Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Soruları Arşivi THS Hukuk Soruları alanına 2000-2007 yılları arasında gönderilmiş eski soruların arşivlendiği forum alanımız. Bu alan yeni mesajlara ve yanıtlara kapalıdır ve sadece arşiv amaçlı olarak yayında tutulmaktadır.

Trafik Muayenesi-Resmi Evrakta Sahtecilik

 
Old 01-03-2006, 08:29   #1
Uluc13

 
Varsayılan Trafik Muayenesi-Resmi Evrakta Sahtecilik

İyi günler,
2001 senesinde bir yabancı bankanın hazine bölümünde müdürdüm ve nisan 2001 de henüz üç yaşında olan aracımın ilk muayene süresi geldi. Günün kriz şartlarında bırakın gidip muayene ile uğraşmayı eve gidecek zamanı bulamıyorduk. Bu sebeple işyerimden bir arkadaşım çalıştığı bir muameleciyi aradı. Gelen çocuğa evrakları teslim ettik. Akşamada mühürlü imzalı trafik belgesi geldi, parasını ödedik. Birkaç ay sonrada aracımı satıp yeni bir araba satın aldım. Yılbaşından hemen önce karakola davet edildim ve bu 5 sene onceki muayenenin sahte çıktığı hakkında bilgilendirildim. İfade verdim. Bu hafta icinde de savcılıktan ifade daveti geldi. İki ayrı avukattan görüş aldım. Basit gibi gözüksede aslında çok ciddi bir suçlama ile karşı karşıya olduğumu anladım. Maalesef arkadaşım muameleciye ulaşamıyor adını bile hatırlamıyor. Sorularım şunlar:
1-Bu olayda zaman aşımı nasıl çalışır? Benim muayene tarihim 12 Nisan 2001.
2-Benim iyi niyetle hareket ettiğim ama aslında dolandırıldığımı ispat için tanık göstersem bir faydası olurmu?
3-Suçlu bulunmam durumunda, bu tür davalarda nasıl bir ceza veriliyor, verilen ceza adli sicile işleniyormu ve işleniyorsa ne kadar süre sicilden silinmiyor?
Konu ile ilgili kesinlikle bir avukat tutmam gerektiğinin bilincindeyim. ancak sizlerin deneyim ve görüşlerinizde yol gösterici olacaktır. Cok teşekkürler
Old 14-10-2006, 07:28   #2
selcuk06

 
Varsayılan

ben kendi bilgilerimle size cevap vermeye calısayım;
1)zaman asımı suresi dava acımı icin 5 yıl'dır(tabi bu suc icin) eger savcı sizi ifade vermeye cagırdıysa zaman asımından once dava acılmıs demektir.
2)eger sorusturma asamasından sonra kamu davası acılırsa tanıklarınız eger evrakları teslim ettiginiz anda yanınızdaysalar yararları olabilir.
3)sizin durumunuz resmi evrakta sahtecilik sucunu teskil ettiginden dolayı 2 ile 5 yıl arasındadır, para cezasına cevrilemez ve tecil edilemez statudedir,tabiki sicile isleniyor ve isin traji komik yanıda resmi evrakta veya resmi olmayan evrakta sahtecilik statusundeki cezalarda 10 yıl sicilde kalıyor ve silinme asamasında bile tumuyle silinemiyor.
bunlara ek olarak,yeni ceza yasasına gore zaman asımı,2-5 yıl yani 5 yıla kadarki cezalarda 8 yıl olarak ongorulmustur.
Old 14-10-2006, 10:11   #3
atlasumut

 
Varsayılan zamanaşımı

Öncelikle avukat olmadığımı belirteyim. Ancak benimde zamanaşımı ile ilgili bir davam olduğundan ve bir sürü kez danışma yaptığımdan size bilgi vermeyi istedim. Öncelikle sizin olayınızda suç 2001'de işlenmiş olduğundan eski TCK geçerli (çünkü lehinize olan işletiliyor). Eski TCK da suçunuzun cezası azami 5 yıl. Ancak savcı sizi çağırıp ifadenizi aldığından zamanaşımı kesilmiş durumda, ancak zamanaşımı kesilse bile davanın sonuçlanıp, (temyiz süreside dahil olmak üzere ) toplam zamanı 7,5 yıl (azami sürenin 1,5 katı) içinde karara bağlanamazsa zamanaşımına uğrar.
Kısaca 2001+7,5 yani 2008 ortası gibi davanız temyiz edilip sonuçlanmazsa zamanaşımına uğrar.
Saygılarımla.
Old 14-10-2006, 10:26   #4
atlasumut

 
Varsayılan

Kısaca 12 ekim 2008 de zamanaşımı olur hiç merak etme çünkü daha dava görülecek temyiz edeceksiniz felan.
Bizim açtığımız davada 7 yılda sanıkların ifadesini bile alamadılar ve davamız açılmadan daha savcılıkta zamanaşımına uğradı mağdur olduk ve yeniden dava bile açamıyoruz bu yüzden.
Hiç olmazsa sizin işinize yarıyor zamanaşımı.
Old 15-10-2006, 02:50   #5
kum

