Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

Bos Yere...Kader Mi Demek Gerek Sadece?

Yanıt
Old 29-01-2003, 10:12   #1
tiny lady

 
Varsayılan Bos Yere...Kader Mi Demek Gerek Sadece?

selamlar!hukuk öğrencisiyim ve ilk defa e-posta atıyorum.paylasımlarımızın daha çok artması dileğiyle.
bugün vatan gazetesinde bir yazı dizisi başladı."BOŞ YERE HAPİS YATANLAR "diye. adamcağızın birisi 7 yıl 9 ay hapis yatmış ve 2815 gün sonra "özgürsün, bir yanlışlık olmuş" demişler . bir hukuk öğrencisi olarak ve geleceğin adalet temsilcisi olarak bu yaşananların gözümü korkuttuğunu ifade etmeliyim. büyük bir vebal diye düşünüyorum.bu konuda en çok sıkıntı çeken sayın savcı ve hakimlerdir heralde..bu konuda görüşlerinizi merak ediyorum. sevgiler!
Old 01-02-2003, 23:28   #2
Cest la vie

 
Varsayılan

Bu soruya bir soru da ben eklemek istiyorum bir başka öğrenci olarak..

Boş yere yatanların yanında, hak ettiği halde yatmayanların veya daha fazlasını hakettiği halde afla serbest kalanların ya da şartlı salıverilenlerin ve yahut suçları ve cezaları arasında oransızlık bulunanların vs vs vs. benim adalet duygumu ve vicdanımı zedelememesi için, ikna edici bir açıklama biliyor musunuz?

Ben kime sorduysam, hangi kitabı açtıysam tatmin olamadım da..

Pas geçebilirsiniz..

Sevgi&Saygılar
Ahu
Old 02-02-2003, 19:43   #3
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Pas.
Pes...
Pis;
Pus.
Kulakların çınlasın Sayın Nus...
Old 05-02-2003, 13:10   #4
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan

İstanbul'un gözü korkmuş (hanım büşra),Tarsus tatmin olmamış (C'est la vie) ve de İzmir "pas" geçmiş,"pes" etmiş,"pis" demiş, "pus"lu görmüş,"kulak çınlatmış" (Bir dost) . Eee bunca olumsuzluk ve karamsarlıktan sonra Ankara ne der ki?
Hayat ve Türkiye bu .Haydi bunlarla savaşa.
Old 05-02-2003, 16:27   #5
tiny lady

 
Varsayılan

konuya galiba epey duygusal değindim. öğrenciliğin verdiği bir duygusallık. tepkiler de dolayısıyla duygusal geldi. sayın avukata ve diğer arkadaşlara teşekkürler.
Old 06-02-2003, 21:15   #6
Cest la vie

 
Varsayılan

Evet ne yazık ki ANKARA "haydi savaşa" diyor..
Ne Tarsus'u dinliyor, ne İzmir'i, ne İstanbul'u, ne Ardahan'ı, ne Edirne'yi, Erzurum'u, Eskişehir'i.. Hatta kendi sesini bile dinlemiyor- Ankara'yı bile duymuyor!

"Haydi Savaşa" diyor, "haydi savaşa"...
Old 07-02-2003, 17:06   #7
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan

Bu anlamda savaşa çağrılmadınız C'est la vie biliyorsunuz.Ama ; iyi yakaladınız tebrikler.Söylediğiniz gibi Ankara, Ankara'yı da dinlemeden savaşa daldı yalınkılıç.Mesaj sonundaki klişe ne yazık ki öncelikle ülkemizde geçerli.
Savaşsız bir dünya ne güzel olurdu her şeye karşın.
Old 08-02-2003, 17:22   #8
Cest la vie

 
Varsayılan

Biliyorum Sn. Karaca, biliyorum.. O tür bir mücadelede ben de varım sonuna kadar...

Mesajı okuduğum gün Ankara'nın bizi dinlemediği gündemdeydi.. Mesajınız da o günün moral bozukluğuna tuz biber oldu, ve alakasız da olsa yazdım işte...

