Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Adli Yargı mı ? İdari Yargı mı ? Maddi Manevi Tazminat

Yanıt
Old 14-09-2007, 14:08   #1
cesur_yürek

 
Çözüm Adli Yargı mı ? İdari Yargı mı ? Maddi Manevi Tazminat

Merhaba değerli meslektaşlarım.Devlet hastanesine bağlı olarak çalışan doktorun yaptığı ameliyat sonrası müvekkilim sakat kalıyor. Doktorun kamu görevlisi olması nedeniyle
tam yargı davası adı altında idari yargıda Sağlık Bakanlı'ğı aleyhine dava açmayı düşünüyorum.Yüksek mahkeme kararlarını incelediğimiz zaman görüyoruz ki doktorun kişisel kusuru nedeniyle adli yargıda doktor aleyhine maddi manevi tazminat davası açılabiliyor.Hangi yolu seçmeliyim ve ne yapmalıyım ? Katkılarınız için şimdiden teşekkürler.
Old 14-09-2007, 14:29   #2
miss_lawyer

 
Varsayılan

idari yargıdan ziyade doktorun kişisel kusuruna dayalı davanın daha lehe sonuç vereceğini düşünüyorum..
Old 14-09-2007, 14:47   #3
cesur_yürek

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan miss_lawyer
idari yargıdan ziyade doktorun kişisel kusuruna dayalı davanın daha lehe sonuç vereceğini düşünüyorum..

Bu şekilde düşünmenizi sağlayan gerekçelerinizi ve nedenlerinizi yazarsanız memnun olurum.

Saygılarımla ..
Old 14-09-2007, 15:47   #4
filorinalı 1

 
Varsayılan olayın özelliklerine göre değerlendirin.

Öncelikle doktor ile ilgili olarak Yüksek Sağlık Kurulu raporları ve bir ceza mahkemesi kararının önem taşıdığını düşünmekteyim. Zarar doktorun idari yetkilerini kullanırken değil, tıp sanatının uygulanması sırasında meydana gelmektedir. Doğal oarak doktor ile ilgili dava adli yargı da görülecektir. Açılan dava sonucunda tahsil kabiliyeti ve kolaylığını da değerlendirdiğinizde adli yargı daha avantajlı olabiliyor.
Old 14-09-2007, 16:33   #5
Av.Nur Hayat BURAN

 
Varsayılan

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2003/21-95

K. 2003/113

T. 26.2.2003

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ( SSK Hastanesinde Çalışan Doktorun Doğum Sırasında Tıbbi Müdahalede Kusuru Nedeniyle Oluşan Zarar - Davaya Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Maddi ve Manevi Tazminat/SSK Hastanesinde Çalışan Doktorun Doğum Sırasında Tıbbi Müdahalede Kusuru Nedeniyle Oluşan Zarar - Davaya Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

• SSK HASTAHANESİNDE YANLIŞ TIBBİ MÜDAHALE NEDENİYLE OLUŞAN ZARAR ( Maddi ve Manevi Tazminat Talebi - Davaya Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

• SAĞLIK HİZMETİNDEN YARARLANAN SİGORTALI ( S.S.K. Mensubu Doktor İle Arasında Vekalet İlişkisi Olduğunun Kabulü - Doktorun Tıbbi Müdahalede Kusuru Nedeniyle Oluşan Zarar/Davaya Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

• SİGORTALI ( Sağlık Hizmetinden Yararlanan/S.S.K. Mensubu Doktor İle Arasında Vekalet İlişkisi Olduğunun Kabulü - Doktorun Tıbbi Müdahalede Kusuru Nedeniyle Oluşan Zarar/Davaya Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

• DOKTORUN TIBBİ MÜDAHALEDE KUSURU ( S.S.K. Mensubu - Oluşan Zarar Nedeniyle Açılan Maddi ve Manevi Tazminat Davasına Genel Mahkemelerde Bakılması Gereği )

