Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

işçinin emekliliğinin geri alınması ve ödenmiş emekli aylıklarının iadesi

Yanıt
Old 24-04-2009, 14:25   #1
av.nesrinzeyneb

 
Varsayılan işçinin emekliliğinin geri alınması ve ödenmiş emekli aylıklarının iadesi

müvekkil 2004 yılında emekli olmuştur. son çalıştığı işyeri hakkında sskurum tarafından yapılan araştırmalar sonucu son çalışmış olduğu işyerinin bilidirimleri iptal edilmiş ve buna bağlı olarak müvekkilin de emekli olamayacağı ileri sürülerek almış olduğu 18.000 tl civarında emeklilik aylığı da geri talep edilmiştir. müvekkil mağdur durumda ödeme gücü de yok. bilirkişinin verdiği raporda da emekli olamayacağı belirtilmiştir. ne yapabilirim bilemiyorum yardımınıza ihtiyacım var. teşekkür ederim. iyi günler
Old 24-04-2009, 15:21   #2
Adli Tip

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 1991/10-576
K. 1992/76
T. 12.2.1992
• İŞÇİNİN İŞE GİRİŞ TARİHİNİ YANLIŞ BİLDİREREK YAŞLILIK AYLIĞINA HAK KAZANMASI
• YAŞLILIK AYLIĞI ( Haksız ve Fazla Ödenenlerin Geri Alınması )
• YAŞLILIK AYLIĞININ YANLIŞ ÖDENMESİ ( İşçinin İşe Giriş Tarihini Yanlış Bildirmesi )
• KÖTÜNİYET ( İşçinin Yaşlılık Aylığı İçin SSK'ya İşe Giriş Tarihini Yanlış Bildirmesi )
• SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME ( Emekli İşçiye Haksız ve Fazla Ödenen Aylıkların Geri Alınması )
506/m.108
743/m.2
818/m.63/2
ÖZET : İşe giriş tarihini, gerçeğe aykırı bir şekilde 1.6.1959 yerine, 7.7.1957 olarak bildiren ve isim ve soyadı benzeyen birisi hernasılsa kendi dosyasına giren sigorta kağıtlarında yazılı 7.7.1957 tarihini kendi işe giriş tarihiymiş gibi kuruma verdiği aylık bağlama dilekçesinde gösteren üstelik işe giriş ve sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısına göre aylık bağlandığını esasen bildiğinden başkasının işe giriş tarihine göre bağlanan aylıkların, günün birinde farkedileceğini, geçerli bir sebebe dayanmadığını ve o zaman aldıklarını geri vermesi gerekeceğini, düşünmek ve hesaplamak durumundadır. Asla kendisinden beklenen özeni sarfeden bir kişi kabul edilemez. Bu davada, olayın özelliği, zenginleşmenin iyi niyetle olamayacağını açıkça göstermektedir. Zira, işin başında dürüst olsa, özenli ve dikkatli davransa, zenginleşmenin geçerli bir sebebe dayanmadığını kolayca anlaması gerekirdi.

Kötü niyetli muktesibin, iade borcu ise, halen elinde kalanlarla sınırlandırılmış değildir.

O itibarla, sebepsiz zenginleşen davacıdan, haksız ve fazla ödenen aylıkların geri alınmasına ilişkin kurum kararı doğrudur. Zenginleşmenin iadesi gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşen davacıdan, haksız ve fazla ödenen aylıkların geri alınmasını SSK. isteyebilir.

