Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Doğru Yazım Üzerine Söyleşi

Yanıt
Old 27-10-2010, 12:56   #1
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Özge Yücel
Zamanaşımı/ zaman aşımı

*Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk
Sigortası Genel Şartlarında
yanlış biçimde "zaman aşımı" yazılmıştır.

Word yazım programında da ayrık şekilde, "zaman aşımı" doğru sanılıyor.

Uluslararası/"Uluslar arası" 'nda olduğu gibi.
Old 21-05-2011, 06:49   #2
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan

Sn. Dikici;

Word de Türkçe açısından okdar çok hata var ki:

Word İngilizce temelli olarak hazırlanıp Türkçe'ye çevrilir. Bu çevirme sırasında deyimlerin ve imla kurallarının çok iyi bilinmesi gereklidir. Bu kalifiyede eleman kullanmadığınız veya otomatik çeviri yaptığınız sürece Word'un Türkçe'sine güvenmek sadece bir yanılgı oluşturur.

Sümenaltı meselesinde biraz kuşkum var. Sümen bir yazı masası gerecidir. Eskiden yazıhanelerin olmaz sa olmaz koşuludur. Bazı önemli fonksiyonları vardır.
1- Evraklarınız derli tolu durur.
2- Gizliliği sağlar.
3- Konu ile ilgili olmasa da söyleyeyim: Sümenin üstünde yazılan yazı tahta veya camın üzerinde yazılan yazıdan daha güzel gözükür.

Sümenin bir kapağı, altında da körüklü bir gözü vardır. İncelenme sırası gelen evrak incalanmayacakse üst göze konulur, evrak daha sonra incelenecekse alt göze konulur.

Bu durum Türkçe de zamanla farklı bir anlam kazanıp incelenmeyecek anlamını taşımaya başlamıştır. Bu çerçevede birleşik yazılmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

Hemen aklıma gelen örnekler vereyim:
Gözönüne almak, Gözüstünde tutmak, Başüstüne, Başüstünde tutmak, Gözaltına almak, Başımgözüm üstüne gibi.

Gözetim altına almak, Gözetimde tutmak gibi. Göz ve et farklı kavramlardır, bileşke yeni bir kavram oluşturmuştur.

Bence burada kelimeler artık gerçek anlamlarından uzaklaşıp deyim halini almaya başlamışlardır. (Deyim biraz abartılı oldu ama idare edin)

Türkçe bilgim konusunda iddialı değilim; Sadece fikrimi söylemek istedim.

Saygılar.
Old 21-05-2011, 22:47   #3
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN
Sn. Dikici;

Word de Türkçe açısından okdar çok hata var ki:

Word İngilizce temelli olarak hazırlanıp Türkçe'ye çevrilir. Bu çevirme sırasında deyimlerin ve imla kurallarının çok iyi bilinmesi gereklidir. Bu kalifiyede eleman kullanmadığınız veya otomatik çeviri yaptığınız sürece Word'un Türkçe'sine güvenmek sadece bir yanılgı oluşturur.

Sümenaltı meselesinde biraz kuşkum var. Sümen bir yazı masası gerecidir. Eskiden yazıhanelerin olmaz sa olmaz koşuludur. Bazı önemli fonksiyonları vardır.
1- Evraklarınız derli tolu durur.
2- Gizliliği sağlar.
3- Konu ile ilgili olmasa da söyleyeyim: Sümenin üstünde yazılan yazı tahta veya camın üzerinde yazılan yazıdan daha güzel gözükür.

Sümenin bir kapağı, altında da körüklü bir gözü vardır. İncelenme sırası gelen evrak incalanmayacakse üst göze konulur, evrak daha sonra incelenecekse alt göze konulur.

Bu durum Türkçe de zamanla farklı bir anlam kazanıp incelenmeyecek anlamını taşımaya başlamıştır. Bu çerçevede birleşik yazılmasının doğru olduğunu düşünüyorum.

Hemen aklıma gelen örnekler vereyim:
Gözönüne almak, Gözüstünde tutmak, Başüstüne, Başüstünde tutmak, Gözaltına almak, Başımgözüm üstüne gibi.

Gözetim altına almak, Gözetimde tutmak gibi. Göz ve et farklı kavramlardır, bileşke yeni bir kavram oluşturmuştur.

Bence burada kelimeler artık gerçek anlamlarından uzaklaşıp deyim halini almaya başlamışlardır. (Deyim biraz abartılı oldu ama idare edin)

Türkçe bilgim konusunda iddialı değilim; Sadece fikrimi söylemek istedim.

