Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

hizmet tespiti kararlarının infazı

Yanıt
Old 09-11-2007, 13:53   #1
Ercan Turgut

 
Varsayılan hizmet tespiti kararlarının infazı

iyi günler,
benim elimde 1983-2001 yılları arasındaki sigortasız sürelere ilişikin olarak açtığımız ve mahkemenin 2006 yılında karara bağladığı ve yargıtayında onadığı bir hizmet tespiti kararı var.Bu kararda müvekkilin 4 yıllık (1441 gün)sigortalılığının tespitine diyor.Davada SSK ya da husumet yönelttik.Müvekkil kararın infazı için SSK ya gittiği zaman biz bu günleri senin adına sigortalı saymamız için sigorta ücretlerinin yatırılması lazım prim tahsil zamanaşımı da geçtiği için biz bunu işverenden alamayız ama sen kendin yatırırsan ancak bu günler için seni sigortalı yaparız diye cevap vermişler.yatrılması gereken primler tutarı da yaklaşık olarak 40.000,00YTL tutuyor.Müvekkilin bu parayı yatırması imkansız,zaten yatırması da mecburi değil ama yatırmayınca da bu davada verilen karar ne olcak boşu boşuna mı aldık biz bu kararı

Sizce nasıl bir yol izlememiz gerekir.SSK bu kararı infaz etmek zorunda değil mi
Old 09-11-2007, 14:29   #2
Sinerji Hukuk Yazılımları

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2000/4-843
Karar: 2000/856
Karar Tarihi: 03.05.2000

ÖZET : Yargı kararını uygulamamak, Kamu görevlisinin, kişisel kusurunu oluşturduğundan başka, ceza hukuku bakımından da, TCK.nun 228 nci maddesinde açıklanan "Devlet memurlarından her kim bir şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suistimal ile kanun veya nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya yapılmasını emreder veya ettirirse cezalandırılır." hükmünü ihlal eden suç niteliğinde olduğu ceza yargısı ile tesbit edilmiştir.

(2709 S. K. m. 125, 128, 137) (2451 S. K. m. 1)

Dava: Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.11.1998 gün ve 1998/556 E- 1998/800 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.5.1999 gün ve 1999/437-4353 sayılı ilamı ile; ( ...Dava, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin Muhabere ve Elektronik Daire Başkanı iken 2.12.1997 de bu görevden alındığını, Ankara 4. İdare Mahkemesince yürütmeyi durdurma kararı verildiğini, Gümrük Müsteşarı olan davalının bu kararı süresinde uygulamadığını, daha sonra işlemin iptaline ilişkin kararı da süresi geçtikten sonra uyguladığını ileri sürmüştür.

Davalı ise kendisinin bir kusuru bulunmadığını, yürütmeyi durdurma kararından sonra süresi içinde gerekli yazıyı hazırlatıp Devlet Bakanına arzettiğini, ancak bakanın "uygulanmasın" şeklindeki talimatı gereğince davacının görevine iade edilemediğini, iptal kararından sonra ise, süresi içinde göreve iade edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacının göreve iade edilmemesinin bakanın "uygulanmasın" şerhinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne ilişkin 2451 sayılı kanunun birinci maddesinde; "Başbakanlık ve bakanlıklarla bunlara bağlı kuruluşlarda teşkilat kanunu bulunup bulunmadığına bakılmaksızın atama ve nakiller bu kanunda belirtilen usullere göre yapılır..." denilmekte ise de üçüncü maddesinde "Bu kanuna ekli cetvellerde yer almayan unvanları taşıyan kadro ve görevlere yapılacak atama ve nakillerde, bu kanunun kapsamına giren kuruluşların teşkilat kanunlarında veya özel kanunlarındaki hükümlerin uygulanmasına devam olunur..." denilmektedir. Davacının bulunduğu görev ekli cetvellerde yer almadığı için davacının atamasının Teşkilat Kanununa göre yapılacağı açıktır. Nitekim görevden alınması aşamasında da Teşkilat Kanunundaki usul uygulanmıştır. Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 485 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 28. maddesine göre davacının atamasının müsteşar ( yani davalı ) tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır. Davalının yetkili bulunduğu bir konuda bakanın "uygulanmasın" şerhine dayanarak davacıyı görevine iade etmemiş olması kendisini sorumluluktan kurtarmaz. Mahkemece yazılı şekilde davanın reddedilmiş olması yasal düzenlemeye uygun bulunmadığından bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, hukuksal nitelikçe yargı kararının uygulanmaması nedenine dayanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili; davacının Gümrük Müsteşarlığı Muhabere ve Elektronik Daire Başkanı iken 2.12.1997 tarihinde görevinden alındığını; idarenin bu kararı aleyhine Ankara 4. İdare Mahkemesi'nde iptal davası açtığını; idare Mahkemesi'nce, 26.3.1998 tarihinde 1998/42 esas sayı ile yürütmenin durdurulması kararı verildiğini, kararın Gümrük Müsteşarı olan davalının görevli olduğu idaresine, 21.4.1998 gününde tebliğ edilmesine rağmen, davalının bu kararı süresinde uygulamadığını; daha sonra îdare Mahkemesi'nce 7.7.1998 gün E. 98/42, K.98/717 sayılı kararla işlemin iptaline karar verildiğini; bu kararında süresi geçtikten sonra uygulandığını öne sürerek davalının manevi tazminata mahkum edilmesini istemiştir.

