Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Kabahatler Kanunu Sınavı

Yanıt
Old 18-08-2005, 01:52   #1
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan Kabahatler Kanunu Sınavı

Sayın Üyeler,

Kabahatler Kanunu'nu yeni bir kanun olması nedeni ile ders çalışır gibi çalıştım.

Sorularınıza hazırım. Sınava girer gibi yanıtlayacağım.

Saygılarımla

Bir Dost
Old 18-08-2005, 19:41   #2
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Sayın Bir Dost

İlk Soru benden olsun.

Mahcuz malı satış yerine getirmemek K.K. 32 . Maddede düzenlenen "emre aykırı davranış" kabahati kapsamında düşünülebilir mi?Maddenin 2. fıkrasında "Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir. " hükmü ne anlama gelmektedir?

İstediğiniz sorudan başlayabirsiniz
Old 19-08-2005, 10:44   #3
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av.Bülent S. Akpunar,

İzninizle ikinci sorudan başlıyorum. İkinci sorunun yanıtı birinci sorunun da yanıtını oluşturacaktır.

İkinci sorunun yanıtı Kabahatler Kanunu’nun Hükümet Tasarısı Gerekçesindedir :


HÜKÜMET GEREKÇESİ

Madde 24.- 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmü şöyledir:
"Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesiyle kanun ve nizamlara aykırı olmayarak verilen bir buyruğu dinlemeyen veya bu yolda alınmış bir önleme uymayan kimse, eylem ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve bin liradan üçbin liraya kadar hafif para cezasıyla cezalandırılır."
Söz konusu kabahatin oluşabilmesi için;
a) Yetkili makamlar tarafından hukuka uygun bir biçimde verilmiş bir buyruk olmalıdır,
b) Bu buyruk, "adlî işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesiyle" verilmelidir,
c) Bu buyruk, usulen ilân edilmelidir.
Keza, bu madde hükmünün uygulanabilmesi için kanunda açık hüküm bulunması gerekmektedir. Başka bir deyişle, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bu maddeye istinaden yaptırım uygulanabilir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/11/1973 tarihli ve 333/705 sayılı Kararı ve pek çok özel daire kararlarında da açıklandığı gibi, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesinin uygulanabilmesi için, özel yasalardan birinde bu maddeye göre cezalandırılacağının hükme bağlanmış olması ve eylemin bütün unsurlarıyla birlikte açıklanması ve ayrıca;, kanun ve nizamlara aykırı olmayarak yetkili makamlarca verilen bir buyruğun "kamu güvenliği", "kamu düzeni", "genel sağlığın korunması" amacıyla veya "adlî işlemler dolayısıyla" verilmiş olduğunun açıkça anlaşılması gerekmektedir.
Bu düşünceyledir ki, pek çok kanunda, bu konuda açık hükümlere yer verilmiştir. Nitekim, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C ve 32/Ç maddelerinde, il ya da ilçe sınırları içinde, huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanmasının ve önleyici kolluk yetkisinin vali ya da kaymakamın ödevlerinden olduğu, anılan amirlerin bunları sağlamak için gereken karar ve önlemleri alacağı; alınan ve ilan olunan karar ve önlemlere uymayanlar hakkında aynı Kanunun 66 ncı maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Anılan 66 ncı maddede ise: "...en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler hakkında, hareketi ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi uygulanır" denilmektedir.
Ayrıca, işaret etmek gerekir ki; 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesinde sözü edilen "kamu güvenliği ve kamu düzeni" kavramları, idare ve anayasa hukukundaki anlamlarına göre, daha dar bir anlam taşımaktadırlar. (Anayasa Mahkemesinin 28/1/1964 tarihli ve E.1963/128, K.1964/8 ve Ceza Genel Kurulunun 10/1/1969 tarihli ve 528/471 sayılı kararları).
Madde metninde kullanılan "kamu güvenliği" "kamu düzeni", "genel sağlığı koruma", "adlî işlemler dolayısıyla olma" koşulları, hukuka uygun olarak verilen emirle, bu koşullar arasında bağlantı kurmak için kullanılmıştır.
* * * *

ÖZETLE :
"Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir. " hükmü ne anlama gelmektedir?
Sorusunun yanıtı :
Kabahatler Kanunu’nun 32.maddesinin uygulanabilmesi için ilgili kanunda açıkça Kabahatler Kanunu’nun 32.maddesine göre ceza verileceği yazılı olmalıdır. Tek başına bir emir bulunması ve bu emre uymamak bu maddenin uygulanmasına yetmez; kanunla o emre uymamanın kabahat olduğunun belirlenmesi de gerekir. Örnek yukarıdaki hükümet tasarısı gerekçesindedir.



