Mesajı Okuyun
Old 31-05-2024, 17:05   #2
Av. Suat

 
Varsayılan

Arabuluculuğa tabi olan ve olmayan davalar birlikte açıldığında arabuluculuk dava şartı değildir. Fakat .....

Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2020/ 197 Esas 2020/ 1578 Karar İçtihat
Özet:
Konusu bir miktar paranın ödenmesi olan tahsil davası arabuluculuğa tabi ise de, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine ilişkin dava, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak ya da tazminat davası olmadığından arabuluculuğa tabi değildir. Bu durumda, arabuluculuğa tabi olmayan bir dava ile birlikte açılan tahsil davası da arabuluculuk dava şartına tabi olmayacağından aksi yöndeki mahkeme gerekçesi isabetli görülmemiştir.



Fakat, aşağıda da açıklandığı üzere davalar birlikte açıldığında görev yönünden tefrik edilmesi gerekecektir. Çünkü nitelikleri gereği hem bunların bir arada görülmesi zorunlu değildir hem de görev hususu kamu düzenindendir. Tefrikten sonra tek kalan davanız arabuluculuğa tabi ise dava şartı yönünden sıkıntı çıkacaktır. Bu yönü ile arabuluculuğa başvuruda bulunmanız faydalı olacaktır.

8. Hukuk Dairesi 2017/67 E. , 2017/1495 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Vesayet
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup hükmün vasi ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak; davacı ... tarafından Aile Mahkemesinde açılan davada; boşanma nedeni ile çocukları ... velayetlerinin babaları ... verildiğini, Ahmet'in 03.03.2011 tarihinde ölmesi nedeni ile velayetin kendisine verilmesi istenilmiş, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, çocukların dedesi ... tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2013/3661-2572 sayılı ilamı ile “Yargılama devam ederken Gebze I. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.04.2012 tarih ve 2011/429 - 2012/499 sayılı karar ile küçüklere Türk Medeni Kanununun 404. maddesi gereğince davalı vasi olarak atanmıştır. Davacının, talebi velayetin kendisine verilmesi ve küçüklerle ilgili verilen vesayet kararının kaldırılması isteğini kapsamaktadır. Vesayetin kaldınlması talebine bakmakla Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu istek yönünden davanın tefriki ile görevsizlik kararı verilerek, görevli Gebze Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi, vesayetin kaldırılması talebinin bekletici mesele yapılarak sonucunun beklenilmesi, sonucu uyarınca delillerin birlikte değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamı doğrultusunda vesayetin kaldırılması davası tefrik edilmiş yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile, ... adlı şahsın kısıtlanarak kendisinin annesi ...' nun velayeti altına konulmasına, karar verilmiştir.
Hükmüne uyulan bozma ilamında belilrtildiğine göre tefrik edilen bu dava vasiliğin kaldırılması istemine ilişkindir.Bu bağlamda çocuk Hacer ile ilgili olarak vasiliğin kaldırılması talebi konusunda karar verilmesi gerekirken kısıtlanarak anne velayeti altına alınması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
09.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.