Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hasta Hakları Hukuki Destek Merkezi (HASDEM) Hasta Hakları Hukuki Destek Merkezi (HASDEM), THS Hasta Hakları Çalışma Grubu projesidir. Bu foruma siteye üye olmadan soru gönderilebilir ancak forum sadece hasta haklarına ilişkin konulara açık olup, diğer hukuki soru ve sorunlar alanda yayınlanmaz. [HASDEM Portalı]

Bcg- İhmaller – YanliŞ TeŞhİs Ve ÖlÜm

Yanıt
Old 13-01-2011, 03:17   #1
ahmettürker

 
Varsayılan Bcg- İhmaller – YanliŞ TeŞhİs Ve ÖlÜm

BCG- İHMALLER – YANLIŞ TEŞHİS VE ÖLÜM

Oğlum 1989 Rize-Çayeli doğumlu. NSD ile 5 kg olarak Çayeli Devlet hastanesinde sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Göğüs bölümünde kemik deformitesi vardı. Tüm aşıları zamanında yapıldı .
Ekim 1989 Rize verem dispanserince BCG aşısı yapıldı sonrasında lenf adenit (BCG itis) gelişmiş, Rize verem dispanserince INH verilmiş 6 ay eksiksiz kullanılmış. Sol koltuk altındaki apse iyileşmemiş cerrahi yöntemle direne edilmiş uzun bir zaman iyileşme sağlanamamış. Sol kolda, sağ kola göre gelişme farkı görülünce Rize Devlet hastanesine gidilmiş, KTU farabi tıp fakültesine sevk edilmiş.
1992 tarihinde KTU farabi tıp fakültesince muayyene edilmiş 2 ay boyunca teşhis konamamış kemik biyopsisi önerilmiş tarafımızca kabul edilmeyip İTF (çapa) ya sevk edilmiş.
Haziran 1994 te ITF çocuk hastalıkları endokrinoloji ABD na gelinmiş tektiler için yatırılmış. Üz dr: F. B, prof: F D, prof: H G tarafından takip edilmiş Tüm yukarıdaki hikaye hekimlere anlatılmış. (epikrizlere hikaye kayıtlı) tetkikler sonucunda camurati engelman sendromu teşhisi konmuş tedavisi olmamasına karşın yakın tedavi olarak steroid (flantadin ) kullanılmış. Geçen yıllar içerisinde zaman zaman yatırılmış ( tüm epikrizler mevcut) osteoporoz olmuş pamidronat (aredia) verilmiş tedavi bu şekilde 13 yıl steroid tedavisi sürmüş. Zaman zaman ödemler gelişmiş sistemik olan camurati engelmana bağlanmış.
Bu süreçte karaciğer ve dalak büyüklüğü, crp de yükseklikler, anemik tablo gelişmiş yine camurtti engelmana bağlanmış. Osteoporoz z skoru -6 seviylerine geldiğinden storoid tedavisi aile isteğiyle kesilmiş. 2005 te sol omuz üzerinde yeniden bir ödem oluşmuş teşhis konamamış camuratti engelman sendromuna bağlanmış. Kontrol için yine polikliniğe defalarca gidilmiş. 1994 – 2007 tarihleri arasında ITF çocuk hastalıkları Endokrinoloji ABD tarafından takıp ve tedavi edilmiş. Epikrizi olan 11 yatış yapılmış.
Oğlum 18 yaşına geldiğinden 2009 tarihinde ITF iç hastalıkları endokrinoloji servisince konsulte edilip kabul edilmiş takipi bu serviste Prof: R T tarafından yapılmasına karar verilmiş. Zaman zaman prof: R T tarafından değerlendirildi herhangi tedavi önerilmedi.
Nisan 2008 - Samatya eğitim ve araştırma hastanesine gidilmiş bir sağlık raporu düzenlenmesi istenmiş 04 nisan 2008 endokrince konsulte edilmesi istenmiş. Dr A K Ü tarafınca görülmüş şikayetler anlatılmış elde ayakta burunda ve alında olan ödemler ısrarla anlatılmış önemsenmemiş.