506/m.1,43,134

818/m.386/2

5521/m.1

ÖZET : S.S.K. Hastanesinde yanlış tıbbi müdahale nedeniyle oluşan zararlara ilişkin davalara genel mahkemelerde bakılması gerekir.
Bu tür davaların salt 506 sayılı Yasadan kaynaklandığı düşünülemez. Yerleşen Yargıtay uygulamalarında, S.S.K. mensubu doktor ile sağlık hizmetinden yararlanan sigortalı arasında vekalet ilişkisi olduğu kabul edilmektedir.
DAVA : Taraflar arasındaki "maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İş Mahkemesi'nce mahkemenin görevsizliğine dair verilen 09.05.2002 gün ve 2002/156 E. 637 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2002 gün ve 2002/4775-5272 sayılı ilamiyle; ( ...Dava konusu, niteliği itibarıyla, 506 sayılı Yasa'nın 43 ve devamı maddelerinden kaynaklanan analık sigortasına ilişkindir. Sözü edilen yasal düzenlemeye göre davalı kurum sigortalıların eşlerinin, doğum öncesi, doğum sırasında veya doğum sonrası gerekli tıbbi müdahaleleri yapmak ve buna bağlı yardımları sağlamakla yükümlüdür. Kurum'un sorumluluğu, bu tür işlemleri istihdam ettiği uzman kişiler aracılığıyla yerine getirmesi halinde ortadan kalkmaz. Bu gibi durumlarda uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa'dan kaynaklandığı kabul edilerek, buna göre Kurum ve yardımcısı kişiler aleyhine açılmış davaların 506 sayılı Yasa'nın 134. maddesi gözetilerek İş Mahkemelerinde yürütülmesi gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na göre sigortalı olan davacı Osman Gümüş'ün eşi diğer davacı Narin Gümüş'ün Sosyal Sigortalar Kurumu Ankara Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Hastanesinde yaptığı doğum sırasında hastane personelinin meslek ve sanatta acemiliğe bağlı olarak müdahaleyi tıp kurallarına aykırı yapmaları sonucu çocuğun beyin ve beyincik bölgesinde hasar oluştuğunu; Doğumdan sonra "spastik" teşhisi konulan ve tüm tedavilere rağmen iyileşemeyen davacı küçük U.'ın davalı Kurumun ağır kusuru nedeniyle özbecerisi gelişmemiş, sürekli ebeveynlerinin bakımına muhtaç olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla davacı U. için 10.000.000.000 TL., diğer davacılar için ayrı ayrı 6.500.000.000 TL. manevi tazminatın; davacı U. için işgücü kaybı sebebiyle 30.000.000.000 TL; diğer davacılar Narin ve Osman Gümüş için U.'ın desteğinden yoksun kalmaları sebebiyle 1.000.000.000'er TL. maddi tazminatın 24.11.1996 doğum tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü vekili; uyuşmazlığın 506 sayılı Sosyal sigortalar Kanunu'nun 43-51. maddelerinde düzenlenen analık sigortasından kaynaklanması sebebiyle, anılan Kanunun 134. maddesi gözönünde tutularak davanın iş mahkemesinde yürütülmesi gerektiğini savunmuş ve asliye hukuk mahkemesinde açılan davanın görev yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
Dava ilkin asliye hukuk mahkemesinde açılmış olup Ankara Asliye 9. Hukuk Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşerek dosya iş mahkemesine gönderilmiştir.
Özel Daire ile Yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; davaya bakma görevinin iş mahkemesine mi, yoksa asliye hukuk mahkemesine mi ait olduğu noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti üzerinde durulmasında yarar vardır.
Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğreti ve uygulamada duraksama yoktur.
Genel mahkemelerin bakacakları davalar belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe, Medeni Yargılama Hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidir. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, Cilt 1 s. 164 ).
