| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
Yazan : Emin Boz,
Tarih : 24-02-2026 09:45
|
Meslektaşlarım merhaba, başlıktaki konu üzerinden tecrübelerinizden faydalanmak istiyorum;
Kısaca; Kambiyo senedine dayalı icra takibi sırasında haricen öğrendiğimiz üzere borçlunun eşi vefat ediyor ve eşi üzerinden birden fazla niteliği tarla ve arsa olan taşınmaz borçluya kalıyor. Ancak hiçbiri intikal yapılmamış taşınmazlar. Alacaklı olarak hepsinin tapu bilgilerini haricen öğrenerek haciz koydurduk.
Sormak istediğim şu; Bu taşınmazların satışı için araştırdığım kadarıyla İİK.121 Mad. Uyarınca Alınan Yetki Belgesine Dayalı Olarak Ortaklığın Giderilmesi davası açılması gerektiğini öğrendim. Bunun için de dava şartı arabuluculuk var. Ancak borçlunun elindeki mirasçılık belgesine göre arabulucuya tarafları eklesem de bunlar dışında taşınmazlar üzerinde mülkiyeti olanlar da varmış. Bunları nasıl öğreneceğimi ya da bunları da arabulucuya dahil etmem gerekip gerekmediğini veya bu sürecin nasıl ilerlediğini tecrübeli meslektaşlardan öğrenmek isterim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba. Müvekkillerin malik olduğu bir taşınmazın 2007 yılında kadastro tespiti çalışmaları yapılmış, yapılan bu kadastro tespiti çalışmalarını takiben taşınmaz müvekkillerin tanımadığı bir kişiye intikal ettirilmiştir.
Taşınmazın üzerinde kadastro tespiti çalışmasının öncesinde müvekkillerin babası tarafından yapılan bir ev bulunmaktadır.
Müvekkiller kadastro tespiti çalışmalarının sonucunu ne yazık ki günümüzde öğrenmiş bulunmaktadırlar. Öncelikle taşınmazın tekrar kendilerinin iadesini aksi halde taşınmaz üzerinde bulunan evin bedelini talep etmektedirler.
Yaptığım araştırmalar sonucunda kadastro tespitini itiraz için hak düşürücü sürenin geçtiğini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak da nedenini almak için yine hak düşüncelerini geçtiğini tespit ettim.
Bu somut olay kavşağında sizce hukuki dayanak olarak bulunacak şey nedir? TMK 722 vd hükümleri uygulanabilir mi?
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar herkese,
Müvekkil anlaşmalı boşanma şeklinde açtığı davada duruşmada çekişmeli şekilde boşanmak istediğini dile getirmiş. Hakim de taraflara tanıklarını ve delillerini bildirmek üzere 2 haftalık süre vermiş. Biz bu haliyle bu 2 haftalık süre içinde tazminat ve nafaka da talep etmek kaydıyla bir dava dilekçesi sunarak davaya devam edebilir miyiz? Yoksa yeni bir dava mı açmak gerekir? Hakim dava dilekçesi için süre vermediğinden arada kaldım yardımcı olabilirseniz sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım. Müvekkilin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmış ve bu sözleşmeyi tapuya şerh ettirmiştir. Ödemelerin tamamını gerçekleştirmesine rağmen inşaat şirketi tarafından tapu teslim edilmemektedir. Tapu kayıtlarında yaptığımız incelemede bir ay evvel inşaat firmasının karıştığı suç sebebiyle ceza mahkemesi tarafından el koyma kararı verildiği görülmüştür. Bu durumda ne yapabiliriz? Tapu iptal tescil davası açarsak red mi olur? Teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : anlysk96,
Tarih : 20-02-2026 13:37
|
Merhaba meslektaşlarım;
Müvekkil ile iki kardeş kiracı arasındaki kira ilişkisinin sona erdirilmesi amacıyla tahliye taahhütnamesine dayalı olarak icra takibi başlattım. Tahliye emri her iki kiracıya da tebliğ edildi fakat kiracılardan yalnızca bir tanesi imzaya itiraz etti; diğeri itiraz etmedi ve 7 günlük itiraz süresi de doldu.
Buradan sonrasında ne yapmam gerektiğini araştırdım fakat net bir cevap veyahut karar bulamadım.
