Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

imam nikahlı eş ve HUMK 293/1

Yanıt
Old 18-03-2010, 23:41   #1
avukats

 
Varsayılan imam nikahlı eş ve HUMK 293/1

İmam nikahlı eş , birlikte yaşadığı gayrıresmi eşiine karşı alacak davasında 293/1 de belirtilen şekilde tanık dinletebilir mi.

'Senet - Umumi Hükümler
Madde 293 - A
şağıdaki hallerde her halde şahit ikame olunabilir;
1- Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler,'.

İmam nikahlı eş bu istisnadan yararlanabilir mi?

Bu konuda içtihat bilenler yardımcı olursa sevinirim.

Old 19-03-2010, 00:25   #2
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2006/2-558
K. 2006/568
T. 20.9.2006
• MANEVİ TAZMİNAT ( İmam Nikahı İle Evlenen Kadının Talebi Haksız Fiilden Kaynaklanmakta Olup BK. Md. 49'a Göre İstenildiği - Çocuk İçin Açılan İştirak Nafakası Davasıyla Birlikte Aile Mahkemesinde Değil Genel Hukuk Mahkemesinde Görüleceği )
• İMAM NİKAHI İLE EVLENEN KADININ MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Çocuk İçin Açılan İştirak Nafakası Davasıyla Birlikte Aile Mahkemesinde Değil Genel Hukuk Mahkemesinde Görüleceği - Talep Haksız Fiilden Kaynaklanmakta Olup BK. Md. 49'a Göre İstenildiği )
• GÖREV ( İmam Nikahı İle Evlenen Kadının Manevi Tazminat Talebi Haksız Fiilden Kaynaklanmakta Olup BK. Md. 49'a Göre İstenildiği - Çocuk İçin Açılan İştirak Nafakası Davasıyla Birlikte Aile Mahkemesinde Değil Genel Hukuk Mahkemesinde Görüleceği )
• EVLİLİK DIŞI ÇOCUK İÇİN AÇILAN İŞTİRAK NAFAKASI DAVASINDA MANEVİ TAZMİNAT DA İSTENİLMESİ ( İmam Nikahı İle Evlenen Kadının Talebi Haksız Fiilden Kaynaklanmakta Olup BK. Md. 49'a Göre İstenildiği - Aile Mahkemesinde Değil Genel Hukuk Mahkemesinde Görüleceği )
818/m. 49
1086/m. 7
ÖZET : Davacı vekili, davalının bundan 5 yıl önce evli ve dört çocuklu olduğunu söylemeden davacı ile imam nikahıyla evlendiğini, 2001 yılında bir çocukları olduğunu, davalının davacıyı yıllarca kandırdığını, davacının ailesi ve arkadaşlarının yanında küçük düştüğünü ve sosyal çöküntüye uğradığını, çocuk sahibi olması nedeniyle de evlenme şansının azaldığını bu nedenle manevi maddi tazminat ve müşterek çocuk için nafaka talep ve dava etmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ( resen ) dikkate alınması gerekir. Mahkemenin kendi kararında da belirtildiği gibi manevi tazminat talebi haksız fiilden kaynaklanmakta olup Borçlar Kanunu 49. maddeye göre istenilmiştir.

O halde manevi tazminat talebi hakkında karar verecek mahkeme, Aile Mahkemesi değil genel hukuk mahkemeleridir.

DAVA : Taraflar arasındaki "boşanma ve iştirak nafakası" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece 1.Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.05.2005 gün ve 2003/398 E- 654 K.sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 28.11.2005 gün ve 2005/14182-16353 sayılı ilamı ile;

( ... Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delilerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delilerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

Dava, 22.7.2003 tarihinde açılmıştır. Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu kanun hükümlerine göre karara bağlanacaktır. ( 4722 s. K.nun md.10 ) Türk Medeni Kanunu düzenlemelerinde manevi tazminat düzenlenmemiştir. Bu yön gözetilmeden manevi tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kabulü bozmayı erektirmiştir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, maddi-manevi tazminat ve iştirak nafakası istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının bundan 5 yıl önce evli ve dört çocuklu olduğunu söylemeden davacı ile imam nikahıyla evlendiğini, 2001 yılında bir çocukları olduğunu, davalının davacıyı yıllarca kandırdığını, davacının ailesi ve arkadaşlarının yanında küçük düştüğünü ve sosyal çöküntüye uğradığını, çocuk sahibi olması nedeniyle de evlenme şansının azaldığını bu nedenle 5.000.000.000 TL.manevi, TMK.nun 304. maddesi uyarınca 300.000.000 TL.maddi tazminat ve müşterek çocuk için 300.000.000 TL. nafakanın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Yerel mahkemenin, davacı kadının istediği manevi tazminat, taraflar arasında evlilik birliği bulunmadığından, haksız fiil nedeni ile manevi tazminat istemi olup, genel Hukuk Mahkemelerinin görevi içerisinde ise de, mahkememiz Asliye Mahkemesi seviyesinde olduğu gibi, iştirak nafakası yönünden mahkememiz yetkili olduğundan, manevi tazminat istemi hususunda dosyanın tefriki ve görevsizlik kararı ile dosyanın genel hukuk mahkemesine gönderilmesi usul ekonomisine uygun görülmediği gerekçesi ile manevi tazminat ve iştirak nafakası yönünden davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat talebi davacı vekili tarafından atiye terk edildiğinden, bu tazminat yönünden karar verilmesine yer olmadığına yönelik hüküm Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle manevi tazminat talebi yönünden bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden ( resen ) dikkate alınması gerekir. Mahkemenin kendi kararında da belirtildiği gibi manevi tazminat talebi haksız fiilden kaynaklanmakta olup Borçlar Kanunu 49. maddeye göre istenilmiştir. Davacının iştirak nafakası talebi kesinleşmiştir.

O halde manevi tazminat talebi hakkında karar verecek mahkeme, Aile Mahkemesi değil genel hukuk mahkemeleridir. Bu nedenle işin esasına yönelik inceleme yapılmamıştır.

Yerel mahkemenin direnme kararının açıklanan bu gerekçe ile Bozulması gerekir.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden direnme kararının bu gerekçelerle HUMK.nun 429. maddesi gereğince GÖREV YÖNÜNDEN BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, 20.09.2006 gününde, oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 1996/1604
K. 1996/1661
T. 21.3.1996
• İŞ KAZASINDA ÖLÜM ( Nikahsız Eşin Tazminata Hak Kazanma Koşulları )
• TAZMİNAT DAVASI ( İş Kazasında Ölenin Nikahsız Eşinin Açtığı )
• İMAM NİKAHLI EŞ ( Eşinin İş Kazasında Ölmesinden Dolayı Tazminat Talebi )
• EVLENME ŞANSININ TAZMİNATA ETKİSİ ( İş Kazasında Ölen Şahsın Nikahsız Eşinin )
818/m.45/2,47
506/m.26
ÖZET : İş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinden, nikahsız eşin açtığı tazminat davasında, nikahsız olması, yaşı, çocuğunun bulunmaması ve sosyal durumu özelliğiyle evlenme şansının % 17'den fazla olduğu kabul edilmelidir.

DAVA : Davacı, imam nikahlı eşinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen ra porla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının haksahiplerinden Fadime, sigortalının nikahsız eşi olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkca anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, tazminat isteminde bulunanın nikahsız eş olması, yaşı, çocuksuz bulunması ve sosyal durumu nazara alındığında, nikahlı eşe nazaran evlenme olasılığının daha fazla olduğu söz götürmez. Bu bakımdan, nikahsız eş için % 17 oranındaki evlenme şansının çok az olduğu ortadadır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup,bozma nedenidir.

O halde davalının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 21.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Alacak davası derken, tazminat davasını mı kastediyorsunuz yoksa münhasıran şahsi bie alacağın talebi nedeniyle açılmış davayı mı kastediyorsunuz?

Eğer tazminatı kastediyorsanız, bu tazminat haksız fiilden kaynaklanmakta olup, çok rahatlıkla tanık dinletebilirsiniz.

Yok eğer münhasıran şahsi bir alacağa dayanıyorsa ve dinletmek istediğiniz tanık alacağın mevcudiyetine ilişkin beyanda bulunacaksa ve alacak miktarı da tanık dinletme sınırını geçiyorsa o zaman tanık dinletmeniz ancak karşı tarafın muvafakatına bağlı olacaktır.

Asıl sorduğunuz soruya gelince, özellikle sunduğum ikinci içtihatta, imam nikahlı eşinin ölümünden dolayı kendisine tazminat hakkı tanınmasına dayanarak, Yargıtay'ın imam nikahlı evliliğe bazı şartlarda, sonuçları bakımından resmi nikahlı evliliğin değerinde hak tanıdığı, yani imam nikahlı evliliği bir anlamda tanıdığı (karı-koca olarak), bu itibarla kıyas yoluyla 293. maddeden yararlanılabileceği kanaatindeyim.

Saygılarımla...
Old 19-03-2010, 16:36   #3
avukats

 
Varsayılan Şahsi alacak davası

bahsettiğim tazminat değil münhasıran şahsi alacağından ötürü tanık dinletip dinletemeyeceği
Teşekkür
Old 19-03-2010, 22:07   #4
avukat.derviş.yıldızoğlu

 
Varsayılan

Bence bu durumda; genel hükümler çerçevesinde hareket edilir. Yani; eğer alacağın miktarı, tanık dinletme sınırının üzerindeyse ve karşı tarafın da tanık dinletilmesine muvafakatı yoksa tanık dinletilemez.
Bu bağlamda m. 293'ün uygulanamayacağı kanaatindeyim.
Old 20-03-2010, 04:47   #5
Avukat Ali TÜRKER

 
Varsayılan

Sayın meslektaşım, Medeni Kanunun eş olarak tanımlamadığı ve hukuken akraba dahi kabul etmediği imam nikahlı eşin HMUK nun 293/1. maddeesi hükmünden yararlanması mümkün değildir.
Borçlar Kanunu ve destekten yoksun kalmaya dairmevzuat hükümlerden imam nikahlı eşin yararlanması ayrı, yasa karşısında akraba kabul edilmek ayrı.
Ancak 293/1 yerine 293/4 hükmünü değerlendirmenizi öneririm.

4 - Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler,

Bence işte tam da burada kullanılacak yasa hükmü budur.
İki tarafın birlikte yaşamaları, hayatın olağan akışı içerisinde senet yapmaya engel bir durumdur. Halin icabı da bunu gerektirir.
Selam ve saygılar...
Old 13-04-2010, 07:16   #6
avukats

 
Varsayılan

Sayın meslektaşım
belirttiğiniz gibi he 3. fıkrayı hem de haln icabina göre senet alınmasının mümkün olmadığını belirtmemize rağmen hakim bize yemin teklif etme hakkımızı hatırlttı . Net bir içtihat bulamazsam dava elden gidiyor..teşekkür ederim.
Old 13-04-2010, 13:09   #7
Avukat Ali TÜRKER

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avsinan
Sayın meslektaşım
belirttiğiniz gibi he 3. fıkrayı hem de haln icabina göre senet alınmasının mümkün olmadığını belirtmemize rağmen hakim bize yemin teklif etme hakkımızı hatırlttı . Net bir içtihat bulamazsam dava elden gidiyor..teşekkür ederim.
Değerli Meslektaşım, tarafların yaşadığı bölgede, imam nikahıyla yaşıyan kimseler arasında teamül ve hayat anlayışı bakımından evli olan kimselerden farksız biçimde bir algılama olduğunu ispat etmek gerekecek. Nikahsız ya da imam nikahlı yaşam, ülkemizin bir gerçeğidir. Yüksek mahkeme kararlarından ve bilisel araştırmalardan da bunu açıkça görüp varlığını inkar edemiyoruz. İnsanların kanunlara uygun evlenmemeleri nedeni ile yasalar karşısında farklı bir statüde tutulması ayrı, hayatlarını resmi nikaha bağlamadan birbirlerine amade ettiklerinden aralarında doğan gayri resmi evlilik ilişkilerinden doğan güven ve kamuoyunun buna bağladığı sonuçlar ayrı değerlendirilmektedir. Kısaca belirttiğim münbasebetle bu birlikteliği yaşayan kimselerin kamuoyunca evli kabul edilmesi halinde aralarındaki alacak borç ilişkilerini senedede bağlayıp bağlamayacaklarının davada ileri sürülmesi ve ispatı gerekecektir. İki insan, nikahsız yaşıyor ise, o bölge halkı bunu geçmişten gelen alışkanlıklarla içselleştirmiş ve onları karı-koca gibi değerlendiriyor ise yine aynı bölgede eşler arasında bir ayrım yapılmıyor ve kadının mallarını erkek kullanıyor, kadının verdiği ekonomik değeri olan mallar, nikahsız eşi olan erkek tarafından idare ediliyor ve bu da yöresel adetlere göre böylece kabul ediliyor ise bence halin icabı bunu da içine alır ve 293/4 uygulanmalıdır. Ne var ki dilekçenizde aşağıdaki daire kararına uygun bir iddiada bulunmuş olmanız koşulu vardır. Mesle, 1 - Dava dilekçenizde İddia etmiş olmanız 2 - İddianızın teamül olarak bölgede kabul edildiğini şahit beyanları ve bilirkişi tespitleri ile ispat etmeniz gerekecektir. Sizin konunuza tam olarak uyan bir karar bulamadım ancak mesle içtihatta değil, dava açılırken bunları ileri sürülüp sürülmediğinde düğümlenmektedir. Kanaatlerimi paylaşmış oldum...

Eldeki kararları da paylaşayım. İnşallah yarar sağlar ve fikir verir.

Alıntı:

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2002/15332
K:2003/2070
T:03.03.2003


Taraflar arasindaki alacak dayasının yapılan yargılanası sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere cağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalı dünürüne 1997 yılının 7. ayında 13.000 Hollanda Florini borç para verdiğini ancak ödenmediğini bildirerek 13.000 Florinin ödeme tarihindeki kur üzerinden TL olarak davalıdan ödetilmesini istemiştir.
Davalı, borclu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne 13.000 Florinin ödeme tarihindeki TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece gorüşüne başvurulan bilirkişi avukat, dünürler arasındaki alışverişlerde senet alınmamasının gelenek vasfında olmadığını, güven ve samimiyete dayandıgını bildirmiş, bilirkişi olarak dinlenen Beledıye Baskanının da yakın hısımlar arasında senet duzenlenmez şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece bu görüşler dikkate alınarak HUMK.nun
293/4. maddesindeki koşulların oluştuğu kabul edilerek tanık dinlenmiş ve tanık beyanlarına itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Gelenek nedeniyle HUMK.nun 293/4. maddesi hükmune göre tanık dinlenebilmesi için dava konusu hukuki işlemin devamlı olarak senede bağlanmasının adet ( gelenek ) haline gelmiş olması, bu hususun istikrarlı ( kararlı ) bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından bu geleneğe inanılmıs olması gerekir. Geleneğin otedenberi var oldugunun tesbiti icin uzmanlık derecesı olmayan bir bilirkişinin düşüncesine dayanılamaz. Bu yönün mahalli ticaret odası, ziraat odası, Belediye gibi ilgili kuruluşlardan soruşturulması ve uzman bilirkişi kurulunun da düşüncelerinin alınması sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin yetersiz ve çelişkili bilirkişi görüşlerine dayanılarak tanık dinlenilmesi ve tanık sözlerine göre de hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 3.3.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Alıntı:

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi

E:1991/1451
K:1991/9360
T:30.09.1991

SENET (TANIKLA KANITLAMA)

HUMK.nun
293/4. maddesi uyarınca tanık dinlenebilmesi, dava konusu altınların ödünç olarak verildiği zamanda, bu tür işlemlerin yazılı biçimde yapılmadığına ilişkin o bölgede yerleşmiş kararlılık kazanmış ve herkesin uyduğu bir teamülün varlığına bağlıdır.


1086 s. HUMK. m.
293/4



Dava dılekçesinde 1.000.000 liRa tutarındaki iki adet granse altının aynen veya bedelen masraflarla birlikte davalı tarafından tahsili istenilmiştir. Mahkemece, davanın kabulü cihetine gidilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiZ edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dava konusu yapılan altınlara ilişkin olarak taraflar arasında düzenlenmiş bir sözleşme yada başka türlü yazılı delil bulunmamaktadır.
Davalı vekilinin karşı çıkmasına rağmen mahkemece, HUMK.nun
293/4. maddesine göre dinlenen tanık anlatımlarına dayanılarak hüküm kurulmuştur.
Oysa, anılan kanun hükmünün uygulanabilmesi sözkonusu altınların ödünc olarak verildiği zamanda bu tur işlemlerin yazılı sekilde yapılmadıgına daır o bolgede yerleşmiş, kararlılık kazanmış ve herkesin uyduğu bir teamülün varlığına bağlıdır.
O halde, belirtilen şekilde bir teamülün mevcut olup olmadığının tesbiti konusunda yerel bilirkişi dinlenilmesi ve icabında ilgili kuruluslardan da sorularak sonuçlarına gore karar verilmesi gerekirken, bu cihetin dikkate alınmaksızın acıklandığı üzere yalnızca tanık anlatımlarına istinaden hükum kurulması doğru degıldir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve şimdilik diğer yönlerin incelenmesine mahal olmadığına, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.9.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak:YKD - 1991/12 - Sayfa:1804


Alıntı:

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2006/13-468
K:2006/470
T:28.06.2006

1086 s. Yasa m. 288,293
818 s. Yasa m. 299


Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Zeytinburnu Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.03.2004 gün ve 2000/452-2004/100 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekil tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 07.02.2005 gün ve 2004/10024-2005/1725 sayılı ilamı ile, ( ...1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık ariyet sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. BK'nun 299. maddesi hükmüne göre; ariyet veren bir şeyin bedava kullanılmasını ariyet alana bırakmak; ariyet alan da o şeyi kullandıktan sonra geri vermekle yükümlüdür. Yasa ariyet sözleşmesinin geçerliliği için şekil şartı kabul etmemiştir. MK'nun 6. maddesi "kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür" düzenlemesini getirmiştir. Bu bağlamda HUMK'nun 288. maddesi bir hakkın doğumu, düşürülmesi devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldığı zaman ki miktar ve değeri itibariyle 40.000.000.- TL' yi geçmesi halinde senetle ispat olunmasını öngörmüştür.
Somut olayda davacı, ariyet olarak verdiği ancak iade edilmeyen araç bedeli olan 10.000.000.000.-TL'nin tahsilini istemektedir.
Davalı ise, akdi ilişkiyi inkar etmekte ve açıkça tanık dinletilmesine muvafakatının olmadığını belirtmektedir. Bu durumda davacı ariyet sözleşmesinin varlığını kesin delillerle ( ikrar, kesin hüküm, senet, yemin ) kanıtlamalıdır. Davacının delilleri arasında olan Devrek Asliye Ceza Mahkemesi'nin 1997/125 Esas sayılı kesinleşen dava dosyasında davacı ile davalıların murisi arasında ariyet sözleşmesi olduğuna dair bir hüküm olmadığı gibi kaza anında aracı kullanan kişinin dava ihbar olunan K. olduğu sabit olmuştur. Bir örneği dosya içinde olan ancak kesinleşme şerhi verilmeyen Bakırköy İş Mahkemesi'nin 1999/1385 ve 1998/1905 sayılı ( Bakırköy 2. Asliye Hukuk 2002162 ) dava dosyaları ile de ariyet sözleşmesinin varlığı kanıtlanmış değildir. Davada, uyuşmazlığın miktarı itibariyle tanık dinletilmesi mümkün olmamasına ve davalının açıkça karşı koymasına rağmen mahkemece tanık ifadelerine dayanılarak ariyet sözleşmesinin varlığının kabul edilerek karar verilmesi doğru değildir. Davacı taraf ibraz ettiği ve toplanan delillerle iddiasını kanıtlayamamıştır.
Ne var ki, davacı dava dilekçesi ve delil listesinde sair deliller demek suretiyle yemin deliline de dayanmıştır. Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Yukarıdaki bentte açıklanan bozma nedenine göre bu aşamada davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir... )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, davacı tarafından davalıların miras bırakanına ariyet olarak verildiği ve iade edilmediği ileri sürülen araç bedelinin, davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı N. vekili, davalıların miras bırakanı A. ile davacının arkadaş olduklarını, davalıların miras bırakanın, İstanbul'da çalıştığı matbaanın sahibi K.'yi 1997 yılı Kurban Bayramı'nda memleketi olan ... 'ye götürüp, oradaki annesi ve babası ile tanıştırmak, onu bayramda ağırlamak için, davacının34 XX XXX plaka sayılı marka otomobilini ariyet olarak istediğini, davacının da aracı verip teslim ettiğini, miras bırakanın bu araçla Zonguldak'ın ... İlçesinde 15.04.1997 tarihinde trafik kazası yaptığım ve vefat ettiğini; davalıların, miras bırakanlarına ariyet verilen ve iade edilmeyen aracın bedelini davacıya ödemekle yükümlü olduklarını ileri sürerek, araç bedeli 10 milyar TL'nin 15.04.1997 kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı F. ( kendisine asaleten ve çocukları M. - V.'ye velayeten ) vekili, davalıların miras bırakanı ile davacının arkadaş olmadıklarını, aralarında araçla ilgili herhangi bir ariyet sözleşmesinin de bulunmadığım, sözleşme ilişkisinin ispatı yönünden H.U.M.K. hükümlerine göre yazılı delil ( senet ) dışında bir delil kabul etmediklerini; 10.000.000.000.- TL değerinde olduğu iddia edilen, araçla ilgili ariyet sözleşmesi varsa, bunun yazılı delille ispatı gerektiğini, ortada böyle bir belgenin bulunmadığım, gerçekte, davacı ile arkadaş olan kişinin, aracı kullanırken miras bırakanın ölümüne sebebiyet veren dava dışı K. olduğunu belirtmiştir.
Davalıların istemi üzerine, dava, kaza sırasında aracı kullandığı ileri sürülen K.'ye ihbar edilmiştir.
Yerel mahkeme; ceza dosyası, trafik kayıtlan, iş mahkemesi dosyası, tanık beyanları, olay yeri tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait aracın davalıların miras bırakanınca ödünç olarak alındığının, ancak kaza nedeni ile davacıya iade eğilmediğinin sabit bulunduğu gerekçesiyle, bilirkişi raporlarındaki hesaplamayı esas alarak ve aracın sonradan üçüncü kişiye satımına ilişkin resmi satış sözleşmesindeki satış bedelini tenzil ederek davanın kısmen kabulüne, 5.270.000.000.-TL'nin 15.04.1997 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiş; bu karar, davalılar vekilinin temyizi uzerine özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemenin, onceki gerekcesini tekrarlayarak ve genisleterek verdigi direnme kararım da, yıne davalılar vekili temyiz etmiştir.
Bozma ve direnme kararlarının açıklanan bu içerik ve kapsamları itibariyle, direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davadaki ariyet iddiasının, davalı tarafın açıkça karşı çıkmış olmasına rağmen, davacı tarafından tanıkla ispatının mümkün olup olmadığı; özellikle de, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
293/4. maddesindeki kuralın somut olayda uygulama yerinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Ariyet iddiasına konu 34 XX XXX plaka sayılı aracın 21.09.1994 tarihinde davacı adına trafiğe kaydedildiği; 15.04.1997 tarihinde Zonguldak İli, ... ilçesi sınırları içerisinde meydana gelen kaza sonucunda, araç içerisinde bulunan davalılar miras bırakanının öldüğü, aracın bilahare 03.08.1998 tarihinde davacı tarafından dava dışı Ş'ye satıldığı, toplanan delillerden anlaşılmaktadır.
Davacı, aralarındaki arkadaşlık ilişkisinden dolayı ve isteği üzerine söz konusu aracı davalıların miras bırakanına ariyet olarak verdiğini ileri sürmüş; davalılar ariyet iddiasını reddetmiş ve bu iddianın yazılı belge ile ispatı gerektiğini savunmuşlardır.
Özel daire bozma ilamında da belirtildiği üzere; Borçlar Kanunu'nun 299. ve ardından gelen maddelerinde, ariyet sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil koşuluna bağlanmamıştır. Ne var ki; davacı tarafın ariyet iddiasına konu ettiği aracın dava dilekçesinde bildirilen değeri ( 10 milyar TL ) ve davalı tarafın tanık dinletilmesine muvafakat etmemiş olması karşısında, davalıların miras bırakanı ile davacı arasında bu araçla ilgili bir ariyet sözleşmesi bulunduğuna yönelik davacı iddiasının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesindeki açık hüküm uyarınca, senetle ( yazılı delille ) ispatı zorunludur.
Davacı taraf, bu konuda herhangi bir yazılı belgenin varlığını ileri sürmemiş ve dosyaya da bu yönde bir yazılı delil sunmamış; ariyet iddiasını tanıkla ispatlamak istemiş, yerel mahkeme, davalı tarafın açık itirazına rağmen bu isteği kabul ederek, davacının gösterdiği tanıkları dinlemiş; özel dairece bozulan önceki hükmünü de, hem görülmekte olan davada bizzat dinlediği tanıkların ve hem de olayla ilgili olarak taraflar arasında görülen başka davalarda dinlenen öteki tanıkların beyanlarına dayalı olarak kurmuş; ancak, davalı tarafın açıkça karşı çıkmasına rağmen, hangi gerekçeyle davacı tanıklarının dinlendiğine ve tanık sözlerine hangi nedenle itibar edildiğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmamıştır.

Yerel mahkemenin direnme kararında ise, davacı tarafın tanık dinletme isteminin kabulünün ve dinlenen tanıkların sözlerine itibar edilmesinin hukuksal dayanagı olarak, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
293/4. maddesi gosterilmistir.
Gercekten de, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 293/4
. maddesi, "Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerıne nazaran senede raptı muteamil olmayan muameleler" hakkında, her halde tanık dinletilebileceği hükmünü amirdir.
Ne var ki; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükmü, belirli bir miktar ve değerin üzerindeki hukuksal işlemlerin senetle ispat olunması gereğini öngören, aynı kanunun 288. maddesindeki kuralın, tahdidi olarak sayılan istisnalarından birini düzenlemesi nedeniyle, sınırlı bir uygulama alanına sahiptir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarına göre, bir davada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesi uyarınca miktar veya değeri itibariyle senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin, 293/4. madde çerçevesinde tanıkla ispat edilebilmesi için; o bölgede halin gereklerine ve tarafların durumlarına göre o işlemin senede bağlanmamasının devamlılık gösteren bir adet haline gelmiş, bu hususun zaman içerisinde herkesçe uyulmak suretiyle kararlılık kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından da bu teamüle inanılmış olması gerekir. Bu yöndeki Yargıtay uygulamasına örnek olarak; Bkz: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.04.1974 gün ve 1969/3-592-1974/368 sayılı; 06.06.1984 gün ve 1982/13-5711984/660 sayılı kararları gösterilebilir.
Önemle belirtilmelidir ki; bir uyuşmazlıkla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 293/4
. maddesi çerçevesinde tanık dinlenebilmesi için, ispat yükü kendisinde bulunan tarafın, tanıkla ispat etmek istediği hususta, o bölgede, o yönde bir teamül bulunduğunu ileri sürmüş olması da gerekir.

Bu ilke ve kurallar ışığında somut olaya dönüldüğünde:
Somut olayda, davacı taraf, dava dilekçesinde ve yargılama aşamalarında, yukarıda açıklanan şekildeki bir teamülün varlığını ileri sürmemiş, bu yönde delil bildirmemiş; yerel mahkeme de, özel daire bozmasına konu olan, davanın kısmen kabulüne yönelik önceki kararında böyle bir gerekçeye dayanmamış, teamül olgusundan sadece direnme kararında söz etmiştir.
Öte yandan, dosya kapsamı itibariyle, somut olayda, ariyet sözleşmesi bakımından, yerel mahkemenin direnme kararında dayanılan şekilde bir teamülün varlığından söz edilebilmesi de mümkün olmadığı gibi, yerel mahkeme kararının aksine kesinleşen ceza ve iş mahkemelerinin duruşma zabıtlarında dava dışı sürücü ve sanık K'ye otomobilin ariyet verildiğinin şahit beyanlarında dile getirildiği de saptanmıştır.
Hal böyle olunca, yerel mahkemece, gerekçesi ve sonucu itibariyle aynı yönde bulunan ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 28.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Alıntı:

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2005/4573
K:2005/10088
T:15.06.2005

1086 s. Yasa m. 288,293


Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalıya narenciye bahçesinin meyvesini sözlü anlaşmaya göre 14.000.000.000.TL bedelle sattığını, 3.000.000.000.TL peşin aldığını, davalının 7.220.000.000.TL lik ürünü toplayıp götürdüğünü, kalan parasını istediğinde davalının sözleşmeden vazgeçtiğini belirttiğini, bahçenin 20 gün bakımsız kaldığını, soğuk ve fırtına nedeni ile zarar gördüğünü ileri sürerek toplanan ürün nedeni ile 4.220.000.000.TL, oluşan zarar nedeni ile de 2.764.000.000.TL olmak üzere toplam 6.984.000.000. TL nin tahsilini istemiştir.
Davalı, davacıya ait tüm portakalı almayıp , kilo hesabı ile 3.000.000.000.TL# lik portakal aldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı kendisine ait taşınmazlardaki bütün portakal ürününü kabala usulü ile davalıya satmış olduğunu iddia etmiş, davalı ise kilo başı olduğunu savunmuştur. HUMK# nun 288. maddesinde belirtilen miktarı geçen hukuki işlemlerin varlığı tanıkla ispat olunamaz. Olayda öne sürülen sözlü satım sözleşmesinin değerine gore bahçedeki portakalın tamamına değer biçilerek mi yoksa kg hesabı uzerinden mi gerceklestiği hususunda iddianın tanıkla değil, senetle ispat olunması gerekir. Anılan yasanın 289. maddesi geregince senetle ıspatı gereken hususlarda, bu yön hakim tarafından hatırlatıldıktan sonra karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir. Dosyada davacının tanık göstermesi konusunda davalıların usulüne uygun ve açık muvafakatı bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, HUMK# nun 293/4
maddesine göre halin icabına ve iki tarafın vaziyetine nazaran senede raptı muteamil olmayan muamelelerde tanık dinlenmesi mümkün bulunmamaktadır. O nedenle bir bölgede herhangi bir kuralın teamül halinde oldugunun kabulü için o kuralın zaman içinde herkesce uyulmak suretiyle kararlı bir nitelik kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuca belirtilen teamüle inanılmış olması gerekir. Oysa Kozan Ticaret Odası 4.10.2004 tarihlı yazısında bu tur satımların "Esas olan sozlesme yapılması olmakla birlikte uygulamada hem sözleşme yapıldığı, hem de sözleşme yapılmaksızın karşılıklı güvene dayalı olarak sözlü anlaşma ile satıldığı şeklindedir." diye belirtmesi karşısında, bu tür satımların sözlü yapıldığına dair örf ve adetin oluşmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tanık beyanlarına göre karar kurulamaz. Öyle ise davacı delilleri arasında her türlü yasal delil demekle yemin deliline dayandığı kabul edilerek davacıya, davalı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 15.6.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Alıntı:

T.C.
YARGITAY
15. Hukuk Dairesi

E:2004/2462
K:2004/5190
T:18.10.2004


Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : TTK.nun 1/2. maddesi uyarınca hakkında ticari bir hüküm bulunmayan işlerde mahkeme ticari örf ve adete göre karar verebilir. Bir konuda ticari örf ve adetin veya HUMK.nun 293. maddesindeki ( senede raptında teamül oluşup oluşmadığının ) kabul edilebilmesi icin; işlemin yapıldığı bölgede halin icabına, gereklerine ve tarafların durumuna göre herhangi bir işlemin devamlı olarak senede bağlanmamasının adet haline gelmesi ve bu hususun zamanla herkes tarafından uyulmak suretiyle kararlı bir nitelik kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından bu teamüle inanılmış bulunması şarttır ( Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 28.2.1994 gun E.213, K.1964 ). Boyle bir durumun oluştuğunun belirlenmesi halinde ( HUMK.nun 293/4
. maddesi uyarınca ) şahit dinlenerek akdi iliskinin varlıgı kanıtlanabilır.
Dava konusu olayda Ticaret Odasından alınan cevapta araç tamir işlerinde genellikle sözleşme yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumda araç tamir işlerinde sözleşme yapılmadığı hakkında oluşmuş bir orf ve teamülden bahsedilemeyeceğinden ve davalı da açıkça muvafakat etmediğinden davada sahit dinlenerek sonuca varılması mümkün değildir.
Ancak dava dilekçesinde her türlü yasal kanıtlar denilerek yemin deliline dayanıldığının kabulu gerektiginden, davacıya yemın hakkı hatırlatılarak dava sonuclandırılmalıdır.
Öte yandan davalı istenen miktarı kabul etmediğine göre işin bedelinin BK.nun 366. maddesine göre tamiratın yapıldığı tarihteki mahalli rayiçlerden bilirkişi eliyle saptanması gerekirken bu konuda eksik inceleme ile karar verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 18.10.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Alıntı:

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi

E:2004/10047
K:2004/9641
T:23.09.2004

1086 s. Yasa m. 288,
293/4



Dava dilekçesinde 340.000.000 lira alacağın masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı dilekçesinde, davalılara hayvan sattığını, ancak bakiye 340.000.000 lira bedeli tahsil edemediğini beyan ederek, bu alacağın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar savunmalarında davayı kabul etmediklerini ifade etmişlerdir.
Mahkemece, yörede hayvan alım satımlarında çek senet alınmadan alışverişin yapılması konusunda bir teamülün oluştuğu gerekçesi ile ve tanık beyanları esas alınarak, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
HUMK.nun 288/1 maddesi gereğince "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacı ile yapılan hukuki islemlerin yapıldıkları zamandaki miktar ve değerleri 40.000.000 TL'yı gectigi takdirde, senet ile ispat olunması gerekır. Mahkemece, yorede hayvan alım satımlarında senet alınmaması yonunde bir teamül oluştuğu gerekçesi ile iddianın tanık ile ispat edilebileceği sonucuna varılmıştır.
HUMK.nun 293/4
maddesi uyarınca, senede bağlanması gelenek olmayan hukuki işlemler, miktar ve değerine bakılmaksızın, tanık ile ispat edilebilirler. Ancak bunun için 1- Hukuki işlemin senede bağlanmamasının adet ( gelenek ) haline gelmiş olması 2- Bu hususun istikrarlı bulunması ve 3- Aynı zamanda kamuoyu tarafından bu geleneğe inanılmış olması gerekir. Davada bu şartlar gercekleşmemistir. Bu nedenle dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak hükum kurulması doğru degildir. Ancak dava dılekçesinde, yemin deliline de dayanıldığına göre davacıya yemin teklif etme hakkının bulunduğu hatırlatılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanlış gerekçeler ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.9.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Alıntı:

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2003/16418
K:2004/5325
T:14.04.2004


Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, 10.9.2002 tarihinde 1 adet ineğini 460.000.000.-TL bedelle davalıya sattığını, davalının satış bedelinden 260.000.000.-TL'sini ödediğini, geriye kalan 180.000.000.- TL'sini ödemediğini, davalıya sattığı inek bedelinden kalan 180.000.000.-TL alacağının kanuni faizi ile davalıdan istemiştir.
Davalı yargılamaya katılmamıştır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık hayvan alış-verişinden kaynaklanan satış akti olup, davacı davalıya 460.000.000.-TL. bedelle inek sattığını, davalının 260.000.000.-TL'sini ödediğini bakiye 180.000.000 TL'yi odemediğinden işbu davayı açmıştır. Davalı duruşmaya gelmemekle davacı ile aralarındaki akti ilişkiyi inkar etmiştir. Bu durumda davacı davalı ile aralarındaki akti iliskiyi yasal delillerle ispat etmelidir.
Mahkemece cevrede bu gibi satımlarda senet düzenlenmesı teamulden olmadıgı gerekçesiyle tanık dinlenmiş ve tanık anlatımlarına dayanılarak davaya karar verilmiştir. HUMK'nun 293/4
maddesine göre tanık dinlenebilmesi için teamül unsurunun gerçekleşmesi bir çevrede herhangi bir hukuki işlemin devamlı olarak senede bağlanmamasının adet haline gelmesi ve bu hususun zaman icinde herkes tarafından uyulmak sureti ile istikrarlı bir nitelik kazanmış bulunması ve kamuoyunda da bu teamule inanılmış olması gerekmektedir. Oysa mahkemece sadece Ziraat Odası'ndan alınan 16.6.2003 tarihli yazı değinilen bu yönleri karsılar nitelikte degildır. Hal boyle olunca HUMK'nun 288. maddesine göre müddeabihin miktarına göre somut olayda tanık dinlenemez. Davacı, davalı ile akti ilişkinin varlığı konusunda yazılı bir delil de ibraz edemediğine göre aralarındaki bu akti ilişkiyi kanıtlayamamıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, tanık anlatımlarına dayanarak akti ilişkinin varlığı nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.



15. Hukuk Dairesi

E:1975/2544
K:1975/2866
T:04.06.1975

SENET

İşin yerine getirildiği yörede senet alınmaması doğrultusunda bir gelenek bulunduğu bilirkişi aracılığıyla saptanırsa tanık dinlenebilir.

