Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
5.01. Ohal Süresi Uzatılmıştır - Av.Duygu Işık Behrem
24.11. Başvuru Süresi Uzatıldı - Av.Duygu Işık Behrem
9.08. Karşılıksız Çeke Adli Para Cezası - Av. Hatun Olguner
Haber Ekleyin

Yazan : Av.AsumanD., Tarih : Bugün 14:16
meslektaşlarım kolay gelsin, karar veremediğimiz bir konu hakkında fikirlerinize ihtiyacımız var.
iki buçuk yıl önce bir bebeğimiz dünyaya geldi. yenidoğan işitme tarama testleri özel bir hastanede yapıldı ve her iki kulakta pozitif sonuç verdi. ancak ilerleyen dönemlerde şüphelerimizin artması dolayısı ile bebek bir yaşına gelince işitme testi tekrarlandı ve her iki kulakta ileri derece de işitme kaybının olduğu tespit edildi. daha sonra yaptırdığımız gen testleri ile bebeğimizin doğuştan işitme kayıplı olduğu anlaşıldı. bebeğimizin işitme kaybının tespitinde ve cihazlandırılması 1 yıl geç olduğu için ve tedavisine ve eğitimine geç başladığı için suanda yaşıtlarına göre geç gelişim göstermekte. tabi işitme kaybının öğrenilmesinde ve doğuştan olduğunu öğrendiğimizde manevi olarak özellikle eşim çok zarara gördü. halen daha tedavisi sürüyor. biz bu aşamada testi yanlış yapan ve bize yanlış sonuç veren hastaneye karşı manevi tazminat davası açtık. anacak bu aşamada biraz kafamız karıştı. terzi kendi söküğünü dikemez misali.
tazmninat davasını bebeğimize velayeten anne baba olarak açtık, tazminatı da anne baba olarak maenvi zarar gördüğümüzden ötürü kendi adımıza açtık ancak yanlış giden birşey varmı gibi
bebeğin manevi zararı doğmadığı için onun adına manevi tazminat istemedik istememiz gerekli miydi? maenvi tazminatı kendimiz için istediğimizden dolayı davayı kendi adımıza mı açmamız gerekliydi? cevaplarınız için teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :20, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.B.Ali, Tarih : Bugün 14:16
Herkese selam arkadaşlar.
Bir sulh hukuk mahkemesinin kısa kararındaki/celse zabtındaki alacak rakamlarına göre ilamsız takip başlattım. İtiraz la durdu. Bu kez gerekçeli kararla ilamlı takip başlattım. Bu kez derdestlik itirazı ile karlşılaştım.
Bir meslekteşım ilk takip alacağı tahsile elverişli bir belgeye dayanmadığı için feragat et. Belge tahsile elverişli olmadığı için feragat harcı ödemezsin. Hatta başta ödediğin harcın da iadesini alaırsın dedi. Oysa bizden hep feragat harcı alınıyor. Bilmediğimizden mi aldatılarak ödemek zorunda kalıyoruz acaba
Bu konuda bir hayli içtihat var dedi. Bu konuda bilgsi ve içtihadı olan var mı.

Şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :18, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : manolimato_06, Tarih : Bugün 12:03
Herkese merhaba,

Açmış olduğumuz bir işçilik alacağı davasında, dava dilekçemizde kısmi olarak 10.000 TL'nin tahsilini talep etmiştik.

Dava sırasında müvekkile 15.000 TL ödeme yapıldı. Bilirkişi raporu ile alacak miktarı 35.000 TL olarak belirlendi.

Islah dilekçemizi, dava değerini, 10.000 TL'den, 35.000 TL'ye çıkaracak şekilde mi yoksa, konusuz kalan ve dava sırasında ödenen 15.000TL'yi dışlayıp bakiye kalan 20.000 TL'ye çıkaracak şekilde mi ıslah etmeliyiz?

