Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Haberleri Hukuk Haberleri, duyuruları, güncel hukuki gelişmeler. [Haber Ekleyin]

Prof. Dr. Ali Naim İnan'ı Kaybettik

Yanıt
Old 05-05-2018, 15:25   #1
Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan Prof. Dr. Ali Naim İnan'ı Kaybettik

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin
önceki dekanlarından, Ufuk Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr.
Ali Naim İnan dün vefat etti.


Medeni hukuk alanında değerli eserler vermiş olan, hocaların hocası olan Prof. Dr. Ali Naim İnan hocamızın cenazesi, 6 Mayıs 2018 Pazar günü 10.30'da Ufuk Üniversitesi Balgat Yerleşkesi Prof. Dr. Rıdvan Ege Konferans Salonunda düzenlenecek törenin ardından Kocatepe Camiinde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra Cebeci Asri Mezarlığında defnedilecektir.

Kaynak : www.ufuk.edu.tr
Old 05-05-2018, 20:45   #3
Cumhur Okyay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Dr. Özge Yücel
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin
önceki dekanlarından, Ufuk Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr.
Ali Naim İnan dün vefat etti.


Medeni hukuk alanında değerli eserler vermiş olan, hocaların hocası olan Prof. Dr. Ali Naim İnan hocamızın cenazesi, 6 Mayıs 2018 Pazar günü 10.30'da Ufuk Üniversitesi Balgat Yerleşkesi Prof. Dr. Rıdvan Ege Konferans Salonunda düzenlenecek törenin ardından Kocatepe Camiinde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra Cebeci Asri Mezarlığında defnedilecektir.

Kaynak : www.ufuk.edu.tr

Allah Rahmet Eylesin. Yakın Hocam idi.
Old 12-05-2018, 00:05   #4
Av.Dr.Yahya DERYAL

 
Varsayılan

"... kendilerine Tanrının rahmetini dilerim"

(A.Ü. HUKUK FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. ALÎ NAÎM İNAN'IN
1981 - 19B2 DERS YILINI AÇIŞ KONUŞMASI'ndan)
Old 12-05-2018, 10:42   #5
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Dr. Özge Yücel
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin
önceki dekanlarından, Ufuk Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr.
Ali Naim İnan dün vefat etti.


Medeni hukuk alanında değerli eserler vermiş olan, hocaların hocası olan Prof. Dr. Ali Naim İnan hocamızın cenazesi, 6 Mayıs 2018 Pazar günü 10.30'da Ufuk Üniversitesi Balgat Yerleşkesi Prof. Dr. Rıdvan Ege Konferans Salonunda düzenlenecek törenin ardından Kocatepe Camiinde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra Cebeci Asri Mezarlığında defnedilecektir.

Kaynak : www.ufuk.edu.tr

Allah rahmet eylesin.
Old 12-05-2018, 15:54   #6
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Dikkat Saygılarımla...

ANAKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. ALÎ NAÎM İNAN'IN 1981 - 1982 DERS YILINI AÇIŞ KONUŞMASI TAM METNİ:

Birkaç yıldan beri yapamadığımız geleneksel açılış, başka deyişle 5 Kasım kutlama törenimize yeniden kavuşmamın mutluluğu ve kıvancı içindeyim. 1981 -1982 öğretim yılını sağlıklı ve başarılı geçirmeniz dileklerimle açıyorum.

Bu mutlu günümüzü huzurlarıyla onurlandıran ve kıvancımızı paylaşan seçkin konuklarımıza teşekkür eder, saygılarımı arz ederim.

15 Eylül 1925 günkü toplantısında profesörler meclisince Onur Başkanlığına seçilen Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın; «Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müessesenin küş âdında hissettiğim saadeti hiçbir teşebbüste duymadım ve bunu izhar ve ifade etmekle memnunum» sözleriyle bundan tam 56 yıl önce bugün 5 Kasım 1925'de fakültemiz «Ankara Adliye Hukuk Mektebi» adı altında halen müze olan ilk Büyük Millet Meclisi binasında öğretime başlamıştır.

1927 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile «Fakülte» adını alan kurumumuz, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yüksek öğretim kurumu olma onuruna sahip bulunmaktadır. Fakültemizin Cumhuriyetin ilk yüksek öğretim kurumu olması bir tesadüf eseri değildir. Tersine, fakültemiz, memleketimizde ileri ve çağdaş kanunlara duyulan ihtiyacın ve «hukuk toplumun temelidir» ilkesini yeni Cumhuriyet Devletinde de gerçekleştirmenin sonucu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucularının askerî ve siyasî zaferlerden sonra, kazanmak istedikleri hukuk zaferinin bilinçli ve başarılı bir girişimidir.

Hukuku çağdışı olan bir devlet çağdaş sayılmıyacağı için yeni ve çağdaş uygarlık düzeyinde hukukî düzenlemelere girişilmesi zorunlu idi. Bunun için de yeni ve modern hukuk kurallarını uygulayacak, geliştirecek kadroların eğitilmesi ve yetiştirilmesi gerekiyordu. Öğretime başladığı 5 Kasım 1925 tarihinde daha yürürlükte olmayan ve ancak komisyon çalışmaları tamamlanmak üzere olan «Türk Medenî Kanunu ve Borçlar Kanunu» ilk defa fakültemizde okutulmağa başlanmıştır ki, bu fakültemizin, Türkiye Cumhuriyetinin, Atatürk İlkelerinin ve İnkılâbının kendisine yüklediği onurlu görevi başarmak maksadıyla kurulduğunun bir kanıtıdır.

Bugün fakültemizin 57"nci ders yılını açarken fakültemize verilen bu onurlu görevden dolayı Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türk İnkılâbının eşsiz önderi Atatürk'ü en derin saygı ve minnet İlişlerimizle anıyoruz.

Fakültemizin açılış geleneğine uygun olarak, geçmiş yılın muhasebesini yapmağa ve gelecek yılın beklentilerini açıklamaya başlamadan önce 1980 -1981 ders yılının bir özelliğine değinmek isterim. Yıllardan beri özlemini çektiğimiz huzur ve sükûn içinde öğretim ve araştırma yapma olanağına yeniden kavuşmuş bulunuyoruz. Bunun sonuçlarından biri olarak öğrencilerimizin derslere devam oranlarında ve başarılarında büyük bir artış oldu. Bu huzur ve sükûn ortamının hiçbir zaman bozulmamasını gönülden dilerken, bütün yurtta olduğu gibi fakültemizde de barış ve güvenlik içinde çalışma olanağı sağlayan başta Sayın Devlet Başkanı ve Millî Güvenlik Konseyi üyeleri olmak üzere bütün silahlı kuvvetlerimize şükranlarımı sunarım.

1974 -1975 ders yılından bugüne kadar öğretim üyesi kadrosuna dahil olan 8 profesör ve 7 doçent ile fakültemizde halen 31 profesör ve 20 doçent olmak üzere toplam 51 öğretim üyesi 15 kürsüye dağılmış olarak görev yapmaktadır. Prof. Dr. Erdoğan Göğer Almanya'da; Prof. Dr. Ergun Özbudun Amerika'da, Doç. Dr. Bilge Öztan ve Doç. Dr. Fırat Öztan Almanya'da alanlarında araştırma ve ders vermek maksadıyla yurt dışında bulunmaktadırlar. Fakültemizde 25'i doktorasını tamamlamış, 9'u doktora çalışmalarını sürdüren 34 asistan ve bir okutmandan oluşan öğretim üyesi yardımcısı görev yapmaktadır. Bunlardan Dr. M. Ejder Yılmaz, Dr. Zeki Hafızoğulları, Dr. Nami Çağan, Dr. Sabih Arkan ve Dr. Ahmet Mithat Kilıçoğlu doçentlik sınavlarının yabancı dil ve tez aşamasını başarı ile tamamlamış, önümüzdeki günlerde yapılacak bu sınavın diğer aşamalarına hazırlanmaktadırlar. Yabancı ülkelerin fakültelerimize ayırdığı burslardan yararlanan asistanlarımızdan Dr. Mehmet Ünal Lozan'da, Dr. Ali Erten Viyana'da ve Cüneyt Ozansoy da Almanya'da görgü ve bilgilerini artırmak maksadıyla çalışmalarını sürdürmektedir.