Evet, mesajınızın sonundaki imzayı çok beğenmiştim, aynı şeyi düşünüyordum tam..

Sanırım güneş batıyor...
Old 19-02-2003, 10:38   #9
Sibel

 
Varsayılan

Biliyor musunuz güzel insanlar !

Elbette biliyorsunuz.... Bilmeyenlere de buradan duyurmak çabasını gösteriyorsunuz.. Hayat aslında bir savaş değil, usulüne, adabına uygun oynanması gereken bir satranç oyunudur.. Ne yazık ki bu satranç maçında yönetilenler ile yönetenler arasındaki adaleti kurmaktan aciz, yönetme vasfından uzak kişilerin uzun ve gayretli çalışmaları sonucunda savaşmak konusunda bile beceriksiziz... Savaşmayı bile beceremeyeceğiz... Çünkü en ilkel kabileler bile belli kurallar dahilinde savaşmış, strateji yaratmış...Ama bizim stateji yaratabilmek gibi bir kaabiliyetimiz bile yok....

Bakınız lütfen!
Savaşın içine çalakalem gireceğimizi sandığımız bu günlerde başımızın üzerinde "İskender'in keskin kılıcı " gibi duran o büyük güçler, bize satır aralarında " Siz isterseniz savaş falan düşünmeyin " diyorlar.... " Bu oyun büyüklerin oyunudur, çocuklar karışmasın" diyen ebeveynler gibi.... Gülümsüyorum gördüklerime...

Emin olun !
Biz savaşmayacağız...
Old 20-02-2003, 14:56   #10
şenay

 
Varsayılan Santranç oyunu

Sayın Sibel hanım,

Hayatın bir savaş değil de bir "santranç oyunu " olduğunu dile getirmişsiniz. Kazanan ve kaybedenin olduğu, kazanmak için rakibin zayıf yönlerinden faydalanarak, hedefe ulaştığımız bir strateji oyunudur satranç. Kazanmak için birinin kaybetmesi gerekiyor!!!!. Hayat bu olmamalı; kazananların yada kaybedenlerin olduğu bir oyun.! Bence santranç, kuralları belirlenmiş, iki tarafı olan bir "savaştır".

Dışarıda delice kar yağıyor. İnsanın kemiklerine kadar işleyen bir soğuk var. Aklıma, bu soğukta dışarıda kalmak zorunda olan insanlar geliyor, savaşlar yüzünden üşümüş çoçuk yüzler geliyor aklıma ve artık "durun" demek istiyorum. Savaş istemiyorum, hayatımın geri kalanınıda, ayakta kalabilmek için strateji planları yapmak istemiyorum. Huzur istiyorum herkes için.
Saygı ve Sevgilerimle
Şenay Z.
Old 20-02-2003, 18:03   #11
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Şenay,

Satrançta hedef kazanmak veya kaybetmek değildir. Hedef oynamaktır. Satranç kumar olmadığından birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi de gerekmez. Güzel bir oyunda kaybeden yoktur.

Satranç profesyonel olarak da oynanmaktadır. Ama en usta oyuncuların satranç oynamaktan kazandıkları para, bizim amatör basketbol oyuncularından fazla değildir tahmin ediyorum.

Satranç çocukların dışarıda üşümelerinin sorumlusu değildir. Dışarıda üşüyen çocuklar başka kötü oyunların kurbanıdır.

Keşke yaşam satranca benzese; uzun uzun düşünülerek atılan adımlar ile, başkalarını duymadan, başka şey düşünmeden, iki kişi başbaşa, ayrı ayrı stratejilerle ama birlikte, birbirlerine yaşamın incelikleri ile zevk verseler. Oyun oynamanın ince zevki birlikte yaşansa.

