Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

Yazan : ahmethakans, Tarih : Dün 17:55
Merhaba meslektaşlarım yaşadığım sorunlardan dolayı vergi kaydımı ve ofisimi kapatmaya karar verdim. Yaptığım cmk görevlendirmeleri nedeniyle hal ettiğim ücret için makbuz kestim ve yarın verhi kaydımı kapatmak için başvuru yapacağım. Adliyedeki muhasebe servisinse bulunan görevli ben makbuz kestikten sonea dosyalara başka bir avukatın görevli olarak katılması durumunda soruşturma ücreti miktarının düşeceği tekrar makbuz kesmek zorunda kalacağımı bu nedenle vergi kaydımı kapatmamam gerektiğini söyledi. Benim ise vergi kaydımı kapattırmam bir zorunluluk, kapattıramadığım her gün iş bulamadığım gibi, ek mali yükümlülüklere de katlanmam gerekiyor.
Görevlinin verdiği bilgi doğru mudur acaba ? Süreç hakkında bilgisi olan tecrübeli meslektaşlarımın yardımını bekliyorum
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :39, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : uzunmustafa, Tarih : Dün 15:22
Sn. Meslektaşlarım,
B.K. 147/1. maddesine göre ana para faizlerinin beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağına dair genel bir hüküm var. Bu genel hükmü ipotekli alacakların faizlerine de uygulama imkanımız var mı? Zira ipotekli alacakların gerek anaparasına ve gerekse faizine dair özel bir zamanaşımı hükmü yok.
Bilgisi olan meslektaşlarımdan yardım bekliyorum. Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :30, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ali Yüksel, Tarih : Dün 10:12
Değerli meslek üstadlarım merhaba, 675 Sayılı KHK'nın muvazaalı devir işlemeri başlıklı 12.maddesi kapsamında müvekkilimin taşınmazı hazine adına tapu müd. işlemi ile resen tescil edildi. OHAL işlemlerine karşı o dönemde bir şey yapamamıştık. Lakin Anayasa Mah bireysel başvuru yaptık ve neticesinde OHAL'in vermiş olduğu yetkiye dayanarak yapılan bir idari işlem olduğu için iptal davası açılması yönünde bir cevap aldık. şimdi bu cevap üzerine iptal davası açmaya hazırlanıyorum. ancak daha önce böyle bir dava örneği ne istinafta nede danıştayda bulamadım. siz değerli meslektaşlarımdan bu konuda gerek dava dilekçesi olsun gerek danıştay veya istinaf kararı olsun destek bekleriyorum. selamlar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :55, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat5557, Tarih : Dün 10:09
Merhaba Değerli Meslektaşlarım,

29/11/2019 tarihinde yine aynı forumda https://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=111561 "Kadastral Yol Olarak Görünen Yere Açılacak Dava Hakkında" şeklinde bir başlık ile görüş ve önerilerinizi istemiştim ancak o başlık altında konu cevapsız kaldı.

Şu an konu ile ilgili kadastro tutanaklarını da incelemek suretiyle daha fazla bilgi sahibi olduk, bu nedenle sorunu biraz daha detaylı ifade etmek isterim.

Müvekkil 2B ile 2016 yılında hazine adına tescil edilen 1968 yılından beridir babası ve 2007 yılından bu yana kendisinin kullandığı taşınmazı satın alıyor. Ancak 2012 yılında yapılan kadastro sonucunda parselin 200-300 m2 kadarlık bir kısmı yol olarak tescil harici bırakılıyor.

