Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

6100 sayılı HMK, BELİRSİZ ALACAK DAVASI, İŞ DAVALARI

Yanıt
Old 27-07-2011, 14:50   #1
av.sgenc

 
Varsayılan 6100 sayılı HMK, BELİRSİZ ALACAK DAVASI, İŞ DAVALARI

Sayın meslektaşlarım;
Bilinmektedir ki yeni HMK ile yeni bir dava şekli hukukumuza girmiştir. THS şerhlerinde de bu husus belirtilmiştir.

Bu yeni dava şeklinin iyi ve kötü yanları, uygulanma şekli, uygulamayla ve içtihatlarla daha iyi anlaşılacaktır. Yani hangi durumlarda belirsiz alacak davası açılabileceği uygulamada öğrenilecektir.

Benim burada tartışmak istediğim husus, İş davalarının (kıdem, ihbar, hafta tatili, genel tatil ücreti,yıllık izin ücreti,ücret alacağı) belirsiz alacak davası şeklinde açılıp açılamayacağı sorunudur.

Bu konuda meslektaşlarımızın görüşleri THS ailesi için çok değerlidir.
Saygılarımla
Old 27-07-2011, 17:19   #2
AV.ARZU KILIÇ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.sgenc
Sayın meslektaşlarım;
Bilinmektedir ki yeni HMK ile yeni bir dava şekli hukukumuza girmiştir. THS şerhlerinde de bu husus belirtilmiştir.

Bu yeni dava şeklinin iyi ve kötü yanları, uygulanma şekli, uygulamayla ve içtihatlarla daha iyi anlaşılacaktır. Yani hangi durumlarda belirsiz alacak davası açılabileceği uygulamada öğrenilecektir.

Benim burada tartışmak istediğim husus, İş davalarının (kıdem, ihbar, hafta tatili, genel tatil ücreti,yıllık izin ücreti,ücret alacağı) belirsiz alacak davası şeklinde açılıp açılamayacağı sorunudur.

Bu konuda meslektaşlarımızın görüşleri THS ailesi için çok değerlidir.
Saygılarımla


benim kanaatim iş davalarının kesinlikle bu yasal düzenleme kapsamında belirsiz alacak davası türünde açılması gerekmektedir. Zira, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin çoğu zaman son derece güç olduğunu bazı durumlarda da imkansız olduğunu düşünmekteyim. Örneğin muvazaaya dayalı fark ücret, kıdem, ihbar vs alacakların talep edildiği bir iş davası düşünün. burada hesaplama davacı işçinin bordroloru üzerinden değil emsal bir çalışanın tespiti ile bu çalışanın bordroları üzerinden hesaplanacak ve fark ücretler belirlenecektir, kimin emsal çalışan olarak kabul edileceği ve ücret bordrolarının celbi mahkeme aşamasında mümkün olacaktır, dolayısıyla burda dava açacak olan işçinin alacağının ne kadar olduğunu tam ve kesin olarak önceden bilip ona göre dava açması mümkün değildir. bu tip durumlarda kısmi dava açıldığında ıslah yapılana kadar alacağın büyük bir kısmı zamanaşamına uğramaktadır. bunun da hakkaniyetsiz bir sonuç olduğu kanaatindeyim. bu nedenle de iş davalarında da alacağın önceden tam ve kesin olarak belirlenebilecek nitelikte olmadığını düşündüğümden belirsiz alacak davası şeklinde açılması gerektiğini savunuyorum... umarım içtihatlarda bu şekilde gelişir zira bu konuda iş hukuku alanında ciddi sorun olduğunu düşünmekteyim...
Old 12-08-2011, 14:07   #3
av.sgenc

 
Varsayılan

Bana göre de aslında belirsiz alacak davası olarak açılması daha uygun olur. Ancak Antalya'ya konferansa gelen bir Prof. Hocamız "bana göre" diyerek söze başladı ve iş davalarının belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını söylemişti. Ancak sadece söyledi açıklama yapmamıştı.Bu konuda bir an önce görüş birliği olur umarım. Takibi belirsiz alacak davası açılabileceği yönünde...
Saygılarımla...
Old 06-09-2011, 17:55   #4
serhattugral

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan AV.ARZU KILIÇ
iş davalarında da alacağın önceden tam ve kesin olarak belirlenebilecek nitelikte olmadığını düşündüğümden belirsiz alacak davası şeklinde açılması gerektiğini savunuyorum... umarım içtihatlarda bu şekilde gelişir zira bu konuda iş hukuku alanında ciddi sorun olduğunu düşünmekteyim...