İmzaya itiraz eden kiracı borçlunun itirazının iptali için sulh hukuk mahkemesi nezdinde itirazın iptali davası açmak zorundayım. Diğer kiracının itirazı olmadığı için dava açmam gerektiğini düşünmüyorum ancak bu konuda da fikirlerinizi rica ederim. Kiracılar arasındaki zorunlu takip arkadaşlığı, itirazı olmasa dahi dava sürecinde de devam etmekte midir?
Taahhütte yer alan imzaların, kiracılara ait olduğu konusunda bir şüphemiz yok. Bu nedenle, yalnızca itiraz eden kiracı yönünden açtığım itirazın iptali davası neticesinde itirazın iptaline ve kiralanan taşınmazın tahliyesine karar verildiğinde bu ilamı, önceki ilamsız takipten devam ettiremeyeceğim için yeni bir ilamlı takip açmak durumundayım. İstanbul Anadolu'da uygulama bu şekilde genel olarak.
İtiraz etmeyen ve itirazın iptali davasına dahil etmeyi düşünmediğim kiracı için ilk açtığım ilamsız takip kesinleşti. Diğer kiracı için ise itirazın iptali kararı sonrasında ilamlı takip başlatacağımdan buradaki tahliye süreci nasıl işleyecektir?
Asıl kafamı karıştıran ve cevap bulamadığım kısım burası. Tek taşınmaz, iki kiracı ve iki farklı icra dosyası söz konusu olacak ve iki dosyadan da tahliye talep etmem durumunda harç, yolluk vs çift çift ödenmek zorunda kalınacak. Bir dosyadan tahliye istesem, iki kiracının borçlu oldukları dosyalar farklı olmuş olacak. Yani bir dosyada iki kiracı da bulunmuyor olacak.
En başa dönüp itirazın iptali davasını her iki kiracıya yönelttiğim takdirde ise itirazı bulunmayan kiracı yönünden dava reddedileceğinden aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesi söz konusu olacaktır.
Yukarıda izah etmeye çalıştığım konuda değerli görüş ve önerilerini rica ederim, iyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
|
|
|
sayın meslektaşlarım merhaba, 1995 yılında yapımı tamamlanmış bir binanın depremde yıkılması halinde, sorumlular bakımından zamanaşımı deprem ve dolayısıyla yıkım itibarıyla mı başlar yoksa zamanaşımı çoktan dolmuş mudur?
|
|
|
|
|
Yazan : ruhlsar,
Tarih : 20-02-2026 11:05
|
Merhaba herkese,
Yeni kira döneminde kiranın artırılacağına dair bildirimin en geç 16.01.2026 tarihine dek yapılması gerekiyordu. Akabinde kira tespit davası açıp yeni dönemden itibaren tespit isteyecektir. 16.01.2026 tarihinde ihtarnameyi gönderdik ancak 21.01.2026'da ulaştı karşı tarafa. Bu durumda dava açtığımızda 2026'dan itibaren tespit edilmesi için keşide tarihinin süresinde olması yeterli olup mu yoksa ulaştığı tarih mi esas alınır. Neticede postanın ne kadar sürede ulaştıracağını kestirmemiz de mümkün olmuyor.
Teşekkür ederim yardımlarınız için
|
|
|
|
|
Yazan : memotr,
Tarih : 20-02-2026 00:30
|
Merhaba meslektaşlarım;
Müvekkilin galericiden satın aldığı ikinci el bir aracın satıldığı esnada motorunda ciddi bir arıza olduğunu müvekkil, satın alma işleminden 1 hafta sonra aracı kullanırken farkediyor. Buna ilişkin delil tespitiyle rapor aldırıyoruz. Ayrı ayrı aracın onarım bedeli ve değer kaybı tespit ediliyor. Görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi. Ancak raporda tespit edilen iki talebin toplamı bugün Hakem Heyetine zorunlu başvuru sınırının üstüne çıkıyor, ancak ayrı ayrı talep edildiğinde her iki talep de bu sınırın altında. Araç onarım bedeli için 150.000-TL, değer kaybı için 100.000 TL tespit edilmiş durumda.
Kanun yoluna başvuru açısından bakıldığında; tek bir başvuru olarak alacakları hakem heyetinden mi talep etmeliyiz? Yoksa toplam talep hakem heyetine zorunlu başvuru sınırını geçtiği için, direkt arabuluculuk + tüketici mahkemesinde dava mı açmalıyız?
Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Anne, evlilik birliği devam ederken evi terk ederek başka bir şahısla yaşamış ve 2009 yılında bir çocuk dünyaya gelmiştir. Çocuk, babalık karinesi gereği müvekkilimin üzerine kaydedilmiştir.