Temmuz 2009- tarihinde Cerrahpaşa KBB polikliniğine gidilmiş, (alın ve burun üzerindeki apse anlatılmış, göz kenarından zaman zaman burun üzerindeki apsenin aktığı söylenmiş) Doc. Dr: E İ tarafınca muayyene edilmiş, burun içi görüntülendi BT istenmiş ( bt de kemik erozyonu olduğuna dair belirtiler vardı) alın ve burun apsesinden kültür alınmış normal kültürde negatif sonuç çıkmış ( tüberküloz tetkiki istenmemiş). Bir tedavi önerilmemiş takibine karar verilmiş.
Ocak 2010 - tarihinde Cerrahpaşa iç hastalıkları endokrinoloji polikliniğine oradan da
yatışına karar verildi, servisine gidildi, Büyüme ve gelişme geriliği, el ayak burun ve alındaki ödemler anlatıldı bu yönde bir tedavi yapılması istendi. Burada sadece büyüme geriliği ele alındı, ödemler önemsenmedi. Camurati engelmanla ilintili olduğu düşünülerek, İTF iç hastalıkları endokrinde Prof: R T nin konsulte etmesi istendi ( epikriz mevcut).
2010- El, ayak, burun ve alında ödemler gelişmiş durum, muayeneye gelindiğinde ilgili hekime (prof: R T) anlatılmış, tüm ısrarıma rağmen ödemler üzerine durulmamış, büyüme ve gelişmesi üzerine tektiler yapılmış, ITF ortopediye konsulte edilmiş. Prof: L E tarafınca ameliyata gerek olmadığına dair bir yazı yazılmış. Prof: R T tarafınca takip edilmekte olan oğlum , yeterli ilgiyi göremedi.
13 10 2010 Tarihlerinde Üst batın bölgesinde şişlik hassasiyet ve ataş oluşması neticesinde, Bağcılar araştırma hastanesi acil servisine gidilmiş, yapılan batın usg ve BT sonuçlarında dalak ve karaciğer büyük, sağ alt batında apse tespit edildi. üniversite hastanesine gidilmesi söylendi. Cerrahpaşa tıp fakültesi ve Yedikule göğüs hastalıkları hastanesinde yer olmadığından;
19 10 2010 Tarihinde ITF Acil dahiliyeye gelindi tetkikler yapılarak servise alındı batın apsesine dren takıldı apseden TBC kültürü yapıldı ARB ++++ (pozitif 4) tespit edildi 4 lü tüberküloz tedavisine başlandı. Periton tüberkülozu teşhisi kondu.
26 10 2010 Tarihinde ITF Göğüs hastalıkları tüberküloz servisine yatışı yapıldı. Prof: Z K ve Dr: M E tarafından takıp ve tedavi edilmeye başlandı. İNH 300 mg tb, RIF 450 mg tb ETM 1250 mg tb, PZN 1500 mg tb 4 lü tedavi ye devam edildi.30 gün boyunca yüksek ateş, batında yüksek asside, akciğerde sıvı toplanması, Kardiyak depresyon, yüksek nabız, son 1 hafta sürekli kusma, çeşitli semptolar gelişti. Çeşitli tetkikler yapıldı ateşe karşı 3 değişik antibiyotik ampirik olarak kullanıldı.
13 12 2010 tarihinde ani gelişen septik şok netiçesinde reanimasyon konsultesiyle mudahale edildi entübe edilerek reanimasyon servisine alındı. ( epikriz mevcut).
13 12 20 tarihinde yoğun bakımda hipotansiyon neticesinde kalp durdu yeniden çalıştırıldı. 4 lü tedaviye NG olarak devam edildi.
15 12 2010 Batın bölgesinden ameliyat edildi yüksek kanama ve yapışıklık neticesinde sadece batındaki apse boşaltıldı, ameliyata son verildi ameliyat packing yontemiyle kapatıldı.
19 12 2010 Tarihinde NG olarak alınan 4 lü tedavinin çok yararı olmayacağından aile tarafından Rifadin İV , İzoniyazid İV yurt dışından getirtildi dozu ayarlandı enfeksiyonda düzelmeler olmasına karşın yüksek doz inotrop destek verilmekteydi.
27 12 2010 Tarihinde gelişen Kardiyak arrest neticesinde tüm mudahalelere rağmen 21 yaşındaki oğlumu kaybettim.