DAVA : Taraflar arasındaki "tesbit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Ankara İkinci İş Mahkemesi )nce davanın reddine dair verilen 13.2.1991 gün ve 1989/2560-1991/1002 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesi'nin 30.5.1991 gün ve 1991/3142-5323 sayılı ilamiyle; ( ..Davacı 24.9.1982 günlü dilekçesi ile yaşlılık aylığı isteminde bulunduğu ve bu istemin yasaya uygun görülerek, Kurumca 1.10.1982 tarihinde 1345 gösterge üzerinden aylık bağlandığı ve 9.6.1989 tarihine kadar ödemelerin yapıldığı, 9.6.1989 tarihinden sonra ilk işe girişin 7.7.1957 olmayıp 1.6.1959 tarihi olduğunun saptanması üzerine, 1345 gösterge üzerinden bağlanan yaşlılık aylığı iptal edilerek 1.6.1989 tarihinden itibaren 700 gösterge üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, fazla ödenen yaşlılık aylığının, kesilmeye başlandığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, kurumun 7 yıl süreyle yanlış ödediği yaşlılık aylığını geri alıp alamayacağı, başka bir anlatımla, davacının yaşlılık aylığı bağlanmasında, kurumu yanıltıp yanıltmadığı kötü niyetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Gerçekten, davacı usulüne uygun olarak ve yasanın öngördüğü biçimde, kuruma 24.9.1982 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanması için başvurmuş ve kurumca kendisine 1.10.1982 tarihinde geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanmış ve 7 yıl süreyle yaşlılık aylığı ödenmiştir. Davacının yaşlılık aylığı bağlanması işleminde kurumu yanılttığı giderek kötü niyetli olduğu söylenemez. Zira, belirli bir yaşa gelmiş ve eğitim düzeyi sınırlı sigortalıdan, 25 yıl öncesine ait ilk işe giriş tarihini hatırlayıp Kuruma bildirmesinin istenmesi, hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği ortadadır. Esasen anılan görev, sigortalı ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri elinde bulunduran, davalı Kuruma aittir. Kurum, Anayasadan kaynaklanan sosyal güvenlik ödevinin zorunlu sonucu bulunan gerekli araştırma görevini yapmadan yaşlılık aylığı bağlamış ise, bunun sonuçlarına katlanması gerektiği söz götürmez. Şu duruma göre, davacının iyi niyetli olarak kabul edilmesi, gerektiği ve durumu, bilerek yaşlılık aylığı almadığı, dosya içerisinden anlaşılmaktadır. Kaldı ki, iyi niyet asıldır ve davalı Kurum davacının kötü niyetli olduğunu da kanıtlamamıştır. Öte yandan, bir çok Yargıtay kararında da anlatımını bulduğu üzere, iyi niyetle zenginleşen kimse zenginleşmenin geri verilmesinden ötürü, zenginleşme hiç olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşürülemez. Yaşam deneyimlerine göre, davacı günümüzün koşullarına göre, günü gününe ve kıtı kıtına yaşayan kimse olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, özellikle yanlış ödemelerin geri alınması durumunda, zenginleşme hiç olmasaydı, davacı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşeceği açık seçiktir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular ve özellikle Borçlar Kanununun 63. maddesinin koşullarının olayda oluştuğu gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davacı vekili.

KARAR : Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek, direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacıya, 15.9.1982 tarihli dilekçesindeki isteği uyarınca, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından, 1345 göstergeden yaşlılık aylığı bağlandığı ve 7 yıl süreyle 4.6.1989 tarihine kadar ödendiği ve işe giriş tarihinin 7.7.1957 tarihi olmayıp, 1.6.1959 tarihi olduğunun belirlenmesi üzerine, işbu aylığın iptaliyle, prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresine göre, 15.6.1989 tarihinden itibaren 700 göstergeden yeniden aylık ödenmesine ve yanlış aylık bağlamadan doğan ve davacıya ödenmiş bulunan 6.464.758.TL.nin ayda 42.000 TL.lik taksitler halinde aylığından kesilmesine, 11.7.1989 günü karar verilmiştir. Bunun üzerine davacı aylığının kesilmesi ve 2. defa bağlanması işlemlerinin iptali ve son aylığın ilk aylığa uygun şekilde değiştirilmesi ve düzeltilmesini ve her ay kesilen 42.000.- TL.nin ihtiyati tedbir olarak durdurulması istekleri ile temyize konu davayı açmıştır.

Uyuşmazlık, haksız ödenen aylıkların, Kurum tarafından sebepsiz zenginleşen davacı sigortalıdan geri alınıp alınamayacağı ve Kurumun, taksitle geri alma kararının iptali gerekip gerekmediği, gerekiyorsa, sebepsiz zenginleşen davacının geri verme borcunun kapsamının ne olduğu konularındadır.

Özel Daire özetle, sebepsiz zenginleşen davacının, iyi niyetli olduğunu, kıtı kıtına geçindiğini, arada geçen zaman içerisinde bu paraları tükettiğini, zenginleşme hiç olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü bir hale düşürülemeyeceğini, Borçlar Kanununun m. 63 koşullarının olayda oluştuğunu, bildirerek, Kurumun geri alma hakkı bulunmadığını ve dolayısıyla davacının, bu konuya yönelik davasının kabulü gerektiğini ileri sürmektedir.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, aşağıdaki konuların vurgulanması zorunludur.