Mahkemece dava reddedilmiş, Özel Daire'ce yerel mahkeme kararı yukarda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Daha sonra mahkeme, Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin yürütmenin durdurulması kararını Gümrük Müsteşarlığı Personel Daire Başkanlığı'nın üst yazısı ile, 21.5.1998 tarihinde, müsteşar olan davalı tarafından Bakan'ın takdirine sunulduğu, Devlet Bakanı Rıfat Serdaroğlu imzası ile "uygulanmasın" şerhini içeren yazılı emir verildiğini, o nedenle davalı müsteşarın buna uymak zorunda olduğunu bu bakımdan sorumlu tutulamayacağını; davacının, Bakan Rıfat Serdaroğlu aleyhine bir manevi tazminat davası açmayıp, sonraki asta karşı dava açmasının da hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, Sosyal bir Hukuk Devleti'dir. Hukuk Devleti insan hak ve özgürlüklerine ön planda tutan, bu hakları koruyucu, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yönetenlerin her türlü işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olan bir devlettir.

Gerçekte de, bireylerin devlete karşı güven duyabilmeleri, maddi ve manevi varlıklarını serbestçe, korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistem içinde olanaklıdır. Şu durum karşısında Hukuk Devleti ilkelerinin yaşamda tutulması, amacının sağlanması için bağımsız yargı kararlarına uymak kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu açıktır, işte bu nedenledir ki, yasa koyucu, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine yargı yolunu açık tutmuş, yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu hükme bağlamıştır ( Anayasa Md.125, 138 ).

Ayrıca Anayasa'nın 138. maddesi hükmüne paralel olarak; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrasıyla "Danıştay, Bölge idare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre, idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiç bir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez...." 4.fıkrasında ise; "mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açabilir." şeklinde bir düzenleme getirilmiştir.

Gerek öğretide, gerekse sapma göstermeyen yargısal içtihatlarda yargı kararlarına uygulamamanın, salt kişisel kusuru oluşturacağı benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, yürütmenin durdurulması kararları da nihai kararlar gibi bir mahkeme kararı olduğundan, yürütme ve idarenin uyma zorunluluğunda olduğu çok açıktır.

Öte yandan, idari yargı ve Danıştay'ca verilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararlarının salt uygulanmaması, bu kararlan uygulamayan kamu görevlilerinin, zararın gerçekleşmesi halinde tazminatla sorumlu tutulmasını gerektirici bir olgudur. Diğer bir anlatımla sorumluluk için idare, o zamanın ( kamu görevlisinin ) ayrıca kin, garez, husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket ettiklerinin araştırılmasına gerek yoktur. Salt yargı kararının yerine getirilmemesi sorumluluk için yeterli bir unsurdur ( Bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.10.1979 T. 7/2 sayılı kararı ).

Ayrıca yargı kararını uygulamamak, Kamu görevlisinin, kişisel kusurunu oluşturduğundan başka, ceza hukuku bakımından da, TCK.nun 228 nci maddesinde açıklanan "Devlet memurlarından her kim bir şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suistimal ile kanun veya nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya yapılmasını emreder veya ettirirse cezalandırılır." hükmünü ihlal eden suç niteliğinde olduğu ceza yargısı ile tespit edilmiştir ( Bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 5.5.1998 T. E.98/14- MD. 122, K. 1998/167 sayılı kararı ).

O halde yargı kararını uygulamamak suçtur. Konusu suç teşkil eden bir emir, hiçbir suretle yerine getirilmez. Yerine getiren kimse ise sorumluluktan kurtulamaz ( Anayasa Md.137/2. ).

Kaldı ki, Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 485 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname'nin 28. maddesi "23.4.1981 tarihli ve 2451 Sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda, Atama Usulüne İlişkin Kanun hükümleri dışında kalan memurların, atanmaları Müsteşar tarafından yapılır. Müsteşar bu yetkilerini gerekli gördüğü alt kademelere devredebilir" denilmektedir. Davacının bulunduğu görev 2451 sayılı Yasa'ya ekli cetvellerde yer almadığından, davacının atamasının davalı müsteşar tarafından yapılacağında, kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu durumda Müsteşar olan davalının yargı kararının uygulanıp uygulanamayacağı konusunda Bakan'ın görüşüne başvurması, az yukarda açıklanan atama usul ve yetki sınırları karşısında hukuki bir geçerliliği bulunmamaktadır.

Tüm anlatımların ışığında; Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 3.5.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************
Old 09-11-2007, 15:00   #3
Ercan Turgut

 
Varsayılan

cevabınız için teşekkür ederim ancak benim sorumu tam karşılamıyor çünkü SSK prim zamanaşımı dolduğu için ben bu primleri davalı işverenden tahsil edemeyeceğim için senin kararını infaz edemem diyor hizmet tespitinin infazına yönelik bir karar olursa sevinirim
Old 10-11-2007, 00:01   #4
Av.Nesrin