MUTASYON
Mutasyon, canlının genetik yapılarında meydana gelen değişmelerdir. Bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasının sağlayan genetik şifre herhangi bir nedenden dolayı (X ışını, radyasyon (cernobil 1986), ultraviyole, bazı ilaç ve kimyasal maddeler, ani sıcaklık değişimleri ) bozulabilir. Bu durumda DNA’nın sentezlediği protein veya enzim bozulur. Böylece canlının, proteinden dolayı yapısı, enzimlerinden dolayı metabolizması değişebilir.

CAMURATİ ENGELMAN SENDROMU
Mutasyonla genlerde olan değişiklikler nedeniyle Uzun kemiklerde kortek değişiklik gösteren osteokandro displaziler gurubundan ilerleyici kalıtsal bir hastalıktır.Gen haritası çıkartılmıştır. Süt çocukları ve her yaşta görülebilir. Yürüme güçlüğü bacaklarda ağrı şeklinde kendini gösterir. Beslenme güçlüğü, bağışıklık sistemi zayıflığı ön plandadır.
Tedavisi olmamakla birlikte kortizon denenebilir. (ölümcül olmayan bir sendrom)

DEĞERLENDİRME
1986 Çernobildeki nükleer patlamayla ilgili Devlet hiçbir önlem almıyor.
1- Fiziki kusuru bulunan (bağışıklık sistemi zayıf) bir çocuğa tetkik yapılmadan BCG aşısı yapılıyor.
2- 1989 da İNH tedavisi verilmesine karşın, aileye çocuğunuz BCG aşısından dolayı tüberküloz olduğu söylenmiyor
3- lenf adenit sonrası kullanılan 6 aylık İNH yeterlimiydi ?
4- Haziran 1994 -2007 tarihleri arasında ITF coc. Sağl. Endokrince hikaye bilinmesine karşın steroid kullanılıyor tüberküloz yönünde tetkik yapılmıyor.
5- Gelişen ödemler, crp yüksekliği karaciğer ve dalak büyüklüğü, beden zayıflığı , gece terlemeleri söylenmesine rağmen gidilinen kurum ve hekimlerce hiçbir şekilde tüberküloz şüpesi düşünülmüyor.
6- 2010 ITF Göğüs hstkl tüberküloz servisinde Beslenme sorunu olan bir hastaya 4 lü ilaçların intra venöz ( ampul formu) olmasına karşın tabletle tedavi ediliyor. (ampul formları Türkiyede yok. Dünya sağlık örgütünün, veremle savaşta ciddi ve sindirim sistemi problemi hastalar için sıvı formunun her ülkede bulunması görüşü var)
7- Aynı serviste septik şoka giden bir tablo oluşmasına karşın, önleyici hiçbir tedbir alınmıyor. (Geceleyin servis katında doktor ve hemşire yok. Yine aynı serviste uzman doktor yok)

YARDIM
1- AVUKAT ARKADAŞLARDAN RİCAM, HUKUKSAL OLARAK NE YAPABİLİRİM, NASIL BİR YOL İZLEMELİYİM, HANGİ KURUMLAR VE KİŞİLER İHMAL VE HATA YAPMIŞ (Maddi ve manevi dava açmak istiyorum)

2- DOKTOR ARKADAŞLARDAN RİCAM, KENDİMCE YAPMIŞ OLDUĞUM DEĞERLENDİRME DIŞINDA İHMAL VE HATALARA EKLENECEK BAŞKA UNSURLARIN OLUP OLMAYIŞI.
Old 14-01-2011, 17:09   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sn.Katılımcı

Dosyanız hakkında görüş oluşturabilmek içimn konu hakkında uzman görüşü ile başlangıç yapmanın uygun olduğunu düşünüyorum.

Kişisel önerim tüm tıbbi dosya kapsamının onaylı bir örneği ile Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalına başvurarak ilgili uzmanın görüşünün de yer aldığı kusur ve sorumluluğa ilişkin bir rapor hazırlanamsının istenmesidir.

Alınacak rapor izleyeceğiniz yol konusunda size kılavuzluk yapacaktır.

Eğer kusur tespit edilecek olur ise idari ve adli başvurularınızı yapabilirsiniz.

Bir avukattan her aşamada hukuki destek almanızı öneriyoruz.
Old 14-01-2011, 20:30   #3
ahmetturker

 
Varsayılan Bcg- İhmaller – YanliŞ TeŞhİs Ve ÖlÜm

Söylediğiniz doğrultuda girişimlere başladım.

Cevap için teşekkür ederim.
Old 02-02-2011, 01:49   #4
Nur Deniz

 
Varsayılan

Sayın Konuk öncelikle başsağlığı diliyorum. Birkaç kez mesajnızı okudum, ne kadar yorulduğunuzu ve emek sarfettiğinizi gördüm.

Değerlendirmelerinizin tümüne katılmakla birlikte, doğru teşhisin konulamaması nedeniyle yaşanan can kaybı başlı başına bir hasta hakkı ihlalidir. Sayın Kayar'ın mesajına aynen katılıyorum.

Ek olarak katta bulunmayan hemşireyi ve doktoru hastanenin hasta hakları birimine doğrudan ya da bulunduğunuz ilin sağlık müdürlüğüne internet üzerinden şikayette bulunabilirsiniz. Ve yine hastanenin güvenlik kamerasından katta bulunmadıklarının kaydını ispatlayabilirsiniz.

