| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
|
Herkse merhaba. Müvekkil kadın ile davalı arasında Kıbrıs'ta boşanma davası açıldı. Türkiye'deki ev için de aile konutu şerhi koyulması için dava açtık ihtiyati tedbir koydurduk. Fakat üç gün önce taraflar Kıbrıs'ta anlaşmalı boşandı ve tedbir koyulan evin müvekkil ve çocuklara devri için davalı koca birine vekaletname verdi. Tedbir olduğu için bağış yapamıyoruz. İhtiyati tedbir talebimizden vazgeçtiğimizi mi belirtelim yoksa davadan feragat mi edelim tavsiyelerinize ihtiyacım var
|
|
|
|
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım, Asliye Ceza Mahkemesindeki basit yargılama usulüne tabi bir dosyamda hakim, “Her ne kadar sanık müdafii tarafından dosyasına beyan dilekçesi sunulmuş ise de; söz konusu dilekçede katılma talebi bulunmadığından, katılma ve vekalet ücreti yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.” diyerek vermiş olduğu gerekçeli kararında beraat vekâlet ücretine hükmetmemiştir. Anlamadığım şudur; ben dosyada sanık müdafiiyim. Katılma talebi ne alaka? Dosyada basit yargılama usulü uygulandığı için bir üst mahkemeye itiraz yolu açık. Ben de hükmedilmeyen beraat vekalet ücretinden dolayı karara itiraz etmeyi düşünüyorum. Siz değerli meslektaşlarımın fikri de benim için önemli.
|
|
|
|
|
|
|
merhaba. 2015te başlatılan icra takibindeki ilam bozulmuş ve daha sonra da dava reddedilerek, karar kesinleşmiştir. dosyaya yapılan ödemeler de kesinleşme sonrası 2019da borçluya iade edilmiştir.
Alacaklı vekili, 2019dan sonra geçen yıllar boyunca dosyaya sorgu talepleri göndermiş, ancak borçlu adına kayıtlı mallar olmasına rağmen işlem de yapmamış.
dosyada alacaklı görünen tarafın onlarca alacaklısı da dosya alacağı için haciz yazısı göndermiş.
dosyanın kapandığını zanneden borçlu, bütün bunları edevletten tesadüfen öğrenmiştir.
bu icra dosyasının kesinleşmeyle birlikte kapanması gerekir miydi? ya da borçlu kapanmasını talep edebilir mi?
cevaplarınız için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Müvekkilim bir devlet kurumunda memur olarak çalışmaktadır. Kurumda A ile B arasında bir tartışma yaşanıyor ve müvekkilim bu olaya şahit oluyor. A, B’ye hakaret ediyor. Olayla ilgili tutanak tutuluyor ve müvekkilim de şahit sıfatıyla bu tutanağı imzalıyor. Sonrasında A hakkında disiplin soruşturması başlatılıyor.
Bu duruma sinirlenen A, kurum içerisinde müvekkilimi “seninle bir şey konuşacağım” diyerek kimsenin ve kameranın bulunmadığı bir odaya götürüyor. Orada disiplin soruşturmasında lehine konuşmazsa kendisini öldüreceğini söyleyerek tehdit ediyor.
Müvekkilim olayın hemen ardından amirlerine giderek durumu bildiriyor ve bu konuda da ayrıca tutanak tutuluyor.
Sorunum şu:
Savcılığa şikâyette bulunmamız halinde, ölümle tehdit edildiğini nasıl ispatlayabiliriz? Olay anına ilişkin tanık ya da kamera kaydı bulunmamaktadır.
Ancak:
Disiplin soruşturması nedeniyle A’nın müvekkile karşı kin ve husumet beslemesi için somut bir neden vardır.
Olayın hemen ardından amirlere bildirim yapılmış ve tutanak tutulmuştur.
Bu hususlar savcılık açısından yeterli delil olarak kabul edilir mi? Uygulamada bu tür dosyalarda nasıl bir değerlendirme yapılmaktadır?
