Türk Hukuk Sitesi  
Bu site, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır.
Türk Hukuk Sitesi / Hukuk ve Mizah (Türkçe)
Hukuk ve Mizah

Hukuk meslek grupları ve özellikle de avukat meslektaşlarımız dünyanın her yerinde fıkraların ve şakaların önemli malzemelerinden biridir. Bu sayfada hukukla ilgili gerçek mizahi olayları ve fıkra ve şakaları bulabilirsiniz. Özellikle hukukçu meslektaşlarımızın engin hoşgörülerine sığınarak ufak tebessümler için..

Son gönderilenler sayfanın başına eklenmiştir. Gönderilen olaylar gönderenin anlatımı ile sayfaya aktarılmıştır:

Elimde takip dosyası; içinde örnek 1(eski 48) ve vekaletname örneği , icra müdürlüğünden içeri süzülüyorum.Daha kapıdan içeri girer girmez İcra müdürü : "Günaydın" diyerek karşılıyor beni.Bir
den toparlayamıyorum.Arkama doğru çaktırmadan bakıyorum.Ben
den başka kimse yok.Benimle konuştuğuna emin olunca gülümsüyorum .
--Bir takip vardı da açılacak, diyorum.
--Evet elbette, Hoşgeldiniz, diyor icra müdürü.
Hemen memurlardan birini çağırıyor.Memur dosyayı alıyor; örnek 17 yi hazırlamaya koyuluyor.Tebliğ zarfını yazıyor;ödemem gereken yargı giderlerini hesaplayıp bana bildiriyor.Bununla yetinmiyor; Esas Defterine kaydını da bizzat kendisi yapıyor.Şaşkınlıktan neredeyse küçük dilimi yutacağım.Gelmişken bakmam gereken eski bir dosyam olduğunu hatırlayıp cebimden buruşuk bir kağıt parçası çıkarıyor, dosyayı aramak için içeri doğru bir hamle yapıyorum.Ne göreyim ; görevli memur gayet nazik bir uslupla ama Çanakkale geçilemez kararlılığıyla beni durduruyor.
--Lütfen bankonun bu tarafına geçmeyin Avukat Bey.Siz bana dosya numarasını söyleyin ben size derhal takdim edeyim.
--Ne yani dosyayı siz mi bulup bana vereceksiniz.
--Evet efendim, işimiz bu; siz bana dosya numarasını söyleyin lütfen.
Şaşkınlıkla ama inanmadan dosya numarasını söylüyorum.Eliyle koymuş gibi gidip dosyayı buluyor ve getiriyor.Hay Allah, halbuki daha üç gün önce bu dosyada işlem yapmıştım; ne çabuk yerine girmiş.
--Şey, bu dosyadan Trafik Tescil Şube müdürlüğüne bir müzekkere
.........Sözümü tamamlamaya fırsat kalmıyor.
İcra memuru kibar bir şekilde:
--Efendim isterseniz siz talebinizi söyleyin biz yazalım ama eğer isterseniz avukatlar için ayırdığımız şu masaya oturup hem dosyayı inceleyebilir hem de talebinizi yazabilirsiniz, diyor.
Şaşkınlığım iyice artıyor.Rüya mı görüyorum, nedir.Masaya ilişiyorum.Ne olur olmaz iyice yayılmıyorum.Tedirginim.Masada benden önce gelip dosyasını inceleyen Av.Metin İ....'yi görüyorum.
--Hocam , bu masa iyi de koltuklar biraz rahatsız diyor.Kaş göz işaretiyle onu susturmaya çalışıyorum.Ne olur olmaz, duyulur muyulur.
--Buldun da bunuyorsun , diyorum içimden.
--Biz eskiden bırak masayı sandalyeyi, dosya incelemek için ayakta yer bulamazdık, diyorum.
Geçti o günler der gibi elini sallıyor ve gömülüyor dosyasının içine.
Tam işimi bitirip çıkacakken aklıma geliyor.
--Sayın müdürüm, bir de satış talebimiz olacaktı, diyorum.
--Tamam siz talebinizi yapın, biz hazırlarız.Satış gününü yarın telefonla öğrenebilirsiniz, diyor.
Derken uyanıyorum.Sıcak bir temmuz sabahı.İzmir alevler içinde. (Av. MEHMET SEYREK)

(Gerçek Olay) Köyümüzden Süleyman fendi hasım sahibidir.Kasabaya giderken dahi ruhsatsız silahını yanında götürür.Bir gün kasabaya gireken,kasabanın girişinde Polisler köyün minibüsünün arama yapmak için durdurmuşlar.Arka kapıyı kapatıp önden aramaya başlamışlar.Bizim Süleyman ağa en arka koltukta oturmaktadır.Tabancasının hazinesinde de daima mermi vardır.Baktı ki silah gidecek ve yakalanacak.Yavaşça silahı önündeki koltuğun altına bırakmış ve ayağı ile ön tarafa doğru itelemiş.Silah paldır kültür doğruca önde arama yapan polisin önüne gitmiş.Polis silahı almış ve sormuş silah kimin diye sahiplenen olmamış.Polis uyanıkmış bakmış ki ağzında mermi var.Silahın kapzasını iyice kavrayıp parmağını da tetiğe bastırı gibi yapmak suretiyle tek tek yolculara doğru doğrultup "senin mi,senin mi.." diye sormaya başlamış.En son bizim Süleytman ağaya gelince sıra "Süleyman ağa" öte tut ağzında mermi vardır" demiş!Demiş ama kendini de ele vermiş,doğru cezaevine.. (Abdullah BULADI)

(Gerçek Olay) Amcam ile mahkeme arasındaki gerçek diyalog'tan: Muhtar olan amcam,bir gurup köylüler tarafından "rüşvet alıyor!"diye şikayet edilir.Dava açılır ve amcama duruşma için celp gelir.Duruşma günü bütün şikayetçiler ve amcam kasabaya giderler.Duruşma başlar ve Hakim amcama iddianameyi okuduktan sonra-şikayetçileri eliyle göstererek-"Bak,Muhtar rüşvet aldı diyorlar ne diyeceksin..!"der.Söz alan amcam "Hakim bey bana da hep zaman zaman Hakimler rüşvet alıyor derler amma ben inanmam..!" der. Bunu duyan Hakim öfkeyle ve hiddetle müştekilere döner ve "çıkın dışarı BERAAT" der. (Abdullah BULADI)

Bir hukuk talebesinin en sıkkın anı ve sitayişi: *ÖFF BE NE ZOR ŞEY ŞU DERSLER.HAYATIM MUTLAK BUTLAN OLDU BEE!İŞBU SAİKTEN HARBİ KAFAYI KIRMAYA EKSİK TEŞEBBÜS KALMAK ÜZEREYİM..NE YAPMALIYIM ACABA?NERDEN GİRDİM ŞU OKULA?TAAMÜDEN HOCALARIN KAMPÜSTE GEÇECEĞİ YERLERE DERİN ÇUKURLAR MI KAZSAK YOKSA BİLİNÇLİ TAKSİR YOLUYLA OKULU BASIP VİZE KAĞITLARINI MI DEĞİŞTİRSEK!YOK YOK BU DA YETERSİZ.EE NE YAPAYIM YAA??İNEKLEMEKLE GEÇİYOR ÖMRÜM YAA!GENÇLİĞİMİ YEDİ BU OKUL RE'SEN YANİ.HAH BULDUM 5-6 YILLIK ARKADAŞLARDAN "YALVARMA KOMİTESİ" VE AF'TAN YARARLANMIŞ BİKAÇ ARKADAŞTAN DA "İNTİHARA TEŞEBBÜS KOMİTESİ" KURSAK TA OLUR.İNTİHAR KOMİTESİNDEKİ ARKADAŞLARA BİRER "GAZ BİDONU" VERİRİZ.BELKİ HOCALAR "MERHAMET KARİNESİ" NE GİRİP BİZE YETERLİ NOTLARI VERİRLER DE KURTULURUZ ŞU "HUKUK FAKÜLTESİ NEZARETHANESİ"NDEN NE DERSİNİZ.not:ben 8 yıllık bir hukuk fakültesi talebesi olarak geçen sene yalvar yakar malülen okuldan mezun olmanın haala sarhoşluğunu yaşayan stajı bitmek üzere olan gariban bir awukatın tekiyim.Bu siteyi ve yayınlananları tam teşebbüs halinde zevkle ve kasten okumaktayım.Umarım bu metnim de olduğu gibi yayımlanır. (M.Erkam Tatoğlu)

Karadenizli olan mübaşir, bir gün hakim beyin evine giderek hanımına "Hakim pey evdemidırlar ?" diye sorar. Hakimin hanımı sinirli bir şekilde "Ne münasebet, o sadece mahkemede dırlar" diye cevap verir. (Av.Zühtü Kazancı)

(Gerçek Olay) Bu olay kelimesi kelimesine aynen yaşanmıştır. İçinde geçen müstehcen ifadeleri ..... şeklinde sansürlemeye çalıştım ama bu halinden dahi rahatsız olacak meslektaşlarımdan özür dilerim ama olayın oluşu aynen böyledir.

Yer : Afyon / Emidağ Ceza mahkemesiŞimdilerde emekli olan ve mizahi kişiliğiyle tanınan o zamanın hakimi büyükbaş hayvan hırsızlığının sıkça yaşandığı bu ilceye tayin olunca hırsızlığın kökünü kazıyacağım diye dost toplantılarında konuşurdu. Yine bir gün bir at çalınmış ve hayvan hırsızlığıyla ünlü Deli Hasan lakaplı sabıkalı da ( o zamanlar adet olduğu üzere nerde bir hayvan çalınsa bu adam tutulur getirilirdi savcının karşısına ) sanık olarak son celsede yerini alır. Hırsızlığa karşı hassas hakimimiz hırsızlık gece vakti yapıldığı için şu kadar , meskun mahalde yapıldığı için şu kadar , ahırın kapısı kırıldığı için şu kadar diye cezayı katlaya katlaya 8 yıla mahkum etti. Bu cezayı duyan sanık ayağa kalkarak " HAKİM HAKİM SENİN ANANI AVRADINI ...... EDEYİM. ULAN İNSAFSIZ , ÇALDIĞIMIZ BİR KÖR AT ADAM MI ÖLDÜRDÜK BRE ALLAHSIZ PEZ...." diyerek tepkisine demokratik biçimde dile getirince sıra bekleyen biz avukatlar eyvah dedik. Bu arada zabıt katibide tutanak tutmaya başlayınca Hakimimiz " Bırak aalasen katip . Şimdi bu böyle benim anamı şeyedeyim deyince anam şeymi oldu. Yok bırak ben onunu anasını avradını ve de bacısını ......edeyim dedi. Ve bizlerin gülmekten yere yıkılmamıza sebep oldu. Daha sonra hakimden duyuyoruz. 8 Yıl hüküm giyen sanık o zamanların ünlü hapishanesi Sinop Kalesinden Hakimimize mektup yazmış . Özet olarak "iyi hakimsin hoş hakimsin de bana da çok ceza verdin " diye hakim de hiç üşenmeden oturmuş cevap yazmış " sana çok ceza verdiğimin farkındayım. Onu da çalıp ta yakalanmadıklarına say ". Bütün meslektaşlarıma başarılar ve esenlikler diliyorum (Cemal Okan YÜKSEL)

Yargıtay Vakfının Kontürlü İçtihat Projesinin Kârını Katlayacak Teklifler:

