Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

yedieminliği suistimal suçu ve yeni düzenlemede muhtıra şartı var mı?

Yanıt
Old 02-02-2011, 17:22   #1
Fatma KAPUÇAM

 
Varsayılan yedieminliği suistimal suçu ve yeni düzenlemede muhtıra şartı var mı?

Değerli meslektaşlarım,
çok araştırdığım ancak içinden çıkamadığım bir konu hakkında fikirlerinize ihtiyacım var.Yedieminliği suistimal suçunun oluşması için İİK 336/a maddesine göre muhtıra şartı aranıyordu.Yeni düzenlemede (TCK 289) muhtıra şartı aranıyor mu eğer aranıyorsa içeriği ile ilgili şekil şartı var mı? ilgili yargıtay kararı bulmamız mümkün mü?Teşekkürler
Old 02-02-2011, 17:45   #2
tiryakim

 
Neşeli

T.C. YARGITAY
16.Hukuk Dairesi

Esas: 2004/7769
Karar: 2005/693
Karar Tarihi: 16.02.2005

ÖZET : Yedieminliği suistimal suçunun oluşabilmesi için yediemine muhtıra tebliğ edilerek mahcuzu icra müdürlüğüne teslim etmesi ve süresi içinde teslim etmemesinin hukuki sonuçları ihtar edilmelidir. Öte yandan gerektiği halde nakliye gideri ödenmemişse suç kastından da söz edilemez.





T.C. YARGITAY



Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları



T.C. YARGITAY
4.Ceza Dairesi

Esas: 2002/16928
Karar: 2003/671
Karar Tarihi: 12.03.2003

ÖZET: İİY. nın 78/2. madde ve uyarınca, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde haciz istenmemesi halinde haciz isteme hakkının düşeceğinden ve bu husus yedieminliği suistimal suçuyla yargılanan sanığın hukuki durumunu etkileyeceğinden; Mahkemece icra takip dosyası getirilerek incelenmeli, anılan koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı ve sanığın hukuki durumu belirlenmelidir.

(2004 S. K. m. 78)

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1) İİY .nın 78/2. madde ve fıkrası uyarınca, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde haciz istenmemesi halinde haciz isteme hakkının düşeceği ve bu hususun sanığın hukuki durumunu etkileyecek olması karşısında; takibin talimat dosyası üzerinden yürütülmekte olduğu gözetilerek, talimatı gönderen Merzifon İcra müdürlüğünden takibe esas alınan 1999/2478 sayılı icra takip dosyası ya da onaylı örneğinin denetime olanak verecek biçimde dosya içerisine konulup anılan koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik soruşturmayla hüküm kurulması,
2) Hükümden sonra yürürlüğe giren 5.2.2003 gün ve 4806 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değişik TCY.nın 30. maddesi hükmünün gözetilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve sanık S.C. temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esası hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12.3.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları


************************************************** **********

(2004 S. K. m. 336/a)

Dava: Yedieminliği suistimal suçundan sanık Ş'nin İİK'nun 336/a maddesi gereğince 2 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içinde sanık tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığı'nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

Karar: Borçlu-sanığa haciz sırasında yediemin sıfatıyla teslim edilen mahcuzu teslim etmesi için tebliğ edilen muhtırada, İİK'nun 336/a maddesinde öngörülen 7 gün içinde İcra müdürlüğüne teslimini ve süreye riayetsizliğinin sonuçlarını içeren meşruhat bulunmamaktadır. Bu nedenle atılı suç oluşmayacağı gibi, kabule göre de; mahcuz çamaşır makinesinin niteliği itibariyle satış yerinde hazır edilebilmesi için sanığa nakliye ücretinin ödenmediği de göz önünde tutulduğunda suç işleme kastından söz edilemez.

Sonuç: Temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün istem gibi BOZULMASINA, 16.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yedieminliği suistimal suçu - nakliye hamal ücreti ödenmeli - şerhli tebligat çıkartılmalı 24/04/2008





T.C.
YARGITAY
16. Hukuk Dairesi

Esas : 2004/7769
Karar : 2005/693
Tarih : 16.02.2005

ÖZET : Borçlu-sanığa haciz sırasında yediemin sıfatıyla teslim edilen mahcuzu teslim etmesi için tebliğ edilen muhtırada, İİK.nun 336/a maddesinde öngörülen 7 gün içinde İcra Müdürlüğüne teslimini ve süreye riayetsizliğinin sonuçlarını içeren meşruat bulunmamaktadır.(2004 s. İİK. m. 336A)

KARAR METNİ :
Yedieminliği suistimal suçundan sanık Şeibe Demir´in İİK.nun 336/a maddesi gereğince 2 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içinde sanık tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Borçlu-sanığa haciz sırasında yediemin sıfatıyla teslim edilen mahcuzu teslim etmesi için tebliğ edilen muhtırada, İİK.nun 336/a maddesinde öngörülen 7 gün içinde İcra Müdürlüğüne teslimini ve süreye riayetsizliğinin sonuçlarını içeren meşruat bulunmamaktadır. Bu nedenle atılı suç oluşmayacağı gibi, kabule göre de; mahcuz çamaşır makinesinin niteliği itibariyle satış yerinde hazır edilebilmesi için sanığa nakliye ücretinin ödenmediği de göz önünde tutulduğunda suç işleme kastından söz edilemez. Temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün istem gibi BOZULMASINA, 16.2.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.