 
Varsayılan

Merhabalar sayın Turgut,
Ben avukatlık yaptığım dönemlerde bu konunun karşıma gelmesini çok istemiştim fakat olmadı iki yıldır çalışmadığım için ulaşabileceğim fazla kaynak yok o nedenle sizinle biraz genel konuşacağım.
Sosyal güvenlik hakkından kişi kendisi bile vazgeçemez 'şeklindeki anayasa hükmü karşısında bu olayı anayasa yargısına taşımanızı kendi adıma rica ediyorum.Bence;SSK'ya ilamın infazı için dava açın, Ssk prim tahsil zamanaşımı geçti ben primleri işverenden tahsil edemem davacı kendisi yatırsın diyecek ve mahkeme de davanızı reddedecektir.İşte tam bu noktada ilgili yasa maddesinin iptali için anayasa mahkemesine başvurun.Mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramadığının kabul edildiği bir hukuk düzeninde sosyal güvenlik hakkının da zamanaşımı gibi nedenlerle ihlal edilemeyeceği böylece tespit edilecektir.Gelişmeleri foruma eklerseniz çok sevinirim.İyi çalışmalar.
Old 10-11-2007, 16:16   #5
av.mustafa akıncı

 
Varsayılan

ssk size yazılı cevap verdimi? aynı olay ben de de var.ssk ilamı infaz etti.yıllara sari primler hizmet dökümüne geçirildi.yargı kararını uygulamama nedeniyle şikayet düşünülebilir.karar kesinleştikten sonra ssk ya dilekçe verin. yazılı bir cevap bekleyelim.ssk gerekli denetimi yapmayarak kişiyi sosyal güvenlikten mahrum etmişse prim tahsilatını bekleyemez.
Old 10-11-2007, 20:39   #6
köktaş

 
Varsayılan

Sayın Ercan TURGUT,
Karar kesinleşmişse SSK nın işverene bu hususta bir yazı göndermesi gerekir. İşveren de bu yazıya istinaden SSK primleri ödemek zorundadır. Şayet SSK henüz yazıyı göndermemişse SSK ya bir dilekçeyle bu durumu bildirin. SSK bu durumda işverene primleri ödemesi için bir yazı gönderecektir.
Saygılar...
Old 10-11-2007, 23:53   #7
av.ugurorhan

 
Varsayılan

Sayın Meslektaşım, sürekli hizmet tespit davaları ile ilgili olmam nedeni ile bu güne kadar yaşadığım uygulamayı aktarmaya çalışayım. Kuruma dilekçe ekinde kararı infaz için verdiğinizde işverene kurum tarafından bir yazı yazılarak 15 gün ( bir ay ) içinde bordroları düzenleyip kuruma vermesi istenir. Bu süre içersinde işveren tarafından belgeler verilmediğinde kurum tarafından resen düzenlenir primler ise işverenden cebri icra yolu ile tahsil edilir. Prim tahsilinin zamanaşımına uğraması kurumun kararı infazına engel değildir.Kanaatimce işveren servisinde görevli dosya memurunun işleyişi bilmemesi sizin için sorun oluşturmakta servisin bağlı olduğu müdür yardımcısı ile görüşürseniz sorun çözülecektir.
Old 12-11-2007, 10:19   #8
Av.Kemal

 
Varsayılan

konuya başka bir yaklaşım daha getireyim,
--x işveren,çalışanların hizmetleri hakkında gerekli bildirge ve bordroları zamanında kuruma veriyor,diğer ifade ile çalışma sürelerini hep bildiriyor.bu hizmetleri de SSK ilgili birimleri,sigortalının hizmet sürelerine dahil ediyor.
--ancak işveren primleri ödemiyor.
-- bu durumda SSK primlerin tahsili için işverene takip açmak zorunda.
--tahsil edemese dahi bildirilmiş olan süreler,sigortalının hizmet cetvelinde geçerli olarak kayıtlı olacaktır.
başarılar dilerim.
Old 12-11-2007, 11:09   #9
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Ercan Turgut
Bu kararda müvekkilin 4 yıllık (1441 gün)sigortalılığının tespitine diyor

Müvekkilinizin, (1441 günlük hizmet tespiti neticesinde) emeklilik hakkı doğmuş mudur?

Saygılarımla
Old 12-08-2008, 13:17   #10
ipekasnuk

 
Varsayılan

Merhabalar,
Syın meslekdaşlarım bu konuda farklı bir sorum olacak. Müvekilim işveren ve yanında çalışan bir işçinin hizmet tespit davası mahkemece aleyhe olarak sonuçlandı. Ancak dava temyiz aşamasında. Bu aşamada SSK ya primleri ödeme yapmak yada yapmamak konusunda teredütte kalmış durumdayız. Kararın bozulması durumu gözönünde tutularak ihtirazi kayıtla ödeme yapılabilir mi? Yada ödenmez ise faiz oranı ve başlangıcı karar tarihi mi olacaktır? Şimdiden teşekkürler.
Av. İpek AŞNÜK
Old 13-08-2008, 09:27   #11
Av.Duran Küçüköner

 
Varsayılan

Sayın Ercan Turgut
Kurumun bu konudaki dayanağı aşağıda belirttiğim yazıları ve genelgeleridir. Bu konudaki kişisel görüşlerim ise yeri geldikçe aşağıdaki kısımlarda belirtilmiştir.