Saygılarımla

Bir Dost
Old 21-02-2003, 15:18   #12
Sibel

 
Varsayılan

Sayın Şenay Hanım,
Hayatın bir savaş değil satranç oyunu olması konusundaki düşüncelerimde samimiydim. Kazanmak için birilerinin kaybetmesi gereken ilk oyun satranç değildir. Kaldı ki satrançta kaybetmiş olsanız bile karşınızdaki rakibinize teşekkür edersiniz. Çünkü beyninizi çalıştırmış ve zamanınızı en güzel şekilde geçirmişsinizdir. Kaldı ki çocukluğunuzda oynadığınız oyunları da bir düşünün lütfen... Kazanan ve kaybedenin olduğu oyunları hiç oynamadınız mı ? Bugün bile birçok faaliyette kazanan ve kaybedenleri görmek mümkündür.Satrançta ise bir fark olduğunu düşünüyorum. Kazanmak için zekanızı kullanabileceğiniz , kurallara uymanın azami boyutta olduğu ve kazanırken de kaybederken de keyif alınan bir oyundur.

Sanırım benzer iklim koşullarını aynı anda soluyoruz. Ben de soğukta üşüyecek aç kalacak insanları düşünmekten kendimi alamıyorum. Üstelik savaş olsun olmasın insanların bir kısmı hem soğukta üşüyor, hem de aç kalıyorlar. Asıl üzücü olan bu insanların sadece savaş ihtimali durumunda düşünülmesi değil midir sizce?
Savaşı hiçbir koşulda kabul etmek mümkün değil! (Tabii silah tüccarı değilseniz ve Petrol Kaynakları ile ilgili bir sorununuz yoksa ! ) Ancak bir savaşa balıklama dalmak durumunda bırakılırsak bir stratejimizin olması gerektiği gün gibi ortadadır...
Sıcak ve savaşsız günler diliyorum herkese...
Saygılarımla....
Old 21-02-2003, 16:32   #13
şenay

 
Varsayılan

Sayın Sibel;

Kazanan ve kaybedenlerin olduğu oyunları çok oynadım. Hatta hemen hemen her oyunda " kazanma ve kaybetme" vardır. Ama oyunu "insanca" oynarsanız; her iki tarafta kazanmış olur. Bence aynı şekilde düşünüyor, farklı ifade ediyoruz. İnsan olma erdemlerini unutmuş bireylerin oynayacağı oyunlarda yıkıcı olur diye düşünüyorum. Bu sebeple hayat ve satranç benzetmenizi eleştirmiştim. Gönül isterdi ki Sayın "bir dost" un bahsettiği gibi satranç oynayabilsek. Ama günümüz insanlığı için biraz hayal galiba.
Dışardaki çoçuklara gelince; çok haklısınız. Sadece savaş zamanı değil her zaman düşünmemiz gerekiyor. Bu noktada, çevremize daha duyarlı olmalıyız. Sokak çoçukları hepimizin ayıbı bence.
Şiddetin ve savaşın olmadığı bir dünya dilerim.

Saygılarımla
Şenay Z.
Old 21-02-2003, 20:07   #14
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Sibel, Sayın Şenay,

Yok aslında farkımız.

İnsanlığın henüz yeterince gelişmediği bir çağda yaşıyor olmamızın sorunlarını, birbirimizle, bize benzeyenlerle, söylenip duruyoruz.

Dediklerimiz söylenmekten öte, ''söylemeye'' uzanamıyor. Çünkü bize benzemeyenler söylediklerimizi (bırakın anlamayı) dinlemiyor bile. Çünkü henüz erken. Gücü yücelten güçlülerin gücü aklı yok sayıyor. İnsanlık, yeterince gelişmesine olanak sağlayacak, yeni bir ekonomik düzen, yeni bir ideoloji henüz kuramadı. Ama ihtiyaç o kadar arttı ki, birileri neredeyse patlayacak; ortaya atılacak yeni bir fikir tüm insanlarca anında, muaccelen hemen kabul görecek.

İnanıyorum ki, şimdiki acımasız durumdan kısa sürede kurtulacağız. Yeni bir anlayış, yeni bir ideoloji gelecek yeryüzüne. Yeryüzünde yeni bir dünya kurulacak ve insan bu yeni dünyada daha bir omuzları dik durabilecek.