Saygılar.

Sayın Erdoğan,

Dilde benim ya da sizin görüşünüz olamaz, dilbilimcilerin hazırladığı yazım kılavuzları esastır, ben kılavuza bakarak yazdım. Bu başlık altında tartışmıyoruz aslında, burada doğruluğu kesin bilgileri paylaşıyoruz. Tartışmayı sürdürmek isterseniz ayrı bir başlığa taşımam gerekir, belirtmek istedim. Saygılarımla
Old 23-05-2011, 16:05   #4
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Özge Yücel
Sayın Erdoğan,

Dilde benim ya da sizin görüşünüz olamaz, dilbilimcilerin hazırladığı yazım kılavuzları esastır, ben kılavuza bakarak yazdım. Bu başlık altında tartışmıyoruz aslında, burada doğruluğu kesin bilgileri paylaşıyoruz. Tartışmayı sürdürmek isterseniz ayrı bir başlığa taşımam gerekir, belirtmek istedim. Saygılarımla

Bu çok katı değil mi, sizce ?

Kanımca olur, hatta olmalı da... Dilbilimcilerin kendi aralarında farklı görüşleri yok mudur?

Yazım kılavuzları standardizasyon, resmi yazışmalar, sınav gibi ölçme değerlendirme gerektiren durumlarda esas alınmalıdır.

Tartışmayı ve kişisel görüşleri önleyici etkisi olamaz.

Saygılarımla.
Old 25-05-2011, 12:14   #5
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan

Sayın Yücel; başka bir alana taşıybilisiniz, sürdürmeyi düşünmüyordum ama sayın Güntay'ın müdahalesinden sonra tartışmayı sürdürmeye karar verdim.

Bence burada tartışılması daha doğru.

Saygılar
Old 01-06-2011, 08:46   #6
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan

Dil, dilbilimciler tarafından yaratılmaz, (Sahi burada ayrı mı yazmam gerekirdi) toplum tarafından yaratılır ve geliştirilir.

Dilbilimci VAR OLAN BİR DİL ile uğraşır. Onun kurallarını araştırıp belirlemeye uğraşır.

Dilin ifadesini dilbilimcilerin kurallarına sıkı sıkıya bağlamak dilin gelişmesinin önüne ket vurur. Örneğin Tükçe'de "şey" tanımlamasının kallanılmaması gerekir.

Aynı şekilde böyle bir mantık argonun ve küfürün gelişmesine engel olur. Halbuki argo ve küfür bir dilin zenginliğinin en önemli göstergelerindendir.

Dilimizde de argo olarak başlayıp daha sonra toplumsal kabul sayesinde sözlüklere giren bir çok tanımlama olduğu gibi dilbilimciler tarafından önerilip toplumca kabul edilmeyen bir çok tanımlama da vardır.

Sonuçta dil benim de kullandığım bir iletişim aracıdır. Bir ifadeden neyin anlaşılması gerektiğini tartışmak benim hakkım, hatta karşı tarafça anlaşılmadığını anladığımda bunu açıklamak görevimdir.

Bu çerçevede kavramların anlamlarını tartışmak gibi bir hakka sahip olduğumu düşünüyorum.

Saygılar.
Old 02-06-2011, 07:17   #7
Av.Cengiz Aladağ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN
Dil, dilbilimciler tarafından yaratılmaz, (Sahi burada ayrı mı yazmam gerekirdi) toplum tarafından yaratılır ve geliştirilir.

Dilbilimci VAR OLAN BİR DİL ile uğraşır. Onun kurallarını araştırıp belirlemeye uğraşır.

Dilin ifadesini dilbilimcilerin kurallarına sıkı sıkıya bağlamak dilin gelişmesinin önüne ket vurur. Örneğin Tükçe'de "şey" tanımlamasının kallanılmaması gerekir.

Aynı şekilde böyle bir mantık argonun ve küfürün gelişmesine engel olur. Halbuki argo ve küfür bir dilin zenginliğinin en önemli göstergelerindendir.

Dilimizde de argo olarak başlayıp daha sonra toplumsal kabul sayesinde sözlüklere giren bir çok tanımlama olduğu gibi dilbilimciler tarafından önerilip toplumca kabul edilmeyen bir çok tanımlama da vardır.

Sonuçta dil benim de kullandığım bir iletişim aracıdır. Bir ifadeden neyin anlaşılması gerektiğini tartışmak benim hakkım, hatta karşı tarafça anlaşılmadığını anladığımda bunu açıklamak görevimdir.

