Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

İİK 40. Madde Gereğince İcranın Eski Hale İadesinde Borçlu Vekiline Vekalet Ücreti

Yanıt
Old 24-04-2008, 14:13   #1
Av.Adem Eyidoğan

 
Varsayılan İİK 40. Madde Gereğince İcranın Eski Hale İadesinde Borçlu Vekiline Vekalet Ücreti

İyi Günler Arkadaşlar.

Müvekkil aleyhine açılan ve mahkemece davacı lehine kabul kararı ile sonuçlanan tazminat davasının kararını biz davalı vekili olarak temyiz ettik ve karar yargıtayca davanın reddi gerekir diye lehimize bozuldu ve mahkeme bozma kararına uyarak davayı lehimize reddetti ve red kararı kesinleşti.
Bu arada davacı vekili ilk kararı icraya koydu ve davalı borçlu içraya alacağın tamamını ödedi.

Şimdi ise biz İ.İ.K 40. madde gereğince keşinleşmiş mahkeme kararı gereğince bizim alacaklıya hiç borcumuzun olmadığı sabit olduğundan icranın eski hale iadesi talebinde bulunduk.

İcra Müdürlüğü müvekkkil tarafından alacaklıya ödenen alacak miktarı ve işlemiş yasal faizini hesaplayarak alacaklıya MUHTIRA gönderdi. Ancak borçlu vekili olarak üçreti vekalet hükmetmedi. Gerekçesi, icra dosyasında borçlu vekili lehine ücreti vekalet ödenmesi konusunda hüküm olmadığı şeklinde izah etmeye çalıştı.
Bana göre, İ.İ.K 40 madde gereğince icranın eski hale iadesi talebinde alacaklı ve borçlu sıfatları yer değiştirmekte, normal haksız yere alacak tahsil eden haksız alacaklıdan(borçlu konumuna geçen) alacağın tahsili işleminden ibarettir. Haksız yere alacak tahsil eden borçlu almış olduğu alacağı dosyaya yatırmazsa aleyhine haciz ve devamı işlemleri talep edilip yapılmayacak mı?

İcra Müdürlüğünün bu işlemini İcra Mahkemesine şikayet edebilir miyim?
Old 24-04-2008, 17:46   #2
av.murat kılıç

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Adem Eyidoğan
İyi Günler Arkadaşlar.

Müvekkil aleyhine açılan ve mahkemece davacı lehine kabul kararı ile sonuçlanan tazminat davasının kararını biz davalı vekili olarak temyiz ettik ve karar yargıtayca davanın reddi gerekir diye lehimize bozuldu ve mahkeme bozma kararına uyarak davayı lehimize reddetti ve red kararı kesinleşti.
Bu arada davacı vekili ilk kararı icraya koydu ve davalı borçlu içraya alacağın tamamını ödedi.

Şimdi ise biz İ.İ.K 40. madde gereğince keşinleşmiş mahkeme kararı gereğince bizim alacaklıya hiç borcumuzun olmadığı sabit olduğundan icranın eski hale iadesi talebinde bulunduk.

İcra Müdürlüğü müvekkkil tarafından alacaklıya ödenen alacak miktarı ve işlemiş yasal faizini hesaplayarak alacaklıya MUHTIRA gönderdi. Ancak borçlu vekili olarak üçreti vekalet hükmetmedi. Gerekçesi, icra dosyasında borçlu vekili lehine ücreti vekalet ödenmesi konusunda hüküm olmadığı şeklinde izah etmeye çalıştı.
Bana göre, İ.İ.K 40 madde gereğince icranın eski hale iadesi talebinde alacaklı ve borçlu sıfatları yer değiştirmekte, normal haksız yere alacak tahsil eden haksız alacaklıdan(borçlu konumuna geçen) alacağın tahsili işleminden ibarettir. Haksız yere alacak tahsil eden borçlu almış olduğu alacağı dosyaya yatırmazsa aleyhine haciz ve devamı işlemleri talep edilip yapılmayacak mı?

İcra Müdürlüğünün bu işlemini İcra Mahkemesine şikayet edebilir miyim?