T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/7769
K. 2005/693
T. 16.2.2005
• YEDİEMİNLİĞİ SUİSTİMAL ( Suçunun Oluşabilmesi İçin Yediemine Muhtıra Tebliğ Edilerek Mahcuzu İcra Müdürlüğüne Teslim Etmesi ve Süresi İçinde Teslim Etmemesinin Hukuki Sonuçları İhtar Edilmesi Gereği )
• MUHTIRA TEBLİĞİ ( Yedieminliği Suistimal Suçunun Oluşabilmesi İçin Gerekmesi - Gerektiği Halde Nakliye Gideri Ödenmemiş ise Suç Kastından Söz Edilemeyeceği )
• NAKLİYE GİDERİ ( Gerektiği Halde Nakliye Gideri Ödenmemiş ise Yediminliği Suistimal Suçunda Suç Kastından Söz Edilemeyeceği )
2004/m.336/a
ÖZET : Yedieminliği suistimal suçunun oluşabilmesi için yediemine muhtıra tebliğ edilerek mahcuzu icra müdürlüğüne teslim etmesi ve süresi içinde teslim etmemesinin hukuki sonuçları ihtar edilmelidir. Öte yandan gerektiği halde nakliye gideri ödenmemişse suç kastından da söz edilemez. Açıklanan hususlar nazara alınmadan mahkumiyete karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Yedieminliği suistimal suçundan sanık Ş'nin İİK'nun 336/a maddesi gereğince 2 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içinde sanık tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığı'nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

KARAR : Borçlu-sanığa haciz sırasında yediemin sıfatıyla teslim edilen mahcuzu teslim etmesi için tebliğ edilen muhtırada, İİK'nun 336/a maddesinde öngörülen 7 gün içinde İcra müdürlüğüne teslimini ve süreye riayetsizliğinin sonuçlarını içeren meşruhat bulunmamaktadır. Bu nedenle atılı suç oluşmayacağı gibi, kabule göre de; mahcuz çamaşır makinesinin niteliği itibariyle satış yerinde hazır edilebilmesi için sanığa nakliye ücretinin ödenmediği de göz önünde tutulduğunda suç işleme kastından söz edilemez.

SONUÇ : Temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün istem gibi BOZULMASINA, 16.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YEDİ EMİNLİK CEZANIN KALDIRILMASI MADDESİNİN ANAYASA MAHKEMESİNCE RED EDİLMESİ KARARI.


T.C. Resmi Gazete

22 Kasım 2007 PERŞEMBE


Resmi Gazete


Sayı : 26708

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2004/20

Karar Sayısı : 2007/52

Karar Günü : 17.4.2007

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Zonguldakİcra Tetkik Mercii Hakimliği

İTİRAZIN KONUSU : 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesinin Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.

I - OLAY

Yediemin olarak kendisine teslim edilen hacizli malları satış mahalline getirmeyen kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 336/a maddesine göre cezalandırılması istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

II - İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

“İptali istenilen madde: 2004 Sayılı İ.İ.K.nu değiştiren 4949 sayılı Yasanın 93. maddesi ile eklenen 336/a maddesi “Bu kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz, veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine tetkik merciince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır.” hükmü getirtilmiştir.

(336/a maddesinin gerekçesi: Halen uygulamada yedieminliği suiistimal suçundan verilen cezaların paraya çevrilebildiği veya tecil edilebildiği bilinen bir gerçektir. Bu durum, cezanın caydırılıcılığını ortadan kaldırmakta ve yedieminliği suiistimal fiillerinin artmasına yol açmaktadır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 276 ncı maddesine paralel yeni bir madde İcra ve İflas Kanununa eklenerek, anılan suçlardan dolayı verilecek hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına çevrilmemesi ve tecil edilmemesi sağlanmıştır.)

İlgili Maddeler:

İ.İ.K.nun 352/b maddesi “Bu kanun uyarınca hükm olunan cezalar tecil edilemez. Hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez, failleri hakkında T.C.K.nun 119 uncu maddesi hükmü uygulanmaz.”

T.C.K.nun 276. maddesi: “Bir kimse muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan merhun veya mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz’ıyed edilmiş olan malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklar, sahibine veya başkalarına verir veya tebdil veya lazım gelenlere teslimden imtina ederse üç aydan iki seneye kadar hapis ve otuz liradan üç yüz liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.”

“Eğer suçlu merhun veya mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz’ıyed edilmiş olan eşyanın sahibi ise verilecek ceza bir seneye kadar hapis ve on liradan yüzelli liraya kadar ağır para cezasıdır.”

“Eğer cürüm muhafızın ihmalinden veya tedbirsizliğinden ileri gelmiş ise muhafız hakkında beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.”

“Eğer eşyanın kıymeti az ise veya cürmün faili eşyayı veya bedelini takibat başlamazdan evvel geri verirse ceza altıda birden üçte bire kadar indirilir.”

T.C.K.nun 1. Maddesi: “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılmaz. Suçlar: cürüm veya kabahattir.”

T.C.K.nun 11. Maddesi : “Cürümlere mahsus cezalar şunlardır: İdam, Ağır Hapis, Hapis, Ağırcezayı nakdi, hidematı ammeden memnuiyet.

Kabahatler için mevzu olan cezalar şunlardır: Hafif Hapis, Hafif cezayı nakdi. Muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası. Bu kanunda şahsi hürriyeti tahdit eden cezalar tabirinden ağır hapis, ve hafif hapis cezaları murat olunur.”

T.C.K.nun 45. Maddesi: “Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır. Failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır. Kabahatlerde kasıt sabit olmasa bile herkes kendi fiil veya ihmalinden mesuldür.

T.C.K.nun 102. Maddesi: “Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası: ... Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene, … Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene, ... geçmesiyle ortadan kalkar...”

T.C.K.nun 112. Maddesi: “Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin mürur ile ortadan kalkar... Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis cezaları ile ağır cezayı nakdi ... hükümleri on sene … Bir aydan ziyade hafif hapis ... yahut otuz liradan ziyade hafif cezayi nakdi hükümleri dört sene, ... geçmesiyle ortadan kalkar...”