Buna karşın özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Eş deyişle özel mahkemeler özel yasalarla kurulmuş olup özel yasalarında belirtilen davaları yürütür.
Nitekim, TC. Anayasası'nın 142. maddesinde, mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Bu noktada, mahkemelerin görevi kıyas veya yorum ile genişletilemez ya da değiştirilemez. Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda görev genel mahkemelere aittir ( 05.12.1977 gün E. 1977/4, K: 1977/4 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı gerekçesinden ).
23.05.1960 günlü ve 11/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, ayrık hükümlerin dar olarak yorumlanması yoruma ilişkin temel bir kuraldır.
Şu duruma göre, iş mahkemelerinin görevleri istisnai nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil, dar yoruma tabi tutulması esastır ( 08.12.1982 gün, E: 4, K: 4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ). Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceğinin çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
İlke olarak, öncelikle alacağın niteliğine göre görevli yargı yeri belirlenecek ve ondan sonra görevli mahkeme işin esasına girecektir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi ve 29.06.1960 gün, 1960/13-15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, iş mahkemelerinin, işçi sayılan kimselerle ( Kanunun değiştirilen 2 nci maddesinin C, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç ) işveren veya işveren vekilleri arasında iş aktinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların bu mahkemelerde çözümleneceği açıklanmıştır. İş mahkemeleri ayrıca, 5018 sayılı Kanunun 4/E fıkrasına göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhine açılacak hukuk davalarına İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahiplerini arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara bakacaktır.
İş mahkemelerinin görev alanını belirleyen davanın taraflarının işçi, işveren veya işveren vekili, konusu itibariyle de uyuşmazlığın iş akdinden ve İş Kanunundan doğan hukuk uyuşmazlığı olmasını öngören kurallar gözetildiğinde taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkta iş mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilemez.
Diğer taraftan, özel kanunlardaki özel düzenlemeler nedeniyle 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunundan doğan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde çözümlenir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 134. maddesi; "Bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür," hükmünü içermektedir.
Yasanın bu hükmü muvacehesinde şayet bir uyuşmazlık salt Sosyal Sigortalar Kanunu uygulamasından kaynaklanıyorsa uyuşmazlığa iş mahkemesinde bakılması gerekir. Uyuşmazlık Sosyal Sigortalar Kanunu uygulanmasından kaynaklanmıyorsa iş mahkemesinde bakılması mümkün olmayacaktır.
506 sayılı Yasadan kaynaklanan uyuşmazlıkların belirlenmesinde, anılan Yasanın kapsam ve amacı önem taşımaktadır.
Ülkemiz çalışanlarının büyük bir bölümünün sosyal güvenliklerini sağlama yolunda getirilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, kapsamına aldığı kişiler yönünden, sağlanmakla yükümlü sosyal güvenliğin boyutları, sosyal sigorta kolları ve bunları gerçekleştirecek Devlet örgütünün belirlenmesine ilişkin düzenlemeler içermektedir.
Nitekim 506 sayılı Yasanın "Kanunun amacı" başlığını taşıyan 1. maddesi "İş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır." düzenlemesini getirmiştir.
