Mesajı Okuyun
Old 24-11-2025, 11:23   #5
Yücel Kocabaş

 
Varsayılan

1.Cevabımda dayandığım HGK kararında "İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımaz ifadesine yer verildiğine göre,davacının karşı tarafca ileriye sürülmeden Asliye Hukuk'da açtığı davada kendisinin belirttiği maddi vakıaların ikrar kavramına girmeyeceği görüşünü muhafaza etmekteyim.

2.Davacının açtığı ilk dava dava şartı yokluğundan dolayı usulden ret edilmiştir. Son açılan menfi tespit davası ise ilk davanın devamı niteliğinde değildir. Bağımsız bir davadır.İkinci davada davacı iddiasını,dayandığı maddi vakıalar ve hukuki sebepleri değiştirebilir. Kararda tabii ki halen görülmekte olan dava dilekçesindeki beyanlara değer verilecektir.

3.Açılan son davada davacı dava konusu senedin açığa imza suretiyle oluşturulduğu iddiasına yer vermiştir. Davacının senet metninin aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğini kesin delille ispat etmesi gerekir. Sanıyorum borçlu imzanın kendisine ait olmadığı şeklinde bir iddiada bulunmuyor. Bu durumda mahkemenin çekişmeyi bilirkişi incelemesi ile çözmeye çalışmasının usule uygun düşmediği kanısındayım.Davada ikrar yerine ispat konusu üzerinde durulmasının daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.