Aynı olay benim de başıma geldi. Çorlu da icra müdürlüğünde müvekkilim dosyada borçlu idi ve ödeme yapmak zorunda kaldı. Sonra karar temyizden lehimize dönünce i.i.k. 40 gereği ödediğimiz parayı geri istedik. Ancak benim vekalet ücretimi alamadım. İcra dosya borçlusu müvekkilimin dosyaya yatırdığı kadarını bize verdiler.
Ben itm de icra müdürünün bu kararına karşı dava açtım. Ancak reddedildi. Temyiz etmedim. İTM nin Kararı da almamıştım. Öylesine kalmıştı.
Old 24-04-2008, 20:45   #3
Av.Adem Eyidoğan

 
Varsayılan

İ.İ.K. maddesine göre icranın eski hale iadesinde, borçlu tarafından alacaklıya haksız yere ödenen alacağın; alacaklıdan alınarak borçluya verilmesine yönelik ilamlı icra olarak kabul edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Konuyla ilgili kaynaklarda takibe konu kararın bozulması ve davanın reddine karar verilmesi halinde alacaklıya ödenen alacak miktarı ve ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile alacaklıdan alınıp (muhtıra gönderilmesi yoluyla ki bu muhtıra bana göre ödeme emri yerine geçmesi gerekir) gönderileceği yazıyor. Ancak bu işlemin (eski hale iade talebinin ) vekil vasıtasıyla talep edilmesi halinde alacaklı vekiline ücreti vekalet taktir edileceği konusunda açıklamaya rastlamadım. Buna ilişkin yargıtay kararları da bulamadım. Uygulama alacaklı vekiline ücreti vekaletin taktir edilmeyeceği yönünde ise bana göre İ.İ.K 40. maddede ve avukatlık asgari ücret tarifesinde boşluk vardır diye düşünüyorum.
Alacaklı muhtıraya rağmen borcunu ödemezse aynen icranın sonraki safhaları haciz,satış ve devamı işlemleri borçlu vekili tarafından alacaklıya karşı yerine getirileceği ve alacağın cebri icra yolu ile tahsil edileceğine göre alacaklı vekiline ücreti vekalet hükmetmemek doğru değildir diye düşünüyorum...
Old 24-04-2008, 23:40   #4
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan İİK 40. Madde Gereğince İcranın Eski Hale İadesinde Borçlu Vekiline Vekalet Ücreti

İcranın iadesi sözkonusu olduğu için icra yapılmamış hale getirilmektedir.

Tarafınızca açılan bir icra takibi sözkonusu olmadığından avukatlık ücretine de hükmedilmemektedir.

Yargıtayın bakış açısı da bu yöndedir.
Old 25-04-2008, 14:35   #5
Av.Adem Eyidoğan

 
Varsayılan

İcranın iadesi amacıyla alacaklıya haksız yere kendisine ödenen alacağın dosyaya iadesi için gönderilen MUHTIRA, başlangıçta alacaklı vekilinin borçluya ilamda yazılı borcu ödemesi için İCRA EMRİ gönderilmesini talep etmesi açısından yapılan avukatlık görevi olarak bence bir farkı yoktur diye düşünüyorum.Borçlu icranın iadesi talebini bir vekil marifetiyle yerine getirirse bu vekile A.A.Ü.Tarifesine göre ücret taktir edilmesi gerektiği kanaatindeyim.Bu benim şahsi görüşüm olmakla birlikte bu görüşümü destekleyen Yargıtay kararlarına rastlamadım. Farklı düşünen arkadaşlar ne derler diye düşünüyorum...
Old 25-04-2008, 18:59   #6
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan İİK 40. Madde Gereğince İcranın Eski Hale İadesinde Borçlu Vekiline Vekalet Ücreti

Düşüncenizde haklısınız.

Haklı olmanız alacaklı olduğunuz anlamına gelmiyor.

Hatta şunu da ekleyeyim
Düzenlemeye göre ödenmiş paranın faizi ile istenmesi de yanlıştır.

