Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Kürtaj

Yanıt
Old 09-10-2010, 11:15   #61
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Avrupa Parlamentosu dini inancı gereği kürtaj yapmayı kabul etmeyen hastane ve doktorların, gelecekte hastaların sağlıkları ile ilgili yaşadığı problemlerden sorumlu olmayacakları kararını aldı...

Avrupalı Hristiyan Demokratların verdiği destekle alınan karar tartışmaları da beraberinde getirdi. Karara göre hiçbir hastane, kurum veya birey kürtaj yapmadığı için sorumlu tutulmayacak. Ancak bu karar sağlık problemleri nedeniyle kürtaj yapmak zorunda kalan kadınları zor durumda bırakacak. 51’e karşı 56 oyla alınan tartışmalı kararı Acıbadem Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör değerlendirdi. Doktorlar için annenin sağlığının ön planda olduğunu söyleyen Güngör, dolayısıyla annenin sağlığına zarar verecek hiçbir uygulama yapmayacaklarını belirterek, “Hekim dini inancım gereği durumu ciddi olan hastaya kürtaj yapmam diyemez” dedi.

‘Kürtaj kadın hakkıdır’

Prof. Dr. Mete Güngör, şöyle konuştu: “Düzenlemenin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması gerekir. Biz de bu kurallara uyarız. Kişisel düşünce ve dini fikirlere göre hareket edip sağlıkta yapılması gereken işlemleri sınırlandıramayız. Kürtaj yapan doktorların bir kısmı ben kürtajı uygun görmüyorum ve yapmıyorum diyebilir. Dini olsun olmasın başka duygusal nedenlerle de bunu yapmak istemeyebilir. Hastanın kanaması varsa ve hamileliğin devamı anneye zarar veriyorsa hekim ‘Dini bir nedenle yapmak istemiyorum’ diyemez. İnsanların dini görüşleri her ülkede olduğu gibi farklılık gösterebilir. Bunlar kurallar çerçevesinde sınırlı kalmalıdır.”

Doktorların büyük kısmının kürtaja karşı çıkacağını düşünmediğini belirten Prof. Güngör: “Kürtaj sağlığın yanında aynı zamanda bir kadın hakkıdır. Plastik cerrahide kaşınızı gözünüzü değiştirmek isteyebilirsiniz ama doktor bunu yapmak istemeyebilir. Bunun dini ya da başka sebebi olması gerekmiyor. Doktor hastanın sağlık durumuna göre karar verir. Annenin sağlığı gereği kürtaj yapılması gerekiyor da doktor ‘Benim dini inancım gereği kürtaj yapmıyorum’ derse bu çok yanlış bir yorum olur” dedi

http://haber.gazetevatan.com/avrupan...33575/30/Dunya
Old 03-06-2012, 21:05   #62
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kadıköy'de kürtaj protestosu

http://www.bloomberght.com/haberler/...taj-protestosu


Kadınlardan "kürtaj" protestosu

http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/...5.0/index.html


Kadınlar meydana çıktı: Kürtaj haktır

http://www.ntvmsnbc.com/id/25354882


Kadıköy'de kadınlardan Kürtaj protestosu!

http://www.medyafaresi.com/haber/814...rotestosu.html


Kadınlardan ‘kürtaj’ protestosu

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/...taj-protestosu


Kadıköy'de Kadınlardan 'Kürtaj' Eylemi (1)

http://www.sonhaberler.com/kadikoyde...i-1-94483h.htm


Kadınlardan hükümete kürtaj protestosu

http://www.internethaber.com/kurtaj-...g--431076h.htm



Kadınlar Kadıköy’de ‘kürtaj’ı protesto ediyor

http://timur34.wordpress.com/2012/06...r-fotograflar/


Kadıköy'de Kürtaj Protesto Edildi

http://www.haberevet.com/haber/20120...to-edildi.html



Kadınlardan Kadıköy'de kürtaj protestosu

http://www.ensonhaber.com/kadinlarda...2-06-03.html#_

Kadınlar meydana çıktı: Kürtaj haktır

http://www.haber3.com/kadinlar-kadik...risi-19857.htm


Kadınlardan kürtaj protestosu

http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=77



Kadıköy’de ’kürtaj’ protestosu

http://www.focushaber.com/kadikoy-de...-h-143220.html
Old 05-06-2012, 08:58   #63
rudy baylor

 
Varsayılan

Demokrasi insanların üzerinde konsensusa varamadıkları hususlarda serbestiyi esas alır. Şu anki hukuksal düzenlemede kürtaj yaptuırmak istemeyen bir insanın kürtaja zorlanması söz konusu olmadığına göre, bu kıyamet neden kopuyor anlayabilmiş değilim. Bebeği özürlü doğacak olan ve buna rağmen doğum yapmayı göze alan veya tecavüze uğramış(bu konuda artı parantez olarak evlilik birliği içinde eşinin tecavüzüne uğrayan kadınların kürtaj istemi kimsenin aklına gelmiyor nedense) olmasına rağmen bebeğini dünyaya getirmek isteyen birine kimse hayır doğuramazsın demiyor ki. İnançları ve dünya görüşü gereği, ne olursa olsun doğumunu gerçekleştirmek isteyenler gerçekleştirebilirler. Ama gerçekleştirmek istemeyen insanlara da engel olmaya hakları yok.
Otuz yıl önce Türkiye'nin görüşüp tartışıp kanunlaştırdığı bir düzenlemenin şimdi tekrar gündeme gelmesi geriye gitmek midir, ileriye mi?
Old 05-06-2012, 12:28   #64
Av. Feyza Altun

 
Varsayılan

Vallahi eylem çok güzeldi. Harikaydı. KAtılım da güzeldi fakat daha fazla olmasını beklerdim.

