Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
18.01. 2019 Kira Artışı Tüfe - ekinheval
Haber Ekleyin

Yazan : avesrayılmaz, Tarih : Dün 16:24
Değerli meslektaşlarım,
Müvekkilim 1989 yılında kız meslek lisesinde okuduğu ve staj yaptığı dönemde SGK'ya meslek kodu kısa vadeli sigortalı olarak değil normal bir işçi gibi uzun vadeli sigortalı olarak bildirilmiştir.Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi'nden gelen müzekkere ile kendisine yersiz ödeme yapıldığı ve 62.000 TL civarı borcu ödemesi gerektiği bildirilmiştir.

İlk olarak okulun meslek kodunu yanlış bildirmiş olması sebebiyle burada okulun sorumluluğunun söz konusu olması gerekmez mi? Ayrıca burada SGK'nın hatası var ise hak kazanan müvekkilimin menfaati bundan etkilenir mi? SGK hak ediş tarihine kadar yaptığı ödemeleri geri isteyebilir mi?

Bu hususla ilgili bulabildiğim kaynaklardan araştırma yapmaya çalışıyorum ama konum ile ilgili tatmin edici sonuçlara pek ulaşamadım maalesef, yardımcı olursanız sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :33, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Gamze Kozak, Tarih : Dün 15:37
Sayın Meslektaşlarım,
limitet şirketin hem merkezine hem şubesine karşı ihtiyati haciz talebinde bulunulmuş, merkeze olan reddedilmiş ve şubeye olan kabul edilmiştir.Bu durumda derdestlik itirazında bulunabilir miyiz? şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :25, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.busranur, Tarih : Dün 14:03
Merhabalar
Müvekkilimin dedesi yıllar önce tren kazasında hayatını kaybetmiş ve cesedine de ulaşılamamış. Üstelik dedesinin nüfus kaydı hiç yapılmamış. Dedesine ve dedesinin kardeşlerine kalan miras nasıl olduysa dağıtılmış. Ancak kadastronun uğramadığı yerlerde yeni tereke ortaya çıkmış ve dedesinin kardeşleri bu yerlerin kendi üzerine geçmesi için dava açmışlar. Bu kardeşler bir uyanıklık yapıp "Nasıl olsa kardeşimizin nüfus kaydı yok" diyerek yeni ortaya çıkan mirastan onun faydalanmasına engel olmak istemişler. Müvekkilim mirasçı olarak gözükmüyor, ne nüfus kayıt örneğinde ne de soybağı listesinde dedesine dair bir kayıt yok, bu yüzden hak kaybı yaşamaktadır. Ne yapmalıyım? Kardeşlerin açtığı davaya müdahil olarak katılabilir miyim? Yoksa nüfus kaydının tespiti için dava mı açmalıyım?
Nüfus Hizmetleri Kanunu Uygulama Yönetmeliği m.72'de buna ilişkin bir hüküm var. Diyor ki;
Nüfusta kayıtlı olmayanların ölümü
MADDE 72 – (1) Aile kütüğünde kaydı olmayan kişinin ölümüne ilişkin tutanaklar resmî veya özel sağlık kurumları veya kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarına dayanılarak düzenlenmişse nüfus müdürlüğünce kabul edilip işleme alınır.
(2) Ölüm tutanaklarında yer alan bilgilere göre aile kütüğünde kaydı bulunmayan kişiler, vatandaşlık durumu düzgün olmayan kişiler kütüğüne kayıt edilerek hakkında yaptırılacak soruşturma ile Türk vatandaşı olup olmadıkları araştırılır. Türk vatandaşı olduğu anlaşıldığı takdirde, ölüm tutanağına dayanılarak nüfus müdürlüğünce resen doğum tutanağı düzenlenir. Ölen kişi bu doğum tutanağına dayanılarak aile kütüğüne tescil edilir. Daha sonra ölüm tutanağı aile kütüğüne geçirilir, vatandaşlık durumu düzgün olmayan kişiler kütüğündeki kaydı, aile kütüğü ile bağ kurularak kapatılır.