T.C.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
SOSYAL SİGORTALAR KURUMU BAŞKANLIĞI
SİGORTA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Sigorta Primleri Daire Başkanlığı

SAYI : B. 13.2.SSK.5.01.08.00/VIII-309/87
KONU : Mahkeme Kararları

T.C.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
SOSYAL SİGORTALAR KURUMU BAŞKANLIĞI
SİGORTA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
TARSUS SİGORTA MÜDÜRLÜĞÜNE
TARSUS

İLGİ : 4.6.2004 tarih ve 12607 sayılı yazınız.
Sigortalılar tarafından açılan hizmet tespit davalarının nasıl uygulanacağına ilişkin ilgide kayıtlı yazınız incelenmiştir.
Bilindiği gibi, hizmet tespiti davaları sonucunda mahkemelerce verilen ve Kurumumuza edim yükleyici nitelikteki kararlara istinaden ödenmesi gereken sigorta primlerinin, zamanaşımına uğramış olup olmadığı üzerinde durulmaksızın tahakkuk ettirilerek işverenlere tebliğ edilmesi, primlerin zamanaşımına uğrayan kısmına işverenlerce zamanaşımı def’inde bulunularak ödenmemesi halinde, sigortalıdan tahsili de mümkün değilse, hizmetlerin zamanaşımına uğrayan kısmının dikkate alınmaması gerekmektedir.
Nitekim, bu husus Hukuk Müşavirliğinin 25.02.1982 tarih ve 2952 sayılı Genelgesi ve eki Yargıtay 10 uncu Hukuk Dairesinin 13.04.1981 tarihli, E.No:1981/608, K.No:2283 sayılı kararına kıyasen sigortalılar tarafından işveren aleyhine hizmet süresinin tespiti talebiyle açılan davalar sonucunda verilen kararlarda tespit edilen, ancak primi ödenmeyen veya Kurumca primlerin ödetilme imkanının ortadan kalktığı halleri kapsayan sürelerin 506 sayılı Kanunun 60. maddesi muvacehesinde nazara alınmayacağı da, açıklanmış bulunmaktadır.
Nitekim yine fotokopisi ilişikte gönderilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3.4.1977 tarih E.1997/2298,K.1997/2413 sayılı kararında da; henüz primleri ödenmeyen sürelerin primleri, ödenmiş primli çalışma olarak kabul edilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuştur.
Bu bakımdan, mahkemelerden alınan kararlar ve bu kararların Yargıtayca onanması sonucu tespit edilen hizmet sürelerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı üzerinde durulmaksızın bu sürelere ilişkin prim belgelerinin verilmesi ve ödenmesine dair işverenlere tebligat çekilmesi, işverence ödenmemesi halinde mahkeme kanalıyla tespit edilen sürelerinde zamanaşımına uğradığı nazara alınarak bu dönemlere ilişkin primler tahsil edilmeden mahkeme kararındaki bu süreye ilişkin hizmetlerin sigortalıya mal edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Ancak, sigortalıların hizmetlerinin zamanaşımına giren kısmını ödemeleri halinde bu hizmetlerin kabul edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, 16-75 Ek sayılı Genelgemizde belirtildiği üzere, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre, Kuruma Husumet yönetilmemesi dolayısıyla edim yüklemeyen kararların uygulama zorunluluğu bulunmadığından, Kuruma husumet yönetilmeyen hizmet tespit davaları sonucunda verilen kararların işleme alınmaması gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini, gereğinin buna göre yapılmasını rica ederiz.

Vr:464243-489032
Ek:1-Yargıtay Kararı Selami GÜR Celal ÖZCAN
Şube Müdürü G.Y. Daire Başkanı G.

T.C.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
SOSYAL SİGORTALAR KURUMU BAŞKANLIĞI
SİGORTA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Sigorta Primleri Takip ve Tahsilat D.Başkanlığı

SAYI : B.13.2.SSK. 5.01.08.00 /VII -509/50
KONU : Mahkeme Kararları
T.C.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
SOSYAL SİGORTALAR KURUMU BAŞKANLIĞI
SİGORTA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
NİĞDE SİGORTA İL MÜDÜRLÜĞÜNE
NİĞDE

İLGİ : 23.5.2002 Tarihli, 10462 sayılı yazınız.


İlgide kayıtlı yazınız ve eki mahkeme kararı ile Yargıtay ilamı incelenmiştir.
Bilindiği üzere, Kurumumuzun taraf olduğu hizmet tespitine ilişkin kesinleşmiş mahkeme ilamlarının zorunlu olarak uygulanması gerekmektedir.
Yine bilindiği üzere, söz konusu kararlar hakkında, tespit edilen hizmet süresine ait primlerin zamanaşımı veya sair nedenlerle (iflas vb. gibi) Kurumca ödetilme imkanının ortadan kalkmamış durumda bulunması halinde, Kurumumuzca normal prim belgelerine uygulanan usul ve esaslar tatbik edilmek suretiyle işlem yapılmakta, hizmet süresinin kabul edilmesinde aniden veya icraen tahsiline bağlı kalınmamaktadır.
Ancak, primlerin ödetilme imkanının ortadan kalkmış bulunduğu hallerde sigortalıların hizmet sürelerinin tespitine ilişkin olarak ibraz edilen ve uygulanmasına karar verilen mahkeme kararlarının tespit edilen çalışma süreleri için tahakkuk ettirilecek primler ödendiği takdirde işleme konulması icap etmektedir.
Bu nedenle, ilgide kayıtlı yazınızda iflas ettiği belirtilen Yüksekbaş Tekstil Fab. A.Ş.’ne ait işyerinde çalıştıklarını mahkeme kararı ile tespit ettiren sigortalılarla ilgili olarak, mahkeme kararlarında belirtilen sürelere ilişkin primlerin gecikme zammı ile birlikte sigortalılardan tahsilini müteakip, kurarak işleme konulması gerekmektedir.
Bilgi edinilmesini, gereğinin buna göre yapılmasını rica ederim.
Vr: 388549
Hadi EYCE Zeyyat ŞAHİN
Şube Müdürü Daire Başkanı