C.İ.H.K.un Madde 4: “Ağır hapis hariç kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece: ... ağır para cezasına, ... çevrilebilir...”

Madde 6: “Adliye mahkemelerince para cezasından başka bir ceza ile mahkum olmayan kimse, işlediği bir suçtan dolayı ağır veya hafif para veya bir yıla kadar (bir yıl dahil) ağır hapis veya iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis veya hafif hapis cezalarından biriyle mahkum olur ve geçmişteki hali suç işleme hususunda eğilimine göre cezasının ertelenmesi ileride suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelenmenin sebebi hükümde yazılır...”

İDDİANIN DAYALI OLDUĞU T.C. ANAYASASININ HÜKÜMLERİ:

T.C. Anayasasının l0. Maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idari makamları tüm işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

T.C. Anayasasının 38. Maddesi: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. Ceza sorumluluğu şahsidir... Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. Genel müsadere cezası verilemez...”

Aynı eylemin farklı yasalarda hem cürüm hem de kabahat olarak düzenlenmesi, bu eylemleri suç olarak işleyen kimseler arasında farklı cezanın uygulaması neticesinde eşitsizlik yaratacaktır. Türk Ceza Kanununun 276 ncı maddesinde yedieminlik suçunu işleyen kimselere verilen cezaların uygulayıcı hakimin takdiri ile paraya çevrilmesi veya tecil edilmesi; değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 336/a maddesinde tanımlanan eylemi (aynı suçu) işleyenlere verilen cezanın paraya çevrilmemesi ve ertelenmemesi; suçu sabit görüldüğünde bu madde hükmü gereğince cezanın infazının derhal uygulamaya konulması ve sanıkların cezaevine alınması mümkün olduğundan sonuç olarak kişinin hürriyeti tahdit edilip verilen cezanın paraya çevrilmemesi veya ertelenmemesi neticesinde telafisi mümkün olmayan ağır sonuçlar doğuracağından YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI kanaati ve düşüncesi ile;

Uygulanması istenilen İ.İ.K.nun 336/a maddesinde tarifini bulan Yedieminlik müessesesi önceleri T.C.K.nun ikinci kitap üçüncü bap “Devlet idaresi aleyhinde işlenen cürümler” onuncu fasıl “Mühür fekki ve hükümetin muhafazasında bulunan eşyayı çalmak” bölümü altında 276 ncı madde olarak düzenlenmiştir

Yedieminlik görevini suistimal olarak tarif edilen suçu: Ancak yediemin sıfatı bulunan kişi işleyebilir. Yediemin kedisine rehinli, hacizli veya resmen el konulmuş malları resmen teslim edilen kişidir. TC.K.nun 276 ncı maddesindeki suçun maddi öğesi: Eşyanın saklanması, başkasına verilmesi, değiştirilmesi, teslimden kaçınmasıyla oluşur. Suçun oluşmasına bu davranışlardan birinin yapılmış olması yeterlidir. Yediemin suçunda korunmak istenen yarar kamu idaresinin güvenilirliği sağlamaktır.

T.C.K.nunda suçlar; cürüm ve Kabahat olarak iki kısımda incelenebilir. Bu suçlar arasıdaki fark T.C.K.nun 45 inci maddesinde düzenlenmiştir. “Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır.” Kabahatlerde kasıt sabit olmasa bile herkes kendi fiil veya ihmalinden mesul olur.

T.C.K.nun l inci maddesinde suçun unsurlarından olan “yasallık ilkesi” ele alınmıştır. Maddeye göre yasaların açıkça suç saymadığı bir eylemden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği gibi, “kimse yasalarda öngörülen cezalardan başka bir ceza ile de cezalandırılamaz. Yasada tanımını bulan yedieminlik eylemi T.C.K.nda 276 ncı maddesinde cürüm ve İ.İ.K.nda değişiklik öngören ve 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesinde ise kabahat olarak düzenlenmiştir İ.İ.K.nda eklenen 336/a maddesi ile T.C.K.nun 276 ncı maddesine paralel hüküm getirildiği belirtilmiş ancak T.C.K.nun 276 ncı maddesi cürüm ve İ.İ.K.nun 336/a maddesindeki suç kabahat olarak düzenlenmesi; ve İ.İ.K.nun 336/a maddesinin tek fıkra T.C.K.nun birden fazla fıkra hükmünü içermesi cezadan indirim öngören maddenin diğer fıkralarının İ.İ.K.nun 336/a maddesine alınmaması yedieminlik suçunu işleyen kimseler arasında cezanın oransal olarak düzenlenmesine yer verilmemesi aynı eylemi suç olarak işleyenler arasında yani aynı durumda olan kişilerle farklı ceza uygulanmasına yer verilmesi T.C. Anayasanın l0 uncu maddesi “Eşitlik İlkesine” ve 38 inci maddesine aykırılık oluşturmaktadır. T.C.K.nun 276 ncı maddesi halen yürürlüktedir.