Burada bahsedilen soruşturma nasıl yapılır? Soruşturma yapılması için nereye başvurmalıyım? Vatandaşlık durumu düzgün olmayan kişiler kütüğüne nasıl ulaşabilirim? Kolay gelsin
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :37, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.alicancicek, Tarih : 20-11-2019 17:07
Merhaba sayın meslektaşlarım.
1- 2017 yılında müvekkile ait araç mülkiyeti muhafaza kaydı ile 3. kişiye satılıyor ve sicile kaydediliyor.
2- 2018 yılında alıcı kişinin bankaya olan borcu nedeniyle araç üzerine yakalama şerhi konularak yakalanıyor ve yediemin otoparkına çekiliyor.
3- Aracı alan kişi satış bedelini ödemediği için müvekkilce sözleşmenin iptali, araç üzerindeki kısıtlayıcı şerhlerin kaldırılması ve aracın tarafımıza teslimi konusunda dava açılıyor ve lehimize sonuçlanıyor.
4- Karar kesinleştiğinde; aracın tescilini müvekkil adına yaptırdığımızda yediemin otoparkından aracı çıkartmak istediğimizde otopark ücretini biz mi ödemeliyiz? Yediemin ücretinden kim sorumludur? Neticede konulan hacizler ve yakalama şerhi hukuka aykırı olarak icra müdürlüğü tarafından konulmuş,müvekkilin hiçbir kusuru olmadığı gibi haciz alacaklılarına da borcumuz bulunmuyor. Yediemin otoparkı yüksek olasılıkla aracı teslim etmeyecek. Bu konuda mevzuatta bir hüküm bulamadığım gibi yargı içtihadı da bulamadım.

Konu hakkında bilgisi olan meslektaşlarımın, İcra müdür ve müdür yardımcıları üyelerimizin, varsa yediemin otoparkı işletmecilerimizden konu ile ilgili mevzuat ve içtihat desteği rica ediyorum. Saygılarımla.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :117, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Musa TAÇYILDIZ, Tarih : 20-11-2019 14:05
Merhabalar meslektaşlarım;

Müvekkilin sanık olarak yargılandığı ceza dosyasında; müvekkil olay anında olay yerinde olmadığını beyan etmektedir.

BTK kayıtları dosyaya sunuldu. Ancak kayıtlara baktığımızda;
- Gsm görüşme sorgu sonuçlarında; olay anında A ilçesinde,
- internet bağlantı (gprs/wap) iletişim sorgu sonuçlarında B ilçesinde gözükmekte.
İki ilçe arasında yaklaşık 10 km mesafe var ve diğer delillerin de müvekkili desteklediği söylenemez.

