Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Yeni Karar Düzeltme Sınırının Uygulanma Tarihi

Yanıt
Old 15-12-2004, 07:23   #1
nejan

 
Varsayılan Yeni Karar Düzeltme Sınırının Uygulanma Tarihi

Değerli Meslektaşlar,

14/07/2004 kabul tarihli, 21/07/2004 tarih ve 25529 sayılı R.G.de yayımlanan 5219 sayılı Kanunun 2. maddesi ile karardüzeltme alt sınırı"altımilyar" liraya yükseltilmiştir.

Bu duruma göre dava değeri 4.milyar olan ve 26.10.2004 tarihinde Yargıtaydan verilmiş olan ONAMA kararı karşısında karar düzeltme talebinde bulunulamayacağını düşünüyorum.
Yanılıyor yada (davanın esası eski tarihli olduğundan) yürürlük ile ilgili hata yapıyormuyum acaba?

(Aynı durum birmilyar olan temyiz sınırı ile ilgili de geçerli.)

Bilgisi olan arkadaşlardan paylaşmalarını bekliyorum.
Sevgi ve saygılar.
Old 26-05-2005, 12:27   #2
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas No : 2005/13-32
Karar No : 2005/85
Tarih : 23.02.2005

Temyiz hakkı, gerekçesi veya sonucu itibariyle o hakka sahip tarafın aleyhine sonuçlar doğuran ve usul hukuku kurallarının temyizine olanak tanıdığı bir kararın verildiği tarihte doğar.
Davanın daha önceki aşamalarında böyle bir hak olamayacağına göre; bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu tarihteki hukuksal durum esas alınmalı, karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyorsa ona bağlı kalınmalıdır.
Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Asliye Onüçüncü Hukuk Mahkemesi)nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.10.2003 gün ve 2002/318-2003/950 sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesinin 14.04.2004 gün ve 2003/17018-2004/5298 sayılı ilamı ile;
(…1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Kural olarak bir davada hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup istekten fazlasına veya istek dışında bir başka şeye hüküm veremez. (HUMK md. 74) Somut olayda davacı, davasını açarken tespit dosyasındaki bilirkişi raporuna dayanmış olup raporda hor kullanma nedeniyle kiralananda meydana gelen zarar miktarı belirlenmiştir. Bu raporda kira kaybına ilişkin herhangi bir miktar bulunmamaktadır. Böyle olunca davacının davasını açarken kira kaybına ilişkin bir talebi olmadığının kabulü gerekir. Öyle ise, mahkemece istem dışına çıkılarak davacının talebi olmadığı halde kira kaybına ilişkin olarak 125.000.000 TL.ye hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kiralananın hor kullanılmasından ve tahliyeden sonra onarım süresince boş kalmasından kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
A. Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacıya ait apartman dairesinde kiracı olan davalının 15.03.2002 tarihinde kiralananı tahliye ettiğini, yaptırılan delil tespiti sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda, kiralanandaki hasarın onarımı için gereken masraf tutarının 799.300.000 TL. olarak hesaplandığını, ancak davacının yapacağı tadilat nedeniyle kiraya veremeyeceği süreye ait kira gelir kaybı yönünden bir değerlendirme yapılmadığını belirterek, delil tespiti raporunda hesaplanan onarım masrafları ile delil tespiti için yapılan masrafların toplamı 899.520.000 TL.nin ve kiralananın onarım süresi boyunca kiraya verilemediği süre için hesaplanacak kira gelir kaybı tutarının, dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
B. Davalı Cevabının Özeti: Davalı Arif vekili, kiralananın hor kullanılmadığını, sadece normal kullanımdan kaynaklanan olağan yıpranmalar bulunduğunu, kira sözleşmesinde kiralananın boya ve badanası yaptırılmak suretiyle teslim edileceğine dair bir hükme de yer verilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
C. Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Yerel Mahkeme, yargılama sırasında alınan 07.07.2003 tarihli bilirkişi raporunu benimseyerek, kiralananda hor kullanmadan dolayı oluşan hasarın giderilmesi için gereken masraf tutarının 349.600.000 TL ve onarım nedeniyle uğranılan 15 günlük kira gelir kaybı 125.000.000 TL. olmak üzere toplam 474.600.000 TL. nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir.
D. Temyiz Evresi, Bozma ve Direnme: Davalı vekilince, kiralananın hor kullanıldığının kanıtlanamadığı, kira gelir kaybına hükmedilmesinin de yanlış olduğu öne sürülerek temyiz edilen karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçeyle ve oyçokluğu ile bozulmuş; Yerel Mahkeme gerekçesini tekrarlayarak önceki kararında direnmiş; direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