Eş söyleyişle, gebelik ve doğum sağlık yardımı, emzirme yardımı, geçici iş göremezlik ödeneceği ve diğer yardımlardan yararlanma koşulları ile sigortalı için öngörülen yükümlülükler ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin yaptırımlar analık sigortası kapsamında kurallara bağlanmıştır.
Ne var ki, 506 sayılı Yasada Kurumun, muayene ve tedavi sırasında ihmali ve özensiz davranışları sebebiyle sigortalıya verdiği zarardan dolayı sorumluluğuna ilişkin herhangi bir hüküm mevcut değildir.
Hukuk Genel Kurulu 20.01.1965 gün, 534/42 sayılı kararında; herhangi bir yasanın uygulanmasından doğan dava demek, o yasanın herhangi bir hükmünün uygulanmasından doğan dava demektir, sonucuna varmıştır.
Netice itibarıyla, Sosyal Sigortalar Kanunu'nun yukarıda açıklanan 134. maddesi hükmünün, yasa metninde yer alan herhangi bir hüküm ile yasanın ek ve tadillerinde yer alan hükümlerin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları kapsadığını kabul etmek gerekir.
Hal böyle olunca; somut olayda uyuşmazlık, kurumun çalıştırdığı doktorların özen borcuna aykırı davrandıkları iddiasına dayalı tazminat davasıdır. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilse de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabadaki özen eksikliğinden dolayı sorumluluk altındadır. Eğer bu özen eksikliği nedeniyle müvekkil bir zarara uğramış ise, vekilin tazminat sorumluluğu gündeme gelir.
Öncelikle, davacı ile davalı Kurumun çalıştırdığı doktor ve sağlık personeli ile onu çalıştıran kurum arasındaki hukuki ilişkiyi incelemek gerekir.
Devlet, üniversite, belediye ve SSK.'na ait hastaneler ile doktor arasındaki ilişki ilke olarak kamusal bir ilişkidir. Ancak hastanede çalışan doktorun, hastane ile eylemli ilişkisi ne olursa olsun, tedavi söz konusu olduğu durumlarda, kurum mensubu veya kurumun tıbbi yardımda bulunan doktor arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğu baskın görüş olarak kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay uygulaması da aynı ilkeleri benimsemiştir ( Y. 9. H.D. 18.11.1991 gün ve E: 8375 K: 14336 ).
Sosyal Sigortalar Kurumu, 4792 ve 506 sayılı yasalara göre kurulmuş özel hukuk hükümlerine tabi tüzelkişiliği haiz bir kuruluştur. Öncelikle bu tür uyuşmazlıkların adli yargı yerinde görüleceği konusunda kuşku duymamak gerekir. Ne var ki doğru bir sonuca varılabilmesi için bu tür uyuşmazlıklarda hangi özel hukuk kurallarının uygulanacağı da açığa çıkarılması gerekir. Bilindiği gibi B.K. 386/2. maddesi uyarınca diğer iş görme sözleşmeleri hakkındaki yasal düzenlemelere tabi olmayan işlerde vekalet hükümleri uygulanır. Bu kuralların yanında Kurumun çalıştırdığı doktor ile Kurum arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi tazminat ilkeleri bakımından önem kazanacaktır. İş mahkemeleri ilke olarak bireysel ve toplu hak uyuşmazlıklarını çözmekle görevli mahkemelerdir. Oysa somut olayda taraflar arasında bir hak uyuşmazlığının çözümlenmesi olgusu yoktur. Başka bir anlatımla uyuşmazlık salt 506 sayılı Yasadan kaynaklanmamıştır. Uyuşmazlığın çözümünde yanlar arasındaki hukuki ilişkide öncelikle Borçlar Kanununun adam çalıştırma ilkeleri ve vekalet akdi hükümleri uygulanabilecektir. Bu durumda açık kanun hükmü ile iş mahkemesinde görüleceği belirtilmemiş olan bu tür davalar genel mahkemelerde görüleceğinden yerel mahkemenin, genel mahkemenin görevli olduğuna ilişkin direnmesi usul ve kanuna uygun olduğundan direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı ( 2.920.000 ) TL. bakiye ilam harcının temyiz eden davacı vekilinden alınmasına, 26.02.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi. kazancı
Old 14-09-2007, 17:20   #6
halit pamuk