Bu iki kayıttan hangisine itibar etmeliyiz? Konu hakkındaki fikirlerini merak etmekteyim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :114, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Mehmet Gunaydin, Tarih : 18-11-2019 23:58
Meslektaşlarım;
Merhaba.
Mülkiyeti inşaat şirketine ait olan taşınmaz ilk olarak adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle A isimli tüzel kişiliğe satılmış bedeli tahsil edilmiştir. A isimli şirket ise söz konusu satış vaadi sözleşmesindeki haklarını B isimli şahsa temlik etmiş, inşaat şirketi ile B isimli şahıs arasında yine adi yazılı satış vaadi sözleşmesi akdedilmiş ve inşaat şirketi söz konusu temlik nedeniyle tescilin B isimli şahıs lehinr yapılacağını kabul etmiştir. B isimli şahıs yine aynı taşınmaz satış vaadi sözleşmesindeki haklarını Müvekkile temlik etmiş, inşaat şirketi yine Müvekkille adi yazılı satış vaadi sözleşmesi akdetmiş ve temliği kabul ederek B isimli şahsın tüm haklarının Müvekkile geçtiğini kabul ederek tescil işlemini Müvekkil lehine gerçekleştireceğini bildirmiştir. Müvekkil B isimli kişiye tüm ödemeleri yaparak ibra sözleşmesi akdedilmiştir. Müvekkil ise yine satış vaadi sözleşmesindeki haklarını C isimli şirkete temlik etmiş yine inşaat şirketi C isimli şirket ile adi yazılı satış vaadi sözleşmesi akdetmiş ve temliği kabul ederek tescili C isimli şirket lehine yapacağını bildirmiştir. Müvekkil ise satış bedelinin bir kısmını nakit , kalan kısım için araç ve arsa alarak bedelin tamamını almış ve C isimli şirket ile karşılıklı ibra sözleşmesi akdetmiştir. Taşınmazın teslim tarihi geldiğinde A isimli şirket tapu iptali ve tescil talepli dava ikame etmiş gerekçe olarak ise B isimli şahsa yapılan satışın bedeli olarak çek keşide edildiğini işbu çeklerin ödenmediğini ve temlik sözleşmesinin feshedildiğini , geçersiz kaldığını belirterek taşınmazın tescilinin şirket adına yapılmasını talep etmiştir. Taşınmazın teslimi için inşaat şirketine giden C isimli şirkete teslim gerçekleştirilmemiş ve tüm taraflara inşaat şirketi tarafından ihtar keşide edilerek taşınmazın satışından kaynaklı inşaat şirketine karşı tapu iptali ve tescili talepli dava ikame edildiği bu nedenle taşınmazın tesliminin yapılamadığı taşınmazın anahtarının ise tevdi mahalinin tayni için mahkemeye teslim edildiği ikame edilen dava sonuçlanınca mahkeme kararı doğrultusunda tescilin yapılacağı , anahtarında tevdi mahallinden talep edilmesi gerektiği tüm taraflara ihtar edilmiştir. Müvekkilin satış yapmış olduğu C isimli şirket ise yine Müvekkilinde aralarında bulunmuş olduğu inşaat şirketi ile arsa sahibine dava ikame ederek tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde Müvekkile ödenen bedellerin, aracın ve taşınmazın iadesini talep etmiştir. İşbu durumda Müvekkil temlik ile tüm hakları C şirketine devretmiş , inşaat şirketi ile C arasındaki bağlantıyı tesis etmiş, inşaat şirketi C ile satış vaadi sözleşmesi akdetmiş ve C isimli şirkette Müvekkili ibra etmiştir. Temlikten doğan hakların C isimşi şirkete geçtiğini ve tescilin C isimli şirkete yapılacağınıda inşaat şirketi kabul etmiştir. Şu aşamada İnşaat şirketine karşı teslimin ve tescilin gerçekleşmesi için dava ikame etmekmi gerekmektedir? C tarafından açılan davada Müvekkilin sorumluluğuna gidilebilinirmi? A isimli şirket açmış olduğu davada haksız olduğunu düşünmekle siz değerli meslektaşlarımın görüşlerini almak istiyorum. Saygılarımla
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :175, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : guney1988, Tarih : 17-11-2019 02:20
Merhabalar
Müvekkil 2014 yılında bir inşaat firmasından taksitle ticari taşınmaz satın alıyor. Arada herhangi bir sözleşme yok. Ödemeler bitince tapuda devir de yapılmış . Ancak 2014'te birkaç ay içinde iskan alınacak başvuru yapıldı denilerek satılan dükkanın, sitenin iskanı hala alınmamış. Benzer başlıklarda konular bulunuyor ama hepsinde bir şekilde sözleşmeden bahsetmişler. Benim olayımda sözleşme de olmadığı için ispat sorunu yaşar mıyım? Başvurmamız gereken hukuki yollar nedir? Önce tespit davası mı açmalıyım? İskan almak müteahhidin mi yoksa malikin mi sorumluğundadır ?
Teşekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :222, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : imsel, Tarih : 16-11-2019 19:29
Müvekkil 4-5 yıldır otomatik vites araba ehliyetine sahip ve kullanıyor.ehiyet alırken bir özel hastaneden otomatik vites araba kullnabilir şeklinde rapor almış. yenilemek için başvuruyor.şehir hastanesinden yönetmeliği 9.maddesinin 2 fıkrasının a bendine göre ((2) Sinir Hastalıklarından;
a) Santral sinir sistemi ile ilgili doğuştan veya sonradan geçirilmiş veya cerrahi girişime bağlı hastalıklarla ortaya çıkan uzuvların parezi ve paralizileri (duyusal, motor, koordinasyon ve denge açısından), araç kullanmasını ve trafik güvenliğini engelleyecek şekilde olanlara sürücü belgesi verilmez.) sürücü olamaz raporu veriliyor.söylediğine göre hiç bir muayene yapılmamış.doğrudan kurula sokmuşlar bakarak böyle bir rapor hazırlanmış.itiraz ediyor.itiraz üzerine diğer şehirdeki komisyon başkan,makina mühendisi ve nöroloji uzmanından oluşan komisyon yine muayene etmeden önceki kararı onaylıyor.bu şekilde müvekkilin ehliyetine el konulacak.nüfüsa bildiririz demişler.henüz ehliye t iptal değil.karar tarihi 06.11.2019.