T.C.K.nun 11 inci maddesi (Suça) göre cürüm ve kabahat olarak ikiye ayrılmıştır. Cürüm cezaları ile kabahat cezaları kendi aralarında ağırlık derecelerine göre maddede gösterilen biçimde tek, tek sıralanmıştır. Cürüm cezaları; müebbet, ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu hizmetlerinden yasaklılık olarak sayılmış; Kabahat cezaları ise; Hafif hapis, Hafif para cezası ve meslek sanatın tatili olarak belirlenmiştir. Cürüm ve Kabahatler temel ceza niteliğindedir. Doğrudan doğruya suçun karşılığı olan cezalardır. Cezaları şiddet bakımından da tefrikini yapmak gerekir; Cürüm cezaları kabahat cezalarından daha ağırdır. Cürüm cezaları kendi aralarında kabahat cezaları da kendi aralarında T.C.K.nun 11 inci maddesinde gösterilen sıraya göre şiddet farkı arz ederler. Suç ve cezanın yasa koyucu tarafından belirlenmesi ve yasayla açıklanması kişiler için güvence oluşturur. Suç ve cezalar sadece T.C.K.nunda değil ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda da yer almaktadır. Özel kanunlar suçu cezalandırmak için T.C.K.na atıfta bulunmuşlardır. Aynı eylemin T.C.K.nda (Genel kanun) cürüm. İ.İ.K.nunda (Özel kanun) kabahat olarak düzenlenmesi, aynı eylemi suç olarak işleyen kişilere farklı ceza uygulanması sonucuna yol açacağından; bu durum T.C. Anayasasının 10 uncu maddesinde düzenlenen “Eşitlik İlkesi” ne aykırılık oluşturur.

Diğer taraftan 647 sayılı C.İ.H.K.nun 4 ve 6 ncı maddesi “kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına veya yasada sayılan tedbirlerden birine çevrilip çevrilmemesine veya ertelenmesine karar verilirken nelerin ölçü olarak alınacağı düzenlenmiştir. Bu ölçüler sanığın kişiliği, sair halleri ve suçun işlenmesindeki özellikler esas alınmakta ve hangi hallerde sanığa verilecek cezanın ertelenip ertelenemeyeceğine karar verilirken suçun niteliğine değil sanığın kişiliğine (“şahsileştirme prensibine”) göre hareket edilmektedir. Aynı eylemin hem cürüm ve hem de kabahat olarak düzenlenmesi suçun “yasalık ilkesi” ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca cürümde kastın varlığını arayan T.C.K.nun 45 inci maddesinin amacına da uygun bir düzenleme olamaz. İ.İ.K.ndan doğan yedieminlik suçunu işleyen kimsenin suçu kabahat ve müeyyidesi hafif hapis; T.C.K.nun 276 ncı maddesindeki suçu işleyen kimsenin suçu ise cürüm ve müeyyidesi de hapis cezası, olduğundan kasıtla işlenen cürüm suçuna verilecek kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı hapis cezası para cezasına çevrilebildiği halde kabahat suçuna verilen hafif hapis cezası para cezasına çevrilemeyecek ve ertelenemeyecek bu düzenleme 647 Sayılı C.İ.H.K.nun düzenleniş amacına uygun bulunmamakta ve kanunu uygulayıcı hakimin takdir hakkını sınırlandırmaktadır. Bu durum Ceza kuralları ve Hukukun Temel İlkeleri ile de bağdaşmamaktadır. Ve aynı eylemi suç olarak işleyenler arasında farklı düzenleme yapılması T.C. Anayasasının 10 uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

Hangi eylemlerin toplumsal tehlike bakımından daha ağır olduğunu yasa koyucu çeşitli durumları dikkate alarak tayin edebilir. Çağa ve yere göre değişen bu nedenlerde nispi bir nitelik taşıyan bir ölçü vardır. Önceden cürüm olan bir fiilinsonradan kabahat olarak düzenlenmesi veya kabahat olan bir fiilin sonradan cürüm olarak yasa koyucu tarafından düzenlenmesi mümkündür. Hatta yasa koyucu bir eylemi suç olmaktan da çıkartabilir. Toplumsal tehlikenin varlığından bahsederek yedieminlik suçuna verilen cezaların caydırıcı özelliği kalmadığını açıklayan yasa koyucunun cürüm olan bir suçu kabahat olarak düzenlenmesi dahi hukukun temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Ekonomik suça ekonomik ceza modern hukuk sistemlerinde uygulanmaktadır. Artık cebri icrası konusu borçlunun “şahıs varlığı” olmayıp, “mal varlığı”dır. Yani günümüzde, cebri icra, borçlunun malvarlığına yöneliktir. Başka bir değişle “şahıs üzerinde cebri icranın yerini mal üzerinde cebri icra almıştır. Yeni düzenleme de suç işleyen sanığın borcunu ödeyinceye kadar cezaevinde kalması öngörülmektedir. Bu durum İcra ve İflas Kanununun ruhuna ve yorumuna aykırıdır. Keza bu durum T.C. Anayasasının 38 inci maddesine aykırılık oluşturur.

Yargılama usulleri de farklı düzenlenmiştir. Cürümlerle kabahatlere uygulanacak hükümler arasında önemli farklar vardır. Cürümde kastın varlığı genel kural olduğu halde kabahatlerde yalnız taksirin varlığı yeterlidir. Ayrıca infaz hükümleri, tecil, deneme süresi, zamanaşımı süreleri farkıdır. Ön ödeme ve ceza muhakemesi hukuku yönünden de farklılıklar mevcuttur. Aynı eylemin hem cürüm ve hem de kabahat alarak farklı yasalarca farklı düzenlenmesi zamanaşımı müessesesinin lafzına ve ruhuna aykırılık oluşturur. Aynı eylemi suç olarak işleyenler arasında farklı uygulama yapılması T.C. Anayasasının 10 uncu ve 38.inci maddelerine aykırıdır.