Tarafımızca Kadastro Tutanağı incelendiğinde Edinme Sebebi başlıklı kısımda "1968 yılı ve öncesinden beri tarla vasfı ile kullanılan ... Ada ... Parsel nolu taşınmaz A oğlu B'nin kullanımında iken 2007 yılında işbu taşınmazdaki kullanım hakkını kayıtsız şartsız ve bedelsiz olarak oğlu C'ye hibe ettiği ve halende B oğlu C'nin işbu taşınmazı tarla vasfı ile kullanmaya devam ettiği, muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşılmakla işbu tutanağın beyanlar hanesine 1- 6831 sayılı Kanunun 2B maddesi uyarınca Hazine adına Orman Sınırı dışına çıkarılmıştır, 2- 2007 yılından beri B oğlu C'nin kullanımındadır." şeklinde açıklama bulunmaktadır. Şimdi Müvekkilim C taşınmazın batı kısmında 200-300 metrekarelik alanın kadastro sırasında tescil harici yol olarak bırakıldığını, kadastronun hatalı yapıldığını belirtmekte. Bizim de yapmış olduğumuz incelemede 2B ile devredilen taşınmazın devamı niteliğinde yol olarak görülen kısmın üzerinde şu anda dahi fiili olarak bir yol bulunmamakta tarla olarak kullanılmaktadır.

Burada temel sorun şudur:

Her ne kadar tarlanın devamı niteliğinde olan 200-300 metrekarelik kısım tescil harici bırakılmışsa da 2B kadastrosu öncesi hukuki nedenlere dayanarak kadastro tutanağında da belirtilen 1968 yılından beri müvekkil ve babasının kullanıldığından bahisle zilyetliğe dayalı dava açıldığında olumlu sonuç alınabilir mi? Bilindiği üzere 2B haricindeki kadastrolarda zilyetliğe dayalı tescil davası açılabiliyor ve delillerle desteklendiğinde olumlu sonuç alınıyor, aynı şey 2B için de geçerli midir? Veyahut böyle bir durum da neler yapılabilir, soruma ilişkin değerli katkılarınızı, görüşlerinizi emsal Yargıtay kararlarının da ışığında siz meslektaşlardan beklemekteyim.

Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :63, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Justinian, Tarih : Dün 07:19
Herkese merhaba ve günaydın,
Ruhsatını ve ilk işini yeni almış bir meslektaşınız olarak bir konuda beni aydınlatmanıza ihtiyacım var.
Müvekkil 6 yıl 5 ay öğretmenlik yapmış, istifa etmiş ve serbest çalışmaya başlamış, 2006 da 4/b kapsamında emekli olmuş. Bana verdiği evraklar arasında hizmetlerinin birleştirilmesi talebini içeren istifasından kısa süre sonra yazılmış bir dilekçe de var ama cevabı yok. SGK hizmet dökümünde öğretmenlik yılları görünmüyor, sadece 4/b hizmeti görünüyor.
Hizmet dökümündeki bu durum hizmetlerin birleştirilmediği anlamına gelir diye düşünüyorum çünkü prim günlerinde de sadece 4/b hizmet günleri toplamı hesaplanmış.
Memuriyette geçen hizmetin SGK hizmet dökümünde görünmemesinin başka bir sebebi olabilir mi?
Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :58, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.izmirhukuk, Tarih : 04-12-2019 20:29
Merhabalar
1998 yılında 3.derece sit alanı olan ve o dönem çokta değerli olmayan arsa A kişisi tarafından alınmış. Daha sonra ise A kişisi B kişisine ödeme karşılığı %25, C kişisine ise ödeme karşılığı %10unu sattığını aralarındaki düzenledikleri ve m2leri belirtilen evrakla tanzim altına almışlar.

Şuan A, B ve C vefat etmiş durumda. B nin mirasçısı olan kızı müvekkilim olup B vefat edeli 5 ay olmuş durumda. Arsanın intikali hala mirasçılara yapılmamış ve arsa üzerinde hacizler mevcut.

İşbu noktada müvekkilimde A nın eşi ile olan '%25 hakları olduğunu kabul ettiği' mesajlar da mevcut. Şuan bu payın intikali için nasıl bir hukuki yol izlemem gerekir.

