Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

» Takpas
Yazan : Av. Abdulkerim UZUN, Tarih : 17-05-2019 11:45
Sayın meslektaşlarım TAKPAS sistemine giriş yapamıyorum. E-imza takılı olduğu halde setifika seçin uyarısı geliyor. Sebebi nedir? Aynı sorunu yaşayan var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1120, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ozgesah, Tarih : 06-05-2019 15:15
Özel bir hastaneye gözünde şikayet ile gelen hasta hiçbir şekilde iş kazası olduğunu dile getirmiyor. Hastane tarafından sisteme bahçe temizlerken göze yabancı cisim kaçması olarak giriliyor. Daha sonra işveren iş kazası bildiriminde bulunuyor . İş yerinde de iki tanık özel hastaneye gidildiği gün iş kazası olduğunu söylüyor. Fakat hasta bir önceki gün devlet hastanesi acil servisine giderek aynı şikayet ile muayene oluyor. Sonuç olarak SGK, Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanlığı'ndan aldığı rapora istinaden özel hastaneye idari para cezası uyguluyor. Raporda olayın iş kazası olduğunun değerlendirildiği , sağlık sunucuları iş kazası bildirimi yapmadıysa idari para cezası uygulanması gerektiği yazıyor . Rapor içeriği iş kazası değerlendirmesi ile ilgili olup sağlık sunucularının sorumluluğu veya bilmesinin mümkün olmadığı iş kazasını bildirmedi diye nasıl idari para cezası uygulanması gerektiği yazmıyor. SGK'ya itiraz ettik fakat itirazımız reddedildi. İdare mahkemelerinde dava açmak istiyoruz. İş kazası olarak bildirilmeyen hastane tarafından bilinmesi mümkün olmayan vakıalarla ilgili SGK tarafından idari para cezası verilebilir mi, hukuka uygunluğu nedir ? Bu konu ile ilgili bilgisi, tebrübesi, elinde Yargıtay Kararı olan meslektaşlar yardımcı olabilir misiniz ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1192, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : denizizm, Tarih : 06-05-2019 14:02
arkadaşlar merhaba; TYP kapsamında bir kurumda çalışan işçi işe iade davası ve sair haklarına ilişkin dava açarken ( öncesinde arabuluculuk başvurusu yaparken) İş-kur u taraf göstermeli mi? acil bir durum teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1178, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Merve Nur, Tarih : 04-05-2019 15:01
Sayın meslektaşlarım öncelikle hepinize kolay gelsin.
Batmış ve toparlamaya çalışan bir şirketin vekiliyim. Bir bankadan müvekkil şirkete ihtar çekilmiş ve çok yüklü bir miktarın 24 saat içinde ödenmesi talep edilmiş. Müvekkilim borçlarını kabul ediyor ve ödeyecek. Ancak benim kendisine süre kazandırmam gerekiyor. Bu durumda nasıl bir yol izlemem gerekiyor? Elinizde konuyla ilgili bir yargıtay kararı veya lehe kanun maddesi var mı?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1176, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av hande, Tarih : 03-05-2019 13:22
Merhabalar,

Hukuksal karmaşıklıktan dolayı net bir cevap ve Yargıtay kararı bulamadım cevaplar için şimdiden teşekkür ederim.

İşçi A şirketinde çalışırken B şirketine geçiyor ve B şirketi işçileri işten çıkarttıktan sonra iflas ediyor. Bu dönemde açılan davalarda A ve B şirketi yönünden alt - üst işveren ilişkisi veya işyeri devrinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu tuttu. Benim müvekkilim ise dava açmamak koşulu ile A şirketinde yeniden işe giriyor ve bu şirkette C şirketine devir olduktan sonra bu dönemlere ilişkin alacakların ödenmesi ile iş sözleşmesi fesih ediliyor. Talep edilen dönem B şirketi yanında çalıştığı alacaklara ilişkin, bir çok alacak kalemi zamanaşımına uğramış ancak eski süreye tabi olan kıdem ve ihbar tazminatı yönünden henüz süre dolmadı.