 
Varsayılan Sn.atlas

Bende avukat değilim.Ancak arkadaşı yanlış bilgilendiriyorsun:Lehe olan uygulama bu suçta yeni tck.(2 - 5)Eski tck da aynı suçun cezası 2 - 8 yıl.Aynı zamanda eski TCK da yetkili mahkeme ağır ceza idi artık Asliye ceza bakıyor.Burda tartışılması gereken konu(LÜTFEN BİR AVUKAT ARKADAŞ AÇIKLASIN):
1)Evrakta sahtecilikte lehe olan yeni TCK 204. madde uygulanırken zaman aşımı yönünden de aynı kanunun 66. maddesi (8 yıl) mi uygulanacak?

2)Yoksa eski TCK 102. madde de 5 yıl ve altı suçlar için yazılı (5 yıl) zaman aşımı mı?(Yani suçun azami haddi yönünden yeni TCK,ZAMAN AŞIMI YÖNÜNDEN ESKİ TCK mı?)

senin dediğin gibi OLMASI İÇİN 2. ŞIK geçerli olmalı ama oda bana ters geliyor.
LÜTFEN BİR AVUKAT AÇIKLASIN
Old 15-10-2006, 17:24   #6
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan kum
Bende avukat değilim.Ancak arkadaşı yanlış bilgilendiriyorsun:Lehe olan uygulama bu suçta yeni tck.(2 - 5)Eski tck da aynı suçun cezası 2 - 8 yıl.Aynı zamanda eski TCK da yetkili mahkeme ağır ceza idi artık Asliye ceza bakıyor.Burda tartışılması gereken konu(LÜTFEN BİR AVUKAT ARKADAŞ AÇIKLASIN):
1)Evrakta sahtecilikte lehe olan yeni TCK 204. madde uygulanırken zaman aşımı yönünden de aynı kanunun 66. maddesi (8 yıl) mi uygulanacak?

2)Yoksa eski TCK 102. madde de 5 yıl ve altı suçlar için yazılı (5 yıl) zaman aşımı mı?(Yani suçun azami haddi yönünden yeni TCK,ZAMAN AŞIMI YÖNÜNDEN ESKİ TCK mı?)

senin dediğin gibi OLMASI İÇİN 2. ŞIK geçerli olmalı ama oda bana ters geliyor.
LÜTFEN BİR AVUKAT AÇIKLASIN

Selamlar,

Her hususta sanığın lehine olan hangi yasa varsa o uygulanır. Olayda, yeni ceza yasası daha az zamanaşımı öngörüyorsa, zamanaşımından dolayı davanın düşürülmesine karar verilecektir. Dava zamanaşımı içinde hükme bağlandıysa, bu defa lehe olan yasadan cezaya hükmedilecektir.

Saygılarımla
Old 16-10-2006, 09:41   #7
kum

 
Varsayılan

SAYIN ERGİN;
Peki buna ne diyeceksiniz:
YENİ TÜRK CEZA KANUNLARININ UYGULANMASINA İLİŞKİN SORUNLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ TOPLANTILARINDA SORULAN SORULAR VE CEVAPLARI
II
Doç.Dr.İzzet ÖZGENÇ
SORU (Akgün CANAL): 30.09.1998 tarihinde işlenmiş resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı 765 s. TCK’nun 342. maddesinin birinci fıkrasına istinaden alt sınırdan iki yıl ağır hapis cezasına hükmolunmuştur. 1 Haziran 2005 tarihinden önce verilen bu mahkûmiyet hükmü, Yargıtay ilgili Ceza Dairesi tarafından "5237 sayılı TCK’nun sanık lehine hükümler içerdiği" gerekçesiyle bozulmuştur.
Söz konusu suça ilişkin hapis cezasının üst sınırı, 765 sayılı TCK’nun 342. maddesinin birinci fıkrasında sekiz yıl iken, bu hükmün karşılığı olan 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinin birinci fıkrasında beş yıl olarak belirlenmiştir.
Bu durumda, zamanaşımı süresinin dolup dolmadığını belirlerken nasıl bir yöntem izlemek gerekir?