Fikir ve beyanlar için şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :114, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : mkhukuk, Tarih : 04-12-2019 16:59
Merhaba değerli hukukçular;

Borçlumuz olan Limited Şirket bir petrolün, ticaret sicil gazetesinde yer alan adresine hacze gittim. Ancak bina boştu, borçluyu bulamadık kısacası. Adres değiştirdiyse yeni adresi nasıl bulabilirim. Adres değişikliğini ticaret sicile bildirmemenin sorumluluğu nedir?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :113, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : levendovski, Tarih : 03-12-2019 21:33
Kafama takilan hususlari sormak isterim. Sirketin iflas ile kapanmasi halinde İhya süreci mevcut mudur?Sirketin fiili olarak çalışma imkani olmadigindan ve hic bir malvarligi olmadigi icin bu konuda mahkemede ihyaya karar verilmekte midir?

Bunun yerine iflas dairesine iik 253 uyarinca alacak kaydi icin basvuruldugunda nasil sonuclar alinmaktadir.? Tesekkurler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :158, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Shbaris, Tarih : 03-12-2019 15:21
Öncelikle olaydan kısaca bahsedeyim. Müvekkilim olan şirket bir inşaat şirketi olup Rize'de bir proje kapsamında inşaat faaliyetinin yükleniciliğini yapmıştır. Bu inşaat sırasında çevre binalardan birinin malikleri inşaatın temel kazıları sebebiyle binalarının zarar gördüğü gerekçesiyle tazminat davası açmıştır. Dosyada davalılar aleyhine yüklü bir miktar tazminat çıkmıştır. Bu karar taraflarca istinaf edilmiş olup Bölge Adliye Mahkmesi'nce 'Binanın salt inşaat etkisiyle mi meydana geldiği hususunun tam olarak araştırılmaması, haksız fiil tarihinin belirlenmemesi' gerekçesiyle bozulmuştur. Dosyada yeniden yargılamaya başlanmış alınan yeni bilirkişi raporu da önceki bilirkişi raporunda yer alan veri ve kanaatleri dikkate alarak hazırlanmıştır ve kusur yine davalılara yüklenmiştir. Ancak zarar gören binanın çevresindeki binalarla ilgili hiçbir şikayet yok iken sadece dava konusu yapıda hasar meydana gelmesi, binanın betonarme yapısının zayıf olduğunu, taşıma sisteminin yetersiz olma ihtimali, statik projesinin bakanlıkça belirlenen esaslara göre yapılıp yapılmadığı hususu bilinmemektedir. İtirazlarımız sonucu alınan ek raporda 'Davacıların evlerinin inşaatının kusurlu olduğuna dair bir delil mevcut değildir. Binaların inşaatları esnasında yürürlükteki şartname ve yönetmeliklere aykırı yapıldığına dair bir bulgu bulunamamıştır' diyerek kusuru yine davalılara yüklemiştir. Binanın da içerinde yer aldığı boy boy fotoğraflar mahkemeye sunulmuş, binanın betonarme yapısının zayıf olması sebebiyle, statik projesinin esaslara uygun şekilde yapılmaması sebebiyle zararın meydana geldiğini, zarar gören binanın yanında ve arkasında bulunan