Yukarıda belirtilen ilk yazıda bahsi geçen genelge;

SADECE İŞVEREN ALEYHİNE HİZMET SÜRESİNİN TESBİTİ TALEBİYLE AÇILAN DAVALAR SONUCUNDA VERİLEN KARARLARDA TESPİT OLUNAN, ANCAK; PRİMİ ÖDENMEYEN VEYA KURUMCA PRİMLERİN ÖDETİLME İMKÂNI ORTADAN KALKTIĞI HALLERİ KAPSAYAN SÜRELERİN 506 SAYILI KANUN'UN 61. MADDESİ MUVACEHESİNDE NAZARA ALINAMIYACAĞI HAKKINDA GENELGE

Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünden:
Tarihi :25.02.1982
GenelgeNumarası:2952
Sayı : 210003


Sigortalı işçi tarafından sadece işveren aleyhine açılan davalar sonunda verilen 506 sayılı yasanın 79. maddesinin 5. fıkrası gereğince usul ve esasları tüzükte tesbit olunan belgeler verilmeden geçen çalışma sürelerinin, tespitine mütedair ilâmlara dayanılarak, sigortalılarca bu ilâmların uygulanması ve yaşlılık aylığı tahsisi konusundaki vâki taleplerinin reddi halinde Kurumumuz aleyhine açacakları davalarda; bu sürelere ait primler ödenmeden veya primlerin Kurumca ödetilmesi imkânı ortadan kalktığı hallerde, mezkûr ilâmla tespit olunan sürelerin yaşlılık aylığının hesabında göz önünde tutulamayacağı, zira bu taleplerinin; yaşlılık aylığının hesaplanmasında "Malûllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi" ödenmiş kazançların dikkate alınacağını belirleyen 506 sayılı Kanunun 61. maddesi hükmü karşısında yasal dayanaktan yoksun olduğu hususunda Yargıtay 10 uncu Hukuk Dairesince verilen 13.4.1981 gün ve Esas No: 1981/608; Karar No: 2253 sayılı Kararın bir örneği aşağıya çıkarılmıştır.

Bilgi husulünü, emsal davalarda ve tahsis işlemlerinde göz önünde bulundurulmasını rica ederiz.


GENEL MÜDÜRLÜK

Dayanılan Yargıtay Kararları;


T.C.
YARGITAY
10. Hukuk Dairesi
E: 1981/608 K:1981/2253 T:13.04.1981

DAVA : Davacı, davalı kurumun 19.3.1980 tarih XI.11.203810 işaret ve 35524 sayılı işleminin iptali ile yaşlılık aylığı alınmasına engel olan muarazanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.

Hükmün, Davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : Taraflar arasındaki uyuşmazlık 506 sayılı Yasanın 79. maddesinin 5. fıkrası gereğince usul ve esasları tüzükte tesbit olunan belgeler verilmeden geçen çalışma sürelerinin primleri ödenmeden veya primlerinin kurumca ödetilmesi imkanı ortadan kalktığı durumlarda yaşlılık aylığı hesabında göz önünde tutulup tutulmayacağı noktasındadır. Davacı Primlerin ödenmesinin işverene düşen bir görev bulunduğunu kurumun primleri talep hakkının zamanaşımına uğramış bulunmasının sonucu etkilemeyeceğini iddia etmiştir. Sigortalının da imzasını içerecek işe giriş bildirgesinin verilmesini sağlamayan primlerin talep edilebilme imkanının zamanaşımı süresini geçirterek ortadan kaldıran davacının bu süreye ait primleri ödemeden yaşlılık aylığında göz önünde tutulması talebi yasal dayanaktan yoksundur. 1.10.1950-31.8.1977 tarihleri arası primleri ödenmeksizin çalışan bir kimsenin primlerin ödenmediğini bilmemesi düşünülemeyeceğinden prim ödenmeden yararlanma isteği iyi niyet ilkesiyle de bağdaşamaz. Kaldı ki, yaşlılık aylığının hesaplanmasında malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş kazançların göz önünde tutulacağı anılan yasanın 61. maddesi hükmü gereğidir.
Mahkemece bu yönler göz önünde tutulmasızın yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
21. Hukuk Dairesi
E:1997/2298 K:1997/2413 T:03.04.1997

Yaşlılık aylığı bağlanması için, önceki sürelerin kesinleşmiş ve primlerinin ödenmiş olması şarttır.
Davacı, davalılardan Ayhan’a ait işyerinde 11.9.1967 – 31.12.1988 tarihleri arasında Yaşar’a ait işyerinde de 2.1.1989 – 27.9.1994 tarihleri arasında devamlı çalıştığının tespiti ile 27.9.1994 tarihli tahsis başvurusuna istinaden yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesi istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi (…) tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
2- Dava konusu iki isteme dayalıdır. Davacı sigortalı işverence Kuruma bildirilmeyen 1716 ve 94 günlük sürenin tespiti ile birlikte kendisine 1994 yılından itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etmiştir. Mahkemenin kuruma bildirilmeyen ve primi ödenmeyen sürenin tespitine ilişkin istemi kabul etmesi yerindedir. Ne var ki dava tarihinde yaşlılık aylığı koşullarının oluşup oluşmadığı henüz belli değildir.
Gerçekten yaşlılık aylığına ilişkin davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 60/A ( c) bendine göre 55 yaşını doldurmuş erkeklerin 25 yıllık sigortalılık koşulu ile birlikte 5000 gün prim ödeme koşulu bulunmaktadır. Davacının belirtilen koşullarda 5000 günlük prim ödeme koşulunu yerine getirmemiştir. Bu davanın kesinleşmesi sonucu tespit edilen eski sürelerin kesinleşip primlerinin ödendikten sonra ancak yaşlılık aylığı koşulları oluşacaktır. Mahkemenin bilirkişi raporunda gösterdiği biçimde ve tespitine karar verilip henüz primleri ödenmeyen 1716 ve 94 günlük sürelerin primleri ödenmiş gibi kabul edilip ve 5239 günlük çalışmayı primli çalışma olarak kabul etmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına .


506 sayılı yasanın
Madde 60 - (Değişik madde: 06/03/1981-2422/6 md.)
Yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları aşağıda gösterilmiştir:
A) (Değişik bend: 23/05/2002 - 4759 S.K./1. md.)(*) Yaşlılık aylığından yararlanabilmek için sigortalıların;
a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7000 gün veya,
b) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4 500 gün,
Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şarttır.

B) (Değişik bent: 11/12/1981 - 2564/1 md.)
a - 50 yaşını doldurmamış olmakla beraber en az 20 yıldan beri sigortalı olarak Sosyal Güvenlik ve Çalışma bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerleri
b - 50 yaşını doldurmamış olmakla beraber en az 25 yıldan beri sigortalı olarak (B/a) fıkrasında sözü edilen işyerlerinin yeraltı münavebeli işlerinde çalışan ve bu işlerde en az 4 000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödeyen sigortalılar da (...) (**) 8100 gün prim ödemiş sigortalılar gibi yaşlılık aylığından yararlanırlar.
C) a) (Değişik alt bend: 29/07/2003 - 4958 S.K./34. md.)(*4*) Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce bu Kanunun 53 üncü maddesine göre malul sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya arızası bulunan ve bu nedenle malullük aylığından yararlanamayan sigortalılar, yaşları ne olursa olsun en az 15 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
b) (Değişik alt bend: 29/07/2003 - 4958 S.K./34. md.)(*4*) Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılardan; ilgili mevzuatı uyarınca, I. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, II. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onsekiz yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, III. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az yirmi yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4400 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar. Sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması dolayısıyla yaşlılık aylığına hak kazanarak yaşlılık aylığı alanlar Kurumca kontrol muayenesine tabi tutulabilir.

(Mülga paragraf: 22/01/2004 - 5073 S.K./17. md.)(*5*)
D) (Değişik bent: 11/12/1981 - 2564/1 md.)
a - 50 yaşını dolduran ve erken yaşlanmış olduğu tespit edilen,
b - 50 yaşını dolduran ve malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi çalışmalarının en az 1 800 gününü Sosyal Güvenlik ve Çalışma bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı işlerinde geçirmiş bulunan.
Sigortalılar da (A) bendinin (a) veya (b) fıkralarında belirtilen diğer şartlara yaşlılık aylığından yararlanırlar.

E) Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlıklarınca tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı veya yeraltı münavebeli işlerinde en az 1 800 gün çalışmış bulunan sigortalıların, bu işlerdeki prim ödeme gün sayıları toplamına dörtte biri eklenir ve toplamı, bunların Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödeme gün sayısı olarak kabul edilir.
01/04/1954 tarihinden beri yeraltı veya yeraltı münavebeli işlerde çalışmış olan sigortalılar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

F) (Değişik bent: 29/04/1986 - 3279/2 md.; Değişik bent: 04/10/2000 - KHK/616, md.59; İptal: Anayasa M.'nin 31/10/2000 tarih ve 2000/65 Esas ve 2000/38 Kararı ile; Değişik bend: 29/07/2003 - 4958 S.K./34. md.)(***) Bu Kanuna göre sigortalı olarak tescil edilmiş bulunanların, er olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen sürelerinin tamamını veya bir kısmını, kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde ve bu Kanunun 78 inci maddesi ile belirlenen prime esas kazancın alt sınırının talep tarihindeki tutarı üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılır, altı ay içinde primi ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz.
Ancak Kanunla kurulmuş bulunan diğer sosyal güvenlik kuruluşları mevzuatına göre sigortalı veya iştirakçi olanlar hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.
Sigortalıların grev ve lokavtta geçen süreleri, grev ve lokavtın sona ermesinden itibaren altı ay içinde kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde ve bu Kanunun 78 inci maddesi ile belirlenen prime esas kazancın alt ve üst sınırları arasında olmak suretiyle, talep tarihindeki tutarı üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartıyla borçlandırılır.
Borçlandırılan sürenin karşılığı olan gün sayısı sigortalının prim ödeme gün sayısına katılır. Bu Kanuna göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlandırılma halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür.
Aylık bağlanmasına askerlik, grev ve lokavt borçlanması ile hak kazanılması durumunda kendilerine, borcun ödendiği tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.
G) Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen Malullük, Yaşlılık


Yürürlükteki Madde 61 - (Değişik madde: 25/08/1999 - 4447/7 md.)(*)(**)

Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımının 1/12’si alınarak hesaplanır.
Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.

Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3 600 gününün her 360 günü için %3.5, sonraki 5 400 günün her 360 günü için %2 ve daha sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının toplamıdır.