Fakültemiz öğretim üyeleri fakültemizdeki, yönetmelik ve ders programlarına uygun lisans, master, doktora öğretimi ve bunlara ilişkin kurpratik, seminer çalışmaları ve bilimsel araştırmaları yanında gerek kendi üniversitemizin Siyasal Bilgiler, Fen, Eczacılık, Eğitim ve Ziraat Fakülteleri ile kendi kuruluşumuz olan Adalet Yüksek Okulunda ve üniversitemiz dışında başta Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi olmak üzere Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi, Orta - Doğu Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Harb Okulu, Polis Enstitüsü, Maliye Meslek Yüksek Okulu, Tapu - Kadastro Yüksek Okulunun öğretimine de vakar ve onurla fakülte-dışı öğretim faaliyetleriyle katkıda bulunarak yardımcı olmaktadırlar.

Hocalarımızdan, Prof. Dr. Turhan Esener, Prof. Dr. Akif Erginay,Prof. Dr. Necip Bilge, Prof. Dr. Jale Akipek, Doç. Dr. Mukbil Özyörük,Doç. Dr. Sedat Kılıççı 1974 -1975 ders yılından sonra değişik tarihlerde kendi istekleriyle fakültemizden ayrılmışlardır. Kendilerine fakültemizdeki değer biçilmez hizmetlerinden dolayı teşekkür ederim. Görevine devam ederken rahatsızlanıp, müteakiben 1976 yılında Prof. Dr. Bülend Nuri Esen hocamızı ve daha evvelki yıllarda yine kendi isteği ile fakültemizden ayrılmış olan Prof. Dr. Osman Fazıl Berki hocamızı da bu ders yılı içinde kayıp etmiş bulunuyoruz. Fakülteye hizmetlerini saygı ile anarken kendilerine Tanrının rahmetini dilerim.

1980-1981 ders yılında fakültemizde 50'si yabancı uyruklu ve 33'ü görmeyen öğrenci olmak üzere 3.115 lisans; biri yabancı uyruklu, 101 master ve 5'i yabancı uyruklu 78 doktora öğrencisi olmak üzere toplam 3.294 öğrenci öğretimini sürdürmüştür. Bu yıl, birinci sınıfımıza ÜSYM sınavlarını kazanarak fakültemizi tercih eden 605 öğrenci ile 23 lise birincisi öğrenci ve özel kontenjanla aldığımız 8 görmeyen ve 26 yabancı uyruklu öğrenci kaydını yaptırmıştır.

Fakültemizden, kuruluşundan beri 17.851 öğrenci mezun olmuş ve bunlar hukukçu olarak çeşitli meslek dallarında görev almışlar ve bu görevlerini başarı ile sürdürmüş veya sürdürmektedirler. Yaz dönemi sınav sonuçlarına göre, fakültemizden 1980 -1981 ders yılında 66 öğrencimiz mezun olmuştur. Ancak, öğretim üyelerinden geldikçe öğrencilerimize duyurduğumuz güz dönemi sınav sonuçlarına göre mezun sayımızın geçen yıllara nazaran artacağı ümidini taşımaktayız. Biraz evvel sayısal bilgiler verirken halen 33 görmeyen öğrencimizin olduğunu, bu yıl bunlara 8 öğrencinin daha katıldığını ifade etmiştim. Fakültemiz özel kontenjanla, yani üniversitelerarası sınava girmiş olmak ve ikinci basamağında da başarı göstermek kaydıyla, her yıl on görmeyen öğrenciyi ön kayıt sistemi ile alan, tek yüksek öğrenim kurumudur. Bu ğrencilerimiz, bedenî noksanlıklarına karşın, eski yıllarda olduğu gibi, bu yıl da en başarılı öğrenciler arasına girmeyi başarmışlardır. Adlarından gurur ve iftiharla bahsedeceğim; I/A öğrenci Serap Yazıcı, 600 puan üzerinden 575 puan alarak ikinci sınıfa; ikinci sınıf öğrencimiz Mehmet Ortakaya 700 puan üzerinden 670 puan alarak Üçüncü sınıfa birincilikle geçmiş bulunmaktadırlar.
Uzun yıllardan beri bu öğrencilerimize daha iyi öğretim ve eğitim imkânları sağlayacak «görmeyen öğrenciler laboratuvarı» veya başka deyişle «sesli hukuk kitaplığı» kurulması çabası sürdürüyoruz. Ancak bu yıl bütçede ayrılan kısıntılı ödenek bu latooratuvarm teknik yapısı ve
malzeme - teçhizatını bile karşılayacak miktarda değildir. Bu bakımdan 1981 yılımın hem fakültemizin kurucusu ve onursal başkanı Atatürk'ün doğumunun 100. yılı, hem de dünya sakatlar yılı olması nedeniyle hamiyetli vatandaşlarımızın ve hayır kurumlarımızın söz konusu laboratuvarın kurulması konusunda bizlere yardımcı olacaklarını umuyor, maddi ve manevi yardımlarını bekliyoruz.

Bilindiği gibi, fakültemizde 1976 -1977 ders yılından beri «Lisansüstü (master) öğretimi» yapılmaktadır. Geçen yıllarda Medenî Hukuk ve Ticaret Hukuku dallarında açılan master öğretiminde «Teminat Hukuku », «Sözleşme Dışı Sorumluluk», «Sözleşmeye Dayalı Sorumluluk», «İş Görme Akitleri», «Toplu Mülkiyet», «Ticaret Hukuku Bakımından Muhasebe ve Bilanço İlkesi», «Kıymetli Evrak» ve «AET ve Rekabet Hukuku » konuları işlenmiş olup, bu yılda bu öğretim aşaması yine «İş Görme Akitleri», «Toplu Mülkiyet» ve «AET ve Rekabet Hukuku» kollularında sürdürülecektir. Ancak, önümüzdeki yıllarda Medenî Hukuk ve Ticaret Hukuku dalları dışındaki dallarda da master çalışmalarının yürütülmesi arzumuz ve amacımızdır. Yaz dönemi verilerine göre 28'i 1980 -1981 ders yılında olmak üzere şimdiye kadar 195 öğrencimiz «master diploması» almağa hak kazanmıştır. Bu yıl yönetmelikte yapılan bir değişiklikle, bazı koşullar altında bu öğrenim aşamasına hukuk fakültesi mezunu olmayanlardan ilgi duyanların da katılmaları sağlanmıştır.

Doktora çalışmaları fakültemizde hukukun bütün dallarında başarı ile yürütülmektedir. Büyük bir kısmını fakültemiz asistanlarının oluşturduğu bu çalışmalara Siyasal Bilgiler Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Orta - Doğu Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Erzurum Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Ankara iktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi, Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Mimarlık Fakültesi asistanları ile hukuk biliminde ileri aşamalarda çalışmalar yapmak isteyen hukukçular katılmaktadır. Bugüne dek fakültemizden üçü geçtiğimiz öğretim yılında olmak üzere 109 kişi «hukuk doktoru (Dr. Jur.)» unvanını almış bulunmaktadır.

Fakültemiz yayınları, kitaplığı ve enstitülerimizin faaliyetleri hakkında da bazı kısa bilgiler vermeme müsaade etmenizi rica ederim.1925 -1978 döneminde fakültemizde 200 ders kitabı, 178 monografi, 48 tez, 50 dergi ve 14 armağan yayın alanına girmiş bulunmaktadır. 1978 -1979 döneminde 11 ders kitabı, 1 monografi, 4 tez ve 3 ders notu teksiri yayınlanabilmesine rağmen, 1979 -1980 ders yılında ödenek yetersizliği nedeniyle hiç yayın yapılamamıştır. Ancak, 1979 -1980 ders yılındaki kâğıt stokundan ve benzeri diğer imkânlardan da yararlanılarak yine kıt ödeneklerle 1980 -1981 ders yılında 7 ders kitabı, 2 dergi, 1 armağan ve 7 ders teksiri yayınlamak mümkün olabilmiştir. Burada iftihar ve onur duyduğum öğrencilerimin asil bir hareketinden de bahsetmeden geçemiyeceğim : 1980 -1981 ders yılının son sınıf öğrencileri yıllık çıkarmak için bir araya getirdikleri paraları, büyük bir titizlikle harcamışlar, ondan tasarruf ettikleriyle satın aldıkları 60 top kâğıdı fakültelerine, kendilerinden sonra gelecek arkadaşlarıma kitap basılması için bağışlamışlardır. Fakülte idaresi öğrencilerimizin bu asil hareketine uyarak, bir ders kitabının basılmasında bu kâğıtları kullanmış ve kitap normal fiyatının yarısına öğrencilerimizin yararlanmasına sunulmuştur. Öğrencilerimi ve onları böyle asil bir harekete yöneltenleri bütün kalbimle kutlar, bunun gelecek yıllar için örnek bir davranış olmasını temenni ederim.