CEVAP: TCK’nun yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki 5252 s Kanunun 9. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” Başka bir deyişle, hükmün kurulması aşamasında uygulanabilecek düzenlemeleri itibarıyla eski ve yeni kanunları olaya bütün olarak ayrı ayrı uygulamak gerekir. Ortaya çıkan sonuçları birbirleriyle karşılaştırmak suretiyle hangi kanunun kişinin lehine sonuç doğurduğunu belirlemek mümkündür.
Mülga Kanuna göre söz konusu suça ilişkin dava zamanaşımı süresi on yıldır (765 s. TCK, m. 102, f. 1, bent 3). Buna karşılık, yeni TCK’na göre ise, bu suça ilişkin dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır (m. 66, f. 1, bent e). Ancak, bu arada dava zamanaşımı kesilmiştir. Dolayısıyla, mahkûmiyet kararına konu teşkil eden olayda her iki Kanuna göre dava zamanaşımı süresi dolmamıştır.
5252 s. Kanunun 9. maddesinin üçüncü fıkrasının gereği olarak, lehe kanunun belirlenmesinde karma uygulama yapılamaz. Yeni TCK’na göre söz konusu suça ilişkin cezanın üst sınırı beş yıldır. Bu cezaya ilişkin olarak eski Kanunun düzenlemesine göre beş yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınamaz. Aksi halde, karma uygulamaya gidilmiş olur.

Old 16-10-2006, 12:42   #8
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Sayın Kum,

Soru sahibinin sorusuna göre, her haliyle yeni TCK olaya uygulanacaktır. Hem ceza miktarı sanık lehinedir hem de zamanaşımı süreleri...Somut olayın şu anda zamanaşımına uğramadığını da söyleyebiliriz.

Benim verdiğim yanıt ile Sayın Özgenç'in açıklaması çelişki yaratmamaktadır.Şöyle örnekleyeyim. Eski TCK'da zamanaşımı 10 yıldır. Suç tarihi 1997 yılı olsaydı, eski TCK ya göre dava açılıp devam edilebilecekti. Ancak yeni TCK da 8 yıl olduğu için,(ve zamanaşımı gerçekleştiği için) davanın ortadan kaldırılmasına karar verilecekti.Somut olayda ise, her iki yasaya göre dava devam edecektir.
Saygılarımla
Old 16-10-2006, 12:58   #9
atlasumut

 
Varsayılan

Merhaba;
Netice olarak yeni TCK da suçun üst sınırı 5 yıl ise yine benim dediğim şekilde maksimum yarım kat daha uzayarak zamanaşımı toplam 7,5 yıl değilmidir? (Temyizide dahil)
Hazırlayan: Zekeriya YILMAZ
Kanunlar Genel Müdürlüğü
Tetkik Hâkimi


YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA ZAMANAŞIMI




I. GENEL OLARAK ZAMAN KAVRAMI VE ZAMANAŞIMI


Zamanın aşındırıcı etkisi, hem sosyal hem de fizikî bir vakıadır.
Etkisini her alanda hissettiren zaman olgusu, hukuk bilimi içerisinde de kuvvetli bir şekilde yerini almıştır.
Hukuk bilimi, zamanı bazen düzenleyici bir unsur olarak kabul etmiştir( şikâyet hakkının kullanılmasında, kanunî yollara müracaatta, eski hale getirmede olduğu gibi). bazen de onun fizikî, sosyal ve psikolojik etkisini, maddî bir gerçeklik kabul ederek ona hukuki neticeler bağlamıştır.Zamanaşımı da, bu hukuki neticelerden biridir.İşlenen suçun türüne, cezanın nev’i ve miktarına göre, kanun koyucu, kamu davasına ve cezanın infazına bir süre sınırı getirmek suretiyle , yargılama ve cezalandırma hakkından vazgeçmektedir.Diğer bir tabirle devlet, yargılama ve cezalandırma hakkını, belli bir müddetin geçmesi üzerine kullanmaktan vazgeçmektedir.
Zamanaşımı kurumu, zaman unsurunun değişik ve farklı etkilerinin tabii bir sonucu olarak kabul edilmiş olup, usulî bir düzenlemeden daha çok, maddi bir hukuki gerçekliktir.Zamanaşımı konusunun, ceza kanunu içerisinde düzenlenmiş olması da bu açıdan isabetlidir.
Kanunda yazılı sürelerin geçmesiyle dava ve cezanın düşmesini ifade eden zamanaşımı, dava ve ceza zamanaşımı şeklinde ayrıma tabi tutulmaktadır.



