Mesajı Okuyun
Old 23-10-2009, 21:35   #3
Av. Ö.Erol Yavuz

 
Varsayılan

Konu ile ilgili bir Hukuk Genel Kurul Kararını aşağıya ekliyorum. Bazı yönleri itibarıyla eleştiriye açık olmakla birlikte, konuyu derli toplu izah etmesi bakımından oldukça ayrıntılı bir karar olduğu söylenebilir.

Olayınızda, öncelikle TMK m.595 ve izleyen maddelerine göre tebliğ işlemlerinin tamamlanması ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra vasiyetnamenin herhangi bir itiraza uğramadığı, iptalinin istenmediği sebepleriyle kesinleştiğinin tesbiti gereklidir. Bu dava Sulh Mahkemesinde açılacaktır.

İkinci olarak, miras bırakanın tasarrufuna bakılarak olayda mirasçı ataması mı, yoksa belirli mal bırakma vasiyetinin mi söz konusu olduğu belirlenmelidir. Açıklamalarınızdan olayda hangisinin var olduğu tam olarak anlaşılamamaktadır. Banka hesabındaki para, miras bırakanın terekesinin tamamını oluşturmuyorsa, olayda belirli mal bırakma vasiyetinden bahsedebiliriz.

Belirli mal bırakma vasiyetinin söz konusu olduğu durumlarda ise vasiyet alacaklısı, TMK m.600 hükmüne uygun olarak sahip olduğu şahsi hakkını önce talep etmeli, yerine getirilmediği takdirde “eda davası” açmalıdır.

Buna karşılık, atanmış mirasçılar ise TMK m.637 uyarınca, “Miras sebebiyle istihkak davası” açarak haklarını kullanırlar.

Saygılarımla.

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2007/2-2
Karar: 2007/10
Karar Tarihi: 17.01.2007

ÖZET: Davaya konu olan vasiyetnamenin tenfizi isteminde dava konusunun değeri itibarıyla görevin belirlenmesi gerekmesine, müddeabihin belirlenen değerinin de açıkça sulh hukuk mahkemesinin görev sınırını aşmasına göre asliye hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararı isabetsiz olup, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde, usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

(4722 S. K. m. 17) (743 S. K. m. 541) (4721 S. K. m. 510, 515, 516, 520, 535, 595) (1086 S. K. m. 1, 2) (2709 S. K. m. 142)

Dava: Taraflar arasındaki <vasiyetnamenin tenfizi> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen 29.11.2002 gün ve 2001/934 E- 799 K. sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı Darüşşafaka cemiyeti vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 19.01.2004 gün ve 2004/16509-525 sayılı ilamı ile;

(...Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 s. K. md.17)

743 Sayılı Medeni Kanunun 541/3. maddesi; vasiyet alacaklısının, yükümlülüklerini yerine getirmeyen vasiyet yükümlülerine karşı vasiyet edilen malın teslimini veya hakkın devrini, vasiyete konu bir davranış ise bunun yerine getirilmesinden doğan zararın giderilmesini dava edebileceğini hükme bağlamıştır.

Vasiyetname Balıkesir 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1999/1206 sayılı dosyası ile açılmış, iptali konusunda dava açılmamıştır. Dava vasiyetin yerine getirilmesi ile ilgilidir. Görevin ise davanın kıymetine göre belirlenmesi gerekir. Mahkemece davanın kıymeti iki milyar gösterilmiş buna karşı çıkılmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, vasiyetin tenfizi istemine ilişkindir.

Davacı, muris Müzeyyenin 02.09.1999 tarihinde vefat ettiğini, noterlikte, 05.08.1981 ve 30.04.1984 tarihlerinde vasiyetnameler düzenlediğini, müvekkili kuruma son vasiyetname ile 1063 Ada 1 parsel sayılı taşınmazın bağışlandığını, vasiyetnamenin Sulh Hukuk Mahkemesince açıldığını, bir itirazın mevcut olmadığını ileri sürerek, vasiyetnamenin aynen tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, vasiyetnamenin tenfizine karar verilmesine bir itirazlarının olmadığını bildirmişlerdir.

Mahkemece, vasiyetnamenin açılması ve taraflara tebliği gibi işlemlerin Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine girdiği, vasiyetnamenin tenfizi işleminin de bu kapsam içerisinde değerlendirilmesinin gerektiği, vasiyetnamenin tenfizi için özel bir memur görevlendirilmediği sürece vasiyetin yerine getirilmesi görevinin Sulh Hukuk Mahkemesine ait olduğu açıklanarak görevsizlik kararı verilmiştir.

Özel Daire; vasiyetin tenfizi dosyalarında görevin dava konusunun kıymetine göre belirlenmesi gerektiği gerekçesi ile hükmü bozmuş, mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.

Hemen belirtelim ki; Hukuk Genel Kurulu'nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi'nce açılan vasiyetnamenin, TMK.nun m.595 ve izleyen maddelerinde (TMK.nun 535 ve izleyen maddelerinde) düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tesbiti içindir.

Diğer bir anlatımla <Vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tesbitinden ibarettir. Bu tesbit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz. Bilindiği üzere ölüme bağlı tasarrufla;

a- Mirasçılardan biri veya bir kaçı mirasçılıktan çıkarılabilir. (TMK. m.510),

b- Koşullar ve yüklemeler (mükellefiyetler) konulabilir (TMK. m.515, yedek mirasçı atama TMK. m.520 art mirasçı atama TMK. m.521),

c- Mirasçı atanabilir (TMK.m.516),

d- Mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye belirli mal vasiyeti yapılabilir (TMK.m.517),

e- Vakıf kurulması öngörülebilir (...Belirtilen tasarrufların ne şekilde yerine getirileceği yine Medeni Kanunda ayrı ayrı gösterilmiştir. Mahrumiyet ve iskat (yoksunluk ve mirasçılıktan çıkarma) halinin aksi kanıtlanmadıkça, mirasçı seçilen kişi, mirasçılık belgesi almadıkça (MK. m.598) kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu malı ilgilisinden istemedikçe <yasal mirasçı veya varsa tenfiz memurundan> ve karşı çıkılması halinde onlar aleyhine istihkak davası açıp dava ile haklılığını kanıtlamadıkça, vasiyetname ile yapılan tasarrufun sahibi olamaz...)