Şimdi A şirketi işçinin B şirketi yanında çalıştığı dönemlere ilişkin kıdem tazminatından sorumlu (2 yıllık sınırlılık süresi kıdem açısından geçerli değil) ancak bu firma da devredildiğine göre C firmasına gidebilir miyiz? A ve C firması müşterek ve müteselsil sorumluluğu nasıl?

Buna benzer emsal davalarınız ve Yargıtay kararı paylaşırsanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1118, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Oğuzhan095, Tarih : 02-05-2019 17:22
Müvekkilim 21.03.1970 doğumlu olup 08.07.1986-30.09.1988 arası toplam 780 gün olmak üzere SSK’ya tabi olarak çalışmıştır. Ardından 02.01.1989-31.07.2011 ve 17.05.2018-28.08.2018 arası toplam 8232 gün olmak üzere Bağkur kapsamında prim ödemiştir. Müvekkil 49 yaşını doldurduğu tarihte emeklilik talebiyle SGK’ya başvurmuş, ancak müvekkilin talebi “18 yaş altında geçen 597 günlük 4/a hizmetiniz yaş hesabına dahil edilmemiştir, 9000 gün prim ödeme şartını yerine getirdiğiniz anlaşılmış olup 51 yaşını doldurduğunuz 21.03.2021 tarihinde emekli olabilirsiniz” denilerek reddedilmiştir.

Müvekkilin yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre belirlenecektir. İlgili düzenlemeye göre, 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanacak ve emekli olunacak yaş belirlenecektir. Bize göre müvekkilin 01.06.2002 tarihi itibariyle 9000 gün prim ödeme sayısına kalan süre 9 yıl 5 ay 1 gündür, 49 yaşını doldurduğu tarihte(21.03.2019) emekli olmalıdır. Çünkü 1479 sayılı Kanunun Geçici 10.maddesine göre 01.06.2002 tarihi itibariyle 25 tam yıl(9000 gün) prim ödeme gün sayısına kalan süre hesaplanmasında, 18 yaşından önce SSK’ya ödenen primlerin sayılmayacağına yönelik bir düzenleme yoktur. Yargıtay 10.HD 2015/16083 E. 2018/364 K. sayılı ilamında “…eldeki davada ise, davacının 506 Sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığından 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin de 2829 Sayılı Kanun uyarınca birleştirilmesiyle 1479 Sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istediği, bu halde, davacının 18 yaşını doldurmadan önceki SSK sigortalılık süresinin, 1479 Sayılı Kanun'un 35 vd. maddeleri ile Geçici 10. maddesine göre, prim gün sayısı hesabında ve yaşlılık aylığı koşullarının belirlenmesinde nazara alınması gerektiği” tespitini yapmıştır.

Sizce müvekkilim bizim hesapladığımız tarihte mi yoksa Kurumun belirlediği tarihte mi yaşlılık aylığına hak kazanmalıdır? Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :988, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Müşteki Şüpheli, Tarih : 25-04-2019 16:53
Öncelikle herkese iyi günler dilerim,

Müvekkil 2007 yılında 24 gün (A) isminde bir şirkette çalışıyor. Ancak işveren veya muhasebeci tarafından bu çalışmanın ilk 22 günü (B) isimli bir şirkette gösteriliyor. Sonraki 2 gün ise asıl çalışmış olduğu (A) şirketinden gösteriliyor.

2018 yılında SGK müfettişlerinin incelemesi sonucu (B) şirketinde sahte sigortalı kişilerin olduğu gerekçesiyle müvekkilin de 22 günü iptal ediliyor ve 2010 yılında emekli olan müvekkilin bu zamana kadar almış olduğu emekli maaşını faizi ile birlikte talep ediyor. Müvekkil de zaten kendisinin (B) isimli şirkette çalışmadığını (A) şirketinde çalıştığını söylüyor.