Görüş ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar,
Müvekkil Türk erkek ile birlikte yaşadığı suriye uyruklu kadının çocukları olmuştur. Çocuğu nüfusa kayıt ettiremediğimiz için tanıma davası açtık. Mahkeme, çocuğu nüfusa kaydet bildir diye tarafıma süre verdi. Ben zaten nüfus kaydı yapamadığımız için bu davayı açtık , göç idaresi tarafından çocuğa yabancı kimlik numarası verilmesi için müzekkere talebinde bulundum. Hakim müzekkere yazılmasını istemedi ben ihtarımı yaptım beni ilgilendirmez nüfus kaydını yapın dedi. Sonuçta da DAS kararı verildi. Sizce istinaf mı edeyim farklı bir ilde mi dava açayım ?
|
|
|
|
|
Yazan : Yusuf K.,
Tarih : 24-02-2026 10:23
|
Değerli meslektaşlarım,
İcra dairesi, borçlunun maaş haczi için 3. kişi konumunda yer alan işveren şirkete haciz müzekkeresi tebliğ ediyor. Tebliğden itibaren 7 gün geçiyor ve ben 3. kişinin dosyaya borçlu olarak eklenmesini talep ediyorum.
Ancak icra dairesi "Maaş haciz müzekkeresi 14/02/2026 tarihinde tebliğ edilmiştir.Borçlunun SGK
hizmet dökümü raporu sisteme kayıtedilmiş olup, ilgili kayıtta henüz veri olmadığından şu aşamada talebin
reddine, daha sonra talep edilmesi halinde talebin değerlendirilmesine" şeklinde tensip düzenlenmiş. SGK dökümünde işçinin işyerine giriş tarihi 15.01.2026 olarak görünüyor. Bu halde ne yapmamı tavsiye edersiniz?
|
|
|
|
|
Yazan : Emin Boz,
Tarih : 24-02-2026 09:45
|
Meslektaşlarım merhaba, başlıktaki konu üzerinden tecrübelerinizden faydalanmak istiyorum;
Kısaca; Kambiyo senedine dayalı icra takibi sırasında haricen öğrendiğimiz üzere borçlunun eşi vefat ediyor ve eşi üzerinden birden fazla niteliği tarla ve arsa olan taşınmaz borçluya kalıyor. Ancak hiçbiri intikal yapılmamış taşınmazlar. Alacaklı olarak hepsinin tapu bilgilerini haricen öğrenerek haciz koydurduk.
Sormak istediğim şu; Bu taşınmazların satışı için araştırdığım kadarıyla İİK.121 Mad. Uyarınca Alınan Yetki Belgesine Dayalı Olarak Ortaklığın Giderilmesi davası açılması gerektiğini öğrendim. Bunun için de dava şartı arabuluculuk var. Ancak borçlunun elindeki mirasçılık belgesine göre arabulucuya tarafları eklesem de bunlar dışında taşınmazlar üzerinde mülkiyeti olanlar da varmış. Bunları nasıl öğreneceğimi ya da bunları da arabulucuya dahil etmem gerekip gerekmediğini veya bu sürecin nasıl ilerlediğini tecrübeli meslektaşlardan öğrenmek isterim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba. Müvekkillerin malik olduğu bir taşınmazın 2007 yılında kadastro tespiti çalışmaları yapılmış, yapılan bu kadastro tespiti çalışmalarını takiben taşınmaz müvekkillerin tanımadığı bir kişiye intikal ettirilmiştir.
Taşınmazın üzerinde kadastro tespiti çalışmasının öncesinde müvekkillerin babası tarafından yapılan bir ev bulunmaktadır.
Müvekkiller kadastro tespiti çalışmalarının sonucunu ne yazık ki günümüzde öğrenmiş bulunmaktadırlar. Öncelikle taşınmazın tekrar kendilerinin iadesini aksi halde taşınmaz üzerinde bulunan evin bedelini talep etmektedirler.
Yaptığım araştırmalar sonucunda kadastro tespitini itiraz için hak düşürücü sürenin geçtiğini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak da nedenini almak için yine hak düşüncelerini geçtiğini tespit ettim.
Bu somut olay kavşağında sizce hukuki dayanak olarak bulunacak şey nedir? TMK 722 vd hükümleri uygulanabilir mi?
