için süre verdi. Burada tereddütte kaldığım hususlar şunlar:
Müdahalenin meni talebini mutlaka ıslah edip harcını tamamlamak gerekir mi?
Müdahalenin meni talebi ıslah edilmez veya nispi harç tamamlanmazsa bu talep usulden reddedilir mi, yoksa açılmamış sayılma mı gündeme gelir?
Bu durumda davalı lehine hükmedilecek karşı vekâlet ücreti nispi mi olur, maktu mu olur?
Uygulamada bu tip dosyalarda, muris muvazaası davası sonrasında açılan ecrimisil dosyasında men’i müdahale talebini sürdürmek mi, yoksa sadece ecrimisil yönünden devam etmek mi daha güvenli görülüyor?
Benzer dosya tecrübesi olan meslektaşların görüşünü rica ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : enderkc,
Tarih : 15-03-2026 07:18
|
|
merhaba meslektaşlarım. mal rejimi davamdad davacı vekiliyim davalı bekili cevap dilekçesinde müvekkilinin taşınmazı krediyle aldığını yazdı, ama tanığı kendilerinden borç aldığını söyledi. duruşma talimatla yapıldı ben katılamadım ancak iki hafta içinde savunmanın genişletildiğine ve buna muavafakat ermediğimizi belirttim. bu hısusta bildiklerinizi paylaşırsanız sevinirim
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,, güncel içtihatlara göre maaş alacakları belirsiz olarak mı? kısmi dava olarak mı açılmalıdır? Bir de bazı mahkemeler kısmi dava açılması durumunda ihtara rağmen faiz süresini ıslahtan başlatıyorlarmış doğru mu? Yanıtlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 10-03-2026 13:15
|
Meslektaşlarım merhaba. 2017 yılında müvekkile 12.330 GBP (sterlin) ilamsız icra takibi başlatılmış. Takipte tahsil tarihi üzerindeki kur üzerinden ödenmesi talebi ve o günkü kurdan TL karşılığı yer alıyor. Ayrıca asıl alacağa adi kanuni faiz işlenmesi talep edilmiş. Daha sonrasında müvekkil tarafından itirazın iptali davası açılmış ancak dava 2026 şubat ayında reddedilmiş. İşbu hükümdeki tutarlar da ek takip talebi ile eklenerek müvekkile yeni bir ödeme emri gönderilmiş. Müvekkil bu aşamada bize geldi. Daha evvel sterlin şeklinde icra takibi görmemiştim. Sormak istediğim sorular şunlar;
1-Yabancı para alacaklarına uygulanması gereken faiz oranının "Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranları" olduğu hükme bağlanmış. Geçmiş dönemlere ait bu faiz oranlarını gösteren bir listeye nereden ulaşabilirim?
2- Bu hükme rağmen alacaklı takip talebinde adi kanuni faiz istemiş. Bu durumda yapılabilecek bir şey var mı?
3- Tehir-i icra prosedürü için icra dosya kapak hesabı istedik. Kapak hesabı yapılırken takip konusu 12.330 sterlin bugünkü kur üzerinden türk lirasına çevirilip bunun üzerinden adi kanuni faiz işletildi. Ortaya 1.5 milyon TL gibi oldukça yüksek bir tutar çıktı. Hesaplamanın bu şekilde yapılması doğru mudur? Değilse doğrusu nasıldır? Bilgisi olan üstadlarımın yardımını rica ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Sizlere mühim bir sorum olacaktı.
Müvekkil kanser hastalığının son günlerinde olduğunu düşündüğü babasıyla kardeşinin engellemesi dolayısıyla görüştürülmüyor. Telefonla sağlık durumu hakkında bilgi dahi alamıyor. Benden ricası ise son defa babasını görüp helallik istemesi yönünde.
Maalesef hiçbir dava türüne benzetemedim. Son çare olarak hakimin hukuk yaratmasından bahisle kişisel ilişki kurulması talebinde bulunacağım.
Sizlerin fikirleri nelerdir? En ufak bir önerinize dahi ihtiyacım var. Saygılarımla...