Yargıtay 11. H.D. 2008/8641 E. 2010/55 K. 11.01.2010 Tarih

Dava: Taraflar arasında görülen davada İ. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 23.10.2007 tarih ve 2005/635-2007/597 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin sigorta acentesi olan davalıdan 46.555,55 YTL olan alacağının faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava sırasında davacının 3 ncü kişi ipoteğinin 40.000,00 YTL olan limiti için rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıp, 25.000,00 YTL olan bölümünü tahsil ettiği, dava tarihi itibariyle 45.723,55 YTL alacaklı olduğu, bakiye 20.723,55 YTL daha alacağı kaldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı sigortacının, acentesi davalıdan olan alacağının bir bölümü 3 ncü kişi ipoteği ile teminat altına alınmış olsa daha rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yoluna başvurmadan doğrudan davalı aleyhine alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmakta olup, İİK'nun 45 nci madde hükmü buna engel değildir. Davacının davalı aleyhine açtığı işbu alacak davası sırasında, 3 ncü kişi aleyhine başlattığı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip nedeniyle kısmen temin ettiği 25.000,00 YTL tahsilatın, dava sırasında ödeme gibi değerlendirilmesi ve davanın kısmen konusuz kaldığının gözetilmesi, davanın başında bu miktar için de haklılığı belirlendiğine göre, tarife uyarınca buna göre vekalet ücretinin davacı yararına bu kesim için de hükmedilmesi, kısmen reddi gereken sadece 832,00YTL üzerinden dava reddedilip, bunun üzerinden davalı yararına vekalet ücreti ile yetinilmesi gerekirken, 25.000,00 YTL'nın da davalı yararına hükmedilen vekalet ücretine esas alınması doğru olmadığı gibi, bunun gerekçesinin açıklanmaması da keza doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


Bu karar tam olarak bana yol göstermiyor. Dava sırasında yapılan ödeme sebebiyle davanın o kısım yönünden konusuz kaldığına karar verilecek burada sorun yok ama ıslah dilekçesini ne şekilde düzenlemeli?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :20, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : hakan1378, Tarih : Dün 18:46
Sayın meslektaşlarım,

2011 yılında arsa sahibi ile müteahhit firma arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmış. Müteahhit firma kendine düşen tüm daireleri satmış ve 2013 yılında siteyi teslim etmiş.

Fakat kat karşılığı inşaat sözleşmesinde olmasına karşın jenaratör ve sondaj gibi bir takım yükümlülüklerini yerine getirmemiş.

Ayrıca bu zamana kadar iskan (oturma) ruhsatı almamıştır. Bu ruhsatın olmaması sebebiyle malikler inşaat elektriği/suyu kullandığı için fazladan para ödemektedirler.

Bu şartlar altında müteahhit firmaya ihtar çekip dava açmayı düşünüyorum. İhtarı / davayı arsa sahibinin mi göndermesi / açması gerekiyor ? Yoksa Tüm site sakinlerinin mi ihtar göndermesi / dava açması gerekmektedir ?

Site maliklerinin sonuçta bu sözleşmeye taraf durumda olmaları kafamı karıştırıyor.

İlginiz için şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :57, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Kübra Okan, Tarih : Dün 12:28
Herkese merhabalar.

Toplu Yapı Kat Malikleri Kurulu'nun; bir bloğa tahsis edilen otoparkın tüm toplu yapıya yıllık bir ücretle kiraya verilmesi kararının iptali ve söz konusu otoparkın bahsi geçen bloğa tahsis edildiğinin tespiti için dava açıldı ve kazandık.

Sorularım şunlar:
1) Bu kararın icrası için kesinleşmesi gerekir mi? Ben taşınmazın aynına ilişkin bir karar olmadığı kanaatindeyim.

2) Toplu Yapı Kat Malikleri Kurulu kararının iptaline ilişkin hükmü nasıl icra edilir? Zira Toplu Yapı Kat Malikleri Kurulu halen kararları geçerliymiş gibi otopark üzerinden kira alıyor.

3) Otoparkın bloğa tahsis edildiğinin tespitine ilişkin hükmü nasıl icra edilir? İcra İflas Kanunu uyarınca ancak edaya ilişkin hükümler icraya konulabilirse de, otoparkın bir bloğa tahsis edildiğinin tespitine ilişkin hüküm ile örneğin yönetim planında vs. değişiklik yaptırabilir miyiz?