Taraf gazetesi de sağolsun benim saçma bir fotoğrafımı haberine koymuş

http://www.taraf.com.tr/haber/yuru-ya-erdogan.htm
Old 09-06-2012, 11:46   #65
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kürtaj yasağını sıkılaştırma girişimini protesto eden kadınlar 15 ilde eşzamanlı eylemler gerçekleştirdi. Oturma eylemlerinde iller arasında internet üzerinden görüntülü bağlantı gerçekleştirilirken ilginç sloganlar atıldı.

İstanbul’da akşam 8 sularında Taksim’de Galatasaray meydanında toplanan yüzlerce kadın “Kürtaj haktır, Uludere katliam”, “Kuluçka değilim, bedenim benim” sloganlarının yanı sıra “Bana bak Başbakan, Tepemizi Attırma, Kendin Yat Kuluçkaya Bir Türkçük İki Türkçük Üç Türkçük doğurmaya!” diye bağırdı. Başbakan’a seslenen bir başka slogan da “Tayyip kaç kaç kaç kadınlar geliyor” oldu. Eylem İstanbul’la birlikte Bodrum, Denizli, Antalya, Sakarya, Sinop, İzmir, Hatay, Bursa, Adana, Ankara, Çanakkale, Mersin, Diyarbakır, Eskişehir’de gerçekleşti. Taksim’deki meydanda, başka illerdeki eylemlerin görüntüleri beyazperdeye yansıtılırken, ülkenin farklı yerlerindeki kadınlar eşzamanlı şarkı söyleyip slogan attı.

http://www.taraf.com.tr/haber/basbak...-kuluckaya.htm
Old 09-06-2012, 11:52   #66
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kürtaj Yasağına Karşı Erkekler
Basın açıklaması ve yürüyüş çağrısı


5 Haziran Salı akşamı geniş katılımlı bir toplantıyla bir araya gelen, farklı politik çevrelerden muhalif erkekler, Kürtaj Yasağına Karşı Erkekler adıyla yapılacak bir eylemin çağrıcılığını üstlenme kararı aldı.


Tarih: 10 Haziran 2012 Pazar günü saat: 14.00
Toplanma yeri: Beyoğlu Tünel Meydanı


http://rahatsizerkekler.blogspot.com/
Old 09-06-2012, 23:47   #67
Nur Deniz

 
Varsayılan

Ne yazık!
Benim yönettiğim ülkede tecavüz en ağır şekilde cezalandırılır. Tecavüz cinayetle aynı oranda cezalandırılmalıdır diyen, ben kadınlarımızı kollar, tedbir alır, afişe etmem diyen bir liderimiz yok ama, tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar diyen bir yönetimim var...

Sussak mı, konuşsak mı?
Old 12-06-2012, 15:03   #68
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Avrupa Konseyi Genel Sekreter Yardımcılığı'nı iki dönemdir yürüten Maud de Boer-Buquicchio, kadına karşı şiddet toplantıları için Türkiye'deydi.

Aile içi şiddetle mücadele konusundaki Avrupa Sözleşmesi'nin mimarı olan Boer-Buquicchio, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüştü.

"Kürtaj yasaklanıp nüfus artırılmaz" diyen Boer-Buquicchio, Hürriyet gazetesine konuştu. "Kadına karşı şiddet ve ayrımcılıkla mücadele ve çocuk istismarı konularını Avrupa Konseyi gündeminin ana başlıkları arasına nasıl soktunuz?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"İlk göreve geldiğimde bu konular 'pembe' olarak görülüyordu. Erkek meslektaşlarımın fazla ilgilenmek istemediği alanlardı. Hükümetlerde çoğunluk hâlâ erkeklerde olsa da bu alanlarda yasal düzenleme yapmaları yönünde dikkatlerini çekmeyi başardık. Aslında kadın meseleleri ile çocuk meselelerini de karıştırmak istemiyorum. Çünkü ikisini bir arada ele almak demek o tuzağa düşmek demek. Yani sanki çocukların konuları kadınların işidir. Hayır çocukların konuları herkesi, herkesten önce kendilerini ilgilendirir. Çocuklar mini insan hakları olan mini insanlar değildir. Eminim ki Avrupa Konseyi bu konularda benim mirasımı devam ettirecek."

Türkiye ziyaretini de değerlendiren Boer-Buquicchio, "Bakan Şahin'in erkek bakanları teşvik etme konusunda ne kadar yoğun çaba sarf ettiğini biliyorum" dedi.