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar herkese,
Müvekkil anlaşmalı boşanma şeklinde açtığı davada duruşmada çekişmeli şekilde boşanmak istediğini dile getirmiş. Hakim de taraflara tanıklarını ve delillerini bildirmek üzere 2 haftalık süre vermiş. Biz bu haliyle bu 2 haftalık süre içinde tazminat ve nafaka da talep etmek kaydıyla bir dava dilekçesi sunarak davaya devam edebilir miyiz? Yoksa yeni bir dava mı açmak gerekir? Hakim dava dilekçesi için süre vermediğinden arada kaldım yardımcı olabilirseniz sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım. Müvekkilin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmış ve bu sözleşmeyi tapuya şerh ettirmiştir. Ödemelerin tamamını gerçekleştirmesine rağmen inşaat şirketi tarafından tapu teslim edilmemektedir. Tapu kayıtlarında yaptığımız incelemede bir ay evvel inşaat firmasının karıştığı suç sebebiyle ceza mahkemesi tarafından el koyma kararı verildiği görülmüştür. Bu durumda ne yapabiliriz? Tapu iptal tescil davası açarsak red mi olur? Teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : anlysk96,
Tarih : 20-02-2026 13:37
|
Merhaba meslektaşlarım;
Müvekkil ile iki kardeş kiracı arasındaki kira ilişkisinin sona erdirilmesi amacıyla tahliye taahhütnamesine dayalı olarak icra takibi başlattım. Tahliye emri her iki kiracıya da tebliğ edildi fakat kiracılardan yalnızca bir tanesi imzaya itiraz etti; diğeri itiraz etmedi ve 7 günlük itiraz süresi de doldu.
Buradan sonrasında ne yapmam gerektiğini araştırdım fakat net bir cevap veyahut karar bulamadım.
İmzaya itiraz eden kiracı borçlunun itirazının iptali için sulh hukuk mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açmak zorundayım. Diğer kiracının itirazı olmadığı için dava açmam gerektiğini düşünmüyorum ancak bu konuda da fikirlerinizi rica ederim. Kiracılar arasındaki zorunlu takip arkadaşlığı, itirazı olmasa dahi dava sürecinde de devam etmekte midir?
Taahhütte yer alan imzaların, kiracılara ait olduğu konusunda bir şüphemiz yok. Bu nedenle, yalnızca itiraz eden kiracı yönünden açtığım itirazın iptali davası neticesinde itirazın iptaline ve kiralanan taşınmazın tahliyesine karar verildiğinde bu ilamı, önceki ilamsız takipten devam ettiremeyeceğim için yeni bir ilamlı takip açmak durumundayım. İstanbul Anadolu'da uygulama bu şekilde genel olarak.
İtiraz etmeyen ve itirazın iptali davasına dahil etmeyi düşünmediğim kiracı için ilk açtığım ilamsız takip kesinleşti. Diğer kiracı için ise itirazın iptali kararı sonrasında ilamlı takip başlatacağımdan buradaki tahliye süreci nasıl işleyecektir?
Asıl kafamı karıştıran ve cevap bulamadığım kısım burası. Tek taşınmaz, iki kiracı ve iki farklı icra dosyası söz konusu olacak ve iki dosyadan da tahliye talep etmem durumunda harç, yolluk vs çift çift ödenmek zorunda kalınacak. Bir dosyadan tahliye istesem, iki kiracının borçlu oldukları dosyalar farklı olmuş olacak. Yani bir dosyada iki kiracı da bulunmuyor olacak.
En başa dönüp itirazın iptali davasını her iki kiracıya yönelttiğim takdirde ise itirazı bulunmayan kiracı yönünden dava reddedileceğinden aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesi söz konusu olacaktır.
Yukarıda izah etmeye çalıştığım konuda değerli görüş ve önerilerini rica ederim, iyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
|
|
|
sayın meslektaşlarım merhaba, 1995 yılında yapımı tamamlanmış bir binanın depremde yıkılması halinde, sorumlular bakımından zamanaşımı deprem ve dolayısıyla yıkım itibarıyla mı başlar yoksa zamanaşımı çoktan dolmuş mudur?
|
|
|
|
|
Yazan : ruhlsar,
Tarih : 20-02-2026 11:05
|
Merhaba herkese,
Yeni kira döneminde kiranın artırılacağına dair bildirimin en geç 16.01.2026 tarihine dek yapılması gerekiyordu. Akabinde kira tespit davası açıp yeni dönemden itibaren tespit isteyecektir. 16.01.2026 tarihinde ihtarnameyi gönderdik ancak 21.01.2026'da ulaştı karşı tarafa. Bu durumda dava açtığımızda 2026'dan itibaren tespit edilmesi için keşide tarihinin süresinde olması yeterli olup mu yoksa ulaştığı tarih mi esas alınır. Neticede postanın ne kadar sürede ulaştıracağını kestirmemiz de mümkün olmuyor.