Birinci sorunuzun yanıtı da böylelikle verilmiş oldu : Mahcuz malı satış yerine getirmemek K.K. 32 . Maddede düzenlenen "emre aykırı davranış" kabahati kapsamında düşünüleMEZ. : Mahcuz malı satış yerine getirmemek eylemi hakkında Kabahatler Kanunu’nun 32.maddesinin uygulanmasını gerektirir bir kanun bulunmamaktadır.

Şu anda yürürlükte bulunan mevzuata göre, ‘mahcuz malın satış yerine getirilmemesi ‘ diye bir kavram bulunmamaktadır. Daha önceki icra suçlarından olan bu İİK maddesi kaldırılmıştır. Bu konuda iki görüş bulunmaktadır :

Birinci görüşe göre, artık suç olmaktan çıkmıştır: TCK 289 uygulanamaz çünkü teslim olunan malın satış yerine getirilmesi yükümlülüğünden söz edilmemektedir.

İkinci görüşe göre ise, Bu maddenin kalkması ile doğan boşluk TCK 289 kapsamında düşünülmekle kapanmaktadır:

‘’ Muhafaza görevini kötüye kullanma
MADDE 289. - (1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.’’

Her ne kadar TCK 289’nın lafzı eski TCK nın 276.maddesinden farklı ise de, kanun koyucunun TCK 276.maddesindeki suçu ortadan kaldırmak gibi bir amacı olmadığı bellidir.

Bu nedenle yapılacak ‘gai yorumla ‘ mahcuz malın satış yerine getirilmemesi eyleminin TCK 289 kapsamında değerlendirilmesi gerekir kanısındayım.

Umarım ilk sınavımda başarılı olmuşumdur. Eksik ya da yanlış bulduğunuz konulardaki ek sorularınızı da beklerim.

Saygılarımla

Bir Dost
Old 03-09-2005, 10:54   #5
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Sayın Bir Dost,

KK uyarınca Sulh ceza hakimine yapılan itiraz sürecinde hakim para cezasının yerine getirilmesinin durdurulmasına karar verebilir mi?
Old 03-09-2005, 15:20   #6
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av. Bülent S. Akpunar,

Durdurmaya gerek kalmıyor. Kabahatler Kanunu 17.maddeye göre cezayı veren idare, ancak ceza kesinleşince tahsil için Mal Müdürlüğüne gönderiyor; kesinleşmeden göndermiyor. Süresi içinde başvuruda bulunan kişiye takip bile yapılmıyor.

Saygılarımla

Bir Dost
Old 05-09-2005, 15:13   #7
Berrak

 
Varsayılan

Sayın Bir Dost,
Kabahatler Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunundaki "İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar" başlıklı 108.maddesindeki itiraz yolu, süresi ve itiraz mercii değişmiş mi oluyor?
Old 05-09-2005, 20:05   #8
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Berrak,

Kabahatler Kanununun 'bu kanunun genel hükümleri diğer özel kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır' hükmüne göre İş kanunu ve bütün diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi hakkındaki hükümler uygulanamaz oldu.

Artık İş Kanunu 108 de yazdığı gibi bir hafta içimde idare mahkemesine değil; Kabahatler Kanununda yazdığı gibi 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulmalı.

Saygılarımla
Old 05-08-2006, 11:11   #10
polatav

 
Varsayılan

Sayın Bir Dost,
5326 sayılı Kabahatler Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra, 08.02.2006 tarihinden önce SSK tarafından 506 sayılı Kanunun 140. maddesine dayanılarak idari para cezası tahakkuk ettirilip iş verene tebliğ ediliyor. Bu tebligatta bu cezaya karşı idare mahkemesinde itiraz edilebileceği ve itiraz edilse bile itirazın takibi durdurmayacağı belirtiliyor.
İşveren tarafından itiraz edilip edilmediğine bakılmadan para cezasının kesinleşip kesinleşmediğine dikkat edilmeksizin SSK tarafından ödeme emri gönderilerek icra takibi başlatılıyor.
1- İdari para cezasının hukuki durumu nedir?
2- Bu idari paracezası kesinleşmeden tahsil edilebilir mi?
3- 1.6.2006 tarihinden sonra 5326 sayılı kanunun 2 ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen 3. maddesi 506 sayılı Kanunda düzenlenen idari para cezaları için de uygulanabilir mi?
4- Eğer 5326 sayılı Kanun hükümleri uygulanırsa 01.06.2005 tarihi ile 08.02.2006 tarihleri arasında SSK nın icra takip yetkisi var mı?
5- 01.06.2005 ile 08.02.2006 tarihleri arasında verilen idari para cezasının tahsili için takibe geçen SSK ya karşı hangi hukuki yollara gidilebilir?
Varsa cevaplarınızı örnek ictihatlarla bekliyorum.
Saygılarımla.
Old 05-08-2006, 15:58   #11
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın polatav