Saygılarımla.
Old 02-02-2011, 20:59   #5
ahmetturker

 
Varsayılan Tşklr

Nur hanım, görüş için teşekkür ederim.
Adli tıptan bilir kişi raporu istedim dosya uzun olduğu için inceleme devam ediyor. Bölgeden sorumlu savci ile görüştüm, bu dava bir kamu davası olabilirmi diye, yanı başında bulunan bir avukatı işaret ederek deneyimlidir açıklama yapsın dedi, dinledim. Söylediği şunlardı. Uzun bir zaman ve bol para harcarsın. Kamu davasıda olabilir takibi şikayete bağlı bir suçta olabilir net birşey denmedi. Elbette bir avukatla birlikte bu işlem devam etmeli, adli tıp raporu sonrası bir avukatla sürdürmeyi düşünüyorum.
Old 04-02-2011, 00:21   #6
hukuksever_dr

 
Varsayılan İhmal Yok Sanırım-BCGnin Suçu Ne?????

Sayın Konuk;
Çocuğunuza Allah rahmet eylesin.
2005 yılında crp yükselmesinin tüberküloz ile ilgisi olduğunu düşünmek imkansız. 2005'te var olan ancak teşhis edilemeyen bir tüberküloz hastası bu kadar uzun süre yaşamazdı, ki bu hastanın bağışıklık sistemi zayıf birde kortizon kullanıyorsa. Tüberküloza ait ilk belirti belki (belki diyorum) temmuz 2009'da ki akıntılı apseler olabilir. Hastanıza kesin Tüberküloz teşhisi konması ise 19.10.2010. Bu tarihten sonra yapılan tedavi ve uygulamalarda bence hiçbir tıbbi hata yok. Standant tedavi başlanmış. Damardan tüberküloz ilaçları kullanmak ülkemiz için sıra dışı bir uygulama, bunu yapmadı diye hiçbir doktor suçlanamaz. Bu tedaviyi yapanlar yılların tüberküloz uzmanları.
Suçlu aramak istiyorsanız temmuz 2009 ile 13.10.2010 tarihleri arasına bakın. Bu tarih aralığında tüberküloz belirtisi vardı da bunu bir doktor göremedi ve atladıysa hastanın geç teşhis konmasına sebebiyet vermiştir. Anlattığınıza göre bu tarih aralığında CTF Endokrin'de yatmışsınız. Ben sizin dosyanızı incelemekle görevli hakem heyetinde bir doktor olsaydım CTF Endokrin yatışdosyasını açar SEdimentasyon ve CRP tetkikleri istenmiş mi ona bakardım, istenmişse sonuçları normalse dosyayı kapatırdım. İstenmemişse yine dosyayı kapatırdım.CRP, Sedimentasyon istenipte yüksek idi ancak üzerinde hiç durulmamış ise o zaman kararımı verirdim. CTF'de sedim, CRP yüksek olduğu görülmüş ancak bunun için belli başlı tetkikler yapılmış ancak sebebi açıklanamamışsa yine dosya kapanırdı. Çünkü Ocak ayından sonra tam 10 ay geçmiş bu arada hastanın bir çok şikayeti olmuştur tüberküloz belirtisi olarak. Bu 10 aylık sürede hiç doktora gidilmediği anlaşılıyor. Bu 10 ay içerisinde hastanın hiç ateşinin olup olmadığı, iştah durumu, kilo durumundan bahsedilmiyor. Ödemler değilde bunlar daha basit ancak daha dikkat çekici belirtilerdir. Bu belirtileride sanırım hastayı en iyi bilen ailesi fark edebilir di!!!!!

Size Allahtan sabırlar diliyorum. Psikolojinizi anlıyorum, yılların verdiği bir üzüntünün ve yorgunluğun birikimi çocuğunuzun vefaatı ile iyice artmış. Önce psikiatrist yardımı almalısınız, sakin kafayla daha sağlıklı düşüneceğinizi umut ediyorum. Sonuna kadar açık olan hukuki yollar yeni bir üzüntü kaynağı ve yıpratıcı bir süreç olmasın.
Old 13-02-2011, 12:01   #7
ahmetturker

 
Varsayılan crp - sedimentasyon

19 01 2010 xx endokrinoloji lab. isteği.

sedimentasyon 30 dk: 68 mm
sedimentasyon 1 saat: 135 mm
sedimentasyon 2 saat 154 mm

crp mono: 98.1 mg/l

Alkali fosfataz: 204 u/l

(epikriz den alıntı)
Hastalık aktivasyonu olarak takıp edilen sedim ve crp değerleri yüksek olan hastanın kronik hastalık anemisi ile uyumlu bulguları mevcuttu hastalık takibi için hasta İTF iç hastalıkları endokrinoloji hekimlerinden Prof dr: RT ile konsulte edilmek üzere hasta önerilerle taburcu edildi, deniliyor.
Old 13-02-2011, 22:44   #8
yyyasemin