Teşekkür ederim yardımlarınız için
|
|
|
|
|
Yazan : memotr,
Tarih : 20-02-2026 00:30
|
Merhaba meslektaşlarım;
Müvekkilin galericiden satın aldığı ikinci el bir aracın satıldığı esnada motorunda ciddi bir arıza olduğunu müvekkil, satın alma işleminden 1 hafta sonra aracı kullanırken farkediyor. Buna ilişkin delil tespitiyle rapor aldırıyoruz. Ayrı ayrı aracın onarım bedeli ve değer kaybı tespit ediliyor. Görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi. Ancak raporda tespit edilen iki talebin toplamı bugün Hakem Heyetine zorunlu başvuru sınırının üstüne çıkıyor, ancak ayrı ayrı talep edildiğinde her iki talep de bu sınırın altında. Araç onarım bedeli için 150.000-TL, değer kaybı için 100.000 TL tespit edilmiş durumda.
Kanun yoluna başvuru açısından bakıldığında; tek bir başvuru olarak alacakları hakem heyetinden mi talep etmeliyiz? Yoksa toplam talep hakem heyetine zorunlu başvuru sınırını geçtiği için, direkt arabuluculuk + tüketici mahkemesinde dava mı açmalıyız?
Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Anne, evlilik birliği devam ederken evi terk ederek başka bir şahısla yaşamış ve 2009 yılında bir çocuk dünyaya gelmiştir. Çocuk, babalık karinesi gereği müvekkilimin üzerine kaydedilmiştir.
Mevcut Delil:* Aile Mahkemesi’nin 2016 tarihli velayet davası ilamında; annenin çocuğun müvekkilden olmadığına dair açık ikrarı mevcuttur ve mahkemece bu durumun düzeltilmesi için C. Başsavcılığı’na ihbarda bulunulmasına karar verilmiştir.
Engel Durumlar:*Müvekkil(baba) daha önce bir dava açmış ancak takipsiz bırakmıştır. Çocuk şu an yaklaşık 16 yaşındadır ve velayeti annededir.
-Müvekkil (baba) açısından TMK m. 289’daki 1 yıllık hak düşürücü süre çoktan geçmiştir. 2016'daki mahkeme ihbarının sonuçsuz kalmasını babanın ihbarda bulunulduğu için resen takip edileceğini sandığını gecikmeyi haklı kılan sebep olarak sunmak uygulamada ne kadar karşılık bulur?
-Süre riskine girmemek adına, davanın doğrudan çocuk tarafından (kayyım atanması talepli) açılmasını sağlamak daha mı sağlıklı olur? Bu durumda annenin velayet hakkı ve menfaat çatışması hususunda Sulh Hukuk Mahkemesi’nden kayyım atanması sürecinde çocuğun vekaletini anne bana vereceği için bir sorun yaşar mıyız?
Kayyım atandıktan sonra vekaleti Kayyım bana verebiliyor mu? Bu vekalet ile soy bağı reddi davası da açabiliyor muyum?
|
|
|
|
|
Yazan : avukat57,
Tarih : 19-02-2026 13:56
|
Merhaba kolay gelsin herkese, banka tarafından müvekkile kredi borcuna ilişkin gönderilen ihtarnameyle beraber müvekkil bu bankada bilgisi olmadan adına kredi çekildiğini ve üçüncü şahıslar tarafından kullanıldığını öğrenerek suç duyurusunda bulunuyor ve bu durum bankaya cevabi yazıyla da bildiriliyor. Ancak gelişen süreçte banka bu alacağın tahsili amacıyla ilamsız takibe geçiyor.
Ancak bu takipte banka herhangi bir belgeye dayanmıyor, alacağın neye ilişkin ne sebeple açıldığına dair bir bilgi de sunmuyor, sadece alacak kalemleri mevcut.
Bu durumda takibe itirazla beraber kredi borcuna ilişkin itirazları da dile getirmeli miyiz, kredi borcuna ilişkin itirazda bulunursak bu beyan bizi bağlar mı, bir de ödeme emrinin iptali şikayet için gerekli şartlar sağlanıyor mu?