Yeni dünyada yine mutluluk olmayacak ama bu kadar da mutsuzluk olmayacak. Toplumsal olarak daha mutlu bir dünya için dünya kadar beklemek gerekiyor. Bireysel mutluluk ise kolay:
Birbirimizin gözlerine, sözlerine bakmak umut ve mutluluk veriyor.

Saygılarımla

Bir Dost
Old 22-02-2003, 12:29   #15
tiny lady

 
Varsayılan

yeni ümitlerle geleceğe bakmak bugünümüzü yaşanılır kılıyor çoğu zaman. arayışlarımız da tükenmiyor.hep en mükemmeli arıyoruz. bence "en mükemmel" ideoloji yok.mükemmel de hic olmadı ki. ideolojiler insanlara "mükemmel olabilir, olunabilir''i aşılıyor.ve ideoloji sahipleri ne zaman olumsuzluk olsa mutsuz oluyor.çünkü ideoloji kendi ürettiği değerler silsilesinde olumsuzluk kabul etmiyor. benim düşüncem ideolojilerden medet ummak yerine her insan kendi çapında yapması gerekeni yapmalı. iyi şeyler için emek sarfedip, kötülükleri de uzaklaştırmaya çalışmalı. birey olarak da kendi yaptıklarımızı küçümsememeliyiz.belki bir derya değiliz ama, damla olabiliriz.ve damlalar birlişir, birleşir, birleşir...
DEĞİL Mİ DOST?
Old 22-02-2003, 23:01   #16
şenay

 
Varsayılan

Ömürlerimizi geleceğe umutla bakarak geçirdik. Geleceğin hep güzel olanları getireceği umuduyla yaşadık. Güzel şeyleri umutla beklerken, elimizde avucumuzda kalanlarda uçup gitti birer birer.
Her an biraz daha kan kaybeder olduk. Artık beklemek yerine birşeyler yapma zamanı!!

Artık ideolojilerin bu noktadan sonra işlevsel olacağı inancında değilim. İnsan olma erdemlerimizi o denli yitirdik ki yapıcı olmak yerine yıkıcı olmaya modlanmışız sanki... Hanım Büşra' ya gönülden katılıyorum. Birey olarak üzerimize düşenleri yapmalıyız.
Çirkinin ve yanlışın süslenip bizlere sunulduğu ve hiç düşünmeden,
irdelemeden sunulanı kabul ettiğimiz bu oyunda artık uyanma ve uyandırma zamanı geldi ve geçiyor. "Şakşakçı toplum" un bireyi olmak istemiyorum; her önüne geleni alkışlayan.( Kulakların çınlasın Az. N.)
Kimbilir belki birikir birikir deryalara ulaşırız!!Ve son olarak yorgun düşsemde savaşmaktan; "İnsan umut ettiği sürece yaşar" diyorum....
Saygılarımla
Şenay Z.
Old 24-02-2003, 14:16   #17
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın tiny lady,

Belki de benim beklediğim o ideoloji sizin bu düşüncelerinizdir.

Ben ne beklediğimi bile bilmiyorum....


Sayın Şenay,

İdeolojiler, tartışılmadan kabul edilen, şakşaklarla yaşam bulan, bireyin üstüne düşeni yapmasını engelleyen insanlık düşmanları değildir. En azından benim sözünü ettiğim böyle değil.

''Artık birşeyler yapmanın zamanı geldi'' demişsiniz. Yapmayı düşündüğünüz şey nedir? Bizlere düşen görev nedir? Açar mısınız?