Bu çerçevede kavramların anlamlarını tartışmak gibi bir hakka sahip olduğumu düşünüyorum.

Saygılar.

Doğru düşünüyorsunuz. Daha önce birçok kez belirttiğim gibi, dil uydurmadır. Sözcüklerin ya da dili (yazılı ya da sözlü) kullanım biçimlerinin kimin tarafından uydurulduğunun bir önemi yok; yaygınlaşmışsa, artık o dile aittir. Dilbilimciler, geçmişi ve bugünü ile varolan, değişmiş ve değişmekte olan bir yapıyı anlamaya, kurallarını belirlemeye çalışırlar. Kural koyamazlar.
Old 08-06-2011, 06:49   #8
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan

Alıntı:
Doğru düşünüyorsunuz. Daha önce birçok kez belirttiğim gibi, dil uydurmadır. Sözcüklerin ya da dili (yazılı ya da sözlü) kullanım biçimlerinin kimin tarafından uydurulduğunun bir önemi yok; yaygınlaşmışsa, artık o dile aittir. Dilbilimciler, geçmişi ve bugünü ile varolan, değişmiş ve değişmekte olan bir yapıyı anlamaya, kurallarını belirlemeye çalışırlar. Kural koyamazlar.

Sn. Aladağ'ın bu ifadesi bana açıklamamın eksik olduğunu farkettirdi.

Sn. Aladağ'ın da işaret ettiğigibi kelimeler sadece anlamsız bir harfler bütünüdür. Bu harfle bütününe biz bir anlam yükleriz.

Şöyle açıklayayım:

Türkçe bilmeyen bir insan için "elma" kelimesi anlamsızdır. Ya da siz İngilizce bilmeyen bir insanla tartışırken cam yerine "glass" kelimesini kullanırsanız; "o da ne ki" diye bir soru ile karşılaşırsınız.

Harfler bütünü dediğimiz bu kelimeler kendilerine yüklenen anlamlarla birlikte vardır. Bu; harf bütününe bir anlam yüklenmişse artık bu harf bütünün kelime olmaktan çıkıp "kavram" niteliğini kazandığını gösterir.

İnsanlar kelimelerle değil, kavramlarla tartışırlar.

Bu nedenle insanlar bazen bir kelime ile neyin/hangi kavramın ifade edildiğini birbirlerine açıklamak zorunda kalırlar.

Diyelim ki bir arkadaşıma "aşinol" demek istedim.

A- Ne dedin?
B-İyi arkadaşım dedim.
A-Hiç duymamıştım?
B-İçimden geldi, ben uydurdum.

Bir ay sonra bir masada " Ne haber aşinol" tanımlamasını duyarsanız böyle bir kavramı yok sayabilir misiniz? Bu kelime (harfler bilieşkesi) kendisine yüklenen anlamla kavram niteliğini kazanmıştır. Dil açısından bunun önemi; iki kişinin arasında kalması ile duyanların kabullenip kullanması kadar bir farktır. Bu önemli bir fark değildir: Kelime anlamsız bir harfler bütünü olmaktan çıkıp, bir kavram niteliği kazanmıştır. Bunun toplum tarafından kabul edilmiş olması da önemli değildir. Tıpkı şifreler gibi. Şifre toplum tarafından bilinmez ve kabul görmez; ama vardır. İki insanın anlaşmasını sağlar.

Aşinol artık o iki kişi veya bu iki kişinin anlattığı insanlar tarafından kabul edilmiş bir kavramdır.

Dilbilimcisi; Türkçe'ye uygun değildir, kullanılamaz diyemez.

Türkçe kurallarına uygun değildir: envantere dahil edilemez; diyebilir.

Türkçe kurallarına uygun olmamasının en büyük koşulu "hançere"dir.

Toplum; kavramı kabul ettikten sonra kendi hançeresine göre biçimlendirir.

Hiçbir (bu da garip bir kavram: Hiç ve bir birleştirilmiş) dilbilimcinin üretilen bu yeni tanımlamayı Türkçe'ye dahil edip etmemek konusunda karar vermek değildir. Dilbilimcinin görevi üretilen yeni kavramın; hançereye/gelişmiş olan gırtlak yapısına uygun dil kurallarına uyup uymadığı konusunu denetlemek yetkisi ile sınırlıdır.

O kavramın dile kabul edilip edilmemesi hakkında karar verme yetkisi yoktur. Eğer öyle bir gücü olsa idi "televizyon" tanımlamasının kullanılmasını engellemesi gerekirdi. Hiç bir Türkçe kuralına uymuyor.