Sorularınız konuyu benden iyi bildiğinizi gösteriyor. Yine de, bilmeyen üyelerimiz için, sanki siz hiç bilmiyormuşsunuz gibi yanıtlıyorum:

1-Yaptırım eğer idari para cezası ise, eylem kabahattir.
Kabahatler Kanunu’nun ikinci maddesindeki tanım böyle düşünmemizi gerektirir:

Madde metni aşağıdadır:
Tanım
MADDE 2.- (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.

2- Bu idari para cezası Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kesinleşmeden icra yolu ile takip edilemez.

3- 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2 ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen 3. maddesi 506 sayılı Kanunda düzenlenen idari para cezaları için de uygulanır.

Her ne kadar Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi Anayasa Mahkemesi’nin 22.7.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile iptal edilmiş ise de, iptal kararı, yayınlandığı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceği için, Kabahatler Kanunu'nun genel hükümleri 22.1.2007 tarihine kadar geçerlidir.

Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi, her kanun için geçerli olduğu gibi, 506 sk için de geçerlidir.

Madde metni aşağıdadır:
Genel kanun niteliği
MADDE 3.- (1) Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.


4- Kabahatler Kanunu hükümlerine göre idari para cezaları Devlet Hazinesi tarafından tahsil edilir. Cezayı verme yetkisi varsa da, SSK nın kendi verdiği idari para cezasını tahsil etme yetkisi ve görevi yoktur.

5- Verilen idari para cezasının tahsili için takibe geçen SSK ‘nın size gönderdiği ödeme emrinin iptali için 60 gün içinde idare mahkemesine ( değişiklikle eklenen) değil; 506 sayılı Kanunun 80. maddesi gereğince 6183 sayılı kanundan doğan ihtilaflarda İş Mahkemesi görevli kılındığından, 6183 sayılı kanunda yazılı süre içinde İş Mahkemesine başvurmalısınız.
Saygılarımla
Old 06-08-2006, 00:37   #12
Av. Can DOĞANEL

 
Varsayılan

Sayın polatav'ın sorusuyla da bağlantılı olarak.
Kabahatler Kanununun geçici 2. maddesinde "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım kararları hakkında uygulanmaz." hükmüne yer verilmiştir. 506 sayılı yasadan doğan bir İPC için İdari Yargıya yaptığımız başvuruyu mahkeme 506 sayılı yasanın 140. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle bu maddeye dayanarak görevsizlik nedeniyle reddetti. Bunun üzerine Sulh Ceza Mahkemesine yaptığımız başvuru da geçici ikinci madde gerekçe gösterilerek görevsizlik nedeniyle reddedildi. Ben de SCM'nin kararını temyiz ettim. Asıl soru görevli mahkeme ile ilgili değil. Geçici 2. madde İdari Yargıda davası derdest olanların Kabahatler Kanunu hükümlerinden istifade edemeyeceğini düzenliyor.
Buna göre; Kabahatler Kanunu tıpkı 5237 gibi özünde ceza yasası olup, ilgililerin lehine veya aleyhine hükümler getiriyor olamaz mı? Bu durumda Anayasanın 10 ve 38. maddelerine aykırılık oluşmaz mı? 5252 sayılı yasanın 9. maddesine paralel olarak aynı şekilde lehe veya aleyhe uygulanması gereken kanunun mahkemece belirlenmesini gerekli kılan bir düzenleme daha uygun olmaz mıydı? (Kanaatimce hakimin böyle bir madde aramasına gerek yoktur. Çünkü böyle bir düzenleme olmasaydı da hakimin lehe olan kanunu resen araştırması gerekir.)
Not:SCM'nin görevsizlik kararını temyiz ederken Bu gerekçelerle dosyanın resen AYM'ne gönderilmesini de talep ettim. Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
Old 06-08-2006, 16:31   #13
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın Av. Can Doğanel

Lehe-aleyhe ayırımı, ceza hukukunda suçun işlendiği zaman geçerli olan ceza kanunu ile suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren ceza kanunu arasında yapılır. Böylelikle sanığa eylemi için sonradan daha ağır ceza verilmemiş olur.