  • Türk Telekom'un "Sahibinden İnternet" sloganı kontürlü içtihat projesine uyarlansın. Projenin sloganı "Sahibinden İçtihat" olsun.
  • Onama ve Bozma ilamlarının tebliğinden derhal vazgeçilerek, inceleme sonucu taraflara sadece telefonla ve tek kelime ile bildirilsin. Böylece davanın tarafı kisvesine bürünen bedavacıların içtihatlara kontürsüz erişimi engellensin.
  • Duruşma gününü bildirir tebligatlarının altına bir satır reklamı alanı açılarak, içtihat kontür kampanya ve promosyonları duyurulsun, hedef kitle tam 12'den vurulsun.
  • Mahkemelere sunulan Delil Listesinde Kontür sayısının gösterilmesi zorunlu olsun.
  • Değişik tüketici gruplarına müşteri profillerine uygun özel kontür paketleri oluşturulsun: Öğrenci Yurtlarında "Yürüyüş ve Gösteri Kanununa muhalefet içtihatları", Sınır Kapılarında "Vatandaşlık Mevzuatı" paketi, İlköğretim okulları kantinlerinde boyama kitabı şeklinde "Çocuk Mahkemeleri Toplu İçtihatları" paketi satılsın.
  • Türk Ceza Kanunundaki cinsel içerikli ve yoğun şiddet içeren suçlarla ilgili içtihatlar ayrı pakette toplanıp "Kırmızı Noktalı Kontür" kartıyla ve sadece 18 yaşından büyüklere satılsın.
  • Avukatların Mahkemeye içtihat sunması yasaklansın. İçtihat sunmak isteyen taraflar sunacakları içtihat kadar kontür alsın, içtihatlar Vakıf tarafından dosyaya gönderilsin.
  • Müşteri beklentileri ve pazarın durumu iyi takip edilerek güne uygun çözümler ve fiyat politikaları uygulansın. Örneğin ülkenin ekonomik durumunun bozulduğu bugünlerde hemen İcra-İflas İçtihatları Paketinin kontür ücretlerine zam yapılarak gelir arttırılsın.
  • Kontürlü mevzuat satışında "Devamlı müşteri" sistemi getirilsin. Sıkça mahkemelik olanlara kontür alımlarında özel indirimler yapılsın.
  • Kontür kartlarını YAYSAT bayileri de satsın. Kartlar, gazetelerle anlaşılıp 12 parçalı Arcapol yemek takımı ile birlikte sertifika karşılığı da verilerek geniş halk kitlelerine ulaşılsın.
  • Zahmetsiz kontür yüklemek için 900'lü telefonlar açılsın. 0 900 ICT-IHAT numarasını çeviren dakikası 4.500.000+KDV ödeyip hemen kontür alabilsin.
  • Resmi Dairelere işi düşenlere Adaleti Güçlendirme Vakfı bağış makbuzunun yanında Yargıtay İçtihat Kontürleri de zorunlu olarak satılsın, Sabıka kağıdı için 5, Dava açma için 10, Temyiz İncelemesi için 15 kontür alınması zorunlu olsun.
  • Kontür kartlarında promosyonlara devam edilsin: Kartlar, Öğrenci, Er-Erbaş ve Yeşil Kart sahiplerine %50 indirimli olsun, 1 Kanun alana 2 Yönetmelik, 5 Genelge, 10 içyazışma, 20 imzasız mektup, 1 tarak bedava verilsin.
  • Satış için seyyar dağıtım ağı kurulsun: Polis, Cumhuriyet Savcılıklarının tebligatlarını yaparken, sanık ve müdahillere iddianame ile ilgili konudaki kontür kartlarını da hemen makbuz karşılığı ulaştırsın. Pazarlamayı yapan memurlara komisyon verilmesi meselesi düşünülsün.
  • TBMM'nin de bir vakıf kurması için telkinde bulunulsun. Bu vakıfla anlaşıp, Meclisde yasalaşan mevzuatın Resmi Gazete'de yayınlanması yerine, bu iki vakıf kanalıyla kontur ile dağıtımı yapılsın. Kontürü biten yeni yasaları öğrenemesin, onlara oh olsun!
  • Maliye Bakanlığının verdiği "Vergi Kimlik numarası" gibi, Adalet Bakanlığı da "Adli müşteri kontür numarası" versin. Müşteri no'su olmayan kontür almamış kayıt dışı bedavacılar dava açamasın, 155 Polis İmdat'ı arayamasın.
  • Mahkeme dosyalarını basan Cezaevi Matbaası ile anlaşılsın, kontür kartları da cezaevlerinde basılsın. Matbaada çalışacak mahkumlara suçları ile ilgili içtihatlar kontürsüz bedava verilip, işverimi ve üretim arttırılsın.
  • Çabuk davranılsın, www.adlikontur.com ve www.jetonluictihat.com.tr adresi başkaları almadan satın alınsın.
  • Kontür kartları çabuk bozulduğundan, belediyenin AK-BİL cihazı örnek alınsın, Akıllı-İçtihat, AK-İÇ uygulamasına geçilsin, giderler düşürülsün. AK-İÇ'ler meşrubat makinelerinde de geçsin, kola alana 3 içtihat bedava olsun.
  • Athena grubu ile anlaşılsın. 2002 Dünya Cezaevleri Arası Basketbol Şampiyonasına sponsor olunsun, "12 Dev Adam" Şarkısı Kontürlü İçtihat Projesine uyarlatılsın, hedef kitle can damarından yakalansın.
  • Acilen bir reklam filmi çevirilip Cem Yılmaz, Beyaz, Yılmaz Erdoğan ve diğer bütün ünlü komedyenlere rol verilsin. Böylece başarılı bir reklam kampanyası yaparken, bu girişimin de onların diline düşmesi engellenip bir taşla iki kuş vurulsun.
  • "Bizbize İçtihat" abonelik servisi kurulsun. Aboneler arası görülen davalarda içtihat kontürleri indirimli olsun.
  • Maliye Bakanlığına haber verilsin, alt mahkeme hakimlerine lojman yardımı ile birlikte içtihat kontür yardımı da verilsin. Hakimlerin kademe ilerlemesi ve tayinlerinde kullandıkları kontürleri de dikkate alınsın.
  • Hakim stajyerlerine içtihatlar kontürsüz verilsin ama stajı bitirdikten sonra istifa edip öğrendikleri içtihatlarla avukatlık yapmaya kalkışmasınlar diye zorunlu hizmet ve ağır cezai şartlar içeren sözleşmeler imzalatılsın.
  • Hemen bir içtihat oluşturulup, içtihatlar da Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre "fikir eseri" kapsamına alınsın. İçtihatların telif hakkı Kontürlü İçtihatın fikir babası Yargıtay Vakfına verilsin. Böylece "kontürlü içtihat" girişimin başka ticari teşebbüslerce kopyalanması engellensin, vakıfla "eser kullanım sözleşmesi" imzalamadan kimse hiçbir içtihatı okuyamasın, göremesin, öğrenemesin.
  • Hukuk kitapları yazarlarına ihtarname keşide edilsin. Kitaplarında izinsiz kullandıkları içtihatlar için geçmişe dönük ecri-misil ve müdahalenin meni talep edilsin.
  • Hukuk fakülteleri uyarılsın. Eğitim bahanesi ile bir dolu öğrenciye abone olmadan kontürsüz içtihat ve mevzuat okutmaları kontrol altına alınsın. İzlettikleri maç, pardon mevzuat, başına para ödemek istemeyen Fakülteler sezonluk "Mevzuat Toplu Gösterim Aboneliği" sistemine girmek zorunda kalsınlar. Sezonlar Adli yıla göre ayarlansın, küçülen pazar ve düşen satışlar dikkate alınarak Adli Tatilde kontür fiyatlarında indirim yapılsın.
  • Adliyelere "Kontür Ağacı" asılsın. Yeterince kontür satın alan avukatların resimleri "kırmızı elma"nın içine yerleştirilip ödüllendirilsin, az kontür alanlar yeşil elmanın içinde ibreti alem için teşhir edilsin.
  • Adliye girişlerinde herkese mevcut kontürünü gösterir yaka kartları takılması zorunlu olsun. Herkes herkesin kontürünü bilsin ona göre davransın.
  • 0 800'lü ücretsiz danışma hattı açılsın, arayan vatandaşlara avukatlarının kontürleri söylensin. Vatandaş seçeceği avukatın kontürünü bilsin, ona göre seçsin, kontürsüz avukatlar aç kalsın.
  • Bankalarla anlaşarak İçtihat Kontür Bonus Kredi Kartı çıkarılsın. Kredi kartını daha fazla kullanan daha fazla bonus kazansın. Çok bonusu olana "Adliyede Ücretsiz park yeri", "Koridordaki bankta isme tahsisli oturma yeri","Harçsız Tashihi Karar", "Duruşma listesinde ilk sırada yer alma" gibi bonus hediyeleri verilsin. En iyi müşterilere limitsiz İçtihat GOLD Card verilsin.
  • "Özel Abone" uygulamasına geçilsin. Özel abonelerin okudukları içtihatlar bilgi bankasından silinsin, başkalarına okutulmasın, böylece o içtihatı sadece parasını veren özel aboneler bilsin.
  • Mahkemelerin herkese açık olması engellensin. Mahkeme yayınları tek elde toplanarak havuz sistemi oluşturup ihaleyle bir televizyon kanalına satılsın, önüne gelenin hayrat misali bedava duruşma izlemesi engellensin. Avukatlara duruşmadan sonra duruşma zabtı verilmesin, yayıncı kuruluştan 5 dakikalık görüntü izleme hakkı satılsın.
  • Vakıf, içtihat ve mevzuat satışı ile yetinmesin. Adaletle ilgili kelimelerin marka tescili yapılarak, gelirleri arttıracak, Mahkemeler'e turistik günü birlik turlar, Adli Kartpostallar ve yargı hediyelik eşyaları gibi aktivitelere başlansın.
  • Kontür işi tutarsa benzer sektörlere el atılsın. YARGI-CELL GSM şebekesi oluşturulsun, kontür satma işinde elde edilen tecrübe bu alanda da değerlendirilsin.
  • Kontür işinden çok para kazanılsın böylece bir ilk daha gerçekleştirilsin, Yargıtay Kurumlar Vergisinde en çok vergi ödeyenler listesinde başa oynasın ama yanlış anlaşılabilir diye borsaya hisse senedi arz edilmesin.
  • Bu dahiyane girişim yabancı yargı organlarına da haber verilsin. Bugüne kadar yabancı yüksek Mahkemelerin niye içtihatları kontürle satmadıkları sorulsun, gerekirse geniş satış ve dağıtım ağımız onlara açılarak, bu girişime katılmaları sağlansın, dünyada tek olunmasın.
  • "Yurtdışı İçtihat Fonu" oluşturulsun, yurtdışına çıkan Türklerden 50 dolar alınıp karşılığında gidecekleri ülkenin içtihatı satılsın, böylece yabancı ellere bilgisiz gitmeleri önlensin. Gerekirse herkesten bir 50 dolar daha alınıp, gidip de geri gelmeyen çoğunluğun neden geri gelmediği araştırılsın. Araştırma sonuçlarının gizli kalmasında kullanılmak üzere gerekirse bir 150 dolar daha alınsın.
  • İdealizm gibi garip bahanelerle binlerce içtihatı tek başına, büyük emeklerle herkese ücretsiz sunan www.adalet.org haksız rekabetten Rekabet Kuruluna şikayet edilsin. Böylece bu site kapatılarak kontürlü içtihatta tekel oluşturulsun.
  • Güzel güzel ticaret yapmak varken, ticari hiçbir amacı olmayan ücretsiz hukuk siteleri açıp, Türk Hukukunu geliştirmek için senelerdir yoğun emek harcayan idealist hukukçular "akli dengeleri bozuk" gerekçesiyle vesayet altına alınsın, Vakıf vasi olsun, böylece bu sitelerin de denetimi ele geçirilerek, rekabet engellensin, kontür satışları katlansın.

  • İyi kazançlar..
    (Türk Hukuk Sitesi Site Yöneticisi)

    (Gerçek Olay) Bundan yirmi sene önce, çok zeki ve hazır cevap bir arkadaş olan Av. İlhan ile Yenikapı'da bulunan bir çay bahçesinde oturuyorduk. İlhan, gazetedeki haberlere göz gezdiriyordu. Baş sayfada o zamanın ünlü babalarından birinin ölüm haberi yer almıştı. Yine baş sayfada resim ve altında bir yazı göze çarpıyordu "Yeraltı dünyasının ünlüleri cenazedeydi" yine başka bir resmin altında "İstanbul Genelevinin kadınlarının da cenazeye iştirak ettiği" ibaresi yer almıştı. Sayfanın alt tarafında ise eski Cumhurbaşkanının göndermiş olduğu çelengin fotoğrafı yayınlanmıştı. Arkadaşım "Yahu, bu ne biçim memleket, falanca feşmekan ölüyor da koskoca cumhurbaşkanı ona çelenk gönderiyor?" diye serzenişte bulundu. Yüksek sesle söylenen bu sözleri o sırada yan masada oturan ölenin iki fedaisi duydular ve İlhan'ın yakasına yapıştılar. İri yarı, insanı bir anda parçalayacak tiptendiler. İlhan'ın yakasını tutan, "Ula sen ne deyısın rahmetliye" diyerek sarsmaya başlamıştı bile, İlhan, neye uğradığını şaşırmıştı "Kardeşim yanlış anladınız" diyerek teskine çalışıyordu. Ancak, adamı sakinleştirmek şöyle dursun, daha da çileden çıkarıyordu bu sözler. "Ula neyi yanluş anladum? Dedun ki, niye çelenk cönderdi, ben buni böyle işittum", ikimizin de güzel bir dayak yemesine az kalmıştı ki, İlhan gayet çevik zekasıyla bağırarak durumu düzeltti "Olur mu abi, neden rahmetli abimize kendi gelmedi de çelenk gönderdi?". Bunun üzerine adam sakinlemişti "Afedersin abi" diyerek özür diledi, hep beraber oturup birer çay içip rahmetlinin ruhunu şad'ettik." (Av.Nusret Kadri Soycan)

    (Gerçek Olay) Herkesçe tanınan ve sevilen bir ses sanatçısı yaralamaya azmettirme suçundan yargılanıyordu. Olayın tanıkları, sanığın diğer sanıklara VURUN diye bağırdığını ifade ettiler. Bu arada ses sanatkarının Avukatı söz alarak, "Efendim, tanıklar yanlış ifade ediyorlar, müvekkilim, VURUN demememiştir, DURUN demiştir. Fakat bu VURUN şeklinde anlaşılmıştır". (Av.Nusret Kadri Soycan)

    (Gerçek Olay) İpsala Adleyesi'nde Savcı zorla kız kaçırma davasının soruşturmasını yapıyordu. Ben, ortağım Av.Murat'la beraber sanık vekiliydik. Mağdure de kendisini bir Avukatla temsil ettiriyordu. İfadeler alınırken birtakım müdahalelerde bulunup, olayın manevi unsurunun gerçekleşmediğini ispatlamaya çalışıyorduk. Nihayet üç sanığın ifadesi alındı, ancak Savcı, mağdurenin kaçıranların dört kişi olduğunu söylediğini, dördüncü kişinin ortaya çıkarılmasının gerektiğini ifade ediyordu. Müvekkillerimiz özellikle bu dördüncü kişiyi ifşa etmeye yanaşmıyorlardı. Bu ise delillerin toplanmamış olması demekti ki, tutuklanma için yeterli bir neden olarak karşımızda duruyordu. Savcıdan izin isteyerek müvekkillerimizle konuştuk ve dördüncü kişinin Hakkı isminde biri olduğunu bildirdik. Bu arada soruşturmaya ara verilmişti. Savcı, hepimize çay söyledi ve aramızda tatlı bir sohbet başladı. Ben, "Efendim eğer sanıklardan birinin adı Rıza olsaydı, kız rızayla kaçırılmış olacaktı, değil mi?" diyerek kendimce bir espri savurdum. Geçen zaman içinde Jandarmalar dördüncü sanığı getirdiler. Kendisiyle hiç konuşmamıştık ve üç kişinin ne ifade verdiklerini bilmiyordu. Ancak, özel bir görüşme yaparsak sanığa kendisinden öncekilerin ne ifade verdiklerini söyleyebilirdik. Ancak sanık, Avukat istemediğini, savunmasını kendisinin yapacağını ifade etti. Savcı da büyük bir nüktedamlıkla "Avukat Beyler, Hakkı da geldiğine göre lütfen odayı terkedin de ifade alalım, rızayla kız kaçırılırsa, hakkıyla da ifade alınır". (Bir Avukat Meslektaşımızdan)

    (Gerçek Olay)"İpsala Adliyesi'nde görülen tazminat davasında, davacı vekiliydim. Sultanköy sakinlerinden olan hindi üreticisi müvekkilimin hayvanları, davalının tarlasına serpmiş bulunduğu zehirli buğdayları yiyerek telef olmuşlardı. Bu yüzden müvekkilim tarafından açılan davanın duruşmasına yeni giriyordum. Davalı vekili, müvekkilinin bu zehirli buğdayları tarlasına atmadan önce ilan yaptırdığını, buna rağmen zararın meydana geldiğini iddia ediyordu. Hakim, dosyayı çok güzel okumuş ve olaylara vâkıftı. Davacı vekili olarak duruşmalara katılmama karar verdikten sonra sordu; "Avukat bey, müvekkiliniz olay yerinde zarar ziyan tespiti yaptırmış, onbeş hindinin öldüğü saptanmış, ancak siz seksen hindi hakkında dava ikame etmişsiniz. Bunu açıklayınız". Dosyayı yeni aldığımdan hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Ancak, hakime de cevap vermem gerektiğini hissederek hafifçe öksürdüm. (Beni tanıyan arkadaşlar bu öksürüğümün yalan uyduracağım anlamına geldiğini bilmekteydiler). Ve tüm ciddiyetimle cevap verdim. Hakime hanım, onbeş hindi zehirli yemleri yer yemez olay yerinde can verdiler. Diğerleri ise daha sonra vefat etmişlerdir. Duruşma salonu epeyce kalabalıktı. Yanlışlıkla telef olmuşlar yerine vefat etmişler kelimesini kullanınca, başta davalı vekili olmak üzere herkesi bir gülme krizi tuttu. Bunun üzerine hakim, duruşmaya ara verdi.(Bir Avukat Meslektaşımızdan)

    (Gerçek Olay) Bursa'da Ağır Ceza Mahkemesinde stjajımı yaparken Reis bey sanığa sordu: 'oğlum adamı kaçırmışsınız, dövmüşsünüz, parasını almışsınız, hakkında iddialar var, ne diyorsun bu iddialara' diye sorunca sanığın verdiği cevap : 'Valla hakim bey benim böyle bir iddiam yoktur, tahliyemi isterim' (Bir Avukat Meslektaşımızdan)

    (Gerçek Olay) Bursa'da asliye hukuk mahkemesinde stajımı yaparken bir boşanma davası sırasında davalı söz aldı ve: 'Efendim ben karımı deliler gibi, çılgınlar gibi seviyorum' dedi. Davacı hanımın vekili de : 'Efendim işte sorun burada davalı eşini deliler gibi, çılgınlar gibi seviyor. Normal değil bu, normal sevemiyor' diye cevap verince salonda herkesi bir gülme tuttu. (Bir Avukat Meslektaşımızdan)

    Şöhretli avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve
    -Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.
    -Soracağınız iki sual için 10 milyon TL.sı alırım.
    -İki sual için 10 milyon TL.sı çok değil mi?
    -Olabilir dostum. Şimdi ikinci sualinizi bekliyorum. (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1975 yıllığından.)( Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    (Gerçek Olay) BİR KARADENİZLİ'DEN HUKUKTAKİ OĞLUNA MEKTUP:
    "İçi cözim, uşağum. Nasulsun, ey musun, has mısun? Terslerin ne alemdur? Tuyduğumuza cöre, kayfeden ceri celmeyimüşsün. Punu ta mu tuyacaktum. Oy cözümün pepeğini seveyum, pak ta peni rezil etme. İtare, itare teyup turuysun. Netur pu itare? Pizum evin itaresinden zormidur? Hem, matraculasyon tiye para isteysin. Ha uşak, matrak mı keçeysun, yoksa penimle. Pir de eski direksiyon mu, netür, ona da para... Pizum eski arapanın tireksiyonu durayur. Onu cöndersem de yatursan olir mu?Hele, haraç vereceğum, temene bir sinirlendim, pir sinirlendim, çi, o cün ananla eve töviş yaptık. Pana pak uşak, senin paban kimseye haraç yeturmuş teğildu. Oy, sen rezil ettin peni, çendinu itare edemeyusen, yatağı yorkanı, uşağı, tevşeyi toplayup piz de celelum.Uzin lafun kısasu "sınıfı geçtum, celeyum" tiye telgrafını peklemekteyum. Oy uşağım, anan paban tekrar, tolansun sağa, Baban Sefer İreis" (İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi 1975 yıllığından.)(Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    Bir çingene, ceza avukatlarından birine başvurarak, kendisini savunmasını istemişti.Avukat sordu:"Mahkeme ve avukat ücretlerini nasıl ödeyeceksin?"Çingene gururla elimi göğsüne vurdu:"Abe avukat bey, bu güne bugün benim bir atım, iki ineğim, iki de keçim var"."Yaa! Peki öyleyse seni neden dava ediyorlar?". "Bir at, iki inek, iki de keçi çaldığım için!" ( Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    Hukuk Fakültesi öğrencisinin sözlüğü:
    HUKUK: Dört senedir aradığımız halde bulamadığımız şey.
    MAHÇUR: İç güveysi.
    MÜMEYYİZ KÜÇÜKLER: Kadınlar.
    GAYRİMÜMEYYİZ BÜYÜKLER: Erkekler.
    KAN HISIMLIĞI: Tahta kurusu marifetiyle olur.
    EVLENMEDE ŞEKİL NOKSANI: Gelin hanımın kürk mantosunun bulunmaması.
    VASİ: Kayınvalide.
    MÜBAH HIRSIZLIK: Ders notlarının çalınması.
    HAPİS CEZASI: Öğleden sonraki ek dersler.
    EKSİK BORÇ: Hocaların talebelere verdikleri sözleri yerine getirmeleri.
    TEMERRÜT: Hocaların kitap çıkartmada gecikmeleri.
    EVLENMEDE NİSPİ BUTLAN: Kadın bakımından kocanın maaşında hata, koca bakımından, kadının yaşında aldatılma (hile).
    FUZULİ İŞGAL: Arkadaş için tutulan yere oturmak.
    VEKALETSİZ İŞ GÖRME: Arkadaşın aldığı geçmezi, ondan önce kalemden öğrenip kendine haber verme.
    GAİPLİK: Ay sonlarında bakkala, kasaba karşı vakidir.
    ÖRF ve ADET HUKUKU: Yer ayırma.
    ŞİRKET AKDİ: Yer tutmak için grup kurmak.
    MAZNUN: Eve geç gelen koca.
    İFLAS: Talebenin her ay sonunda uğradığı durum.
    MİRASIN AÇILMASI: Çenelerin kapanması.
    MÜTERAKKİLİK: İmtihan harçları.
    EVLENME MANİLERİ: Fakülte bitirmemek-parasızlık.
    (Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu ikaz yer almaktadır. "DANIŞMADAN ÜCRET ALINMAZ." Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli malumatı vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın ikazıyla yerinde durakalır. "Danışma ücretini vermediniz", vatandaş şaşırmıştır. "Aman avukat bey, şuradaki yazıda Danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu?". Avukat,"EE tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım. Danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim".(Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    Avukat, cezaevinde sanıkla görüşmektedir. Sanık: "-Aman abi, ne olursun beni kurtar, beni savun". Avukat, "-Seni savunacağım ama, bana ödeyecek paran var mı?". Sanık, "-Ne demek abi, iki milyarlık çeki hemen yazayım, daha sonra da bi beş milyarlık çek daha keseyim, sen onu merak etme." Avukat, "-E o zaman davanı alabilirim, söyle bakalım, seni neyle suçluyorlar?" Sanık, "-Karşılıksız çek kesmek... (Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    25 kişinin katili, idamla yargılanıyordu. Cezaevindekilerin ısrarı üzerine kendine bir Avukat tuttu. Avukat, sanığa
    - "Bak şimdi, ben sana ne tembih edersem, mahkemede onu söyleyeceksin, hakim sana ne sorarsa ona lolo şeklinde cevap vereceksin" diye tembih etti. Nihayet duruşma başladı, hakim sordu:
    -"Adın soyadın?", sanık:
    - "lolo"
    --"babanın adı?"
    -"lolo"
    -"kaç doğumlusun?"
    -"lolo"
    -"evli misin, bekar mısın?"
    -"lolo"
    -"sabıkan var mı?"
    -"lolo"
    Bu konuşmalar üzerine Avukat, hemen mahkemeden söz isteyerek araya girdi:
    -"Efendim, gördüğünüz gibi müvekkilimin aklı başında değil, ne yaptığını bilmiyor, kendisinin bu yönden tetkikini talep ediyorum" dedi. Sanık, adli tıp'a sevkedildi ve TCK.46.maddesi gereği rapor alarak beraat etti. Ve avukatın yazıhanesine geldi, "Ee Avukat bey, çok uğraştın, yaman adammışsın, beni ipten kurtardın, sana teşekkür etmeye geldim" dedi. Avukat da "geçmiş olsun kardeşim, artık benim vekalet ücretimi ödermisin?" Sanığın avukata cevabı:
    - "lolo", Avukat:
    -"Yahu herkese lolo, bize de mi lolo", Sanık:
    -"lolo, lolo sana da lolo" (Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    Uzun yıllar önce Amerika'ya giden Temel, vatandaşlığı kazadıktan sonra juri üyeliğine seçilir. Mahkeme'de bir mafya babasının davası görülmektedir. Duruşmadan önce babanın adamları Temel'i sıkıştırırlar, "Bak, sözlerimizi iyi dinle, Savcı idam istedi, sen de juri de bunu müebbete çevireceksin, bunun karşılığında sana 500.000 Amerikan Doları vereceğiz. Ama eğer beceremezsen kendini ölmüş bil" derler. Yargılama biter, juri karar vermek üzere toplatnı salonuna çekilir. Üç gün üç gece şiddetli tartışmalardan sonra nihayet karar açıklanır. MÜEBBET HAPİS. Babanın adamları, Temel'i bulur, parayı ona teslim ederler. Ve neden bu kadar uzun görüşmeler yapıldığını sorarlar, Temel'de "yahu kardeşim, tüm juri üyeleri, sanığın beraatini istediler, bunu müebbete çevirinceye kadar akla karayı seçtim, ama nihayet başardım" der. (Av.Nusret Kadri SOYCAN)