bu karara karşı iptal davası açılabilir mi?özellikle muayene edilmeden rapor tanziminden dolayı.açılabilirse dava süresi başladı mı? çünkü karar tebliğ edilmiyormuş.bu durumda itirazın red tarihiyle mi başlar dava tarihi?saygılar.teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :208, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : hulusan, Tarih : 15-11-2019 16:40
Merhabalar, kira alacağı için dava açmıştık. Kiraya verilen yer işyeri. Kiralayan da tacir. Yeni sözleşme yılı artırım bedeli net olmadığı için fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla kısmi bedel talep edilmişti. Bilirkişi kira bedelini .......+ KDV olarak belirledi. Islah dilekçesi ile dava miktarını artıracağız. Miktarı hesaplarken KDV yi dava değerine dahil edecekmiyiz. Yoksa Kdv siz kısım üzerinden mi nisbi harç yatıracağız. Bilgisi olan varsa yardımcı olursa sevinirim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :232, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avccyilmaz, Tarih : 14-11-2019 13:00
Değerli meslektaşlarım,
Müvekkil 3.kişiden taşınmaz satın alıyor, taşınmazın evveliyatı da orman olmamasına rağmen orman kadastrosu sonucu orman olarak nitelendiriliyor. 10 yıllık dava açma süresi de geçiyor.
Zamanaşımı sorununu aşmak için 2 yol düşünüyorum. İdarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma sayılması gerektiği bu nedenle kamulaştırma bedelinin istenmesi yönünde dava açabiliriz. Kamulaştırma bedelinin istenmesi açısından bir zamanaşımı süresi mevcut mudur?
İkinci olarak Taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığına dair bir bildirim yapılmamış olduğundan tazminat davası için öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımının öğrendiğimiz tarihten itibaren başlayacağını öne sürebilir miyiz?
Dava açabilmemiz için öngörülen süreler geçmiş gözüküyor. Ama taşınmazı 3.kişiden satın alan müvekkilin tapuya güven ilkesi gereğince bir yolu olması gerektiği kanaatindeyim.
Görüşleriniz benim için çok faydalı ve kıymetli olacak.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :259, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : BaharEkinci, Tarih : 13-11-2019 14:26
Merhaba sevgili meslektaşlarım,
Ocas sistemi ile Afgan bir vatandaşa müdafii olarak atandım. Dosyada daha evvel bulunan meslektaşım karar duruşmasında mazeret sununca duruşmaya bir saat kala görevlendirildim ve karar verildi. Müvekkilimle cezaevinde görüşmek için tercüman desteğine ihtiyacım var. Fakat konu ile ilgili bağlı bulunduğum büro yahut barolar birliği böyle bir durumun ilk defa başlarına geldiğini ve bilgileri olmadığını söylediler. Aranızda böyle bir durum başına gelmiş ve çözüm sağlamış meslektaşlarım varsa nasıl bir yol izleyeceğimle ilgili yardımlarını rica ediyorum. İyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :303, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : M.İsa Öztürk, Tarih : 12-11-2019 21:23
Değerli meslektaşlarım;
Müvekkil adayı olarak görüşme sağladığım kişinin olayı ile ilgili sizlerle fikir alışverişinde bulunmak istiyorum. Sonuçların bu alanda çalışan arkadaşlara da faydalı olacağını umuyorum. Olay şu şekilde : 2007 yılında x...z köyünde kadastro çalışmaları yapılıyor. Ancak yerel bilirkişilerin de kasıtlı yanlış yönlendirmeleriyle meraya ait kısımdan bazı şahıslara tapu çıkarılıyor. Ayrıca elinde eski yıllara ait tapusu olan diğer bazı kişilerin yerleri de mera olarak kayıt ediliyor. Müvekkil adayı bu olayın herhangi bir yerde duyurulmadığını söylüyor.(kadastro askı ilanının olmadığını) Şimdi burada meslektaşlardan yardım istediğim hususlar şunlar :
1-) Öncelikle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden dolayı açılacak davanın reddedilmemesi için anlattığım olayda yapılabilecek bir şey var mıdır ?
2-) Meradan kendine tapu çıkaranları ve elinde tapusu varken mera olarak kaydedilenleri ayrı ayrı düşünürsek nasıl bir yol izlemek gerekir?
3-) Kadastro sırasında hile/desise/muvazaa ve benzeri hususlara değinilebilir mi?
İlgilenen arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim, herkese iyi çalışmalar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :325, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : castiello, Tarih : 12-11-2019 10:22
Merhaba
Bina sakinleri dış cephe mantolaması için toplanıyor ve karar alıyorlar ; ancak zemin katta bulunan 2 dükkan sahibine davet gönderilmiyor (usulune uygun çağırılmıyor).Dükkan sahipleri kurul kararını iptal için dava açıyor.Zannımca usul yönünden yokluk söz konusu ve kararın iptaline karar verilecek veyahut tespit edilmiş olacak. Olayda netleştiremediğim kısımlar var .