Bu olayda hizmet tespiti davası açarsam hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddedileceğini düşünmekteyim. Farklı yerlerde gördüğüm kadarıyla hak düşürücü sürenin işe giriş bildirgesinin verilmiş olması halinde söz konusu olmadığı söylenmişse de bazı kararlarda da bu hak düşürücü sürenin kişinin işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten sonraki çalışmaları açısından ortadan kalkacağı belirtilmiş. Yani müvekkilin 24 günlük çalışmasının ilk 2 günü asıl çalışmış olduğu şirket olan (A) şirketinde gösterilip geri kalan 22 gün (B) şirketinde gösterilseydi hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktı. Ancak müvekkil önce (B) şirketinde gösterilmiş olduğundan hak düşürücü sürenin mevcut olduğunu düşünmekteyim.

Aynı zamanda müvekkil emekliliğe hak kazanıp aylık almaya başladıktan sonra(2010) da çalışmaya devam ediyor ve sosyal güvenlik destek primleri ödeniyor. Bu konuda nasıl bir yol izlemeliyim değerli görüşlerinizi, tecrübelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1168, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.murat kılıç, Tarih : 17-04-2019 08:32
Herkese Merhaba

1-) 2013 yılında açılan bir icra dosyası var. Bu dosyada A alacaklı B borçlu. Dosya derdest ve tahsilat yok.

2-) 2018 yılında açılan bir dosyası var. Bu dosyada (yukarıdaki dosyanın taraflarından bahsediyorum) B alacaklı A borçlu.

Senet vadeleri farklı ancak miktarları aynı.


A icra hukuk mahkemesine başvurarak Takas talebinde bulunuyor.

İcra Hukuk Mahkemesi hakimi bilirkişi görevlendirerek; 2018 yılında açılan ikinci takibin senedinin vade tarihi itibari itibari ile birinci takibin dosya hesabının yapılmasını istiyor.

Sorularım ;

Bildiğim kadarıyla takas talepli dava açıldığı tarih itibari ile her iki dosyanın kapak hesabı yapılarak az olan dosyanın itfa edilmiş yani ödenmiş sayılması ve fazla olan dosya borcunun devam etmesi yönünde karar verilmesi lazım.

Hakim neden böyle yapmış olabilir? Acaba B nin kendi borcu varken elindeki senedi takibe koymasının haksız olduğunamı inanıyor.

Bu durumda nasıl bir hesaplama yöntemi yapılacak?

Vekalet ücretleri takas edilemiyor. Vekalet ücretleri hakkında nasıl bir karar verilecek?

Detaylı cevap verenlere teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1137, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.m.asli, Tarih : 16-04-2019 21:09
merhaba meslektaşlarım;
Müvekkilin babası(muris) ölmeden önce kendisine ait 5 daireyi de çocuklarına satış gibi göstermek suretiyle bağışlamıştır. Ne var ki yalnızca benim müvekkilime hiç bir taşınmaz verilmemiştir. Haliyle terekede bir şey kalmamıştır. Biz de muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil olmazsa tenkis davası açtık. Fakat dava açmadan önce mahkemeye mirasçılık belgesi açmak için başvurduğumuz süreçte, davalılar 2 adet taşınmazı bildiğimiz kadarıyla aileden olmayan 3. kişiye devretmişler. Dava açtığımızda tüm taşınmazlar için tedbir talep etsek de yalnızca 3 daire için tedbir koyuldu. Zira 2 daire bu süreçte (dava açılmadan 1 hafta önce) 3. kişiye satılmış olduğu için tedbir konulamadı. Mahkeme tedbir talebimize istinaden tapu kayıtları istediğinde durum ortaya çıktı. Üstelik davalılar mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerinden mahkeme ihtiyati tedbire itirazın değerlendirmesinin duruşmalı yapılmasına karar vermiştir. Bu süreçte aynı apartmanda bulunan 2 dairenin de aynı kişiye(3. kişi) satılması üstelik dava açmadan 1 hafta önce satış işlemlerinin yapılmış olması mahkemenin incelemesine tabi olacaktır elbette. Fakat bu süreçte nasıl bir yol izlemem gerekir? 3. kişinin iyiniyetli olmadığını kanıtlamam gerekecek ve bu durumda 3. kişiye karşı hukuki bir yol izleyebilir miyim? (açtığım davaya dahil edilmesini talep etmek ya da ayrı bir dava açmak vs..) şimdiden yardımlarınız için teşekkürler..
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1118, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatmüzisyen, Tarih : 16-04-2019 04:00
Merhaba,kısıtlı malvarligini evlatları arasında paylaştırmak istiyor. vasinin buna onayı olmazsa bu paylaşım sozlesmesi yapılamaz mı?
Vasi ,taşınmazlari kendi kardeşlerine satmak isterse bu durum vasinin görevini kötüye kullanması suçunu olustir kaz mi ? aslinda bunu yaptığında,satın alan kardeş,evlatların miras hakkını zedelemis oluyor. Tabi ki bunun için mahkeme kararı gerekir .mahkeme böyle bir durumu zorunlu durum kabul edebilir mi?.böyle bir durum Mahkeme tarafından kötüye kullanım kabul edilmez mi?vasi ,evlatları saf dışı tutarak böyle bir satışı gerçekleştirebilir mi?