II. GENEL OLARAK ZAMANAŞIMININ ÖZELLİKLERİ VE TÜRLERİ

Ceza kanunlarında dava zaman aşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki türlü zamanaşımı kabul edilmiştir.
Kanunlarda belirlenmiş olan süre geçtikten sonra, kamu davası açılamaz; açılmış olsa dahi dava zamanaşımı gerçekleşmişse artık o davaya devam edilemez.Zira burada, dava zamanaşımının gerçekleşmiş olması engel neden oluşturmaktadır.
Buna karşılık kesinleşmiş bir karar, kanunda belirlenmiş olan süre geçtikten sonra yerine getirilemez (infaz edilemez). Burada yerine getirmeye (infaza) engel neden ise, ceza zamanaşımının gerçekleşmiş olmasıdır.
Dava zamanaşımı, ceza zamanaşımından daha kısadır.
Zamanaşımı, hem 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve hem de 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununda genel hükümler arasında yer almaktadır.(765s. TCK. m. 102 ilâ 118; 5237 s. TCK. m. 66 ilâ 72 )
765 sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilmiş olan zamanaşımına ilişkin hükümler, aynı Kanunun özel kanunlarla ilişkiyi düzenleyen 10. maddesi hükmü uyarınca, başka türlü hükme bağlanmamış olan özel kanunlar hakkında da uygulanır.
Buna karşılık, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununun “Özel kanunlarla ilişki”yi düzenleyen 5. maddesindeki, “Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır” açık ve amir hükmü uyarınca, yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, bu kanunda yer alan zamanaşımı ile ilgili hükümler, buna aykırı düzenlemeler yer alsa dahi, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacaktır.
Zamanaşımı, kamu düzeninden olduğundan re’sen uygulanır. Sanık veya hükümlü zamanaşımından vazgeçemez. Bu husus, 765 s. Türk Ceza Kanunun 117. maddesinde “ Gerek dava ve gerek ceza müruru zamanı re’sen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkum vazgeçemezler” şeklinde açıklanmış , 5237 s. Yeni Türk Ceza Kanununun 72. maddesinin ikinci fırkasında da benzeri bir ifade şekliyle “Dava ve ceza zaman aşımı re’sen uygulanır ve bundan şüpheli sanık ve hükümlü vazgeçemezler” denilmek suretiyle belirtilmiştir.Hukuk usulünde zamanaşımı bir defi olarak davada taraflarca ileri sürüldüğü takdirde nazara alınabilmesine rağmen, ceza hukukunda “re’sen uygulama” ilkesi gereğince, hakim veya Cumhuriyet savcısı tarafından kendiliğinden nazara alınıp uygulanması gerekmektedir.

III. DAVA ZAMANAŞIMI

Zamanaşımı, netice itibariyle, devletin yargılama hakkının sona ermesi gibi bir sonuç doğurması nedeniyle, soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz aşamalarının tümünde re’sen nazara alınır.Verilen bir karar kesinleşip hüküm halini alıncaya kadar, dava zamanaşımı cereyan eder.Karar kesinleşip hüküm halini aldıktan sonra işlemeye başlayan zamanaşımı ise, ceza zamanaşımıdır.

A. 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda Dava Zamanaşımı Süreleri

765 Sayılı Türk Ceza Kanununda suçların cürüm ve kabahat ayrımına uygun olarak dava zamanaşımı süreleri belirlenmiş olup, bu süreler 102. maddede şu şekilde hükme bağlanmıştır;
“ Madde 102 - (Değişik: 29.6.1938 - 3531/1 md.)
Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme dâvası:
1. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2. Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3. Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahut hidemâtı âmmeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,
4. Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahut sürgün veya hidemâtı âmmeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,
5. Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6. Bundan evvelki bentlerde beyan olunan miktardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesiyle ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet yahut muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurt dışında işlenmesi halinde dâva müruruzamanı yoktur.”
Görüldüğü gibi, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda cürümlere ait dava zamanaşımı süreleri, içerdiği cezaların ağırlığına paralel şekilde dört kademeli olarak belirlenmiş olup, bunlar, 20,15,10 ve 5 yıllık sürelerdir.
Buna karşılık kabahatlerde, 2 yıl ve 6 ay olmak üzere iki kademeli olarak, dava zamanaşımı kabul edilmiştir.

B.5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanununda Dava Zamanaşımı Süreleri

5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununda dava zamanaşımı süreleri, suçlar arasında cürüm ve kabahat ayrımının kaldırılmış olmasına ve çeşitli ceza yaptırımlarına ilişkin getirilen yeni hükümlere paralel olarak, bu Kanunun 66. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında şu şekilde düzenlenmiştir;
“Dava zamanaşımı
MADDE 66. - (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.”


C. Dava Zamanaşımı Süreleri Yönünden 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 Sayılı Türk CezaKanunu Hükümlerinin Karşılaştırılması

765 Sayılı Türk Ceza Kanununda, suçların cürüm ve kabahat şeklindeki ayrımı ile cezaların ağır hapis, hapis,hafif hapis, ağır para cezası, hafif para cezası ve hidemâtı âmmeden muvakkaten mahrumiyet ayrımına paralel ve buna göre kademeli dava zamanaşımı süreleri öngörülmüşken; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, suçlar arasında cürüm ve kabahat ayrımının kaldırılmış olmasına, ceza yaptırımı olarak sadece hapis ve adlî para cezası öngörülmesine ve ceza yaptırımlarına ilişkin getirilen yeni hükümlere paralel olarak dava zamanaşımı süreleri belirlenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda öngörülen dava zamanaşımı süreleri, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda belirlenmiş olan sürelerden daha uzun olup; 40 yıl, 30 yıl, 20 yıl, 10 yıl şeklinde beş kademeli olarak tespit edilmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunda çocuklar açısından ayrı bir dava zamanaşımı süresi öngörülmemiş olmasına karşılık, 5237 Türk Ceza Kanunda (m.66/2), 12-15 ve 15-18 yaş grubundaki çocuklar açısından fiili işlediği sıradaki yaşı göz önünde bulundurulmak suretiyle, ayrı dava zamanaşımı süreleri belirlenmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunda, dava zamanaşımının gerçekleşmesi halinde “kamu davasının ortadan kalkacağı” belirtilmiş iken (m.102/1); 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise, dava zamanaşımı olarak belirlenen sürelerin geçmesiyle “kamu davasının düşeceği” hükme bağlanmıştır(m.66/1).