1-İptal kararı sonucunda yargılama giderlerini, eski hale getirme uygulandığında ortaya çıkacak masrafları kimden talep edebilirler ?
Usulüne uygun daveti yapmak yöneticinin görevi olduğu için bu ödemeyi tüm kat malikleri ortak mı ödeyecek yoksa sadece yönetici mi sorumlu?

2-Davacı taraf mantolama sırasında işlerinin aksayacağını müşteri kaybedeceğini öne sürerek mantolamanın durdurulması için ihtiyati tedbir kararı istemiş fakat hakim vermemiş.Normal şartlarda usulüne uygun bir karar alınsa idi kat maliki olarak buna katlanmak zorundalardı ve herhangi bir tazmin söz konusu olmazdı; ancak burada usulsüz bir karar alınmış ve işleme konulmuş.Eğer ki dükkan sahiplerinin bir zararı söz konusu olursa mahkeme tazminat kararı verir mi ? Ve bu zarardan kimler sorumlu olur ?

Uzun süredir araştırıyorum ,net bir cevap bulamadım.
Fikirleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :322, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Musa TAÇYILDIZ, Tarih : 08-11-2019 14:55
Değerli meslektaşlarım;

Müvekkil hakkında hemen her gün; belediyeye ve kamu kurumlarına yapılan şikayet ile ihbarlar var.