Ben bu durumda tazminat veya nedensiz zenginleşmeye dayanılarak dava açılabileceğini düşünüyorum. Olayın özelliğine göre
Old 21-07-2010, 17:52   #7
Av.Nur Hayat BURAN

 
Varsayılan

TALİH UYAR'DAN....

B-İCRANIN İADESİ: I-İlam hükmü yerine getirildikten -yani, ilam uygulandıktan- sonra, hüküm Yargıtayca bozulur ve borçlunun “h i ç” ya da “i l a m d a y a z ı l ı o l d u ğ u k a d a r” borcu olmadığı k e s i n b i r i l a m l a gerçekleşirse, ayrıca mahkeme kararına gerek kalmaksızın, icra; tamamen (borçlunun hiç borcu olmadığının gerçekleşmesi halinde) ya da kısmen (borçlunun ilamda yazılı olduğu kadar borcu olmadığının gerçekleşmesi halin-de) eski haline getirilir (iade olunur).

Burada dikkat edilecek husus, hükmün Yargıtayca bozulması halinde icra hemen iade edilecek değildir. İcranın iadesi için, hükmü veren mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına u y a r a k “borçlunun (davalının) hiç veya o kadar borcu olmadığına” karar vermesi ve bu kararın k e s i n l e ş m e s i gerekir.

Mahkeme, Yargıtayın ‘bozma kararı’na uymaz ve ‘eski kararında ı s r a r ederse’ icranın iadesi sözkonusu olmaz. Bu durumda -yukarıda belirttiğimiz gibi, ısrar kararı kesin-leşinceye kadar- icranın durdurulması gerekir.

Yargıtay, takip dayanağı ilamı “görev” yönünden bozmuş ve bu karar kesinleşerek, mahkeme “görevsizlik” kararı verip davayı reddetmiş ve bu red kararı kesinleşmişse, borçlu İİK. mad. 40/II hükmünden yaralanarak, bozulan ilam gereğince ödediklerinin kendisine iade-sini sağlayabilir mi? Kanımızca, bunda kuşkuya düşmemek gerekir. bu konuda; “g ö r e v - s i z l i k k a r a r ı, borçlunun borçlu olmadığını göstermez. Bu nedenle, borçludan tahsil edilen paranın borçluya iadesi talebi kabul edilemez. Borçlunun ödediği paranın borçluya ia-de edilebilmesi için, görevli mahkemeden böyle bir borcun olmadığına karar verilmiş olması ve bunun da kesinleşmiş bulunması gerekir” şeklindeki görüş hatalıdır. Davalının borçlulu-ğunu saptayan hüküm Yargıtayca “görev” yönünden bozulup da bu karar kesinleşince, davalı-nın “b o r ç l u” sıfatı da ortadan kalkar. Davacı (alacaklı), “görevsizlik kararı”nın kesinleşme-sinden sonra, görevli mahkemeye başvurmazsa, davalı (borçlu) ne yapacaktır? Bu durumda, davalının (borçlunun) “geri alma (istirdat) davası” açmasını önermek kanımızca İİK. mad. 40/II hükmüne aykırı olur. Gerçekten, böyle bir öneri hem İİK. mad. 40/II’nin açık buyruğuna hem de pratik gereksinmelere ters düşer. “İlamların icrası” her icra dairesinden istenebilece-ğinden (İİK. 34), alacaklının görevsiz mahkemeden aldığı bir ilamı kendi ikametgahının bu-lunduğu yerde takip konusu yapması halinde, takip konusu borç borçludan alındıktan sonra, ilamın görev noktasından bozulması ve bu kararın kesinleşmesinden sonra, borçlunun –ödedi-ği parayı geri alabilmek için- “alacaklının ikametgahına kadar giderek- orada, davacı-alacaklı hakkında İİK. mad. 72’ye göre “geri alma (istirdat) davası” açmaya zorlanması hiç de adil bir çözüm şekli olmaz. Ayrıca, borçlunun açacağı böyle bir dava Yargıtayın “açılmasında hukuki yarar bulunmayan davaların reddedilmesi gerektiği” biçimindeki görüşüne ters düşeceği için, Yargıtayın bu tür davalara ilişkin kararlara bakmakla görevli Dairesince reddedilecektir.