Bir defa, davacının haksız olarak zenginleştiği, yukarda açıklandığı gibi, kesin hüküm ile sabittir. Davacı ile aynı isim ve soyadını taşıyan bir başka kişinin sigorta belgelerinin, yanlışlıkla davacının dosyasının içerisine girdiği ve o kağıtlarda işe giriş tarihi 7.7.1957 olarak yazılı bulunduğundan ve bu tarihe göre yaşlılık aylığı bağlama koşulları var sayıldığından dolayı, davacıya aylık bağlanıp, 7 yıl boyunca ve 6.464.758.TL.ye ulaşıncaya kadar ödendiği, 1.6.1959'da işe girdiği anlaşılınca, aylığın kesildiği ve 700 göstergeye ayarlandığı ve bu işlemin iptaline ilişkin davanın reddine dair yerel mahkeme kararının onandığı ve böylece davacının söz konusu zenginleşmesinin, haksız olduğunun belirlendiği açık ve seçik olarak ortadadır.

Öte yandan, davanın yasal dayanağının Borçlar Kanununun 63. maddesi olduğunda da kuşku yoktur.

Anılan Kanunun 61. maddesi uyarınca, ilke olarak, sebepsiz zenginleşenin haksız yere fazla aylık alma şeklinde gerçekleşen paraları, geri vermesi icabeder. Ne var ki, bu geri verme borcunun kapsamı, 63. madde ile belirlenmiş olup, sebepsiz zenginleşen kötü niyetli ise, iadeye ilişkin ilke çevresinde işlem yapılacak ve zenginleşmenin azaldığını savunamayacaktır. Şayet, iyi niyetli ise, iade zamanında elinde kalanla sorumlu olacak, kendisinden iade talep olunduğu andaki fazlalığı geri vermekle yetinecektir. Şu var ki, zenginleşmenin azalması veya tamamen kalkması, düşmesi olgusu, bir iddia veya def'idir. Zenginleşen tarafından iddia ve isbat olunmalı, ileri sürülmelidir. Böyle bir iddia ve savunma olmadıkça, hakim tarafından, kendiliğinden nazara alınamaz. Böyle bir iddia ve ispat olmadıkça, zenginleşmenin azaldığı, yada kalktığı, resen kabul edilemez ve haksız zenginleşen zenginleşmenin başında iktisap ettiği miktarla sorumlu olur ( Bkz. Prof. Dr. F. Eren, Borçlar H., Cilt: 3, Sh: 62-63; Doç. Dr. Turgut Öz, Sebepsiz Zenginleşme, Sh: 146-147 ). Bu görüş usul hukuku bakımından da doğrudur. Zira hakim, Hukuk Usulü Muhakameleri Kanunun m. 74 gereğince iddia ve savunma ile bağlıdır. Öte yandan, zenginleşmenin kalktığı, düştüğü ve azaldığı yollu bir iddia ve savunma, iade borcunun kapsamı bakımından, bir takım incelikler taşımakta, harcamanın özellikleri, ikame değerler söz konusu olabilmektedir. İade borcunu kaldıran ve azaltan türden harcamaların oluştuğu yollu bir iddia ve savunma mahkemede sebketmeden ve kanıtlanmadan, iade borcunun kalktığı, resen Yargıtay Özel Dairesi tarafından kabul edilemez.

Davaya konu olayda davacı, Borçlar Kanunun m. 63/1 çevresinde bir iddia ileri sürmemiştir. İyi niyetli olduğu, zenginleşmenin kalktığı, düştüğü, azaldığı ve bu nedenle, haksız aldığı aylıkları iade borcuyla sorumlu tutulmaması gerektiğinden, yargılamanın hiç bir evresinde söz etmemiştir.

Davacının davası, göstergesinin 1345'den 700'e indirilmesinin yanlış olduğu, aylığının tekrar 1345 göstergeden hesaplanması ve bu iddiaya bağlı olarak aylık farklarının taksitle kendisinden geri alınması hakkındaki Kurum kararının iptali ve uygulamanın durdurulmasına ilişkindir.