Ödenek sıkıntısının bir dereceye kadar azaltmak, özellikle ders kitapları ile yardımcı kitapların yayımını kolaylaştırmak için Üniversiteler Kanununun öngördüğü bütün koşulları yerine getirerek kurduğumuz «döner sermaye işletme» mize Maliye Bakanlığından işlerlik kazandıracak müsaadeyi bugüne kadar bütün çabalarımıza rağmen maalesef sağlıyamamış bulunuyoruz.

Kitaplık faaliyetlerimiz de şöyle gelişmiştir: Fakültemizde halen 96.126 cilt hukuk ihtisas kitabı ve 3.162 cilt genel kültür kitabı vardır. Birçok yabancı dillerde yazılmış hukuk kitapları bulunan kitaplığımızdaki yabancı kitapların çoğunluğu almanca, fransızca ve ingilizcedir.

Bazı enstitülerimizin çalışma konularını ilgilendiren küçük kitaplıkları yanında 250 kişilik okuma salonu ile 350 kişilik genel okuma salonundan öğrencilerimiz yanında diğer fakülte ve üniversite mensupları da yararlanmaktadır. Salondaki kitaplardan yararlanma ve fakültemiz öğretim üyelerine ve yardımcılarına verilenler haricinde 1980 -1981 öğrenim yılında öğrencilere günlük ders çalışmalarında yararlanmak üzere 1814 ve seminer, tez çalışmalarında yararlanmak için 2063 ve diğer araştırmacılara 1574 ödünç kitap verilmiştir.

1981 bütçe yılı uygulamasından bugüne kadar 2'si yabancı olmak üzere sadece 81 kitap satın alınabilmiştir. Para kurlarındaki değişiklikler ve ödenek yetersizliği nedeniyle yabancı memleketlerden kitap getirtmek imkânsız bir duruma gelmiştir. Fakültemiz bütçesindeki ödenekle 148 adet yerli ve yabancı süreli yayının ücretleri ancak karşılanabilmektedir.

Gelecek yıllarda belki bu imkân da yitirilecektir. 1980-1981 ders yılında fakültemiz kitaplığına satın alınanlar dışında 1062 adedi bağış ve 308 adedi değişim yoluyla olmak üzere toplam 1360 kitap sağlanmıştır. Kâğıt, baskı ve para ayarlanması nedeniyle yerli ve yabancı kitap bedellerinin çığ gibi büyümesine karşın bunlara ayrılan ödenekler ya çok azalmış veya hiç denecek düzeye gelmiştir. Bu nedenle bilhassa yayınlarımızı hızlandırmak ve çoğaltmak, öğrencilerimize zamanmda ders kitabı sağlayabilmek için döner sermaye işletmemize, üniversitelerimizin diğer fakültelerine verdiği müsaadeyi, biran evvel fakültemize de vermesi ve kâğıt, kitap, kırtasiye ödeneklerimizi günün şartlarına göre
düzeltmesi Maliye Bakanlığından içten dileğimizdir. Fakülte kitaplığı ile ilgili olarak, eski öğrenci yurdu olup, değişiklik inşaatı yıllardan beri devam eden kitaplığımızın dört katlı yeni binasının yakında biteceğini müjdelemek isterim. Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığından sağlanan hızlandırma fonu ödeneği ile bu imkân elde edilmiş ve kitaplığın yeni rafları sipariş edilmiştir. Yaz sömestresinin başına kadar yerleştirme faaliyetlerinin tamamlanması ile fakültemiz kitaplığı dört katlı binası, 100.000'e yaklaşan hukuk ihtisas kitapları ile dünyanın hukuk ihtisas kitaplıkları arasında en ön sıralarda bir yer alacaktır.

Fakültemizde biri vakıf olarak 10 adet muhtelif hukuk alanlarında faaliyet gösteren enstitümüz bulunmaktadır. Bu enstitülerimizden, 1980 -1981 ders yılında Özel Hukuk Enstitüsü, Yargıtayla bilimsel toplantılar düzenleme işbirliği çerçevesi içinde «memurların hukukî sorumluluğu » hakkında Yargıtay konferans salonunda tartışmalı bir toplantı; Ekonomi ve Maliye Enstitüsü, iki gün süren «Türkiye'nin Döviz Gelirlerini Artırma Yollan» adlı bir bilimsel toplantı düzenlemiştir. 1981 -1982 ders yılında enstitü faaliyetlerimizi güncel konularda artırarak hizmet görme görevimize devam edeceğiz.

1954 yılında bir vakıf olarak kurulan «Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü» de başarılı faaliyetini sürdürmektedir. Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü kendi alanında sayısı 5039 cilde yükselen bir kitaplığa sahip bulunmaktadır. Bu kitaplığa ayrıca Türkçe ve yabancı dilde 55 dergi gelmektedir.

Her yıl olduğu gibi geçen öğretim yılı içinde de «Bankacılık Kursu» basan ile yürütülmüş ve bu kursa 723'ü taşradan, 207'si de Ankara'dan olmak üzere 930 öğrenci kayıt olmuştur.

1980 -1981 ders yılı içinde enstitü fakülte yayınları dışında «Bankacılık Serisi» altında 5 adet cep ders kitabı ve 2 monografi yayınlanmıştır.

Açılan seminer yarışmasına iştirak eden olmamıştır. Bu yarışmaya gelecek yıllarda katılmaların olacağım ümid etmekteyiz.

Adalet hizmetlerine daha iyi işlerlik kazandırmak amacıyla eğitilmiş yardımcı eleman yetiştirmek üzere 1979 -1980 ders yılından beri öğretime açılmış olan «Adalet Yüksek Okulu» muzda açılış gayesine uygun olarak ve günden güne gelişerek öğretim ve eğitim hizmetini yürütmektedir.
Toplam 32 öğretim üyesi ve yardımcısıyla 255 öğrencisine öğretim ve eğitim hizmetlerini aksaksız ve noksansız yürüten Adalet Yüksek Okulu'muz 1980 -1981 ders yılında sayıları 33 olan ilk mezunlarım vermiş bulunmanın kıvancı içindedir.

Adalet Yüksek Okulu'muza bu yıl 120 öğrenci kayıt olmuştur. Yüksek Okulumuza, kırtasiye, eğitim araç ve gereçlerinin tedariki hususunda büyük yardımları olan Adalet Bakanlığı, okulun 200 kişilik okuma salonunun raf, masa ve sandalyelerinin de yapılmasını üstlenmiş bulunmaktadır. Bu hizmet ve yardımlarından dolayı Adalet Bakanlığına teşekkürü bir borç bilirim.

Adalet Yüksek Okulumuz, personeline meslek ve hizmet içi eğitim kursları düzenlemek hususunda Adalet Bakanlığı ile işbirliği içinde olup, bunun sonucu olarak 1979 -1980 öğretim yılı yaz döneminde Adalet Bakanlığı personelinin iştirak ettiği bir meslek kursu düzenlemiştir.

Fakültemiz binalarının çatılarının bir kısmı tamamen değiştirilmek suretiyle onarılmıştır. Ödenek yettiği oranda diğer çatı onarımlarına devam edilecektir.
1980 -1981 ders yılında Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ankara Belediyesinin yardımıyla ilkbaharda 300 çeşitli ağaç dikilmiş, bunlardan 280 kadarı tutmuştur. 35 dönümden fazla bahçeye sahip olan fakültemizde sonbaharda da ağaç dikme faaliyetlerine devam edilecektir.

Dersliklerdeki sıralar temizletilmiş, bazı duvarların temizliği, diğerlerinin onarım ve boyanması işleri ve fakülte teknik atelyelerinin yeniden onarımı ve düzenlenmesi fakülte yardımcı hizmetlilerinin büyük şevk ve gayretleriyle iftihar vesilesi teşkil edecek biçimde gerçekleştirilmiştir.