Saygılarımla

Bir Dost
Old 24-02-2003, 15:31   #18
Av.H.Sancar KARACA

 
Varsayılan

Her alanda,her yerde,her zaman taraflar yarışır, savaşır, ifadeyi yumuşatır,esnetirseniz; taraflar (genellikle iki taraf olur ve) satranç oynar.Biri kazanırken diğeri kaybeder.Geleneksel bakış açısı budur değil mi?Bakış açısı bu,amaç da kazanmak olunca oyun (satranç) sertleşir, taraflar acımasızlaşır. Kazanma hırsı gözümüzü kör eder,kalbimizi taşlaştırır,vicdanımızı zayıflatır, soğukta kalanları, açları, kimsesizleri düşünemez oluruz değil mi?. Savaşı çıkaranları ve savaş yanlılarını elbette lanetliyorum. Ya biz?
Birey olarak günlük yaşamımızda da "kazan-kaybet" oynamıyor muyuz? Küçük ya da büyük çıkarları elde etmek için yaptığımız nedir? Alışveriş pazarlığında ,mahkemede davalarda varılmak istenen sonuç neye gebedir? " Kazan-kaybet" oyununa değil mi? Yanlışlık burada diyorum ben."Yetinmek", "kanaat etmek" ne erdemli deyimlerdir.
Oyunun adı,savaş olsun,satranç olsun,ne olursa olsun.Alanı devletler arası olsun,bireyler arası olsun farketmez.Bu bakış açısı ile birilerin kazanması için birilerinin kaybetmesi gerekecek.Öyle olmuyor mu? Bireysel anlamda bakış açısını değiştirmedikçe(düzeltmedikçe) savaşan bireyler olmuş,devletler olmuş ne fark eder? Birinin hasarı az,diğerinin çok olacak öyle mi,fark bu mu ? Bilmem,ama; devletleri de "kazanmak isteyen" ve karşısındakine "kaybettirmek isteyen" bireyler yönetmiyor mu? Öyleyse teşhisimiz tam isabet kaydetmedi.Bence bakış açısında, temel ilkede bir eksiklik (yanlışlık) var. Ve bizler ;bence "Kazan-kaybet" in yerine "Kazan-kazan"ı koyabilmeli,"Kazan-kazan" ı öğrenebilmeliyiz önce. Tıpkı yaşamda "Bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşcesine"yi öğrenmeye ihtiyacımız olduğu gibi (kadar) buna da ihtiyacı var sanıyorum.
Selam ve sevgiler.
Old 24-02-2003, 19:47   #19
Nusret

 
Varsayılan Bunlar, hukuk hatası mı?

Büşra arkadaşımızın açtığı konu ve buna benzeyen daha birçok konu çok önemli aslında.

Başlıkta sorduğum soruyu yineleyip yanıtlayacak olursam, bu gibi durumların basit birer hukuk hatası olmadığı görüşünde olduğumu söyleyebilirim. Çünkü hata diye niteleyebilmemiz için, gerçekte işleyen bir sistemin olması gerekir. Günümüzde ise, T.C. Devleti'nin hukuk sisteminin çöktüğüne ve işlemediğine, sadece bir kabuk haline geldiğine ve kabuğun içinin giderek daha da boşaldığına inanıyorum. Bu mistik bir inanç değil, benim gibi binlerce meslektaşımın gözlemleri sonucu teyit edebileceği bir gerçekliktir.

Bir ceza davası düşünün ki, olayın gerçekleştiği tarihten itibaren ikibuçuk yıl hazırlık soruşturması safhası sürüyor. Sonra dava açılıyor, ama 4,5 ile 5,5 ay arası duruşma günleri verilerek yargılama sürdürülüyor. Ve olayı 1997'de gerçekleşip 1999'da açılan bu dava halen sürüyor. Bir önceki duruşmadan itibaren 5,5 ay sonraya verilen duruşma gününün gelmesini beklemekteyiz şu an. Böyle bir davadan hayır geleceğini söyleyenler beri gelsin! Gelmez arkadaşlar, mümkün değil! Yargılamaya katılan herkes (avukat, hakim, savcı), her defasında konuyu sil baştan yapmak zorunda kalıyor bu durumda ve ipin ucu kaçıyor. Böylesi durumlarda biz avukatlar daha duyarlıyız; ama o günkü duruşmada bu verdiğim örneğe benzer 30-40 dava dosyası karşısında bir savcının sağlıklı mütalaa, bir hakimin sağlıklı karar vermesi mümkün mü?