Ben karşıt görüşte olduğumu ifade etmek isterim. İşçi, işe ne zaman girdiğini, ne zaman iş aktinin sona erdiğini, almakta olduğu ücretin ne kadar olduğunu ve buna bağlı olarak ne kadar maaş, kıdem, ihbar, mesai, vs. vs. alacağı olduğunu bilir. Eğer bilmiyor ise bunu bir uzmana hesap ettirir ve davasını tam olarak açar. Zira burada bilinemez olan ve ancak mahkemece yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacak bir vakıa mevcut değildir.

Bilinemez olan ile ispatı taraflar arasında niza konusu olan şeyleri birbirinden ayırmak gerekmektedir. İşçinin ne kadar alacağının olduğu hususu bir takım matematik hesaplarına ve formüllere dayalı olarak herkesçe tepit olunabilir.

Ancak, iş aktinin haklı mı haksız mı feshedildiği, fazla mesai yaptırılıp yaptırılmadığı, yahut aylık ücretin iddia edilen miktarda olup olmadığı hususu mahkemece yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır.

Çoğu iş davasında bilinemez olan şey alacağın miktarından ziyade varlığı ve ispatı hususudur. Bu nedenle uygulamada çeşitli mülahazalarla her işçilik kalemi için cüzi meblağlar talep ederek dava açmak ve daha sonra davayı ıslah etmek yolu geliştirilmiştir. Ben bunun bir takım adaletsizliklere yol açtığını düşünüyorum. Sayın meslektaşımın aksine içtihatların "işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olacağına" değil aksine "kısmi davaya konu edilemeyeceğine" şeklinde gelişeceğini tahmin ediyorum.

Bakalım zaman ne gösterecek?
Old 28-09-2011, 10:54   #5
Derya DEMİR

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan serhattugral
Ben karşıt görüşte olduğumu ifade etmek isterim. İşçi, işe ne zaman girdiğini, ne zaman iş aktinin sona erdiğini, almakta olduğu ücretin ne kadar olduğunu ve buna bağlı olarak ne kadar maaş, kıdem, ihbar, mesai, vs. vs. alacağı olduğunu bilir. Eğer bilmiyor ise bunu bir uzmana hesap ettirir ve davasını tam olarak açar. Zira burada bilinemez olan ve ancak mahkemece yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacak bir vakıa mevcut değildir.

Bilinemez olan ile ispatı taraflar arasında niza konusu olan şeyleri birbirinden ayırmak gerekmektedir. İşçinin ne kadar alacağının olduğu hususu bir takım matematik hesaplarına ve formüllere dayalı olarak herkesçe tepit olunabilir.

Ancak, iş aktinin haklı mı haksız mı feshedildiği, fazla mesai yaptırılıp yaptırılmadığı, yahut aylık ücretin iddia edilen miktarda olup olmadığı hususu mahkemece yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır.

Çoğu iş davasında bilinemez olan şey alacağın miktarından ziyade varlığı ve ispatı hususudur. Bu nedenle uygulamada çeşitli mülahazalarla her işçilik kalemi için cüzi meblağlar talep ederek dava açmak ve daha sonra davayı ıslah etmek yolu geliştirilmiştir. Ben bunun bir takım adaletsizliklere yol açtığını düşünüyorum. Sayın meslektaşımın aksine içtihatların "işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olacağına" değil aksine "kısmi davaya konu edilemeyeceğine" şeklinde gelişeceğini tahmin ediyorum.

Bakalım zaman ne gösterecek?