E. Ön Sorun:
Hukuk Genel Kurulu'ndan görüşme sırasında, işin esasına geçilmeden önce, davanın müddeabbihi itibariyle direnme kararının temyizinin mümkün olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki; Yerel Mahkemenin önceki hükmü ile bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının tahliyeden sonra onarım için kiralananın boş kaldığı süreden dolayı uğranılan kira gelir kaybı yönünden bir isteminin bulunup, bulunmadığı noktasında toplanmakta olup; Yerel Mahkemenin, dava dilekçesinde anılan yönde bir istem bulunduğunu benimsemek suretiyle hüküm altına aldığı, dolayısıyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu tutar, 125.000.000 TL.'den ibarettir.
Bilindiği gibi, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış; 15. maddesindeki hüküm gereğince, 2. maddesinin (B) fıkrası, 3. maddesinin (C) fıkrası, 7, 9, 10, 11, 12. maddeleri ile 13. maddesinin (B) fıkrası 01.01.2005 tarihinde, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun'un, 2. maddesinin yayım tarihinde yürürlüğe giren (A) fıkrasının (c) bendi ile; 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan ve ek 3. maddesine göre "kırkmilyon" TL. olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "birmilyar" TL.; beşinci fıkrasında yer alan ve ek 3. maddesine göre "sekizyüzmilyon" TL. olarak uygulanması öngörülen duruşma sınırı "onmilyar" TL.; "altıyüzmilyon" TL. olarak uygulanması öngörülen karar düzeltme sınırı da "altımilyar" TL. olarak değiştirilmiştir.
Kısaca, anılan Kanun, 21.07.2004 tarihinden itibaren temyiz (kesinlik) sınırını 1.000.000.000 TL. (1.000 YTL), karar düzeltme sınırını da 6.000.000.000 TL. (6.000 YTL) olarak belirlemiştir.
Eldeki dava 12.04.2002 günü açılmış, Yerel Mahkemenin 02.10.2003 günlü önceki hükmü Özel Dairece 14.04.2004 günü bozulmuştur. Direnme kararı ise 13.10.2004 günü verilmiştir.
Görüldüğü üzere; gerek dava, gerek önceki karar ve gerekse bozma tarihlerinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/2. maddesinin 5219 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki direnme tarihinde ise söz konusu değişiklikle oluşan yeni hükmü yürürlüktedir.
Dolayısıyla, somut olayda direnme kararının temyizinin mümkün olup olmadığı konusundaki yapılacak değerlendirme; temyiz sınırı konusunda bu tarihlerden hangisinde yürürlükte bulunan yasa hükmünün esas alınacağı yönünde yapılacak saptamaya bağlı olarak, farklı sonuçlara götürecektir.
Önemle vurgulanmalıdır ki; 5219 sayılı Kanun, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda daha önce değişiklik yapan çok sayıdaki Kanunlardan farklı olarak, içerdiği düzenlemelerin derdest davalar yönünden ne şekilde uygulanacağı yönünde açık bir uygulama hükmü taşımamaktadır. Sadece, Geçici 1. maddesinde "Bu Kanunla artırılan parasal sınırlar nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez." şeklinde, salt göreve ilişkin bir düzenleme yer almaktadır.
Bu noktada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun aynı yönlerde değiştirilen önceki Kanunlardaki düzenlemeler ve özellikle bunların uygulamaya yönelik hükümleri hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar görülmüştür:
08.05.1973 gün ve 1711 sayılı Kanun'un Geçici Maddesinde; değişikliklerin sayılan istisnalar dışında (ki, temyiz ve karar düzeltme sınırına ilişkin düzenlemeler istisnalar arasında değildir) kural olarak, Kanunun yürürlük tarihinden sonra açılacak davalarda uygulanacağı belirtilmiş; böylece, yürürlük tarihinden önce açılmış olan davalarda temyiz ve karar düzeltme istemleri yönünden gözetilecek sınırın, dava tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmüne tabi olması benimsenmiştir.
16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanun'un Geçici Maddesinde ise, temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
Yine, 26.02.1985 gün ve 3156 sayılı Kanun'un Geçici Maddesi; getirdiği değişikliklerin Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan davalarda da uygulanacağı yönündedir.
20.06.1996 gün ve 4146 sayılı Kanunun geçici maddesi ise, değiştirilen hükümlerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağı kuralını taşımaktadır.
Görüldüğü üzere, temyiz ve karar düzeltme sınırında değişiklikler içeren daha önceki Kanun metinlerinde, değişikliklerin ne şekilde uygulanacağı yönünde açık hükümler bulunmakla birlikte, bu hükümler arasında bir paralellik yoktur.