    (Gerçek Olay) "İstanbul Adliyesi'nde Avukatlık Stajı yapıyordum, bir gün koridorda dolaşırken elinde evraklar, banka oturmuş tuh tuh diyen bir ihtiyarla karşılaştım. Yanına oturdum. "Amca ne derdin var" diye sordum. Adam "sen de kimsin" diyerek ters ters yüzüme baktı. Ben de ona "stajyer Avukat olduğumu söyledim. Amca stajyeri bir tarafa attı "ha demek Avukatsın" diyerek başladı derdini anlatmaya. Bir apartmanda kapıcı olarak çalışıyormuş, kıdem tazminatını vermeden yönetici işine son vermiş, dava açmış ancak hakim davasını reddetmiş. Amcaya "neden bu hakimi reddetmedin" diyerek teselli vermeye çalıştım. Benim bu lafımı duyan amca, elindeki evraklarla beraber duruşma salonuna daldı, hakim, bir başka davayı görüyordu, ancak amca, hakime karşı bağırmaya başladı, "şu evraklarımı incelemedin, benim davamı reddettin, bunlara da bak", diyordu. Hakim ise, "bak dede davan bitti, istersen temyiz et" diyerek karşılık verdi. Dede bağırıyordu, derken hakim, yapma dede, şimdi seni tutuklatırım dedi, dede de "tutuklatırsan tutuklat, ben herşeyi göze aldım, dışarda avukata danıştım, ben de seni reddediyorum" diyerek hakime karşılık verdi. Bunun üzerine hakim, "hangi avukatmış bunu diyen, getir onu karşıma dedi, bu sözleri duyar duymaz hemen üçüncü kata, diğet stajyer arkadaşların yanına kaçtım, daha sonra iki polis memurunun dedeyi adliyeden dışarı çıkardığını gördüm, aradan yarım saat geçmişti, ben de yemek yemek için adliyeyi terketmek istedim, ancak, bir de ne göreyim dede karşıdaki birbirdirek sarnıcının duvarına dayanmış dikkatle kapıda beni bekliyordu. Arkadaşlardan bir kaşkol alarak dedeye görünmeden oradan sıvıştım. Bir daha da olur olmaz yerde fikir beyan etmemeye yemin ettim." (Av.K.Soycan)

    (Gerçek Olay) "Askerliği bitirip İpsala'da hazine Avukatı olarak göreve başlamıştım. Heyecanlıydım. İlk duruşmama girecektim. Vatani görevim sırasında stajda edindiğim yarum yurum bilgiler de kafamdan gitmişti. Duruşmaya girdim, Hakim, nezaketle oturmamı işaret etti. Daha sonra "keşif yapacağız ne diyorsun" diye sordu, ben de oturduğum yerden "ben keşif istemiyorum" siz taleple bağlısınız, bu dosyaya derhal karar verin diyerek hakime karşılık verdim. Hakim bu cevabım karşısında epeyce hiddetlenmişti, babacan tavırları bırakıp hiddetle bir iç çektikten sonra, sert bir sesle "gereği düşünüldü" dedi, ben oturduğum yerde istifimi hiç bozmadan duruyordum. Hakim, aynı şiddetti bir defa daha "gereği düşünüldü" diyerek tekrar etti, ben de "düşünün hakim bey, ben de düşünüyorum" diyerek istifimi hiç bozmadan karşılık verdim. Hakim, patlayacak vaziyete gelmişti, "Avukat bey, Avukat bey, karar veriyorum, gereği düşünüldü dendiği zaman ayağa kalkılır" diye şiddetle bağırdı. Ben de askerden alıştığım bir çeviklikle esas duruşta ayağa kalkıp "emredersiniz komutanım" diyerek bağırdım. Diğer Avukatlar ve hakim gülüşmeye başlamışlardı. Bu benim için iyi bir ders oldu. (Av.K.Soycan)

    Laz Hakimin karşısına Kürt sanığı getirirler, Hakim, suçu nasıl işlediğini sanığa sorar, sanık ta "vallahül azim, Hakim Begim, ben kırkuzluk yapmadım, kimsenin malını çalmadum" der. Hakim de "ula evladum, kırkuz değil hirsuzluk yapmadum, kimsenun malunu çalmadum diyeceksun, kırkuz olur mu bunun doğrusu hirsuzdur" der. (Av.K.Soycan)

    (Gerçek Olay) "Şu anda Bolu Hakimi olarak görev yapan Hakim S. B. ile bir keşfe gitmiştik. Hakim, çok az zamanı olduğunu, hemen bilirkişi bulmamı söyledi. Ben de köy kahvesine girdim. Bakışlarından zeki biri olduğunu anladığım kişiye sen dava konusu yeri biliyormusun diye sordum. Onun da olumlu cevabı üzerine Hakimin karşısına getirdim. Hakim, adama hiçbir şey sormadan zapta kimlik bilgilerini geçirmeye başladı. Fakat o ikide bir "efendim birşey soracağım" diyerek hakimin sözünü kesiyor, hakim ise "sus, sen benim sorduklarıma cevap ver" diyerek bağırıyordu. Nihayet kimlik bilgileri alındı ve hakim adama "tamam şimdi söyle ne söyleyeceksen, sor ne soracaksan" dedi, açıkgöz adam "Hakim bey, ben bu davada davalıyım acaba bilirkişilik yapabilirmiyim diye soracaktım" şeklinde cevap verdi." (Av.K.Soycan)

    (Gerçek Olay) "İpsala Adliyesi'nin dar bir Hakim odasında çok taraflı bir dava görülüyordu. Odanın içi davacı, davalı, tanıklar ve Avukatlarla hınca hınç doluydu. Hakim, davacıdan delillerini sordu. O da, tanık beyanlarına, keşfe ve tapu kayıtlarına dayandığını ifade etti. Bu arada söz sırası davalıya gelmişti. Hakim, davalıya "sen neye dayanıyorsun" diye sordu, davalı da odanın en dip kenarından hakime cevap verdi "ben kapıya dayanıyorum efendim". (Av.K.Soycan)

    (Gerçek Olay) "Bundan onbeş yıl kadar önceydi, Avukatlığa henüz ısınıyor, yeni yeni para kazanıyordum. Bir gün bir davadan epeyce büyük miktarda bir Avukatlık Ücreti tahsil ettim. Arkadaşlar bunu ıslatmamız gerektiğini söylediler. Beraberce dört kişi ilçemizdeki bir pastaneye girdik. Dört kişi hepimiz de doksan kilonun üstünde iri yarı adamlardık. Pastacı Şakir'e bize dört tane çatal dört tane limonata bir kalıp da muzlu pasta getirmesini söyledim. Çatallar ve pasta soframıza geldi. Pastacı Şakir, limonataları daha masaya getirmeden. Birinci kalıp pasta bitmişti. Arkadaşlar "bu bizi kesmedi, bir kalıp daha getir" dediler. Onu da Allah'ın izniyle tükettik. Sonra "bu da kesmedi" diyerek bir tane daha ısmarladık. Pastalar limonatalar bitmiş, keyif sigaraları yakılmıştı. Bu arada Şakir de sohbete iştirak edip masamıza oturdu. Dereden tepeden konuşurken bir evi olduğunu onu yıkıp yerine apartman yapmak istediğini, ancak kiracıyı çıkaramadığını anlatarak ne yapması gerektiğini sordu. Ben de kendisine hangi hukuki yollardan gideceğini izah ettim. Neyse, vakit ilerlemişti, hesabı ödeme zamanı gelmişti. Şakir'e hesabı sordum. Borcumuzun 5 bin lira olduğunu söyledi. Bunun üzerine kendisinden 5 bin lira istedim, o da 10 bin lira vereceğimi düşünerek kasadan 5 bin lira verdi, 5 bin lirayı alır almaz kapıya doğru yöneldim. Şakir arkamdan bağırdı "Avukat bey 10 bin lira vermeyi unuttun" ben de hayır unutmadım, sen bir avukata danışmanın kaç para olduğunu biliyormusun diye sordum. O da saf saf bilmiyorum cevabını verdi. Ben de danışma ücretinin 10 bin lira olduğunu, bunun 5 bin lirasının yediğimiz pasta ve limonatalara gittiğini, 5 bin lira da kasadan aldığımı, böylece borcu kalmadığını ifade ettim. Bunun üzerine Şakir, "amma tehlikeli adammışsın" bundan sonra sana soru sormak şöyle dursun, nasılsın iyimisin diye sormak dahi.. diyerek serzenişte bulundu. Bu arada hepimiz birden gülüşmeye başladık, Şakir'e 10 bin lirasını vererek oradan uzaklaştık." (Av.K.Soycan)

    (Gerçek Olay) "K.Çekmece 3.As.Huk. Mahkemesindeki duruşmamı beklerken, hakim başka bir davaya geçti.Dava BOŞANMA davasıydı .Davacı vekili hakime dönerek "-efendim şimdi dinleteceğimiz tanık, TARAFLARIN MÜŞTEREK ÇOCUKLARIDIR" açıklamasını yaptı, hakim "-tamam anladım" dedi. Tanık çağrıldı,hakim sordu :"- TARAFLARI TANIR MISIN? AKRABALIK VAR MI?" (Ben kendimi dışarıya zor attım)." (Av.Muzaffer Sarı)

    (Gerçek Olay) "Fatih Adliyesinde, bir Asliye Ceza Davası için sıramı bekliyordum. Hakim, başka bir davanın duruşmasına geçti. Bu davada "Müşteki" olduğunu söyleyen bir vatandaş geldi ve hakim kendisine sordu.
    - Şikayetçi misin?
    - Evet şikayetçiyim Hakim Bey.
    - Tanığın var mı?
    - (Kendinden son derece emin bir şekilde) VARDIR Hakim Bey
    .- İsmini söyle de çağırıp dinleyelim.- CENABI ALLAH'TIR Hakim Bey." (Av.Muzaffer Sarı)

    (Gerçek Olay) "Bir meslektaşımın başından geçen gerçek bir olay: Mahkemede görülen boşanma davasında davacının Avukatı karşı tarafın getirdiği yalancı şahitlerin beyanlarından bıkmıştır. Davacı aile dostu olduğundan dolayı, olayların iç yüzünü bilmektedir ve yalancı şahitlerin beyanlarından dolayı çok kızmıştır.Zira bu beyanlardan dolayı davayı kaybetmek üzeredir. Hakimden söz alır ve "Hakim Bey, keşke tarafları ve tanıkları bir yalan makinasına bağlama imkanı olsa , o zaman bütün hakikat çıplaklığı ile ortaya çıkacaktır" der. Hakim bey gereği düşünüldü der ve ekler: Davacı vekilinin yalan makinasına bağlanma talebinin reddine.." (Av.Süleyman Gürkök)

    (Gerçek Olay) "Köy yerinde görülen bir Men'i müdahale davasında Hakime hanım, katibe hanım ve ben Avukat olarak keşfe gitmiştik. Yaz günü olduğu için köyde bilirkişilik yapacak insan bulunamadı. Ben bize rastlayan yaşlı bir teyzeyi görünce hakime hanıma seslenerek "hakime hanım bu bayanı bilirkişi yapalım" dedim. Oradan mahkemenin mübaşiri hemen atıldı " Ama efendim kadından bilirkişi mi olur" diye. Sonra hepimiz birbirimize bakarak gülüştük." (Av.Sibel Gürkök)