Cezalandırma Devlete özgü bir hak ve yetkidir. Bu alandaki Devlet Egemenliğinin sınırı da anayasalarca belirlenmektedir. Anayasanın l0 uncu ve 38 inci maddelerinde söz konusu egemenliği sınırlayan ilke ve esaslar “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kimseye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Kimse işlendiği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Genel müsadere cezası verilemez. Ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse kanunen tabii olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” biçiminde belirtilmiştir. Bu sınırlama ve ilkeler ışığında hangi fillerin suç sayılacağı ne tür ceza ile cezalandırılacağını, hangi hallerin cezadan bağışıklığı gerektirdiğini, ne gibi hallerde cezanın artırılacağı yada hafifletileceğini ve hangi ceza tedbirlerinin alınacağını saptamak kanun koyucunun değerlendirilmesine bırakılmıştır. Kişiye ceza verme hakkının özünü adaletle sınırlandırılmış toplumsal yarar düşüncesi oluşturur. Bunun doğal sonucu olarak kanun koyucu bir düzenlemeye giderken kamu yararını en az kişi yararı kadar düşünmek ve gözetmek, ve aralarında adaletli bir denge kurmak zorundadır. Suç işleyen kişileri cezalandırmak böylece bozulan düzeni iade etmek hukuk devletinin başta gelen ödevlerindendir. Hukukun Temel İlkelerine ve ceza kurallarına ters düşen bir kanun hükmümün aynı zamanda Anayasa’ya da aykırı olacağına kuşku yoktur.

2004 sayılı İ.İK.nu değiştiren 4949 sayılı Yasanın 93 üncü maddesi ile İ.İ.K.na eklenen İ.İ.K.nun 336/a maddesi aynı suçu işleyenler arasında haklı bir nedene dayanmayan bir ayrıcalık yaratmaktadır. Böylece aynı suç için getirilen farklı uygulamanın haklı, yerinde ve hukuken savunulabilen bir nedene de dayanmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bu gerekçelerle 4949 sayılı Yasanın 93. maddesi ile 2004 sayılı İ.İ.K.na eklenen 336/a maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 4949 Sayılı Yasanın 93. maddesi ile değişik 2004 sayılı İ.İ.K.na eklenen 336/a maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu ve 38 inci maddelerine aykırı bulunan değişik 2004 sayılı İ.İ.K.nun 336/a maddesindeki “bu kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine tetkik merciince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır.” hükmünün YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI VE İPTALİ için Anayasanın 152/1. maddesince re’sen Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasa Mahkemesinin bu konuda karar verinceye kadar davanın ERTELENMESİNE, Anayasanın 152/3. maddesi gereğince belirtilen süre sonunda dosyanın re’sen ele alınmasına duruşmanın 13/04/2004 günü saat 09.00 bırakılmasına karar verildi.”

III - YASA METİNLERİ

A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Yasa’nın 93. maddesi ile eklenen 336/a maddesi şöyledir:

“Bu Kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır.” MADDE 336/a - (...) (Madde 336/a, 1.6.2005 tarih ve 25832 sayılı Mükerrer R.G.'de yayımlanan, 31.5.2005 tarih ve 5358 sayılıKanunun23. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

B - Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.

IV - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A. Necmi ÖZLER’in katılmalarıyla 31.3.2004 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.

V - ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, yedieminlik görevini kötüye kullanma eyleminin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda cürüm olarak düzenlendiği halde, İcra ve İflas Kanunu’nda kabahat olarak düzenlendiği, Türk Ceza Kanunu’na göre verilen cezaların para cezasına çevrilebildiği ve ertelenebildiği, oysa İcra ve İflas Kanunu uyarınca verilen cezaların ertelenemediği ve para cezasına çevrilemediği, bu durumun aynı eylemi işleyen kişiler arasında eşitsizlik doğurduğu, bu nedenle kuralın Anayasanın 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiş, 38. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceği, suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki hükümlerin uygulanacağı, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimsenin suçlu sayılamayacağı kurala bağlanmıştır.

Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.

İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Yasa’nın 93. maddesi ile eklenen 336/a maddesinde, bu Kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimsenin alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmüştür.

4949 sayılı Yasa’nın gerekçesinde, İcra ve İflas Kanunu kurallarına göre kendisine resmen mal teslim edilen kimselerin bu malları teslimden imtina etmelerinin yaygınlaşması ve Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre yedieminliği suiistimal edenlere verilen cezanın tecil edilebilmesi ve/veya para cezasına çevrilebilmesi nedeniyle, cezanın caydırıcılığını sağlamak üzere nitelik ve süre olarak daha hafif, ancak erteleme ve para cezasına çevrilme olanağının ortadan kaldırıldığı bir düzenlemenin öngörüldüğü belirtilmiştir.

İcra ve İflas Kanunu’na göre yediemine mal teslim edilmesinin amacı, borçlunun elinde bulunan malın haczedilerek alacaklının haklarının korunması ve gerektiğinde satılarak alacaklının alacağının tahsil edilmesini sağlamaktır. Diğer yasalar uyarınca yediemine mal teslim edilmesinin amacı ise bu yasalarda belirtilen amacı gerçekleştirmeye yöneliktir ve her iki yaptırım arasında amaç bakımından farklılık bulunmaktadır. Bu nedenle, farklı durumda olanlara farklı yasa kurallarının öngörülmesi ve yaptırım olarak bu kuralların uygulanması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 11. maddesinde cürümlere ve kabahatlere verilecek cezalar belirtilmiştir. Buna göre, cürümlere verilecek cezalar; ağır hapis, hapis, ağır para cezası, kamu hizmetlerinden men cezası olarak sayılmış, kabahatler için verilebilecek cezalar ise hafif hapis, hafif para cezası ile muayyen bir meslek ve sanatın yürütülmesinden men cezası olarak belirtilmiştir. Aynı Yasanın 276. maddesinde belirtilen eylemler için hapis cezası öngörüldüğünden bu eylemler yasa koyucu tarafından cürüm, İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddede belirtilen eylemler ise hafif hapis cezası öngörülmesi nedeniyle kabahat olarak nitelendirilmektedir. Yasa koyucunun Anayasa kuralları ve hukukun genel ilkeleri çerçevesinde kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç oluşturacağını, bu suçlara verilecek cezaları, ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenleri belirleme konusunda yetkisi bulunduğundan, İcra ve İflas Kanunu kuralları uyarınca kendisine mal teslim edilenlerin bu malları teslim etmeme eyleminin kabahat olarak kabul edilmesi, diğer yasalara göre kendisine mal teslim edilenlerin bu malları teslim etmelerinin cürüm olarak kabul edilmesi yasakoyucunun takdir alanı içindedir.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

VI - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

Anayasa Mahkemesi’nin 17.4.2007 günlü toplantısında, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesine yönelik itiraz başvurusu 17.4.2007 günlü, E.2004/20, K.2007/52 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi oybirliği ile reddedilmiştir.