Halbuki usul kuralları, ceza kurallarından farklı olarak, yürürlüğe girdikten sonra hemen, herkes için uygulanır. Bir başka deyimle usul kurallarının uygulaması için suç tarihine bakılmaz. Yargılama sırsında geçerli olan kurala göre karar verilir.

Konumuzdaki kurallar usul kuralları olduklarından 'lehe uygulama' söz konusu olamaz. Kabahatler Kanunu için ayrıca bir usul kanunu yapılmamış olup, kendi usul hükümlerini kendi içinde taşır. Görevli yargı yolu ile ilgili madde usul kuralıdır.

506 sayılı kanunda yapılan 140. madde değişikliği acaba usule mi ilişkin yoksa cezaya mı ilişkin ? Buna bakmak lazım. Eğer cezaya ilişkinse, yeni usul kuralı olan Kabahatler Kanununa göre görevli olan mahkeme başvuruyu inceler. Ama 506 sayılı kanunda yazılı cezayı verirken eğer eylem 506 sayılı kanundaki değişiklikten önce işlenmiş ise, bu eski eylem için değişiklikten önceki hüküm ile şimdiki 506 sk 140. madde hükmünü karşılaştırarak lehe olan hükmü uygular.

Saygılarımla
Old 18-10-2006, 06:00   #14
tanergungor

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Sayın polatav

Sorularınız konuyu benden iyi bildiğinizi gösteriyor. Yine de, bilmeyen üyelerimiz için, sanki siz hiç bilmiyormuşsunuz gibi yanıtlıyorum:

1-Yaptırım eğer idari para cezası ise, eylem kabahattir.
Kabahatler Kanunu’nun ikinci maddesindeki tanım böyle düşünmemizi gerektirir:

Madde metni aşağıdadır:
Tanım
MADDE 2.- (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.

2- Bu idari para cezası Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kesinleşmeden icra yolu ile takip edilemez.

3- 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2 ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen 3. maddesi 506 sayılı Kanunda düzenlenen idari para cezaları için de uygulanır.

Her ne kadar Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi Anayasa Mahkemesi’nin 22.7.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile iptal edilmiş ise de, iptal kararı, yayınlandığı tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceği için, Kabahatler Kanunu'nun genel hükümleri 22.1.2007 tarihine kadar geçerlidir.

Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi, her kanun için geçerli olduğu gibi, 506 sk için de geçerlidir.

Madde metni aşağıdadır:
Genel kanun niteliği
MADDE 3.- (1) Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.


4- Kabahatler Kanunu hükümlerine göre idari para cezaları Devlet Hazinesi tarafından tahsil edilir. Cezayı verme yetkisi varsa da, SSK nın kendi verdiği idari para cezasını tahsil etme yetkisi ve görevi yoktur.

5- Verilen idari para cezasının tahsili için takibe geçen SSK ‘nın size gönderdiği ödeme emrinin iptali için 60 gün içinde idare mahkemesine yukarıdaki nedenleri gerekçe göstererek başvurabilirsiniz.

Saygılarımla

Sayın KONYALI, derin çalışmanıza hayran kaldığımı söylemeliyim. Ancak sorunun çözümünde ortaya koyduğunuz nihai yaklaşım ( 5. madde) idare mahkemesine mi yoksa yetkili iş mahkemesine mi başvuru olmalıdır? Aydınlatabilirseniz sevinirim.
Old 19-10-2006, 15:55   #15
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın tanergungor

Ödeme emirleri Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun hükümlerine göre düzenlenir ve gönderilir. Bu kanuna göre düzenlenen ödeme emirlerine karşı itiraz konusunda, ödeme emri vergi ile ilgiliyse vergi mahkemeleri, idari para cezası ile ilgiliyse idare mahkemeleri görevlidir.