Şimdiden çok teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :69, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mürsel, Tarih : 14-01-2017 21:10
geçici köy korucularının kıdem tazminatı hakkı yok mudur? Normal işçilerin bile kıdem tazminat hakkı varken her an operasyona katılma ihtimali olan ve bir çoğu çatışmalarda vefat eden veya yaralanan köy korucularının niye kıdem tazminatı yoktur?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :143, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.mürsel, Tarih : 14-01-2017 21:03
il özel idaresi zamanında köyümüze ait mera il özel idaresi kararıyla köy gelişim alanı olarak parsellenmiştir. bu parselasyon çalışması köy camisinin duvarına asılarak ilan edilmiş ve ihtiyacı olan köylülerin köy muhtarına başvurup dosyalarını oluşturmaları istenmiştir. ihtiyacı olan köylüler muhtarlığa başvurup dosyalarını oluşturmak istemişlerdir. ancak benim müvekkillerim de muhtarlığa başvurduklarında muhtar tarafından çeşitli bahaneler ileri sürülerek müvekkillerimin başvuruları reddedilmiştir.
parselasyon çalışması bittikten sonra noter huzurunda kura çekilmiştir. ancak bu kura çekilişinden kimse haberdar edilmemiştir ve bazı parseller kura dışı tutulmuştur.
bu konu hakkında müvekkillerim lehine ne yapılabilir. bilgisi olan meslektaş varsa bilgisini paylaşabilir mi?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :104, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : yurdumsun ey ucurum, Tarih : 14-01-2017 17:46
Değerli meslektaşlarıma iyi günler diliyorum..

Cinsel istismarda bulunan şahıs, olayın ertesi günü gayrimenkulünü iyi niyetli birine normal biçimde satıyor ve karşılığı olan parayla da çocuklarına daire alıyor, kendi üzerine hiçbir şey kalmıyor.

Şahıs hapse mahkum oldu, dosya istinafta. Ancak şimdi açacağımız tazminat davası, önce cezanın kesinleşmesini bekleyecek. Adamın malvarlığı yok.

Bu durumda çocuklarına aldığı ev ile ilgili olarak bağışlama sebebiyle tasarrufun iptali davası açılabilir mi? Alacaklıyı zarara uğratmaya dayanıp icra cezada dava açılabilir mi?

Değerli önerilerini paylaşacak meslektaşlara çok teşekkür ederim...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :101, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : ladre, Tarih : 14-01-2017 09:53
Selam arkadaşlar, bir sorum olacak.
A, B'ye taşınmaz satıyor ve sözleşme yapılıyor. A hemen sonra C'ye taşınmazı tapuda devrediyor. Muvazaa açıkça ispat edilmiş durumda ve B'nin A ve C'ye karşı açmış olduğu tapu iptal tescil davasının kabul edilme olasılığı yüksek. Bu dava devam ederken D, A'daki alacağından dolayı A ve C'ye karşı tasarrufun iptali davası açıyor, dava kabul ediliyor ve kesinleşiyor. B'nin açtığı tapu iptal ve tescil davası da kabul edilirse ne olacaktır? Taşınmaz B adına tescil mi olacaktır yada tasarrufun iptali davası sonucu D taşınmazı sattırıp, bakiye bedel B'ye mı ödenecektir?
Benim anladığım kadarı ile tasarrufun iptali davası alacaklının durumunu etkileyen ve borçlunun yaptığı işlemi alacaklı yönünden hükümsüz bırakan davadır, buna rağmen muvaza ya dayalı tapu tescil davası yapılan işlemin geçersizliğine yöneliktir. Yani tasarrufun iptali için geçerli bir işlem olması gerekir. İşlem muvaza nedeni ile iptal edilirse böyle bir işlem kalmayacağı için tasarrufun iptali davası konusuz kalacaktır. Ayrıca şahsi hak ve ayni hak taşımaları yönünden de farklılık ve öncelik vardır. Bu sebeple muvazaya dayalı tapu iptal tescil davası tasarrufun iptali davası için bekletici mesele yapılmalıdır. Fakat olayda tasarrufun iptali davası kesinleşmiş. Ne yapılabilir bu konuda?
Teşekkür ederim, iyi hafta sonları.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :138, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Hakra, Tarih : 13-01-2017 14:34
Merhabalar Meslektaşlarım,

-Belediye tarafından açılan Hizmet Alımına ilişkin ihaleye katılan müvekkil firma 800.000 TL geçici teminat sunmuştur. Ancak ihale komisiyonu müvekkil firmanın 4734 Sayılı Kanunun 17. Maddesinde sayılan yasak fiil ve davranışlarda bulunduğuna karar vererek teklifi değerlendirme dışı bırakmış ve geçici teminatın gelir kaydedilmesine karar vermiştir. (Karar Belediye ihale komisiyonunca vvrilmiştir.)