    (Gerçek Olay) "4650 sayılı kamulaştırma kanununda değişiklik yapan kanunun 14. maddesinin son cümlesi: "Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez." (Mehmet Temel'den)

    (Gerçek Olay) "Savcı bir tanıdığım anlatmıştı: Gerçekten yaşanmış bir olay olduğunu söyledi: Bir kumarhaneye polis baskın düzenler. Bu sırada aynı masada kumar oynamakta olan dört kişiden biri masanın altına yanında bulunan uyşturucu maddeyi atar. Polis bunu bularak dördünü de gözaltına alır. Sorguları için hakim karşısına çıkarılırlar fakat her biri de suçu inkar etmektedir. İçlerinden biri avukat tutmuştur. Hakim geri kalan üçünü serbest bırakıp avukatı olanı tutuklar. Gerekçe olarak da; suçlu olmasaydı avukat tutmazdı der." (Aydın Özdemir)

    (Gerçek Olay) "Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinde duruşma salonunda sıramızı bekliyoruz. Görülmekte olan davada davalıların adres tespiti için zabıta araştırması istenilmiş. Zabıtaca gönderilen sonuçları Hakim okuyor: (dava Florance Natingale hastahanesinde yapılan yanlış müdahaleden kaynaklanan tazminat davası ) "Zabıta tahkikatı istenen dr.xxxxxx halen adreste mevcut olduğu, Florance Natingale isminde birisinin ise tanınmadığı anlaşılmıştır!". Hakim ve salondaki herkes gülmekten katılıyor. Hakim herhalde görevli laz ve saat 12 den sonra yapmış araştırmayı diyor." (Av.Mehmet Yavuz)

    (Gerçek Olay) "Üsküdar İcra Tetkik Mercii müdiresinin icra memuru olarak çalıştığı dönemde hacze çıkıyorlar. Borçlunun adresine geliyorlar ki erkekler hamamı! Borçluyu çağırıyor dışarı, borçlu uyanık gelmiyor. Kendiside bayan içeri giremiyor, mecburen işlem yapamadan geri dönüyorlar." (Av.Mehmet Yavuz)

    (Gerçek Olay) "Kars'da iki aşiret arasında bir yaylanın mülkiyeti konusunda ihtilaf uzun zaman dava olmadan sürmüş, bu durum bayağı kavgalara sahne olmuştu. Derken bir vali bir gün iki aşiretin reisleri olan Hasso ve Cello' yu biraraya getirerek "kanun var, nizam var, hükümet var, siz bu konuyu mahkemeye götürün" der ve doğal olarak dava başlar. Hasso ve Cello karşılıklı davacı ve davalıdırlar. Dava sürer, taraflar keşif talebinde bulunur, yapılan her keşfe birisi itiraz ederken bir yandan tecrübesiz hakimler, diğer yandan da her keşifte bulunamayan teknik elemanlar yerine başka niteliklerde bilirkişilerin götürülmesi nedeni ile raporlara itirazlar , bunların zorunlu olarak kabulü nedeni ile dava uzadıkça uzamış ve bu arada 30 yıl geçmişti. Nihayet deneyimli bir hakim gelmiş ve hükme yeterli keşfi yapmış ve kararını açıklamıştı. Sonuç "... mevkii,... yerde bulunan gayrımenkulün mülkiyetinin Hasan'a ait olduğunun tesbitine ve adına tesciline, Celal'in müdahalesinin men i ne karar verildi." Cello Türkçe bilmediği için hakimin sözlerinden birşey anlamamıştı. Davayı kazanan Hasso Türkçe anladığı için gülümseyerek dışarı çıkarken, Cello onun yanına yaklaşarak "çı bu, tu çıma dıkenni?" (ne oldu?neden gülüyorsun) diye sorunca hasoo: kürtçe "davayı ben kazandım, yayla benim" der.Türkçe bilmemekle birlikte çok cin olan Cello , Hasso'ya doğru dönerek; "eee hıkmate ıssa gooo, le ara mı te e çı bıbe?" Türkçesi : "Hükümet böyle dedi, ama bizim aramızda durum ne olacak?" (Av.Fuat Aldemir'den)

    (Gerçek Olay) "Yaklaşık 30 yıl önce Ağrı'da "Topal Tahir lakaplı babacan Azeri bir hakim vardı. Dava bir kadının fuhuş yaparken yakalanması nedeni açılmıştı. Olay, vukuu takip eden kısa sürede hakimin önüne gelmişti ve topal Tahir sordu:"eye sen eşne-fişne yapırmışsın, ne diirsen?"kadın: "Vallah billah ben bişey yapmadım.Ben namuslu bir kadınım hakim bey." derken Topal Tahir'in gözü o sırada kadının sol bacağındaki çoraba takılmıştı ve kadının çorabı aşağılarda idi, belli ki toparlanamadan polis adliyeye getirmişti. Kadın bu sırada devam ediyordu "vallaha ben namuslu bir kadınım hakim bey". Bunun üzerine Topal Tahir sanık kadına çorabına baka baka ;"eye bellidir belli, senin namuslu olduğun çorabından belli."diyerek kadını cezaevine gönderdi." (Av.Fuat Aldemir'den)

    (Gerçek Olay) "Olay halen Yargıtayda hakim olan annemin başından geçiyor: Annem 1982de XXX ilinin XXX ilçesinde ağır ceza mahkemesi üyesi...Bir davanın keşfi için ücra bir köye gittiklerinde bir yaşlı teyzeye olayla ilgili bir soru soruyor.. Kadının yanıtı tam şok..Kadın "Hadi ordan şeytanın tohumu! Sen beni salak mı sandın? Ben padişahın kadınları kadı yapmadığını biliyorum" diyor. Annem acaba akli dengesi mi bozuk diyor ve diğer insanlara da soruyor ama maalesef tüm cevaplar aynı! Neredeyse hiçbirinin cumhuriyetten haberi yok. Atatürkü biliyorlar ama cumhuriyetin manasını bilmiyorlar. (Baran Doğan'dan)

    "Bir yaz günü İki arkadaş kahvede oturuyorlar ve; arkadaşlardan biri avukatın kahvenin önünden geçtiğini görür ve arkadaşına; " anlaşılan hava acayip soğuk !... ", diğer arkadaş şaşırmışcasına, " nerden çıkardın?... " der. " Baksana avukatın eli kendi cebinde!... " (İlker Korgan'dan)

    (Gerçek Olay) ERTAN BEYİN CÜBBESİ "Olayın kahramanı Av.Ertan! Adliye koridorunda duruşma saatini beklemektedir. Her naılsa cüppesini yanına almamıştır. Büro personeli Hüseyin'in orada olduğunu far eder. Ertan -Hüseyin, acilen bana bürodan cübbemi getir! Hüseyin-Ağabey cübbe nerede? Ertan -Büroda! Gültenin masasının civarında olacak! Hüseyin koşa kaşa büroya gider. Sekreter Gülten'in masasında o gün tamir için terziye getirdiği siyah etek durmaktadır katlanmış halde. Hüseyi kaptığı gibi adliyeye koşar ve can hıraş yetiştirir Ertan'a. Mübaşir avazı çıktığı kadar bağırmaktadır."Avukaaaat Ertaaan!!!" diye. Ertan bey kaptığı gibi Hüseyin'in elinden siyah eteği dalar duruşma salonuna! Bir yandan da eteği cübbe gibi giymeye çalışır, ama nafile. İşin farkına varan hakim seslenir Ertan'a; "Avukat bey ne yapıyorsunuz?". Ertan bey cevap verir" Cübbemi giymeye çalışıyorum hakim bey!" (Tevfik Aşlama'dan)

    (Gerçek Olay) " Komik mi, trajik mi siz karar verin! Yer Alanya İcra Ceza Mahkemesi. Karar aynıyla şöyle; "sanığın mal beyanında bulunmadığı, borcunu ödemeği taahhüt etmesine rağmen yerine getirmediği anlaşıldığından İİK.m.337/1 uyarınca mal beyanında bulunmayan sanığın 10 gün, yine ödeme taahhüdünü ihlal eden sanığın bu İİK.m.340 uyarınca 1 ay olmak üzere ÇOCUK DOĞRUNCAYA KADAR hafif hapis cezası ile tecziyesine...". İşin ters yanı zavallı sanık erkek! Ancak, işin arka planı şöyle! Katip bayan o zamanlarda hamile idi. Doğuma bir hafta falan vardı ki adli tatil öncesi iş yoğunluğu nedeni ile izin de kullanamamıştı. Kadıncağızın ayakları, yüzü... hasılı her tarafı şişmişti ve çalışmak zorunda idi. O günlerde bu durumdan dolayı çok acı çekiyordu. Aklı hep doğacak çocuğunda olduğundan aklından geçenlerde karar metnine girmiş. Bana düşende bu kararı öğrenir öğrenmez düşürmek oldu." (Tevfik Aşlama'dan)

    (Gerçek Olay)"Suç örgütleri Türkiye'nin belki en çok kazanan kurumları (!) olabilir, ama hiçbirinin Kolombiya'daki kadar gelişmiş yöntemler kullandığını sanmıyoruz. İşi dolayısıyla Kolombiya'nın başkenti Bogota'da yaşayan bir Amerikalı, bir sabah uyandığında 60 bin dolar değerindeki gıcır gıcır Mercedes'inin yerinde olmadığını görür. Polise yaptığı başvurular, gazeteye verdiği ilanlar sonuçsuz kalır. Allah'tan arabası sigortalıdır. Hemen gerekli işlemleri yapmak için sigorta şirketine başvurur. Bu sırada bir telefon gelir. Telefondaki ses, 10 bin dolarlık fidye karşılığında arabasını geri vermeyi önermektedir. Öykümüzün Amerikalı kahramanı, sigorta şirketinin tavsiyesiyle parayı öder ve aracını hırsızların söylediği yerde sapasağlam bulur. Telefon ertesi gün yine çalar ve hırsızlar, ''Parayı hemen ödediği için, arabasının bir yıl boyunca hırsızlığa karşı sigortalandığını'' söylerler. Ancak bir hafta sonra kahramanımızın Mercedes'i yine çalınır. Ertesi gün aynı hırsızlar telefon edip 10 bin dolar fidye isteyince Amerikalı dostumuz, ''Bu yaptığınız çok ayıp!'' diyerek hırsızları protesto eder: ''Geçen hafta da aracımı çaldınız ve ben fidyeyi ödeyince bir yıl boyunca dokunmayacağınızı söylediniz!'' Bunu üzerine telefondaki ses, böyle bir şey olmayacağını belirterek ''yine de her ihtimale karşı'' kontrol etmeye karar verir. Ahizeden bilgisayar tuşlarına basıldığı duyulmaktadır. Araştırmasını tamamlamayan oto hırsızı, binlerce kez özür dileyerek bir yanlışlık olduğunu kabul eder ve kurbanının arabasını nerede bulabileceğini söyler. Amerikalı dostumuz arabasını almaya gittiğinde ön koltuğun üzerinde, yapılan yanlışlıktan ötürü özür dileyen bir kart eşliğinde bir şişe şampanya bulur. Nasıl çete ama? " (Levent Yalçın'dan)

    "Aşağıdakiler mahkemelerde Amerikan Mahkemelerinde Avukatlar tarafından sorulmuş gerçek sorulardan derlenmiştir:
    1. "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"
    2. "En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?"
    3. "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"
    4. "Yalnız mıydiniz, yoksa kendi başınıza mıydınız?"
    5. "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi, yoksa siz miydiniz?"
    6. "Sizi öldürdü mü?"
    7. "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardi?"
    8. "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"
    9. "Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"
    10. -Soru "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"
    - Cevap: "Evet."
    - Soru: "Peki o anda siz ne yapıyordunuz?"
    11. -Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"
    -Cevap: "Evet."
    -Soru: "Kaçı erkek?"
    -Cevap: "Erkek yok."
    -Soru: "Hiç kızınız var mı?"
    12. -Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"
    -Cevap: "Evet."
    -Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"
    13. -Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?"
    -Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."
    -Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"
    14. -Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"
    -Cevap: "Ölüm sebebiyle."
    -Soru: "Kim ölmüştü?"
    15. -Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"
    -Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."
    -Soru: "Erkek miydi, yoksa kadın mı?"
    16. -Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"
    -Cevap: "Bugüne kadar ki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."
    17. Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mı? Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"
    -Cevap: "Sözlü."
    18. Soru: "Otopsiye basladığınız zamani hatırlıyor musunuz?"
    -Cevap: "Aksam 8:30 civarında başladık."
    -Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"
    -Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."
    19. Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mı?"
    -Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim"

    (Gerçek Olay) "İzmir'de sulh ceza mahkemesinde staj yaparken bir duruşmadan ; kadın kocası tarafından dövüldüğü için şikayetçi olmuştur. Hakim önce nasihat eder daha sonra cezasını söyler ... gereği düşünüldü: bir milyon lira para cezası. Dava bitmiştir. Adam kafası önüne eğik duran karısının yanına yaklaşır: "yürü hadi yürü evimize! İşte ben parasını veririm cezasını da çekerim böyle döverim hadi eve.... " (Yeliz'den)

    "Şehrin hayırsever vakıflarından birinde çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu. "Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500,000 dolar ancak bu güne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?" Avukat bir süre düşündü, sonra; "-Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?" görevli utandı. "-Şey hayır.". "-Sonra kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu?" Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş bir halde özür dilemeye çalışırken avukat onun sözünü kesti:"-Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını? " Görevli yerin dibine geçmişti sadece, "-Hayır hiç bir bilgim yoktu ..." diye mırıldanabildi. Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti: "-Pekala, ben onlara zırnık para vermezken size niçin vereyim?"