Örneğin;
- Müvekkil tabelasını değiştiriyor ve ertesi gün şikayet ediliyor.
- Müvekkil sosyal medyada bir paylaşım yapıyor ve ertesi gün şikayet ediliyor.
- Müvekkil tabelasına ışık taktırıyor ev ertesi gün şikayet ediliyor

Bunların üzerine her ihbar yada şikayette işyerinde inceleme yapılıyor.
İhbar yada şikayet eden Şahıs sorulduğunda ise; bilgi verilmiyor.

Ben çözüm olarak;
- ilgili kurumlardan bilgi edinme kanunu kapsamında şahsın kim olduğunun tarafımıza bildirilmesini talep edeceğim ve
- İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali, İftira, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçlarından suç duyurusunda bulunacağım. Şikayet dilekçemde ilgili kurumlara müzekkere yazılarak; şahsın kimlik bilgilerinin tespitini de talep edeceğim.

Sorularım;
1- Yapabileceğimiz başka bir şey yada önereceğiniz başka bir yol var mı?
2- Bu olayda hangi suç tipleri oluşur?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :474, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.heren, Tarih : 06-11-2019 22:20
Herkese iyi akşamlar. Kira alacağına ilişkin olarak örnek 13 ile başlatılan takipte alacaklı tarafından tahliye talep edilip harç ve masraflar ödenmiş ancak bazı eksikliklerin varlığı sebebi ile tahliyeye çıkılamamış ve icra müdürlüğü tahliye talebi hakkında henüz karar vermemişse alacaklının talebi halinde yatırdığı tahliye harcının iadesi mümkün mü? Yoksa yalnızca talebin reddine karar verildiği takdirde mi iade yapılır?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :552, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.ylmz, Tarih : 05-11-2019 08:55
Taşınır tarihi eser müzeye 2000 yılında teslim ediliyor ve vatandaş teslim karşılığında para alması gerektiğini bilmediği için herhangi bir talepte bulunmuyor. yakın zamanda CİMER'e yazıyor ve ZAMANAŞIMI söz konusu olduğunu ve para talep edemeyeceğini söylüyorlar. Hala müze kullanımında olan tarihi eser için zamanaşımı iddiası çürütülebilir mi ? buna ilişkin emsal karar da aradım ancak bulamadım yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
İyi günler, iyi çalışmalar.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :576, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : sarissa, Tarih : 04-11-2019 14:18
Karara ulaşabilen atarsa sevinirim. Teşekkürler...
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :603, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Kerem A., Tarih : 04-11-2019 12:34
Merhaba sayın meslektaşlarım. Elimizdeki Miras Taksim Sözleşmesinin iptali davasında mahkeme harcın maktu mu nispi mi alınacağı ile ilgili tarafımıza beyanda bulunmak için süre verdi. Terekedeki malların değeri çok yüksek olduğu için nispi olarak yatırmak istemiyoruz. Araştırmalarımızda vasiyetnamenin iptali davalarında harcın maktu olarak alındığına dair kararlar gördük. Ancak miras taksim sözleşmesi ile ilgili bir bilgi bulamadık. Elinde bu şekilde bir karar olan meslektaş var ise paylaşabilir mi ? İptal talebimiz irade sakatlıkları nedeniyle, bize göre terekenin içeriğine veya paylaştırılmasına ilişkin bir dava olmadığı için aşağıda paylaştığım karar gibi(vasiyetnamenin iptali davası) harcın maktu alınması gerekir. Sözleşmenin iptalini talep ediyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz ?

T.C.
Y A R G I T A Y
Hukuk Genel Kurulu
Sayı
Esas Karar
1996/2-6 1996/154
13.3.1996


Özet:Yalnızca vasiyetnamenin iptaline yönelik istekler maktu harca
tabidir.