-İhale için imzalanan hizmet alım sözleşmesinde ""Sözleşmenin uygulanması sırasında Yüklenicinin 4735 sayılı Kanunun 25 inci maddesinde belirtilen yasak fiil ve davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi, hallerinde ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir." hükmü yer almaktadır.

-4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 34/son maddesi “Her ne suretle olursa olsun, idarece alınan teminatlar haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.” hükmünü içermektedir.

-İhaleye katılan şirketin verdiği geçici teminat mektubu 4734 sayılı Kanun’un 11. maddesine göre gelir kaydedildiğinden, irat kaydedilen tutarın faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk. uyuşmaşlık mahkemesi kararı. burada davalı Mersin İl Özel İdaresine izafeten Mersin Valiliği benim olayda Belediye bu karar uygulanırmı? karar linki için buraya tıklayabilirsiniz.

Sorularım ;
  1. Görevli mahkeme Adli yargı mı idari yargı mı?
  2. Adli Yargı ise asliye hukuk düşünüyorum Davalı belediye oldugundan asliye ticaret fikriniz varmı?
  3. Görevli Mahkeme adli yargı ise yukarıda belirtilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 34/son maddesine rağmen ihtiyati tedbir alınabilir mi?
  4. İhtiyati tedbir alınmazsa kararın ifası nasıl durdurulabilir?
  5. İhtiyati tedbir kararı için teminatın teminatı mümkün mü?
Aydınlatıcı Açıklamalarınız İçin Şimdiden Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :151, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : uygarugur, Tarih : 12-01-2017 12:43
Herkese iyi günler.
Müvekkilim firma ile inşaat firması arasında 9 dairenin teslimini içeren ayrı ayrı haricen satış vaadi sözleşmeleri imza edilmiştir. Yüklüce bir ödemenin taksitler halinde yapılmış olmasına rağmen, ekonomik sıkıntılardan dolayı ödemeler tamamlanamamıştır. Fakat inşaat firması hakkını kullanıp sözleşmeleri fesih yoluna gitmiş ancak müvekkilim firma bünyesinde çalışmamış/çalışmayan bir kişi imzasına fesih bildirimi yapılmıştır. Bu esnada 3. kişi tarafından müvekkilim firma aleyhine başlatılan icra takibinde taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri üzerine haciz uygulanması için 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmiştir. İnşaat firması dosyaya verdiği beyan ile sözleşmelerin feshedilmediğini ve borçlu firmanın satış vaadi sözleşmeleri gereği .......-TL kendisine ödeme yapmış olduğunu bildirmiştir. Fakat bu ödemelerin vaad sözleşmesinin sermayesi olduğu, likit alacak olmadığı ve bu yüzden dosyaya ödenemeyeceği bildirilmiştir. 89/2 ile tekraren başvurulan inşaat firması aynı yanıtı vermiş ve vaad sözleşmeleri üzerindeki haczin kaldırılması için İcra Mahkemelerine başvurmuştur. Bu başvuru üzerine İcra Mahkemesi, yüklüce bir teminata tekabül eden %120 teminat yatırılmasını istemiştir. Bu esnada 29.12.2016 tarihinde kendisine bugüne kadar ödenen vaad sözleşmeleri gereği taksit ödemelerinin, sözleşme fesih gereği %10 kesintiye tabii tutarak, haricen dosyaya yatırmış ve 03.01.2017 tarihinde de bir ihtarname ile bu durumu müvekkil firmaya bildirmiştir. Aynı ihtarname ile vaad sözleşmeleri gereği ödeme sıkıntısı çekilen tutarı alacaklı 3. kişiden aldığı ve böylelikle sözleşmeleri alacaklı 3. kişiye devrettiğini, bu nedenle inşaatın süresinde tamamlanamamasından kaynaklı kira alacağını da dosyaya 89/1 ve 2 gereği ödediğini bildirmiştir.
Her ne kadar ödemelerini tamamlayamamış olan müvekkilim firma ise de fesih işlemi geçersiz olan, icra dosyasına yansıyan beyanları ile sözleşmelerin feshedilmediğini söyleyen fakat buna rağmen ödemeleri kesinti yaparak icra dosyasına gönderen ve devamında bizden alacaklı olduğu tutarı haricen alarak alacaklı 3. kişi ile sözleşme kuran ve buna dayalı olarak da kira alacağını icra dosyasına ödeyen inşaat firması ile, devir işleminin hangi usule dayalı yapıldığı kavranamayan alacaklı 3. kişiye karşı kullanılabilecek hukuki yolları tespitte zorlanmaktayım.
Değerli meslektaşlarımın değerli düşüncelerini beklemekteyim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :172, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Bingöl, Tarih : 11-01-2017 17:07
Bir konuda değerli görüşlerinize ihtiyacım var:

Müvekkilin ortağı olduğu iki ortaklı limited şirkette ortaklar arasındaki fikir ayrılıkları ve derdest davalar nedeniyle şirket artık hareket edemez halde (ancak şirketin feshedilmesini istemiyoruz). Bu esnada müvekkil, şirkete olan sermaye borcunu çeşitli yollarla ödedi. Diğer ortak henüz ödemesini tamamlamadı.

Ancak şirkete nakit girişi çeşitli yollarla olmuş durumda (şirket adına doğrudan ortaklar tarafından yapılan ödemeler, şirkete yatırılan paralar vs.) Ayrıca muhasebe kayıtlarında da bir takım hatalar olduğundan hangi ortağın gerçekte şirkete ne kadar sermaye yatırdığını defterlerden anlayamıyoruz.

Bu durumda "ortaklar tarafından ödenmiş sermaye miktarının tespiti (dolayısıyla ortakların şirkete olan sermaye borcunun tespiti)" için bir müspet tespit davası açmayı düşündük. Fakat izlediğim yolun doğruluğundan emin olmadığım gibi, ayrıntılara dair sorularım da var:

1. Davanın davacısı şirket ortaklarından biri olan müvekkil olacak, davalısı da şirketin diğer ortağı. Şirketin tüzel kişiliği hangi sıfatla davada yer alacak? Ya da yer almalı mı?

2. Yetkili mahkeme davalı ortağın yerleşim yeri mahkemesi mi olacak? (Şirket merkezi ile davalının yerleşim yeri farklı. Bütün işlemler şirket merkezi ve çevresinde yapılmış. Bu nedenle şirket merkezinin olduğu yer mahkemesinde açılması usul ekonomisi açısından çok daha verimli, fakat şirket "davalı" olmadığı sürece bu mümkün değil sanırım.)

Not: şirket müdürü olan ortakların münferit temsil yetkisi yok.

Bu tespiti bağımsız denetim vs. gibi bir şekilde değil, mahkeme kanalıyla yapmanın başka bir yolu var mıdır?

Şimdiden çok teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :185, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Noyan Yiğit, Tarih : 11-01-2017 16:54
Alacaklı 15.03.2003 ve 01.05.2003 tarihli kambiyo senetleri ile 17.02.2006 tarihinde kambiyo senetlerine özgü iflas yolu ile takip yapmış ve borçluya örnek 12 iflas yolu ile takipte ödeme emri göndermiş(takip talebinde haciz yolu ile takip yazdığı halde ve amacı haciz yolu ile takip yapmak olduğu halde yanlışlık ile iflas yolu ile takiplere ilişkin ödeme emri göndermiş).
Borçluya tebligat olmuş, takip kesinleşmiş.Alacaklı iflas yolu ile takip yaptığını farketmediğinden ve icra müdürlüğü de bu hatayı farketmediğinden takip kesinleşince 22.03.2006 tarihinde alacaklı borçlunun taşınmazına haciz talep etmiş, icra müdürlüğü borçlunun taşınmazına haciz koymuş.
Bundan sonra dosyada 6 sene 7 ay hiçbir işlem yapılmamış, dosya işlemden kaldırılmış. Alacaklı 30.10.2013 tarihinde yenileme dilekçesi vermiş. Bu aşamada müvekkil bize müracaat etti.Dosyaya baktığımızda 6 sene 7 ay işlem yapılmamış olmasından hareketle icra hakimliğinde "icranın geri bırakılması talebi ile " dava açtık. Mahkeme talebimizi kabul etti. Alacaklı kararı temyiz etti. Bizim ve icra müdürlüğünün farketmediğini Yargıtay gördü ve "kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile takipte zamanaşımı olmaz diyerek mahkeme kararını bozdu.
Bu kez biz takip talebi ile ödeme emri aynı olmalıdır. Alacaklı yanlış ödeme emri göndermiştir(ödeme emrini icra müdürlüğü doldurması gerekiyor,ancak alacaklı kendisi doldurmuş ve hatalı doldurmuş, doğrusu icra müdürlüğü yanlış ödeme emri göndermiş)diyerek ödeme emrinin iptali için dava açtık. Mahkeme
bu davayı borçlu açamaz gibi saçma bir gerekçe ile davamızı reddetti. Yargıtay mahkemenin kararını bozdu. Alacaklı karar düzeltmesi yaptı. Yargıtay karar düzeltmeyi reddetti. Şimdi önümüzdeki günlerde duruşması yapılacak ve Mahkeme davamızı kabul ederek ödeme emrini iptal edecek.
Mesele bundan sonra başlıyor İİK.madde 43 gereği alacaklı bir defaya mahsus takip yolunu değiştirebilir diyor.Sorularım :
1)İİK.madde 43 gereği alacaklı ödeme emrinin iptalinden sonra takip yolunu değiştirerek kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yaparak aynı takipte haciz yolu ile takibe ilişkin ödeme emri gönderebilir mi ?
2)Borçlunun takip yolunu değiştirmesinde bir süre var mıdır?
3)Bu şartlar altında takip yolunu değiştirir ise gelen ödeme emri üzerine açacağımız zamanaşımına ilişkin davada kazanma şansımız nedir ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :208, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Talat, Tarih : 11-01-2017 16:50
Kıymetli üstatlar:

Meslekteki ilk işimin konusu ''irtifak kamulaştırması''

Tedaş tarafından, enerji nakil hattı geçirilmesi amacıyla imar durumu tarla olan ve fakat arsa vasfındaki taşınmazlar üzerinde irtifak tesisine yönelik kamulaştırma kararı alınıyor. Bedelde uzlaşma sağlanamıyor ve en nihayetinde de yakın zamanda duruşma var. İmar durumunda tarla görünen ve yan yana olan taşınmazlar hem belediye mücavir alan sınırları içerisinde yer alıyor (hatta birinin üzerinde ikişer katlı iki müstakil ev var) hem her türlü belediye hizmetinden yararlanmakta ( iki taşınmaz arasından yol geçmekte ve on yıla yakındır dolmuş ve otobüs güzergahı olarak kullanılmakta) hem de sanayi sitesine komşu. (üzerinde müstakil evler bulunan taşınmaz, 300e yakın işyeri ve dükkanın bulunduğu sanayi sitesine bitişik). Yani yakın zamanda sanayi imarı alması kuvvetle muhtemel. Kurum tarafından teklif edilen bedel, o bölgede alım-satıma konu olan tarlaların rayiç değerinden bile düşük. Bu tür bir davada tavsiyeleriniz varsa nelerdir? Hangi hususlara dikkat etmeliyim?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :161, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Turhan Kızar, Tarih : 11-01-2017 11:43
Merhaba,

Asya Katılım Bankası'nın bankacılık izin ve yetkilerinin iptal edildiği biliniyor.
Bu sebeple çeki süresinde bankaya ibraz edemeyen hamil, yine süresinde banka ve keşideciye noterden ihtarname keşide etmişse kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapabilir mi?

Asya Katılım Bankasının, keşide tarihi itibariyle bankacılık yapma yetki ve izninin olmaması, çekin kambiyo vasfını etkiler mi?

Yorum ve değerlendirmeleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :210, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : manolimato_06, Tarih : 10-01-2017 16:21
Merhabalar,

OYAK K.nda, Kurum, bu kanun ile hususi hukuk hükümlerine tabi olup, mali ve idari bakımdan muhtar ve hükmi şahsiyeti haiz bir
teşekküldür
denilmektedir.

OYAK K.nda, "En aza 10 yıl müddetle Kurumda üye olarak bulunduktan sonra, görevli oldukları kuruluşlardan herhangi bir sebeple ayrılmak suretiyle üyeliği sona eren daimi üyeler emeklilik yardımından faydalanırlar"

Oyak üyeliği devam etmekte iken malum süreç içerisinde görevi ile ilişiği kesilen müvekkilin Oyak emeklilik yardımında biriken alacağı için icra takibi yapmak istiyoruz.

Kurumun özel hukuk hükümlerine tabi olduğu belirtildiği için, aleyhine icra takibine girişilmesinde bir engel olmaması gerekir diye düşünüyorum ama tereddütte kaldım.