Fakülte idari memurları aksatmadan, görev anlayışı içinde
uğraşılarını sürdürmüşlerdir. Fakültemizin bütün personel ve yardımcı hizmetler mensuplarına gösterdikleri anlayış ve yardım için huzurunuzda teşekkür ederim.

1980 -1981 ders yılında öğrencilerimizin fakülteye devamlarının fazlalaşması ve Medenî Hukuk gibi bazı derslerin tek ve çift numaralı şubeler halinde öğretilmesinin kararlaştırılmış olması nedeniyle bu ders
yılında 1. ve 2. sınıflar arka binada, 3. ve 4. sınıflar bu binada öğretim göreceklerdir. Bu yıl derslerin başlama saatleri 8.30'a alınmıştır. Öğlen dersler, 12.20'de bitecek, bir saat 40 dakikalık bir aradan sonra öğleden
sonraki dersler, kur pratikler ve diğer çalışmalar 14.30'da başlayacaktır.

Ders saatleri de 45 dakikadan 50 dakikaya çıkarılmıştır. Bu yeni ders yılında fakülte kantinini de müteahhit işletmesi suretiyle öğrencilerimizin yararlanmasına açmak çabası içindeyiz. Saat 8.00 -16.00 arasında açık bulunacak olan kantinimizde 12.20 ilâ 14.00 arasında sıcak öğle yemeği öğrencilerimizin ve personelimizin yararlanmasına sunulacaktır. Konu ile ilgili arkadaşlarım, kantinin öğretimin başlıyacağı bugünlerde açılmasını sağlamak için gayret göstermektedirler.

Bu yıl, spor çalışmaları ile sosyal ve folklor faaliyetlerimize geçen yıllardan daha çok ağırlık vermek için gerekli hazırlıkları sürdürüyoruz.

Sevgili Öğrenciler;

Fakültemizin ve sizlerin bütün sorunlarını gidermiş, bütün ihtiyaçlarınızı karşılamış olduğumuz iddiasında değiliz. Daha bir çok halledilmemiş sorunlarınızın, daha karşılayamadığımız bir çok haklı taleplerinizin olduğunu biliyoruz. Ancak, şuna emin olmanızı isterim ki, öğretim üyeleri, yardımcıları ve idarecileriyle A. Ü. Hukuk Fakültesi mensupları bütün imkânlarını seferber ederek en iyi koşullar içinde sizlerin iyi hukukçular olmanıza gayret göstermektedirler. Her meslekte olduğu gibi diploma sahibi olmak başka, o mesleğin ehli, ustası olmak için eğitilmiş ve yetiştirilmiş olmak yine başka şeydir, iyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş olmanın çaresi ise derslere, kur pratiklere, seminer çalışmalarına devam etmek ve artsız aralıksız çalışmaktır. Bu koşulları yerine getirdiğinizde iyi hukukçular olmanızı engelleyen bir neden kalmayacaktır.


Atatürk ilkelerini savunmayı temel amaç edinen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, «Cumhuriyetin Müeyyidesi» olarak kurulan bir müessese olma onurunun kendisine yüklediği sorumluluğun gereği doğrultusunda «bilinçli, bilgili ve karakterli hukukçu» lar yetiştirmek görevini şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yerine getirecektir.

Atatürk'ün doğumunun 100; yılı nedeniyle Anayasa Mahkemesi ile Fakültemizin müştereken düzenlediği bilimsel toplantı bugün saat 14.15'te Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Dr. Şevket Müftügil'in konuşmalarıyla açılacaktır. Toplantının başarılı geçmesini diler, saygılar ve sevgiler sunarım.
Old 30-08-2018, 00:59   #7
Av. Tolga Ersoy

 
Varsayılan Rahmetle ve saygıyla anıyorum. Mekanı cennet olsun.

PROF. DR. ALÎ NAÎM İNAN'IN ANKARA BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ VE KURULUNCA ANKARA BAROSU KÜLTÜR MERKEZİNDE 25/04/2005 TARİHİNDE DÜZENLENEN II. ÇOCUK HAKLARI GÜNLERİ “YARGIDA ÇOCUK HAKLARI VE YAŞAMDA ÇOCUĞUN KORUNMASI” BAŞLIKLI PANEL KONUŞMASI:

Değerli arkadaşlar, başta Sayın Ankara Barosu Başkanı …. gönül isterdi ki burada çocuklarımız kadar hukukçularımız da olsun, biraz onların söylediklerinden ben yararlanayım çünkü artık benim yaşamımın son demleri belki de hocanız bu sene inşallah 80. yaşına girecek. Şu güzel çocukları, öğretim üyesi değilim, avukat olarak büyütsem çok heyecanlanırım açıkçası.

Nevzat Toros diye bir arkadaşımız var, hukuktan mezun olan arkadaşlarımız bilir. Bir çocuk hakları konferansı, konuşması yapar mısın, dedi. Çok sevdiğim bir arkadaşım olduğu için “evet” dedim. Fakat beni zannediyorum Atılım’la ilgili, Atılım’ın ilköğretim kısmıyla ilgili bir okula gönderdi. Birde baktım ki, en büyüğü dokuz yaşında çocuk. Dili eski hoca, kendisi, konuşması eski hoca, ne anlatırsanız buna? O zaman dilimizin erdiği, gücümüzün erdiği kadar 12 yaşından küçük çocuklarla ilgili bazı şeyler söyledim.

Malum hepiniz, hukukçular tarafından bilinen ceza ehliyetinin olmadığı dolayısıyla bunlar hakkında kovuşturma yapılamaz ve cezai uygulama yapılamazı anlattım. İlkokul birinci sınıftaki bir çocuk parmağını kaldırdı, Hocam, dedi, eğer şimdi ben çikolata çalsam, hapsedemez misiniz dedi, edemem, dedim. Bu söylediklerimizi yalan çıkaracak değiliz ya. ama senin hakkında bazı güvenlik tedbirleri uygulanır, dedim. Nasıl yaparsınız, dedi. Senin yanına bir kişi çağırırız, bu işleri yapmaman için, en çabuk unutman için terbiyeli, ıslah edici şeyler yaparız, dedim.

Şimdi bu yüzden … Sayın Asma’nın … konuşmasında dinledim, orada benim adımdan da bahsettiler….. Türkiye’de çocuk hakları özgürlüklerinin korunması ve çocuklara uygulanacak kurallarda ne gibi çalışmalar yapılmıştır?Biz hep kendimizi kötüleriz, Türkiye bir şey yapmıyor, etmiyor falan. Bunlardan bahsedeyim çünkü ihtiyarlar biraz tali şeyleri anlatmak güzel olur. Churchill’e demişler ki, ekselansları, artık yaşlandınız, bıraksanız da daha genç arkadaşlar gelse, başbakanlık yapsa cevabı şu; ilkokulda ezberlediğim şiirleri bile hatırlıyorken …….(gürültü var ve mikrofon yok)

İltifat ettiler, bir Devlet Bakanlığı daha sonra da Adalet Bakanlığı bu tür komisyonlara yaşlı hoca olmam hasebiyle beni başkan tayin ettiler ve biz bazı böyle çalışmalar yaptık. Ama Türkiye’de acaba ne gibi bugüne kadar çocuklarla ilgili bir çalışma yapılmıştır bir seyir halinde anlatacağım. Öbür tarafları malumen ilan etmeme de ben hakimlik yapmadığım için ilam yazdırmayın diyeceğim. Ama bundan sonra arkadaşlarımın bana soruları varsa bildiğim kadarıyla her şeyi bildiğim iddiasında asla ve kat’a kabul edemem. Bu Medeni Hukuk hocasıyım ama buna rağmen Medeni Hukukta zafiyetlerimiz var. Onda da iddiam yoktur.bir açık tarafı vardır.