"Bakan Ergin de toplumsal farkındalığın artırılmasına yönelik bütün önerilerimize sıcak yaklaştı. Cinsiyetler arasındaki ayrımcılığın ve aile için şiddetin kötü bir şey olduğu çocuklar çok küçükken öğretilmeye başlamalı. Bakan Ergin de, bu eğitimin ilkokulda verilmesi konusunda olumlu. Beklediğimiz doğrultuda siyasi irade var ve bunu önemsiyorum.
"Kadın, kendi bedeninin hakimidir"

Boer-Buquicchio, kürtaj tartışmasıyla ilgili de şunları söyledi:

"Avrupa Konseyi'nin kürtaj konusunda bir tutumu yok. Bu iş ulusal yasaların inisiyatifine bırakılmıştır. Ancak benim şahsi fikrime göre bir kadın olarak kendi bedenimin hakimi benim. Bir kadının bedenine ne yapılacağı, kendisinden başka hiç kimsenin karar verebileceği bir konu değildir."

"Elbette bir noktadan sonra iki candan bahsediyoruz ve bu her yerde etik bir tartışma. Kürtajın yasal süresi Avrupa ülkelerinde 10-12 hafta arasındadır. Türkiye'deki tartışma henüz yasalaşma noktasında değil ama tartışılan şey mevcut yasal pozisyondan geriye gitmek demek. Milyonlarca kadını etkileyecek bir karardan söz ediyoruz ve doğal olarak kadınların söz hakkı olmalı. Bu konuda sivil toplumun görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini görüştüğüm bakanlara da söyledim."
"Parası olmayan merdiven altına"

"Hiçbir kadın kürtaj olmaktan mutlu olmaz ve kürtajdan yana değildir. Kürtaj bir travmadır ve son çaredir. O nedenle de zaten zor olan bu konuda hükümetin baskıcı önlemler almasını istemeyiz. Eğer hükümet kadınları çocuk yapma yönünde teşvik etmek istiyorsa bunun önlemlerini almalı. Kadınların çocuk yapmak isteyeceği ekonomik ve fiziki şartları iyileştirmeli. Yani 'Kürtajı yasaklıyorum' demek yerine 'Size çocuk yapmanızı teşvik edecek ortam yaratacağım' mesajı vermeli. Bu mesaj negatif değil pozitif yollarla verilirse sonuç daha iyi olur."

"Çünkü kürtajı yasaklarsanız daha az kadın kürtaj olmayacak. Sadece şu olacak; parası olanlar yurtdışına gidip kürtaj olacak, olmayanlar merdiven altlarında. Sonuçta annelerin ve gelecekteki bebeklerin hayatlarını riske atmış olacaksınız. Kürtajı yasaklayarak nüfusunuzu arttıramazsınız."
"Kadınlar ses çıkarmaya devam etsin"

Ceninin taşıdığı sürece anneye ait olduğunu söyleyen Boer-Buquicchio, "Belli bir noktadan sonra kendisine ait bir yaşamı var elbette. Ama bunun ne zaman olduğuna kim karar verebilir ki? Bir kadın olarak bedenime ne yapacağıma hiçbir politikacı, dini otorite ya da yasa yapıcı karar veremez" diye konuştu.

"Kadınlar, seslerinin duyulduğundan emin olana kadar ses çıkartmaya devam etsinler. Ama bir yandan da siyasetin kenarında kalmak yerine karar vericiler arasına girmek için hırslansınlar. Ne yazık ki ülkenizde çok az kadın siyasetin parçası. Türkiye'deki kadınlar aktif siyasetin içinde daha büyük roller almak için mücadele etmeli.

Bianet :: "Söz Hakkı Kadınındır" - Bianetbianet.org
11 Haziran 2012
Old 18-06-2012, 23:37   #69
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Alıntı:
İSTANBUL - Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği son günlerde ülke gündemini yoğun şekilde meşgul eden kürtaj tartışması ile ilgili kapsamlı bir değerlendirme yayınladı. TJOD Etik Ve Hukuk Kurulu Başkanı Doç. Dr. İsmail Dölen, kürtaj konusunda kapsamlı bir değerlendirmeyle birlikte bu konuda literatürde yer alan çalışmalardan da derlemeleri kapsayan önemli verileri kamu oyununun dikkatine sundu.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından sunulan çalışmaları okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Etik ve Hukuk Kurulunun Kürtaj Tartışmasıyla İlgili Görüşü

1. Kürtaj konusundaki tartışmaları saygı ve ilgiyle takip etmekteyiz.

2. Kürtaj tüm dünyada yıllarda tartışılmaktadır. Tüm dünyanın hemfikir olduğu nokta; etik tartışma sonrası kürtaj konusunda insanların aynı görüşe varmasının mümkün olamayacağıdır. Toplum hayatının düzeni, kişi ve cenin hakları için yasal düzenlemeler şarttır. Ülkemizde bu konulardaki yasalar diğer ülkelerin takdirini kazanmış, başarıyla yürürlükte olan yasalardır.

3. Ülkemizdeki tartışmada akıl karışıklığına yol açan etik ve hukuki konular olduğunu görmekteyiz.