Nesnel durum bu. Bunun yanına savcı ve hakimlerin aslında hiç de azımsanmayacak öznel hatalarını da koyarsak, sorunun üzerine tuz, biber serpmiş oluruz. Hakim ve savcılarımızın azımsanmayacak bir bölümünün hukuk bilgisinin kıt olduğunu ve önemli bir kısmının (azınlıkta kalsalar bile önemli bir kısmı) duyguları ve dünya görüşlerinin etkisinde kalarak karar verdiklerini düşünüyorum. Hakimlerimizde jenerik gerekçelerle sanıkları tutuklu tutmak hala bir alışkanlık halinde. Önemli bir kısmı CMUK'un ilgili hükümlerinin değil, kendi duygu ve düşüncelerinin etkisiyle tutukluyorlar. Hatta son soruşturma safhasında bile, neredeyse yargılama bitecekken dahi, eğer sanığın alması muhtemel cezanın infaz süresi dolmamışsa tahliye kararı verilmiyor. Bu gibi uygulamalar DGM'lerde daha yaygın, ama adli mahkemelerde de var. Sınıf arkadaşlarımdan bir avukat arkadaşın müdafiliğini yaptığı bir şahıs, o davada alabileceği cezadan daha fazla tutuklu kalmıştı ve arkadaşın tüm ısrarlı taleplerine, açıklamalarına ve hatta tehditlerine (buradaki hukuki tehdit tabii ki) rağmen Bakırköy .... asliye ceza hakimi sanığın tutukluluk halini kaldırmamıştı da arkadaş temyiz safhasında tahliyeyi Yargıtay'dan istemek zorunda kalmıştı. Ya, neler var!!!

Bu konuya benzeyen konulardan da bahsettim yukarıda. Bunlardan birisi yukarıda açıklamaya çalıştığım tutukluluğun haksız ve gereksiz yere uzatılması ise, bir diğeri de "DÜŞÜM" konusu, daha doğrusu sorunudur. Bu DÜŞÜM SORUNU, bence memleketimizin hukuk alanında kanayan yaralarının en önemlilerinden birisidir. Bununla ilgili bir anımı anlatayım isterseniz:

1990'lı yılların başında DGM'lerde aleyhime açılan çok sayıda basın davası sonucu çeşitli cezalar verilmiş, ama bunlar 1997 tarihinde çıkarılan 4304 sayılı kanun ile 3 yıllık ertelemeye tabi tutulmuştu. Bu cezalar ve kanun çıktığında henüz sonuçlanmayıp derdest olan davaların 3 yıl içinde aynı kapsamda bir suç işlenmediğinde düşmesi, kanunun ifadesi ile "vaki olmamış sayılması" gerekecekti. Nitekim, bu üç yıllık sürede düşüncelerime "hakim" olup aynı kapsamda bir suç ("düşünce suçu") işlemediğim için bu ceza ve davaların düşmesi gerekiyordu. Fakat bunun böyle olmadığını 2002 yılının Ocak ayının ortalarında çok vahim bir şekilde anladım.

İstanbul Barosu'nun CMUK Servisi'ne bağlı olarak 14 Ocak 2002 tarihine DGM Bölgesi nöbetçisi iken yapılan atamalarla ilgili müdafilik görevini yürütütmeye başladım. 16 kişinin ataması yapılmıştı. Bu kişilerle ilgili Nöbetçi DGM C.S.'ndan havaleli "Gözaltındakilere Hukuki Haklarını Hatırlatma Mektubu"nu vermek üzere Vatan Caddesi'nde bulunan TMŞ'ne gittim, başka bir müdafi arkadaşla birlikte. Girişte kimliklerimizi bırakarak içeriye girdik. İçerde tutanak karşılığında mektupları, ilgili şahıslara iletmesi şartıyla görevliye teslim ederek dışarıya çıktık. Ve kapıda ben, tüm itirazlarıma, direnmeme rağmen gözaltına alındım. Sebebi de bıraktığım kimlik üzerinden GBT sorgulaması yapılmıştı ve benim düştüğünü sandığım o ceza ve davalar (bu davalarla ilgili gıyabi tevkifler dahi) GBT sorgulaması sonucu ortaya çıkmıştı.