Mevcut Delil:* Aile Mahkemesi’nin 2016 tarihli velayet davası ilamında; annenin çocuğun müvekkilden olmadığına dair açık ikrarı mevcuttur ve mahkemece bu durumun düzeltilmesi için C. Başsavcılığı’na ihbarda bulunulmasına karar verilmiştir.
Engel Durumlar:*Müvekkil(baba) daha önce bir dava açmış ancak takipsiz bırakmıştır. Çocuk şu an yaklaşık 16 yaşındadır ve velayeti annededir.
-Müvekkil (baba) açısından TMK m. 289’daki 1 yıllık hak düşürücü süre çoktan geçmiştir. 2016'daki mahkeme ihbarının sonuçsuz kalmasını babanın ihbarda bulunulduğu için resen takip edileceğini sandığını gecikmeyi haklı kılan sebep olarak sunmak uygulamada ne kadar karşılık bulur?
-Süre riskine girmemek adına, davanın doğrudan çocuk tarafından (kayyım atanması talepli) açılmasını sağlamak daha mı sağlıklı olur? Bu durumda annenin velayet hakkı ve menfaat çatışması hususunda Sulh Hukuk Mahkemesi’nden kayyım atanması sürecinde çocuğun vekaletini anne bana vereceği için bir sorun yaşar mıyız?
Kayyım atandıktan sonra vekaleti Kayyım bana verebiliyor mu? Bu vekalet ile soy bağı reddi davası da açabiliyor muyum?
|
|
|
|
|
Yazan : avukat57,
Tarih : 19-02-2026 13:56
|
Merhaba kolay gelsin herkese, banka tarafından müvekkile kredi borcuna ilişkin gönderilen ihtarnameyle beraber müvekkil bu bankada bilgisi olmadan adına kredi çekildiğini ve üçüncü şahıslar tarafından kullanıldığını öğrenerek suç duyurusunda bulunuyor ve bu durum bankaya cevabi yazıyla da bildiriliyor. Ancak gelişen süreçte banka bu alacağın tahsili amacıyla ilamsız takibe geçiyor.
Ancak bu takipte banka herhangi bir belgeye dayanmıyor, alacağın neye ilişkin ne sebeple açıldığına dair bir bilgi de sunmuyor, sadece alacak kalemleri mevcut.
Bu durumda takibe itirazla beraber kredi borcuna ilişkin itirazları da dile getirmeli miyiz, kredi borcuna ilişkin itirazda bulunursak bu beyan bizi bağlar mı, bir de ödeme emrinin iptali şikayet için gerekli şartlar sağlanıyor mu?
|
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkil şirket yazılım entegrasyonu hizmeti vermektedir. Müşteri firma da hizmet akdini sonlandırdığına dair bir mail atmış ve iade faturası düzenleyeceklerini bildirmiştir. Buna istinaden müşteri firmaya ihtar çekilmiş 8 gün içinde itirazların yapılmadığını ve söz konusu iade faturaların kabul edilmeyeceğini bildirmiş bulunmaktayız. Bu duruma rağmen müşteri firma son 3 aya ait iade faturası düzenlemiş ve bu iade faturaları temel fatura şeklinde kesmiştir. Ancak söz konusu iade faturalar müvekkil şirket tarafından 8 gün içinde değil yaklaşık 2 hafta sonra görülmüştür. Ancak zaten söz konusu faturaların kesimi üzerinden 2 ay geçmiş ve sonrasında iade faturası düzenlemişlerdir. Bu noktada iade faturasına süresi içinde itiraz edilmemesi durumu nasıl bir noktaya götürür
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Açtığımız bir davada hakim ihtiyati tedbir talebimiz için teminat yatırılmasına dair ara karar kurdu. Dava değeri olarak gösterdiğimiz miktarın çok çok üstünde bir teminat belirledi. Teminat miktarının belirlenmesinin bir usulü var mıdır yoksa hakim takdirine mi bırakılmıştır tamamen? Daha önce çok ihtiyati tedbir için teminat yatırılmasına dair kararla karşılaşmadığım için davanın sonucu ile ilgili tedirgin oldum. Davanın reddedileceği durumlarda teminat istiyor şeklinde bir değerlendirme yapmamız doğru olur mu?
|
|
|
|
|
Yazan : Av.Cocu,
Tarih : 17-02-2026 15:57
|
Sayın meslektaşlarım herkese iyi günler diliyorum öncelikle,
İcra aşamasında davada ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğu durumlarda veyahut asıl alacak ile fer 'ilerinin icrası hususunda genel uygulama ve bu hususta ayrı icra takiplerinde bulunulmasını ilamın bölünmezliğine ve TMK.m.2 hükmüne aykırı kabul edilmediği durumlar söz konusu. Bu özetlemeyi yapmaktaki amacım sorunun netleşmesi ve başka konulara kaymasını engellemek.