Bu nedenle böyle bir görüş belirtmiştim. Ama Kabahatler Kanunu dışında, benim bilmediğim iş hukuku mevzuatında başka kurallar varsa bu konu Anayasa Mahkemesinin yargı yolu konusundaki kararları ışığında tartışılmalı:

Anayasa Mahkemesi yargı yolunun Anayasa ile belirlendiğini; kanun koyucunun kanun yaparken yargı yolu belirlemekte Anayasa'ya bağlı kalması gerektiğini; eğer bir kanunla şimdiki duruma aykırı bir yargı yolu gösterilmek istenirse, öncelikle Anayasa'nın değiştirilmesi gereğine hükmetmektedir.

Saygılarımla
Old 21-10-2006, 17:08   #16
tanergungor

 
Varsayılan

Sayın Konyalı,
SSK Kanunu 80. madde, 6183'ün uygulanmasındaki ihtilaflarda İş Mahkemesini yetkili kılmış. Sanıyorum işaret ettiğiniz husus buna dair. Konuya ilişkin mevzuat taramasına yeni başladım. Cevabı tam buldum derken yeni bir evre ile karşılaşıyoruz. Yaman bir durum.
Saygılarımla.
Old 21-10-2006, 19:10   #17
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın tanergüngör

Uzmanı değilsem de ilgili kanunlardan çıkardığım sonucçları, itiraz yolu açık olmak üzere, aşağıda özetliyorum :

5502 Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 1. maddesine göre : '' Kurum , ... kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî açıdan özerk, bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda özel hukuk hükümlerine tâbi ... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşudur. ''

506 sayılı SSK Kanunu'nun 80. maddesi gereğince ÖDEME EMRİNİN İPTALİ için başvuru İş Mahkemesine yapılacaktır.

506 sayılı SSK Kanununun 140.maddesi gereğince İDARİ PARA CEZASININ KALDIRILMASI için başvuru 15 gün içinde SULH CEZA MAHKEMESİNE yapılacaktır.

( önceleri 140.maddede yazılı idare mahkemesine başvuru hakkındaki hüküm 5454 sayılı kanunla 8.2.2006 tarihinde değiştirilmiştir)

Saygılarımla
Old 21-10-2006, 20:01   #18
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan Kabahatler Kanunu Sınavı

Sayın bir dost

Ben mahcuz malı satış yerine getirmemenin suç oluşturacağı şeklindeki görüşünüze katılmıyorum. Madde hükmü açık:

’ Muhafaza görevini kötüye kullanma
MADDE 289. - (1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.’’

Bu madde ile kişiye sadece malı muhafaza sorumluluğu yüklenmiş, malı satış yerine getirme sorumluluğu yüklenmemiştir. Maddede yazılı suç sadece sizin teslim ettiğiniz malı teslim almaya gittiğinizde teslim edilmemesi halinde oluşmaktadır.

Ceza hukukunda yoruma yer yoktur.

Kaldı ki satış yerine malın getirilmesi için adamaın parası yoksa, masrafları karşılayamayacaksa ne olacaktır? Bu durum suç kastını kaldırmayacak mıdır?

Belirttiğim şekilde ben malın satış yerine getirilmemesinin suç oluşturduğunu düşünmüyorum. (Taahhüt edilmemişse.) Taahhüt halinde de farklı durum ve sonuçlar çıkabilir.

Saygılarımla.
Old 15-01-2007, 16:18   #19
Av.Adnan Koray

 
Varsayılan

Sayın Konyalı,

Kamu İhale sözleşmeleri Kanunun 21.maddesinde

"Sözleşmeden önceki yasak fiil veya davranışlar nedeniyle fesih

Madde 21- Yüklenicinin, ihale sürecinde Kamu İhale Kanununa göre yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun sözleşme yapıldıktan sonra tespit edilmesi halinde, kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir.

Ancak, taahhüdün en az % 80’inin tamamlanmış olması ve taahhüdün tamamlattırılmasında kamu yararı bulunması kaydıyla;

a) İvediliği nedeniyle taahhüdün kalan kısmının yeniden ihale edilmesi için yeterli sürenin bulunmaması,

b) Taahhüdün başka bir yükleniciye yaptırılmasının mümkün olmaması,

c) Yüklenicinin yasak fiil veya davranışının taahhüdünü tamamlamasını engelleyecek nitelikte olmaması,

Hallerinde, idare sözleşmeyi feshetmeksizin yükleniciden taahhüdünü tamamlamasını isteyebilir ve bu takdirde yüklenici taahhüdünü tamamlamak zorundadır. Ancak bu durumda, yüklenici hakkında 26 ncı madde hükmüne göre işlem yapılır ve yükleniciden kesin teminat ve varsa ek kesin teminatların tutarı kadar CEZA tahsil edilir. Bu ceza hakedişlerden kesinti yapılmak suretiyle de tahsil edilebilir." demektedir






son bendinde, kesin teminat tutarında ceza tahsil edilir demektedir,

Sorum:

1. bu kesin teminat tutarındaki ceza, idari para cezası mı yani bu cezaya karşı sulh cezada mı dava açılır?