4. Etik ve hukuki olarak, canlı olarak annesinden tam olarak ayrılan cenin “kişi” olarak kabul edilir ve insan haklarına sahip olur. Cenin kişi olmayıp potansiyel (muhtemel) kişi olarak kabul edilmektedir. Cenin, kendisini ifade edemediği için özerkliği yoktur. Ceninin haklarını annesi korur. Yasalarımız, canlı doğmak şartıyla ceninin anne karnındaki döneminde yasal hakları olduğunu kabul eder. Canlı doğup anne karnında iken zarara uğrayan bebeğin geriye dönük hak talep etmesi mümkündür. Ölü doğan bebek “yok” hükmünde olduğu için yasal haklarından söz edilemez.

5. Etik olarak ceninin yaşam değeri ile annesinin yaşam değeri aynı olmasına rağmen cenin “kişi” olmadığı için hukuki olarak yaşam hakkından söz edilemez. Ceninin yaşam hakkından söz etmek yani cenine “kişilik” vermek tüm hukuk sistemini kaosa sokar ve mümkün değildir, doğru da değildir.

6. Gebelik toplumu da ilgilendiren bir konu olmakla beraber “insan hakları ve biyoetik sözleşmesi” (Kanun No:5013 Resmi Gazete: 09.12.2003-25311), “genel hükümler Madde 2. (İnsanın önceliği) İnsanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır”.demektedir.

7. 6 ve 8 yıl önce konuyla ilgili kongre konuşması, dergi ve kitap bölümü olarak görüşlerimi yansıtan yazıların özeti ektedir.

8. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneğinin konuyla ilgili etik görüşü sadeleştirilmiş olarak ektedir.

9. TJOD ve Etik ve Hukuk Kurulumuz konuyla ilgili danışma ihtiyacında olan herkesle konuşmaya hazırdır.

Doç. Dr. İsmail Dölen
TJOD YK Üyesi, Etik Ve Hukuk Kurulu Başkanı



TIBBİ OLMAYAN NEDENLERLE İSTEMLE DÜŞÜĞÜN ETİK YÖNLERİ
KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM HEKİMLİĞİ AÇISINDAN TIBBİ ETİK KONULARI
ve ilgili diğer kapsamlı bilgiler için:
http://www.medikalakademi.com.tr/ind...k-ismali-dolen
Old 22-06-2012, 11:54   #70
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

ANKARA- Kadınların tepkileri, AKP Hükümetinin kürtajı yasaklama girişimlerini engelledi.
25 Haziran Pazartesi günü Bakanlar Kurulu'na sunulacak yasal düzenlemede yer alması beklenen maddelerden bazıları belli oldu.
Kamuoyunda en çok tartışma konusu olan zaman sınırlamasında mevcut düzenleme korunacak. Böylece kürtaj yasağı 10 haftadan sonra uygulanacak.
Ayrıca kürtajı, uzman doktorlar yapabilecek pratisyen hekimlere yasak olacak.
Yapılacak mekanlarla ilgili noktalar da yeniden düzenleniyor. Operasyonlar sadece hastanelerde yapılabilecek. Muayenehaneler ve kliniklere de yasak geliyor.
Bu sınırları ve kısıtlamaları dikkate almayanlara ise ceza getiriliyor.

Etkin Haber Ajansı / 21 Haziran 2012 Perşembe, 18:00
Old 02-07-2012, 23:14   #71
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

SAĞLIK HİZMETİ SUNANLARININ GÜVENLİ DÜŞÜK VE TIBBİ DÜŞÜK KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ , ALGILARI VE UYGULAMALARIARAŞTIRMASI SUNUM TOPLANTISI

KAPANIŞ / SONUÇ BİLDİRİSİ

Halen sağlık hizmeti sunan personelin ve tıp ve hemşirelik fakültesi öğrencilerinin güvenli düşük ve tıbbi düşük konusundaki görüşleri, algıları ve uygulamalarına ilişkin Başkent ve Hacettepe Üniversitelerinin, Dünya Sağlık Örgütü işbirliğinde, Ankara, İzmir, Manisa ve Van illerinde yürüttükleri araştırmanın bulgularının sunulduğu bir toplantı 6 Haziran 2012 tarihinde Ankara’da düzenlenmiştir. Uluslararası kuruluşlar, Türkiye’nin çeşitli illerinden katılan Üniversiteler, Sağlık Bakanlığı çalışanları ve yöneticileri, STK’lar ve diğer sektörlerden oluşan, çoğunluğu kadın hastalıkları ve doğum, halk sağlığı, aile hekimliği uzmanları, pratisyen hekimler ebe ve hemşirelerden oluşan toplam 150 katılımcı tarafından toplantı sonunda aşağıdaki görüşler oluşmuştur;

Güvenli olmayan düşüğün önlenmesi konusunda

¨ Toplantıda sunulan bilimsel kanıtlar, dünya ve Türkiye istatistikleri, “güvenli koşullarda yapılmayan düşüğün” kadın sağlığı yönünden son derece tehlikeli ve de anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden olduğunu ortaya koymuştur.

¨ Doğurganlığa karar verme hakkının, uluslararası belgelerde de vurgulandığı gibi “bireylerin, ailelerin özellikle de kadınların özgürce kullanacakları bir insan hakkı olduğu, bu karara kimsenin müdahale etmemesi gerektiği” vurgulanmıştır.

¨ Türkiye’nin geçmişte izlediği üreme sağlığı politikaları pek çok ülkeye örnek olacak özellikte olup, kadın anne ve çocuk sağlığına olan olumlu etki ve katkısı yıllar içinde yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuştur.

¨ Türkiye’de sağlıksız koşullarda yapılan düşüklerin anne ölümlerine neden olmasının önüne geçmek amacı ile düşükler, 10 haftaya dek yasallaştırılmıştır. Bu yasa ile getirilen diğer önlemlerle, etkili gebeliği önleyici yöntem kullanımı da hızla artmıştır. Ayrıca bu yasanın uygulanması, isteyerek düşüklerin anne ölümlerinin içindeki payının % 2 lere kadar düşmesini sağlamıştır.

¨ İsteyerek düşüklerin yasa ile yasaklanması düşük yapmayı azaltmamakta aksine sağlıksız koşullarda yapılan düşükleri arttırarak anne ölümlerinin artmasına yol açmaktadır. Bunun yaşandığı pek çok ülke örneği bulunmaktadır.

¨ İsteğe bağlı düşüğe olan ihtiyacı azaltmanın en etkili yolu, danışmanlık dahil aile planlaması hizmetlerinin tümünün herkesçe erişilebilir şekilde genel sağlık sigortası kapsamı altına alınmasıdır

¨ Türkiye’de daha önce yapılmış olan “Faz 3 klinik araştırmaların ve sunulan araştırmanın sonuçları” göz önüne alındığında, cerrahi düşük yönteminin risklerini taşımayan, gebeliğin erken dönemde sonlandırılmasında çoğu Avrupa Ülkeleri olmak üzere halen dünyada 50 den fazla ülkede uygulanmakta olan “tıbbi düşük - cerrahi müdahale olmaksızın ilaçla yapılan düşük yönteminin” de Türkiye’de , kadınlara standart üreme sağlığı hizmetleri içinde bir seçenek olarak sunulması uygun olacaktır.

¨ Tıbbi düşük yönteminde kullanılan mifepriston ve misoprostol’ün Türkiye’de de tıbbi düşük yönteminde kullanılması için ruhsatlandırılma işlemi gecikilmeden tamamlanmalı
Old 07-07-2012, 18:23   #72
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kürtajda Fiili Durum

Yasaya göre isteğe bağlı kürtaj 10 haftaya kadar serbest. Ancak HABERTÜRK’ün yaptığı araştırma, devlet hastanelerinde bu sürenin 6 ila 8 hafta arasında olduğunu ortaya koydu. Gebelik 9.5 hafta ise “Bize gelmeyin” diyorlar.



Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinde uzun süredir tartışılan kürtajla ilgili birbirinden farklı sonuçlar ortaya çıktı. Mevcut yasaya göre isteğe bağlı kürtaj, 10 haftaya kadar olan gebeliklerde yapılabiliyor. Üstelik annenin evli olması şartı da aranmıyor. Ancak HABERTÜRK’ün yaptığı araştırmaya göre İstanbul’da kürtaj yapan hastane sayısı yok denecek kadar az. Aynı şey diğer iller için de geçerli. Aile Planlaması Merkezi olan hastanelerde ise kürtaj için gebeliğin 6 ile 8 hafta olması şartı aranıyor.



HABERTÜRK muhabirinin hastanelerle yaptığı telefon görüşmelerinde ortaya çıkan tablo şöyle:



İSTANBUL KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ



- Kürtaj prosedürü nedir acaba?
Yasal sınır 9-10 haftaya kadar, randevunuz varsa veriyoruz.
- Bizimkisi 9.5 hafta, olur mu acaba?
9.5 hafta mı? 9.5 haftaysa hiç gelmesin bize.



HASEKİ HASTANESİ



- Kürtaj yaptırmak istiyoruz, 9 haftalık mümkün mü?
Yok almıyoruz.



İZMİR DR. EKREM HAYRİ ÜSTÜNDAĞ KADIN HASTALIKLARI HASTANESİ

- Kaç haftaya kadar kürtaj yapıyorsunuz?

Biz 8 haftaya kadar alıyoruz.



- Bu yeni bir uygulama mı?

Hayır, yıllardan beri böyle.



KONYA DR. FARUK SÜKAN DOĞUM VE ÇOCUK HASTANESİ



- Prosedür nedir acaba?
Resmi nikâhı varsa 6 haftayı geçmemek şartıyla eşiyle gelip imza veriyor.

- Eşiyle mi?
Evet resmi nikâh diyoruz ya, eşiyle beraber gelecek. Eşi imza verecek.



ALANYA DEVLET HASTANESİ



- Kürtaj yaptırmak istiyoruz, prosedürü nedir?
Sağlık nedeniyle mi yoksa isteğe bağlı mı?



-İsteğe bağlı
İsteğe bağlı kürtaj yapılmıyor.



- Neden?
Devlet hastanesinde yapılmıyor. Özel hastanelere sorun.



ERZURUM NENEHATUN HASTANESİ



- Kürtaj yapılıyor mu?
Aile planlamasında yapılıyor, 8 haftaya kadar.



- 10 hafta değil mi?
Hayır 8, yıllardır böyle.



VAN DEVLET HASTANESİ



- Kürtaj yapılıyor mu?
Yapılıyor



- Prosedür nedir?
Ultrasonla kalp atışlarına bakılıyor. Kalp atışları yoksa kürtaj oluyor, bebek yaşıyorsa olmuyor.



- Siz hemşire misiniz?
Hayır ben ebeyim.



- Ama devlet hastanelerinde 10 haftaya kadar yapılıyor yasaya göre?
Kesinlikle yasak, kanunen öyle bir şey yok.



RİZE İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ ANA ÇOCUK SAĞLIĞI BİRİMİ



- Kürtaj yapılabiliyor mu?
Kürtaj yasaklandı.



- Nasıl olur, serbest?
Bakanlık genelgesine göre haftası uyumluysa alınır. Yani gebelik 10 haftaya kadarsa bütün hastanelerde yapılıyor

http://www.haberturk.com/saglik/habe...urtaj-haritasi
Old 14-07-2012, 09:03   #73
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Ve kürtajda ilk baskın...

Antalya'da, polis ekipleri 4 aylık hamile kadına kürtaj yapmak istediği öne sürülen jinekolog operatör doktoru gözaltına aldı.


AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı jinekolog operatör doktor A.A'nın Güllük Caddesi'ndeki muayenehanesine İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileriyle baskın düzenledi.
Baskın sırasında muayenehanede bulunan ve 4 aylık hamile olduğu öne sürülen S.U'ya (25) kürtaj yapma hazırlığında olduğu iddia edilen A.A, "çocuk düşürme" suçundan gözaltına alındı.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan kontrolde 4 aylık hamile olduğu tespit edilen S.U'nun da ifadesi alınmak üzere Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne götürüldüğü öğrenildi.


http://gundem.milliyet.com.tr/ve-kur...05/default.htm
Old 19-07-2012, 16:46   #74
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Doktor istemezse kürtaj yapmayacak

Meltem ÖZGENÇ / ANKARA
18 Temmuz 2012


Bakanlar Kuruluna sunulan kürtaj taslağının ayrıntıları ortaya çıktı. Buna göre, sağlık personeline kürtaj yapmama hakkı tanınacak, anne ve baba adayını kürtajdan vazgeçirmek için çalışma yapılacak, 4 gün düşünme süresi verilecek.

-Sağlık personeline kürtaj yapmama hakkı tanınacak
-Anne ve baba adayına ikna çalışması yapılacak
-Kürtajdan vazgeçmeleri için 4 gün düşünmesi istenecek
-Kürtajda 10 hafta sınırı korunacak, sınırı geçenin cezası artacak
-“Ertesi gün hapları” ücretsiz verilecek
En büyük tartışma konusu olan kürtaj süresinde ise bir değişiklik öngörülmüyor. Kürtajın azaltılması için bu tedbirleri düşünen iktidar, doğumu özendirmek için de ücretli iznin 6 aya çıkarılması gibi yeni haklar getirilmesini planlıyor.
Yeni döneme kaldı
Kamuoyunda büyük tartışma yaratan düzenlemenin TBMM tatile girmeden önce çıkarılacağı da bildirilmişti. Ancak gerek kamuoyundan yükselen tepki, gerekse hazırlık çalışmalarının uzaması ile konu, yeni döneme kaldı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, önceki gün Bakanlar Kurulu’na yasa taslağına ilişkin sunum yaptı. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu sunumun tasarı haline getirilmesini tavsiye ettiğini açıkladı. Bakanlar Kurulu’na yapılan sunuma göre, taslak özetle şu hükümleri içeriyor:
Ücretsiz ertesi gün hapları
Sağlık personeline istemli kürtaj konusunda görevden çekilme hakkı tanınacak. Üreme sağlığındaki gelişmeleri takip ederek politika oluşturulmasına katkı sağlayacak “Üreme Sağlığı Yüksek Kurulu” kurulacak, “ertesi gün hapları” ücretsiz verilecek.
10 hafta sınırı korunacak
Güvenli gebelik sürecini oluşturmak için bütün aile sağlığı merkezlerinde gebeliğin erken tespitine yönelik hassas testler yapılacak. Kadının hamileliği daha erken fark etme ihtimalinin az olması nedeniyle kürtajda 10 hafta sınırı korunacak. İstek üzerine gebelik sonlandırılmadan önce anne adayı veya çiftlere bir heyet tarafından danışmanlık hizmeti verilecek. Anne adayının ve çiftlerin kararlarını gözden geçirme süreleri gebeliğin 10’uncu haftasını geçmemek kaydıyla 2 ila 4 gün olacak.
İlaçlar denetlenecek
İstemli düşük amacıyla kullanılan ilaçlar kontrol altına alınacak ve güvenli kullanımı sağlanacak. Kürtajı sadece kadın doğum uzmanları yapabilecek. 10 hafta üzerindeki gebeliklerin sonlandırılmasında eğitim hastaneleri ve sağlık kurullarına yetki verilecek. Kürtajda tıbbi zorunluluk halleri somutlaştıracak.
3 yıla kadar hapis
Tıbbi zorunluluk olmadan 10 haftanın üzerinde kürtaja izin veren kadına 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek (Bu, mevcut durumda 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası).
SGK yardımı
Nüfus planlaması kanunu ve tüzüğü kaldırılacak, bunun yerine Üreme Sağlığı Hizmetleri Kanunu çıkarılacak. Ağrısız doğum hizmeti yaygınlaştırılacak. Bu hizmet için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yeterli ödeme yapması sağlanacak. Üreme sağlığı ile ilgili etkin bir danışma hattı oluşturulacak.
Doğum ve süt izni artacak
Çalışan annelere doğum sonrası verilen 8 haftalık ücretli izin 6 aya çıkarılacak ve süt izninin 2’nci 6 aylık döneminde verilen süt izni süresi 1.5 saatten 2 saate çıkarılacak. Çalışan ve çocuk sahibi olan annelere kreş yardımı yapılacak, çocuk yardımı artırılacak. Kadının iş ve aileye uyumunun sağlanması için evden çalışması da önerilecek. Anne Dostu Hastane Programı yaygınlaştırılarak mahremiyet beklentileri karşılanacak, hijyen ve konfor standartları yükseltilecek.
Ensestte söz hâkimde
Ensest sonucu oluşan gebeliklerin sonlandırılmasında veli veya vasi izni aranmayıp hâkim kararına göre işlem yapılacak. Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 6 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak (Mevcut yasada ceza, üç yıldan 8 yıla kadar hapis öngörüyor).