 
Varsayılan

Ahmet bey,
Tıbbi boyutta evet veya hayır diye bir açıklama yapamayacağım. Bilirkişi raporuyla herşey eminim ki açığa çıkacaktır. Tıbbi bilgi gerektiren bir çok cümle kullanmışsınız. Hekim gözüyle bakamayacağım. Tıbbi bir hata var mı ancak konunun uzmanları belirtebilir.
Hukuki süreçte Habibe hanımında dediği gibi bir avukattan (konusunda uzman)destek alın. Böylelikle süreç kolay atlatılır. Uzun süreceği kesinlikle doğru ama çok paranız gider diyen memleketinizdeki avukata katılmıyorum. Belirli ücret vardır o alınır sizden.
Şayet hekimin ve-veya hastahanenin tedbirsizliği dikkatsizliği varsa ; ihmalleri söz konusuysa davanızı açmanızı öneririm. Uğradığınız maddi ve manevi kaybı talep edebilirsiniz.
Yanlış teşhis koyulduysa, evraklar, raporlar saklandıysa işin rengi değişir ve cezai boyutta bir inceleme gerekir.
Elinizdeki tüm belgeleri (hastaneye girdi çıktı, ödenen dekontlar, reçeteler, tetkik raporları v.s) kendinizde bulundurun. Tedbir olması açısından mutlaka birer örneği sizde hep dursun.
Ortada bir hata var ise hukuki haklarınızı sonuna kadar isteyin.
Tekrar söylüyorum: Hata, kusur, ihmal, tedbirsizlik v.s hekimin, hastanenin, hastane çalışanının kimin ise birine veya hepsine hukuki yolla tüm haklarınızı maddi manevi tazminatla, ceza davası gerektiriyorsa bu yolla alabilirsiniz.
184 SABİM sağlık bakanlıgının bu bırımıne başvurmanızı onerırım.
Hasta hakları birimine basvurmadınız denilmemesi için bir dilekçe ile başvurunuzu yapın.
Bulunduğunuz il de ki İl Sağlık Müdürlüğüne de isterseniz başvurabilirsiniz.
Ortada bir suç varsa ve ihmal varsa hak yerini bulsun.
Av. Yasemin GÜLLÜOĞLU (L.L.M-still PHD)
Old 27-02-2011, 23:57   #9
BALDIRAN

 
Varsayılan

Kanımca özellikle Temmuz 2009 tarihinden sonraki süreçte, ilgili hekimlerin, sedece belli bir noktaya odaklanmasından, hastadaki diğer bulguları gözden kaçırmasından kaynaklanan ihmaller zinciri söz konusudur ve bu bir tıbbi uygulama hatasıdır, bu konuda size Adli Tıp Uzmanı daha yararlı bilgiler verecektir, bu taksirle ölüme sebebiyet verme suçuna vucut verebilir savcılığa başvurmanızı öneririm, böylelikle delilleri toplamanız daha mümkün olacak, hatta hatta ilgililer hakkında idari soruştuırma açılması sağlanmış olacaktır diye düşünüyorum.Başınız sağolsun.
Old 01-03-2011, 23:13   #10
ahmetturker

 
Varsayılan Adli Tıp Görüşü

01 Mart 2011 tarihinde adli tıp kurumuna çağrıldım, dosyayı inceleyen ilgililerle görüştüm. incelemeler neticesinde dosya hakkında bir görüş oluşturulmuştu, bu görüşü benimle paylaşmakla yetindiler bir rapor düzenlenmedi. Özetle görüşleri;
DAVAYA OLUMSUZ YÖNDE ETKİ EDEN UNSURLAR
- 20 yılı kapsayan geniş bir zaman dilimin oluşu,
- 3 ayrı hastane ve bir den çok hekimin bu süreçte yer alması.
- Hekimlerin hastaya teşhis koyamamada benzer davranışları göstermeleri. (ortalama hekim bakışı)
- Var olan sendromun, Tüberküloz semptomlarıyla benzerlik göstermesi. (Tüberküloz belirtilerini gizlemesi)
- Net bir ihmal varlığının olmayışı, şeklindeydi.
Yinede dava açabileceğim söylendi.