 
Varsayılan

Bu konu bu sitede ve diğer yerlerde çok tartışılan bir konu:


1. hizmet kusuru ile kişisel kusuru ayırt etmeniz gerekiyor.Eğer Doktora adli yargı da dava açacaksanız mutlaka salt kişisel kusura dayanmalısınız. Aksi takdirde davanız husumetten red olunur.

"Buna göre, kural olarak, kamu görevlisinin görev ve yetkilerini kullandığı sırada doğan zararın giderilmesi istemiyle, görev kusurunu kapsayan hizmet kusuru esasına dayanılarak, idari yargıda ve ancak idare aleyhine dava açılabilecek; yargı yerince tazminle yükümlü tutulması halinde idare, ilgili yasa kurallarının gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, sorumlu personeline rücu edebilecektir.

Buna karşılık, kamu görevlisinin görev ve yetkilerinden, resmi sıfatından ayrılabilen; başka bir anlatımla, suç biçimine dönüşerek idari olma niteliğini yitiren eylem ve işlemlerinin, yukarıda belirtilen Anayasal korumanın dışında kaldığını ve dolayısıyla, doğrudan doğruya kamu görevlisine karşı şahsi kusuruna dayanılarak adli yargı yerinde tazminat davası açılabilme olanağı bulunduğunu da belirtmek gerekir"(uyuşmazlık mah.E. 2006/26, K. 2006/75T., 5.6.2006)



"Davacılar, 5.7.1999 tarihinde Muğla Devlet Hastahanesi ne tedavi için yatırılan murislerinin hastahane dahiliye uzmanı davalı Dr. Cehdi tarafından sponton solunum yetersizliği tanısı konularak ileri tetkik ve sürekli yoğun bakım tedavisi yapılmak üzere İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildiğini; Muğla Devlet Hastahanesi ne ait iki adet ambulansın da hasta sevkinde olduğundan, Muğla Şoförler Odası ambulansının temin edilerek onunla sevkedildiğini, ambulansın gerekli donanıma sahip olmadığını, yolda ambulanstaki oksijen tüpünün arızalı olduğunu anlaşıldığını, hemşirelerin elle oksijen vermeye çalıştığını, hastanın İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastahanesine yetiştirildiyse de, takılan hortumlardan mikrop kaptığını ve murislerinin 22.7.1999 tarihinde vefat ettiğini, murisleri Ömer'in tedavisi sırasında hizmet kusuru işlendiğini ileri sürerek destekten yoksunluk ve manevi tazminat istemişlerdir. Davaya konu olayda davacılar, davalı doktorun ve hastahanenin hizmet kusuruna dayanmaktadır. T.C. Anayasası'nın 129/5. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi halinde tazminat davalılarının ileride asıl sorumlularına rücu edilmek kaydı ile ancak idare aleyhine açılabileceği hükme bağlanmıştır. Davalı doktorun, kamu görevlisi olarak yetkilerini kullanırken işlediği kusurlu eylemden doğan tazminat davası, kendisine rücu edilmek koşulu ile ancak idare aleyhine açılabilir. Kaldı ki davalı Dr. Cehdi gerçek kişi olup, idari yargıda aleyhine dava açılamaz. Mahkemenin husumeti doğrudan doğruya gözetmesi gerekir. Bu nedenle davalı Cehdi hakkında davanın husumet nedeniyle reddi gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir." (13. HUKUK DAİRESİ E. 2002/5171 K. 2002/6918 T. 10.6.2002)




2. SSK hastaneleri ile ilgili içtihat, SSK niteliği gereği özellik arz ettiği için devlet hastanelerinden(sağlık bakanlığı) ayırt etmek gerekiyor.


"Sosyal Sigortalar Kurumu, 506 Sayılı Yasaya göre kurulmuş ve özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliği bulunan bir kuruluştur. Bu itibarla taraflar arasındaki uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir"(4. HUKUK DAİRESİ E. 2005/7846 K. 2005/8128T. 12.7.2005)