Böyle bir dava ve talep karşısında, Yargıtay Özel Dairesi'nin, Borçlar Kanununun 63/1. maddesinin resen uygulanmasını önermesi ve sanki anılan maddeye göre ve sırf zenginleşenin işçi olduğundan bahisle, zenginleşmenin kalktığı, düştüğünün kanıtlandığı yolunda bir sonuca ulaşması, doğru değildir. Kaldı ki, iyiniyet ile zenginleşmenin kalkması, düşmesi, azalması konuları, ayrı ayrı konulardır. Bir an için iyiniyet bulunduğu kabul edilse bile, zenginleşmenin kalktığı, düştüğü ve azaldığı yollu iddia ve savunmanın yöntemince kanıtlanması zorunludur.

Öte yandan olayda, davacının iyi niyetle zenginleşen müktesip olarak kabulü de dosya içeriğine uymamaktadır.

Şöyle ki; haksız iktisap sigortalının işe giriş tarihinin, 1.6.1959 yerine, 7.7.1957 olarak kabulünden doğmuştur. Bilindiği gibi, işe giriş tarihi, 506 sayılı Kanun m: 108 uyarınca, sigortalılık süresinin ve bu sürenin hesabının başlangıç noktasıdır. Ayrıca prim ödeme gün sayılarına da etkili olabilir. Sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı ise, aylık bağlanmasının etkili ve önemli koşullarındandır. Bu nedenle, burada da aylık bağlama ve göstergeyi 1345 olarak saptama olgusunu, işe giriş tarihinin hatalı şekilde 7.7.1957 olarak kabulü etkilemiştir. Hayatın olağan akışına göre; kişiler, hayatta belli olayları, bilir ve hatırlarlar. Örneğin; okula gitme, askere gitme, okul bitirme, teftiş olma, evlenme boşanma ve ilk defa paralı bir işe, memuriyete girme, emekli olma, gibi olaylar, hayat deneyimlerine göre, ilgili kişi tarafından bilinir ve hatırlanır. Çünkü, bu olaylar, insan hafızasında iz bırakırlar. Bu nedenle, davacı 15.9.1982 tarihli emekliye sevk dilekçesini verirken, 1.6.1959 tarihinde işe girdiğini biliyordur, bilmesi gerekiyordu. Buna rağmen, o dilekçede, işe giriş sigortalılık başlangıcını, 7.7.1957 olarak gösterdi. Dosyasına her nasılsa, başka bir İsmail'in evrakının girmesi ve o İsmail'in de 7.7.1957'de işe girmiş bulunması nedeniyle, bildirilen işe giriş tarihi ve isim ve soyadı ayniyetini, yüzeysel bir incelemeyle saptayan, Kurum, haksız iktisaba yol açan aylığı bağladı. Doğaldır ki, davacının baba-ana adı, doğum tarihi, nüfusa kayıtlı olduğu, çalışmalarının geçtiği yer, gibi konularda, detaylı inceleme yapsaydı, bu hataya düşmeyecekti. Muhtemel ki, davacı Kurum nezdinde ki şahsi dosyayı incelemek fırsatını buldu. Başka İsmail'in evrakını kendi dosyasında gördü. Onun işe giriş tarihinin 7.7.1957 olduğunu da öğrendi ve aylık bağlanmasını isteyen dilekçeye, işe giriş tarihini, bundan faydalanmak üzere, 7.7.1957 olarak yazdı. Böyle olmasa, öteki İsmail'e ait 7.7.1957 tarihini, aynen ve hatasız, emekliye sevk dilekçesine 7.7.1957 olarak yazması mümkün değildir. Herhangi bir yanlış tarih yazılmamış, öteki İsmail'in işe giriş tarihi yazılmıştır. Bu durumun, özel bir anlamı bulunduğu ortadadır. Kaldı ki, davacının işe giriş tarihinin 1.6.1959 olduğunu, sadece hayatın olağan akışı nedeniyle değil, aşağıdaki belgeler delaletiyle de gayet iyi bildiği anlaşılmaktadır.