Sizlerle bir hasbıhal yaparsak ve bir istirhamım var; o da şu; İslam Hukukunda fiil ehliyeti bakımından bir sıralama yaptılar, cenin’den başlıyorlar… arkasından sabahat* devresi dedikleri bir devre 0 ile 15 yaş arası. Sonra da sine-i rüşt* dedikleri bir devre yahut fuzili* dedikleri bir devre, 15-22 yaş arası. 22 ile 70 arasındaki bir devre var ki, en uygun devre var ki, rüşt devresidir, ergin devresi. Bakınız ona 70’in üzerinde bir devre var, o devre çok esaslı bir tabiri var, aket devresidir. Lügatlere baktım ben Arapça ve Farsça bilmediğim için, bunaklık devresi diyor lügatte, unutkanlık devresi diyor.

Bir ufak hatıramı anlatayım, güzel şeyler bunlar galiba işte Churchill’in söylediği gibi çocukluğumuzdaki bazı şeyleri hatırlıyoruz. Aklıma bir şey düştü; Amerikan başkanlarından birisinin adı aklıma gelmedi Washington’dan başlıyorum, Abraham Lincoln’ü sayıyorum, ondan sonrakileri sayıyorum bir tanesi gelmiyor. Naçizane işte şimdi bir yerde idari görevi yapıyoruz, dekanlık görevi yapıyoruz. Derse girdim, üç-beş defa girdim çıktım, rektör yardımcısı arkadaşlarla konuştum ve onlara da söyledim, bir Amerikan cumhurbaşkanının adını bir türlü hatırlamıyorum, hiç birisi de Allah razı olsun neydi, hangisiydi diye filan deyip bana sorup, hatırlatmadı, yapmamdılar da dün yahut evvelsi gün elimi, yüzümü yıkarken hemen hatırıma geldi. Clinton. Clinton şu için geldi; kafamda tasarlarken burada konuşacağım lafları Clinton’ı örnek olarak gösterecektim. Biliyorsunuz Clinton’ın kızı 18 yaşından küçüktü, bir koruması ile beraber bir keops’tan yada bizim büfe dediğimiz bir yerden içki veya sigara aldı. Çocuğa ceza verdiler. Polise de, koruma polisine de ceza verdiler. Polise bir idari ceza verdiler, şimdi bizde kabahatlerdeki olduğu gibi genellikle para cezası şeklide bir ceza verdiler. Kıza da 30 gün müddetle bir ihtiyarlar, düşkünler yurdunda bir hanımefendinin kitaplarını gelecek günde bir saat falan roman okuyacak veya gazetesini okuyacak cezası. Cumhurbaşkanı görevini yapıyor, kız cumhurbaşkanının kızı ve buna böyle bir ceza. Bunun için acaba burada zamanı gelirde söyler mi diye bunu hatırıma getirdim.

Bugünde eğer öyle bir sürçi-lisan veya fendim unutkanlık olursa bağışlayacaksınız, işte dedim ya ahet devri, bunun içindeyiz. Unutkanlıklar oluyor. Biz bir şey ile, müsaade ederseniz ben oturaraktan anlatırsam biraz daha rahat edeceğim çünkü yaşım dolayısıyla uzun süre ayakta durmakta bazen iyi olmuyor. Biz kendimizi beğenmeyen bir milletiz. Bazen de hamasi işler olduğunda çok beğeniriz. Astığımız, kestiğimiz kazandığımız zaferlere geldi mi hiç bizim arkamızdan da söyleyecek laf yoktur, iyidir de belki. Ama yaptığımız bazı şeylerde var.

Sene 1902, bir zat çıkıyor Bandırma Bizade Essei Ahmet… çok şatafatlı bir ad, Üsküdarlı, Münir Ahmet oğlu, Bandırma mir zade de atalarının Bandırma’dan geldiğini ifade eden bir zat. 1902’de “Hukuk-u Velet” diye bir kitap yazıyor. Dünya literatürüne bakıyorsunuz hiçbir dünya literatüründe 1902 de yazılmış çocuk hukuku kitabı yok. Çok enteresan bir şey. Tabi diyeceksiniz ki, acaba içinde ne var hocam? İçinde o günkü devlet idaresinin bağlı olduğu İslam-i eğilimlere göre düzenlenmiş çocuklara ve ilgili her türlü kural var. Ama devletin idare tarzı ta ki dini esaslara dayanmış bir idare hakim. Daha bir çok kitaplar yazılmış yine çocuklarla ilgili.

Ama doğrudan doğruya çocuk hukuku ile ilgili terbiyeli gayelerle, çocuklara bu kadar nasihatler verme gayesi ile yazılmış kitaplar var.

Ama 980 ile 1037 yıllarında yaşamış bir Türk bilgini var. Koca da bir hastaneye adını verdik Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İbn-i Sina Hastanesi dedik. İbn-i Sina’nın biliyorsunuz el kitabı, El Kitab-üş Şifa, El-kanun fıkıh* dedikleri kitabı var. O kitaplara baktığınız zaman halen 1983’lerde, 1990’lı yıllarda Türkiye’de veya dünyada münakaşa edilen hususlara 980 ile 1037’lu yıllarda yani bir asır evvel yani 1000 sene evvel bazı şeyler söylemiş çok enteresan. Bunlar hep unutulmuş söylediği laflar şunlar; diyor ki, “çocuklarınızı mutlaka okula gönderiniz” ve arkasından ilave ediyor; “çocuklar okula gittiği zaman iki şeyi çok iyi öğrenirler, bir haklarının ne olduğunu öğrenirler, iki; başkalarının haklarına riayet etmeyi öğrenirler.” Bundan güzel bir şey var mı? Şurada bir haftada on gündür bütün yaptığım çalışmalarda ne diyorsunuz, çocukların hakları, arkadaşların hakları vesaire, vesaire, devletin bunları himayesi. Mektepte, okulda öğretilir. Daha enteresan 1900’lü yıllara geliyoruz, Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde ve Birleşmiş Milletlerin, efendim diğer örgütler de dahil toplantı yapılıyor Roma’da. Toplantının adı, sütle ilgili, ana sütü ile ilgili ve 1990’lı yıllarda Roma Bildirisi diye de bir bildiri yayınlıyor. Ve diyorlar ki, analar çocuklarını emzirsin. Estetik gerekiyorsa bazı uzuvlarda bozulmada, onları biz hallederiz. Siz çocukları emzirin. Çünkü çocuklar için ilk ve en iyi gıda çocuğa ana sütü. Bundan 15-20 gün veya bir ay evvel bilemiyorum tam tarihini eğer posta geldiyse size, bizim postanenin mühürleri üzerinde ana sütü propagandasını yapan amblemler var. Sene 1990. Geliyorum 900’lü yıllara, 800’lü yıllara İbn-i Sina diyor ki, “Çocuklarınızı analar emzirin, sütünüz yetmezse keçi eti yiyin” diyor. Bilemedim sordum birkaç tabibe, acaba keçi eti anaların sütünü arttırıcı bir maddeyi mi içeriyor, diye. Onlar da fazla bilgi sahibi olamadılar. Bunlar söylenmiş çok güzel laflar.

Acaba bunları bitirdikten sonra Türkiye’de çocuk koruma ve adalet sistemlerin gelişmesinde ne gibi çalışmalar yapılmış, eskilere bir dönmek lazım. 22-12-1944 yılında tek parti sistemi, Cumhuriyet Halk Partisi başka parti yok. O zamanın Hatay milletvekili Tayfun Sönmez bir takdir veriyor, önerge. Çocuklarla ilgili bir araştırma yapalım ve bir rapor hazırlayalım arkasından da bir kanun tasarısı hazırlayalım. Sene 1944, bakın daha Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi vesaire şeylerin yalnız bildiğiniz gibi ki bizim bildiğiniz rahmetli Atatürk’ün imza ettiği beyannamenin adı da “Cinevre Beyannamesi” diye yazılmıştır. 1930’da imza edilmiştir çünkü Harf İnkılabından bir sene sonradır. Böyle bir beyanname var bizde ki 1948’de mi ‘59’da mı Birleşmiş Milletler aynen benimsemiştir. Bu yokken Türkiye’de çocukların korunmasıyla ilgili bir çalışma yapılıyor, 25-05-1945’de de bir rapor hazırlanıyor ve sekiz maddeden de oluşan bir tasarı, taslak yahut hazırlanıyor. Adı “Kimsesiz, Bakımsız, Yoksul ve Aylak Çocukların Korunması, Eğitilmesi hakkında kanun.