Burada iki türlü haksızlık sözkonusuydu. Birincisi DÜŞÜMün yapılmamasından kaynaklanan haksızlık, diğeri ise Emniyet Genel Müdürlüğü'nün "Emniyet Birimlerine Gelen Avukatlara Şüpheli Muamelesi Yapılmaması"na dair genelgesinin çiğnenmesinden kaynaklanan haksızlık.

Neyse, epey bir ayak diremeden ve Baro ile diğer avukat arkadaşları arayıp haber vermeden sonra İstanbul Asayış Şb., İnfaz Büro'ya götürüldüm ve burada nezarethaneye konuldum. İçerde 30'a yakın gözaltı vardı. Bunların çoğu hemen etrafımı sardı (korkmayın canım, kötülük için değil) ve herkes avukat olduğumu öğrenince derdini yanmaya başladı. İnanın çoğu, düşüm sorunu nedeniyle, haksız yere gözaltına alınmıştı. Cezası infaz edildiği halde gıyapta iken yakalanmasına yönelik çıkarılan gıyabi tevkif, arama müzekkereleri geri alınmayanlar, ödediği para cezası hala gözükenler, çeşitli nedenlerle çıkarılıp geri alınmayan çeşitli müzekkereler nedeniyle gereksiz yere tutulup getirilen vatandaşlardı çoğu. Ben, bana anlatılanlardan ve yaşadığım bu olaydan da anladım ki, DÜŞÜM konusu bu memleketin hukukla ilgili en önemli sorunlarından birisidir.

Bu olayda, ben de bu sorunun mağdurlarından biriydim. Ama tek mağduru da değil. Çünkü gözaltında kaldığım tam bir gün boyunca müdafii olarak atandığım şahıslara müdafilik yapamamıştım. Hatta bunlardan birisi ben henüz gözaltında iken DGM Savcılığına getirilmiş, sorgulanmış ve Nöbetçi Yedek Hakimliğe sevk edilerek ve burada da sorgusu yapıldıktan sonra müdafii olan benim yokluğumda tutuklanmasına karar verilmişti. Bunun böyle olduğunu da, gözaltına alınmamın ertesi günü düşümlerin yapılması için DGM'ye getirilip Baro CMUK Servisi tarafından benim için müdafi olarak atanan avukat arkadaşların çabaları sonucu düşüm belgeleri hazırlanıp da düşümler yapılıp serbest bırakıldıktan sonra öğrenebildim.

İşte böyle... Evet, arkadaşlar soruyorum size; bu bir hata mıdır, yoksa başka bir şey mi?
Old 24-02-2003, 20:06   #20
Nusret

 
Varsayılan Sayın Admin ve bir dost.

Alıntı:
Artık ideolojilerin bu noktadan sonra işlevsel olacağı inancında değilim.


Yukarıya aldığım cümle, hukuki bir cümle midir? Öyle olmasa bile cevap verebilir miyim? :-) Fakat ben, "Şenay arkadaşımızın mesajından alıntıladığım bu cümleye cevap verirsem yine sansüre uğrar mıyım?" diye korkular içerisindeyim. (Gerçi siz bir cevap vermişsiniz, ama ben bu kadar kısa tutmam cevabımı. :-))
Old 24-02-2003, 20:45   #21
şenay

 
Varsayılan

Sayın Nusret,

İnanın ben yürekten cevabınızı okumak isterim.Sınırlar olmadan, yüreğinizden, beyninizden geçtiği gibi. Ama bu sanırım bu forum alanında mümkün değil. Eğer haddimi aşmak olarak nitelendirmezseniz cevabınızı, şahsi mail adresime göndermenizi rica ederim.
Saygılarımla
Şenay Z.
Old 24-02-2003, 21:29   #22
Nusret

 
Varsayılan Şenay Hanım;