Zira, işverenden gelen şahsi dosyasında, mühimmat fabrikasında çalışmak istediğine dair dilekçesi, 26.5.1959 tarihidir. Davacının imzasını taşımaktadır. Bu dilekçe üzerine 1.6.1959'da işe alınmıştır. 1.1.1964 tarihinde işverene verdiği dilekçede 5,5 senedir fabrikada çalıştığını ( B ) sınıfı işçiliğe geçirilmesini istemiş..." ve isteği kabul edilmiştir. Bilhesap, 1.6.1959'da işe başladığını bildirmiş olmaktadır. 20.6.1968 tarihinde, bağlı olduğu Askeri Fabrikalar Tekaüt ve Muvenat Sandığının, Sosyal Sigortalar Kurumu'na devri nedeniyle, düzenlenen ve davacının imzasını taşıyan işe giriş bildirgesinde, işe giriş tarihi, 1.6.1959 olarak gösterilmiştir. 24.5.1977 günü işverene verdiği dilekçede ".. 18 hizmet yılını doldurduğundan kıdem ikramiyesi verilmesini.." ve 21.5.1979 tarihli dilekçesinde "..20 hizmet yılını doldurduğundan işçi teşvik ikramiyesi verilmesini.." istemiş ve bu istekleri kabul edilmiş olup, hesap sonucu 1.6.1959 günü işe girdiğini bildiği ve işçilik haklarını almada, bu tarihi, peryodik olarak, hatırladığı ve kullandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, aksi sabit oluncaya kadar geçerli ve imzasını taşıyan müfettiş tutanağında "..1959 senesinde işe girdiğini.." ifade etmiştir.

Böylece, 1.6.1959'da işe girdiğini bildiği halde, yaşlılık aylığı bağlanmasını isteyen dilekçesinde, 7.7.1957'de işe girmiş gibi göstermesi ve bu tarihi de, evrakı kendi dosyasına giren İsmail'in işe giriş tarihine tam bir paralellik içerisinde 7.7.1957 olarak yazması dürüstlüğe ve iyi niyete uygun davranışlar değildir. Öte yandan Kurum, isteğini kabul edip kendisine yaşlılık aylığı bağlayınca, aylık bağlama kağıdının bir nüshasını davacıya tebliğ etmiş ve bu kağıtta da işe giriş tarihi, açıkca 7.7.1957 olarak gösterilmiş ve bu tarih esas alınarak gösterge ve aylığın bağlandığına ilişkin detaylar gösterilmiştir. Buna rağmen davacı, 1.6.1959'da işe başladığını bildiği halde, Kurumu, bu konuda uyarmamış ve 7 yıl boyunca, haksız zenginleşmeyi kabul etmiştir. O kadar ki, işbu davayı açarken dahi ve hatta yargılamanın sonuna kadar gerçeğin ve hatanın yargı kararıyla ortaya çıkmasına ve kesinleşmesine rağmen hata ve davranışını sürdürmüş, Kurumun 1345 göstergeden bağladığı aylığın doğruluğunu savunmuştur.

Borçlar Kanununun 63. maddesinde söz konusu edilen hüsnüniyet MK. m. 3'de yazılı subjektif hüsnüniyettir. Bilindiği gibi hüsnüniyet, deruni bir olgudur. Varlığı yada yokluğu, ilgili kişinin davranışlarıyla belli olur. Halin icabına göre, kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse, hüsnüniyetli sayılamaz. İşe giriş tarihini, gerçeğe aykırı bir şekilde 1.6.1959 yerine, 7.7.1957 olarak bildiren ve isim ve soyadı benzeyen birisi hernasılsa kendi dosyasına giren sigorta kağıtlarında yazılı 7.7.1957 tarihini kendi işe giriş tarihiymiş gibi kuruma verdiği aylık bağlama dilekçesinde gösteren üstelik işe giriş ve sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısına göre aylık bağlandığını esasen bildiğinden başkasının işe giriş tarihine göre bağlanan aylıkların, günün birinde farkedileceğini, geçerli bir sebebe dayanmadığını ve o zaman aldıklarını geri vermesi gerekeceğini, düşünmek ve hesaplamak durumundadır. Asla kendisinden beklenen özeni sarfeden bir kişi kabul edilemez. Bu davada, olayın özelliği, zenginleşmenin iyi niyetle olamayacağını açıkça göstermektedir. Zira, işin başında dürüst olsa, özenli ve dikkatli davransa, zenginleşmenin geçerli bir sebebe dayanmadığını kolayca anlaması gerekirdi.