2005’li yıllara geldik yine, aynı şekilde de söylüyoruz, kimsesiz, bakımsız, yoksul aylağı değiştirdik, sokak çocukları dedik, sokak çocuklarının korunması yetiştirilmesi hakkında mevzuat yapalım, kanun yapalım, kural yapalım diye korkuyoruz. Arkasından tarihi gelişmeleri biraz daha irdelersek o zaman geliyoruz korunmaya muhtaç çocuklar hakkında bir kanun dizisi var, iki tane kanun, birbirinin ardından aynı adlarla çıkarılmış iki kanun var. İkisi de korunmaya muhtaç çocuklar adını taşıyor. Bir tanesi 23-05-1949’da çıkarılmış, 5387 sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Kanunu diye bir kanun.

Bu kanundan sonra bu ‘57’li yıllara kadar devam ediyor. 15-05-1957’de de 6972 sayılı yine aynı adlı korunmaya muhtaç çocuklar hakkında kanun çıkarılıyor. İki kanun arasında ufak bir fark var, fark şu; birinci kanunda çocukların bakımı, gözetimi, yetiştirilmesi Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında paylaştırılmış. Malum bizde doğrudan doğruya bir bakanlığın görevlendirmediğiniz zaman, hiçbirisi o işe sahip çıkmaz. Biliyorsunuz bende çok iyi, bizim halen yürürlükte olan Türk Ceza Kanunumuzun 53, 54 ve 55 ay sonuna doğru, gelecek ayın sonuna doğru bitecek süresi ama halen yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu 53, 54, 55 hatta 56. maddelerine göre 12 yaşını doldurmamış, o zaman 11’di, 11 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında kovuşturma yapılamaz, ceza verilemez ama güvenlik tedbirleri alınır. Güvenlik tedbirlerinin alacağı yerler içinde devlet müesseseleri gösteriliyor.

Ben 1965 yılında muhterem hocamız Hamide Topçuoğlu’dur. Eğitim Fakültesi dekanlığı yaparken bir teklifle karşılaştım, Çocuk Hakları ve Kurumları ile ilgili bir ders alır, okutur musun, dediler. Evet, dedim gerçi kalktı çünkü daha evvelde çocuk hukuku üzerinde, çocuk mahkemeleri üzerinde çalışma yapıyordum. Bu benim bir idomdu,* bunu böyle gerçekleştirmek için buraya başladım. Benim ilk tetkikim şu oldu bu ceza kanunu maddeleri gereğince hakimlere gittim ceza veren yahut güvenlik tedbirleri uygulamayı öngören maddenin tatbikatından bazı bilgiler edineyim diye. Bu işlerle meşgul olan efendim mahkemeler ve de hakimler bana dedi ki, hocam böyle müesseseler yok ki, biz çocukları bu müesseselere yerleştirelim. Ve o zaman bu işlerle görevli Adalet Bakanlığında Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğüdür, orada eksik olmasın sınıf arkadaşlarım vesaire vardı, onlardan bazı ricalarda bulundum. Onlarda başka bir cevap verdiler, o cevap da; e hakimlerimiz böyle bir karar vermiyorlar ki, biz bu yurtları, bu yerleri yapalım. Tabi pasif daire ve malum ilham* etmeye de lüzum yok, benim çok kullandığım laflardan birisi, “yumurtamı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar “, hiçbir şey yapılamadı. Şimdi düşünebiliyor musunuz 1926 yılından 2005 yılında, 2006 deyin siz aşağı yukarı, şu kadar yıl içersinde Adalet Bakanlığı görevlerini yapmamış şimdi çocuklarla ilgili bazı sorunlar var, bunları bazı müesseslere kanalize etmek istiyor. Kanalize edebilecek misiniz, o da şüpheli ve benim kafamda da bazı istifamlar var. Ettiğinizi kabul edin, ne neticeler alacaksınız, bunlarda şüpheli. Bunları da sırası gelince eğer çok konuştu hoca demezseniz onları da anlatmaya çalışayım.

Bu üç başlı idareden iyi bilgi, iyi yarar edinemediği için demişler ki, bunları kapatalım, bunları belediyelerle il özel idarelerine verelim. O vakit, il özel idareler ile belediyeler bir araya gelecekler, belediyeler birleşebilecek veya yalnız bir ilin ve çocuk koruma birlikleri kuracaklar o birliklerde çocuklarla ilgili müesseseler yapılacak. Tabi buda fazla netice vermemiş. 1965’ten beri bugüne kadar bugünde çalışan bir arkadaş olarak eğer parasal sorunlar ön planda önünüze koymuyorsa ben bu işi söylüyorum ama bunu kaç paraya yaparım, bunun karşılığı hazır mı diyemiyorsanız fazla bir netice alamazsınız. Özel idarelerin fazla gelirleri yok, belediyelerden şey yok , ondan da fazla ir netice alınamamış. Efendim, tutulmuş, biraz sonra işaret edeceğim, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kurulması hakkındaki kanun çıkarılmış.

Bu arada 1961 Anayasası 35.madde birinci fıkrasında, yine 1982 Anayasamızda da 141. maddesinin birinci fıkrasına bir hüküm konulmuş. Çocukların yargılanması özel kanunla düzenlenir diye ve 7.11.1979 yılında 2223 numaralı bir kanun çıkartılır, çocuk mahkemeleri kuruluş görev ve yargılamaları hakkında kanun çıkartılır. O kanun yürürlük maddesinde de, kanun bir sene sonra yürürlüğe girer denmiş ve yürürlük maddesi sizin avukatlık imtihanı ile ilgili maddeniz gibi hep ertelenmiş. Ancak 1982 yılına gelindiği zaman yürürlüğe girebilmiş ve bugün Tanrıya şükür Türkiye’mizde 16 tane çocuk vakfı var.

Adalet Bakanlığından bir hafta evvel aldığım bilgiler. Oradaki bazı hususlara yine değinmeye çalışacağım. Buradaki bir hususu vurgulamak istiyorum. O da şu; bizim hukuk sistemimizde çocuk mahkemeleri bir ceza mahkemesi yani bunu iyi vurgulamamız, iyi bilmemiz lazım. Bunu şunun için söylüyorum, eğer biz ceza mahkemesi olduğu niteliğini göz önünden kaldırırsak, hep söylüyoruz ya çocukların kanunlarla ihtilafa düşmesi, kanunların önünde mahkemelere çıkarılmaması gibi hususlarda biz, şahsi durumlarla ilişkili olan koruma kararlarının bile ceza mahkemesi olan çocuk mahkemelerinde almaya kalkışıyoruz. Bağışlayın beni ne lahana ne perhiz. Bir yerde çocuğu biz çocukların adaletin önüne bile çıkarmayı istemezsek çocuğu özel bir durumu ahval ve şahsiye ile ilgili bir durumu dolayııyla ceza mahkemesinde ıslah etmeye çalışıyoruz.

Gayet samimi söylüyorum, yalnız ben söylemiyorum bunların bir ceza mahkemesi olduğunu bütün kuralların içersinde gayet açık bir şekilde beyan ediyorum. Bizzat çocuk mahkemelerin kuruluşu hakkında biz kısaca çocuk mahkemeleri kanunu diyoruz, onun 44.maddesinin değişik alt bentlerinde çocuk suçluluğu sebep olduğu faktörleri araştırmak incelemek üzere çocuk suçluluğu konusunda ve arkasından cezaların infazı küçüklerin cezalarının infazı geçici ikinci maddesi var çocuk mahkemeleri ara bentleri okumuyorum. “Küçükler tarafından işlenen suçlara ait soruşturma, kovuşturma hususunda yazılı usullerde görevli mahkemedir”. Şimdi tutuyoruz, uygulamada kolay mı geldi neden geldi bilemiyorum, biz Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünün hazırladığı çocukların korunmasına ilişkin kararları gidiyoruz ceza mahkemesi olan çocuk ceza mahkemesi dediğimiz mahkemede tasdik ediyoruz korunma kararı olarak. Bütün dünyada çocukların affa ilişkin özellikle Almanya* ile ilgili kanunlarla söylüyorum, 15 yaşına kadar ceza ehliyeti kabul edilmediği için onlara asla ceza mahkemelerine çıkarılmıyor. Hepiniz siz tatbikattan geliyorsunuz, ceza mahkemeleri hakimleri kaşları biraz daha büyük, serttir.