Sizin mesajınızdan alıntı yapmama neden olan şey, Admin ile sitenin niteliği ve mesajların içeriği konusunda bazen tatlı, bazen acı ama kesinlikle ciddi bir tartışmanın, beklenilebileceği gibi benim mağlubiyetimle (Çünkü ben misafirim, admin değilim. Bu içerik tartışmasından sonra "Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer" sözüne daha bir şüpheyle bakacağıma emin olabilirsiniz.) sonuçlanmasının ardından, sizin mesajınızdaki bu cümleye Admin'in verdiği "hukuki olmayan" cevabı fırsat bilerek rövanşı alma :-) isteğim olmuştur. Niye alıntı yaptığımı merak edersiniz diye yazdım bunu.
Old 07-03-2003, 16:02   #23
Batu Han

 
Varsayılan

kazanmak - kaybetmek ,satranç ,savaş
savaşın kazananı yoktur iki kaybedeni vardır biri tamamıyla kaybeder diğeri gelecekte şuan kaybettiklerini telaffi imkanı taşır.

bu arada sayın bir dost satrançla ilgilenen biri olarak iyi derecede bir satranç oyuncusunun kazandığı para inanınki ronaldonun veya shaq ınkinden fazladır...ama malesef bu oyuncular türkiyeden çıksa bile kazanamaz ancak rusyadan veya avrupadan çıkmalıki bir kremnling bir kasparov bir karpov olabilsin. dediğim gibi biz türkiyede malesef kaybet kaybeti yaşıyoruz....hem oyuncularımıza kaybettiriyoruz hem reklam fırsatlarını kaçırarak türkiyeye kaybettiriyoruz...malesef savaşamasakta savaşsakta hatta savaşmasakta savaşı hep yaşıyoruz.
Old 24-04-2003, 13:52   #24
Benian Topal

 
Neşeli

Sevgili Hanım Büşra ;
Sana tamamıyla katılıyorum. Galiba biz kendi gücümüzün farkında değiliz. Birey olarak sarfettiğimiz küçücük bir çaba ,mutlaka başka birinin küçücük uğraşı ile birleşip topluma bir mesaj verecektir.Toplumsal mutluluk için belki dünya kadar beklemek gerektiği doğrudur.Ancak bireysel olarak atılan her adım bizi o uzak aydınlığa bir arpa boyu bile olsa yaklaştırmaktadır. Ve bir arpa boyu bile olsa yürümek yerinde saymaktan çok daha mutluluk vericidir.
MUTLU GÜNLER DİLEKLERİMLE !
Old 07-05-2003, 10:43   #25
jurista

 
Varsayılan

İnsan Olmak

Bu yazıyı epeyce geç okudum ama ilk konu hakkında yorum yapmadan duramadım... ve aslında eleştirileride biraz karamsar buldum... Öncelikle hukukta var olan ve olmasını asla istemediğimiz bu Vakalar sadece Türkiye'mize mal edilmemeli... Hukuk tarihin hiç bir döneminde hatasız işleyen bir mekanizma olmamıştır çünkü uygulayıcısı insanlardır. Ve ne acı ki bu hatalı uygulamanın bedelinide yine insanlar ödemektedirler...
hiç hatanın olmadığı bir hukuk düzeni bence sadece bir idea dır. keşke hiç olmasa en büyük temennimiz olsa da adaletin en güzel işlediği ülkelerde bile bu denli bariz hatalar mevcut olmuştur....
yazımın bu kadarıyla "olur böyle şeyler" boşverin demek istediğimi sanmanızı istemem... tabiki bu tür olaylar çok tatsız ve telefisi mümkün olmayan olaylardır ve Bana kalırsa hep beraber hataların en aza indirmek için ugraşmak da bizim görevimizdir. bunlara tüh demek yerine dikkatli olalımki daha az hata yapılsın...


Not: Bilinçli yapılan bazı yanlış uygulamaları istisna tutuyorum.(bu konu insan olmakla değil insan olmamakla ilgilidir) benim yazım hataen verilmiş telefisi mümkün olmayan kararlara...
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Belediye Tapusu Olan Yere Haciz altınöz Hukuk Soruları Arşivi 0 15-03-2005 12:50
İcraen Teslim Olunan Yere Tekrar Girmek glossator Meslektaşların Soruları 1 28-04-2002 23:49


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05606389 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.