    Mühendisin biri ölmüş ve büyük bir yanlışlık sonucunda cehenneme atılmış. Cehennemin konforundan hoşnut kalmayan mühendis bir takım iyileştirmeler yapmaya başlamış. Kısa bir süre sonra cehennem; klimalı odaları, otomatik tuvaletleri, asansörleri, içecek otomatları ve diğer lüksleri ile bayağı rahat bir yer haline gelmiş. Bu arada mühendisin de iyice tanınıp sevildiğini söylemeye gerek yok. Derken, günün birinde Cennet Meleği, Şeytanı aramış: "Selam, cehennemde işler nasıl gidiyor? neler yapıyorsunuz?" Şeytan, memnun mesut gülümsemiş: "Ohho..biz burada çok iyiyiz. Bir mühendis düştü buraya ki sorma gitsin.İnanılmaz lüks ve konforlu bir yer yaptı bizim orayı. Bir görsen, tuvaletlerimiz otomatik, kola makinemiz bile var." Melek şaşırır: "Nee! mühendis mi dedin? O adamın burada olması lazımdı çabuk onu buraya gönderin!" Şeytan: "Mümkünü yok! Kadromda bir mühendisin olmasından çok memnunum ve onu burada tutacağım!" diye çıkışmış. Cennet Meleği sinirle bağırmış: "Onu çabuk buraya gönder yoksa seni dava ederim!" Şeytan katıla katıla gülerken şunları söylemiş: "Evet, eminin yaparsın! Peki Avukatı nerden bulacaksın???" (Funda Kutluk'tan)

    (Gerçek Olay) "Bir gün kaçak Pakistanlıların davasında tercümanlık yapmak üzere çalıştığım otelin yakınındaki karakolun ricasıyla Sultanahmet adliyesine gitmiş. Nöbetçi hakimin bizden önceki davaları bitirmesini bekliyorum bir genci "otomobil hırsızlığı" suçlamasıyla getirdiler. Genç çaldığı otomobille giderken ilk trafik kontrol noktasında polise yakalanmış. Hakim klasik soruları yöneltip nasıl yaptığını sordu. Cevap evlere şenlik "valla ben yapmadım hakim bey!" "e oğlum araba senin altında yakalanmış" "valla hakim bey ben yolda yürüyordum yolda arkadaşlar arabayla yanıma geldiler 'al biraz arabayla dolaş' dediler bende aldım" "peki bu arkadaşlarının isimleri nedir?" "valla bilmiyorum hakim bey, hepsini mahalleden simaen tanıyorum!" "Peki sık sık böyle yolda hiç tanımadığın bir erkek sana araba verirmi?" "hı?!?" ama ne ben ne de polisler de gülmekten hal kalmadı..." (Menderes Karaküçük'ten)

    "Bir boşanma davasında taraflar hakim huzuruna çıkarlar. Birde müşterek çocukları var. Kadın tutturur hakim bey çocuğu bana vereceksiniz, çünkü onu dokuz ay karnımda taşıdım. Bunun üzerine koca kalkar hakim bey hayır çocuğu bana veriniz, niye sorar hakim. Adam başlar anlatmaya. Hakim Bey cola makinesi düşünüz delikten içeri parayı atıp kolayı alıyoruz.Şimdi kola makinanın mı olur yoksa parayı delikten atanın mı? Hakim katibe döner yaz kızım. Çocuk babaya verilecektir." (Aydoğan Karakılıç'tan)

    Cinsiyet tashihi davasında hakim cinsiyeti kızdan erkeğe çevrilmek istenen çocuğu hastaneye cinsiyet tespitine göndermek ister; Çocuğun babasının vekili o sırada çocuğa döner ve "hadi oğlum hakim amcan görsün, pantolonunu indir" der. Hakim müdahale edemeden pantolon ayaklara inmiştir bile.. Hakim gördüğü manzara karşısında artık direnemez ve "bizzat müşahade ettiğim üzere dava konusu çocuğun kız olan cinsiyetinin erkek olarak tashihine..." der ve davayı bitirir. (Bir Ziyaretçimizden)

    Mahkemede bir cinayet davasi görülüyordu.. Adamın katil olduğu hemen hemen kesindi, bunu gören sanık avukatının aklına bir şeytanlık geldi: "Bayanlar baylar.. hepinize bir sürprizim var!" diyerek saatine bakti.. "tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafindan  öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek!..." Bunun üzerine hakim, seyirciler ve bütün kafalar mahkeme salonunun kapısına döndü.. 1 dakika geçti.. ve hiçbirşey olmadi.. Bunun ardından avukat:   "Bakin..." dedi.." Ortaya bu iddiayi attım ve hepiniz  heyecan içinde kapıya bakip 1 dakika boyunca  beklediniz.. bu gösteriyor ki gerçekten ortada bir ölü olduğuna ve dolayisiyla müvekkilimin katil olduğuna sizler tamamıyle inanmış değilsiniz..." Ve bu sözün ardından hakim kararını açıkladı.. ve adamı suçlu buldu... Avukat şok içinde: "Ama nasıl olur??? Az önceki   gösteriden  hepiniz etkilendiniz..hepinizin kapıya baktığını gördüm!!!".  Hakim: "Evet doğru..hepimiz baktik" dedi... "...ama   müvekkiliniz bakmamıştı." (Melek Bölek'den)

    (Gerçek Olay) "Amerikanın bir şehrinde trafik konusunda sıfır töleransıyla bilinen polis departmanı uzun tartışamalardan sonra yeni bir uygulamaya geçmiştir.Trafik ışıklarını takılan gizli kameralar vasıtasıyla kural ihlalleri belirlenmekte ve bu delile dayanılarak ihlalciye ceza makbuzu gönderilmektedir.Bu uygulamanın ilk mağdurlarından biri de bir Türk arkadaşım oldu. Polis departmanından gelen zarfta arabasının kırmızı ışıkta geçerkenki görüntüsünün yanında 150 dolarlık ceza ödeme emri yer almaktadır. Bu ihbarnameyi alan muzip hemşerim 15 tane 10 dolarlık banknotun fotoğrafını çeker ve ve ödeme emriyle beraber ilgili departmana postalar.Sonraki hafta Türk arkadaşım, posta kutusunda polis departmanından gelen zarfı gülümseyerek açmaktadır. Zarfın içinde sadece bir fotoğraf bulunmaktadır. Kelepçe fotoğrafı.." (Hakan Coşkuner'den)

    (Gerçek Olay) "İzmir'de 3.ağır ceza mahkemesinde ki stajımda başıma gelmişti: Cinayet davasıydı. Duruşma safhasında tanıklar dinleniyordu. 9 tanıktan 8'i olayı şöyle anlattı: "Efendim ölen sanığa küfür etti, başından birayı boca etti, orda kadınlar vardı, gülüştüler, sanık 10 dk.sonra gelip maktülü vurdu." 9. ve son tanıkta aynen anlattı, hakim zapta geçirirken, son tanık tekrar söz istedi."Efendim, demin unutmuşum: bir de orda kadınlar vardı, gülüştüler!". Hakim 12 sıcağınında verdiği etkiyle 1.dk. bağırdı ve derin bir sessizliğe girdi." (Hasret Dilmen'den)

    Altında son derece lüks bir jaguar bulunan avukat bürosunun önünde arabadan inerken yanından hızla geçen bir kamyon arabanın kapısını alır görürür. Etrafta bir telaş başlar ambulans çağrılır, insanlar kaza yerine akın eder, polis gelir.Avukat polise sinirle olayı anlatır: "arabamdan iniyordum, kamyon yanımdan hızla geçeken arabanın kapısında çarparak kapıyı yerinden söktü, ah arabam gitti, dünya para vermiştim, şimdi ben ne yapacağım.". Polis sorar: "Peki kolunuz nerede koptu?". Avukat bas bas bağırmaya başlar: "Eyvah rolex'im! Rolexim!"

    "Avukatla doktor arkadaşı otururlarken doktorun cep telefonu çalar, telefonda ki hastasıdır. Doktor hastasını dinledikten sonra kullanması gereken ilaçları söyler ve telefonu kapatır. Yanında ki avukat arkadaşına sorar;"ben şimdi muayene ücreti hakkettim mi? diye. Avukat da, "tabiki hakkettin telefonda da olsa sen onun hastalığını teşhis edip, gereken ilaçları söyledin" der. Avukatttan gerekli hukuki yardımı alan doktor, muayenesine gidince hastasına 30.000.000.-TL'lık muayene faturası gönderir. Bir gün sonra postadan avukat arkadaşından atılmış bir mektup alır. Zarfın içinde Avukatın kendisine gönderdiği 50.000.000.-TL'lık danışma ücreti faturası vardır. " (Av.H.Yalçın Kayalı'dan)

    (Gerçek olay) "bu olay gerçektir ve 1997 yılında ben ankarada staj yaparken 9. Ağır Ceza mahkemesinde olmuştur. Hakim sanıkları sorgulamaktadır. Bir sanık ta olayı anlatmaktadır: ''Cemil bizi ordan aldı şuraya götürdü, sonra ordan cıktık vesaire vesaire.. '' sonra sanık konuşmasının bir yerinde ''Cemil ordan bizi s****r etti '' der. Hakim köpürür: "Sen mahkemede nasıl konuşuyorsun?!?  Burasını kahve mi zannettin!!" Herkes sus pus olmuştur. Hakim çok serttir bağırmaktan kızarmıştır bile. Sanık binbir özür diler..Hakim biraz yatıştıktan sonra "tamam, devam et" der. Sanık devam eder. '' sonra cemil bizi ordan s*****r edince...''. Herkes bu sefer gülmekten yerlere yatmaktadır. Savcı kürsünün altına gimiş orda gülüyor, bütün salon gülüyor. Hakim de sanığa "Şimdi ben seni s****r edicem!" der.." (Av.Hüseyin Ceylan'dan)

    "Eski ama çok eski zamanlarda er kisi entari giyer imis. O zaman eskiyalar entarinin altina iç çamasiri giymezlermis Alimallah bir rüzgar, estiginde bagrisan kadinlar mi istersin, kacisan cocuklar mi rezilrusvan. Bu durum bizim Padisahin kulagina gider. Padisah emir buyurur?Her kim don giymez entarinin altina kadi önüne cikarilacak?. Günler geçer bir rüzgar eser, kimseden cit yok. Herkes don giyer. Padisah emin olmak için vezirini kontrol için çarsiya gönderir. Vezir rüzgarli bir havada iner çarsiya bi de ne görsün, bizim palabiyik okkali Abdullah don giymez. Abdullah kadi önüne çikar. Kadi sorar:
    - Adin ?
    - Abdullah
    - Baba adin?
    - Abdülmecid
    - Karin var mi?
    - Var nah bes dane.
    - Çocuk kaç tane?
    - Birinciden 5, ikinciden 3, üçüncüden 4, dördüncü kari kisir, besinciden 2 , bir danede yolda kadi efendi.
    Yaz katip efendi;
    - Abdülmecid oglu Abdullahin don giymeye vakti olmadigindan beraatine!.." (Enis Kobak'dan)