DAVAYA OLUMLU YÖNDE ETKİ EDEN UNSURLAR
- Net olmayan ihmallerin var oluşu,
- 1989 da, BCG aşısı sonrası gelişen lenf adenit ve inh alınması hikayesinin hekimlere anlatılması ve epikrizde yer alması.
- 1994 - 1995 te yapılan PPD değerlerinin verem dairesi değerlerinin üzerinde oluşu ve bu yönde bir araştırma yapılmaması.
- CRP ve SEDİMENTASYON yüksekliğinin oluşu ve bir çok tetkikin enfeksiyon varlığını işaret etmesi.
- Hatanın klinik bulgularının ( kilo, görünüm, halsizlik, anemi, dalak büyüklüğü, terleme) tüberküloz yönünde araştırma yapılmasını düşündürecek değerlerde olması.
- Bu konumdaki bir hastaya kortizon verilmesi.
-2009 tarihinden sonra Hastayı takip etmekte olan Prof Dr: R T nin tüm söylemlere rağmen (tüberküloz) semptomların üzerine durmayışı.
- Ekim 2010 da tüberkülozun teşhis edilmesi sonrası verilen ilaçların kan düzeyine bakılmaması, klinik olarak ilaçların emiliminin olmadığı fark edilmesine karşın alternatif aranmayışı. dirençli olan İNH a karşın ilaca devam edilişi, başka bir TBC ilacının listeye eklenmeyişi.
- Tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçların ilk iki tanesinin sıvı formunun olmasına karşın (Türkiye’de yok) tabletle tedaviye devam edilmesi. sıvı formlarının varlığından, tedaviyi yapmakta olan hekim, Verem savaş daire başkanlığı, farmakoloji, enfeksiyon haberdar değiller. Oysaki dünya sağlık örgütü tüberkülozla mücadelede bu formların bulundurulması yönünde görüşü var. (aile tarafından tabletlerin hammaddesi sonuna intra venoz yazılarak internette aranılması bulunması hastanın kaybedilmesinden 8 öncesine 2 gün içerisinde getirtilmesi sağlanabildi, bu işle uğraşan hekimler bundan haberdar değiller)
- septik şoka girmekte olan hastanın semptomları isabetli değerlendirilmiyor, kardiyak depresyonu, duygu durum depresyonuyla karıştırılarak SSRI ilaçlarıyla tedavi edinilmeye çalışılıyor.
- Tedavi süresince yüksek olan ateşten dolayı, tüberküloz dışı enfeksiyonun olmadığı kültürlerle tespit edilmesine karşın, deneme amaçlı (ampirik) 3 değişik antibiyotik 30 günü aşkın kullanılıyor.
- Tüberküloz servisinde 45 gün boyunca uzman doktorun olmaması. takibi asistan doktorun hocasına danışarak devam ettirmesi. Gece boyunca Servis doktorunun ve hemşiresinin serviste bulunmayışı. (Acil durumlarda bir üst kattaki servisten telefon marifetiyle doktor ve hemşire haberdar ediliyor)



--Sizce böyle bir davada şansımız nerelerde???

Değerli görüşler için herkese teşekkür ediyorum.
Old 08-03-2011, 12:05   #11
Opioid

 
Varsayılan

Öncelikle baş sağlığı diliyorum Ahmet Bey;

Davaya olumlu yönde olanları okuyunca bir doktor olarak
çok üzüldüm.Anlattığınız hikaye elbette kopuktur ve
bütün süreci tam anlamıyla bilemeyiz.Fakat Adli Tıp
Kurumu'nun önlerinde tam bir hikaye metni vardı.
Şunu söyleyebilirim ki; muhtemelen İhmal var, geç tanı koyma var,
şüphelenmeme var.. Davanızda başarılar.
Tekrar Allah rahmet eylesin.
Saygılarımla..
Old 21-03-2011, 17:00   #12
hukuksever_dr

 
Varsayılan CRP, Sedim

Önceki yazımda 2009 ila 13.10 2010 tarihleri arasına yoğunlaşın, teşhisteki gecikme bu arada hastayı muayene eden veya hastaneye yatıranlar sorumludur diye belirtmiştim. Ocak 2010da yattığı Endokrinoloji servisinde CRP ve Sedimentasyon bakılıp bakılmadığı önemliydi. Sonuç olarak bu iki tetkikin bir enfeksiyon hastalığı düşündürecek kadar yüksek olduğunu yazmışsınız. Sedimentasyon ve CRP tetkikleri vücutta iltihabi bir olay olduğunu söyler ancak bu iltihabın nerede olduğunu ve bu iltihabi olayın sebebinin ne olduğunu söylemez. Bunun sebebinide bu tetkiklerin yüksek olduğunu gören doktorlar araştırıp bulmak zorundadır. Bunun için hastanın şikayetlerine göre tetkikler yapılır.Basit bir bademcik iltihabıda bu değerleri iszin hastanızınkinden daha yüksek yapabilir. Ancak bademcik iltihabı olan hasta zaten buna ait belirtiler verir. Sedimentasyon ve CRP yüksekliği olupta belirgin bir hastalığa ait şikayetleri olmayan hastalarda tüberküloz, bruselloz gibi yavaş seyirli enfeksiyon hastalıkları bakılacağı gibi bazı kanser türleri ve bazı romatizmal hastalıklarda tetkik edilebilir. Bu tamamen hastayı değerlendiren doktorun hastada şüphelendiği duruma öncelik verip ona göre tetkikleri yönlendirmesi ile olur. Standart bir tetkik sırası yoktur.
Sonuç olarak Ocak 2010'dan hastanız ileri tetkik edilmeliydi veya Endokrinoloji hastanızı diğer bölüme sevk etmeliydi. Tetkik edilmediği için teşhis hastalık çok ilerlemiş bir hale gelince teşhiş edildi.Teşhisten sonra yapılanlar ise normal standart tüberküloz tedavisi. Adli Tıp raporundaki tüberküloz ilaçlarının damardan formu kullanılmaması hatalıdır denmesi bence kabul edilebilecek bir şey değil. Adli Tıpta rapor verenler tüberküloz uzmanları kadar tüberküloz tedavisini bilmezler.
Old 27-03-2011, 01:23   #13
ahmetturker