|
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkil şirket yazılım entegrasyonu hizmeti vermektedir. Müşteri firma da hizmet akdini sonlandırdığına dair bir mail atmış ve iade faturası düzenleyeceklerini bildirmiştir. Buna istinaden müşteri firmaya ihtar çekilmiş 8 gün içinde itirazların yapılmadığını ve söz konusu iade faturaların kabul edilmeyeceğini bildirmiş bulunmaktayız. Bu duruma rağmen müşteri firma son 3 aya ait iade faturası düzenlemiş ve bu iade faturaları temel fatura şeklinde kesmiştir. Ancak söz konusu iade faturalar müvekkil şirket tarafından 8 gün içinde değil yaklaşık 2 hafta sonra görülmüştür. Ancak zaten söz konusu faturaların kesimi üzerinden 2 ay geçmiş ve sonrasında iade faturası düzenlemişlerdir. Bu noktada iade faturasına süresi içinde itiraz edilmemesi durumu nasıl bir noktaya götürür
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Açtığımız bir davada hakim ihtiyati tedbir talebimiz için teminat yatırılmasına dair ara karar kurdu. Dava değeri olarak gösterdiğimiz miktarın çok çok üstünde bir teminat belirledi. Teminat miktarının belirlenmesinin bir usulü var mıdır yoksa hakim takdirine mi bırakılmıştır tamamen? Daha önce çok ihtiyati tedbir için teminat yatırılmasına dair kararla karşılaşmadığım için davanın sonucu ile ilgili tedirgin oldum. Davanın reddedileceği durumlarda teminat istiyor şeklinde bir değerlendirme yapmamız doğru olur mu?
|
|
|
|
|
Yazan : Av.Cocu,
Tarih : 17-02-2026 15:57
|
Sayın meslektaşlarım herkese iyi günler diliyorum öncelikle,
İcra aşamasında davada ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğu durumlarda veyahut asıl alacak ile fer 'ilerinin icrası hususunda genel uygulama ve bu hususta ayrı icra takiplerinde bulunulmasını ilamın bölünmezliğine ve TMK.m.2 hükmüne aykırı kabul edilmediği durumlar söz konusu. Bu özetlemeyi yapmaktaki amacım sorunun netleşmesi ve başka konulara kaymasını engellemek.
Sormak istediğim husus şudur: Tahliye talebi içerir ilamlarda tahliye talebi ile ilamdan kaynaklı diğer para alacakları ayrı icra takibine konu edilebilir mi?
Konu hakkında 8.HD'nin bazı emsal kararları var ancak eski tarihli ve sadece aynı dairenin benzer kararları var. Bkz:
“Aynı ilam nedeniyle, tahliye için ayrı, ilamın feri alacakları vekalet ücreti vs tahsili amacıyla ayrı bir takip başlatılamayacağını” (8. HD. 16.06.2014 T. 20466/12592; 8. HD. 16.06.2014 T. 20467/12582)
“Tarafları aynı olan ve aynı alacaktan kaynaklanan ilamlar için makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın ayrı ayrı takip başlatılmasının usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceğini- İlamda yazılı olan tahliyeye ilişkin bölümü için bir icra takibi, yargılama gideri ve avukatlık ücreti alacakları için ise bir başka icra takibi başlatılması halinde, mahkemece, şikayetin kabulü ile takiplerin iptaline karar verilmesi gerektiğini- Yerel mahkemenin ‘aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak şekilde 2. takip dosyasında vekalet ücreti istenmediği’ gerekçesiyle şikayetin reddine karar vermesinin hatalı olduğunu” (8. HD. 06.05.2014 T. E: 2013/18847, K: 8832)
...
gibi... Ancak daha önce denk geldiğim ve araştırmalarım sonucunda ulaşamadığım bir kararda ise takip konusu alacaklar (para alacağı- tahliye talebi) farklı olduğundan bu taleplere ilişkin farklı icra takipleri başlatmanın hakkın kötüye kullanılması, sebepsiz zenginleşme, mükerrer takip oluşturmayacağı yönünde idi.
Konu ile alakalı olarak güncel deneyimleriniz ve uygulamanın ne yönde olduğu hususunda bilgi ve değerlendirmesi olan meslektaşlarım paylaşabilir ise müteşekkir olurum.
İyi çalışmalar dilerim herkese.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım,
Alacaklı müvekkil borçlunun nakliyesini ifa etmiş ancak borçlu kendisine kısmi ödeme yapmış. Herhangi bir yazılı sözleşme yok, elinde fatura var. Faturada alacak dolar olarak belirlenmiş fakat döviz karşılığı Türk Lirası da belirlenmiş. Kısmi ödeme havale yoluyla yine dolar olarak ödenmiş.
Ben bugünki döviz kurundan ilamsız icra takibini başlatmak istiyorum ancak, takibin faturanın düzenlendiği tarihteki döviz kuru ile başlatılması yönünde bazı Yargıtay kararları buldum.
Merak ettiğim husus ise; itiraz ile karşılaşırsam itirazın iptali davasında borçlu bu hususu ileri sürebilir mi ?
İyi çalışmalar diliyorum .
|
|
|
|