Görüşlerinizi merak ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :215, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Dursun KARACA, Tarih : 09-01-2017 19:24
Bulgar vatandaşı olan karı koca birlikte Türk vatandaşlığına geçiyorlar ve TC. nüfus siciline tescil ediliyorlar. Ancak, reşit çocukları vatandaşlığa kabul kararında yoklar ve ana babalarının TC. nüfus kaydında gözükmüyorlar. (Çocukların biri TC.vatandaşı, diğeri değil)
Bu durumda; çocukların, ana babalarının nüfus kaydında yer almaları mümkün mü? Mümkünse bu husus nasıl sağlanabilir? Dava mı, idari yol mu(?)
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :233, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Veysi ÇETİN, Tarih : 09-01-2017 13:35

Değerli Meslektaşlar;
Herkesin bildiği üzere CMK görevlendirmelerinde OCAS+ denilen bir sistem kullanılmaktadır.
Mesleğe yeni başlayan avukat arkadaşların CMK Listesine yazılması halinde puanlama açısından diğer kıdemli meslektaşlarla aynı puandan başlatılması sizce ne kadar adil.
En azından İstanbul Barosu gibi diğer baroların da CMK görevlendirmesinde yeni meslektaşlara daha düşük puan vererek öncelik tanıması gerektiği kanısındayım.
Bundan dolayı bağlı bulunduğumuz barodan böyle bir talepte bulunmayı düşünmekteyim.Ama ne yazık ki yönetim kurulunun talebime müspet bir cevap vereceğinden her nedense hiç ümidim yok.
Buradan da bu konuyla ilgili sayın meslektaşlarımın değerli görüşlerini paylaşmasını ve desteklerini rica ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :300, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Canan EKE, Tarih : 06-01-2017 10:40
Değerli meslektaşlarım,
Alacaklı borçluya kargo ile faturayı göndermiş, borçlu iadeli taahhütlü mektup ile faturayı geri göndermiş, ancak sokak adı yanlış yazılmış, iadeli taahhütlü yapılamadığından geri dönmüş, bu kez borçlu noter aracılığı ile faturayı iade etmiş.
Yanlış sokak yazılan iadeli taahhütlü mektup süresinde olduğundan, sehven yazı hatasından kaynaklandığından ve neticede iade iradesini ortaya koyduğumuz şeklinde beyanda bulunacağım ancak bu yönde bir karar bulamadım.
Buna benzer bir karar var mı elinizde?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :303, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : zeynep1969, Tarih : 05-01-2017 15:18
Müvekkilim;iştirak halinde mülkiyete konu olan bir gayrımenkulde,hissedarlardan birinden adi yazılı satış sözleşmesi ile hissesini satın alıyor.(müvekkil hissedar değil 3,şahıstır) Sözleşmede satış bedelinin tamamen alındığı ve tapudaki haklardan vazgeçildiği beyan edilmiş ancak satış bedeli beyan edilmemiştir.Hisseyi satın aldıktan sonra da hisedar kendisine noterden bir vekaletname veriyor.Bu vekaletname ile hisseyi satan şahıs müvekkile;ilgili gayrımenkuldeki hak ve hisseleri ile ilgili olarak intikal,satış,gayrımenkul satış vaddi sözleşmesi yapma,satış bedellerini tahsil etme ve tapuda alım satım yetkilerine ilişkin geniş bir vekaletname veriyor.Ancak bu arada diğer hissedarlardan biri gayrımenkule ilişkin izale-i şuyu davası açıyor,mahkemenin ortaklığın giderimi kararı vermesine müteakip satış gerçekleşiyor ve tüm hissedarlar adına satış parası bankaya bloke ediliyor.Ancak müvekkil elindeki vekaletle bu konuda (izale-işuyu neticesi satış halinde bankadan para çekmeye ilişkin özel yetki) bulunmadığından bankadan ödeme alamıyor.Bu durumda hisse sahibi hem hisseyi satıp bedelini müvekkilden tahsil etmiş hem de satış neticesi gelen parayı tahsil etmekle sebebsiz zenginleşmiştir.Sebebsiz zenginleşme sebebi ile alacak davası açılabilir mi? Satıştan gelen bedel mi yoksa adi yazılı satış sözleşmesi ile satılan hissenin bedeli mi talep edilebilir? Sözleşmede bedelin yazılı olmaması açılacak davada ispat sorunu yaratır mı?

[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :298, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,14722705 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.