|
|
|
|
|
|
Ancak hissedarlardan birisinin borcundan dolayı hisseli taşınmaza haciz konulması durumunda muhdesatın tespiti davası açılıp açılamayacağı (hukuki yarar) konusuyla ilgili bir karar bulamadım.
|
|
 |
|
 |
|
Hukuki yararın bulunduğuna dair güncel kararlar da bulunmaktadır.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2023/465
Karar Numarası: 2023/1142
Karar Tarihi: 27.02.2023
(…) 3. Değerlendirme
1. Davalı paydaş ...'un borcu nedeniyle davacı tarafından takip yapıldığı, takip dosyasında taşınmazın satışına karar verildiği, satış dosyasında alınan bilirkişi raporunda taşınmazın ve üzerindeki muhtesatın değerinin belirlendiği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, davacının dava açmakta hukuki yararı olup olmadığına ilişkin olarak doğmuştur.
Her ne kadar öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmekte ise de; tespit davası açmaktaki hukuki yarar örnekleme amacıyla sayılan bu gibi durumlarla sınırlandırılmış değildir.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2012 tarih ve 2012/7-334 Esas, 2012/650 Karar sayılı kararında da "...Davalı ... aleyhine başlatılan takip dosyasında, dava konusu muhtesatın bulunduğu taşınmazın satılması halinde, taşınmazı satın alacak üçüncü kişiler dava konusu muhtesat üzerinde de hisse sahibi olacağından davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmaktadır..." açıklaması ile taraflar arasında devam eden herhangi bir eda davası olmasa da takip sırasında taşınmazın satılma durumu nedeniyle doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla muhdesat aidiyetin tespiti istenmesinde hukuki yarar olduğu vurgulanmıştır.
Ayrıca, takip dosyasında satış yapılması ve muhdesat aidiyetin tespitine ilişkin mahkeme kararının bulunması hâlinde satış bedelinin dağıtılmasında dikkate alındığına ilişkin; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 03.04.2012 tarih ve 2011/28855 Esas, 2012/10935 Karar sayılı kararı bulunmaktadır. Anılan kararın ilgili kısmında "...Taşınmazın tapu kaydında, taşınmaz üzerindeki yapılardan birinin borçluya ait olduğunu gösteren bir muhdesat şerhi olmadığı gibi bu konuda borçlu lehine verilmiş bir mahkeme kararı da dosya arasında bulunmamaktadır. TMK.nun 864.maddesinin birinci fıkrasına göre bir şeye malik olan kimse o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Aynı Kanunun 862.maddesinin birinci fıkrasında, "Rehin taşınmazı bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü kılar" hükmü düzenlenmiştir.
Bu yasal düzenlemeler ve tapu kaydı gözönüne alındığında borçlunun, taşınmaz hissesi üzerindeki ipotek, taşınmaz ve üzerindeki bütünleyici parçalar ve eklentilerinin tamamını kapsar..." ifadeleri kullanılarak satış aşamasındaki muhdesatın dağıtımının ne şekilde yapılabildiğine ilişkin hususlar açıklanmıştır.
Tüm bu anlatımlara göre somut olayda; davaya dayanak takip dosyasında satışın gerçekleşmesi hâlinde, borçlunun hissesi, taşınmaz üzerindeki bütünleyici parçalar ve eklentilerinin tamamını kapsadığından; alacaklı, borçluya düşen pay oranında alacağını alabilecektir. Ancak taşınmaz üzerindeki muhdesatın aidiyetliğinin belirlenmesi hâlinde, muhdesat yönünden hesaplanan bedelin muhdesat sahibi paydaşa verileceği düşünüldüğünde, alacaklının alacağının daha fazlasını alabileceği açıktır. Böyle bir durumda da muhdesat aidiyetinin tespiti davası açmakta, alacaklı konumundaki kişinin hukuki yararı olmadığını söylemek mümkün olmayacaktır.(…)
3. Ayrıca, aidiyetin tespiti hükmü kurulurken muhdesatın davalı ... tarafından yapıldığının tespiti ile yetinilmesi gerekirken, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II maddesine uygun olmayacak şekilde aidiyet bilgisinin tapunun beyanlar hanesine tesciline de karar verilmiş olması hatalı olmuştur.
4. Mahkeme kararının, yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi gerekirken, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına dair verilen Dairemizin kararı maddi hataya dayalı olup, belirtilen hususlar bu defa yapılan inceleme sırasında anlaşılmış olup, Dairemizin 06.04.2022 tarih ve 2021/4216 Esas, 2022/2603 Karar sayılı bozma ilâmının kaldırılarak, hükmün yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan gerekçeler doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.