Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Üçüncü Zümre Mirasçılığında Altsoy Yerine Çocukları İfadesine İtiraz Reddedildi

Yanıt
Old 01-02-2009, 09:51   #1
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan Üçüncü Zümre Mirasçılığında Altsoy Yerine Çocukları İfadesine İtiraz Reddedildi

29 Ocak 2009 PERŞEMBE
Resmî Gazete
Sayı : 27125
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2008/46
Karar Sayısı : 2008/163
Karar Günü : 13.11.2008
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME: Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 497. maddesinin son fıkrasında yer alan “ …çocuğuna” ve “…çocuğu” sözcükleri ile 499. maddesinin (3) numaralı bendinde yer alan “…çocukları” sözcüğünün, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bakılmakta olan veraset davasında itiraz konusu sözcüklerin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“743 sayılı eski Türk Medeni Kanununda, 1. ve 2. zümrede kök içinde halefiyet yoluyla mirasçıların miras payları belirlenmiş, 3. zümre mirasçıları arasında bu ilkeden tamamen ayrılarak, sağ kalan eşin mevcut olması ve sağ kalan eş bulunmaması hali ayrı ayrı düzenlenmiştir. 3. zümre, ana tarafından ve baba tarafından büyük ana-baba olmak üzere iki tarafa ayrılır. Taraflardan her birinde büyük ana ve büyük baba olmak üzere iki kişi vardır. Dolayısıyla 3. zümrede toplam 4 kişinin mirasçılığı söz konusudur. Miras payları 1/4 er paydır. 3. zümre tek başına mirasçı ise, mirasın tümünü alır. Miras bırakandan önce ölen büyükana ve büyükbabanın yerini Eski TMK’nun 441/2. maddesine göre kendi alt soyu alır. Alt soyu da muristen önce ölmüşse, payı sağ kalana veya mirasçılarına, o da alt soy bırakmadan ölmüşse, o zaman mirasın tümü öteki taraftaki büyükanaya ve büyükbabaya intikal eder. Kök içinde halefiyet onlar arasında da geçerli olur. Buna karşılık 3. zümrenin sağ kalan eş ile içtima etmesi durumunda, kanun kök içinde halefiyet ilkesinin işlemesini engellemiştir. Böyle bir durumda, muristen önce ölmüş büyükana veya büyükbabanın hissesi aynı taraftaki diğer büyükana ve büyükbabanın olur. Bir tarafta hiç büyükana ve büyükbaba kalmamışsa, onların hissesini diğer taraftaki büyükana veya büyükbaba alır. Onlar da hayatta değilse, artık mirasın tümü hayattaki sağ eşe kalır (Eski T.M.K.nun 441/2-3. maddesine göre). Burada sadece büyükana ve büyükbabalar mirasçı olarak kabul edilmiştir. 4721 sayılı yeni T.M.K.nun da ise, l. ve 2. zümredeki kök içindeki halefiyet ilkesi geçerli iken, 3. zümrede bu ilkenin bulunmaması şeklindeki eşitsizliğin önüne kısmen geçilerek, 3. zümrede mirasçı olan büyükana ve büyükbabanın ve onların muristen önce ölümü halinde sadece ÇOCUKLARININ mirasçı olacakları kabul edilmiştir. Ülkemizde geçerli şartlar ve mevcut durumlar nazara alındığında, mahkememiz kanaatine göre bu şekilde yapılan değişiklikte, mirasçılar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak için yeterli olmamıştır. 1. ve 2. zümredeki mirasçının, muristen önce ölümü halinde onun alt soyu olan çocukları, çocuklarının da muristen önce ölümü halinde çocuklarının çocukları mirasçı olurken, 3. zümrede sadece büyükana ve büyükbabalar ile, onların muristen önce ölümü halinde sadece çocuklarının mirasçı olmaları, çocukların yani murisin amca, hala, dayı veya teyze çocuklarının alt soy olmalarına rağmen mirasçı olmamaları, Anayasanın 2, 5, 13 ve 35. maddelerinde belirlenen eşitlik, sosyal devlet, hukuk devleti ve adalet ilkelerine aykırıdır. 1. ve 2. zümrede geçerli olan kök içinde halefiyet ilkesinin, 3. zümre mirasçılığında da nazara alınması gerekir. Bu suretle her üç zümre mirasçılarına uygulanan ilkeler arasında eşitlik sağlanmış olacaktır.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun itiraz konusu sözcükleri de içeren 497. ve 499. maddeleri şöyledir:
“MADDE 497- Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.
Sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer.
MADDE 499- Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur:
1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,
2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı,