Meltem ÖZGENÇ / ANKARA
18 Temmuz 2012
Old 18-01-2013, 15:47   #75
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Alıntı:
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
KADIN HEKİMLİK VE KADIN SAĞLIĞI KOLU

BASIN AÇIKLAMASI

KADINLARIN SAĞLIKLI VE GÜVENLİ KOŞULLARDA KÜRTAJ HAKLARI KISITLANAMAZ; KARAR KADINLARINDIR.

Başbakanın, kürtajı cinayet olarak gördüğünü açıklamasıyla başlayan süreçle birlikte, “üreme sağlığı ve çocuk istismarı yasası” adıyla hazırlanan yasa taslağı yoluyla, kadınların üreme ve istemli düşük hakları konusundaki kazanımlarının geri alınmasına dönük çaba, bir hükümet politikası olarak sürdürülmektedir.

Öncelikle, Üreme Sağlığı Yasası’nın adının çocuk istismarı suçu ile birlikte anılmasının başlı başına bir talihsizlik içerdiği, böylece istemli düşüğün bir suç olarak ima edilmesinin amaçlandığı açıktır.

Kürtajın sadece devlet hastaneleri ve uzman hekimlerce yapılması kararı kürtaja erişimi kısıtlamaya yöneliktir. Hükümetin istemli düşük süresini aşağıya çekme girişimi, kadınların kürtaj haklarının sınırlandırılma girişimine gösterdikleri tepki sonucu engellendi; “süreye dokunmayacaklarını, kaliteyi arttıracaklarını” bildiren hükümet yetkililerinin açıklamasını inandırıcılıktan uzak bulmaktayız. Zira kürtajın sadece devlet hastanelerinde ve uzman hekimlerce uygulanması kulağa hoş gelen bir yaptırım gibi görünse de aslında kürtajın ulaşılabilirliğini azaltan bir kısıtlama olduğu ve “cezalandırıcı kalite” olarak adlandırılmayı hak ettiği aşikardır.

1983’de 2827 sayılı yasayla gebeliği sonlandırmanın yasal olmasıyla, gebeliği sonlandırma ve üreme sağlığı hizmetleri (GS ve gebelikten korunma) bir arada ve iki ayrı hizmetin ayrı ayrı toplamından daha düşük maliyetle sunulabilmiştir. Gerekli eğitimden sonra sertifikalandırılmış olan pratisyen hekimler, gebelik sonlandırılması için yetkilendirilmiş, uygulamalar sırasında hiçbir sorunun yaşanmadığı, komplikasyon çıkmadığı görülmüştür. Bu uygulamalar sonucunda; anne ölüm hızı altıda bir oranında azalmıştır. Kadınların yaşam süresi 14 yıl artmış, kürtajlar üçte bir oranında azalmıştır. Bu veriler, kürtajın sadece devlet hastaneleri ve uzman hekimlerce yapılması kararının kürtaja erişimi kısıtlamak olduğunu göstermektedir.

Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı için dayanak oluşturan kürtaj sayısındaki artış söylemi dayanaksızdır;
Kürtajın bir doğum kontrolü yöntemi olarak kullanıldığı yargısı kürtajı sınırlamaya dayanak oluşturma söylemidir.

Hacettepe’nin Nüfus Etüdleri Enstitüsü ile birlikte yaptığı son Nüfus Sağlık Araştırması göstermiştir ki 1993’de her 100 gebelikten 25’i isteyerek düşük yani kürtajla sonlanırken bu oran 2008’de 100 gebelikte 10’a düşmüştür. Kadınların gebelikten korunma isteklerinin karşılanmaması; istenmeyen gebeliklere ve artmış gebelik sonlandırma taleplerine, yani artmış kürtaj başvurularına yol açar.

Deneyimler kürtajın yasaklanmasının kürtaj sayılarını azaltmadığını göstermektedir. Kürtajın yasak olduğu ülkelerde kadınlar, sağlıksız koşullarda ehliyetsiz kişilere başvurarak, bazen de kendi kendilerine uyguladıkları, sağlık için çok tehlikeli olabilecek yöntemlerle düşük yapmakta, bu yolla ölümler olmaktadır.