60 ıncı maddenin B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı %60’dan az olamaz.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranları kadar artırılarak bağlanır.

61.maddenin değişiklik öncesi hali;

1 - 1 - 25/08/1999 tarih ve 4447 sayılı kanunun 7. maddesi ile değiştirilen madde metni:
Madde 61 - (Değişik madde: 06/03/1981-2422/7 md.)
Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, bu Kanuna göre tespit edilen göstergesinin katsayı ile çarpımının %60’ı oranında ve aşağıdaki hükümler nazara alınarak yaşlılık aylığı bağlanır.
A) Yaşlılık Aylığı:
a) Sigortalının, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5 000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi için %60 oranı (1)’er artırılarak,
b) (Değişik: 11/12/1981-2564/2 md.) Sigortalının, 5 000 günden noksan ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için %60 oranı 1 eksiltilerek,
Hesaplanır.
c) (Değişik: 11/12/1981-2564/2 md.) Yukarıdaki (b) fıkrası hükmü, 60 ıncı maddenin (B-C-D) bentlerine göre aylığa hak kazananlar için uygulanmaz.
Bu maddeye göre bağlanacak aylıkların oranı, her halde %85’i geçemez.
B) Yaşlılık aylığının hesabına esas alınacak gösterge, sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primi ödenmiş son 5 takvim yılının prim hesabına esas tutulan kazanç tutarlarına göre bulunacak ortalama yıllık kazanç esas alınarak tespit edilir.
5 takvim yılından daha az takvim yılında prim ödemiş olan sigortalı için ortalama yıllık kazanç, prim ödediği takvim yılları esas alınmak suretiyle hesaplanır.
C) Ereğli Kömür İşletmesi Müessesesinde çalışan münavebeli (Gruplu) sigortalılar için, yıllık kazançlarının iki katı alındıktan sonra yukarıdaki (B) fıkrasına göre ortalama yıllık kazanç hesabedilir. Ancak, ortalama yıllık kazancın hesabında esas alınan son 5 takvim yılının herbirinde 180 günden fazla olan münavebeli çalışmalara ait kazanç tutarları nazara alınmaz.


Denilmektedir.
Yukarıda belirtilen kısımlar dikkatli incelendiğinde; Kanaatimce SSK tarafından değerlendirme yapılır iken kuruma husumet yöneltilmeden açılmış olup ta tespitine karar verilmiş bulunan süreler ile kuruma husumet yöneltilerek tespite karar verilen sürelere ilişkin kararlar sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır.
Bununla birlikte, SSK’nın dayanak aldığı ve yukarıda gösterilen Yargıtay kararları incelendiğinde, yine yukarıda belirtilen yasa metnine bağlı kalınarak primlerin ödenmiş olması gerektiğini aradığı anlaşılmaktadır.

Ancak aşağıda sunduğum daha yeni tarihli bir Yargıtay kararda tam olarak bir açıklık olmamakla birlikte sanki artık prim ödenmiş olması şartını aramadığı anlaşılmaktadır.

T.C.
YARGITAY
10. Hukuk Dairesi

Esas : 2003/176
Karar : 2003/4985
Tarih : 13.06.2003

ÖZET : Yönetmelikte tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlamaları halinde, bunların mahkeme kararında belirlenen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme tarih sayıları Sosyal Sigortalar Kurumunca dikkate alınarak, sigortalının talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kanun hükümleri uygulanarak yaşlılık aylığı bağlanması gerekir.

(506 sayılı SSK. m. 60, 79, 62)

KARAR METNİ :
Davacı, 28.4.2000 günlü tahsis başvurusuna istinaden yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği biçimde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasal gerektirici nedenlere ve özellikle, dava sonucu itibariyle davacıya; 28.4.2000 tarihli tahsis talebine göre, kesinleşmiş mahkeme kararı ile saptanan hizmet süresi de gözetilerek Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık sigortası kolundan aylık bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ait olup, 506 s. Kanunun 60. maddesi hükümü kapsamında yaşlılık aylığı tahsis koşullarından biri de; belirli sayıda malullük-yaşlılık ölüm sigortaları priminin ödenmiş olması ise de; aynı Kanunun 79/10 maddesinin; "Yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlamaları halinde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme tarih sayılarının Sosyal Sigortalar Kurumunca nazara alınacağı" hükmünü içermesine giderek anılan madde hükmünün 60. maddeye nazaran uygulama önceliği bulunmasına; ne ki, hizmet tespiti kararıyla kazanılan tarih sayısının, ancak tespite ait hükmün kesinleşmesinden sonra Kurum yönünden bağlayıcılık kazanmasına; davamızda somutlaşan olayda da; Kurum kayıtlarında gözüken sigortalı hizmetleri yaşlılık aylığı tahsisi için yeterli olmayan davacı sigortalının; 1.1.1588 ile 1.1.1996 tarihleri arasında gerçekleşen hizmet sürelerinin tespitine ait İzmir ikinci iş Mahkemesinin 29.11.1999 tarih ve 1998/627 Esas, 1999/783 Karar s. kararının Yargıtay´ca onanarak 27.12.1999 gününde kesinleşmesinden sonra 28.4.2000 gününde Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmasına ve 4447 s. Kanunun yürürlüğe girdiği 8.9.1999 gününde 23 yıldan fazla sigortalılık süresi bulunan davacı hakkında geçici 81/A kapsamında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan hükümlerin uygulanması gerekmekle, davacının yaşlılık aylığı talep tarihi itibariyle 60/A-c maddesindeki kanuni koşulların gerçekleşmesine; ayrıca aynı Kanunun 62. maddesi hükümü gereği olarak, yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıya bu isteğinden sonraki aybaşından başlanarak yaşlılık aylığı bağlanması esasının, kararın infazı aşamasında davalı Kurumca gözetilmesinin mümkün bulunmasına göre, yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün (ONANMASINA), 13.6.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dolayısı ile müvekkilinizin emekli olabilmesi söz konusu ise yaşlılık aylığı bağlanması konusunda, eğer emekli olamayacak durumda ise de kurum ile müvekkiliniz arasındaki muarazanın önlenmesi konusunda dava açmanızı öneririm.