Ekonomik göstergeler, yasal düzenlemeler,oluşan içtihatlar, koruma diye sunulan çözümlerin işlevsizliği birlikte değerlendirildiğinde, işçilik hak ve alacakları konusunda adaletten bahsetmek zaten pek de mümkün olmuyor.
Ortada kuralsız bir çalışma hayatı var ve bütün bunlardan bağımsız olarak "hesaplamanın mümkün olduğu alacak kalemlerini, kısmi davaya konu etmek adaletsizlik oluyorsa, adalet kavramının yeniden tartışılması gerekiyor kanımca. Güçlüyü koruyan yasaların hakim olduğu adalet sisteminde bu tarz düşünceler de egemen olmaya başlaya dursun, biri bana şunu söylesin; HMK yürürlüğe girdikten sonra, genel kanı, işçilik hak ve alacaklarına ilişkin davaların belirlenebilir alacak olduğu şeklinde olursa, hakim dosyayı hesap bilirkişisine gönderebilecek mi, bir zahmet oturup kendisi de bizler gibi hesaplayacak mı?
Old 24-10-2011, 14:36   #7
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Derya DEMİR
Ekonomik göstergeler, yasal düzenlemeler,oluşan içtihatlar, koruma diye sunulan çözümlerin işlevsizliği birlikte değerlendirildiğinde, işçilik hak ve alacakları konusunda adaletten bahsetmek zaten pek de mümkün olmuyor.
Ortada kuralsız bir çalışma hayatı var ve bütün bunlardan bağımsız olarak "hesaplamanın mümkün olduğu alacak kalemlerini, kısmi davaya konu etmek adaletsizlik oluyorsa, adalet kavramının yeniden tartışılması gerekiyor kanımca. Güçlüyü koruyan yasaların hakim olduğu adalet sisteminde bu tarz düşünceler de egemen olmaya başlaya dursun, biri bana şunu söylesin; HMK yürürlüğe girdikten sonra, genel kanı, işçilik hak ve alacaklarına ilişkin davaların belirlenebilir alacak olduğu şeklinde olursa, hakim dosyayı hesap bilirkişisine gönderebilecek mi, bir zahmet oturup kendisi de bizler gibi hesaplayacak mı?

107. madde avukatı veya hakimi değil davacıyı baz olarak almaktadır. Ayrıca mevzuatımızda avukatla temsil zorunlu da değildir. (bkz.HMK.m.71)

Avukat veya hakim hesaplayabilir ama önemli olan ortalama/vasati bir alacaklının hesaplayabilmesinin kendisinden beklenebilir olmamasıdır. Ben de sizin gibi, davacının bu hesabı yapmasının her zaman beklenebilir olmadığını düşünüyorum ve sosyal realizasyon da böyledir...

Hukukçu bilirkişiye müracaatı kati biçimde yasaklayan maddeyi (m.266) bu maddeden ayrı tutmak gerekir. Tabii olarak hakim bu hesapları yapacaktır. Ancak, gerçekten hesabı çok zor durumların varlığı halinde hakimin bilirkişiye başvurmasının önü tam olarak kapatılmamalıdır. Yani, sırf adının önünde "Av." var diye iş alacakları hesabında uzmanlaşmış kişilere müracaat hukukçu bilirkişi yasağını ihlal eder görülmemelidir. Zira, bu durumda bu kişilere "hukuk" değil, "hesap" sorulmaktadır.

Saygılar.
Old 27-10-2011, 23:05   #8
denizizm

 
Varsayılan

yapılan konferanslardan işçi alacaklarına ilişkin belirsiz alacak davası olarak açılmaması gerektiği belirtildi. ancak şöyle bir şerh düşüldü ; eğer dava dilekçesinde iş ilişkisine dair tam kanı uyandırabilecek ifadeler kullanılmamış ise o takdirde belirsiz alacak davası olabilir dendi.sonuç olarak dava dilekçesinde iş ilişkisi ile illgili gün saat yer zaman her şeyi belli olarak yazmışsanız bu talebiniizn hesaplanabilir olduğuna karine teşkil eder ve bu durumda talebinize esas miktarın belirsiz alacak olduğu kabul edilmezmiş.aslına bakılırsa her bk dan değişik rapor alınan bir ülkede ne kadar sağlıklı bir yol anlayamadım.
Old 03-11-2011, 14:11   #9
yavuzselimaydın