Karar toplumundur. "Cam"a "cam mı, glass mı" diyeceğin toplum, dili kullananlar karar verir.

Saygılar.
Old 11-06-2011, 01:07   #9
Ebru Demirci

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Muzaffer ERDOĞAN

Gözetim altına almak, Gözetimde tutmak gibi. Göz ve et farklı kavramlardır, bileşke yeni bir kavram oluşturmuştur.


Sayın Erdoğan;
Gözetim sözcüğü bileşik bir sözcük değildir. Yani "göz" ve "et" sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmamıştır.Türemiş bir sözcüktür. İsimden fiil yapan yapım eki olan "-et" eklenerek gözet(mek) fiili türetilmiştir.

Bilginize.
Old 12-06-2011, 04:19   #10
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan

Sn. Demirci;

Sanırım tanımlama ilk kez B. Ecevit tarafından kullanıldı ve kabul gördü. Gözaltına almak yerine kullanıldı.

Gözetmek=Korumak,kollamak
Göz etmek=Göz ile işaret vermek

Tartışma sümenaltı kavramından çıktı.

Bu iki kelime birleşik veya ayrı yazıldığında anlamı ne kadar farkeder.

Göz altı kremimi sürdüm ile gözaltına alındım kadar farkeder.

Hiç; Türkçe kullanımda yokluğu/olumsuzluğu ifade eder. Bir ise varlığın ifadesidir. Olmayan "bir" şey sayılamaz. Ama iki kelime birleşince daha güçlü bir yokluğu/olumsuzluğu ifade ediyor.

Gözetim tanımlaması da ilk kullanıldığında aynı tartışmalar yaşanmıştı.

Diğer bir örnek: EŞGÜDÜM
Bu tanımlama kullanıldığında da ciddi tartışmalar çıkmıştı. Parti liderleri çıkıp sen kimi, hangi hakla güdüyorsun, bu kurumlara hakarettir demişlerdi. Ama kavram kabul edildi ve yerleşti. Koordinasyon yerine kullanılmaktadır.

"Gözetim" konusundaki eleştiriniz haklıdır. Doğrusu doku olarak "et" yerine fiil olarak kullnılan "et" tanımlamasını kullanmaktır. Uyarınız için teşekkür ederim. Ama sonuç değişmiyor.

Tartışmanın başlangıç noktasına dönersek:
Uydurumculuğm tuttu ya uydurmaya devam edeyim;
"Sünen altı altın varak" ifadesi ile "sümen altı etmek" tanımlamalarındaki "sümen altı" kavramı eş değer midir? Ben farklı kavramlar olduğu nu düşünerek ikinci ifadedeki sümen altı kavramının birleşik yaılması erektiğini savunuyorum.

Sn. Yücel diyorki; ben dil bilimcilere dayanarak ayrı yazılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Bu bilgi tartışılmaz (dil anlamında)

Saygılar.
Old 12-06-2011, 13:32   #11
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Doğru yazım… Doğru anlam.

Yazım… Kışım,baharım.
Yazım… Yayımlanmamış.
Yazım… Okunaklı - okunaksız/Güzel-Çirkin.
Yazım… Bir dilin belli kurallarla yazıya geçirilmesi, imla.

Doğru yazım… Doğru anlam.
Doğru yazım… Yanlış anlam.
Doğru yazım… Olumlu anlam.
Doğru yazım… Olumsuz anlam.

“Yağmur, barajların dolmasına neden oldu”

Neden olmak… Bir şeyin olmasına veya ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak.

“Saldırganlar kaçmayı başardı”.

Başarmak… Bir işi istenilen bir biçimde bitirmek, muvaffak olmak.


“Karısını mutlu etmek adına, kaynanasını görmeye gitti”.

Adına…

zf. Bir şeyin veya bir kimsenin namına, hesabına, yerine:
“Haklı bir öfke adına da olsa bir insandan aklını yüreğinden ayırması istenemez.” -S. Eyuboğlu.
Güncel Türkçe Sözlük

Sohbete katılmak “adına” bu satırları yazdım.

Doğru yazım… Doğru anlam.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Malpraktis mi komplikasyon mu? - Prof. Dr. Hamit Hancı ile söyleşi Doç. Dr. Özge Yücel Hasta Hakları Çalışma Grubu 4 30-07-2007 00:46
THS Söyleşi, Toplantı, E-Röportaj Organizasyonu Grubu Admin Site Haberleri 0 06-12-2006 12:59


THS Sunucusu bu sayfayı 0,04441810 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.