D.Dava Zamanaşımına uğramayan Suçlar

Kanunda açıkça aksine hüküm bulunmadığı takdirde bütün suçlarda dava zamanaşımı uygulanır.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin son fıkrası uyarınca, bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet yahut muvakkat ağır hapis cezalarının gerektiren cürümlerin yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Benzeri hüküm, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 66. maddesinin yedinci fıkrasında da yer almış olup, buna göre, bu kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbed veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.

E. Dava Zamanaşımının tespiti

Dava zamanaşımı süreleri, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin birinci fıkrasında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise 66. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında suçlar karşılığında konulan cezaların ağırlığına uygun şekilde kademeli olarak ayrı ayrı belirlenmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanununa göre, Dava zamanaşımı, mahkemelerce hükmolunan ceza miktarına göre değil, yaptırımı içeren kanun maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı nazara alınarak tespit edilir. Bu hesaplamada ağırlatıcı ve hafifletici nedenler dikkate alınmaz. Seçimlik cezalarda 11.maddede nev’i bakımından ağır olan cezaya itibar edilerek zamnaşımı tespit edilir. Bu konularda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde geçen “cezanın müstelzim” ibaresine verilen anlam ile, 3.6.1942 gün ve 36/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme ve 9.1.1988 gün ve 1/1 sayılı Askeri Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca uygulama, yukarıda bahsedildiği şekilde yerleşmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin dördüncü fıkrasında açıkça “.... sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uygulamasında da zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı ( üst haddi ) nazara alınacaktır. Hapis ve adlî para cezalarının seçimlik olarak öngörüldüğü hallerde ise, zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınacaktır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımının tespitinde , 765 sayılı Türk Ceza Kanunu uygulamasından ayrıldığı bir husus şudur; 765 sayılı Türk Ceza Kanunu uygulamasında zamanaşımı bakımından ağırlatıcı ve hafifletici nedenler dikkate alınmazken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur” şeklindeki hükümle, dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin de dava zamanaşımı sürelerinin tespitinde göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Aynı fiilden dolayı tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait zamanaşımının tespitinin ne surette yapılacağı, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 109. maddesinde ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenmiştir.Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan hükme göre, buradaki zamanaşımı süresinin belirlenmesinde, aynı maddenin yukarıda da bahsedilen üçüncü fıkrasında yazılı esaslara göre tespit edilecek zamanaşımı göz önünde bulundurulacaktır.

F. Dava Zamanaşımının İşlemeye Başlaması

Dava zamanaşımının ne zaman işlemeye başlayacağı, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ise 66. maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenmiştir.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesine göre;
“Madde 103 - Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.”



5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin altıncı fıkrasına göre ise;
“(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.”
Bu konuda iki kanun hükümleri arasındaki temel fark, 5237 sayılı Kanununda, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda dava zamanaşımının, çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacağına dair hükmün getirilmiş olmasıdır.

G. Dava Zamanaşımının Durması

Kanunda sayılan durma nedenlerinin varlığı halinde dava zamanaşımı durur; bu nedenler ortadan kalkınca durduğu yerden işlemeyi sürdürür. Yani zamanaşımını durduran nedenden önce işlemiş olan süre geçerlidir.Bu nedenle durmadan önce işleyen süreye durmanın sona ermesinden sonra işleyecek sürenin eklenmesi gerekir.
Dava zamanaşımının durması , 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 107. maddesinde;5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise, 67. maddenin birinci fıkrasında düzenlenmiştir.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun 107. maddesine göre;
“Madde 107 - Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruru zaman durur.”

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 67. maddesinin birinci fıkrasına göre;
“Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.”

Dava zamanaşımının durması konusunda, iki kanun hükümleri arasındaki temel fark, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağına ilişkin olarak getirilen yeni düzenlemedir.