 
Varsayılan

İş davalarının belirli, belirsiz ya da kısmi dava olarak açılıp açılmayacağı hususu dava neticesinde davacının haksız çıkma ihtimalinin olması sebebiyle önem kazanmaktadır. Bu noktada işçi alacaklarını belirli alacak olarak addedip kısmi davaya veya belirsiz alacak davasına imkan vermezsek, yargılama sonucunda davası reddedilen işçinin reddedilen tutara göre karşı vekalet ücreti ödeme durumu gündeme gelecektir. Mesleğimizin gereği olarak bu tarz davalarda hem işçi hem de işveren vekilliği yapmaktayız. Buna rağmen ben kanaatimi işçiden yana kullanarak bu tarz davaların belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi gerektiği fikrini taşıyorum.
Yeni kanun yürürlüğe gireli bir aydan fazla zaman oldu. Muhakkak ki yeni HMK uyarınca işçi alacaklarına istinaden dava açan meslektaşlarımız mevcuttur. Onların da tercihlerini ve tecrübelerini bu forumda paylaşmaları faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
Old 19-03-2012, 10:10   #10
hatice_bck

 
Varsayılan

biz de kanundan sonbra işçilik alacakları için davalar açtık ancak hala belirsiz alacak davası şeklinde açamadık. çünkü bu konuda yapılmış bir uygulama olmadığı gibi hakimler de bilgi sahibi değil. ayrıca durum şöyle ki, işçi ücretini net olarak bilmektedir. bu sebeple tüm işçilik alacaklarının da hesaplanabilir nitelikte olduğu kabul edilmektedir. belirsiz alacak davası bu sebeple uygulama alanı bulmaz diye düşünüyorum ben de...
Old 19-03-2012, 10:43   #11
Av. İbrahim YİĞİT

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan hatice_bck
biz de kanundan sonbra işçilik alacakları için davalar açtık ancak hala belirsiz alacak davası şeklinde açamadık. çünkü bu konuda yapılmış bir uygulama olmadığı gibi hakimler de bilgi sahibi değil. ayrıca durum şöyle ki, işçi ücretini net olarak bilmektedir. bu sebeple tüm işçilik alacaklarının da hesaplanabilir nitelikte olduğu kabul edilmektedir. belirsiz alacak davası bu sebeple uygulama alanı bulmaz diye düşünüyorum ben de...

http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=71473

Old 26-03-2012, 08:15   #12
av.sgenc

 
Varsayılan

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

Esas: 2012/1757

Karar: 2012/5742

“Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen son ay ücret ve fazla mesai ücret alacağının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davacının hukuki yararı olmadığından usulden davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi B____ K____ tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının, davalıya ait işyerinde 22.01.2009 tarihinden 28.08.2011 tarihine kadar haftanın 6 günü 08.00-20.00 saatleri arası satış elemanı olarak haftalık 45 saati aşan çalışması olmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, son ay ücreti bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydı ile 1.000,00 TL kıdem tazminatının, 500,00 TL ihbar tazminatının, 1.000,00 TL ücret ve 500,00 TL fazla çalışma ücretinin davalı işverenden tahsili amacı ile kısmi dava açmıştır.


B) Davalı Cevabının Özeti:


Davalı vekili, davacının 30.10.2009 tarihinde işe başladığını, asgari ücretle çalıştığını, hizmet tespiti için dava açtığını 22.11.2011 tarihinde işe geç geldiğini, nedeni sorulduğunda işyerinden ayrıldığını, işe davet edilmesine rağmen gelmediğini, devamsızlık yaptığını, iş sözleşmesinin devamsızlık nedeni ile 30.09.2011 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II.g maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, davacının yeni bir iş bulduğunu, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, fazla mesai ücret alacağının da bulunmadığını, fazla mesai ücretinin imzalı bordro ile ödendiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece ön inceleme aşamasında davacının çalıştığı süreyi ve ücretini bildiği, kullandırılmayan fazla çalışma süresini de bildiği, bu bilgiler doğrultusunda alacağının tamamını bildiği halde, HMK 109/1 maddesi anlamında kısmi dava açtığı, aynı madde 2. fıkrasına göre alacak açıkça belli olduğundan kısmi dava açmasının mümkün olmadığı HMK 114/1-h maddesine göre hukuki yararın dava şartı olduğu, bunun yanında davacının talep sonucunu dava dilekçesinde HMK’nın 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek, başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği gerekçesi ile HMK. 109/2 maddesine aykırı davanın usulden reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Karar davacı vekili tarafından tazminata ve alacağa esas ücretin belirlenmesi gerektiği, ayrıca fazla mesaide hakkaniyet indirimi yapıldığı, hak arama özgürlüğünün kısıtlandığı, kısmi davanın belirsiz alacak davasına göre daha geniş kapsamlı olduğu, kararın hatalı olduğu gerekçesi ile temyiz edilmiştir.

E)Gerekçe:

Uyuşmazlık davanın niteliği üzerinde toplanmaktadır.

Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir.

Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin iş sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir (Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası, Ankara, 2011, s.286)
Kısmi dava, 6100 sayılı HMK.un 109. maddesinde tanımlanmıştır. Maddenin 1. fıkrasına göre “Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.”. İkinci fıkrasına göre ise “Talep konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz”

Belirtilen düzenleme karşısında kısmi dava açılabilmesi için;

1) Talep konusunun niteliği itibarı ile bölünebilir olması,

2) Talep konusunun miktarının, taraflar arasında tartışmalı veya açıkça belirli olmaması gerekir.

Talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır

(Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 10. Bası, Ankara, 2011, s.313)

Dava konusu edilen alacak, yargılama sırasında hesap raporu alınmasını gerektiriyor (Kuru/Budak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı 2011/5, s.13) veya miktar veya değerinin belirlenmesi yargılama sırasında başka bir olgunun tespit edilmesini gerektiriyor ise talep konusu alacağın tartışmalı veya açıkça belirlenemeyeceği kabul edilmeli ve kısmi dava olarak görülmelidir.

Keza alacak miktarı veya değerinin hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak belirlendiği durumlarda da alacak belirsizdir. Fazla mesai ve tatil çalışmalarının kayda dayanmadığı durumlarda Dairemiz istikrarlı olarak “hastalık, izin gibi nedenlerle çalışılamayacak günler olduğu düşünülerek” bu tür alacaklarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini kabul etmektedir.

Diğer taraftan, işçilik tazminat ve alacakların belirlenmesinde ispat yükü dışında ilgili yasalarda hesabın unsurları olarak bazı kriterlere yer verilmiştir.

İşçilikte bu hesabın unsurlarında hizmet süresi ile işçinin aldığı gerçek ücret önemli kriterlerdir. Kıdem ve ihbar tazminatı giydirilmiş ücretten hesaplanırken, diğer tazminat ve alacaklar çıplak ücretten hesaplanmaktadır. Giydirilmiş ücrette, işçinin asıl ücretine ek olarak sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler de dahil edilmektedir. Keza yıllık izin ücreti dışında çalışma olgusuna bağlı diğer işçilik alacakları muaccel oldukları tarihteki ücret üzerinden hesaplanmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki tazminat ve alacakların belirlenmesine ilişkin kayıtlar ise genelde işveren tarafından tutulmaktadır. Dava konusu edilen alacağın (talep sonucunun) miktar olarak belirlenmesi, karşı tarafın vereceği (elindeki belgelerle) bilgi sonucu mümkün ise alacağın tartışmalı ve belirli olmadığı sonucuna varılmalıdır (Kılıçoğlu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, Legal Yayınevi, İstanbul, 2012, s.582).

4857 sayılı İş Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca “günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile dinlenme saatleri işyerlerinde işçilere duyurulur.” Aynı Kanun’un 8/3 maddesine göre ise “Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür.” Özellikle fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının belirlenmesi için işverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmesi şarttır.

