Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Tasarrufun iptali davalarında dava şartı

Yanıt
Old 01-02-2012, 16:39   #1
nurigüzel

 
Varsayılan Tasarrufun iptali davalarında dava şartı

Arkadaşlar herkese iyi günler dilerim.Benim müvekkil daha önce 02/07/2009 tarihinden başlamak üzere borçlunun tüm borçlarını ödemiştir.Bu konuyla ilgili olarak rücu davası açılmış olup dava lehimize sonuçlanmış mahkeme ödenen miktarları ilk ödeme olan 02/07/2009 tarihinden itibaren asıl alacak ve faizinin diğer borçlulardan tahsiline karar verilmiştir.Mahkeme Kararı 29/03/2011 tarihlidir.Bu arada borçlulardan birisi 24/08/2010 tarihinde kendi adına kayıtlı bulunan gayrimenkulü değerinin altında başka bir şahsa satmıştır.daha icra takibi yapılarak geçici aciz vesikası alınıp tasarrufun iptali davası açılmıştır.Davalı taraf dava şartı olmadığından davanın reddini istemektedir.Çünkü tasarruf alacaktan öncedir demektedir.Bu konu ile ilgili nasaıl bir savunma geliştirmek mümkündür?şimdiden teşekkür ederim.
Old 01-02-2012, 17:54   #2
GÜLSÜM ÖNAL

 
Varsayılan

İİK.md.280 Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır
Old 01-02-2012, 20:35   #3
tiryakim

 
Varsayılan

En önemli şartlar şunlardır ...
1. Davacının borçluda gerçek bir alacağının olması
2. Borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması,
3. İptal konusu tasarrufun,borcun doğumundan sonra yapılmış olması ( Çok çok Önemli )
4. Borçlu hakkında açılan icra takibinden aciz veya kesin aciz vesikasının alınması davanın dinlenebilmesi için zorunlu şartlardandır.( Kamu bankaları tarafından açılan Tasarrufun İptali davasında aciz belgesi aranmamaktadır. )
Old 02-02-2012, 02:44   #4
oceans17

 
Varsayılan

Sayın Nuri Güzel,

Davanızda muvazaa iddiası olduğuna göre şu kararların işinize yarayabileceğini düşünüyorum. İyi çalışmalar dilerim. Saygılarımla.

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
2011/4-149 E.N , 2011/346 K.N.

TASARRUFUN İPTALİ

İçtihat Metni



Taraflar arasındaki "Tasarrufun İptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 09.04.2008 gün ve 2006/434 E.-2008/120 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 18.01.2010 gün ve 2009/3381-2010/167 sayılı ilamı ile;



(...Davacı, davalılardan kooperatif hakkında açmış olduğu alacak davası devam ettiği sırada, davalı kooperatif tarafından diğer davalıya yapılmış olan taşınmaz pay satışının, alacak davası sonucu doğabilecek borcu ödemekten kaçınmak amacıyla yapıldığını belirterek satışın iptalini istemiştir.



Davalılar ise, satışın gerçek olduğunu ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.



Yerel mahkemece, davacının elinde icra takibi nedeniyle alınmış bir aciz belgesi bulunmadığı gerekçesiyle istem reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.



Dava, Borçlar Yasası'nın 18. maddesinde düzenlenmiş bulunan dava konusu işlemin danışıklı (muvazaalı) yapıldığı iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem (muvazaalı muamele) nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.



Diğer yandan; zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, danışıklı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından, danışıklı işlemde bulunanın üçüncü kişilere borçlu olduğunun belirlenmesi ve bu borcu ödememek için danışıklı hukuki işlemin yapmış olması gerekir.



Davacı, davalı kooperatifin devam eden alacak davasında doğabilecek borcu ödemekten kurtulmak amacıyla taşınmaz payını danışıklı olarak devrettiğini iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davadaki amacı, alacak davası sonucu kabul edilip kesinleşecek alacağını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdükleri hukuki işlemin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Yargılama sonunda davaya konu edilen satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması durumunda davacı, satışa konu edilen maldan da alacağın almak için yararlanabileceklerdir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından, danışıklı işlemin kanıtlanması durumunda tapunun iptaline değil, İcra ve İflas Yasası'nın 283/1. maddesi benzetme yoluyla (kıyasen) uygulanarak, iptal ve tescile gerek olmaksızın taşınmazın haciz ve satışına karar verilecektir.