3. Davayı Sağlık Bakanlığına yöneltip hizmet kusuruna dayanacaksanız;dava idari yargıda açılmalıdır.


Danıştay
ONUNCU DAİRE 1999 5475 1997 4839 09/11/1999

KARAR METNİ
DAVACILAR YAKINININ YARALI OLARAK GETİRİLDİĞİ HASTANEDE KALDIĞI UZUN SÜRE İÇERİSİNDE YETERLİ TIBBİ MÜDAHELENİN YAPILMAMASI SONUCU VEFAT ETMESİ NEDENİYLE UĞRANILAN ZARARIN İDARECE TAZMİN EDİLMESİ GEREKTİĞİ HK.<
Temyiz Eden (Davalı) : Sağlık Bakanlığı
Karşı Taraf (Davacı) : ...
Vekili : Av. ...
İstemin Özeti : Uğranıldığı ileri sürülen ... lira maddi, ... lira manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan dava sonucunda davanın kısmen kabulü yolunda ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve ... sayılı kararın temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.
D.Tetkik Hakimi : Yakup Bal
Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi ile usul ve hukuka uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı : Öcal Beningtan
Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1.fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği düşünüldü:
Dava, davacılar yakını ...'in 17.3.1996 tarihinde yaralı olarak getirildiği ... Numune Hastanesinde kaldığı uzun süre içerisinde yeterli tıbbi müdahalenin yapılmaması sonucu vefat ettiği öne sürülerek uğranıldığı iddia olunan 1.400.000.000 lira maddi, 450.000.000 lira manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
... İdare Mahkemesi; davacılar yakınının tedavisinde gerekli ve yeterli müdahalenin yapılmadığının bizzat Bakanlık tarafından yaptırılan soruşturma ve bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edildiği, dolayısıyla sağlık hizmetinin iyi işlemediği, idarenin hizmet kusurunun sabit olduğu gerekçesiyle anne için ... lira, Baba için ... lira maddi tazminat ödenmesine, yine anne ve baba için ...'ar lira, kardeşlere ve nişanlıya ise ...'ar lira olmak üzere toplam ... lira manevi tazminat ödenmesine, hükmedilen maddi tazminata idareye yapılan başvurunun reddedildiği tarihten itibaren yasal faiz uygulanmasına karar vermiştir.
Davalı idare, ölüm olayının hizmet kusurundan kaynaklandığının kesin olarak tespit edilemediğini ileri sürerek, anılan mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
İdare ve Vergi Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3622 sayılı Yasayla değişik 49.maddesinde yer alan sebeblerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen ve yukarıda özetlenen gerekçelere dayalı olarak verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve ... sayılı kararı, usul ve hukuka uygun olup, bozma nedeni bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine ve anılan kararın onanmasına, 9.11.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Old 14-09-2007, 19:04   #7
cesur_yürek

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan korayad
Bu konu bu sitede ve diğer yerlerde çok tartışılan bir konu:


1. hizmet kusuru ile kişisel kusuru ayırt etmeniz gerekiyor.Eğer Doktora adli yargı da dava açacaksanız mutlaka salt kişisel kusura dayanmalısınız. Aksi takdirde davanız husumetten red olunur.


Salt kişisel kusura dayandığını nasıl ispatlayabiliriz ? Mesela : Doktor aleyhine verilecek ceza mahkemesi kararı.Peki bu karar aleyhe çıkmazsa ya da hukuk mahkemesindeki davayı geciktirirse ?
Old 14-09-2007, 19:17   #8
halit pamuk

 
Varsayılan

Alıntı:
Salt kişisel kusura dayandığını nasıl ispatlayabiliriz ? Mesela : Doktor aleyhine verilecek ceza mahkemesi kararı.Peki bu karar aleyhe çıkmazsa ya da hukuk mahkemesindeki davayı geciktirirse ?

Kanaatimce, kişisel kusur olarak nitelendirebilmek için ceza mahkemesinin vereceği kararın beklenmesine gerek yok. Doktor hakkında soruşturma açılmış olması ya da soruşturma açılmış olmasa bile doktorun ağır kusuru bulunduğu açıkça ortadaysa kişisel kusuru hukuk hakimi de nitelendirebilir.

Ancak, hukuk mahkemesi ceza mahkemesinin kararını bekletici mesele yapabilir tabi o ayrı bir mesele..
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Adli Yargı Idari Yargı Tazminat Davası mustafaaladag Meslektaşların Soruları 6 21-04-2007 14:12
SSK İdari Para Cezası - Adli-İdari Yargı Görev Uyuşmazlığı YALÇIN ÖNDER Hukuk Soruları Arşivi 8 01-03-2007 00:00
İdari Yargıda Maddi ve manevi Tazminat beliktay Hukuk Soruları Arşivi 4 02-02-2007 22:03
Tren Kazası/Adli-İdari Dava/Bşv.Usulü/Maddi-Manevi Tazminat Jeanne D'arc Meslektaşların Soruları 28 06-10-2006 10:23
Adli Yargı Mı, İdari Yargı Mı? mehmet sirn Meslektaşların Soruları 4 04-10-2006 13:21


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07982707 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.