Bütün bu nedenlerle, Yargıtay İcra ve İflas Dairesinin -yukarıdaki- hatalı gerekçeye dayanan icra mahkemesinin kararını onayan içtihadındaki görüşe katılmıyor, buna karşın yine aynı Dairenin daha önceki içtihadındaki görüşünün doğru olduğuna inanıyoruz…

Nitekim, doktrinde de, “Yargıtayın, hukuk mahkemesi hükmünü g ö r e v yönün-den bozması halinde, icra işlemleri olduğu yerde durur (İİK. mad. 40/I). Hukuk mahkemesi-nin bu bozma kararı gereğince g ö r e v s i z l i k kararı vermesi üzerine de, icra eski haline iade olunur (İİK. mad. 40/II)” denilmektedir.

Ayrıca belirtelim ki, yüksek mahkeme “takip dayanağı ilamın bozulmasından sonra davanın takip edilmemesi nedeniyle mahkemece ‘davanın açılmamış sayılmasına’ karar veril-miş olması halinde, bozmadan önceki ilam uyarınca alacaklı tarafından tahsil edilen paranın borçluya iade edilmesi gerekeceğini” isabetli olarak belirtmiştir…

“Görevsizlik kararı” konusunda az önce yapılan açıklamalar, icra edilen hükmün Yar-gıtayca “kamu düzenine ilişkin yetki kuralının ve kamu düzenine ilişkin olmamakla birlikte ke-sin bir yetki kuralının dikkate alınmamış olması nedeniyle” bozulmuş olması halinde de uygu-lanmalıdır. Aynı durum icra edilen hükmün Yargıtayca “kamu düzenine ilişkin ve kesin olma-yan bir yetki kuralının dikkate alınmamış olması nedeniyle” bozulmuş olması halinde de uy-gulanmalıdır. Çünkü, bu kurallar birer “dava şartı”dır…

II-Yargıtayın b o z m a k a r a r ı k e s i n l e ş t i k t e n ve bozulan karar i c r a d a-i r e s i n e verildikten sonra, bozulan karar gereğince daha önce alacaklıya ödenmiş olan para ya da ona teslim edilmiş olan mal, -ayrıca hükme (yani, mahkemeden, icra mahkemesinden bir karar almaya) gerek kalmadan- icra dairesince geri alınarak borçluya teslim edilir.

İcraya konulmuş olan ilam, Yargıtayca bozulduktan sonra, mahkemece verilen yeni kararın icra dairesine verilmesi üzerine, duran takibin yeni ilamın hüküm fıkrasına göre işle-me tabi tutulabilmesi için, icra dairesince yeniden “icra emri” tebliğine gerek yoktur.

Ayrıca belirtelim ki, “bozma kararı”ndan sonra verilen ve kesinleşen kararın mutlaka önceki takip dosyasına konularak işlem yapılması gerekir. Bu yeni karar, ayrı bir (ilamlı) takip konusu yapılamaz. Takip konusu ilam, Yargıtayca ö n c e “onandığı” halde, karar dü-zeltme istemi üzerine “bozulmuş” olabilir. Bu durumda da, İİK. mad. 40 hükmü uygulanır.

III-Borçluya -icra dairesince verilen yeni ilamın hüküm fıkrası gereğince- geri veril-mesi gereken mal harcanmış (istihlak edilmiş) ya da yok (telef) olmuşsa, malın ilamda yazılı olan bedeli, İİK. mad. 24/IV hükmü gereğince, alacaklıdan alınarak borçluya verilir.


İcra iade edilirken, üçüncü kişilerin iyiniyetle kazandıkları haklara zarar verilemez (İİK. mad. 40/III). Burada “iyiniyet”ten maksat, alacaklının haksızlığının üçüncü kişilerce bi-linmemesidir. Boşaltma ilamı üzerine, kiracı taşınmazı boşalttıktan sonra hüküm bozulur ve fakat bu arada mal sahibi taşınmazı üçüncü bir kişiye kiralamış bulunursa, üçüncü kişinin iyi-niyetli olup olmadığı hakkında eski ve yeni kiracılar arasında çıkacak uyuşmazlık genel mah-kemece çözümleneceğinden, icra müdürü icranın iadesini sağlamak için, üçüncü kişiyi taşın-mazdan tahliye edip, eski kiracıya borçluya teslim edemez.