O halde somut olayda, satış işleminde danışık bulunup bulunmadığı araştırılmalı; davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda satış gününde devam eden davada davacı yararına karar verildiği gözetilerek, bu alacak tutarı ile sınırlı olmak üzere, İcra ve İflas Yasası'nın 283/1. maddesi benzetme yoluyla uygulanarak, tapunun iptaline gerek olmadan davacının alacağını alabilmesine olanak sağlayacak biçimde, dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde karar verilmelidir.



Yerel mahkemece açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle, istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...)



gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.



TEMYİZ EDEN: Davacı vekili



HUKUK GENEL KURULU KARARI



Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:



Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.



SONUÇavacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.05.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.



YARGITAY
17. Hukuk Dairesi 2007/4397 E.N , 2007/3011 K.N.

İlgili Kavramlar

MUVAZAA
TAPU İPTAL DAVASI
TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

Özet
TARAFLARCA İLERİ SÜRÜLEN MADDİ OLGULARIN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİNİ YAPMAK, UYGULANACAK YASA MADDELERİNİ BULMAK HAKİMİN GÖREVİDİR.

DAVACININ AMACI ALACAKLARINI TAHSİL EDEBİLMEK İÇİN MUVAZAA NEDENİYLE TEMELDE GEÇERSİZ OLAN İŞLEMİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜNÜ SAĞLAMAK OLDUĞUNA GÖRE, DAVAYI MUVAZAA HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI İPTAL DAVASI OLARAK NİTELEMEK GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki muvazaalı hukuksal nedenine dayalı iptal davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, davalılardan Gökhan'ın müvekkiline 10.10.2004 tanzim, 22.12.2004 vadeli 2.400.00 YTL, 10.10.2004 tanzim 30.01.2005 vadeli 6.400.00 YTL, 19.12.2004 keşide tarihli 5.000.00 YTL, 20.12.2004 keşide tarihli 29.000.00 YTL bono ve çekler nedeniyle toplam 42.800.00 YTL borcu olduğunu, takibe rağmen borçlarını ödemediğini, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla ve bedelsiz olarak tasarruf ehliyeti bulunmayan kız kardeşi davalı Pınar'a 19.11.2004 tarihinde Kartal Birinci Bölge 2261 ada 74 parseldeki taşınmazını muvazaalı olarak devrettiğini belirterek, söz konusu devir muvazaa içerdiğinden satışın iptali ile taşınmazın tekrar borçlu adına tescilini talep etmiştir.

Davalı Gökhan vekili, davanın İİY'nin 277-284. maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali niteliğinde olduğundan aciz belgesinin ibrazı gerektiğini, müvekkili ile davalı Pınar'ın kardeş olmasına rağmen satışın muvazaalı olmadığını, Gökhan'ın borçları nedeniyle dava konusu taşınmazı satmak istediğini, ancak üzerinde A...bank lehine 20.000.00 YTL ipotek olduğundan satamadığını, bu nedenle davalı Pınar'ın adına kayıtlı Kartal Birinci Bölge 2728 ada 264 parseldeki taşınmazını müvekkili Gökhan'a, Gökhan'ın da dava konusu taşınmazı ipotekli olarak Pınar'a sattığını, Pınar'ın ipotek bedelini bankaya ödediğini, satışın bedelsiz olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı Pınar vekili, davanın İİY 277 ve devamı maddeleri gereğince açıldığını, ön koşul olarak borçlu aleyhine icra takibi yapılması ve aciz belgesinin ibrazı gerektiğini, müvekkilinin dava konusu taşınmazda yıllardır anne ve babası ile birlikte oturduklarını, borçlu Gökhan'ın dava konusu taşınmazı üzerindeki ipotek nedeniyle satamayınca Pınar'ın adına kayıtlı taşınmazını Gökhan'a, Gökhan'ın da dava konusu taşınmazı kardeşi Pınar'a sattığını, Gökhan'ın Pınar'dan aldığı daireyi daha sonra sattığını, müvekkilinin 13.07.2005 tarihinde 20.000.00 YTL ipoteği bankaya ödendiğini, satışın ivazsız olmadığını, dava konusu taşınmazın da davalı borçlu adına kayıtlı olmasına rağmen babaları tarafından alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre borçlu hakkındaki icra takibinin sonuçsuz kaldığını ortaya koyan belge bulunmadığı gibi aciz vesikası da ibraz edilmediğinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bir davada taraflarca öne sürülen maddi olguların hukuki değerlendirmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak HUMK'nın 76. maddesi gereğince hakimin doğrudan görevidir.

Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe ve yargılama aşamasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava, niteliği itibariyle BK'nın 18. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki tür davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİY'nin 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası, alacaklı ve borçlunun yaptığı tasarruf! işlemin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak, muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler (olayımızda davacı) tek taraflı ve çok taraflı hukuki işlemlerinin geçersizliğini ileri sürebilirler, danışıklı olan bir hukuki işlem ile 3. kişinin zararlandırılması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir. Ancak, 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlemin yapılması gerekir.

Somut olayda davalı borçlu Gökhan hakkındaki 2005/103 esas ve 2005/794 esas sayılı icra takipleri kesinleştiğine göre, davacının davalıdan alacaklı olduğu tartışmasızdır.

Davacının bu davadaki amacı, alacaklarını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Esasen muvazaaya dayanan bu gibi davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü az yukarıda açıklandığı gibi İİY'nin 277 ve izleyen maddelerinde iptal davalarına konu olan tasarruflar özünde geçerli olmalarına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Bu davada ise davacı, muvazaalı işlemle kendisinin zarar-landırıldığını ileri sürmektedir. İİY'nin 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına da engel değildir.

Davacının iddiasını kanıtlaması durumunda, iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1. maddesi benzetme yoluyla (kıyasen) uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazın haczin ve satışın istenebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre, davanın İİY'nin 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu yolundaki mahkemenin kabulüne katılma olanağı yoktur.

O halde mahkemece, danışıklı işlemin var olup olmadığı konusunda toplanan ve toplanacak taraf delilleri değerlendirildikten ve davalı Pınar'ın taraf ehliyeti konusunda da gerekli araştırma yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 08.10.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 02-02-2012, 05:05   #5
oceans17

 
Varsayılan

4. HD
Esas :2008/1813
Karar:2008/3444
Tarih:17.03.2008

YARGITAY İLAMI

Davacı Halil Kaya vekili Avukat Mehmet Deveci tarafından, davalı Hüseyin Çelik ve İsmail Çelik aleyhine 05/04/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı yönünden reddine dair verilen 17/10/2006 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Davacı, 10/07/1998 tanzim, 15/01/2003 vade tarihli bonoya dayalı alacağının tahsili için borçlu olan davalılardan Hüseyin Çelik aleyhine 2005 tarihinde icra takibi başlatmıştır. Ancak, mevcut mal varlığı borcu karşılamadığından davacı 29/03/2006 günlü aciz vesikası almıştır.

Davacı, davalı borçlunun sahip olduğu üç adet taşınmazını 09/11/1998 tarihinde eski eşine sattığını, daha sonra eski eşinden aldığı 16/02/1999 tarihli vekaletname ile bu defa 17/02/1999 günü diğer davalı olan kardeşi İsmail Çelik'e sattığını, bu işlemlerin muvazaalı olduğunu iddia ederek, İsmail Çelik adına olan tapu hissesinin iptali ile davalı Hüseyin Çelik adına tescilini istemiştir.

Mahkemece, davanın İİK.nun 278 ve 284. maddelerine göre zamanaşımına uğradığı belirtilerek zamanaşımı yönünden reddedilmiştir.

Üçüncü kişiler, muvazaa nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek tarafı bulunmadıkları tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaa, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Dava ileri sürülüş biçimi itibarı ile BK.nun 18. maddesinde belirtilen genel hükümlere göre açılmış bir davadır.

Muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı, muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zaman geçmesi ile görünüşteki işlemin geçerli hale gelmeyeceği kuşkusuz bulunduğundan, muvazaa iddialarında zamanaşımı söz konusu olamayacağı gözetilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın zamanaşımından reddedilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17/03/2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 17/03/2008
Old 02-02-2012, 11:24   #6
serhattugral

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan nurigüzel
mahkeme ödenen miktarları ilk ödeme olan 02/07/2009 tarihinden itibaren asıl alacak ve faizinin diğer borçlulardan tahsiline karar verilmiştir.