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarımın bir müvekkilim 2019 yıllında boşanma davası devam ederken imam nikahlı yaşadığı şimdiki eşinden bir çocuğu olmuş ama çocuk evlilik içinde doğduğu kabul edilerek önceki eşin nufusuna kayıt edilmiş mevcut yeni eş ve asıl baba çocuğu kendi nufusuna almak istiyor anne ve çocoğun vekaleti var ve öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre de geçmiş, bu durumda soybağının reddi davası için mahkemeden öncelikle kayyım atanmasını talep edip sonrasında kayyımın vekaletnamelendirmesiyle mi davayı takip etmeliyim yoksa direkt baba olduğunu iddia eden kişi adına mı dava açmalıyım? Bu konu da fikirleriniz benim için önemli, şimdiden teşekür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Herkese selamlar, Müvekkilim bir trafik kazasına karışmış, Olay yerinde kolluk kuvvetleri tarafından yapılan alkolmetre testinde alkol oranı **0.00** çıkmıştır. Aynı gece hastaneye götürülmüş; ancak **kan veya idrar örneği alınmadan**, yalnızca hastanede bulunan bir cihaza üfletilmesi sonucunda **alkollü olduğuna dair doktor raporu** düzenlenmiştir.
Bu durumda, **kan ve idrar testi yapılmaksızın yalnızca cihazla yapılan ölçüme dayanılarak düzenlenen doktor raporunun hukuki geçerliliği nedir?**
Bu konuda **Yargıtay kararı bulunan** veya **benzer bir durumla karşılaşmış meslektaşların görüş ve tecrübeleri** var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, tanker operatörü olarak çalışan işçi vekili olarak iş alacak davası açacağız ancak işverenin takograf kayıtlarını kanunen saklama süresi nedir, kanunda üç farklı süre olduğundan emin olamadık. Yardımcı olursanız sevinirim 🙏🏻
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Bu kez kendime air bir mesele için görüşlerinize ihtiyacım var.
Ankarada bir dairem vardı . 3 yıldır oğlum oturuyor. Evden oyun yazıyor biterse oyun sitelerine yükleyip satmak için bir yazılım şirketi(ltd Şti) kurdu. Şirket kağıt üstünde. Faaliyeti yok sadece muhasebeci rutin beyannameleri veriyor.
Oğlum oturduğu için kira sözleşmesi de yapmadık. Çankaya Belediyesi bana (mallik adına) geçmiş dönem için 2 yıllık emlak vergisi cezası (oran farkı) ve usulsüzlük cezası yazmış henüz tebligat yapılmadı .e devletten gördüm. .. Bu konuda vergi mahkemesi danıştay kararı bulamadım .internette vergi dairelerinin özelgeleri var.
Bir de mart ayı beyanname ayı. Ben bu dairem için vergi dairesine gelir vergisi beyanında bulunmam gerekiyor mu?
Konu bana çok yabancı. Vergi mevzuatı da çok karmaşık.
Bu konuda yargı kararlarına ihtiyacım var. Bu senenin emlak vergileri de iş yeri cinsinden tahakkuk ettirilmiş.
Hukuken doğru olan neyse ödemek gerekiyorsa ödeyeceğiz artık.
Konu hakkında beni bilgilendirirseniz sevinirim.
Sevgi saygı ve selamlar.
|
|
|
|
|
Yazan : yrmnkr,
Tarih : 05-03-2026 14:09
|
Müvekkil bundan 20 sene önce, inşaat firmasından bir taşınmaz satın almış. O zaman henüz kat mülkiyetine geçilmemiş olduğundan kendisine verilen tapuda bir arsa payı oranı yazıyor. O zamandan beri Müvekkil taşınmazı kullanıyor ve kiraya veriyor. Yeni açılan bir ecr-i misil davası ile aslında kendisine bağımsız bölümün 1/10'u oranında arsa payı devredildiği ve daire üzerinden arsa sahiplerinden birinin 8/10 oranında, bir başka arsa sahibinin ise 1/10 oranında paydaş olduğunu öğrendi. Müvekkilin zamanında taşınmazı satın almış olduğu inşaat firması iflas nedeniyle aktif değil. Büyük bir ihtimalle kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre arsa sahiplerinin payları düzeltilmemiş olduğundan Müvekkil ile hissedar kaldılar.
Bir tapu iptal ve tescil davası ile bağımsız bölümün tamamının Müvekkile devrini sağlayabilir miyiz? Kıymetli görüşlerinizi rica ederim...