Aynı şekilde, alacaklı, Yargıtayca bozulmuş olan hükmü -bozmadan önce uygulatarak- hüküm altına alınan şeyi ele geçirip üçüncü kişiye satmışsa, satın alanın o şeyi uyuşmazlık ko-nusu olduğunu bilerek aldığı iddiası, icra mahkemesinde değil, mahkemede incelenebilir. Ü-çüncü kişi aleyhine hüküm verilmedikçe, satın aldığı mal kendisinden geri alınamaz.

Bu durumda, icra müdürünün alacaklıdan taşınırın değerini alarak borçluya vermesi gerekir (İİK. mad. 24/IV).

Eğer ilamın bozulmasından önce hacizli mal satılmış (ve bozmadan sonra kesinleşen yeni hükümle borçlunun hiç borcu olmadığı saptanmışsa), alıcı takip alacaklısının gerçekten alacaklı olmadığını bilse bile, icradan satın almış olduğu mallar kendisinden -icranın iadesi yoluyla- geri alınamaz. Bu durumda, icra dairesinin, hacizli malın satış bedelinden alacaklıya ödemiş olduğu parayı alacaklıdan geri alarak, borçluya ödemesi gerekir. Yüksek mahke-me ; “eski malik lehine verilen tahliye kararının Yargıtayca bozulup, ‘davanın reddine’ dair verilen kararın kesinleşmesi halinde, kiracının eski malikin hukuki halefi olan yeni malike karşı icranın eski hale iadesini (yani; taşınmazın tekrar kendisine teslimini) isteyebileceğini” belirtmiştir…

İyiniyet asıl olduğundan (MK. mad. 3), üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu ileri sü-ren, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.

Takip konusu ilam bozulmadan önce, ilamda yazılı olan ve borçludan alınan para ala-caklı vekiline ödenmiş dahi olsa, takip konusu ilamın Yargıtayca bozulması üzerine, dosyadan ödenmiş olan para alacaklı vekilinden değil, alacaklıdan istenir. Paranın icra dosyasına geri verilmemesi halinde, parayı dosyadan almış olan v e k i l e karşı değil, a s ı l a l a c a k l ı y a karşı haciz işlemine başvurulur. Ancak, paranın iade edilmesi için alacaklı vekiline -vekil sıfatıyla- bildiri (muhtıra) çıkarılabilir…

IV-Maddenin “icranın durdurulması”na ilişkin birinci fıkrası gibi, “icranın iadesi” ne ilişkin fıkrası da, hem mahkeme ilamları hakkında ve hem de, icra mahkemesi kararlarının Yargıtayca bozulması halinde uygulanır.

İcra ve İflas Kanununun 366. maddesinin, 538 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki şeklinde, “nakız (bozma) kararı üzerine, icra ve iflas işlerinde 40. maddenin birinci fıkrası hükmü cari olur” (uygulanır) şeklindeki son fıkrası, 538 sayılı Kanun ile yapılan deği-şiklik sırasında “son fıkra esas itibariyle bugünkü son fıkra gibidir. Yalnız yeni tasarıyla bazı hallerde temyizin satışı durdurmayacağı kabul edildiğinden, 40. maddenin tüm olarak bura-da da kıyasen uygulanması gerekmektedir. Son fıkra ona göre yazılmıştır” şeklindeki g e - r e k ç e ile değiştirilerek “bozma kararı üzerine, icra ve iflas işlerinde 40. madde hükmü kıyasen uygulanır” şeklini almıştır.