 
Varsayılan cevaplar için teşekkürler

verdiğiniz her cevap bana farklı bir bakış açısı sağlıyor, halen farklı bir fakültenin adli tıp ABD da dosya inceleniyor. zaman aşımına uğrayan bölümleri göz ardı ederek, son dönemlerde ihmle sebebiyet veren kısımlara yoğunlaşılarak inceleme yapılıyor.
Old 12-08-2011, 00:59   #14
ahmetturker

 
Varsayılan

C.ve i. tıp fakülteleri adli tıp ABD larına farklı zamanlarda muracaat edip bilir kişi raporu istedim, iki birimde ihmal olmadığı kanısına vardılar.

Aynı zamanda B.e muracaatım oldu, C., i tıp fakültesi ve s. araştırma hastanelerine b.ce yazı yazıldı,

verilen cevapların bir süretleride bana gönderildi, s. ve i. tıp devam etmekte, c.dan gelen cevabi yazıda, oğlumun yatışı sonrası epikirizi ve tetkikleri içermekte, epikirizin crp ve sedimantasyon değerlerini içeren bir paragraflık bölümü çıkartılarak bimere ve bana gönderildi.

Oğluma ait olan dosyaları incelediğimde c. tarafından bana verilmiş epikirizle karşılaştırdığımda yazıdan bilgilerin çıkartıldığını gördüm, durumu görüşmek için cerrahpaşa yazı işleri müdürüyle görüştüm onlarda karşılaştırma yaparak haklı olduğum kanısına vardılar, kurum içi gereğinin yapılması için durumu anlattığım bir dilekçe verdim. Bu durumla ilgili bilginin gizlenmesi ve bimere eksik bilgi gönderilmesi bir suç olsa gerek, bu konuda hukuksal olarak ne yapabilirim ?

Ayrıca Üniversite Adli tıp birimleri hata olmadığı görüşünde. Ben konunun çok araştırılmadığını, yanlı karar verildiğini düşünmekteyim.

Nihayetinde Sağlık bakanlığı rutin bir aşı yapıyor, bağışıklık sistemi zayıf olan oğlum tüberkiloz bakterisini bcg aşısı sayesinde bedenine alıyor, aile olarak yıllarımızı verdik, göz göre göre bilindik verem hastalığını teşhis edemediler 18 yıl boyunca takıp edilmesine karşın. ve biz oplumuzu kaybettik, bukadar kolaymı, hata yok demek. Aşı yapılmasaydı oğlumuz yaşıyor olacaktı, onuda geçtim doktorlar doğru teşhis koysalardı yine yaşayacaktı, bukadarmı zordu verem teşhisini koymak?

Bütün bunlara karşın ben bu süreç sonrasında nasıl bir hukuksal süreç sürdürmeliyim ?
Old 12-08-2011, 22:34   #15
hukuksever_dr

 
Varsayılan BCG ile Verem Bulaşmış olsa dahi!!!