H. Dava Zamanaşımının Kesilmesi

Kanunda belirtilen dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde o ana kadar islemiş olan süre yanar; bu nedenler ortadan kalkınca yeniden işlemeye başlar.
Dava zamanaşımının kesilmesi, 765 sayılı Türk Ceza kanununun 104, 105 ve 106. maddelerinde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise, 67.maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenmiştir.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun 104, 105 ve 106. maddeleri şöyledir:
“Madde 104 - (Değişik: 11.6.1936 - 3038/1 md.) Hukuku âmme dâvasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adlî makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. Müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102'nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilâvesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.
Madde 105 - (Değişik: 29.6.1938 - 3531/1 md.)
Kanunun bir seneden aşağı müruru zaman tâyin ettiği hallerde her türlü usulî muamele müruru zamanı keser.
Ancak 103'üncü maddeye göre müruru zaman işlemeğe başladığı günden itibaren bir seneden aşağı müruru zamana tabi kabahat nev'inden suçlarda bir sene içinde mahkûmiyet kararı verilmemiş olursa hukuku âmme dâvası müruru zamana uğrar.
Madde 106 - (Değişik: 11.6.1936 - 3038/1 md.) Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser.”

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 67. maddesinin 2 ilâ 4. fıkraları ise şöyledir;

“(2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.”
Yukarıya alınan madde metinlerinde de görüldüğü üzere, dava zamanaşımını kesen nedenler, 765 sayı Kanunun 104. maddesinin birinci fıkrasında; 5237 sayılı Kanunun ise 67. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır. Burada, zikredilen iki kanun hükümleri arasındaki fark, 765 sayılı Kanunda dava zamanaşımını kesen nedenler arasında sayılan “yakalama, celp veya ihzar müzekkereleri, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar”, 5237 sayılı Kanunda, zamanaşımını kesen nedenler arasında yer verilmemesidir.

5237 sayılı Kanunun 67. maddesinin üçüncü fıkrasına göre,“ Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.”
Aynı husus, 765 sayılı Kanunun 104. maddesinin ikinci fıkrasının ilk iki cümlesinde, “ Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar.” şeklinde ifade edilmiştir.
5237 sayılı Kanunun 67. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, kesilme halinde dava zamanaşımı süresinin ne kadar uzayacağı hükme bağlanmış ve,“Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.” denilmiştir.Aynı hüküm, 765 sayılı Kanunun 104. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde, “Ancak bu sebepler müruru zaman müddetini 102'nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilâvesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”şeklinde belirtilmiştir. Zikredilen konularda, iki kanun hükümleri arasında paralellik bulunmaktadır.
765 sayılı Kanunun 105. maddesi, kabahatlerle ilgili dava zamanaşımını düzenlediğinden ve 5237 sayılı Kanunda suçların cürüm ve kabahat şeklindeki ayırımına son verildiğinden, bu madde karşılığına yeni Türk Ceza Kanununda yer verilmemiştir.
Yine, 765 sayılı Kanunun 106. maddesinde suça iştiraki olanlarla ilgili olarak dava zamanaşımının kesilmesi konusunda yer alan özel düzenlemeye, 5237 sayılı Kanunda ayrı bir madde düzenlemesi şeklinde yer verilmemiş olduğu ancak, 67. maddenin ikinci fıkrasındaki bentlerin yazılış şekli itibarıyla mezkur hükme burada yer verildiği anlaşılmaktadır.



F. Dava ve Ceza Zamanaşımının Hesaplanması ve Uygulanması
5237 s. Türk Ceza Kanununun 72. maddesinin birinci fıkrası uyarınca,“ Dava ve ceza zamanaşımı süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmî takvime göre hesap edilir”.Aynı husus,765 s. Türk Ceza Kanununun 116. maddesinde “ Gerek hukuku âmme dâvasının ve gerek ceza hükümlerinin müruru zamanı 30'uncu madde mucibince hesap olunur.”şeklinde ifade edilmiş ve 30. maddede de“ muvakkat cezalar, gün, ay ve sene hesabiyle tatbik olunur. Bir gün 24 saat, bir ay 30 gündür. Sene, resmî takvime göre hesap edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
5237 s. Türk Ceza Kanununun 72. maddesinin ikinci fıkrasında, dava ve ceza zamanaşımının re'sen uygulanacağı ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlünün vazgeçemeyecekleri, hükme bağlanmış olup, aynı husus 765 s. Türk Ceza Kanununun 117. maddesinde;“ Gerek dâva ve gerek ceza müruru zamanı resen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkûm vazgeçemezler.”şeklinde ifade edilmiştir.
Bu konuda, iki kanun hükümleri de temelde aynıdır;sadece, yeni ceza kanununda zamanaşımından vazgeçemeyecekler arasına “şüpheli” de dahil edilmiş bulunmaktadır.