HMK.un 107/son maddesine göre ise “kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” Davacının kısmi dava açabilmesi için hukuki yararının olması şarttır. Buradan hareketle bir davanın kısmi dava olarak görülebilmesi için dava şartı olan davacının hukuki yararının bulunması gerekir.

Hukuki yarar, Kanun’un 114/h maddesi uyarınca dava şartı olarak kabul edilmiştir. Takip eden 115/2 maddedeki kurala göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.” Düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hakim tarafından eksikliğin giderilebilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir.

Diğer taraftan Kanun’un 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmış ve açık bir şekilde talep sonucunun da bulunacağı belirtilmiş ve maddenin ikinci fıkrasında ise talep sonucunun açık olmaması halinde hakimin davacıya talebini açıkça belirlemesi için süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Gerek 115 ve gerekse 119. maddelerde verilen kesin sürenin bir haftalık süre olacağı da belirtilmiştir.

Dosya içeriğine göre, davacı vekili, davacı işçinin aldığı ücreti ve çalışma süresini belirterek, iş sözleşmesinin, davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen son ay ücret ve fazla mesai ücret alacağının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ve her bir talebine ilişkin miktar belirterek kısmi dava olarak davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili ise öncelikle davacının aldığı ücretin ve çalıştığı sürenin dava dilekçesinde belirtilen süre ve ücret olmadığını savunmuştur.

Davacının, istenen alacağın türü ve hukuki niteliği belli olmasına rağmen, miktarını dava açarken tam olarak saptaması, belirlemesi olanaklı olmayabilir. Hesap raporu alınmasını, yargılama yapılmasını gerektiren bu durumda davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava yoluna başvurabilir. Kısmi dava olarak açılan bu davada yargılama sırasında belirlenen bakiye alacağı için davalının muvafakat etmemesi halinde, ek dava yolu ile ayrı bir davada isteyebileceği gibi, aynı davada ıslah sureti ile dava ettiği miktarları arttırarak talepte bulunabilir.

Kısmi dava olarak açıldığı uyuşmazlık dışı olan davada yukarıda belirtilen somut maddi ve hukuki olgulara göre;

1. Somut uyuşmazlıkta dava konusu edilen tazminat ve alacaklara esas hizmet süresi ve ücret taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Diğer taraftan fazla mesai ücretinin belirlenmesine esas kayıtlar sunulmadığı gibi, davalı işveren, İş Kanunu’nun 8 ve 67. maddesindeki yükümlülüklerini de yerine getirdiğini savunmamıştır.

Tazminat ve alacaklara hak kazanma ve hesap yönlerinden hizmet süresi pek çok etkene bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. En başta işçinin, işe giriş ve fesih tarihlerinin taraflar arasında uyuşmazlık konusu olması halinde tazminata ve alacağa esas süre daima tartışmalı olacaktır. Bu durumdaki belirsizlik, yargılama ile giderilir.

İş davalarına yansıyan yönüyle işçi ve işveren arasında en temel uyuşmazlık temel ücretin belirlenmesi noktasında ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay uygulamasına göre işçinin iddia ettiği temel ücret miktarı işverence kabul edilmediğinde meslek kuruluşlarından olası (adet-emsal olan) ücret yönünden araştırmaya gidilmekte ve çoğunlukla meslek odasının bildirdiği ücret hesaplamaya esas alınmaktadır. Bu ihtimalde işçi, iddia ettiği ücreti kanıtlayamamış olmaktadır. Zira ücretle ilgili tüm deliller işveren uhdesindedir ve işçinin çoğu kez bu delillere ulaşmasına imkan tanınmamaktadır. Bu yönüyle temel ücretin tespitindeki ve ispatındaki ülkemize has güçlükler sebebiyle kısmi davanın açılmasında işçinin hukuki menfaatinin olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca kıdem tazminatı giydirilmiş ücretten, fazla mesai alacağı da muaccel olduğu tarihteki ücret üzerinden hesaplanacak, fazla mesai alacağı kayda dayanmadığı takdirde indirime tabi tutulacaktır.