Medeni Kanunun 599. maddesi uyarınca, mirasın açılmasıyla terekeye sahip olma hakkı, sadece yasal mirasçılara tanınmıştır. Vasiyetname ile mirasçı seçilenlerin, (Mirasçı nasb edilenler) hakları, yasal mirasçılar veya öncelikle tasarruf ile yararlarına bağışlama yapılmış olanlar tarafından açıkça itiraza uğramamış ise, bu hususun tebliğinden itibaren bir ay geçtikten sonra bunlar mirasçılık sıfatları hakkında belge verilmesini, Sulh Hakiminden isteyebilirler (Bununla beraber her nevi istihkak ve iptal davası hakkı saklı olmak üzere) (MK. m.598). Vasiyetname ile verilen hakkın geçirilmesini sağlayacak husus sulh hakiminin vereceği mirasçılık belgesidir.

Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin, durumu ise daha farklıdır. Medeni Kanun madde 600 gereği kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal ve seçilmiş mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir.

Görüldüğü gibi, vasiyetnamenin açılmış olması, terekenin seçilmiş (ve külli mirasçı durumundaki) kişi ile kendisine belirli bir mal vasiyet edilene (cüz'i mirasçıya) geçmesini sağlamaya yeterli olmamaktadır.

Somut olayda davacı, vasiyetnamenin öncelikle infazını istemektedir. Bu itibarla da kendisine muayyen mal vasiyet edilen kişi durumunda bulunduğundan izleyeceği yol Medeni Kanunun 600. maddesi uyarınca bu malın teslimini yasal veya seçilmiş mirasçılardan veya tenfiz memuru varsa ondan istemek, bunların tesliminden kaçınmaları ve üstün bir hak iddia etmeleri halinde onlara karşı istihkak davası açmaktan ibarettir.

İstihkak davalarında ise görevli mahkemeyi, davanın konusunu oluşturan malın değeri belirler. Bilindiği üzere, dayanılan delilleri bildirmek ve vakıaları açıklamak taraflara, hukuki niteleme ise hakime aittir. Davacının isteği vasiyete konu şeyin verilmesi veya satılarak kendi payının verilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, dava konusu taşınmazların değerinin tesbit edilmesi görev yönünün doğrudan gözetilmesi gerekir.

Bu aşamada önemle belirtelim ki; mahkemelerin görevi kanunla belirlenir (Anayasa 142.md.; HUMK. m.1/1) HUMK. m.1/2; <Görev dava olunan şeyin değerine göre belirtilmiş ise, görevli mahkemenin tespitinde, davanın açıldığı gündeki değer esas tutulmak üzere aşağıdaki maddeler hükümleri uygulanır. Faiz, icra tazminatı ve giderler görevin tespitinde hesaba katılmaz> hükmünü amirdir.

HUMK. nun 1/2. maddesi; kaideyi koymuş ve görevin belirlenmesinde davanın açıldığı gündeki değerin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır.

HUMK. nun 1. maddesi 26.02.1985 gün ve 3156 sayılı Kanun ile değiştirilerek, yukarıda açıklanan şeklini almıştır.

HUMK. na göre; müddeabihi paradan başka bir şey olan davalarda iki taraf müddeabihin değerinde uzlaşmazlarsa, müddeabihin davanın açıldığı gündeki değeri mahkemece tayin ve takdir olunur. (m.2/2)

Buna göre iki taraf müddeabihin kıymetinde uzlaşsalar bile mahkemenin res'en müddeabihin değerini takdir etmesi ve görevli olup olmadığını kendi takdir ettiği değere göre karara bağlaması gerekir. Çünkü, görev kuralı kamu düzenine ilişkindir ve bu nedenle hakim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınır. Taraflar görev konusunda anlaşma yapamazlar. (29.03.2006 gün ve 2006/14-91-115 sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı).

04.10.2006 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda görülen Mahmudiye Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2006/2-538 Esas ve 2006/619 Karar sayılı dosyada vasiyetnamenin tenfizinde yetkili mahkemenin neresi olması gerektiği incelenmiş ve sonuçta <...miras bırakanın yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkili mahkeme olduğu ve hakimin bunu re'sen gözetmesi gerektiği...> sonucuna varılmıştır. Bu hüküm müddeabihin değeri gözetilerek Asliye Hukuk Mahkemesince karara bağlanmış, Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında görev yönünden bir bozma yapılmamıştır. Görev kamu düzenine ilişkin bir konu olup davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiğinden bu kararda nazara alındığında görevli mahkemenin müddeabihin değerine göre belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.06.1994 gün 1994/2-301-422 sayılı ilamı da aynı yönde olup, Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulaması bu doğrultudadır.

Hal böyle olunca, somut olayda davaya konu olan vasiyetnamenin tenfizi isteminde dava konusunun değeri itibarıyla görevin belirlenmesi gerekmesine, müddeabihin belirlenen değerinin de açıkça sulh hukuk mahkemesinin görev sınırını aşmasına göre asliye hukuk mahkemesince verilen görevsizlik kararı isabetsiz olup, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde, usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı ve davalı Darüşşafaka Cemiyeti vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.01.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları