Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

kadın-terk-aldatma-manevi tazminat

Yanıt
Old 24-12-2007, 10:38   #1
Ahmet Turan

 
Varsayılan kadın-terk-aldatma-manevi tazminat

Davacı kadın, önce kendisinden evli olduğunu saklayan erkekle karı koca gibi bir kaç yıl yaşadıktan sonra erkeğin terk etmesi üzerine bir ceza davası yoluna da başvurmaksızın kızlığımı bozdu, bekarım diyerek beni aldattı, toplum içine çıkamaz ayıplanır oldum, çok üzülüp yıprandım ve ayrıca tanık beyenlarıya da beni dövdü iddasıyla manevi tazminat isteyebilir mi?

saygılar

not: bu soruya KAHDEM alanına sorup sormamam gerektiğine karar veremedim.
Old 24-12-2007, 10:53   #2
ali ekmekçi

 
Varsayılan

değerli meslektaşım olayınıza hemen hemen benzer bir kararı gönderiyorum.İyi çalışmalar.
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 2003/4-55
K: 2003/100
T: 26.02.2003

TAZMİNAT
MANEVİ TAZMİNAT
GAYRİ RESMİ EVLİLİĞİN HAKSIZ BİÇİMDE SONA ERDİRİLMESİ
KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI
ÖZET: Resmi olmayan evlilik yasaların yasakladığı bir evliliktir. Davacının yaşının küçüklüğü ve olayın cezai yönüde düşünüldüğünde kızlık bozma davacıya yönelik ve yaşı gereği rızasının sonuca etkili olmayacağı bir haksız eylem niteliğindedir. Sırf bu halin varlığı dahi davacının kişilik haklarının zedelenmesine yol açtığından tazminat talep etmekte haklı olduğunun kabulü gerekir.
Davalı E.'in ileride evleneceği vaadiyle davacı ile karı-koca hayatı yaşadığı kızlığını bozduğu, davalı M.'nın bu resmi olmayan evliliği sağladığı ve bilahare davacının gerçekleştiği kabul edilemeyecek bir bahane ile evlilik hayatına son verildiği anlaşıldığından mahkemenin tazminata hükmetmesi doğrudur.

Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sultanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.10.2001 gün ve 2001/178-573 sayılı karann incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 01.04.2002 gün ve 2001/13026-2002/3866 sayılı ilamı ile; (...1-Dosyadaki yazılara, karann dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazian reddedilmelidir.
2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, davalı E. H. ile gayriresmi evliliğinin haksız biçimde sona erdirilmiş olması nedeniyle manevi tazminat istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının davalı E. H. ile resmi nikah yapılmadan evlenerek bir müddet bu şekilde yaşadıktan sonra ayrıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Davalılar ayrılmanın davacının kusurlu eylemi nedeniyle gerçekleştiğini ileri sürmüşlerdir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının da evde bulunduğu sırada yabana bir erkeğin evin içinde saklanmış halde yakalandığı, durumun polisçe de tesbit edilerek evde yakalanan şahıs hakkında işlem yapıldığı anlaşılmaktadır. Evde yakalanan şahıs davacının çağırması ile eve girdiğini söylemiş ve dinlenen davacı tanıkları da aynı olay sırasında davacının koşarak evden uzaklaştığını ve sonradan eve dönmediğini bildirmişlerdir. Bu durum karşısında davacının kendi kusurlu davranıştan sonucu evden ayrılmak zorunda kaldığı görülmektedir. Hiç kimse kendi kusurundan yararlanarak tazminat isteyemez. Davalıların evde yakalanan kişi hakkında şikayetçi olmamalan somut olayın varlığını ve davacının kusurunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmek!e,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı 02.03.2001 tarihli dava dilekçesinde kendisinin evlenme vaadiyle kızlığının bozulduğu, ancak arada anlaşmazlık çıkması üzerine, davalı tarafın yakalandığı söylenen üçüncü kişi ile anlaşmalı olarak bu olayı ortaya atıp, kendisini evden kovdukları ; bu durumun evliliğin gerçekleşmemesi için davalı yanca hazırlandığını iddia etmiş ve şerefini lekeleyen bu olay için hem de kızlığının bozulması, diğer davalının da vaktiyle olaya aracılık ve muvafakat etmesi nedeniyle her iki davalıdan 8.000.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
Davalılar vekili; davacının müşterek oturdukları eve S. Ç. isimli şahsı aldığını yabancı bir erkeğin eve girip çıktığının komşular tarafından belirtildiğini, E. H.'ın babası M. H.'ın tanık listesinde adı geçecek A. B. tarafından bu konuda uyarıldığını ve bunun üzerine oğlunun ve gelininin müşterek evine giden M.H.'ın evin yatak odasında S.Ç. isimli kişiyle karşılaştığını ve bu kişinin cüvenlik kuvvetlerinin gelmesi ile gözaltına alındığını, davacının babasına, dayısına ve amcasına da carumun bildirildiğini, tüm mahalle sakinlerinin bu aurumu gördüğünü, müvekkilinin itibarının sarsıldığını, gerek tarafların yaslarının küçük olması ve gerek aralarındaki akrabalık ilişkisinin bulunması ve gererse cana fazla manevi zarara uğramamak için şikayetçi olmadıklarını , davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; Tarafların, aile nüfus kayıt tabloları getirilmiş, mali ve içtimai durumları araştırılmış, davacının evinde yakalanan Savaş Çalışkan isimli şahsın ve müşteki Mustafa Asbal'ın polisteki beyanları, Polisçe Şişli Cumhuriyet Bassavahğına.hazırlık evrakının gönderilmesine ilişkin 17.08.2000 tarihli üst yazı "ve'SisIi 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 04.09.2000 gün ve 2000/1556-1188 sayılı kararının fotokopileri dosya arasına alınmış, taraf tanıkları dinlenmiştir. Sonuçta da; "Taraflar fiilen evlendikleri tarihte reşit olmayıp davacı anne ve babanın muvafakati ile davalı ise Hakim kararıyla evlenecek yaştadırlar. Bu inanç ve düşünce içerisinde davacı G. davalı E. beraber olmuş ileride yuva kuracağı düşüncesiyle onunla ilişkiye girmiş, davalı ise evlenme vaadiyle kızlığını bozmuş bu durum davacının beraber olduğu tarihte dikkate alındığında rızaen alıkoyup ırza geçme suçunu oluşturduğundan bakire bir kız olarak davalının hanesine giren davacının dul bir bayan olarak çıkması ve kızlığının bozulması kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmiş, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, saldırının derecesi, işleniş şekli dikkate alınarak manevi tazminata hükmetmek gerekmiştir."Gerekçesiyle Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 2.000.000.000 TL manevi tazminatın M. H.'dan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, ...davacı G. B.'nın fiili düğün yapma tarihinde 18 yaşından küçük olması nedeniyle rızaen alıkoyup ırza geçme suçlarından taraflar hakkında takibat yapılması için karar örneği, duruşma tutanakları ve taraftarın nüfus aile kayıt tablolarının tasdikli birer suretlerinin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, karar verilmiştir.
Davalılar vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davalılar vekili temyiz etmektedir.
Dava, kişilik haklarına saklından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacının isteği; kendisi gibi yaşı küçük olan davalı ile resmi nikahları ileri bir'tarihte yapılmak üzere ailelerin isteğiyle gayri resmi olarak evlenmelerine rağmen henüz resmi nikah yapılmadan namusuna yönelik iftira atılarak evden kovulmuş olması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesidir.
Dosya kapsamına göre, Trabzon ili A. ilçesi Y. Mahallesi nüfusuna kayıtlı 01.04.1983 doğumlu Davacı G. ile Erzincan ili R. ilçesi K. nüfusuna kayıtlı 30.04.1984 doğumlu Davalı E. yaşları küçük olduğu için aileleri tarafından resmi nikahları daha sonra yapılmak üzere gayrı resmi olarak evlendirilmiş, davacı ve davalının resmi nikah olmadan gerçekleşen bu evliliklerinin devamı sırasında davacı kadın eve erkek aldığı iddiası karşısında evi terk etmiştir. Davacı ile davalının müşterek evinde 16.08.2000 günü yakalanan ve polisçe evden çıkarılan bu erkek hakkında gayrı resmi eş ya da kayınpeder şikayetçi olmamışlar, davacının da bu olay nedeniyle beyanı alınmamıştır. Gündüzleyin konut dokunulmazlığını ihlal suçlamasıyla Cumhuriyet Savcılığınca açılan dava Şişli Sulh 2.Ceza Mahkemesinin 04.09.2000 gün ve 2000/1556-1188 sayılı kararıyla dosyada M.'nın(Davacınm kayınpederi) açıkça şikayetinin olmadığını bildirdiği, G. ve eşinin de şikayet olanaklan ve 6 aylık şikayet süresi bulunduğundan CMUK.253. maddesi gereğince davanın durmasına karar verilmesiyle sonuçlanmıştır.
Dosya kapsamı ile sabit oian husus davacı ile davalı E.'in yasalarımızın öngördüğünün aksine, hatta yasakladığı biçimde ve daha evlenme yaşı gelmediği halde küçük yaşta her iki tarafın aileleri tarafından resmi nikah olmaksızın evlendirildikleridir. Bu resmi olmayan evlilik tanık beyanlarının da beyan ettiği gibi değişik nedenlerle uyumlu geçmemiş, sonuçta eldeki davada ileri sürülen olaylarla da sonlanmıştır. Davacının kızlığının bozulduğu tarafların da kabulünde olan bir husus olup, resmi evlilik geçirmeksizin toplum içinde dul olarak nitelendirilecek duruma gelmiştir. Yaşının küçüklüğü ve olayın cezai yönü de düşünüldüğünde kızlık bozma davacıya yönelik ve yaşı gereği rızasının sonuca etkili olmayacağı bir haksız eylem niteliğindedir. Sırf bu halin varlığı dahi davacının kişilik haklarının zedelenmesine yol açtığından tazminat talep etmekte haklı olduğunun kabulü gerekir.
Olayın diğer yönüne gelince ; davacı resmen evli değildir. Ortada olayın bir boşanma davası gibi değerlendirilmesi, kusur durumu ve tazminat yükümünün buna göre ele alınmasını gerektirir unsurlar bulunmadığı gibi davacının bir şahsı eve aldığı iddiası davacıyı da yaralamış, bu hususu da ifarde ederek eldeki davayı açmıştır. Davacı bu olayın resmi evliliğin yapılmaması için davalı yanın dahil olan bir olay olduğu ve bu nedenle de kişilik haklarının zarar gördüğü iddiasındadır. Davacının resmi olmayan evliliği hukuksal anlamda söz konusu olmayan ancak böyle bir evliliğe de yol açan toplumsal değerlerin sadakat borcu yüklediği bir evliliktir. Herne kadar bir kısım tanıklar, davacının evde bulunduğu sırada gundüzleyin evde bir yabana erkeğin yakalanmış olması nedeniyle evden koşarak uzaklaştığını ve tekrar eve dönmediğini bildirmişlerse de incelenen hazırlık evraklarına göre evde yakalanan S. Ç. adındaki kişi ifadesinde; yoldan geçerken tanımadığı bir bayanın kendisini işaretle evine çağırması üzerine eve gittiğini konuşmaya başladığı sırada kayınpederi gelince davacının kendisini yatağın aitına saklad'ğmı bildirmiştir. Davalının sabası aiğer davaiı M. A.'ın da hazırlık ifadesinde bu kişiden şikayetçi olmadığını beyan ettiği görülmekledir, hayatin olağan akışı itibariyle yeni evli ve yaşı küçük genç bir kadının aynı binada gayriresmi eşinin ailesi oturuyorkenr yoldan geçen hiç tanımadığı bir erkeği eve çağırması bu kişinin evde yakalanmasına rağmen eşinin yada kayınpederinin şikayetçi olmaması açıklanabilir bir davranış biçimi de değildir. Kaldı ki bu olay nedeniyle davacının beyanı alınmamış olup, olaya bir açıklama getirmesi de sağlanmamıştır. Bu nedenle yerel mahkemece davalı tarafın savunmasına ve tanıkların anlatımlarına itibar edilmemiş olması doğrudur. Özel dairenin tazminat istenemeyeceği yönündeki kabul şekline dosya kapsamına göre katılmak olanaklı değildir.
Sonuçta; Davalı E.'in ileride evleneceği vaadiyle davacı ile karı koca hayatı yaşadığı kızlığını bozduğu, davalı M.'nın bu resmi olmayan evliliği sağladığı ve bilahare davacının gerçekleştirdiği kabul edilemeyecek bir bahane ile evlilik hayatına son verildiği anlaşıldığından mahkemenin tazminata hükmedilmesi gerektiği yönündeki direnmesi yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları incelenmemiştir.
O halde dosyanın manevi tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın manevi tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının tetkiki için 4.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 26.02.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Old 24-12-2007, 13:06   #3
Ahmet Turan

 
Varsayılan

Değerli meslektaşım öncelikle teşekkür ederim.

Ancak bizim olayımızda erkek evli. İkinci bir evliliği yasa korumaz ve bu durum kamu düzenine ilişkindir. İkinci olarakta kızın yaşı 18 den çok büyük ve rızasıyle beraber olarak kızlık bozulmuş bu yönlerinden hiçbirinden şikayet bulunmamaktadır.
Old 24-12-2007, 13:50   #4
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Ahmet Turan
Davacı kadın, önce kendisinden evli olduğunu saklayan erkekle karı koca gibi bir kaç yıl yaşadıktan sonra erkeğin terk etmesi üzerine bir ceza davası yoluna da başvurmaksızın kızlığımı bozdu, bekarım diyerek beni aldattı, toplum içine çıkamaz ayıplanır oldum, çok üzülüp yıprandım ve ayrıca tanık beyenlarıya da beni dövdü iddasıyla manevi tazminat isteyebilir mi?

saygılar

not: bu soruya KAHDEM alanına sorup sormamam gerektiğine karar veremedim.

Sayın Ahmet Turan,

Bildiğiniz üzere, evliliği gizlemek hile olarak değerlendirilebilir ve bu anlamda haksız fiil temelinde hile nedeniyle açılacak manevi tazminat davasını BK.60. madde kapsamındaki süre içinde açabilir.

Yine malumunuz gibi BK.49. maddenin 2. fıkrasında; Hakim, tazminata hükmederken ve tutarını tayin ederken, "tarafların sıfatını", işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da gözetir.Hatta 3. fıkraya göre tazminat yerine kınama kararı da verilebilir.

Erkeğin eylemi "kızlık bozsun ya da bozmasın" bekarım demek suretiyle aldatarak aynı evde yaşamaya ikna etmesi temelinde (eğer kadının anlatımı doğruysa) hukuka aykırı bir eylem olup, kanaatimce tazminata neden olabilir.

Erkek, kadının beyanının aksini tanık ifadeleriyle ispatlayabilir. Ancak öncelikle kadın iddiasını ispatlamak zorundadır. Bu anlamda tanık da elbette ki deiller arasındadır. Takdir yüce mahkemenindir.
Old 24-12-2007, 14:21   #5
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Kişilik hakkının ihlali varsa, tazminat söz konusudur.

Olayda,erkeğin evli olduğunu saklaması ve kadının,sonradan evli olduğunu öğrenmesi dahi bu ilişkiyi yeni şartlarıyla gögüslemeye mecbur bırakıldığı anlamına gelir ki yine kişilik haklarının ihlali vardır.

Kadın bu ilişkinin bitmesinde kusursuz ise, tazminat alabilmeli diyorum.

Saygılarımla.
Old 26-12-2007, 13:06   #6
avukat-21

 
Varsayılan

Kadın tazminat alabilir--erkeğin evli olduğunu saklamış olması ve kadın ile ilişkiye girmiş olması kadın açısından kişilik haklarının ihlalidir...Kadın erkeğin evli olduğunu bilse idi,böyle bir ilişki yaşamayacaktı--aldatma sözkonusu--topluma ve çevresine karşı küçük düştü manevi zarara uğradı vs...iddialarında bulunabilirsiniz...Bekaretimi bozdu ise yine yukarıda yazdığım gibi,evli olduğunu bilseydi ilişki yaşamayacaktı ve dolayısıyla,ileriki yaşamında sağlıklı bir evlilik (Türk toplumunun değer yargıları da düşünülür ise..) yapabilecekti...Evli erkekle evlenmeyi düşünüyordu .....................................
Old 27-12-2007, 15:41   #7
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Ahmet Bey ;

Kadının iddiasına göre,önceden evli olduğunu gizleyen erkek ile,daha sonradan evli olduğunu öğrenerek birkaç yıl birlikte yaşamış. Yani hukuka aykırı bir eyleme sonradan bilgisi ve eylemi ile katılmış bir kadın sözkonusu. Yargıtayın,bu konuda çok değerli ve isabetli görüşlerle tesis ettiği ve hakikaten hem adalete,hem topluma,özellikle Türk kadınına örnek teşkil edecek ve yol gösterek çok güzel kararları ve anlatımları var :
-----------------------------------------------------
" Hukuk düzeninin koruduğu kişisel haklarının,özgür iradesi ile isteyerek çiğnenmesini sağlayan ve böylece suç (hukuka aykırılık)niteliğinde(zina suçundan bahsediliyor,karar tarihindeki TCK hükümlerinde zina suçu yeralmaktaydı)bir davranışta bulunan kişinin bu davranışı şu yada bu şekilde sona erdikten sonra dönüp,kendisinin isteyerek çiğnettiği hakların karşılığı olan tazminat isteğini ileri sürmesi objektif hak dengesine uymaz."
4 HD 20.3.1978 3137/3803
--------------------------------------------------------
" Özüne dokunulmayacak temel haklardan olan yaşama,maddi ve manevi varlığı geliştirme hakkının gerçekleştiği alanlardan biri de,Anayasa"nın Sosyal Hak Ve Ödevler bölümünde madde(35)te yeralan ve toplumun temeli sayılan ailedir. Ailenin,ananın,çocuğun korunması için gerekli (tedbirler)in alınmasını buyuran bu kuralın gereği Medeni Yasanın 97 ve sonraki maddelerindeki buyruklarla sağlanmağa çalışılmıştır. Burada yeralan ve bilinen buyruğa göre tek evlilik esastır. Bu ilke Cumhuriyet"in temel ilkelerinden biridir.Bu doğrultuda kurulduğu sürece,aile hukuk düzenine uygun ve anayasanın inancası altındadır.

...

Medeni Yasanın 27,28.maddesi ile sağlanan koruma da bu doğrultuda gerçekleşen haklara yöneliktir. Bu düzenle bağdaşmayan davranışların zararlandırıcı sonuçları hukuk düzeninin koruması altında değildir.Bu nitelikli davranış ve durumlar yalnız hukuk düzeni dışında kalması bakımından ve korumadan yoksun bulunması yönünden hak sayılmamakla kalmaz,hukuk düzeni bu durum ve davranışı koruma dışında kalmış bir manevi varlık olarak da tanımaz.Aksi görüşün kabulü hukuk düzeninin izin vermeyip yasakladığı,suç sayılabilecek(hukuka aykırı) davranışların bir değer olarak tanınmasını ve daha ileri giderek korunmasını isteme anlamına gelir.
...

Bu nedenle davacının manevi tazminat isteme hakkı yoktur.

HGK 8.11.1974 l971/4-607-1156
---------------------------------------------------------

Bunun dışında,evli erkekle evli olduğunu bilerek birlikte olan bir kadının,birlikte olduğu erkeğin resmi nikahlı eşine karşı,resmi nikahlı kadının manevi çıkarlarını ihlal ettiği,aile değerlerini çiğnediği ve aileden beklemekte hakkı bulunan mutluluk beklentisine ve hakkına,aile değerlerine ve çıkarlarına zarar verdiğinden bahisle manevi tazminat ödeme borcu vardır. Bu ve benzeri olaylarda,resmi nikahlı eş,gerek kendisini aldatan kocasından,gerekse onunla birlikte olarak/yaşayarak aile bağlarına zarar veren ikinci kadından manevi tazminat isteme hakkına sahiptir. Bu konuda da 4. HD nin içtihatları vardır.( 4 HD 15.2.1988 8959 E. 1410 K. V.B.)
Old 27-12-2007, 19:55   #8
Ahmet Turan

 
Varsayılan

Sayın Olguner yazdıklarınıza ben de kısaca tesam etmiştim.Şöyle demiştim "Ancak bizim olayımızda erkek evli. İkinci bir evliliği yasa korumaz ve bu durum kamu düzenine ilişkindir. İkinci olarakta kızın yaşı 18 den çok büyük ve rızasıyle beraber olarak kızlık bozulmuş bu yönlerinden hiçbirinden şikayet bulunmamaktadır."..

Ancak dava bu gün sabah karar bağlandı. Tazminat çıktı.
Old 27-12-2007, 21:18   #9
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Ahmet Bey ;

Dosya kapsamı ve deliller,olayların gelişimi ve özellikleri,kusur dağılımları itibariyle davacıya manevi tazminat verilmiş olması doğru olabileceği gibi,mahkeme kararı bu verilere aykırı ise ,yukarıda yazılı içtihatlar ve yansıttıkları görüşlere dayalı temyiz başvurusu üzerine Yargıtayca yapılabilecek değerlendirme sonucu tazminata ilişkin hükmün yasalara ve yukarıdaki içtihatlarda açıklanan hukuki ilkelere aykırı bulunup bozulması ihtimal dahilindedir.

Hatta,davalı kocanın resmi nikahlı eşinin,davacı bayana dönerek "asıl sen benim kocamı elimden aldın,mutluluğuma,aile birliğime zarar verdin,bu haksız fiilin nedeniyle manevi zarara uğradım,manevi tazminatımı isterim diyerek dava açması halinde davasını kazanma ihtimali yüksektir : Bu durumda davaların birleşmesi veya davacı bayanın ,kendisine karşı açılacak manevi tazminat davası sonucunda ayrı bir tazminat ödemeye mecbur kalması mümkün olabilecektir :
--------------------------------------------------------------------------------------------

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI :

Evlilik dışı ilişki kuran eşin,öbür eşin kişilik haklarını ihlal ettiğinde duraksama yoktur.Bunun gibi,eşlerden biriyle evlilik dışı ilişki kuran ve böylece evliliği zedeleyen üçüncü kişi de öbür eşin kişilik haklarına saldırmış olur.Gerçekten üçüncü kişi,başkalarının evliliğine saygı gösterme yolundaki genel ödevi ihlal etmiş sayılır ve ilişki kurduğu kişinin eşine karşı manevi tazminat borcu doğar.

Evli kadın,kocası ile birlikte olan ikinci eş aleyhine açabileceği manevi tazminat davası ile,durumdan üzüntü duymuş ise, haksız fiil teşkil eden bu eylem nedeniyle manevi tazminat ta isteyebilir.

" Her iki davalının birbiri ile zina ettikleri,kesinleşen boşanma ilamı ile sabittir.Davalıların davranışları Medeni yasa ile beliren aile hukukuna ağır ve haksız bir tecavüz teşkil ettiği halde,uygun bir manevi tazminata hükmedilmemesi BK nun 49. maddesi hükmüne aykırıdır."
4 HD 28.5.1968 6464-4587
-----------------------------------------------------------------
Aynı doğrultuda : 4 HD 21.4.1972 4576-3664
4 HD 18.11.1976 115-10051
------------------------------------------------------------------
" Davacı,davalı kocasının diğer davalı ile karı koca gibi yaşadıklarını,kendisinin bu durumdan üzüntü duyduğunu,bu nedenle 2.000.000 Tl. manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
... Evlilik birliğinin sağladığı manevi çıkarlar ve mutluluk kişinin manevi değerlerinden olup kişilik haklarının koruması altındadır.Davacının bu kişisel değerleri ağır saldırıya uğramış olmakla BK m 49 da sayılan unsurlar oluşmuştur.
O halde davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş olması yasaya uygundur." 4 HD 15.2.1988 8959-1410
Old 28-12-2007, 09:34   #10
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Hatun Hanım olayı zorlamayın, davayı ben kazandım zaten. Temyiz edin efendim, temyiz edin!
Old 28-12-2007, 09:47   #11
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Saim Bey ;

Bu savunma yapılmış olsaydı,acaba sonuç değişir miydi bilmiyorum,ama temyiz sonucunu da merak ediyorum.

Ayrıca davalı kocanın resmi nikahlı eşinin de,manevi tazminat davası açmasını çok isterim,o zaman tazminat alacağı ile borcunun mahsubu meselesi çıkabilir.

Konu çok güzel,uygulama alanı geniş,ama nedense hep dağdan gelip bağdakini kovan ve asıl haksız olan ikinci/üçüncü v.s. kadınlar kocaya dava açıyor. Asıl mağdur kadınlar sessiz,haklarını bilmiyor. Ben,ikinci,imam nikahlı kadınlara karşı resmi nikahlı kadının manevi tazminat isteme hakkı olduğunu danışanlara hep izah ediyorum,bu uygulamayı yaygınlaştırırsak çağdaş hukuk ve asıl adalet adına anlamlı bir çabaya destek vermiş olacağız. Somut bu konu vesilesi ile genel kanaatlerimizi ve doğruları birlikte hatırlamak ve farklı boyutları ile olayı ele almak iyidir. Ahmet Bey"e gerekmesi halinde,yazdığım içtihatların fotokopilerini (kitaplarımda mevcutlar,içtihat programım yok)iletebilirim.Temyizde faydalı olabilirler.
Old 28-12-2007, 11:16   #12
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Aman dikkat edin bence, çünkü ikinci, üçüncü, dördüncü vbg. eşlerin dernek kurup, saldırıya geçmesi zor olmaz. Çünkü ilk eşi bastırıp, ikinci eş olmak kolay bir şey olmasa gerektir. (Kanaatimce)
Old 28-12-2007, 12:00   #13
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Evet Saim Bey ;haklısınız : Dernek kurmalarına gerek te yok,çünkü şu anda tüm Türkiye sathında,her eve lazım kabilinden,ikinci,üçüncü,v.s.kadınlar,gayet haklı ve aldatılmış,mağduru oynayan geniş bir kitle halinde aynı argümanlarla topluma dönerek ağlıyorlar :

" Bana karısını boşayacağına söz verdi,kandırdı,onunla aynı evde imam nikahlı yaşamayı kabul ettim(!),ama aradan yıllar geçti,karısını boşamadı,benden de vazgeçmedi,ben artık dayanamıyorum,karısı da şirret,sırf adama ve bana acı çektirmek için boşanmıyor,çocuklarını bahane ediyor"
repliği ile dert yanmaktalar.. Yani ulusal yaygınlığı olan tabii bir dernek halindeler : Adamlar suçlu,karıları suçlu,çocukları suçlu,yalnızca bu sonraki,nikahsız,üstelik güvenip çocuk yapmış kadınlarımız mağdurlar... Hukuk düzeninin ve toplumun bu haksızlığa(!) dur demesi lazım. İlla ki dernek mi kursunlar?Üstelik öyle bir dernek kurarlarsa, karşılarında en başta THS ni bulacaklarını bilsinler.
Old 28-12-2007, 14:29   #14
Ahmet Turan

 
Varsayılan

Sayın Olguner size tamamen katılıyorum.
Öte yandan resmi nikahlı eşin metrese karşı tazminat davası açması halinde durum ne olacaktır. Ben de zaten aldatıldım nerden bileydim bunun evli olduğunu şeklinde savunma yapabilir. Ama biliyorsa veya bilebelicek durumda ise bu durumda bence eş davayı kazanmalıdır.

somut davamızın ise temyiz sonucunu açıklayacağım.
Old 28-12-2007, 17:00   #15
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Ahmet Bey ;

Somut olay sizin dosyanızda.Müvekkiliniz ve karısı,bu bayanın evlilikten haberdar olup olmadığını bilirler.Zaten bilgisi var ise sorumluluğu doğacaktır. Ama sorunuza başlarken,önce evli olmadığını bilmediği adamla birkaç yıl birlikte yaşadığından sözetmişsiniz : Bu ifadeden,sonradan öğrendiği anlaşılıyor,ayrıca,birkaç yıl birlikte yaşadığı bir insanın evli olup olmadığını hayatın mutad akışına göre anlaması ve bilmesi beklenir. Zaten bildiğine dair güçlü delillerin bulunması da büyük ihtimal dahilinde. Ben,resmi nikahlı ve aldatılan,asıl mağdur eşlerin ,evlilik kurumuna ve başka bir kadının,çocuklarının ve toplumun en önemli ögesi olan ailenin değerlerini saygısızca çiğneyen ve böylece hem kendine,hem bu değerlere zarar vererek metres/sevgili veya özgürlük inancı ile kayıtsızca,kocaları ile birlikte olan/yaşayan kadınlara karşı manevi tazminat davası açmalarından yanayım. Hukuk düzeni asıl mağduru korumalıdır. Kendisi haksız olan ve başkalarına haksızlık yapan bir kişinin mağdurluk iddiasında bulunamaması gerekir.
Old 28-12-2007, 23:04   #16
Ahmet Turan

 
Varsayılan

Ben de katılıyorum bu görüşlerinize.
Old 28-12-2007, 23:36   #17
üye8180

 
Varsayılan

İkinci kadını çarçabuk suçlu ilan etmiş bazı meslektaşlarımız. Resmi nikahlı kadının, kendisini aldatan kocası hakkında kullanabileceği hakları var. İki eşli hayata katlanmak istemezse gider aile mahkemesine boşanır. Nafaka, maddi-manevi tazminat, mal rejimi tasfiyesinden doğan katkı payı-katılma alacağı talepleri yüksek olasılıkla kabul görür. Peki ikinci kadın. Üstelik çocuklar da varsa. Erkek sıkılıp ikinci kadını hatta çocukla beraber kapının önüne koyduğunda ne yapılması gerekir ?Ülkemiz gerçeklerini görmezden gelip hukukçu kimliğimizle 'kendi düşen ağlamaz ' diyerek çarçabuk yok farzedebilecek, adeta öcü gibi gösterebilecek miyiz ikinci kadını. Özellikle imam nikahının hala resmi nikahın üzerinde bir yerlerde genel kabul gördüğü bölgelerde. Mesela tecavüze uğrayamaz mı bir genç kız, veya hile ile şantaj ile, maddi-manevi baskı ile, ilişki başladıktan sonra namus, töre korkusu ile, 'beni artık kim alır, ben bir çürük elmayım ' inancı ile evlilik dışı ilişkiye istemeye istemeye devam etmeye zorlanamaz mı ? Böylece ,bir süre sonra ,yaşadığı hayat kendi gerçeği, kendi doğrusu olamaz mı ? Evlilik dışında dünyaya gelen bir çocuk, evlilik içinde doğan çocuktan daha az mı korunmalıdır ? O da annesiyle beraber suçlu ilan edilmeli midir?Hukukçu hukukla bağlıdır, kuralcıdır ama toplumsal gerçekleri de görmezden gelmemelidir. Bence her insanı kendi şartları içinde değerlendirmelidir. Evet bence haksız durumda olan bir kişi de mağdur olabilir, mağdur olduğunu iddia edebilir. Kimsenin ağzını bantlayamayız ya.
Old 29-12-2007, 15:50   #18
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

İkinci kadını çarçabuk değil,epey düşündükten sonra ,kendi hatalı tercihi ile,başkasının aile birliğine bilerek zarar verme pozisyonunda olduğu durumla ilgili olarak hatalı bulan yukarıdaki açıklamalar yapıldı. Kendisi de aldatılmış,kandırılmış,tuzağa düşürülmüş ikinci kadının,uğradığı haksızlıklar karşısında tabii ki korunmaya değer hakları vardır. Ama bu haksızlığı kendisi davet etmişse,ki ikinci kadın vakalarının %90 ında evli olduğunu bilerek erkekle ilişkiye girme oranı olduğunu tahmin etmek zor değil;belki % 10 luk kısmı bilmeden,aldatılarak,evli olmadığına inandırılarak erkekle ilişkiye girmektedir.
Ama yaygın olan durumlara göre ve kadının bilerek,isteyerek,sonradan öğrense bile öğrenme tarihinden itibaren haksız konumunu sürdürerek devam ettiği ilişkilere göre kişisel ve hukuki görüşler belirtilmiştir.Bu ihtimaller için Yargıtay Genel Kurul ve dairelerinin,ikinci kadının onur ve tavırlarının,tercihlerinin,haklılık,haksızlık konumlarının toplumsal,yasal,anayasal düzen içindeki irdelemesi çok güzel bir şekilde yapılmış. Bu kararlar,ikinci kadının da onurunu korumakla ilgili kendisine düşen görevleri hatırlatmaktadır.

İkinci kadınların tamamına yakını,evli olduğunu bilmiyordum,beni kandırdı,demek suretiyle çoğu kez gerçekleri saptırmaktadır,ülke gerçeklerine ve hayatın olağan akışına göre öyle bir ilişkiye girdiği erkeğin evli olduğunu bilmesi,öğrenebilmesi çok kolaydır. Ama bilse bile ilişkiye girmekten kaçınmayan,hesap sorulduğunda ise dönüp resmi nikahlı eşe ve topluma " hata benim değil,kocasına sahip çıksaydı,adam mutlu olsaydı,benim değil onun yanında olurdu" gibilerinden meydan okuyan ikinci kadın vakaları en yaygın olanlar. Pervasız,hesapsız,birkaç yıl sonra durumundan şikayet eden ve hem kendi yaşantısına,hem başklarının aile yaşamına bilerek zarar veren bayanlar büyük çoğunluktadır. Bilmeyenleri insanen ve hukuken koruyacak görüşler ve uygulamalar,haklar zaten vardır. Ayrıca erkek mutsuz ise ve aile yaşantısındaki bu mutsuzlukta karısının boşanma kararı verilmesine yeter kusuru var ise,boşanma davası açar,yasal ve medeni şartlarda boşanır ve daha sonra dilediği ikinci,üçncü,... evliliklerini,ilişkilerini yaşayabilir.

Ama,ilk eşi,böyle bir durumda boşanma davası açmaya zorlamak veya bu durumda ona yol göstermek,evlilik birliğinden vazgeçmesini beklemek te hukukçunun görevi değildir. Hiçkimse evliliğinden ve eşinden,çocuklarının çıkarlarından vazgeçmek zorunda değildir. Kocasını,müsaade ederseniz affetme hakkı vardır. Hukukçunun bir görevi de toplumun ve devletin temellerinden olan aile düzenini ve değerlerini olabildiğince korumak ve aile birliğine hukuksal,eylemsel destek vermektir.Burada yapılan aile kurumuna ve kavramına destek olmak üzere,bu düzene kasten zarar veren unsurlara işaret etmek ve bunlara karşı hukuki savunma mekanizmalarını hatırlatmaktır. Bu çabaya meydan okumak hukukçudan beklenecek bir katkı değildir.
Old 29-12-2007, 18:15   #19
advokat34

 
Varsayılan Sevgi gerçeği bu kadar yadsınmamalı!!