    (Gerçek olay) İzmit Adliyesi'nde çok sanıklı bir dava başlamak üzereyken mübaşir bir sanığın adını söyler ve 'arkadaşları' diye bağırır. Duruşmayı izlemek için koridorda bekleyenler can havliyle kendilerini mahkeme salonundan içeri atar ve sanık sandalyelerinde yerlerini alırlar. Mahkeme başkanı elindeki iddanamede isimleri bulunan bütün sanıkların kimlik tespitini yaptıktan sonra bakar ki, sanık sandalyelerinde hâlâ oturanlar var. Başkan salona dönüp sorar: "Önde oturanlar sanık anladık, peki ya siz kimsiniz?" "Biz de arkadaşlarıyız" (Radikal Gazetesi 1.8.2000)

    (Gerçek olay) Kars Adliyesi'nde Ağır Ceza'nın Azeri kökenli reisi davanın sonunda kararı okur: "Oy balam, sana beş yıl ağır hapis cezası verdik." Sanık şaşkınlıkla sorar; "Ee, balam şimdi ben ne yapacam?" Reis yine Azeri lehçesiyle sanığa cevap verir: "Şimdi temyiz eylersin" Başkanın ne demek istediğini tam olarak anlayamayan sanık, Azeri şivesiyle cevap verir: "Ben ne temizleyecem? Nasıl pislettiysen öyle temizle." (Radikal Gazetesi 1.8.2000)

    (Gerçek olay) İstanbul DGM'de görülen bir PKK davasında 'yardım ve yataklık etmekten'   yargılanan sanık, suçlamaları her duruşmada reddeder. Ancak her seferinde reddedilir. Son duruşmada artık dayanamayan sanık, iki elini kurt işareti yaparak havaya kaldırır: "Efendim, ben vallahi ülkücüyüm" der. (Radikal Gazetesi 1.8.2000)

    (Gerçek olay) Boş sahte ruhsat basmaktan bir grup yakalanır. Avukat, boş ruhsatların sahte olamayacağını iddia eder. Savcılığa çıkan sanıklar, sahte boş ruhsat basmaktan tutuklanmaları için mahkemeye sevk edilir. Bütün hâkimler gittiği için, sanıkların, oldukça ağır grip geçiren icra hâkimine ifade vermesi gerekir. Avukatlar, başkanın ceza davasından anlamayacağını söyleyip itiraz etseler de, sanıklar hâkim karşısına çıkar. Mahkemeye giren avukatlar başkana boş ruhsatların sahte olmadığını söyleyince, sanıkları yakalayan komiser itiraz eder ve sahte olduğunu öne sürer. Avukatlarla polis arasında yaşanan sözlü atışmanın ardından avukatlar, kendi ruhsatlarını çıkarıp yakalanan ruhsatlarla karşılaştırır ve "Hâkim Bey bunlardan hangisi sahte?" der. Hâkim bey bakar... bakar... "Valla beni devlet buraya gönderdi. Beni hasta hasta gecenin bu vaktinde ruhsatlarla uğraştırıyorsunuz. Hem cezadan anlamam, hem hastayım. Sanıkları kefaletle serbest bırakın." (Radikal Gazetesi 1.8.2000)

    (Gerçek olay) "Üsküdar'da bir hırsızlık olur. Polis kadına sorar: "Şüphelendiğiniz biri var mı?" Kadın, "Apartmanda komşularım var ama, bilmiyorum. Dairemin kapısı zorlanmış ve girilmiş" der. Polis alt kata iner ve yukarıdaki daireyle  ilgili sorular sorar. Adam, "Valla ben su parasını almak için kapıyı çaldım" yanıtını verir. 'Çaldım' lafını duyan polis, adamı alır götürür. İfadesindeki 'çaldım' kelimesinin altını çizer, evrakları savcılığa gönderir. Altı çizili kelimeleri okuyan savcı sorar: "Polisteki ifaden doğru mu?" "Evet Savcı Bey" cevabını veren adam, yaptığı hırsızlığı itiraf ettiği gerekçesiyle tutuklanır ve cezaevine gönderilir. Üsküdar Adliyesi'nde,  avukat tutukluluğa itiraz edince, mahkeme başkanı, "Zaten bütün avukatlar da müvekkillerinin suçsuz olduğuna inanır" der. Avukat ısrarla "Dosyayı okur musunuz?" der. Başkan şöyle bir göz gezdirir. "Eee okudum." Avukat tekrar uyarır, "Bir kez daha okuyun başkanım" Başkan dosyayı bir kez daha okur.. Zile basar.. Kâtibi çağırır... "Çabuk sanığı serbest bırakın!" (Radikal Gazetesi 1.8.2000)

    (Gerçek olay) "Bir gün yazıhaneme küçük bir kız geldi. 11-12 yaşlarında. Bana babasına "mahkeme açmak" istediğini söyledi. İlk anda küçüğe babası tarafından birşeyler yapıldığını sandım. Küçüğü hemen soru yağmuruna tuttum. ...Meğer babası evegelirken dondurma almamışda ondan babasına kızıp mahkeme açmak istemiş. :) İşte filmlerin çocuklar üstündeki etkisi diye düşündüm ve çocuğa dondurma aldım neşesi yerinegeldi." (Av.Erkan Öz)

    (Gerçek olay) "Karının zinası sebebine dayalı olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde Koca tarafından zinaya dayalı boşanma davası açılır...Deliller toplanmış ve hepsi kadının aleyhinedir. Hakim karar için gerekli hazırlıklarını yapmıştır. Son celse tam boşanmaya karar verecektir ki koca davasından vaz geçtiğini çok iyi anlaştıklarını söyler. Hakime yapacak hiç bir şey kalmamıştır. Taraflar kapıya yöneldiğinde mübaşire seslenir;" Oğlum Mehmet kapıyı aç, sonuna kadar aç. Beyefendi sığmaz.." (Bir meslektaşımızdan)

    (Gerçek olay) "Sivasın ilçelerinden birisinde davacı müdahil davacı,hazine ve köy muhtarlığının taraf olduğu davada mahkeme, davacı lehine karar verir. Müdahil ve diğerleri ise temyiz ederler. Yargıtay delillerin denk olduğunu yerinde yeniden keşif yapılıp gerekirse eski dinlenenlerinde yüzleştirilmesi gerekçesiyle kararı bozar. Mahkeme yeniden keşif günü verir. Müdahil vekili keşif günü keşfe katılamayacağı gerekçesiyle mazeret verir.Mahkeme mazereti samimi bulmayarak reddeder. Keşfe gidilir zabıtlar tutulmaya başlanıp kimlik tespitleri yapıldıktan sonra müdahil ve daha önce müdahil lehine tanıklık ve bilirkişilik yapmış bulunanlar keşif mahallinden uzaklaşırlar. Hakim bir tutanak tutturur.Tutanak aynen şöyle: "Müdahil ve müdahil lehine tanıklık ve bilirkişilik yapmış bulunan kişilerin keşif mahallinden sıvışıp kaçtıkları görülmüş olup muhtar ve mübaşir vasıtasıyla çevre ve köy üç defa aratılmış olup bulunamadıklarından keşfe son verilerek iş bu tutanak birlikte imza altına alınmıştır." Keşif bitmiş müdahil vekili de davadan çekilmiştir. Bunun üzerine mahkeme kararını verir. Gerekçesi de şöyle; "....günü keşfe çıkılmış tutanakta belirtildiği gibi müdahil ve müdahil lehine tanıklık ve bilirikşilik yapanlar keşif mahallihn sıvışıp kaçtıklarından müdahil vekili önce mazeret verip daha sonra da davadan çekilmiş bulunduğundan bütün bunlar zımni kabul anlamına geldiğinden davacının davasının kabulüne, müdahilin davasının reddine......" (Bir Meslektaşımızdan)

    (Gerçek olay) "Av.hayrunnisa Odabaşı'dan dinlemiştim. Pendik Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve zina sebebi ile kocanın açtığı bir boşanma davası ve davada tanık dinleme safhası. Hakim ilk tanığı çağırır ve sorar ; "bak bu kadın kötü bir hayat yaşıyormuş, hakkında öyle bir iddia var, ne diyorsun?" Adam "efendim?" diye cevap verir ve hakim biraz daha açar: "Yani evladım bu kadının başkaları ile ilişkisi varmış, ne diyorsun?" Adam yine anlamaz. Bu kez hakim biraz da sinirlenerek, "yahu kadın genelevde çalışıyormuş, ne diyorsun, bir bilgin varmı ?" adam bu kez cevap verir: " Ben hiç görmedim hakim bey". (Av.Rahmi Arslan'dan)

    (Bir avukat meslektaşımızın yaşadığı gerçek olay)
    "Bir gün yazıhaneme bir şahıs geldi ve bir arkadaşının kendisine borcu olduğunu ve ihtiyati haciz istediğini söyledi. Ben de bunun üzerine kalkıp borçlunun adresine hacze giderek bir kaç malı haczettim. Borç ödenmeyince alacaklı ısrarla malların muhafazasını istedi ve tüm hamal kamyon gibi masrafları karşılayacağını belirtti. Ben de kalkıp muhafaza için hacze gittim. Borçlu beni görünce çok şaşırdı, muhafazayı durdurmak için para temini için arkadaşlarının yanına gitti. Geri döndüğünde elinde elli beş milyon vardı. Bu miktarı kabul etmeyince de, "Avukat hanım bunu çok zor buldum, sağolsun Mehmet verdi de" demez mi! Mehmet bizim alacaklıydı.."Al bu parayı avukata ver de haczi durdursun, başka türlü durmaz" diyerek borçluya para vermiş..Zira alacaklı da borçlu da lazdı." :)

    Ölmek üzere olan yaşlı zengin, avukatını, papaz efendiyi ve doktorunu yanına çağırır ve onlara son arzularını söyledikten sonra, "size vereceğim şu 10,000'er doları öldükten sonra mezarıma tabutumla birlikte koymamı istiyorum" merak ediyorum acaba öbür tarafa götürebilecekmiyim" der. Bir süre sonra adam ölür ve vasiyeti gereği bu üç yakın dostu kendilerine emanet edilen paraları tabutla birlikte mezara koyarlar. Aradan bir süre geçtikten sonra bir vesile ile bir araya gelen bu üç kişiden biri olan papaz,
    - "Biliyormusunuz aslında bana verilen 10,000 doların 6,000 dolarını kiliseye yardım olarak harcadım, vicdanım hiç rahat değil acaba yanlış mı yaptım?" der.
    Ondan cesaret alan doktor ise,
    - "Aslını söylemek gerekirse ben de 8,000 dolarını acil bir ihtiyacım için kullanmak zorunda kaldım, yerine koyacaktım ama denkleştiremedim ve öylece koydum", der.
    Avukat ise kendinden çok emin bir şekilde söze katılır.
    - "Ben ihtiyarın parasını hiç harcamadım, olduğu gibi duruyor ve bu paranın tam karşılığı olan 10,000 dolarlık bir çeki mezara koydum". (Av.Rahmi Arslan'dan)

    (Gerçek bir olaydan) ...
    Geçen hafta bu dava için mahkemeye gittiğimde benden önceki duruşmada orta yasli sempatik bir adam vardı. Duruşmayi kaybetti. Çıkarken hakime donerek "temyiz hakkım var mı" diye sordu. Hakim de "evet 10 gün içinde temyiz edebilirsin" dedi. Onun üzerine daktilo yazan kız  hakime  dönerek "7 gün efendim" diye uyardi. Hakim: "Kızım 10 gün değil mi?" Kız:   "Efendim Bilmemne davalarında 10 gün bunlarda 7 gün"  Böylece bir süre tartıştılar. Sonunda hakim adama donerek  "sen gene 7 gün içinde başvur ne olur ne olmaz" dedi. İnanınki şok oldum. Bu o kadar bilinmeyecek bir konu mu anlayamadim.  Bir hakim bu kadar basit birşeyi bilemez mi.  Baska birinden duysam kesin inanmazdım ama gerçek. Sonuç olarak: YAZ KIZIM :) gereği düşünüldü."... 
    Hakan Anaç"hukukçu olmayan bir vatandaş", HitNet Hukuk alanı, 17 Nisan 97

    (Gerçek Bir olaydan) (Tekirdağ AsliyeCeza Yargıcı Orhan YEĞİN 'in bir anısı/Gönderen: Av.Akın Acar )
    "Erzurumun bir ilçesinde yıllar önce yargıçlık yaparken geçen bir olay. Savcı suçta kullanılan araç ve aletlerin zoralımına (müsaderesine) karar verilmesi yönünde mütalaa vermiş. Türk Ceza Yasası 'nın düzenlemesi gereği dava konusu olayda kullanılan araçlar suç sabit görülürse müsadere edilir. Olayın geçtigi zamanda da zoralıma konu olan ceza davaları çok sayıda imiş. Olayımızda savcı esas hakkında görüş (mütalaada) bulunurken, sanığa suça uygun cezanın verilmesinin yanı sıra "olayda kullanılan suç aletinin müsaderesine" karar verilmesini de istemiş. Bu istem yukarıda izah ettiğimiz kural çerçevesinde normal gözükse bile... Dava konusu suç IRZA GEÇME imiş..."

    (Bir Savcının yaşadığı gerçek bir olaydan)
    "Kendini öldürmeden önce "beni köye gömün!” diye mektup bırakan çocuğun ölümünü soruşturmak için cesedin bulunduğu gecekondu mahallesindeydik. Soruşturma ile ilgili olarak bir telefon etmem gerekti, bakkalda telefon olduğunu söylediler. Olay yerine birlikte gittiğimiz komiser yardımcısı ile birlikte bakkala girdik, telefon nerede dedim. Bakkal tezgahın altından telefonu çıkarıp önüme koydu. Birden dehşet içinde kalakaldım. Telefon kumbaralıydı. Bense o gün ayın son günü olduğunu, cebimde bir kuruş bile bulunmadığını unutmuştum. Şimdi ne yapacaktım. Şaşırıp kalakalmıştım. Birden arkadan komiser yardımcısının bakkala bağırdığını duydum: "Koysana ulan şuna bir 2.5 lira!" Bakkal bir robot gibi parayı kumbaraya koydu. Ben de yine bir robot gibi numarayı çevirdim. Dükkandan çıkar çıkmaz komiser yardımcısı: Beyim ben de yoktu! Demez mi?"

    (Gerçek Olay. Av.Rahmi ARSLAN'dan )
    "Bir kaç yıl önce rahmetli olan bir üstadımızın anlattığı ve bizzat başından geçen bir olay ;Bizim üsdat 1950'li yıllarda Erzurum'un Hınıs ilçesinde hakimdir. Bir gün karşısına muhtarlık bütçesi yapmadığı için hakkında kamu davası açılmış olan bir köy muhtarı getirilir.
    Adam kürttür ve türkçeyi hiç bilmemektedir ve bu sebeple yanında biri de tercüman olarak bulunmaktadır. Hakim bey (üsdat) tercümana hitabederek sorar,
    -Sor bakalım neden bütçe yapmamış.
    Adam soruyu kürtçeye çevirerek muhtara yöneltir. Muhtar bir gözü ile hakime doğru bakarak tercümana sorar,
    -Bütçe çiye lo (Bütçe ne demek)
    Bu cevap kendisine tercüme edildiğinde hakim bey yargılamaya son verir ve kararı şöyle yazar.
    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: "Sanığın bütçenin ne olduğunu bile bilmediği, tercümana "Bütçe çiye lo" diye sormasından anlaşılmış olup, bütçe yapmamakta bir kastının bulunmadığı ve mezkur suçun da kasten işlenebilecek suçlardan olduğu sebebi ile sanığın beraatine...". Bu karar Yargıtay safhasından geçtikten sonra kesinleşmiştir. Üstadı rahmetle anıyorum."

    (Gerçek Olay) Japonyadaki bütün avukatların sayısı ABD’nin başkenti Washington’daki avukatların sayısının yarısı kadardır. Japonya Barolar Birliği Genel Sekreteri Koji Yanase ABD’de verdiği konferansta bu gerçeği açıklayınca Amerikalılar çok şaşırmış. Sebebi sorulduğunda Koji Yanase şu bilgiyi vermiş:
    "Bir Amerikalı örneğin bir atış poligonunda hedef tahtasının arkasında dururken vurulsa derhal mahkemeye gidip dava açar. Oysa bir Japon aynı şekilde vurulsa hata bendeydi, orda durmamalıydım diye düşünür ve mahkemeye gitmeyi aklına bile getirmez. Avukat sayısındaki fark işte bu anlayıştan kaynaklanır.”

    George ve Harry Balonda Atlantik okyanusunu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve biraz alçalip nerede olduğumuzu anlayalım der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır "hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen" Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"
    George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der. Şaşırır Harry, "nasıl anladın" der. "Çünkü" der George "Verdigi bilgi %100 doğru ve tamamıyla faydasız".

    Çiçero, soygunculuğu ve ahlaksızlığı ile ünlü olan bir avukatın da bulunduğu kalabalık önünde nutuk atmaktadır. Çiçero'yu çekemeyen avukat laf atar:
    - Ne havlayıp duruyorsun orada?
    Çiçero cevabı yapıştırır:
    -Ne yapayım bir hırsız gördüm de

    Avukat yazıhanesinde telefon çalar, sekreter cevap verir:
    - Alo Avukat Refik bey oradalar mı?
    - Avukat Refik Bey maalesef vefat etti beyefendi.
    -Ah öyle mi peki teşekkür ederim.
    Aradan 2 gün geçer aynı kişi yeniden arar:
    - Avukat Refik bey oradalar mı?
    - Beyefendi Avukat Refik Bey vefat etti.
    - Peki, teşekkürler..
    3 gün sonra aynı kişi yeniden arar:
    - "Avukat Refik Beyle görüşebilir miyim?"
    - Beyefendi size 2 defa Refik bey vefat etti dedim, niçin hala arayıp aynı soruyu soruyorsunuz?!?
    - Özür dilerim hanımefendi, verdiğiniz cevabı ne zaman duysam tarifsiz şekilde mutlu oluyorum da ondan!"

    Yaşlı çiftçi kısa süren bir hastalıktan sonra ölür. Yaşlı çiftçi öldükten  sonra cok kapsamlı bir hayat sigortası olduğu meydana çıkar. Ve sigorta şirketi de bu sigortayı ödememenin yollarını aramaktadir. Bunun için en güvendikleri, ağzı çok laf yapan, en hızlı avukatlarından birini poliçenin incelenmesi için köye gönderir. Kanuni işlemler sırasında, hızlı avukat yaşlı çiftçinin ölüm raporunu imzalayan doktoru sorgulamaktadır. "Pekala doktor, çiftçi öldüğünde siz yanında değildiniz, yaşli çiftçinin şu anda adanın bir başka ıssız köşesinde yaşamadığını nereden biliyorsunuz?"  Doktor bir süre düşünür ve "biliyor musunuz, haklısınız. O öldüğünde yanında değildim. O öldükten sonra otopsi sırasında beynini çıkardım ve laboratuarımda formaldehid içinde saklıyorum, bu durumda çiftçinin biryerlerde başarılı bir avukatlık yaptığı kuvvetle muhtemel"

    (Gerçek Olay) Anadoluda bir yerde, birsıcak yaz günü uzun süren duruşmalardan sonra yorgun yargıç listedeki son davayı görüşmek üzere sanığı huzura alır. Suç orman yasasına muhalefet, suçlu bir köylü! Köylü uzun uzun savunmasını yapar. Zaten yorgun ve sıcaktan bunalmış yargıç iyice bunanalır. Bu sırada sanık köylünün adliyenin bahçesine bağladığı eşeği sahibinin savunması sırasında anırmaya başlar. Yargıcın sabrı iyice taşmıştır. Köylüye (Eşeği de kastederek) "Hanginizi dinleyeceğimi şaşırdım" der.. Köylü kendini hiç bozmaz. Savunmasını tamamladıktan sonra yargıca döner, sözlerinin bittiğini ifade eder ve "şimdi hangimizin lisanınından anladınızsa ona göre kararınızı verin der.!!!" (İncigül Yağcı'dan)

    Bir akşam tiyatrodan çıkmış iki erkek arkadaş yolda yürürlerken önlerinde iyi giyinmis, şık ve alımlı bir hanımın yürüdüğünü farkederler. Erkeklerden birisi diğerine dönerek, "Bu hanımla bir gece geçirmeye 500 dolar veririm" der. Bu sözleri işiten genç hanım başını çevirir ve "Teklifinizi kabul ediyorum" der. Teklif yapan erkekle hanım beraberce genç ve çekici kadının evine gidip hemen yatağın yolunu bulurlar. Ertesi sabah apartmanı terkederken, adam kadına 250 dolar verir. Hanım pazarlık bakiyesi parayi ister ve "250 dolar daha vermezseniz sizi dava ederim" der. Ertesi gün mahkemeden gelen celp pusulasını gören adam şaşırır. Hemen avukatına gidip olayı detaylarıyla anlatır. Avukat, "Bu esaslara istinaden aleyhine bir karar alinabileceğini sanmıyorum. Ancak davanın nasıl sunulup savunulacağını doğrusu pek merak ediyorum" diye mütalaasını verir. Dava başlar ve ön soruşturmadan sonra hanımın avukatı mahkemeye dava konusunu asağıdaki şekilde arzeder: "Muhterem hakim beyefendi, müvekkilem, bu hanimefendi, itina ile yetiştirilip çimlerle örtülü bahçe niteliğinde bir gayrımenkule sahip bulunmaktadır. Bu arazi parçasını belli bir süre için davalı beyfendiye 500 dolar karşılığında kiralamıştır. Davalı gayrımenkulü kira amacına uygun olarak kullanmış ve kira müddeti sonunda tahliye ederken kira bedelinin yarısı olan 250 doları ödememiştir. Kira tutarı yüksek bir bedel değildir, kaldı ki kiralanan yer özel ve yasal bir bölgedir. Dileğimiz adaletin yerine gelmesi ve davalının müvekkileme anlaşmanin bakiyesi olan meblağı ödemesidir." Davalının avukati hiç beklenmedik savunma karşısında şaşırır, fakat bir avukat olarak işin enteresanlığından haz duyar ve hemen daha önce hazırladığı savunmasını kenara koyarak davayı şöyle savunur:  "Muhterem hakim beyefendi, müvekkilim bu genç beyefendinin, bu genç hanımdan sahibi oldugu gayrımenkulü bir süre için kiraladığı doğrudur ve müvekkilim bu anlaşmadan son derece memnun kalmıştır. Bununla beraber müvekkilim arazide bir kuyu bulmuş ve kuyuyu örgü taşlarıyla donatmış, kuyuya boru indirmiş ve pompa yerleştirmiştir. Bütün bu uğraşların işçilik masraflarını müvekkilim üstlenmiştir. Inancımıza göre bütün bu arazi geliştirme çalışmaları ödenmeyen meblağı karşılayacağından aleyhimize açılan davanın reddini talep ediyoruz." Genç hanımın avukatı tekrar söz alır: "Muhterem hakim bey, müvekkilem, davalının beyan ettigi gibi arazi üzerinde bir kuyu bulunduğunu ve gerekli gelişmeleri yaptığını kabul ediyor ve herhangi bir itirazda da bulunmuyor. Ancak bahis konusu kuyu zaten arazide mevcut idi ve kuyu olmasaydı davalı muhtemelen bu araziyi kiralamayacaktı. Ayrıca arazi tahliye edildiğinde davalı söz konusu ettiği taşları, boruyu ve pompayı sökerek beraberinde götürmüştür. Bu bakımdan davamızda ısrar ediyor ve vereceğiniz kararın adalete uygun olmasını diliyoruz." Hanım davayi kazanir!... (Dr.Tuncay Küme'den)

    İngilizce Mizah (Avukat Şakaları)

     

     


    Konuk Defteri

    T Ü R K    H U K U K   S İ T E S İ

    THS Ana Sayfa
    Türk Hukuk Sitesi Ana Sayfa

    Forum Arşivi: [Ayrıntılı Arama]

    İster Misiniz?
    Email Yazışma Grubumuza katılıp yüzlerce meslektaşımız ile iletişim kurmak,
    Periyodik Hukuk Bültenimizin Posta Kutunuza ulaştırılması,

    Türk Hukuk  Sitesi, internette hukukçular ve hukukseverler için bir başvuru kaynağı ve sanal lokal oluşturmayı hedefleyen ve bu şekilde kendi ölçülerinde "Adalet" idealine katkıda bulunmaya çalışan, ticari kaygılardan uzak, amatör ve ücretsiz bir sitedir.
    < © 1997 (Şubat) -2003- Tüm Hakları Saklıdır Yararlanma Koşulları&Çekinceler>
    .