binalarda zarar meydana gelmediği bu durumun dahi zarar gören binanın taşıyıcı sistemlerinde sıkıntı olduğunu gösterdiğini defaatle dile getirdik. Davacı davasını ispatla mükellef ise kendisinin kusurlu olmadığını ispatlaması gerekmez mi? Buna ilişkin hiçbir delilin bulunmadığı bilirkişi raporunda belirtilmesine rağmen davacıya davalıya tam kusur atfedilmesi hakkaniyete, usul ve yasaya uygun mudur? Bu konuda yardımcı olabilecek sayın meslektaşlarımın düşünce ve tavsiyelerini büyük bir merakla beklemekteyim. Teşekkür ederim...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :183, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.bilall, Tarih : 03-12-2019 14:12
Meslektaşlarım merhaba. Bu konuyu bir türlü çözüme kavuşturamadım.Bir kaç meslektaşıma sordum ancak tatmin edici bir cevap alamadım. Yardımcı olursanız çok sevinirim.
Müvekkilim 2013 yılında Deniz Kuvvetlerinde mühendis sınıfından sözleşmeli subay olarak göreve başladı. Her üç senede bir yenilenen sözleşmesi 6.yılından sonra yenilenmedi ve sözleşme yenilenmediğinden işten ayrıldı. 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar hakkında ki Kanu’nun 18. maddesinde belirtilen şartları sağlamış ancak müvekkilime hak ettiği tazminatı kurum bahanelerle ödememektedir. Bağlı bulunduğu komutanlığa ihtar çektik cevaben "tazminatın ödenmesine ilişkin inceleme devam etmektedir" yanıtını verdiler.
Sorum şu olacak;
1- Müvekkil sözleşmeli personel olduğu için davayı iş mahkemelerinde mi açacağız?Eğer açacak isek arabulucuya başvururken hem Deniz Kuvvetlerini hem de Milli Savunma Bakanlığı'nı mı davalı göstereceğiz?
2- Eğer İdari dava açacak isek ne tür bir dava açılacak? İhtarnameye verdikleri cevap süresinden itibaren dava açma süremiz nedir?
Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :180, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avdnmygt, Tarih : 03-12-2019 09:30
meslektaşlarım selamlar, bir sorum olacak.
müvekkil şirket bir şirket ile asansör bakım sözleşmesi imzalıyor. asansörleri de bu şirketten alıyor. ancak asansörlerin başından beri ayıplı olduğu yanlış montaj ve elektrik kaçırma durumu defalarca ihtar ediliyor ancak şirket yine ayıbı düzeltmiyor. bakım sözleşmesi müvekkil şirket tarafından feshediliyor. terditli bir dava açmayı düşünüyorum. ücretsiz bakım ve onarım istedikten sonra ya da bedel iadesi mümkün müdür sizce? ne tür bir dava açmalıyım?ayrıca her ne kadar tüzel kişiler itibarlarının zedelenmesi hk. manevi tazminat davası açamasa da bir takım kararlar gördüm ancak emin olamadım. tüzel kişiler manevi tazminat davası tarafı olabilir mi? fikirlerinize teşekkür ederim...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :197, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Ahmet ÖNAL, Tarih : 02-12-2019 17:46
Merhaba sayın meslektaşlarım,