Konuyla ilgili ama biraz daha genel bir katkı yapmak istedim.
Hukuk, kaynağını toplumsal ilişkilerden alır. Yoksa hukuk katı normlar bütünü değildir. Eğer toplumsal ilişkilerimizde sıkıntı varsa bu sıkıntıların çözüm yolu yine hukuk olacaktır. O halde hukuk, bir yandan kaynağını toplumsal ilişkilerden alırken diğer yandan da bu ilişkileri denetleyen bir nevi denetim kurumu niteliğindedir. Bunları söylememdeki kasıt, yukarıda bahsedilen türde ilişkilerde kadını veya erkeği suçlamak yerine bu konudaki toplumsal yetersizliklerimize dikkat çekmektir. Hepimizin malumudur ki, görücü usulü evliliklerin ağırlıkta olduğu toplumumuzda, sayısız mutsuz evliliklere tanık oluyoruz. Bu tarz yanlış/mutsuz evlilklerde eşlerden birinin (kadının tarihsel diyalektiği gereği bu tarz bir özgürlüğü olamadığı için genellikle erkeğin), aradığı sevgiyi bulduğu yerde kalması da olağan karşılanmalıdır. Ben 2. veya 3. kadın/erkek değil kişinin özlemini duyduğu sevgiyi bulduğu adres olarak değerlendirilmelidir inancındayım. Hayatın her aşamasında her zaman ihtiyaç duyulan ve olmazsa olmazı olan sevgi kavramı, tüm insanların hayatlarının vazgeçilmezidir. Hiç kimse sırf başkasına (eşine veya 3.şahsa) zarar vermek için 2.bir ilişki yaşamaz bence. Çevremizde çokça gördüğümüz gibi, ne yazık ki meşur deyimle saçını süpürge etmek te böyle bir boşluğu kapatmaya yetmiyor. O halde toplumumuzun bir gerçeği olan bu tarz ilişkilerin bu denli yaygın hale gelmesinde, bireylere inmek yerine, hala evliliği hayatın olmazsa olmazlarının en başına koyan ve bu tür aşılamalarla insanların genç yaşlarda ya da görücü usulü evlilikler içerisinde bir süre sonra evlilik adı altında iki kişilik yalnızlıklar yaşayan bir toplum haline gelmesindeki sıkıntıları görmek ve sağlıklı ve mutlu aile kavramı için, evvela bu tür toplumsal eksikliklerin giderilmesinde hem birey hem birer hukukçu olarak üzerimize düşeni yapmalıyız. Yoksa kadını veya erkeği suçlamak veya tazminatlar bazında bu sorunların çözümü imkansız tabi. Hepimiz biliyoruz ki, bu tarz ilişkilerde ne kadın ne de erkek suçlu! (Kötüniyetli istisnaları ayrık bırakmak lazım!)
Old 31-12-2007, 10:03   #20
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Eylül Hanım ;

Gerçekten konunun gerçekçi ve duygusal,haklı yönlerini de irdelemeye yarar bir noktaya temas etmişsiniz. Bir konunun farklı açılardan ve yönlerden değerlendirilmesi ve aslında her olayın çok yönlü,çok boyutlu olduğunun,her boyutunun ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilmesinin gerekliliğinin ve bu yönleri bir arada değerlendirmenin daha doğru olacağı gerçeğinin de altını çizmişsiniz.

Sevgi gerçeğini yadsımak değil amacımız : Eğer duygular değişmişse,bunun duygusal,yasal şartlarına uyarak;karşı tarafı incitmeden,ekonomik ve sosyal şartlarına destek olarak ve onun da bu zor duruma alışmasını sağlayarak ve duygularına insanca değer vererek gerçeği kabul etmesini sağlamak. Eğer ikinci,üçüncü,v.s. bayan gerçekten karşısındaki erkeği seviyor ve ilişkisine güveniyorsa,hukuk düzeni içindeki haklara,değerlere,karşısına aldığı resmi nikahlı eşin,bu olaydan gördüğü,görebileceği zararları karşılamaya da hazır olmalı : Bedel ödemesi gerekiyorsa ödemeli.(Ki,yukarıda özetleri yazılı Yargıtay karar ve görüşleri,ikinci kadının resmi nikahlı eşe karşı ahlaki ve yasal sorumluluğu bulunduğunu,manevi tazminat borcu ile yükümlü olduğunu,dayanakları ile birlikte açıklamaktadır.) Her duygunun, düşüncenin,davranışın,başkalarının haklarını etkilemesi halinde bir karşılığı,müeyyidesi,bedeli olduğunu kabul etmek,sevgi gerçeğini yadsımak olmaz. Durumu çok yönlü ele alıp,her yönü ile sonuçlarını,herkesin haklarını ve duygularını kendi açılarından değerlendirmek olur ki,buna da adalet denir.

Evli olup eşine sadakat borcu olduğu halde başka biriyle ilişkiye giren erkek te bu sadakat borcunu ihlalin bedelini ödemeye hazır olmalı,ikinci,üçüncü v.s. kadın da. Böylece,aldatılan eşin manevi olarak yaşadığı üzüntüleri atlatmasına da yardımcı olacak iki ayrı tazminat,onların da vicdanen daha rahat etmesini sağlar.

Ama yine sizin dikkat çektiğiniz toplumsal şartlara ve gerçeklere,yaşantılara ve yaşananlara baktığımızda ; saygıya değer bir ikinci vakaya rastlamakta zorlanırız :

Erkekler çoğu kez evliliğinden vazgeçmeden,sırf yeni heyecanlar ve değişiklik düşüncesi ile,çok ta duygusal temellere dayanmayan arayışlarla ikinci,üçüncü,v.s. bayanlarla ilişkiye geçmekte,hem eşine hem de bu bayanlara çok saygı ve sevgi içermeyen tavırlarla ikisini kullanmakta ve muallakta bırakmakta. İkinci bayanların da,özellikle son yıllarda toplumsal ahlakın ve manevi değerlerin çözülmesi ile doğru orantılı olarak artan çok yüksek bir oranda;evli erkeklerle ev kirasını ödetme,geçimini sağlama ve hayat standardını yükseltme amaçlı ilişkileri,evli olduğunu bilerek ve bu durumdan sakınmayarak,maddi beklentilerine karşılık bulmak üzere ilişkiye geçtikleri ve bu tarz ilişkilerin daha yaygın olduğu,biraz dikkatle toplumsal olayların ve dönüşümün izlenmesinden çıkarılabilecek sonuçlardır. Öyle durumlarda evli kadının,yaşananlara itiraz etmesi,boşanmak istemesi halinde ise,eşi tarafından kuşkuculukla suçlanarak,asılsız isnadlarla da iftira ve suçlamalarda bulunularak davadaki haklılığının ortaya çıkması engellenmeye çalışılmakta,bu sürece ikinci ve diğer bayanlar da erkeğin yalanlarına yardımcı olarak destek olmaktadır. İhanet,yalan,iftira eşliğinde çirkinleştirilen olaylarla evli kadına zarar verilmeye devam edilmekte,tazminat hakları akamete uğratılmaya çalışılmaktadır. Benim önerim,erkek ve yeni bayanın dürüstçe ilişkilerine sahip çıkıp,resmi nikahlı kadından gerekli özürü dileyip,yalan söylemeden,duygularını açıkça ortaya koyarak tavrını belirlemesini istemektir.Anlaşmalı boşanma koşullarını oluşturmak,kadının maddi ve manevi haklarını teslim etmek ve dürüst davranıp gerçekleri açıklamak en doğrusu.Eğer kadın boşanmak istemiyor ve kusursuz ise,erkeğin açacağı boşanma davası zaten reddedilecektir.Ancak bu durumda erkek evden ayrılmak ve boşanma davası açmak,reddedildiği takdirde de yasal ayrılık süresi geçtiğinde boşanma imkanına sahiptir. Ama karısının haklarına zarar vermemek koşulu ile.Bunu yapması daha adil ve hukukçu gözüyle bizim tercih etmemiz ve önermemiz gereken bir yol olmalı. Yasal fiili ayrılık süresi nedeniyle açılacak boşanma davası sonucunda kadın,fiili ayrılık süresinin dolması nedeniyle boşanmak zorunda kalsa da,tazminat haklarını yine de isteyebilecek ve koşullarının mahkemeye yansıması,kanıtlanması halinde tazminat haklarına kavuşabilecektir.
Old 15-01-2008, 13:17   #21
HÜLYA ÖZDEMİR