Vasi ve kardeşleri,kisitliya ait evi istediği gibi kullanıyor,kalıyor,bahçesinde piknik yapıyor.Evlatlar bunu önlemek için ne yapabilir? Vasilik görevinin kötüye kullanilmasi gerekcesiyle suç duyurusunda bulunabilir mi?bu durum kötüye kullanım sayılır mı?

Vasinin her türlü kötüye kullanımını engellemek için mahkemeden vasinin değiştirilmesini isteyebilir miyim? Bunun dışında kısıtlınin haklarını korumak için yapabileceğim başka birşey var mı?
Teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1074, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.bilall, Tarih : 11-04-2019 13:09
Sayın üstadlarım merhaba.
Müvekkilim, İstanbul'da yaşıyor ve İzmir'den 1980'li yıllarda bir taşınmazın 1/2 hissesini satın alıyor. 2012 yılında diğer hisse sahibi , müvekkilime noter vasıtası ile veya şifaen bir bilgi vermeden hissesini başkasına satıyor. Yeni hissedar 2018 yılında müvekkilime izaleyi şuyu davası açıyor ve müvekkil yeni hissedardan bu dava vasıtası ile haberi oluyor. Müvekkilim, şufa davası açmak istiyor.
- Şufa davasında; eğer noter vasıtası ile bildirilmişse 3 ay veya bildirim yapılmamışsa 2 yıllık bir hak düşürücü süre var. Müvekkilim, başka bir şehirde yaşadığından, taşınmazının akıbetini bilmesi pek mümkün değil.Yeni hissedarın kötü niyetli olarak izalei şuyu davası açtığını düşünüyor. Medeni Kanun 2. maddesi'nden yola çıkarak Şufa davası açabilir mi? Bununla ilgili herhangi bir Yargıtay kararı var mıdır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1149, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : burakkoca, Tarih : 10-04-2019 19:13
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Cirantalardan olan müvekkil adına yetkili olmayan bir icra dairesinde icra takibi başlatılıyor. Bu aşamada sadece müvekkil adına yetki itirazinda bulunduk ve itirazımız kabul edildi. Mevcut takip diğer borçlular için kesinlesti ve muvekkil için tefrik edildi. Alacaklı dosyayı müvekkil aleyhine başlatacağı takip için yetkili icra dairesine gönderdiğinde "tahsildr tekerrür olmamak kaydı ile" ibaresi koymalı mıdır? Koymaz ise takip itirazımız üzerine iptal edilir mi? Bu konuda elinde karar olan meslektaşımız var mıdır? Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1036, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Ugur H.G, Tarih : 10-04-2019 17:24
Merhaba meslektaşlarım.
Hukuki kamulaştırmasız el atma davaları konusunda 20.12.2018 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı sonucunda, idareye başvurmaksızın ve ya herhangi bir uzlaşma yoluna gidilmeksizin idari yargıda bedel davası açabiliyor muyuz ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :947, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Blofis, Tarih : 09-04-2019 18:02
Türk Borçlar Kanunu'nun 440. maddesinde düzenlenen tazminatı ben de "genel hüküm olduğundan ve 4857'de bu mesele düzenlenmediğinden, ölen işçinin ailesi yararlanır" diye yorumladım.
Müvekkil şirkete, ölen işçinin ailesine böyle bir tazminat ödeme yükümlülüğü olduğuna dair bilgi vereceğim. Ancak dayanak olarak bir tane bile yargıtay kararı bulamıyorum.
Bu çıkarımı ben yanlış mı yaptım, nasıl hiç uyuşmazlık konusu olmaz anlamadım.
Yargıtay 9. H.D. 2018/ 5567 Esas diyor ki: "Yine aynı Kanun'un 440. maddesinde öngörülen ölüm tazminatı, diğer kanunlarda yer verilen kıdem tazminatından ayrı olarak düzenlendiğinden ve hak sahipliği mirasçılık belgesinden ayrı olarak belirlendiğinden, genel kanun hükmü olarak doğrudan uygulanabilecektir. "