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; Taşova Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.12.1994 gün ve 274-477 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili
tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.5.1995 gün ve
3700-6357 sayılı ilamıyla; (... Davacı vasiyetnamenin şekil yönünden iptalini
talep etmiş olmasına göre taraflar arasında ayın ihtilafı yoktur. Bu durumda
davanın kabulü halinde maktu harç alınması gerekirken vasiyetnameye konu
gayrımenkullerin kıymeti üzerinden nisbi harç alınması doğru görülmemiştir..)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan
yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği
görüşüldü:
Dava, vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
Muayyen mal vasiyetini öngören, noterde düzenlenen iptal konusu
vasiyetnamenin Medeni Kanunun 479. maddesinde belirtilen koşulları içermediği ve bu nedenle de geçersiz sayılması gerektiği hususunda özel daire ile yerel
mahkeme arasında bir görüş aykırılığı mevcut değildir. Zira, biçim noksanlığı
itibariyle yerel mahkemenin vasiyetnamenin iptali hakkında verdiği karar özel
dairece yerinde görülerek onanmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu
önüne gelen uyuşmazlık ise vasiyetnamenin iptali isteği ile açılan davanın
kabul ile sonuçlandırılması nedeniyle hüküm altına alınması gereken harcın
maktu mu yoksa nisbi mi olacağı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekirki vasiyetname, tek taraflı olarak düzenlenen
ölüme bağlı bir tasarruftur ve lehdarına vasiyetçi tarafından kendisine
bırakılan malları ilgilisinden talep etme olanağı veren kişisel bir hak
sağlar.
28.11.1945 gün ve 13-15 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme
Kararında da belirtildiği üzere, vasiyetname hükümleri ölümden sonra sonuç
doğuracağı için tartışmalara sebebiyet verilmemesi düşüncesi ile vasiyetname
düzenlenirken vasiyetçinin irade ve arzusunun tereddütsüz biçimde tesbiti
gerekli görülmüş ve bu sebeple de vasiyetnamenin yapılması çok daha sıkı
şartlara bağlı kılınmıştır.
Vasiyetnamenin iptali isteklerinde genelde aynı taalluk eden bir
ihtilaf mevcut değildir. Bu nedenle de belirlenmesi gereken yön dayanılan
kişisel hakkın bulunup bulunmadığı ve vasiyetnamenin geçerli olup olmadığının
tesbitinden ibarettir. Vasiyetnameye dayanarak vasiyetnamenin edasının
istendiği hallerde yüklenecek harcın nisbi olacağı tartışmasız olmak gerekir.
Ancak yalnızca vasiyetnamenin geçerliliğinin tesbiti istemine yönelik olarak
açılan davada, verilecek kararın eda isteğini içermediği gözetilerek maktu
harca tabi olduğunun kabulü icabeder. Bu durumda Hukuk Genel Kurulunca da
benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda
direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme
kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden
dolayı HUMK. 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin
harcının geri verilmesine, 13.3.1996 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile
karar verildi.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :505, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Ladylawyer, Tarih : 04-11-2019 12:06
Merhaba Sayın Meslektaşlarım,
Kuzenim özel bir şirkette çalışıyor ve bu şirketin X filosundan kiraladığı aracı kullanıyor. Araç şirket tarafından kuzenime zimmetlenmiş durumda,zimmet tutanakları elimizde mevcut ve dosyaya sunduk. Gelelim asıl mevzuya;

Kuzenim şirket aracını kullanırken fahri trafik müfettişi tarafından "Makas atması gerekçesiyle" trafik cezası kesiliyor. Trafik ceza tutanağı kuzenimin çalıştığı şirkete gönderiliyor. Şirket ceza tutarını kuzenimin maaşından kesiyor. Kuzenime araç zimmetli olduğu için süresi içerisinde SCH'ya itiraz ettik. Karar bugün çıktı ve şöyle diyor; "Şirketin yetkilisi olmamanız sebebiyle itiraz hakkınız yoktur. Başvurunun reddine..." Bir diğer husus kararda, "Bir üst numaralı SCH mahkemesine 7 gün içinde itiraz yolu açık olmak üzere"yazıyor. Soracağım sorular şunlar;

1- Araç şirket tarafınca kuzenimin üzerine zimmetliyken, araca kesilen trafik cezasına kuzenimin itiraz hakkı var mı? Yoksa bu madde hangi mevzuatta var?