Tazminat ve alacaklar tartışmalı ve açıkça belirli değildir. Yargılama sırasında hesap raporu alınmasını, tazminat ve alacaklara esas hizmet süresi ile ücretin tespit edilmesini gerektirmektedir. Kısmi dava açılmasında yasanın aradığı unsurlar ve hukuki yarar şartı gerçekleştiğinden davanın görülmesi gerekir. Aksi gerekçe ile davanın usulden reddi isabetsizdir.

2. Kabule göre ise;

a) Dava dilekçesinde talep sonucu açıkça belli olduğundan, mahkemenin “davacının, talep sonucunu dava dilekçesinde HMK.un 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek, başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği” gerekçesi yerinde değildir. Kaldı ki talep sonucunun açık olmadığı kabul edilse dahi 119/2 maddesi uyarınca dava dilekçesindeki bu eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gerekirken bu kurala da uyulmamıştır.

b) Diğer taraftan mahkemece dava konusu alacağın belli olduğu, kısmi dava açılmasında davacının hukuki yararının olmadığı kabul edilmiştir. Dava şartı olan hukuki yarar şartı tamamlanması gereken şartlardandır. Bu kabule göre ise yine davacı vekiline davasını tam dava olarak devam etmesi ve dava şartı olan hukuki yarar şartında eksikliği gidermesi için HMK.un 115/2 maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerekirken Mahkemece kesin süre verilmeden yazılı şekilde davanın usulden reddi de isabetsizdir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine … tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.”

KARŞI OY:

“Davada, iş aktinin haksız feshi nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen aylık ücret ve fazla mesai ücretlerinin kısmen tahsili istenmiş; mahkemece davacının kısmi dava açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Yerel Mahkemece karar gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere; işçi, çalıştığı süreyi ve ücretini (subjektif olarak) en doğru şekilde bilen kişidir. Böyle olunca yasal bağlamda, ne kadar ücret, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı olduğunu açıkça belirleyebilecek konumdadır. Dolayısı ile davanın konusu olan işçilik alacakları açıkça belirli bulunmakla, kısmi dava ya da belirsiz alacak davasına değil, aksine belirli bir alacak davasına konu edilebilir. Zira 6100 sayılı yasanın 107/1. maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir. Aynı şekilde HMK’nun 109/2. maddesinde de; dava konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı benimsenmiştir.

Böylece dava açılmadan önce alacağının varlığını ve miktarını açıkça bilen ya da bilebilecek durumda bulunan davacı işçi yönünden belirli bulunan dava konusunun dava açılmakla (doğal olarak) çekişmeli ve tartışmalı hale gelmesi ya da ispat sorunu ile karşılaşılması da işbu davanın belirsiz ya da kısmi dava olarak açılmasına haklı gerekçe yapılamaz. Çünkü kural olarak tüm davalarda mahkemeye müracaatla taraflar arasında bir çekişme, tartışma, belirsizlik ve ispat sorunu bulunmaktadır.

Bu nedenle sayın çoğunluğun davacının taleplerinin kısmi davaya konu edilebileceğine ilişkin bozma düşüncesine katılmamaktayım.”
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
6100 sayılı HMK md. 3'e göre zamanaşımı nasıl değerlendirilir criminal Meslektaşların Soruları 3 11-08-2011 16:08
Çek De Sebepsİz ZengİnleŞme Davasi Ve Alacak Davasi Altın Kalem Meslektaşların Soruları 6 06-03-2010 11:22
Menfİ Tespİt Davasi &alacak Davasi av.murat kılıç Meslektaşların Soruları 2 25-01-2010 10:02
YİmpaŞ Alacak Davalari Av.Hkn Meslektaşların Soruları 0 11-11-2008 19:52
Alacak Davasi Mi İŞÇİ AlacaĞi Davasi Mi tolga doğan Meslektaşların Soruları 4 07-05-2008 10:58


THS Sunucusu bu sayfayı 0,14322710 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.