Kötü niyetli muktesibin, iade borcu ise, halen elinde kalanlarla sınırlandırılmış değildir ( Bkz. von Tuhr, Borçlar Hukuku, C. Edege çevirisi sh: 445 ve devam. Prof. Dr. F. Eren, Borçlar H. Cilt: 3, sh: 62 ve Duru, Doç. Dr. I. Ulusan İyi Niyetle Zenginleşmenin iade borcunun Sınırlandırılması Sorunu, sh: 33 ve dvm, Doç. Dr. T. Öz, Sebepsiz Zenginleşme sh: 146 ve dvm. Gauch/ Schluep/jaggi Schweizerisher Obligationen recht, Allegemeiner Teil, Bant 1, Zürich, 1987 Nr. 1144 ), Keller-Schaufelberger, Ungerechtfertigle Bereicherung Bant 111 Frankfurt 1982, S. 85 ).

O itibarla, sebepsiz zenginleşen davacıdan, haksız ve fazla ödenen aylıkların geri alınmasına ilişkin kurum kararı dahi doğrudur. Zenginleşmenin iadesi gerekmektedir. Kurumun bu yöndeki kararının iptaline ve geri almanın durdurulmasına hukukça olanak yoktur. Olayda, iade borcunun davacının elinde kalanla sınırlandırılması, zenginleşmenin kalkması, düşmesi, azalması söz konusu değildir.

Bu durumda, mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle iade isteğinin de reddedilmesi doğrudur.

O halde usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı Onanmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ( ONANMASINA ) ve temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 5.2.1992 günü yapılan ilk görüşmesinde ve 12.2.1992 günü yapılan ikinci görüşmesinde çoğunluk sağlanamadığı için, 19.2.1992 gününde yapılan üçüncü görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun kurumun yanlış bağlayıp yedi yıl süreyle ödediği yaşlılık aylığını davacı sigortalıdan geri almaya hakkının olup olmadığı meselesidir. Kuşkusuz bu aşamada ödenen aylıkları iktisap eden davacının iyiniyetli mi yoksa kötü niyetli mi olduğu üzerinde durulmalıdır. Kötü niyetli kabul edildiği takdirde geri ödeme yükümlülüğü altında bulunduğu konusunda görüş birliği vardır.

Olayda, davacının kuruma verdiği yaşlılık aylığı istemini taşıyan dilekçesinde sigortalılık başlangı 1959 yerine 1957 tarihini göstermesi, ayrıca kurumun aylık bağlama kararında sigortalılık başlangıcını 1959 yerine 1957 tarihini yazmasına davacının ses çıkarmaması olgusunun onun kötü niyetliliğine kanıt teşkil edip etmediği önem taşımaktadır. Davacı yaşlılık aylığı dilekçesini vermeden önce çalışmakta olduğu silah fabrikası müdürlüğüne hitaben yazdığı dilekçede kendisine itibari hizmet tanınmasını istemiş ve orada sigortalılık başlangıcını 1959 olarak göstermiştir. Sigortalılık başlangıcı yönünden her iki dilekçede ortaya çıkan çelişki en azından davacının başlangıç tarihini kesin bir şekilde bilmediğini ortaya koyar. Bu durum hiç değilse davacının sigortalılık başlangıcını bilip bilmediği konusunda kuşku uyandırmaktadır. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda kuşkulu hallerin sigortalıya işçinin lehine yorumlanması gereği kabul edilmiş temel ilkelerdendir.

Hal böyle olunca, davacıyı kötü niyetli saymak mümkün değildir. Esasen Sosyal Sigortalar Kurumu başta ve sonda hiçbir zaman davacının kendisini yanılttığını, onun fiili ile hataya düştüğünü iddia etmiş değildir. Kurumun dahi ileri sürmediği bir konuyu Yargıtay aşamasında irdelemeye kalkışmak zorlamayla sigortalı aleyhine sonuç çıkarmak anlamını doğurur. Kaldı ki, aylık bağlamaya dayanak teşkil edecek tüm belgeler kurumda bulunduğu için ve aylığı bağlayacak merci kendisi olduğundan yanlış aylık bağlamanın kusuru tamamen kuruma aittir. Kurum bu konuda sigortalının kendisini yanılttığını iddia ve isbat etmiş değildir.

Diğer taraftan, aylık bağlamaya ilişkin sosyal sigorta mevzuatı karmaşık bir haldedir. Öğrenim seviyesi, ekonomik ve sosyal durumu sınırlı olan sigortalının aylık bağlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini biliyor farzetmek hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine aykırı düşer. Bırakalım düz işçiyi yüksek düzeyde tahsil görmüş ve bürokrasinin önemli kesimlerinde çalışmış olanları dahi emeklilik işlemlerini eksiksiz bildiği söylenemez.