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 05-03-2026 13:35
|
Mimar müvekkilim, bir müteahhit şirketle sözlü anlaşma yaparak proje çizim sürecini yürütmüş. Hazırlık etüdü, ön proje, kesin proje, uygulama projesi ile sistem ve montaj çalışmalarını tamamlayıp belediye sistemine yüklemiş; süreç içinde talep edilen revizyonları da yerine getirmiş. Ancak müteahhit "süreç uzadı" gerekçesiyle başka bir mimarla devam etmiş ve projede köklü bir değişiklik yapılmadan ruhsat alınmış.
Sorun şu: Taraflar arasında yazılı sözleşme olmadığından hizmet bedelini doğrudan ispatlayamıyoruz.
Bu durumda Mimarlar Odası asgari ücret tarifesinden hesaplayarak belirli alacak davası mı açmak daha sağlıklı olur, yoksa belirsiz alacak davası açmamızda hukuki bir engel var mı?
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Müvekkil bi arkadaşına üstü doldurulmamış şekilde hatır çeki veriyor. Ancak hatır çeki verdiği kişi üçüncü kişilere çeki boş bir şekilde veriyor. Müvekkilin bu çekleri şu an ödeme durumu yok hatır çeki verdiği kişi de şu an kendisine ödeyemiyor. Keşideci olduğumız için çalınma nedeniyle iptaldavası açamıyoruz sanırım bu yüzden tek yol menfi tespit davası açmak mıdır? Amacımız çekleri iptal etmek değil aslında ödeme için zaman kazanmak sadece. Bu yüzden en hızlı şekilde ödeme yasağı kararı almamız için önerileriniz nelerdir? Şimdiden teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
|
sayın meslektaşlar,konu şöyle: müvekkil işçiden, işyerinde meydana gelen bir tartışma sebebiyle savunması isteniyor. aynı savunma kağıdında başka bir konuya atıf yapılarak bu konuda da uyarılmıştınız deniyor. biz savunmada böyle bir yazılı uyarı ve savunma süreci olmadığından itiraz ettik ve savunmaya konu asıl olaya ilişkin beyanlarımızı da hatta tanık ismi bildirerek sunduk. şimdi işverenin ilgili birimi işçiye yazılı uyarı verileceğini yazıyı hazırladığını ifade etmiş. tanık bildirdiğimiz diğer işçileri de çağırıp dinlemedi. korkumuz şu aşamada fesih değil ancak bu yazılı uyarıya karşı, çalışmaya da devam ederken izlenebilecek hukuki bir yol var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba , müvekkilin yaklaşık 10 yıldır kullanımında olan arazi müvekkilin başvurusu ile 6831 sayılı kanun kapsamında 2b orman arazisi dışına çıkarılmış. Askı süresi dolmuş. Ancak zilyet olarak müvekkilin ismi yazılmamış. Şerhler hanesi şu an boş ve başka bir kullanıcı da yazılmamış. Buna direkt hazineye karşı hak sahipliğinin zilyetliğe bağlı olarak tespiti ve tescili davası mı açmalıyım? yine taşınmazın değerini davaya esas değer olarak göstermem gerekir mi? teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : milatsu,
Tarih : 03-03-2026 05:29
|
Günaydın sayın meslektaşlarım. Müvekkil ağır kaldırarak çalıştığı iş yerinde disk hernisi(fıtık) sebebiyle meslek hastalığı raporu aldı ve efor kaybı tazminatı davası açtık.
11 yıldır devam ediyor. 6 tane bilirkişi raporu, yeni hastane raporları derken hakim bu kadar rapor kafamı karıştırdı diyerek ATK'dan rapor istedi. Atk raporunda disk hernisi iş yerinden olabileceği gibi toplumda ev hanimindan gündelik hayatta ağır kaldıran anı hareket edenlerin de karşılaştığı bir hastalıktır diyerek meslek hastalığı değil ama İŞLE İLİŞKİLİ HASTALIKTIR ancak iş yeri koşulları hastalığın seyrinde etkilidir şeklinde kanaat bildirdi. Bu durumda efor tazminatı verilir mi, meslek hastalığı değil diye dava düşer mi. İş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili emsaller çok ama İŞLE ilişkili hastalıkla ilgili Yargıtay kararı ya da emsal karar bulamadım bi türlü. Tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
|
|
|
|