V-Borçlu, “icranın iadesi”ni istemeye hak kazanmışsa ne kadar süre içinde bu istemini ileri sürmelidir? Doktrinde bu konu tartışmalıdır. Bir görüşe göre; “borçlu icranın iadesini istemeye hak kazandıktan sonra, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin (BK. mad. 66) bir yıl içinde” bu yönde bir talepte bulunmalıdır.

Diğer bir görüşe göre ise; “kanunda bu konuda bir süre öngörülmemiş olduğundan, BK. mad. 66’daki zamanaşımı süresi burada uygulanmaz.” Yargıtay, nisbeten yeni tarihli bir kararında “haksız iktisaba ilişkin hükümlerin (BK. mad. 66) burada uygulanmayacağı”nı belirterek, aksi doğrultudaki önceki içtihatlarından dönmüştür.

İİK. mad. 40’da icranın iadesi isteminde bulunabilmek için bir süre öngörülmemiş ol-duğundan, Yargıtayın son içtihadındaki görüşünün daha doğru olduğunu sanıyoruz.

VI-Maddede açıkça belirtildiği gibi, icranın iadesi için, ayrıca “mahkeme hükmü”ne gerek yoktur. Bu nedenle, borçlunun bu madde uyarınca icranın iadesini isteyecek yerde, ayrı-ca bir d a v a açmasında hukuki yarar yoktur. Açılan böyle bir davanın reddi gerekir.

VI-İcra müdürünün -İİK. mad. 40 uyarınca- “icranın iadesi”ni sağlayan ya da sağlama-yan işlemine yönelik ş i k a y e t l e r i n icra mahkemesince -icra takibinin uzamaması için- “evrak üzerinde incelenerek sonuçlandırılması” uygun olur.

Yüksek mahkeme “icranın iadesi halinde, iadesi gereken paraya, ‘icra dairesinden alındığı tarih’den ya da ‘ilamın kesinleştiği tarih’den değil, ‘paranın iadesi istemini içeren bildirinin alacaklıya tebliği tarihi’nden itibaren faiz yürütülebileceğini” belirtmiştir. Kanı-mızca, borçlu, bu faiz ile de karşılanmayan bir zararı varsa, bunu m a h k e m e d e ayrı bir dava (tazminat davası) konusu yapabilir.
Old 23-06-2014, 18:56   #8
tug.capar

 
Varsayılan

Sayın Meslektaşlarım,
İcra tehtidi altında alacaklıya ödenen ve sonrasında yapılan yargılama sonucunda borçlunun borçlu olmadığının tespiti (Yerel Mahkeme ilamının kesinleşmesi sonucunda)halinde İİK m.366 uyarınca yapılacak icranın iadesi yolunda icra dairesine ödenen rakam aynen geri iade edilmekte ve icra dairesi icranın iadesi yolunda alacaklıya ödeme yapılan tarih itibariyle faiz işletilmesini kabul etmemektedir. Yargıtay kararları da bu yöndedir. İcra Dairesi, İİK m. 366 uyarınca icranın iadesinde sadece borçlu tarafından ödenen tutarı faiz işletmeden aynen iade etmektedir. Faiz ise ancak alacaklıya gönderilen muhtıraya rağmen ödeme yapılmaz ise söz konusu olacaktır. Benim sorum ise şu şekilde, borçlunun borçlu olmadığının tespitine ilişkin yargılama 10 yıldan fazla bir süre almış ve ilam daha yeni kesinlemiş ise, borçlunun borcu olmadığı halde ödediği miktarın faizini alacaklıdan sebepsiz zenginleşme yoluyla talep edebilir mi? Ya da başka bir yol mümkün müdür? Şimdiden çok teşekkürler. Saygılar ....
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Her bir kat maliki eski hale getirme davası açabilir mi? AVUKAT AYŞE Meslektaşların Soruları 1 09-03-2008 19:19
eski hale iadeye ilişkin ilamların icrası mnokay Meslektaşların Soruları 1 04-11-2007 16:04
Eski Hale İade ve Tahliye lostris Meslektaşların Soruları 0 15-08-2007 13:57
eski hale iade mnokay Meslektaşların Soruları 1 30-04-2007 16:02


THS Sunucusu bu sayfayı 0,09911704 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.