Sormak istediğim husus şudur: Tahliye talebi içerir ilamlarda tahliye talebi ile ilamdan kaynaklı diğer para alacakları ayrı icra takibine konu edilebilir mi?
Konu hakkında 8.HD'nin bazı emsal kararları var ancak eski tarihli ve sadece aynı dairenin benzer kararları var. Bkz:
“Aynı ilam nedeniyle, tahliye için ayrı, ilamın feri alacakları vekalet ücreti vs tahsili amacıyla ayrı bir takip başlatılamayacağını” (8. HD. 16.06.2014 T. 20466/12592; 8. HD. 16.06.2014 T. 20467/12582)
“Tarafları aynı olan ve aynı alacaktan kaynaklanan ilamlar için makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın ayrı ayrı takip başlatılmasının usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceğini- İlamda yazılı olan tahliyeye ilişkin bölümü için bir icra takibi, yargılama gideri ve avukatlık ücreti alacakları için ise bir başka icra takibi başlatılması halinde, mahkemece, şikayetin kabulü ile takiplerin iptaline karar verilmesi gerektiğini- Yerel mahkemenin ‘aynı ilamda hüküm altına alınan alacak kalemleri için tek ve aynı dosya ile ilamlı icra takibinde bulunulmasını zorunlu kılan türden yasal düzenlemenin mevcut olmadığı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak şekilde 2. takip dosyasında vekalet ücreti istenmediği’ gerekçesiyle şikayetin reddine karar vermesinin hatalı olduğunu” (8. HD. 06.05.2014 T. E: 2013/18847, K: 8832)
...
gibi... Ancak daha önce denk geldiğim ve araştırmalarım sonucunda ulaşamadığım bir kararda ise takip konusu alacaklar (para alacağı- tahliye talebi) farklı olduğundan bu taleplere ilişkin farklı icra takipleri başlatmanın hakkın kötüye kullanılması, sebepsiz zenginleşme, mükerrer takip oluşturmayacağı yönünde idi.
Konu ile alakalı olarak güncel deneyimleriniz ve uygulamanın ne yönde olduğu hususunda bilgi ve değerlendirmesi olan meslektaşlarım paylaşabilir ise müteşekkir olurum.
İyi çalışmalar dilerim herkese.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım,
Alacaklı müvekkil borçlunun nakliyesini ifa etmiş ancak borçlu kendisine kısmi ödeme yapmış. Herhangi bir yazılı sözleşme yok, elinde fatura var. Faturada alacak dolar olarak belirlenmiş fakat döviz karşılığı Türk Lirası da belirlenmiş. Kısmi ödeme havale yoluyla yine dolar olarak ödenmiş.
Ben bugünki döviz kurundan ilamsız icra takibini başlatmak istiyorum ancak, takibin faturanın düzenlendiği tarihteki döviz kuru ile başlatılması yönünde bazı Yargıtay kararları buldum.
Merak ettiğim husus ise; itiraz ile karşılaşırsam itirazın iptali davasında borçlu bu hususu ileri sürebilir mi ?
İyi çalışmalar diliyorum .
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar, tapuya kayıtlı bir taşınmaz, müvekkillerin murisi vefat ettikten sonra kadastro çalışmaları sırasında 2005 yılında vekaletnameye dayanılarak diğer mirasçılardan birinin üzerine satış olarak tescil ediliyor. Kadastro 2006 yılında kesinleşmiş.
Müvekkiller taşınmazın halen murisleri adlarına kayılı olduğunu düşünürken tuhaf bir şekilde 2025 yılında taşınmaların kardeşleri üzerine tescil edildiğini öğreniyorlar.
Tapuda yaptığım araştırmada dayanak olarak sunulan vekaletnamenin satış yetkisi içermediği, müvekkillerin kardeşlerine sadece intikal işlemleri için vekalet verdikleri ve her nasılsa vekalet verilen kardeş üzerine satış nedeniyle tescil yapıldığını öğrendim.