3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 35. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 497. maddesinin son fıkrasında yer alan “… çocuğuna …” ve “… çocuğu …” sözcüklerinin OYBİRLİĞİYLE; 499. maddesinin (3) numaralı bendinde yer alan “… çocukları …” sözcüğünün, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, esasının incelenmesine, 5.6.2008 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile birinci ve ikinci zümrelerde kök içinde halefiyet ilkesi kabul edilmişken, itiraza konu Yasa kuralları ile üçüncü zümrede bu ilkenin kabul edilmeyerek sağ kalan eşle birlikte sadece büyük ana ve büyük babalar ile onların mirasbırakandan önce ölmeleri halinde çocuklarına, diğer bir ifadeyle hala, teyze, amca ve dayılara miras hakkı tanınmasının Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa koyucu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun büyük ana ve büyük babanın mirasçılığını düzenleyen 497. maddesinin son fıkrasıyla sağ kalan eş varsa, mirasbırakandan önce ölen büyük ana ve büyük babanın payının kendi çocuğuna, çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya, bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları halinde onların paylarının diğer tarafa geçeceğini; sağ kalan eşin mirasçılığını düzenleyen 499. maddesinin üçüncü bendinde de eşin mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olması halinde, mirasın dörtte üçünün, bu kişiler de yoksa mirasın tamamının eşe kalacağını hükme bağlayarak; halefiyet yoluyla mirasçı olma kuralının geçerli olduğu birinci ve ikinci zümrelerden farklı olarak, üçüncü zümrede sağ kalan eşle birlikte sadece büyük ana ve büyük babalar ile onların mirasbırakandan önce ölmeleri halinde çocuklarının mirasçı olabileceklerini kabul etmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.” denilerek miras hakkı anayasal bir kurum olarak güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesinde, mülkiyet hakkının devamı niteliğinde olan miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız hale getirilmesinin ve ortadan kaldırılmasının önlenmek istendiği belirtilmiştir. Miras hakkının anayasal güvence altına alınmış olması, bu hakka kimlerin sahip olabileceğinin yasayla belirlenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Miras hukukunda öncelikle kimlerin miras hakkına sahip olacağının belirlenmesi gerekir. Mirasbırakan, kendisine mirasçı olacak kişi ya da kişileri belirtmek için ölüme bağlı tasarruf işlemi yapmamışsa, miras hakkına sahip olacak kimseler, o toplumun aile yapısı ve akrabalık ilişkileri dikkate alınarak koyulan yasa kurallarıyla belirlenir.
Yasa koyucu Türk toplumundaki aile ilişkilerini göz önünde bulundurarak üçüncü zümrede sağ kalan eşle birlikte kimlerin miras hakkına sahip olması gerektiğini değerlendirmiş ve sonuçta itiraz konusu Yasa kuralları ile mirasbırakanla yakın aile bağı bulunan büyük ana ve büyük babalar ile bunların mirasbırakandan önce ölmeleri halinde çocuklarının miras hakkına sahip olması gerektiğine karar vermiştir. Bu nedenle itiraz konusu Yasa kuralları Anayasa’nın 35. maddesine aykırı değildir.
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi engellenmiştir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. Buna göre mirasbırakanın birinci zümre, ikinci zümre ve üçüncü zümre mirasçıları, mirasbırakanla akrabalık ilişkileri bakımından aynı hukuksal durumda olmadıklarından Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık görülmemiştir.
Bu nedenlerle, itiraz konusu sözcükler Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralların Anayasa’nın 5. ve 13. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun;
1- 497. maddesinin son fıkrasında yer alan “… çocuğuna …” ve “… çocuğu …” sözcüklerinin,
2- 499. maddesinin (3) numaralı bendinde yer alan “… çocukları …” sözcüğünün,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 13.11.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI




Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Mustafa YILDIRIM




Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Fettah OTO
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR




Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ



http://rega.basbakanlik.gov.tr/main....1/20090129.htm
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Boşanma Davası - Davacı Feragat - Dava Reddedildi justicewarior Meslektaşların Soruları 8 01-07-2013 10:24
itiraz reddedildi peki şimdi ne olacak? zeynepozay Meslektaşların Soruları 2 10-11-2008 09:54
88 Kadın örgütünün talepleri Mecliste oylanarak reddedildi Güldal Kadın Hakları Çalışma Grubu 0 02-04-2008 16:32
Delil Yetersizliğinden Davam Reddedildi. Ne Zaman Yeniden Boşanma Davası Açabilirim? Konuk Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 2 27-08-2007 18:32


THS Sunucusu bu sayfayı 0,03996110 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.