En azından hepiniz biliyorsunuz, tatbikatta görüyorsunuz ben hiç tatbikat yapmadım. Bir avukatlık stajı yaptım yarım yamalak belki sonra doçent oldum, sonra kendiliğinden size ruhsat veririz dediler, yapmadım ama bunu hepiniz teyit edeceksiniz, bir hukuk hakimiyle tartışmanız daha mülayimdir ama bir ceza hakimiyle biraz daha serttir. Hele çocuklara karşı “a ulan falan filan” da vardır. Bunu şunu için arza çalıştım çünkü bizim yeni çalışmalarımızda genç arkadaşlarımız çocuklarla ilgili bütün hususların çocuk mahkemesi denen ve Anayasanın 141.maddesi birinci fıkrasına göre ve daha ilk 61 Anayasamızın 135. maddesinin birinci fıkrasına göre niteliği mutlak olarak benim şahsi kanaatim tabi başka kanaati olan arkadaşlarımız da vardır.

Biz ceza mahkemesine çocukları göndermeyelim. Bu doğru mu, değil mi ki ben yaşlı Bir adam, tecrübesi olan bir adam olarak söylüyorum ama genç arkadaşlardan özellikle istirhamım şu; eğer çocukları biz 11-12 yaşına kadar suç işleyemez aynı İngiltere Kraliçesi gibi, İngiltere Kraliçesi suç işlemez. Hayır çocuklar hakkında ceza kanunumuzda hüküm vardır. Usul ve furu arasında hırsızlık fiili var mıdır. Yoktur. Niçin o ailenin özelliği dolayısıyla o fiil, o mevkide işlenemez kabul etmiştir kanun. O halde 12 yaşına kadar çocukları suç işleyemez kabul ediyorsak hiçbi şekilde ceza mertebelerinin önünden bile geçirmemeliyiz. Bugün bizim sulh mahkemelerimiz var, çok güzel mahkemeler ve genellikle de genç hakimler geldiği için oralarda daha mülayimdir hani hakimliğin verdiği tecrübeyle sertliği de yoktur onların daha pürlenmemişlerdir, arkasından takip eder ama gerçekleri söylüyorum. Oradan uzaklaştırmanın çarelerine bakmak lazım ve dünyada da böyle ahvalı şahsiye mahkemeleri bakıyor Almanya’da 15 yaşından evvelki çocuklara işte.

Geliyoruz ondan sonra, ne gibi bir komisyon çalışmaları yapıldı, benimde dahil olduğum 10.12.2000 yılında Devlet Bakanlığı bir grup arkadaşla beraber beni de bir komisyonda görevlendirdi. Görevlendirme nedeni çocuk hakları sözleşmesinin 15.maddesiydi. Biliyorsunuz çocuk hakları sözleşmesinin 15. maddesi, çocukların dernek kurmalarıyla ilgili bir çalışma yapılmasıydı. Biz, bir iki toplantı yaptık arkasından bir alt komisyon, kalabalıkta bazı şeyler yapılamıyor. Bir alt komisyon çalışması yaptık, hazırladığı bir raporu üst komisyona ana komisyona getirdik ve orada bazı öneriler yaptık. Komisyonumuzda da Adalet Bakanlığı, İç işleri Bakanlığı, Yargıtay, Üniversiteler, Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünden, Polis ve Jandarma Teşkilatından, avukatlardan, Ankara’daki çocuk mahkemelerinin elemanlarından, yardımcı elemanlarından, uzman elemanlarından ve Barodan zannediyorum bir iki arkadaşımız vardı, şimdi hatırlayamıyorum, bir çalışma grubuyla tasarı hazırladık. Bu tasarıda iki şey vardı; bunlardan birisi 15 yaşını bitirmiş çocuklara dernek kurdurabilme imkanı ve dedik ki bunlar dernek kurabilsin, arkasından da bizim mademki ceza ehliyeti olmayanlara 12 yaşını kabul ettiğine göre 12 yaşını tamamlamış çocuklarda derneklere üye olabilsin. Bir şey mütteşekküri, gurur da duyuyorum, bildiğiniz gibi Yeni Dernekler Yasasında 4.11.2004 tarihinde numaralı kanunla kabul edilmiş. Şimdi artık bizim hukuk sistemimizde 15 yaşını bitirmiş ayırtma gücüne sahip ve kısıtlı olmayan çocuklar velilerinin veya kanuni temsilcilerinin, doğru deyimi ile çocuklara özgür dernekler kurabilecek. Bir başka şey getirildi aynı bizim teklifimizde olduğu gibi, 12 yaşındaki çocuklarda yine aynı şartlarda ve yasal temsilcilerin izniyle bu çocuk derneklerine üye olabilecekler. Hatta son fıkrada da büyükler bu derneklere asla ve kat’a üye olamazlar. Bizim hazırladığımız tasarıda Dernekler Kanunun ceza hükümleri de çocuklar bakımından tamamen değiştirildi ve biraz evvel de söyledim Clinton’un hatırlayamadığımın sebebi oydu ona mümasil bazı şeyler getirdik. Clinton’un kızına uygulanan müeyyideler gibi bazı müeyyideler getirdik. Bunlardan birkaç tanesini örnek vereyim.

Müeyyidelerden birisi şuydu; bir yönetim kurulu toplantısının usulüne göre yapmamışsa çocuk en büyük mülki amirinin ve Sosyal Hizmetler Genel Müdürünün önerisi, en büyük mülki amirinin tespitiyle çocuk, tanınmış, maruf ve meçhul ve sağa sola sapmamış dinci, minci, öyle bir şey olmayan gerçek anlamında hani bizde vardır kuş yemi derneği vardır ama kız yemi dernekliği yaparlar, gayet açık hepimizin bildiği şeyler. Öyle dernekler değilde maruf ve meçhul iyi derneklerle çocuk bir iki yönetim kurulu toplantısına gitsin dedik, defterde bir iki hata yapmışsa defteri düzgün tutana gitsin defter nasıl tutulur, kararlar nasıl yazılır vs. onlar gibi teknik şeylere, hani bizim orta mekteplerde liselerde verdiğimiz ihtar, tekdir falan filan takibi cezalar var ya o gibi cezalar verilsin. Para cezasının hapis cezasının asla ve kat’a çocuklar için pek düşünemezdik de zaten artık dünya artık bu şeyde muayyen yastaki çocuklar hiçbir şekilde ceza sorunu olduğunu kabul etmiyordu. Biz bunun kabul etmedik. Yalnız, çocuklar hakkında para cezalarını da kaldırdık. Şunun için kaldırdık, diyorsunuz ki cezalar kişiseldir diyorsunuz paraya anası babası ödüyor.

Şimdi bizim üniversitemizde bir kopya hadisesi oldu, efendim bu çocukları tart edelim, bir sene okuldan uzaklaştıralım. İyi uzaklaştıralım ama çocuk bize 7 milyar veriyor babası anası yahut kimse finansörü 7 milyarlık cezayı kime veriyorsunuz, anaya babaya veriyorsunuz. Hani cezaların şahsilik ilkesi ihlal ediyorsunuz. Orada başka bir kombinezon bulduk meseleyi daha alternatif bir şekilde hallettik. Burada da böyle, çocuğa para cezası vereceksiniz, şimdi Yeni Kanunda öyle, artık idari cezalar haline getirdi bir hürriyeti bağlayıcı cezalar daha az çocuklar için bir kayıt koydu yeni kanun dedi ki, birinci defa ihtar edilir çocuklara yani kanuna göre cezalar hiçbirisi birinci defa tatbik edilmeyecek, ikinci defa işlerse o zaman o cezalar tatbik edilecek bu da bir aşama. Birden bire her şeyi koyduğunuz zaman bu seferde onun şımarıklığı içersine düşersiniz, onun kötü uygulaması içersine düşersiniz bu da iyi değil.

Gönül isterdi ki, dünya literatürüne uygun bir düzenleme yapılsın. Hatta arkadaşlarımız bana dediler ki, Hocam çok çalıştık böyle hiçbir netice verilmedi bende takip etmedim orada bir gün dernekler kanunu çıkınca bunu gördüğümde hani bir tabir vardır, takkemi göğe attım. O kadar güzel yapılan bir şeyde netice alınmış.