2. İdari bir yaptırım değildir, ancak,herhangi bir idari işlem midir? Yani idari yargıya mı gidilir

3. buradaki borçlar hukuku anlamında bir cezai şart mıdır acaba? Yani hukuk mahkemeleri mi yetkili olur?

4. yoksa "adını siz koyun?"

hem ihale hemde kabahatler sınavını birleştirmiş oldum.

Saygılarımla
Old 14-04-2007, 11:28   #20
Av.Adnan Koray

 
Varsayılan

Sayın Dost,

Çok gereksiz bir soru muydu acaba?

Ama ben gerçekten cevabı bilmediğim için size danışma gereği duydum.

Cevabı yine de sabırsızlıkla bekliyorum.

Saygılarımla...
Old 14-04-2007, 11:48   #21
Av.Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Sayın korayad

Öncelikle sorunuza yanıt vermekte geciktiğim için özür dilerim. Sorunuzu gönderdiğinizde okuduğumu hatırlıyorum ama yanıtlamadığımı unutmuşum.

Kabahatler Kanununa göre, idari yaptırım uygulanan her haksız eylem kabahattir ve Kabahatler Kanunu hükümlerine tabidir.

Sorunuzdaki CEZA da bir idari para cezasıdır. Bu ceza Borçlar Hukukuna göre bir cezai şart sayılmaz. Verilen ceza taraflar arasındaki ilişkiden doğmamaktadır. Tarafların seçtiği bir sözleşme hükmü olmayıp, ihale hukukunun hükmüdür. Yasak fiil ve davranışların idari yaptırımıdır.

Sorudaki ceza bir idari işlemle verilir ama idari işlemle verilmesi başvurunun idare mahkemesinin görevine girmesine neden olmaz; idari para cezası olması nedeniyle başvuru yolu Kabahatler Kanunu hükümlerine uygun olarak 15 gün içinde sulh ceza mahkemesidir.

Umarım sorunuzu eksik yanıtlamamışımdır. Acele ile yanıtladığımdan araştırma yapmadım. Ama hemen şimdi yapacağım. Yanıldığım bir husus olursa yine buraya eklerim ve size özel mesajla bildiririm.

Yanıtımdaki gecikme nedeniyle yine özür dilerim ve üzüldüğümü bilmenizi isterim.

Saygılarımla
Old 15-11-2009, 18:09   #22
davuterkan

 
Varsayılan kabahatler kn. 42 madde, kanunilik, kesinleşme

Merhaba

1- Duvara yazı yazmak 42. madde dahiline girer mi? Yoksa kanunilik ikesine aykırı mıdır?
2- Ceza alt ve üst sınırları arasında rmniyet müdürlüğünün (karakolun) takdir yetkisi NE KADARDIR. GEREKÇE göstermeden en üst sınırdan ceza kesilebilir mi? Cezada kanunilik ikesine ters değil midir.
3-Sulh cezaya yapılan itiraz neredeyse gerekçesiz reddedildi ve ağır cezaya yapılan başvuru da mezkur gerekçeyle reddedildi. Bu durumda kesinleşmeden bahsedebilir miyiz. Bu karara karşı bir yol var mı? AİHM bakımından kesinleşme şartı oluşmuş mudur?

Teşekkür ederim
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kabahatler Kanunu Uygulaması oceans17 Hukuk Soruları Arşivi 1 23-12-2006 11:41
Kabahatler Kanunu ve Anonim Şirketler hakkında spesifik bir sorunum var.. hasankarakas Meslektaşların Soruları 9 21-12-2006 18:24
Kabahatler Kanunu Madde 43 Av. Galip DAĞTEKİN Hukuk Soruları Arşivi 2 17-10-2006 16:41
Kabahatler Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararı Bölüm 2 Av.Engin Özoğul Hukuk Haberleri 0 24-07-2006 21:46
Kabahatler Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararı 1. Bölüm Av.Engin Özoğul Hukuk Haberleri 0 24-07-2006 21:44


THS Sunucusu bu sayfayı 0,17678690 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.