Öte yandan, davacı 3575 sayılı Yasaya göre kurulan askeri fabrika ve tekaüt sandığına tabi bir kimse olup bu sandık 1968 yılında ilga edilerek sosyal sigortalar kurumuna devredilmiştir. Anılan Yasanın 19. maddesinin son fıkrası aynen "...bu hizmetlerde geçen müddetler bir buçuk misli hesap edilir..." hükmünü getirdiği görülmektedir. Yasanın bu maddesi davacı gibi çalışanlara çalıştıkları sürenin bir buçuk misli itibari hizmet getirmektedir. Davacının yaşlılık aylığı alabilmesi için 25 yıldan beri sigortalı olması gerekir. 23 küsü yıllık iken hataen yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Ancak, anılan sürenin bir buçuk misli alınıp eklendiğinde 3 yıl ortaya çıkar. Gerçi olayın özelliği itibariyle kendisi itibari hizmet zammından yararlanamaz. Ancak, yararlanabildiğini zannederek kurumun aylık bağlama kararına ses çıkarmamış olabilir. Bütün bunlardan başka olayda uygulanması gereken Borçlar Kanununun 63. maddesine değinme gereği duyulmuştur. Birçok Yargıtay Kararında da anlatımını bulduğu üzere iyiniyetle zenginleşen kimse zenginleşmenin geri verilmesinden ötürü zenginleşme hiç olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşürülemez. Yaşam deneyimlerine göre davacının günümüz koşullarında günü gününe ve kıtı kıtına yaşayan kimse olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan bu ilke gereğince düz işçilikten yaşlılık aylığı almakta olan davacıdan dava konusu 6.464.758.TL. geri alındığı takdirde zenginleşme olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşeceği açık seçik ortadadır.

Diğer yönden, gerçekten ilk aylığın bağlandığı 1982 yılında sigortalılık süresi bakımından aylık bağlama koşulu oluşmamıştır. Ancak, 25 yıllık süre 1984 yılında dolmaktadır. O halde, Kurumun davacıya ilk aylık talep dilekçesini dikkate alarak 1984 yılında aylık bağlanması gerekirdi. Oysa Kurum, kendisine ikinci aylığı 1989 yılında bağlamıştır. Davacı kötü niyetli sayılsa bile kendisinden ancak 1982-1989 tarihleri arasında ödenen aylıkların tamamını değil 1982-1984 tarihleri arasındaki ödenen miktar geri istenebilir. Özel Dairenin bu hususu bozma nedeni yapmaması hatalıdır. Ancak, davacının 1984 yılında aylık bağlanması gerektiğinin tesbitine şekilde yeni bir dava açtığı takdirde kesin yargı itirazı ile karşılaşabilip karşılaşamayacağı olgusu tartışma konusu edilebilir.

Baştan beri açıklanan bu ve bozma kararında değinilen nedenlerle mahkeme kararının b o z u 1 m a s ı oyundayım.
R.A.
10. Hukuk Dairesi Üyesi




Saygılarımla,
Old 05-04-2013, 16:22   #3
av.emremert

 
Varsayılan acillll yardım

değerli meslektaşlarım,

yukarıdaki başlığa ek olarak acil yardım bekliyorum.

Hizmet Tespiti davası açarak hem sigortalılığı tespit ettirip hem de geri istenen aylıklarının durdurulmasını sağlayabilir miyim?
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
ödenmiş vergi borcunun iadesi??? zlm Meslektaşların Soruları 5 21-12-2010 14:23
Ödenmiş Nafakanın Hacizle Tekrar Alınması kazımturk Meslektaşların Soruları 1 02-02-2009 21:36
bağkur emekliliğinin iptali nedeniyle ödemelerin iadesi av.Nalan Aslan Meslektaşların Soruları 0 17-06-2008 16:48
Bağ-Kur hizmet tespiti,vergi kaydı ve ödenmiş primlerin iadesi orhan üçyıldız Meslektaşların Soruları 3 07-06-2007 15:27
SSK nun 121/2 maddesi ile ilgili yersiz ödendiği anlaşılan SSK aylıklarının geri alın asimince Meslektaşların Soruları 2 29-09-2006 10:24


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03020310 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.