Bütün bunlardan sonra ikinci bir komisyon çalışması yapıldı. Bu komisyon çalışmasında nedenleri bir araştırmak gerekir. Nedenlerin birincisi, çocuk hakları sözleşmesinin 40.maddesi var, 40.maddesi başta çocukların yargılanması sorunları başlığı altında 1 ila 4. bentlerinde ve onun altındaki alt bentlerinde bir çok hususlar getiriyor bize, kaldı ki birde Anayasamızın 90.maddesine bir fıkra ilave edildi 2004 yılında, 5170 sayılı kanunla biliyorsunuz, usulüne göre Türkiye’de uygulanması kabul edilen uluslararası antlaşmalar kanunlar ihtilafından önde uygulanır. Yani bir Türk kanunu ile bir uluslararası kanunlaşma ama Meclisimizden kanun 90.maddeye göre tasdik edilmiş ve ondan sonra uygulanması hükümet tarafından bakanlar kurulu tarafından kabul edilmişse bunlar artık kanunlar ihtilafından öncelikle tatbik edilecek kanunlar kurallar haline getirilecek. Yani hiyerarşide bir düzenleme getirilir. Doğru muydu yanlış mıydı parlamentoda çok tartışmaları yapıldı. Doğru olan kısımları var ama her türlü acaba anlaşmalar buraya dahil edilir mi. Tabi onda da fazla kötümser değilim. Aşağı yukarı her anlaşmayı tetkik edin her anlaşmada o anlaşmadan çıkabilmenize imkan sağlayan hükümler var. Eğer sizin yapınıza hukuk sisteminize uygun gelmiyorsa o anlaşmalardan çıkmanın yollarını denersiniz, çıkarsınız o zaman milli kanununuzu bas, bas uygularsınız. Ama çok tartışıldı bir sebep bunlardı.

Bir şeyi de, 40.maddenin alt bentlerinden sonra bizim hukuk sistemimizde bazı hukuk maddeleri de okursanız çocuk hakları sözleşmesinde özel yaşamların korunması, ana babanın sorumlulukları, çocukların suiistimaline karşı korunması, ailesiz çocuklar vs. cinsel sömürüye karşı çocukların korunması, çocukların satılmasıyla ilgili fuhuşa sevk edilmesiyle ilgili aşağı yukarı 18’den başlayıp 36’ya kadar devam eden maddelerinden çocuk hakları sözleşmesinde bütün bugün tartıştığımız konuların tek, tek … bakımından ele alınması gerekir ve 90.maddede de değişiklik olduğuna göre sizin bunlara zıt düşen hükümleriniz ortadan kaldırmış veya uygulama imkanı bulmamış hale geliyordu. Bu nedenle bir çalışma yapılması ön görüldü. Burada bir hususu da dikkatlerinize serf etmek isterim. Bir çalışma da parlamentomuzda yapıldı biliyorsunuz, verilen bir önerge üzerine yalnız bir, iki milletvekili değil oldukça kalabalık milletvekili her iki kanattan da aşağı yukarı 45-50’şer kişi müracaatları vardı sokak çocuklarının durumlarının tespiti ve önleme çarelerine ilişin bir araştırma komisyonu yapıldı o komisyonda da müspet çalışmalar yapıldı.

Bütün bu daha evvelki çalışmalar yapılırken bizim komisyonumuzda muhtelif defalar bir kısmı İstanbul’da olmak üzere bir kısmı Ankara’da olmak üzere son zamanlardaki çalışmaların büyük kısmı Ankara’da olmak üzere bazı çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar içersinde zikredeceğim iki husus var. Bunlar aslında komisyon çalışmaları gibi olmadı ama komisyon çalışmaları içersine gönderildi. Bunlardan bir tanesi Mustafa Şirin diye bir arkadaşımız zannediyorum bir vakıf başkanı arkadaşımız halende bu vakfın başkanı. Bu arkadaşımız bize bir Anayasa değişikliği yapılması için ve buna bizlerinde iştirak ederek imza etmemiz gerektiği hususunda bir teklifi gönderdi. Bu bizim kurullarımızda biraz fazla taraf bularak değil ama görüşüldü. Böyle bir şey yapılırsa iyi olur dendi ve fakat dikkate alınmadı.

Yine o sırada Rona Serozan arkadaşımız, İstanbul Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Profesörüdür, aynı zamanda kendisine müteşekkirim İstanbul Hukuk Fakültesinde de çocuk hukukunu başlatan bir arkadaşımızdı, çok güzelde her sene kitabını yeniliyor çok güzel çocuk kitabı çıkarıyor ama o daha ziyade özel hukuktan çocuğu alıyor, birde yeni yeni kitabına biraz ceza hukukunu da katmaya başladı genç arkadaşımız inşallah daha esaslı olarak çocuk hukukunun bütün ayrıntılarıyla bahsetti. O da bazı teklifler verdi ve Rona’nın, affedersiniz, nezaketsizlik ama çok iyi dostum olduğu için, doçentlik sınavında da hoca olarak bulunduğum için, Şenozan arkadaşımızın teklifleri içersinde bir hususu da dikkatinize serf etmek isterim. Medeni Kanunundaki bazı değişiklikleri serde ediyordu ve en mühim değişikliklerden birisi de, Anayasada 24. maddesinin 4.fıkrasının ikinci cümlesindeki kuralın tamamen kaldırılması yani zorunlu dil eğitiminin Anayasa’dan çıkarılması üzerine bir teklif. Bu da arz edildi komisyonda. Bu arada da tabi bazı şeyler söylenildi. Fakat Anayasayla ilgili değişiklikler bizim komisyonumuza verilmediği için ki verilse bile Anayasayla yalnızca değişiklikler kolay değişiklik değil. Sizin bir şey söylemeniz, on tane yirmi tane milletvekilini bu hususta ikna etmeniz de yetmiyor. Onlar fazla netice vermedi.

Bizim çalışmalarımızla bir iki husus dikkate alınmaya başlandı. Bunlardan bir tanesi alt komisyonlar kuruldu iki alt komisyon. Birisi özel hukukla ilgili araştırmalar yapacak, birisi kamu hukukuyla ilişkili araştırmalar yapacak ve bunların getirdiği taslak veya tasarılarda komisyonlarda büyük komisyonda münakaşa edilecek. Bir hususta beni bağışlasın ceza hukuku arkadaşlarım duyarlarsa belki çok kızacaklar fakat ceza hukukçu arkadaşlarımızdan fazla iltifat görmedi bu komisyonlara fazla gelmediler. Bir yerde onları da kınamıyorum o sırada Türk Ceza Kanunu ile ilgili çalışmalar vardı. Biliyorsunuz 1944’den beri başlamış 1988’de rahmetli Sulhi Dönmez Hocamıza verilmiş bir şey, görev. Ondan sonra, hocalar bir konuşmaya başladı mı kolay, kolay susmaz, şeyden sonra bırakacağım, onlarda haklılardı bununla meşguldüler tasarı hazırlandı o beğenilmedi arkasından çocuk tasarı denen bir tasarı, tasarı tasarıyı kovaladı ama Ceza Kanunu da bildiğiniz gibi çıktı bazı yerlerde ufak tefek hususlarda çıkınca ertelendi ve Haziran’ın başında da, bilemiyorum iptal edilecek mi, devam edilecek mi, bilemiyorum ben çok kısa bir özetleyim. Sonra arkadaşlarım bir iki soruyu cevaplarsa bunlara da cevap vermeye çalışayım.

Kaynak: http://eski.ankarabarosu.org.tr/PANE...2.G%C3%9CN.doc
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Prof. Dr. Hayri Domaniç Hocamızı Kaybettik :( Av.Mehmet Saim Dikici Hukuk Haberleri 4 05-07-2010 17:12
Afet İnan: Anı- Biyografi Türünde Bir Yapıt Dr. Özge Yücel Kitap 1 21-02-2010 13:45
Prof. Dr. Turgut Akıntürk'ü Kaybettik Av.Armağan Konyalı Konumuz : Hukukçular 19 05-03-2009 11:05
Kadir Has'ı kaybettik.. Opioid Yazdıklarımız - Yazdıklarınız. 1 22-03-2007 23:04
Prof. İsmet Giritli'yi kaybettik Av. M. Yasir Bağce Hukuk Haberleri 3 05-02-2007 22:30


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05253696 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.