Sayın Meslektaşım;

Tasarrufun iptali davalarında borcun doğum tarihinden önce yapılan tasarruflar iptale tabi değildir. Tasarrufun iptali davasının temel paradigması şudur: "Alacaklı bu borcu verirken borçlunun malvarlığı değerlerini biliyor idi ve buna göre borcu vermiş idi. Şimdi bunun borçlu mamelekinden çıkartılması karşısında alacaklının borcun doğum tarihinde mevcut olan malvarlığı değeri üzerinde adı konulmamış bir rehin hakkı vardır. Diğer koşullar da mevcut ise borcun doğum tarihinden sonra yapılmış tasarrufun iptali hakkaniyet gereğidir."

Olayınızda mahkeme borcun doğum tarihini 02/07/2009 olarak kabul etmiş ve o tarihten itibaren faiziyle tahsiline hükmetmiş. Şu durumda, borcun en geç 02/07/2009 tarihi itibariyle mevcut ve muaccel olduğu ve bu tarihten sonra yapılacak tasarrufların -diğer koşullar da var ise- iptale tabi olduğu açıktır.

Mesleki bir tecrübe olarak söylüyorum ki; Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tasarrufun iptali davalarında genel olarak alacaklının korunması yönünde bir tutum izliyor ve aşırı şekilci davranmıyor. Ama bu sizi rehavete sevketmesin. Bir an evvel icra dosyanızdan kesin yahut geçici aciz vesikası elde etmeye bakın.

Çok önemli bir not: Mahkemeden tasarrufun iptali istenen gayrimenkul için ihtiyati tedbir değil, İHTİYATİ HACİZ isteyin ki ileride SIRA problemi yaşamayın. Bu önemli teknik ayrıntıyı araştırmayı da size bırakıyorum.
Old 02-02-2012, 14:25   #7
yalcinhukukbürosu

 
Varsayılan

Çok önemli bir not: Mahkemeden tasarrufun iptali istenen gayrimenkul için ihtiyati tedbir değil, İHTİYATİ HACİZ isteyin ki ileride SIRA problemi yaşamayın. Bu önemli teknik ayrıntıyı araştırmayı da size bırakıyorum.[/quote]

İlk kez açtığım ve halen derdest olan bir tasarrufun iptali davasında tensiple birlikte ihtiyati tedbir talebimiz kabul gördü. Dava devam ederken şimdi İhtiyati Haciz Mahiyetinde İhtiyati Tedbir talep etsek olur mu ve ayrıca bu taleple ilgili Mahkeme herhangi bir teminat ister mi? Daha önce tarafınızdan böyle bir işlem yapıldı ise tecrübelerinizi paylaşabilir misiniz Teşekkürler.
Old 02-02-2012, 14:51   #8
serhattugral

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan yalcinhukukbürosu
Çok önemli bir not: Mahkemeden tasarrufun iptali istenen gayrimenkul için ihtiyati tedbir değil, İHTİYATİ HACİZ isteyin ki ileride SIRA problemi yaşamayın. Bu önemli teknik ayrıntıyı araştırmayı da size bırakıyorum.

İlk kez açtığım ve halen derdest olan bir tasarrufun iptali davasında tensiple birlikte ihtiyati tedbir talebimiz kabul gördü. Dava devam ederken şimdi İhtiyati Haciz Mahiyetinde İhtiyati Tedbir talep etsek olur mu ve ayrıca bu taleple ilgili Mahkeme herhangi bir teminat ister mi? Daha önce tarafınızdan böyle bir işlem yapıldı ise tecrübelerinizi paylaşabilir misiniz Teşekkürler.[/quote]
Zaten yasa ihtiyaten haczine karar verileceğini öngörüyor. Biz ise tedbir istiyoruz ve mahkeme de tedbir (devir ve temliki engelleme) veriyor. Oysa bu dava sonucunda elde edeceğimiz hüküm tapunun borçluya iadesi değil ki! O nedenle hemen mahkemeye müracaatla tedbirin konulduğu tarihten itibaren geçerli olmak üzere ihtiyati haciz konulmasını isteyin. Mahkemeniz tedbirde teminat istemediğine göre hacizde de teminat istemeyecektir. Ben bunu elimdeki bir davada aynı bu şekilde uyguladım ve tedbiri tesis tarihinden geçerli olmak üzere ihtiyati hacze çevirttim. Mahkemeyi "hüküm sonucunun ne olup olmayacağı" noktasından ikna edebilirsiniz.
Old 02-02-2012, 17:23   #9
oceans17

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
4.Hukuk Dairesi

Esas: 2007/2654
Karar: 2007/4665
Karar Tarihi: 09.04.2007


TASARRUFUN İPTALİ DAVASI - MUVAZAA İDDİASI - MUVAZAA İDDİALARINDA ZAMANAŞIMININ SÖZ KONUSU OLMAMASI - MUVAZAANIN BELİRLENMESİ DURUMUNDA HACİZ VE SATIŞ İSTEYEBİLME YÖNÜNDE HÜKÜM KURULABİLECEK OLMASI

ÖZET: Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır. Muvazaa iddialarında zamanaşımı söz konusu olmaz. Olayda muvazaanın belirlenmesi durumunda, tapu iptaline gerek olmadan alacağın tahsili için haciz ve satış isteyebilme yönünde hüküm kurulabilir.