VII - SONUÇ

9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 17.4.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkanvekili

Haşim KILIÇ


Üye

Sacit ADALI


Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN


Üye

Mehmet ERTEN


Üye

Mustafa YILDIRIM

Üye

A. Necmi ÖZLER


Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR


Üye

Şevket APALAK

Üye

Serruh KALELİ


Üye



KARARLARDADA BAHSETTİĞİ ÜZERE MUHTIRA ŞARTI ARAMAKTADIR.
Old 02-02-2011, 20:54   #3
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Fatma KAPUÇAM
Değerli meslektaşlarım,
çok araştırdığım ancak içinden çıkamadığım bir konu hakkında fikirlerinize ihtiyacım var.Yedieminliği suistimal suçunun oluşması için İİK 336/a maddesine göre muhtıra şartı aranıyordu.Yeni düzenlemede (TCK 289) muhtıra şartı aranıyor mu eğer aranıyorsa içeriği ile ilgili şekil şartı var mı? ilgili yargıtay kararı bulmamız mümkün mü?Teşekkürler

4.Ceza Dairesi TCK.m.289 uygulamasında yediemine usulüne uygun tebligat üzerine malın özüre dayanmaksızın teslim ve hazır edilmemesini suçun oluşum koşulu saymaktadır. Saygılar.
Old 03-02-2011, 16:03   #4
Fatma KAPUÇAM

 
Varsayılan

sayın Av.Ömer Güntay bahsettiğiniz usulüne uygun tebligattan kasıt müvekkile yapıldığı gibi malları hazır etmesi ihtarını içermeyen sadece menklulün açık arttırma ilanının tebliğ edilmesi yeterli mi yoksa yedieminliğin hukuki sonuçlarını ihtarı da gerekirmi?
Old 03-02-2011, 16:20   #5
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Fatma KAPUÇAM
sayın Av.Ömer Güntay bahsettiğiniz usulüne uygun tebligattan kasıt müvekkile yapıldığı gibi malları hazır etmesi ihtarını içermeyen sadece menklulün açık arttırma ilanının tebliğ edilmesi yeterli mi yoksa yedieminliğin hukuki sonuçlarını ihtarı da gerekirmi?

Tebliğ meşruhatında teslim emri + emre yani yedieminliğe riayetsizliğin sonuçlarının da bildirilmesi gerekir. Ondan sonra, yediemin ne sebeple uymadığını savunmak/belgelemek zorunda kalacaktır. Diye düşünüyorum.
Old 03-02-2011, 16:31   #6
Fatma KAPUÇAM

 
Varsayılan

bu anayasa mahkemesi kararını İİK 336/a maddesinin yürülüğünün devam ettiği şeklinde mi anlamak gerekiyor
Old 07-02-2011, 15:00   #7
av.efsun

 
Varsayılan

Hala anlayamadığım bir husus söz konusu;
borçluya hacze gidiyorsunuz, malları haczediliyor, bir dahaki sefer hacze gittiğinizde borçlu yok, mallar yok. buna rağmen birde muhtıra mı göndermek gerekiyor? yani birde tebligat aşamasını mı bekleyeceğiz? ikinci kez hacze gidildiği takdirde, tebligat gerekmeyeceği kanaatindeyim. siz ne düşünürsünüz?
Old 07-02-2011, 17:08   #8
Fatma KAPUÇAM

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.efsun
Hala anlayamadığım bir husus söz konusu;
borçluya hacze gidiyorsunuz, malları haczediliyor, bir dahaki sefer hacze gittiğinizde borçlu yok, mallar yok. buna rağmen birde muhtıra mı göndermek gerekiyor? yani birde tebligat aşamasını mı bekleyeceğiz? ikinci kez hacze gidildiği takdirde, tebligat gerekmeyeceği kanaatindeyim. siz ne düşünürsünüz?

ikinci kez hacze gidilmiyor satış talep ediliyor ve satış günü veriliyor yediemin satış günü malları hazır etmiyor
Old 09-02-2011, 15:31   #9
philomelion

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Fatma KAPUÇAM
ikinci kez hacze gidilmiyor satış talep ediliyor ve satış günü veriliyor yediemin satış günü malları hazır etmiyor

Sayın Meslektaşlar,
Yargıtay 4.Ceza Dairesinin bu konuyla ilgili yeni bir kararı var, yedieminliği suistimal suçu yönünden bir içtihat değişikliği oldu.
Özetle, yedieminin hacizli malları sadece muhafaza ile yükümlü olduğu, ücreti ve masrafı verilse dahi satış mahalline götürme zorunluluğu bulunmadığı belirtilmekte.

adalet.org sitesinden alıntılanan karar metnini bilgilerinize sunuyorum.