Bu açıklamaların ortaya koyduğu sonuç şudur: Kanun koyucu, özellikle enflasyondan kaynaklanan nedenlerle, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndaki temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin hükümleri daha önce de bir çok defa değiştirmiş, ancak, bu değişikliklerle getirilen yeni sınırların derdest davalara etkisini düzenlerken, aynı ilkeleri benimsememiştir.
Dolayısıyla, içerdiği düzenlemelerin derdest davalar yönünden ne şekilde uygulanacağı yönünde açık bir uygulama hükmü taşımayan 5219 sayılı Kanun'la ilgili değerlendirme yapılırken, benzer nitelikteki değişikliklere ilişkin olarak yukarıda sayılan önceki Kanunlarda yer alan düzenlemelerin, somut olay bakımından yorumlama ve sonuca varmada yardımcı nitelikte bir ölçüt olarak alınmasına olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan durum karşısında, bu yönün, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun genel yapısı, ruhu ve öngördüğü yargılama ilkeleri çerçevesinde, 5219 sayılı Kanun'un gerekçesi de dikkate alınarak, yargısal içtihatlarla açıklığa kavuşturulması gerektiği Hukuk Genel Kurulu'ndaki ön sorunla ilgili görüşme sırasında ittifakla benimsenmiş; görüşme bu çerçevede yapılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu'nda ön sorun bakımından yapılan görüşme sırasında dile getirilen düşünceler, şöyledir:
Azınlıkta kalan bir kısım üyeler, her davanın açıldığı tarihteki hukuksal duruma tabi olması gerektiği; zira, bir davanın davacısının, davayı açarken, temyiz ve karar düzeltme aşamaları da dahil olmak üzere, açtığı davanın o tarihteki hukuksal duruma göre çözüme kavuşturulacağı inancıyla hareket edeceği, usul hukukuna ilişkin Kanun değişikliklerinin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle geçmişe etkili (derdest davalar yönünden de uygulanması gerekli) olacaklarına dair, öğreti ve uygulamadaki görüşün, temyiz ve karar düzeltme sınırlarına yönelik değişiklikler bakımından uygulama yerinin bulunamayacağı yönünde görüş bildirmişlerdir.
Buna karşılık, çoğunluğun benimsediği görüş şu şekilde oluşmuştur:
Bir davada tarafların temyiz yoluna başvurabilmeleri için, öncelikle o davanın usul hukuku kuralları çerçevesinde temyizi olanaklı bulunan bir kararla sonuçlandırılmış olması gerekeceği çok açıktır. Eş söyleyişle, henüz temyizi olanaklı bir nihai karara bağlanmamış olan bir davada, tarafların temyiz hakkının varlığından söz edilemez. Temyiz hakkı, gerekçesi veya sonucu itibariyle o hakka sahip tarafın/tarafların aleyhine sonuçlar doğuran ve usul hukuku kurallarının temyizine olanak tanıdığı bir kararın verildiği tarihte doğar. Davanın daha önceki aşamalarında böyle bir hak doğmuş olamayacağına göre; bir Mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki "karar" teriminin, yerel mahkemenin Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksamaya yer yotur.
Öte yandan, 5219 sayılı Kanun'un Genel Gerekçesinde yer alan "…Kararların kesinlik sınırının çok düşük olması, davaların gereksiz yere uzamasına ve Yargıtay'ın iş yükünün artmasına neden olmaktadır." şeklindeki ifade de, Kanun koyucunun, günümüzün ekonomik koşullarının ve paranın satın alma gücünü gözeterek, miktar ve değeri belirli bir sınırın altında kalan uyuşmazlıklar hakkında Yerel Mahkemelerce verilen hükümleri Yargıtay denetiminin dışında tutmayı amaçladığını göstermektedir. Anılan Kanun yorumlanırken, Kanun Koyucunun bu amacı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç olarak, direnme kararları da dahil olmak üzere, yerel mahkemelerce kurulan hükümlerin temyizinin ve temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Daireleri ya da Hukuk Genel Kurulu'nca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilmesinin mümkün olup olmadığı belirlenirken; temyiz ya da karar düzeltme istemi hangi karara yönelik ise, o kararın tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmü esas alınmalıdır.
Somut olayda, temyiz istemi Yerel Mahkemenin 13.10.2004 günlü direnme kararına yöneliktir. Söz konusu tarihte, 5219 sayılı Kanun'un temyiz sınırını bir milyar TL. olarak değiştiren hükmü yürürlükte bulunduğuna ve eldeki davanın müddeabbihi bu sınırın altında olduğuna göre, direnme kararı kesin olup, temyizi mümkün değildir.
Hal böyle olunca, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin (REDDİNE), istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 23.02.2005 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.
Old 01-06-2005, 16:47   #3
ibrahimbey