Sayın Konuk;
Daha önce de cevap yazmıştım. Ancak anlayamadığım tek bir konu; Neden hala BCG aşısı ile uğraşıyorsunuz. Çocuğunuza aşı yapan, yaptıran, bunu temin eden kurum taa en tepeye kadar yani sağlık bakanlığı ve bunu tüm dünyaya öneren Dünya Sağlık Teşkilatına kadar hiç bir kişi ve kurum hatalı değildir. Anlamadım ki neden BCG'ye takmış durumdasınız. O kadar eskiden suçlu ararsanız hiç bir sonuç elde edemezsiniz. Daha önce dediğim gibi çok eskiye gitmeden olayın son 1 yıl içindeki (varsa!!!) ihmaller üzerine yoğunlaşın.
İkincisi siz ne iş yapıyorsunuz, eğitiminiz nedir bilmiyorum ama tüberküloz dediğiniz hastalık tıp ne kadar ilerlemiş olsada halen bir doktorların en büyük belalısı. Bizi resmen ters köşeye yatıran bir hastalık. Hastalık öyle sizin yazdığınız gibi teşhis edilmesi kolay değil. Şahsen ben uzmanlığımı aldığım üniversitede (türkiyenin en önce gelenleinden biri) bu hasta kesin tüberküloz deyipte aylarca uğraştıktan sonra teşhis koyabildiğimiz vakalar oldu. Hastalığı kesin ispatlamadan ilaç da başlayamıyorsunuz.
Aşı yaptırmasaydık oğlumuz yaşardı mantığı için söylenecek hiçbir yorum yok. En başından yanlış.
Diğer konularda yazdıklarınız dosyadan çıkarılan bilgiler v.s için zaten gerçek böyle ise hukuk bunu zaten ortaya koyacaktır. Bu zaten bir suç.
Daha önce de dediğim gibi 2009'dan sonrası önemli. BCG aşısı olup tbc bakterisini kapmış olması 2009 yılına kadar hastalık aktif olarak devam etmişti ama teşhis edilemedi diyemeyiz. Bu çok uzun bir süre, tbc bu kadar uzun sürede çokdan ölümcül olurdu.
Son söz; Evet tüberküloz teşhisi hastalık klasik akciğer tutulumu değil ise bazen gerçekten bu kadar zor olabiliyor.

Allah sabırlar versin.
Old 13-08-2011, 04:59   #16
ahmetturker

 
Varsayılan

Oğlumu kaybetmeme neden olan, ailemizi sarsan bu yazıyı yazmama sebep olan, sıkılmış bir kurşundan farkı olmayan aşıdan bahsetmem BCG aşısına taktılıp kalmam şeklinde değerlendirilmemeli. Endemik ülkeyiz kabul, aşı yapılmasında demiyorum. Aşıyı yapıyorsa bir kurum yıllar sonra zararınıda kabullenmeli.
(Uni mezunuyum, fotoğraf sanatıyla uğraşıyorum, 10 a yakın yenilik ve buluşum var, tüm bilimdallarıyla amatorce ilgilenirim, tıp dahil) TBC yi anlamaya çalıştım bir adımdaha ileri taşıyarak, çocukluk çağlarında tbc hızlı seyirlidir denir, oysa tbc olan aynı zamanlarda kortizon alan bir hastada tbc hızlı veya yavaş seyirlidir diyecek bir tıpta yok nede yazılmış bir makale var. Araştırılması için ITF araştırma yapan bir hekime kortizon ilave edilmiş bir kültürde tbc bakterisinin davranışının nasıl olabileceğini incelemesini rica ettim, olumlu baktı - mantıklı buldu, ülkemizde idealist insan sayısı az denecek kadar, sonuçsuz kaldım.
Enfeksiyon varlığı olan bir hastada nedeni bulunamıyorsa ilk akla gelen tbc olmalıydı, bu şekilde bir yaklaşım mesleğini seven hekimlerin yaklaşımı olurdu. Akciğer dışı tbc nin teşhisinin zor olduğu bilincindeyim, ama imkansızda değil.
Konuya detaya inmeden bakacak olursak, yapılan bir aşı, bulaşan bir bakteri, teşhis edilemeyen bir hastalık ve kaybedilen bir CAN var. Sorumlusu ne biz nede oğlumuz.
Benim istediğim, ölüme neden olanların kusurları kadar kanunlar çerçevesinde (bedeli karşılığında üstlendikleri görevi kusurlu yapmalarından dolayı) yaptırım almalarından başka bir şey değildir.
Hukuksal olarak nasıl bir süreci sürdürmeliyim, cevaplarınız yol gösterici teşekkürler.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Ölüm tespiti davası , sadece ölüm yılının bilinmesinin yeterli olmayışı? sailor1981 Meslektaşların Soruları 11 11-04-2018 12:46
YanliŞ Ödenen Faturanin Gerİ İadesİ alev Meslektaşların Soruları 1 26-10-2010 13:43
YanliŞ İĞne splendid34 Meslektaşların Soruları 7 16-02-2009 19:40
Uyap e-takip'te FAİZ ORANLARI YANLIŞ Av. Süleyman Emre Ötün Hukuk ve Bilgisayar Yazılımları 2 27-11-2007 09:14
YanliŞ Adres Ve Beyan avukat1980 Meslektaşların Soruları 1 13-07-2007 14:28


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05391908 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.