Old 16-10-2006, 16:53   #10
kum

 
Varsayılan Sayin Atlas Umut;

Sanıyorum hayır.Sayın ERGİN de açıklamasına açıklık getirdi.Hem zaman aşımı hem ceza miktarı yönünden sahtecilikte Yeni TCK sanık lehine.Bu durumda zaman aşımı süresi 8 yıl.Eski TCK 10 yıl.Ben sizi anlıyorum bende bunu merak etmiştim:Yeni TCK da üst sınır 5 e indiği için Eski TCK nın 5 yıl ve altı için öngördüğü 5 yıllık süremi uygulanacak?Ama hayır.Kanunlar tek tek blok olarak uygulanabiliyor.Sayın ERGİN daha iyi açıklayacaktır.Bir d şuna bakın:
CEZA HUKUKUNDA LEHE KANUNUN TESPİTİ ve BAZI SORUNLAR[1]
CENGİZ OTACI / 1. CD Tetkik Hakimi

[1] Güncel Hukuk Dergisinin Eylül 2006 sayısında yayımlanmıştır. Makaleye sonradan CGK nun iki adet kararı eklenmiş, bazı değişiklikler yapılmıştır.
I - LEHE KANUNUN TESPİTİNDE TEMEL KRİTERLER
Lehe kanunun tespitinde 2 temel kriter vardır. Bunlardan ilki 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (TCK YUŞHK) 9. maddesinde belirtilen husus, diğeri de karma uygulama yasağıdır.
5252 sayılı TCK YUŞHK’un 9. maddesi, lehe kanunun belirlenmesinde en önemli düzenlemedir. Kanunun 9/3 maddesine göre, lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.
Maddede ayrım yapılmaksızın “önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri”nden bahsedildiğine göre lehe kanunun tespitinde “önceki kanunlar” ve “sonraki kanunlar” blok olarak karşılaştırılacaktır. Başka bir deyişle sadece ceza açısından değil cezanın infazı açısından da kanunlar arasında karşılaştırma yapmak gerekecektir. Doktrin ve yargı kararları da aynı görüşe işaret etmektedir[1]. Nitekim 5237 sayılı TCK’nun 7/3 maddesi, erteleme, koşullu salıverme ve tekerrürü derhal uygulama kuralı dışında tutarak, lehe kanun uygulanmasında göz önüne alınması gereken bir düzenleme olarak belirlemiştir.
Lehe kanunun tespitinde soyut olarak hangi kanunun diğerine göre lehe olduğunu söylemek mümkündür. Sözgelimi eylemi suç olmaktan çıkaran, hapis cezası yerine adli yada idari para cezası getiren, şikayetten vazgeçme varsa, suçun takibini şikayete yada diğer kanuna göre oluşmamış şarta bağlayan[2], suçu zamanaşımına uğratacak şekilde zamanaşımı süresini kısaltan, sonradan meydana gelecek bazı durumların cezaya ve infaza etkisini değiştiren[3] kanun lehe kanundur. Cezaların alt ve üst sınırlarındaki değişikliğe göre ise alt sınırları aynı, üst sınırları farklı olan cezalarda üst sınırı az olan, üst sınırları aynı alt sınırları farklı olan cezada alt sınırı az olan, üst ve alt sınırları birbirinden farklı ise somut uygulamaya göre belirlenecek ceza lehedir[4].
Karma uygulama yasağı, lehe kanunun belirlenmesinde, her kanunun somut olay karşısında ayrı ayrı uygulanması, her kanundan lehe olan maddelerin alınmasının mümkün olamayacağı ilkesine dayalı olarak büyük oranda yargı kararları ile oluşturulmuştur[5]. Gerçekten de lehe kanunun belirlenmesinde kanunlar, somut olaya blok olarak uygulanmalıdır. Bir madde bir kanundan diğer madde diğer kanundan alınarak uygulama yapılamaz.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi lehe kanunun soyut olarak tespitinde bazı kurallar olsa bile, 5252 sayılı yasanın 9/3 maddesinde belirtildiği gibi lehe kanunun tespitinde asıl olan “önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması”dır. Soyut kabuller, olaya göre yanıltıcı olabilir.

[1] “Sanık hakkında lehe olan yasa tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmalıdır. CGK 21.2.1994 7-36/61 (YKD Mayıs 1994)” ; CGK 30.03.2004 46/78 ; 1. CD 15.03.2006 4653/683 ; “…lehe olan yasanın belirlenmesi ve uygulanması sırasında; içtima ve infaz hükümleri de dikkate alındığında 765 Sayılı Türk Ceza Yasası ile yapılan uygulamanın lehe olduğu derhal anlaşıldığından… 1. CD 23.5.2006 881/2074 (yayımlanmamıştır)” ; İBK 23.2.1938 23/9 (İBK da lehe kanun tespiti için, cezayı artıran ve azaltan unsurların karşılaştırılması vurgulanmış, usul ve infaz konusuna değinilmemiştir) ; “…iki yasa arasındaki fark, yalnız ceza bakımından değil, başka bakımlardan da olabilir. Nitekim örneğin, önceki yasa cezanın ertelenmesini olanağını kabul etmediği halde, sonraki yasa bu olanağı tanıyabilir…” Artuk Mehmet Emin-Gökçen Ahmet-Yenidünya A Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler Ankara 2006 s.216 ; Özgenç İzzet TCK Gazi Şerhi Ankara 2005 s. 117, 120 ; “… her iki kanun, sorumluluğu veya cezayı etkileyecek erteleme, tekerrür, cezanın ağırlaştırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nitelikli haller veya koğuşturma şartları bakımından farklı ise, somut olayda en lehe sonuç veren kanun, lehe kanundur… Öztürk Bahri-Erdem Mustafa Ruhan Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku Ankara 2005 s. 86” ; “… resen kovuşturulan suçu, şikayete bağlı suç haline getiren, zamanaşımı süresini kısaltan yasa lehte yasadır Centel Nur-Zafer Hamide-Çakmut Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, İstanbul 2005 s. 103” ; Özbek V Özer TCK İzmir Şerhi Ankara 2005 s. 183