T.C. YARGITAY BOZMA
4. Ceza Dairesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2008/7533
Karar No : 2010/2147
Tebliğname No : 4 - 2006/197472


SUÇ(LAR) : MUHAFAZ GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA
SUÇ TARİHİ :1.08.2005
HÜKÜM(LER) : Beraat
TEMYİZ EDEN : Katılan vekili
TEBLİĞNAMEDEKİ İSTEK:Bozma

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede , başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yedieminlik, özel hukuka ilişkin bir hukuksal kurum olmakla birlikte, yediemin yasal yükümlülüklerine aykırı davranmasının yasa tarafından yaptırıma bağlandığı hallerde Ceza Hukukunu da ilgilendirmektedir. 5237 sayılı TCY nın 289.maddesinde, muhafaza görevini kötüye kullanma başlığı altında; �muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya herhangi bir nedenle el konulmuş mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunma� eyleminin cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Yasalarda öngörülen istisnalar 6831 sayılı Orman Yasasının 84.maddesi gibi) dışında yedieminlik, muhafaza yükümü altına giren kişinin özgür iradesiyle kuracağı hukuksal bir ilişki niteliğindedir. Bu nedenle, yedieminin suçun öğelerini ilgilendiren yasal yükümlülüklerinin saptanması ve hukuka aykırılık öğesinin incelenmesi bakımından, yedieminlik kurum unun özel hukuktaki yeri ile hak ve yükümlülüklerinin incelenmesi gerekmektedir.
Yedieminlik kurumu özel hukukta Borçlar Yasasının 463-482. maddelerinde düzenlenen �vedia sözleşmesinin� bir türü olarak kabul edilmektedir. (Prof Dr.Ejder Yılmaz, Yedieminlik T Hukuk Dünyası D. Mayıs 2000, S.1, s. 7; Prof Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV. Istanbul 2001, s.4294; Prof Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 1997 s. 770). Vedla (saklama/emanet) sözleşmesi doktirinde, �saklatan tarafından verilen bir taşınırın, saklayan tarafından kabul edilerek güvenli bir yerde saklanması ve saklatanın dilediği zaman istemesiyle onu saklatana geri vermesi yükümlülüğünü yükleyen bir� sözleşmedir� biçiminde tanımlanmaktadır. (Prof Dr.Aydın Zevkliler, Borçlar Hukuku, Ozel Borç İlişkileri, Ankara 2002, s.385; Doç.Dr. Mustafa Tftik, Türk Hukukunda Vedia Sözleşmesi, Ankara 2007, s.25,). Vedia sözleşmesi hükümleri arasında yer alan �Yediemine tevdi� başlığı altındaki 471.maddesinde de, hukuki durumuyla ilgili uyuşmazlık bulunan veya şüpheli olan bir şeyin �müstevdie/saklayana� veya yediadile� tevdi edilebileceği ve bu durumda, malı teslim alanın bütün ilgililerin rızası veya hakimin kararı olmadıkça malı hiç birine iade edemeyeceği belirtilmektedir. Yasanın 473 vd. maddelerinde ise, vedia sözleşmesinin bir türü olan �ardiye/depo sözleşmesi� düzenlenmiştir.
Borçlar Yasası dışında, yedieminhiği öngören 1086 sayılı Hukuk Yargılama Yasasının 101; 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 26,88,273;358;6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasanın 82, 83. maddeleri gibi çeşitli Yasalarda da yedieminlik ilişkisi veya bu nitelikte muhafaza yükümlülüğü doğuran düzenlemeler yer almaktadır. Belirtilen düzenlemelerde bir nevi kamusal ilişkinin de kurulması dolayısıyla doktrinde Borçlar Yasasında düzenlenen �akdi� yedieminlikten farkını ifade etmek üzere �kamu hukuku ilişkileri doğuran yedieminlik� adı da verilmektedir (Dr.Haluk Eruygur, Yedieminlik, Ankara 2008, s. 68). Fakat, açıklanan yasa hükümlerinde de muhafaza yükümlülüğünün bir yasal zorunluluk olmayıp, hukuksal ilişkinin özgür iradeyle kurulması karşısında, bunların da akdi bir ilişki olduğu inkar edilemeyecektir. Bu nedenle, adı geçen yasalarda açıkça düzenlenmeyen hususlarda, hukuksal kurumun temelini oluşturan vedia sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekli bulunmaktadır.
Borçlar Yasasına göre vedia sözleşmesi uyarınca taşınır malın muhafazası için malı veren kişi (muhafaza ettiren), sözleşmenin icrası nedeniyle ilgili olan bütün masrafları ve meydana gelen zararı ödemek borcu altındadır (BKM 464). Buna karşın, vedia sözleşmesi nedeniyle saklama yükümlüsü olan kişi (muhafaza eden); muhafaza edilmesi için teslim edilen taşının kullanmama, malı güvenli bir yerde muhafaza etme ve teslim eden tarafından istenildiğinde geri verme ile borçludur (BKM465-467). Malı saklatan kişi sözleşmede bir süre öngörülse dahi her zaman malın iadesini isteme hakkına sahip olduğu gibi, saklama borçlusu olan kişi de istenildiği her an, malı teslim etmekle yükümlüdür (BKM466/1). Bu yükümlülük gereği muhafaza görevlisinin, ilk kez talep edildiğinde malı aldığı zamandaki gibi (varsa semeresi ile birlikte) iade etmesi zorunludur (Doç.Dr.Mustafa Tiftik, Vedia Sözle şmesi s.4 7, 52).
Vedia sözleşmesi uyarınca saklama ile yükümlü olan kişinin iade borcunu yerine getireceği yer, Kanunun �iade mahalli� başlıklı 468.maddesinde �vedia hıfzedilmesi lazım gelen yerde iade olunur ve iade masrafıyla iade zamanındaki hasar, mudia aittir� biçiminde düzenlenmiş ve bu konuda, �malın saklanması gereken yerde iade edileceği� kuralı kabul edilmiştir. Bu düzenleme dolayısıyla muhafaza edenin malı götürüp teslim etme yükümlülüğü bulunmadığından, malın muhafazası amacıyla teslim eden kişi iadesini istediği malı, muhafaza edilen yerden teslim alacaktır (Doç.Dr.Mustafa Tiftik, Vedia Sözleşmesi, s.52). Bu bakımdan yasa uyarınca, muhafaza ile yükümlü olan kişinin malın iade edilmesi için, malı başka bir yere götürme, nakletme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu nedenle ancak, teslim edenin muhafaza edenin adresine başvurarak iadeyi istemesine karşın, yediemininin iade etmemesi durumunda yükümlülüğüne aykırı davrandığı söylenebilecektir. Vedia sözleşmesine ilişkin genel düzenlemelerin istisnasını oluşturan başka bir yasal hüküm bulunmadığı takdirde, malın muhafazasını üstlenen kişinin, iade yükümlülüğünün, muhafaza ettiği yerde olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda 2004 sayılı İİYnın 88 ve 358.maddeleri ile 6183 sayılı Yasanın 82,83.maddelerinde de, hacizli malın muhafaza amacıyla kendisine bırakıldığı kişinin, malların icra dairesinden istendiği anda önceki durumuyla iade ile yükümlü olduğu belirtilmekle birlikte, iadenin şekli ve yeri hakkında bir düzenleme yapılmadığından bu konuda genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Esasen, bu konuda vedia sözleşmesi hükümlerine başvurulmasa dahi, yasada olmayan bir yükümlülüğün yediemine yükletilmesi olanaklı bulunmayıp, aksi yorumun benimsenmesi TCY. nın 2. maddesinde belirtilen �kanunilik ilkesine� aykırılık oluşturacaktır.
Açıklanan yasal hükümler uyarınca, yedieminin malı muhafaza ettiği yerde teslim etmekle yükümlü bulunması ve incelenen dosyada, icra dairesince sanığın adresine gelinerek hacizli malın iade edilmesi altına alınması için bir başvurunun yapılmaması karşısında, hacizli malların satış yerine götürülmemesi biçimindeki eylem, suçun maddi öğesini oluşturmaz ise de, sanığın hacizli malı başkasına verme, ortadan kaldırma, satma, rehnetme veya adresine gelinip istenildiğinde teslim etmeme gibi TCY nın 289/1.maddesinde öngörülen teslim amacı dışında tasarrufla bulunması durumunda, suçun oluşacağı gözetilerek söz konusu hacizli malları teslim edilen adreste usulüne uygun olarak muhafaza edip etmediğinin araştırılması ve muhafaza ettiğinin belirlenmesi halinde beraatine, tersi durumda ise, hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirken, iddianame ile muhafaza görevini kötüye kullanmaktan açılan davanın belirtilen hususları da kapsadığı düşünülmeksizin, yetersiz gerekçe ve eksik inceleme ile beraat hükmü kurulması,
Yasaya aykırı ve katılan Muzaffer Berber vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırı1mak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