2-Trafik cezasında verilen SCH kararına bir üst SCH itiraz edilir mi? Benim bildiğim bu kadar nihai bir karar ve ancak kanun yararına bozma yoluna gidilebiliyor. Hakim neden itiraz yolunu açık bırakmış anlamadım.

Teşekkürler....
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :591, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : cortomaltese, Tarih : 02-11-2019 23:55
Merhabalar sayın meslektaşlarım, asliye hukuk mahkemesinde uzun süredir görülmekte olan bir davada, Davalı/Karşı davacı yanın vekilliğini yeni üstlenmiş bulunmaktayım. Başlıktanda anlaşılacağı üzere; müddeabihin değerinin maddi hata yapılması sebebiyle düşürülerek düzeltilmesi; bunun mümkün olmaması halinde kısmen feragat yapılması hususlarındaki sorular hakkında sizlerin görüş ve tecrübelerine ihtiyaç duymaktayım.

Müvekkilin davalı taraf olduğu dosya ile benden önce ilgilenen meslektaş, 1.000.000 TL üzerinden karşı dava açmış ancak müddeabih değerinin tutarı üzerinden nispi peşin harç ödeneceği hususunda müvekkili uyarmamış ve nispi peşin harcı tarifedeki en düşük tutar üzerinden yatırmış. Bir kaç celse sonra meslektaş hakkında aslını bilmediğim etik olmayan bazı şeyler yaşanmış ve bu durumun üzerinede müvekkil tarafından azledilmiş. Yerine başka bir meslektaş davayı üstlenmiş.

Yeni tayin edilen meslektaşımda dava değerini görür görmez müvekkili harç konusunda bilgilendirerek uyandırmış ve bilgisi dahilinde "dava dilekçesinde müddeabihin değeri yazılırken maddi hata yapıldığını ve dava değerinin aslında 10.000 TL olduğunu ve durumun düzeltilmesini eksik harcın buna göre tamamlanmasını" talep eden bir beyan dilekçesi sunmuş.

Beyan dilekçesinin verilmesi üzerine birşey olmamış ve her nasıl olduysa aradan 7-8 celse geçtikten sonra mahkemeye yeni atanan hâkim durumu farketmiş ve müvekkile kesin süre vererek eksik olarak yatırılan nispi peşin harcın 1.000.000 TL üzerinden tamamlamasını istemiş. Meslektaşta bu sıralarda bazı sebeplerden dolayı müvekkille anlaşarak dosyayı bırakmış. Müvekkil davasının reddolunacağı korkusuyla hemen eksik harcı yatırmış.

Şuanda müvekkilin davasına bakan üçüncü vekiliyim ve sorularım şu şekilde:

1- Dosyada benden önceki meslektaş tarafından müddeabih değerinin düzeltilmesi için verilmiş ancak dikkate alınmamış bir beyan dilekçesi var. Bu konuda sizce ne yapmalıyım? Yeni bir dilekçe ile aynı sebebi ileri sürerek yeniden mi müddeabih değerinin düzeltilmesi için talepte bulunmalıyım?

2- Müvekkil müddeabih değerinin 990.000 TL sinden vazgeçerek davasına 10.000 TL üzerinden devam edebilmeyi istiyor. Sizlerinde bildiği gibi davadan feragat halinde, aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerine hükmedilmektedir. Kısmen feragat talebinde bulunmamız halinde peşin olarak yatırılan nispi harç 990.000 TL üzerinden mi tamamlanır? Davadan feragat halinde nispi değil maktu harç alınacağına dair bir karara rastladım ancak sizlerede danışmak istedim. https://www.istanbulbarosu.org.tr/Ha...y.aspx?ID=9418

Yazı biraz uzun oldu. Vakit ayırıp okuyanlara, görüşünü bildirenlere şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :595, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08015203 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.