 
Varsayılan

Bu konuyu açan arkadaşa da cevaplayan arkadaşıma da sonsuz teşekkürler.

Gerçekten tam da bugün böyle bir sorun yaşadım ve kara kara düşünüyordum Ancak cevabı böylelikle bulmuş oldum.

Saygılar, selamlar.
Old 03-06-2005, 17:05   #4
nejan

 
Varsayılan

Arkadaşlar,
sorduğum konudaki karar davalı tarafça karar düzeltme talebiyle yargıtaya yollanmıştı, karar düzeltme sınırının altında olduğundan reddini bekliyordum ancak böyle olmadı.
İlgili daire, süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunulduğunu belirter genel cümleler ile kararın incelemeye alındığını belirtmiş. Sonuç; onama kararının yerinde olduğundan karar düzeltme talebinin reddine... 25.03.2005

Sayın akpunarın eklediği kararda "temyiz ya da karar düzeltme istemi hangi karara yönelik ise, o kararın tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmü esas alınmalıdır.
Somut olayda, temyiz istemi Yerel Mahkemenin 13.10.2004 günlü direnme kararına yöneliktir. Söz konusu tarihte, 5219 sayılı Kanun'un temyiz sınırını bir milyar TL. olarak değiştiren hükmü yürürlükte bulunduğuna ve eldeki davanın müddeabbihi bu sınırın altında olduğuna göre, direnme kararı kesin olup, temyizi mümkün değildir." denmiş
bu durumda benim dosyamda karardüzeltme talebi yargıtayın onama kararına karşı yapıldığına göre ve o tarihte kara düzeltme sınırı 6 milyarken dava değeri 4 milyar olan bir karar düzeltme talebine neden red kararı verilmedi, dosya incelemeye alındı?
Sayın Akpunar'ın belirttiği karar 23.02.2005 tarihli benim kararımın tarihi ise 25.03.2005 bu nasıl çelişki!! Yanılıyormuyum?

Av.Nejan
Old 09-06-2005, 09:25   #5
ibrahimbey

 
Varsayılan

Sayın Nejan;

böyle şeylere şaşırdığınıza göre, meslekte yenisiniz galiba
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Adli Yargıda -Özel Hukuk Alanında- Artık Karar Düzeltme Yargı Yolu Yok Mu? VARTO'LU Meslektaşların Soruları 12 19-03-2011 17:59
Yetki itirazının reddi kararından sonra dava davalı vekili tarafından takip edildiğinden karar düzeltme talebinin reddi dark Hukuk Soruları Arşivi 6 30-11-2006 23:58
Kira Tespit Davasında Karar Düzeltme kciftci Meslektaşların Soruları 3 25-11-2006 12:58
Yeni Karar Düzeltme Sınırının Uygulanma Tarihi nejan Meslektaşların Soruları 4 18-04-2005 00:43
İtm Ve Karar Düzeltme glossator Meslektaşların Soruları 2 31-05-2002 01:06


THS Sunucusu bu sayfayı 0,17629409 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.