Ancak bu bana yetersiz geldi. Okuduğum birtakım makalede ise hiç yargıtay kararı verilmemiş. Acaba kaçırdığım bir şey mi var üstatlarım...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :962, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Sena Kıliç, Tarih : 09-04-2019 16:49
Kıymetli meslektaşlar ,

Uyuşturucu madde ticareti suçundan müvekkilimiz hakkında kolluk görevlilerince teknik takip ve fiziki takip yapılmıştır.

Toplamda dört eylemde adı geçmektedir.

İlk eylem : fiziki takip ile tutanak altına alınmıştır.

İkinci eylem ise ; araç içinde satış yapılmış olup yine bu sırada müvekkil ve kullanıcılar fiziki takip ile tutanak altına alınmıştır.

Üçüncü ve Dördüncü eylem müvekkilin kiraladığı evde gerçekleşmiştir.Kolluk görevlilerince yine burada madde satışı yapıldığı telefon dinlemeleri vs ile tespit edilmiştir.

Dördüncü eylemde suç üstü yapılarak müvekkil ve diğer sanıklar yakalanmıştır.

Buna göre;

1-) İlk eylemde kolluk görevlilerinin müdahalesi gerekirdi , Sonraki eylemler ile ilgili olarak tck 43 uygulanamaz savında bulunacağız.Bu konuda elinde karar olan meslektaş var mıdır? (Olaylarda gizli soruşturmacı görevlendirilmemiştir.)

2-) Araç içerisinde gerçekleşen satış için TCK 188/4-b nin uygulanmayacağına dair bir karar elinde olan meslektaş var mıdır?

Şimdiden teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :911, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AV. AYSEL GÜRBÜZ, Tarih : 08-04-2019 16:05
Apartmanda, kapıcı dairesinde oturma karşılığında kapıcılık hizmetlerini görmüş işçi adına hizmet tespiti davası açtık.Müvekkile aralıksız devam eden hizmet süresi içerisinde
maaş ödemesi yapılmamış çalıştığı süre içerisinde giriş-çıkış yapılmak suretiyle bir kısım süre için sigorta bildiriminde bulunulmuştur.Davalı taraf savunmasında, müvekkilin tespiti istenen dönem içerisinde sosyal yardım vakıflarından yardım alıp almadığının sorulmasını,yardım almış olması halinde bu sürelerin tespit dışı bırakılmasını talep etmiştir.
Hizmet tespitine ilişkin Yargıtay kararlarında araştırma yapmama rağmen bu konuya değinilmiş herhangi bir karara ulaşamadım.