Zamanaşımı problemi var, ancak ciddi bir hak kaybı mevcut. Bu durumda gidebileceğim başkaca bir yol var mıdır, değerli fikirlerinizi öğrenmek istedim. Şimdiden teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar,
Nafaka arttırımı davası lehte sonuçlandı 1000 tlden 10000 TL’ye yükseltildi. Vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ve bakiye nafaka alacağı için takibe geçeceğim ancak eski nafaka için 2020 de açılmış 2025 haziranda haricen tahsil nedeniyle kapanmış bir takip var. Yeni takip açıp yeni dosya üzerinden devam etmekte sakınca var mı neye dikkat etmemiz gerekiyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
Tapuda Tescile temel teşkil eden sözleşmedeki kişi ile sözleşmeye dayalı olarak adına tescil yapılan kişi farklıysa, sözleşmenin geçersizliği nedeniyle açılacak tapu iptal davasında bu kişiler arasında dava arkadaşlığı var mıdır ? var ise türü nedir ? Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım,
Ticari bir bayilik ilişkisi kapsamında, borcun teminatı olarak üçüncü bir şahıs olarak (şu an müteveffa) tarafından, maliki olduğu taşınmaz üzerinde alacaklı firma lehine ipotek tesis edilmiştir.
Söz konusu taşınmaz işlem tarihinde fiilen aile konutu olarak kullanılmaktaydı; ancak tapuda aile konutu şerhi bulunmamaktadır ve tesis sırasında müvekkil eşin rızası alınmamış ve haberi bulunmamakta.
Müvekkil (sağ kalan eş/mirasçı) için açmayı planladığımız ipoteğin fekki davasında, asıl vakıamız ticari ilişkinin tarafları olan iki şirketin arasında ticari ilişkinin kalmadığı ve borcun olmamasıdır. Ancak buna ek olarak, terditli talep şeklinde, "eş rızasının alınmamış olması nedeniyle işlemin geçersizliğini" de ileri sürmeyi düşünüyorum.
Bu durumlarının varlığı halinde, sağ kalan eşin rıza eksikliğine dayanarak ipoteğin geçersizliğini talep edip edemeyeceği konusundaki tecrübe ve Yargıtay içtihadı bilgisini paylaşabilecek meslektaşım var mıdır?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım, sığınırım. görüşlerinize başvurmak istedim.
Yeni malikin gereksinimi nedeniyle tahliye davası açmayı planlıyorum; ancak kira sözleşmesi maalesef kayıp. Kurumlar da KVKK gerekçesiyle taşınmazın abonelik bilgilerini paylaşmıyor.
Elimde yalnızca, yeni malikin taşınmazı 09.04.2025 tarihinde satın aldıktan sonra gönderdiği ve bir aylık süre içerisinde tebliğ ettirilen ihtarname mevcut.
Ayrıca özellikle belirtmek isterim ki, eski ev sahibinin kira sözleşmesini yaptığı kişi ile hâlihazırda taşınmazda oturan kişi birbiriyle uyuşmamaktadır abonelik başka birinin adına.
Bu durumda nasıl bir yol izlememi tavsiye edersiniz? Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, Müvekkilin taşınmazında bulunan kiracıyı kira sözleşmesinin sona ermesi sebebiyle tahliye etmek için Örnek 14 Yazılı Sözleşme İle Kiralanan Taşınmazın Kira Süresi Bittiği Ahvalde Tahliye Emri ile takip başlattık. Tahliye emri gönderilmesini talep ettiğimizde ise icra dairesi tahliye taahhütnamesinin sunulmaması sebebiyle talebimizi reddediyor. Müvekkilin elinde de tahliye taahhüdü bulunmuyor. Yaptığım araştırmalarda Yargıtayın Örnek 14 için tahliye taahhüdünün olması gerektiği belirtiliyor. Ancak bu kararların tamamı konut ve çatılı iş yeri kiraları hakkında verilmiş. Karşıklığa yol açmamak ve icra dairesine yardımcı olmak için takip talebinde de taşınmazın üstü örtüsüz ve gayrimusakkaf niteliğinde olduğunu belirttim. İcra dairesiyle yaptığımız görüşmede de durumu anladıklarını ancak yapabilecekleri bir şey olmadığını tahliye taahhüdü olmadan tahliye emri göndermeyeceklerini belirttiler. Bu gibi durum başına gelen ya da yardımcı olabilecek meslektaş var mıdır? Aynı zamanda kaçırdığım bir nokta var mı? Bu konudaki Fikirlerinizi merak ediyorum. Umarım anlatım karışık olmamıştır. Teşekkür ederim.
|
|
|
|