(818 S. K. m. 18) (2004 S. K. m. 277, 283)

Dava: Davacı Müflis Türkiye İthalat İhracat Bankası A.Ş. İflas İdaresi vekili Avukat Naciye Teker tarafından, davalı Mustafa Çoban vd. aleyhine 17.10.2002 gününde verilen dilekçe ile tasarrufun iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 10.3.2006 günlük kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Karar: Dava, kredi alacağının semeresiz bırakılması amacıyla, dava konusu taşınmazın muvazaalı (danışıklı) olarak devredilmesinden kaynaklanan tasarrufun iptaline ilişkindir. Mahkemece, İİK’nun 284. maddesi gözetilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.

Davacı, istemde bulunurken BK’nun 18. maddesi ile İİK’nun 277. ve devamı maddelerine dayanmıştır. Mahkemece olay İİK’nun 277. ve devamı maddeleri gereğince incelenerek sonuçlandırılmıştır.

Muvazaa, tarafların 3. kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır. Davacı, borçlu davalının borçtan kurtulmak amacıyla taşınmazı diğer davalılara satış gibi gösterdiğini iddia etmektedir. Dava dilekçesinde açıkça muvazaaya dayanıldığı belirtilmiştir. Bu ileri sürülüş biçimi, davanın İİK’nun 277. ve devamı maddelerindeki iptal davasından çok, BK’nun 18. maddesinde açıklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı bir dava olduğunu göstermektedir.

Muvazaa iddialarında zamanaşımı söz konusu olmaz. Olayda muvazaanın belirlenmesi durumunda, İİK’nun 283/1. maddesi benzetme yoluyla uygulanmak suretiyle, tapu iptaline gerek olmadan alacağın tahsili için haciz ve satış isteyebilme yönünde hüküm kurulabilir.

Sonuç: Şu durum karşısında mahkemece, BK’nun 18. maddesi uyarınca genel hükümlere göre dosyanın incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu yönün gözetilmeden hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın, 09.04.2007 tarihinde bozulması gerekmiştir.

KARŞI OY

Dava, açılmış veya açılacak alacak veya tazminat davasını sonuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli (borçlu) davalı ile 3. kişi arasındaki muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davasıdır.

Söz konusu muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında yasa koyucu alacaklıların alacaklarını tahsil edebilmesi için kötü niyetli borçlular ile 3. kişiler arasındaki işlemlerin (tasarrufların) iptali için (kesinleşmiş bir alacağın olması, borçlunun borcunu ödemekten acze düşmesi nedeniyle aciz vesikasının verilmesi, vs.) gibi koşulların bulunması kaydı ile İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenleme yapmış olmasına rağmen, Yargıtay 4. Hukuk Dairemizin sayın çoğunluğu alacak veya tazminat isteği ile açılmış bir davanın varlığını yeterli görerek, İİK’nun 277 ve devam maddelerinde öngörülen koşulların varlığının araştırılmasına gerek görmeyerek açılan davada borçlu (davalı) olduğu iddia edilen kişinin alacak veya tazminatın doğumu tarihine yakın tarihte 3. kişilerle yaptığı hukuki işlemlerin (tasarrufların) BK’nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesi gereğince iptal edilmesi görüş ve düşüncesindedir.

Açılan her davanın yasal dayanağının bulunması ve davanın açıldığı anda davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartlarındandır. Usul ekonomisi de nazara alınarak dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece davanın başında res’en araştırılıp değerlendirilmesi gerekir.

Bu anlamda Dairemizin sayın çoğunluğun görüş ve düşüncesine göre açılan, İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımamasına rağmen sadece BK’nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesine göre kabul edilen, borçlu olduğu iddia edilen kişi ile 3. kişi arasındaki mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında davaların yasal dayanağı ve davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur.