Sorum şu; müvekkilin çalışmasının devamı sırasında sosyal yardım vakıflarından yardım almasının hizmet tespiti davası açısından sonuçları nedir?
Ücreti ödenmeyen müvekkilin geçinmekte zorluk çektiğinden bu tür yardımlardan faydalanmış olmasının hizmet süresinin tespitinde,bu sürelerin dışlanmasını gerektirmesinin sebebi nasıl açıklanabilir?
Soruma cevap vererek katkıda bulunacak meslektaşlarıma teşekkür eder,iyi çalışmalar dilerim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :784, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Kasparov108, Tarih : 05-04-2019 11:22
Merhaba sayın meslektaşlarım. Avukatlar günümüz kutlu olsun

Bir icra takibinde 3 borçlu için örnek 10 yapılıyor. 2 sine tebligat gelmemiş birisi ise kesinleşmiş.

Tebligat doğrudan TL 21/2 ye göre yapılmış.
Takip mükerrer bir takip. (Örnek 7 ile de açılmış sözleşmeye dayanarak)

Senetler emre yazılı ve tek.

Biz bu takibin iptalini acaba icra mahkemesinden mi yoksa tüketici mahkemesinden mi istemeliyiz.

Kabul icra mahkemesi daha hızlı yol ama derteslik itirazımızı inceleyecek mi.

Takibin 1 borçlu için kesinleştiğini, doğrudan tk 21/2 ye göre tebliğ (muhtara) olduğunu düşünürsek sizce hangisi daha mantıklı. Çok ortada kaldım. Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :766, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : umutlaw, Tarih : 21-03-2019 23:22
Merhaba,
X' Y' den on bin TL borç almıştır ve bu borcu geri ödemediği için Y' X' hakkında 3 yıl sonra ilamsz takip başlatmıştır.

X' borca itiraz etmiş ve ben bu parayi ileride kurulacak şiketin sermayesi için almıştım demiștir.

X' Y' ye borç para verdikten ancak 8 ay sonra bir şirket kurmuşlardır.

X' şirket sermaye payını kuruluş esnasında şirketin hesabına yatırmıştır.

1. Sizce daha kurulmamış bir şirket için sermaye / pay parsının peşinen tahsil edilmesi mümkün ve mantıklı mı?

2. Sizce itirazın iptali davası yukarıdaki olayın gidişatina bakıldığında Asliye Ticaret mahkemesinde mı yoksa Asliye Hukuk mahkemesinde mı açılmalıdır?

Yardımlarınız için eşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :877, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Muhsin KOÇAK, Tarih : 21-03-2019 00:22
YİD modeli ile Bir belediyenin içme suyu projesi özel bir şirkete 35 yıllığına ihale edilmiş, söz konusu belediye 6360 sayılı kanunla kurulan Büyükşehir Belediyesi kapsamında mahalle niteliği kazanmış, dolayısıyla (....) Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü sorumluluk alanına dahil olmuştur. Ancak söz konusu Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan bir yönetmelikle yapılardaki su saatlerinin bina dışına taşınması şartı ile daha önce ortak kullanılan su aboneliğinin bireysel aboneliğe çevrilebileceğine ilişkin düzenleme gereği, özel şirket abonelik. başvurularını reddediyor. ?
Soru : Özel şirketin tekelinde bulunduğu iddia edilen su aboneliği sözleşmesi yapması veya başvuruları reddetme yetkisi kamu hizmeti bağlamında nasıl değerlendirilmeli ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :874, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. 123, Tarih : 19-03-2019 10:28
Merhabalar, Türk Telekom özelleştikten sonra kapsam içi personel olarak çalışmaya devam eden ve 1. derecenin 4. kademesinden emekli olan bir Telekom personeline yeşil pasaport verilmiyor. Bunun için dava açmak istiyorum. Bu konuyla ilgili bir bilgisi ya da elinde örnek bir karar olan varsa yardımcı olursa çok sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :927, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04058599 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.