1086 s. HUMK m. 288, 293

Taraflar arasındaKi davanın (Yalova Asliya Hukuk Hakimliği)nce görulerek maHkeme ilamında belirtilen gerekçelere binaen verilen 30.1.1975 tarih ve 10/16 sayılı hükmün temyizen tetkiki taraflar vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

1- Davacı vekili, (Ü) ile davacı arasında sözlü olarak kurulan anlaşmaya göre, Bağlarbaşı Bayır Sokak 27 numaralı evi yıkıp yerine 30.000 lira değerinde bir ev yapıldığını ileri sürerek 30.000 liranın ödetilmesini istemiştir. davalı vekili ise, taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığını savunmuştur. Yerel mahkemece, davacının iyi inançlı zilyed bulunduğu, yararlı ve zorunlu giderleri MKm. 907'e dayanarak isteyebileceği gerekçesi ile sonuçta 16127.28 liranın ödetilmesine karar verilmiştir.

2- Dava dilekçesinde açıkça, (Ü) ile davacı arasında yapılan sözleşme uyarınca 27 numaralı evin yıkılıp 30.000 lira değerinde bir ev meydana getirildiği iddiasına yer verilmiştir. Öyleyse, BKm. 355 ve ardından gelen hükümlerle düzenlenen eser (istisna) sözleşmesi ilişkisine dayanılarak, davacının istemde bulunduğunun kabulü gerekir. Yerel mahkemenin, bu iddiayı bir yana bırakarak, zilyedin sorumluluğu ve haklarını düzenliyen hükümler kapsamında olan MKm. 907 açısından anlaşmazlığı çözmesi doğru değildir.

Davacı, açıkça eser sözleşmesine dayandığına göre, böyle bir sözleşmenin varlığını ve koşullarım ispat etmesi gerekir. (MKm.6) Öyle ki, davacı, eser sözleşmesini ve eser karşılığının (ücretin) götürü olarak belirlendiğini, alacağın tutarına göre, usulün 288. maddesinde yer alan kural uyarınca yazılı kanıtla ispat etmekle ödevlidir. Davacı, yazılı kanıt vermediğinden, iddianın kural olarak, tanık sözleriyle ispatı olanagı yoktur. Üstelik, dava konusu olayda 18.3.1959 gün, 21/28 sayılı inançları birleştirme kararının gereklerine de uyulmamıstır. Ne var ki, usulun 293/4
. maddesinde belirtilen halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı muteamil olmıyan muamele" icin tanık dinlenebilır.

Bu duruma gore, mahkemece yapılacak, az önce anılan yasa hükmü açısından bilirkişi dinlemek, işin yerine getirildiği yöredeki geleneği tesbit etmek ve böylece olayda senet alınmaması doğrultusunda bir gelenek varsa tanık dinlenebileceğinin kabulü ile dinletilen tanık sözleri, taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisinin kurulmuş olup olmadığı ve de ücretinin götürücü olarak mı belirlendiği yönlerinden takdir ve değerlendirilmek (BKm.365), yalnızca eser sözleşmesinin varlığı kabul edilmekle birlikte iş tutarının kapsamı ispatsız kaldığı sonucuna varılırsa davalı vekilinin 6.8.1974 günlü dilekçesinde yapılan eklentilerin bir oda, bir holden ibarettir ' yolundaki acıklaması uyarınca davacının isteyebileceği ücret tutarını, bilirkişiye tesbit ettirmek (BKm.366) ve eğer davacı, eser sözleşmesi ile yaptığı işin tutar ve kapsamını ispat etmiş olupta eser ücretinin götürü usulle belirlendigini ispatsız bırakırsa bu durumda da "Evvelce kararlaştırılmamış veya takribi bir surette kararlaştırılmış olan bedel, yapılan seyin kıymetine ve muteahhidin masrafına gore tayin edilır" hükmünü taşıyan BKm. 366 gereğince bilirkişi eliyle eser ücretini belirlemek ve varılacak uygun sonuç çevresinde bir karar vermek yoluyla taraflar arasındaki anlaşmazlığı çözmekten ibarettir.

Yerel mahkemenin, bütün bu yönleri gözönünde bulundurmadan hüküm vermesi, bozmayı gerektirir.

3- Kabulü göre de, "MK. 907'nin sonrasındaki zilyedin elde ettiği semereler tabirinden maksud, tabii ve hukuki semereler olup semere mefhumuna girmeyen, bir şeye iyi niyetle zilyet bulunanın onu kullanma ile faydalanmasının değerlendirilecek karşılığa şamil olamıyacağına ve bu itibarla yapmış olduğu zaruri ve faydalı sarfiyatından mahsup edilemeyeceğine" ilişkin 1.3.1950 gün, 11/2 sayılı inanları birleştirme kararının buyruğuna uyulmayarak Yerel mahkemece "davacının binada oturmak suretiyle faydalandığı miktardır" indirilmesine karar verilmesi de doğru değildir.

Old 13-04-2010, 17:31   #8
avukats

 
Varsayılan

ilgilendiğiniz için teşekkür ederim, Artık sn hamle gerekirs bu konuda Toplum Sosyolojisi uzmanından bilirkişi incelemesi talep edeceğim teşekkürler
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
imam nikahlı eş ile yaşarken edinilen mallar Av. çağlar bildirici Meslektaşların Soruları 4 05-01-2010 15:25
ödenmeyen tedbir nafakası ve imam nikahlı 2.eş Konuk Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 3 15-04-2009 10:28
imam nikahlı eş Demir Demir Meslektaşların Soruları 1 28-10-2008 11:22


THS Sunucusu bu sayfayı 0,19426990 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.