Sayın İpekanuk
Karar kesinleştiğinde infaza tabi olacak ancak sözkonusu aftan yararlanmak amacıyla tedbir talep ederek ödeyin. Benim Bağ-Kur'a karşı olan ve lehimize tespite karar verilen ve şu anda Yargıtay'da olan bir dosyamda borcun karara göre çıkartılarak aftan yararlanmamız şeklindeki tedbir talebime olumlu karar verildi ve verilen tedbiri uyguladık.

Saygılarımla
Old 13-08-2010, 10:39   #12
Ercan Turgut

 
Varsayılan

açtığım konunun üzerinden 3 yıl gibi bir zaman geçmiş ancak bana cevap yazan meslektaş ve arkadaşlarla bu forumdan yararlananlar bilgi olması açısından son durumu aktarmak isterim.Biz SGK aleyhine mahkeme ilamını infaz etmiyor diye dava açtık,asliye(iş) mahkemesinde mahkeme 2.celse davayı kabul etti tabiiki SGK(SSK) kararı temyiz ett.şimdi dosya 21.HD de sonuç gelince yine haberdar ederim.
Old 07-07-2011, 14:30   #13
Ercan Turgut

 
Varsayılan Karar Onandi

Slm arkadaşlar,21.HD SGK aleyhine açmış olduğumuz,davayı onadı.
Old 12-10-2011, 16:31   #14
Zamanakarsi

 
Varsayılan

Bu kararı eklerseniz çok önemli bir kararı çok önemli olan bu konuda meslektaşlarınızın istifadesine sunmuş olacaksınız. Bir yarım saattir içtihatları tarıyorum ama halen sizin kararınıza rastlayamadım. saygılarımla.

Yeryüzünde bu kadar pişkin ve laubali bir devlet kuruluşu daha yoktur.

1- Bütün sgk davalarında zorunlu olarak hasım gösterilecek
2- Kurum, kuruluş,şirket, işyeri her ne ise 10 larca yıl hiç denetim yapmama, kapıdan dahi girmemeyi becerecek.Bu huyu HGK kararları ile tescillenecek
3- Hasım olduğu davalarda güya kendi adına fakat uygulamada işverenle birlikte hareket edip davacının tüm isteklerini ve rapor vs herşeyi reddeden herşeye itiraz eden bir dava süreci takip edecek.
4- Tüm bu davalarda tedbir vs asla istemeyecek
5- Karar verilince dahi işverenle birlikte temyiz edecek

sonra da mahkum edilince davayı açıp kazananı fiilen mahkum ederek davacıdan prim isteyecek. Avrupa insan hakları Mahkemesi'nin işçiye davalı şirketin yargılama harcının ödetilmesinin bir insan hakları ihlali olduğunu tescilleyen kararındaki gerekçenin aynısı olan yaklaşım ve uygulamayı hizmet tespitinde alınan kararda uygulamaya devam edecek.

Var mı böyle bir kurum daha dünyada. Memleketimizde insanları nefret duygularına sürükleyen kamusal davranışlar mantık dışı uygulamalar işte bu gibi kurumlardan çıkıyor maalesef.

Kararınızın buraya eklenmesi rica ve temennisi ile saygılarımı sunuyorum.
Old 17-10-2011, 10:44   #15
Ercan Turgut

 
Varsayılan Yargitay Karari

sayın meslektaşım bizim konu ettiğimiz dava yargıtay 21.hukuk dairesinde 13.06.2011 tarihinde onandı.2010/4595 esas 2011/5339 karar numarası bu şekilde onama kısmında delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmaması şeklindedir.
Bu onama kararını müvekkil SGK ya götürdüğünde SGK kararı kabul etmiş ama bir muhasebeciye arşivden dosyaları buldurarak sicile kaydettirmişler.

iyi çalışmalar
Old 24-10-2011, 00:26   #16
Zamanakarsi

 
Varsayılan

İlgilendiğiniz ve karar numarasını verdiğiniz için teşekkür ederim. Saygılarımla.
Old Bugün  
Site Mübaşiri

 
 
Web www.turkhukuksitesi.com
 
 
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
hizmet tespiti davası ismail ünlü Meslektaşların Soruları 8 30-05-2009 15:02
hizmet tespiti Av.Yüksel Eren Meslektaşların Soruları 16 20-04-2007 11:13
Hizmet Tespiti- Alacak Davası av.egemen Meslektaşların Soruları 3 21-02-2007 15:40
SSK hizmet tespiti Av.Ufuk Meslektaşların Soruları 6 07-02-2007 13:12
İdari yargıda hizmet tespiti Av.Funda Meslektaşların Soruları 1 08-12-2006 00:23


THS Sunucusu bu sayfayı 0,17218995 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.