Osman YAŞAR Kemal KARACAN E.Saba YALÇIN ERTUĞRUL İbrahim ŞAHBAZ Ramazan ÖZKEPİR
Başkan Üye Üye Üye Üye
Old 11-04-2011, 15:32   #10
AV.ORHAN DOĞAN

 
Varsayılan

ŞİKAYETÇİ OLDUĞUM SANIK HAKKINDA TEBLİGAT YAPILMADIĞI GEREKÇESİ İLE BERAAT VERİLDİ. ANCAK BİZ HACZE GİİTİĞİMİZDE MALLAR YOKTU. BENDE TEMYİZ ETİM BAKALIM NE OLACAK :)
yediemin olarak bırakılan 19.750,00 TL tutarındaki malların muhafazası için tekrar aynı adrese gidildiğinde borçlunun adresten ayrıldığı haciz tutanağıyla tespit edilmiştir.Borçlu ayrılırken yeni adres bırakmadığı gibi ,icra dosyasına da adres değişikliği konusunda herhangi bir beyanda bulunmamıştır.Bu durumda TCK 289.maddesinde düzenlenen suç oluşmuştur.Yürürlükte olmayan İİK 336/a bakımından suçun oluşması için aranan ihtar ve tebligat şartının yerine getirilmemesi BERAAT KARARI verilmesi için yeterli değildir.Zira borçlunun adresten ayrıldığı haciz tutanağı ile sabittir.

B)2004 sayılı İİK (mülga) (Ek madde: 17/07/2003 - 4949 S.K./93. md.; 31/05/2005-5358 S.K./23.mad)
Kendisine teslim edilen malları vermeyenler hakkındaki cezalar
Madde 336/a.- (Ek: 17/7/2003 - 4949/93 md.) Bu Kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır.

5237 sayılı TCK
Muhafaza görevini kötüye kullanma
[MADDE 289. (1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle el konulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Bu iki madde karşılaştırıldığında, sanığa ceza verilebilmesi için ,icra dairesi tarafından sanığa 7 gün içinde malları teslim ihtarı şartı aranmamalıdır. Bu ihtar şartı, yeni 5237 sayılı TCK m.289/1'le kaldırılmıştır.
Old 11-04-2011, 15:34   #11
AV.ORHAN DOĞAN

 
Varsayılan

Temyİz DİlekÇemden Bİr Kismini PaylaŞiyorum
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
yedieminliği suistimal günseligonca Meslektaşların Soruları 5 26-03-2014 14:42
yedieminliği suistimal Av. Elif Handan Meslektaşların Soruları 1 11-03-2009 20:57
yedieminliği suistimal av.necla Meslektaşların Soruları 6 10-11-2008 11:16
yedieminliği suistimal av.sgenc Meslektaşların Soruları 1 18-07-2008 15:19
Yedieminliği Suistimal Suçu SHODAN Meslektaşların Soruları 1 20-09-2007 11:57


THS Sunucusu bu sayfayı 0,14744401 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.