[2] CGK 31.01.2006 10-10/8 YKD Haziran 2006 ; “…Noterlerin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanlığının iznine bağlı değilken bu kanunun 153 maddesiyle izin alınması mecburiyeti konulmuş olmasına…. Takibat izni verilmemesi halinde suçluluk söz konusu olamayacağından lehe hüküm ifade eden izin alınması keyfiyetinin makabline teşmili TCK nın 2, maddesi hükmü icabıdır 4. CD 13.11.1973 11662/8850” Bkz Yaşar Osman Uygulamada Türk Ceza Yasası Ankara 2000 s. 65 ; 765 sayılı TCK 459 ve 5237 sayılı yasanın 89/5 maddesi gibi

[3] 765 sayılı yasanın 237/4 ve 5237 sayılı yasanın 230/5 maddesi gibi

[4] CGK 31.01.2006 10-10/8 YKD Haziran 2006 ; Centel-Zafer-Çakmut s. 103 ; Öztürk-Erdem s. 85 ; Özbek s. 185

[5] “…fiilin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise… yeni ve eski kanun hükümlerinin bir biri ile karıştırılmaması lazım geldiğine ve tatbikat sahasında her iki kanunun mukayesesi … hangisi lehte ise onun tatbiki şeklinde mümkün olduğuna göre…İBK 23.2.1938 29/9” ; “Her iki yasanın sadece lehe olan hükümlerinin alınıp uygulanması mümkün değildir…CGK 25.5.1999 133/142…” ; “…Bir suçun işlendiği zamanki yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa birbirinden farklı olduğu taktirde sanık hakkında lehe olan yasa tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmalıdır. Her iki yasanın sadece lehe olan hükümleri alınıp uygulanamaz CGK 21.2.1994 7-36/61 (YKD Mayıs 1994)” ; “… her iki kanunun lehe olan hükümlerinin uygulanması suretiyle karma sistem sonucu eksik ceza tayini… 5. CD 5.5.1993 518/1942” ;
Old 17-10-2006, 18:04   #11
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Sayın kum,

Hukukçu olmamanıza rağmen mantığınız gayet iyi işlemektedir. Sizi tebrik ederim. Sorun çözülmüş görünmektedir. Dün akşam ofisime bir savcı arkadaşım geldi. Cevaplardan söz etmeden sizin sorunuzu okudum. O da "her iki yasa blok olarak uygulanır, hangisi sanığın lehineyse ona göre hüküm kurulur" dedi.

Saygılarımla
Old 18-10-2006, 20:33   #12
kum

 
Varsayılan Sayin Ergİn;

Asıl ben sizin fikirlerinizden çok yararlanıyorum.Endüstri Mühendisiym.Ticaretle uğraştığım için başıma gelen vakalar sebebi ile Hukuğa özel merakım var.Yoksa herkes kendi işini yapmalı,son söz siz değerli Hukukçularındır.
Old 20-01-2007, 16:39   #13
ORHAN DUMAN

 
Varsayılan

Peki bu sahte muayene işlemini yapan kişi tespit edilebilirse, kişiye tazminat davası açmak mümkün mü? Veya o itiraf ederse, Uluç 13 bu suçtan beraat edebilir mi?
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
 


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Sabıka Kaydının Memuriyete Etkisi - Evrakta Sahtecilik Staj.Av.Selçuk Meslektaşların Soruları 1 25-12-2006 15:37
Özel evrakta sahtecilik - Hapis cezasının para cezasına çevrilmesi lawyer_denizsari Meslektaşların Soruları 2 09-12-2006 14:00
Değerli Evrakta Sahtecilik dilekguvenol Hukuk Soruları Arşivi 3 12-11-2006 13:40
Resmi evrakta sahtecilik taze mezun yalçın Meslektaşların Soruları 4 11-11-2006 14:13
Resmi Evrakta Sahtecilik Mi Yoksa Vergi Kaçakçılığı Mı? Desarac Meslektaşların Soruları 3 06-03-2005 15:16


THS Sunucusu bu sayfayı 0,25589895 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.