Müvekkil çalıştığı firmada sıkça yurt içi ve yurt dışı eğitime gönderiliyor ve iş sözleşmesi gereği bu eğitimlere katılmayı baştan taahhüt ediyor.

İş sözleşmesinin başka bir maddesinde ise son eğitim tarihinin üzerinden iki yıl geçmedikçe iş sözleşmesini fesheden işçinin eğitim giderlerini ödeyeceği belirtilmiş.

Eğitim giderlerinin talep edilmesi hususunda bir sorum yok fakat somut olayda kafama takılan konu bu sözleşme hükmünün işçinin haklı bir neden olmadan istifa ettiği her durumda eğitim giderlerine mahkum edilmesi sonucunu doğurması. Eğitimler 2-3 ay arayla olduğundan ve işçi "Ben iki yıl süre ile eğitime katılmıyorum, daha sonra istifa edeceğim." diyemeyeceğinden her ihtimalde eğitim gideriyle karşı karşıya kalıyor.

Bu maddeyi "İş sözleşmesinin başlangıcından itibaren iki yıl çalışmayı taahhüt eder." şeklinde yorumlamak mümkün müdür? Aksi halde fiili durumda işçinin iş sözleşmesini cezai şart ödemeden feshetme şansının kalmamasını engellemeye yönelik bir içtihat var mıdır?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :39, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avccyilmaz, Tarih : 02-12-2019 13:32
İyi günler sayın meslektaşlarım,
Yapılan alkol muayenesi sonucu müvekkilin ehliyetine el konuluyor ve idari para cezası kesiliyor. Akabinde müvekkil bu durumu kabul etmediği için devlet hastanesine gidiliyor ve burada yapılan test sonucu alkol kullanmadığı ortaya çıkıyor.
Açacağım davanın adli yargıda mı idari yargıda mı görüleceği konusunda çelişkilerim bulunmakta. Konuyla ilgili sitedeki bütün yazılaları inceledim ancak ortak bir sonuca ulaşılmış değil. Şuanda bu husustaki uygulama nedir acaba?
idari dava daireleri kurulu 2016/384-3261 sayılı kararında( tam metnine ulaşamadım); ''2918 sayılı kanunun 112. maddesinin değiştirilen halinde de kanunun 6 .maddesinde sayılan görevliler ile trafik tescil kurullarının yetkilendirildiği haller hariç tutularak, diğer hallerde sürücü belgesinin geri alınmasına ve iptaline sulh ceza mahkemelerinin karar veeceği vurgulanmıştır'' demektedir.
Bu karara göre kontrol noktalarındaki alkol testi işlemleri sonucu verilen ehliyetin geri alınması cezlarına karşı iptal davalarında idari yargı görevlidir diyebilir miyiz?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :44, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mucahit, Tarih : 02-12-2019 11:50
1983 Yılı Öncesi El Atılan Taşınmaz Hakkında Sadece Ecrimisil Yönünden Açılacak Davada , Davayı Açmadan Uzlaşma Başvuru Yapılması Dava Şartı Mıdır ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :225, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Izmirtas, Tarih : 29-11-2019 16:01
Merhaba, foruma yeni üye oldum, öncelikle böyle bir forumun olduğundan yeni haberdar oldum. İnşallah benimde sizlere faydam olur. Aşağıdaki konu hakkında yardım ve düşüncelerinizi rica ederim

Müvekkilime karşı 1,5 sene önce, eşi tarafından boşanma davası açıldı vede bizde karşı dava açarak mahkeme süreci devam ediyor, evlilik 2 yil sürdü ve çocukları yok. Evlilik birliği içinde alınan bir evleri var. Dava ilk açıldığında evi kullanma talebimiz oldu aynı şekilde karşı tarafında oldu. Bu surede iki tarafta da işsiz ve evin kullanımını mahkeme kosullar degisinceye kadar karşı tarafa yani bayana verdi. Mahkemeye hala sürüyor, karşı taraf Ankara dışında İstanbul'da işe girdi ve orada yaşıyor, bizde mahkemeden evi talep ettik, TMK 169 göre koruyucu önlemlerden dolayı evin kullanımını karşı taraftan alıp bize mahkeme vermedi.
Karşı tarafın Ankara'da yaşamadığını İstanbul'da çalıştığını ssk ve işyerinden aldığım yazı ile ispat ettik ama gene ev kullanımını alamadık.
1-) Bu konu hakkında. Ne yapabiliriz ?
2-) Boşanma gerçekleştikten sonra ecrimisil yada evin yarısi ve eşyaların yarisi müvekkilime ait olduğu için, bu dava sürecinde, karış tarafin evi kullanımından dolayı nasıl kira talebimiz olabilir ? Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :337, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukat5557, Tarih : 29-11-2019 08:51
Merhaba Sayın Meslektaşlarım,

Sizlerin görüş ve önerilerinizi almak istediğim bir konu mevcut. Şöyle ki; müvekkil 30 yıldan fazladır kullandığı taşınmaz 2b kapsamına girdikten sonra tapusunu alıyor. Ancak söz konusu taşınmazın bir dönüme yakın kısmı 2013 yılında yapılan kadastroda “kadastral yol” olarak ayrılıyor. Her ne kadar ilgili yer kadastral yol olarak görünse de, şu anda orası müvekkilim tarafından kadimden beri ekilip biçilmekte ve fiiliyatta bir yol bulunmamakta. Şu durumda sizlere sormak isteğim şunlardır:

1- İlgili yerin kadastrosu yapılırken hata yapıldığını düşünmekteyiz. Müvekkil ise bir dönümlük kısmın kadastral yol olarak gösterildiğini daha yeni öğrenmiş durumda, bu nedenle kadastronun ilanından sonra yapılacak itiraz süresi de kaçırılmıştır. Bu durumda söz konusu kadastral yol hakkında izleyeceğimiz yol, dayanacağımız deliller ve açacağımız dava ne olmalıdır? (Konuyla ilgili tarafımızdan Yargıtay İçtihadı da bulunamamıştır. Yargıtay Kararlarının da paylaşılmasını rica ederim)

2- Söz konusu taşınmaz Büyükşehire bağlı bir ilçenin köyündedir. Büyükşehir yasasından sonra bilindiği üzere köyler mahalle olmuştur. Önceden bu tip davalarda husumet Hazineye, Köy Tüzel Kişiliğine yöneltilmekteydi, yasa değişikliğinden sonra açılacak dava yönünden husumet Hazine veya İl/İlçe Belediyesine mi yöneltilecektir?

3- Ayrıca kadastral yol olarak görünen kısmın fiili olarak da yol yapılması tehlikesi mevcuttur. Böyle bir durum söz konusu olduğunda, adli yargıda açılacak dava haricinde idare mahkemesinde de yürütmeyi durdurma talepli iptal davasının açılması gerekir mi?

Belirttiğim sorular hakkında siz değerli meslektaşlarımın görüş ve önerilerini, katkılarını beklemekteyim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :303, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukat7575, Tarih : 28-11-2019 12:00
merhabalar müvekkillerim arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiyle müteahhitten daire alıyorlar ancak müteahhit bu sözleşmeye aykırı olarak iskanı halen almamış ve müvekkiller de dairelere taşınmış durumdalar. Müteahhitin iskanı alamamasının sebebi projenin kurallara aykırı olması. Müteahhite açılacak davada ne talep edilebilir ? aynen ifa ve müspet zarar yararsız olacak gibi zira iskanı al desen bile müteahhit iskandan kaçınabilir. Bir an önce iskanı almak ve zararı karşılamak için en etkili yol sizce nedir? cevaplarınız için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :353, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatymg, Tarih : 27-11-2019 17:45
Merhabalar değerli üstatlarım. Mesleğe yeni adım atmış olmamdan ötürü Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi vekilliği yapmış olan/konu hakkında bilgisi olan değerli üstatlarımdan icra takibi aşamasında dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında aydınlatıcı paylaşımlarınıza ihtiyaç duymaktayım. Takibe konu edilecek alacak kalemleri, uygulanacak faiz ( kredi geri ödemesi yapmayan üyeye temerrüt faizi mi yoksa ana sözleşme gereği uygulanacak belirlenmiş faiz oranı mı ), 7 örnek icra takibi mi ya da ipotek durumunda rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip mi gibi ve uygulamada dikkat edilmesi gereken konularda yardımcı olursanız sevinirim ( Değerli üstatlarım mesleğe yeni başlayacak olmam ve hataya düşme endişemden ötürü umarım yardımcı olur kusuruma bakmazsınız ).
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :386, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Esra Ergün, Tarih : 27-11-2019 15:46
meslektaşlarım, devre tatil sözleşmesini feshetmek için sözleşmede merkez olarak gösterilen adrese ihtarname yolladım. Ancak adresin değiştiği/ yeni adresin bulunamadığınden ihtarname iade olmuş, nasıl bir yol izlemem gerek
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :200, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : gülnihal çevik, Tarih : 27-11-2019 14:18
mesaj silinmiştir.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :367, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07832289 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.