Şöyle ki,

1- İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımayan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında dairemizin sayın çoğunluğunun yasal dayanak olarak kabul ettiği B.K.’nun 18. maddesi, tüm muvazaalı işlemlerde uygulanan genel ve işlemlerin yorumlanması ile ilgili bir madde olup, tek başına bu davaların yasal dayanağını oluşturmaz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairemizin sayın çoğunluğu dahi, BK’nun 18. maddesine dayanılarak hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali ilişkin kararlarda İİK’nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramaktadır. Bu uygulama dahi, BK’nun 18. maddesinin açılan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarının tek başına yeterli bir yasal dayanağı olmadığını göstermektedir. Ayrıca, hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali ile ilgili taleplerde İİK’nun 277-282. maddelerinde düzenlenen ön koşullar açılan davalarda aranmazken İİK’nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramak kanaatimizce çelişkidir.

Yine, Dairemizin sayın çoğunluğunun kabul ettiği görüş ve uygulama doğru kabul edildiği takdirde İİK’nun 277 ve devamı maddelerinin uygulanma alanı kalmaz. Zira, herkes alacak ve tazminat talepleri ile ilgili açtığı davalarda alacak veya tazminatın kesinleşmesini, borçlu (davalının) acze düşmesi nedeniyle aciz vesikası alınması gibi alacağın takibini zorlaştıran koşulları gerçekleştirmeden bu yolla amacına ulaşabilir. Bunun sonucu olarak da İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki düzenlemenin, yasa koyucu tarafından uygulanmamak üzere düzenlendiğini kabul etmemiz gerekir ki bu durum, yargının görevinin yasaları uygulamak olduğuna ilişkin prensibe uygun düşmez.

2- Diğer yandan (alacak veya tazminatın kesinleşmediği, aciz belgesinin alınmadığı, diğer bir deyişle İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların oluşmadığı haller nazara alındığında davacının dava açmakta hukuki yararı da bulunmamaktadır. Halbuki hukuki yarar davanın açıldığı anda var olmalıdır. İleride hukuki yararın var olabilme ihtimali dava açmak için yeterli değildir.

Zira, hukuki işlemin iptali davasının asıl dayanağı olacak olan alacak veya tazminat davasının davacı lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı sonuçlansa dahi borçlu (davalı)nun olup olmadığı, bunların davacı (alacaklı)nın alacağını karşılayıp karşılamayacağı belli değildir. Bu belirsizlik hukuki işlemin (tasarrufun) iptali davasının açılması anında davacı lehine davada hukuki yararın henüz mevcut olmadığını gösterir.

İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların gerçekleşmesine kadar, kötü niyetli borçlu ile 3. kişi ve diğer 3. kişiler arasında iptale konu mal veya hakkın el değiştirmesi ve son hak sahibinin iyi niyetli kabul edilmesi halinde alacaklının alacağını elde edememe gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalabileceği iddiası ve bu yönde açılan davalarda davacının hukuki yararı vardır şeklindeki gerekçe de kanaatimizce doğru değildir. Zira, bu iddia ve gerekçeler yasal dayanağı olmayan davayı kabul edilebilir hale getirmediği gibi, açılacak alacak ve tazminat davaları ile birlikte İİK’nun 264/1. maddesine göre istenecek ve mahkemece kabul edilecek ihtiyati haciz kararı ile yukarda ileri sürülen muhtemel tehlikede ortadan kaldırılabilir. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Aynı tasarrufun iptali için üç ayrı alacaklı tarafından açılan ve bedele dönüşen Tasarrufun İptali davaları sonucuna dair önemli bir içtihat ! Av.Bilgen Savaş Medeni Usul, İcra ve İflas Hukuku Çalışma Grubu 1 11-05-2016 15:18
Müdahalenin men'i davalarında kesinleşme şartı. Av.Sevim Zorlu Meslektaşların Soruları 3 20-03-2014 15:09
Tasarrufun iptali davası ve özel şartı... av.knel Meslektaşların Soruları 4 09-03-2012 14:42
6183 m.24 Tasarrufun İptali Davasında Kamu Alacağının Kesinleşme Şartı Var Mıdır? Av.Turhan Demiroğlu Meslektaşların Soruları 2 10-05-2008 23:02
tasarrufun iptali davasında üç ve dördüncü sıradaki temlikler dava edilebilirmi? yer-sub Meslektaşların Soruları 4 17-05-2007 21:35


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04955006 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.