 
Varsayılan

Her ne kadar konu yeterince açıklığa kavuşturulmuş ise de, henüz okuduğum Yargıtay kararına ilişkin internet haberini katkı sağlayacağını düşünerek aşağıya aynen alıntılıyorum. ( Bu kararda erkek evli değil )



Nikahsız yaşamak serbest!3 yıl beraber yaşadı. Evlenemedi... Dava açtı, reddedildi...

15.01.2008 13:06

Evlenmeyene tazminat cezası yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 20 yaşından itibaren 3 yıl birlikte yaşadığı kişiye, kendisiyle evlenmemesi üzerine dava açan kadının manevi tazminat talebini kabul eden yerel mahkeme kararını bozdu.

Dairenin kararında, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmemesi gerekirken, “yanılgılı değerlendirmeyle istemin kısmen kabul edilmiş olmasının usul ve yasaya uygun görülmediği” vurgulandı. Kararda ‘Reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç acı da olsa, ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz” denildi.

İzmir’de yaşayan D.S, “evleneceğini düşünerek, 3 yıl ‘karı koca’ ilişkisi yaşadığı ve sonuçta evlenemediği” gerekçesiyle birlikte yaşadığı G.F. aleyhine, “haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” iddiasıyla manevi tazminat davası açtı. İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayı kısmen kabul etti.

Kararın davalı G.F. tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararını oy birliğiyle bozdu.

Dairenin kararında, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmemesi gerekirken, “yanılgılı değerlendirmeyle istemin kısmen kabul edilmiş olmasının usul ve yasaya uygun görülmediği” vurgulandı.

Kararda, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının dava yolu ile korunacağının belirtildiği, kişisel hakları zarara uğrayan kimselerin, manevi tazminat isteyebilecekleri hatırlatıldı.

Böyle bir kimseye bir miktar para ödenmesinin, ruhsal acıları kısmen de olsa giderme amacını taşıdığı ifade edilen kararda, “kişisel hakların halele uğraması” sözleriyle kişinin kişiliğe ilişkin haklarının amaçlandığı vurgulandı. Kişisel hakların, kişinin kendi hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağladığı, bu hakkın, insanın doğumuyla kazanılan ve kişiliğe bağlı olan bir hak olduğu ifade edilen kararda, “Hayat, beden ve ruh tamlığı, vicdan, din, düşünce ve ekonomik çalışma özgürlüğü, şeref, haysiyet ve itibar, ün, ad, sır ve resim hep kişisel varlıklardır. Kişilik haklarının koruduğu bu maddi ve manevi değerlerin zarar görmesi halinde anılan yasa gereğince manevi tazminat istenebilir” denildi.

KENDİ İSTEĞİ İLE KARI-KOCA GİBİ YAŞAMIŞ
Kararda, somut olayda, davalı ile ilişkisinin başladığını ileri sürdüğü 2003 yılında 20 yaşında bulunan davacı D.S’nin, “kendi isteğiyle 3 yıla yakın bir süre davalı ile birliktelik (karı-koca gibi) yaşadığının görüldüğü” kaydedilen kararda, D.S’nin, davalı G.F. tarafından “kandırıldığı, hile veya zorla ırzına geçildiği” konusunda yeterli kanıt bulunmadığı belirtildi.

Dairenin kararında, şöyle denildi: “Ayrıca davacı, manevi tazminat istemini davalının suç sayılan bir eylemine dayandırmamış, bir şikayet veya ceza davasının varlığını da ileri sürmemiştir. Bu itibarla davacının rızası ve değer yargısının gerçekleştirdiği bu olgunun, kişisel değerlere bir saldırı olarak nitelendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç acı da olsa, ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. Davacının, kendi eylem ve davranışlarıyla öngörülebilen bir sonucu, tazminata dönüştürmek istemesi, bundan karşı yanı sorumlu tutması, hukuken mümkün değildir. Kişi haklı olduğu ölçüde hukukun himayesindedir. Ortada, sonucu başlangıçta öngörülebilen bir olay, yani sonuçta nikah kıyılmaması olasılığı varken, hayatın olağan yaşantısı ve akışı içinde bunu iyi bildiği kabul edilen davacıya tazminat isteme hakkı tanınamaz.”

Yerel mahkeme ilk kararında direnir ve bu karar da temyiz edilirse dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gelecek.

KAYNAK : HABERTÜRK
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
19 Yıllık Çile,Aldatma,Uygunsuz Fotoğraflar,Tazminat Konuk Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 2 02-11-2007 15:13
manevi tazminat iözkurt Meslektaşların Soruları 2 18-09-2007 10:03
Manevi tazminat avangardea Meslektaşların Soruları 15 06-07-2007 14:09
Terk nedeni ile boşanma davasında terk ihtarının kötüniyetli olduğunun ispatı hırs Meslektaşların Soruları 3 27-04-2007 21:52
Manevi Tazminat Mahmut Hukuk Soruları Arşivi 3 27-02-2002 19:33


THS Sunucusu bu sayfayı 0,16313505 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.