Doğum kontrolünü erkekler de uygulamalıdır: Modern kontraseptiflerin kullanımı ise on yıl içinde hızlı ve istikrarlı bir yükseliş göstermiştir (1988’de %31, 1993’de %34.5, 2008 de % 73.0). Özellikle, 2827 sayılı yasanın, pratisyen hekimler, ebe-hemşire ve ebelerce de uygulanmasına izin verdiği RİA’ların kullanımı bu on yılın içinde yüzde yüzden fazla artış göstermiştir (1983’de %9, 1988’de %14, 1993’de %19, 2008’de % 16.9) Benzer bir şekilde, tüp ligasyonu kullanımı da kadınlarda %1’den %3’e yükselmiş, 2008 sonuçlarına göre ise %8.2 olmuştur. Erkeklerdeki kullanımı ise % 0.1 dir). Aynı yıllar içinde hap kullanımı(1983’de %9, 1988’de %6, 1993’de %5 ve 2008 de % 6.3) ve geri çekme yöntemi kullanımı (1983’de %20, 1988 ve 1993’de %26, 2008 de % 26.2) biraz gerilemiştir. Ancak tüm bu yöntemler kadına uygulanan, çoğunlukla yan etki içerebilen yöntemlerdir. Erkeklerin doğum kontrolünde sorumluluk almaları gereklidir.

Kürtaja erişimin kısıtlanması bir devlet politikasıyken hekimin kürtajı reddetme hakkı olamaz.
Devletin yetkili ağızları tarafından kürtajın cinayet olduğu ifade edilmiş, kadınlara sürekli en az üç çocuk doğurmaları öğütleniyorken, hekimlerin kürtajı reddetmeleri etik dışıdır. Hiçbir hekimin hastasının sağlık hakkına erişimini engelleme hakkı olamaz. Bu uygulamanın özellikle kısıtlı sayıda hekim bulunan küçük şehirler için son derece sakıncalı olacağı ise açıktır.

Devletin "tüp bebek" için kaynak ayırdığı 120’den fazla merkez olduğu, özel hastanelerin yoksul aileler için tüp bebek "promosyon"u verdiği bilinmektedir. Tüp bebek uygulaması için birden fazla cenin oluştuğu ve bunlardan sadece bir tanesinin kullanılıp, diğerlerinin yok edildiği, tıbbi bir gerçektir. Buradaki uygulamaya göz yumarak, kadınlar için yaşamsal bir konuda yasaklamaya girişmek, aynı işlemi bu kez "cinayet" olarak nitelendirmek en hafif ifadeyle çelişkidir ve gerçek niyetin canlılığı korumak olmadığı açıktır.

Kürtaja erişimi kısıtlama politikaları kadını değersizleştirme politikalarının sonucudur.
Türkiye’de iktidar tarafından ifadesini bulan “kadın ve erkeğin eşit olmadığı” anlayışı, her fırsata üç çocuk doğurmaları buyurulan kadınları annelik kimliğine hapsetmek, kadın olarak varolma hakkı tanımamak anlamına geliyor. Kadınların kutsal annelik söylemiyle evde oturmaları, çocuk doğurmaları, hasta ve yaşlı bakımı ile sosyal devletin çekildiği alanların yükünü omuzlamaları bekleniyor.

Kürtaja erişim hakkının kısıtlanması; kadınlar için aynı zamanda kendi geleceklerini planlayabilme, sağlıklı yaşayabilme hakkının da kısıtlanmasıdır. Devletin birey olarak görmediği kadının kaç çocuk doğuracağına, doğurup doğurmayacağına, bunu ne yolla yapacağına karar vermesidir. Bu ancak kadını değersiz gören bir anlayışla mümkündür.

Karar kadınların olmalıdır.
Kadınların aile içinde şiddete maruz kaldığı, cinsel ilişkiye ” hayır “demenin kadın cinayeti nedeni olduğu, evlilik içi tecavüzün yaygın olduğu, doğum kontrolü yöntemlerine ulaşamadığı bir ülkede, istemli düşük kararı da kadınların kendilerine ait olmalı, koca izni istenmemelidir.

5013 sayılı biyoloji ve tıbbın uygulanması bakımından insan hakları ve insan haysiyetinin korunması sözleşmesinin birinci maddesi; “bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır” der.

İkinci maddesi ise; “insan menfaatleri ve refahı bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır.” demektedir.

Kadınların kendi geleceklerini belirleme, doğurup doğurmama kararları kendilerine aittir. Devletin nüfus politikalarının aracı yapılamaz.

Ayrıca, Türkiye’nin de katılarak sonuç belgesini imzalamış olduğu “Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansında-ICPD, Üreme Sağlığı, sadece üreme sistemi, işlevleri ve süreci ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil, tüm sözü edilenlerle ilgili fizik, mental ve sosyal yönden tam iyilik hali olarak tanımlanmıştır”. Yani üreme sağlığı, insanların güvenli bir cinsel yaşama, üreme yeteneğine sahip olmaları ve bunu ne zaman ve nasıl kullanacakları konusunda karar verme özgürlüğüne sahip olmaları anlamına gelmektedir. Bu koşul kadın ve erkeklerin kendi seçecekleri güvenli, etkili, maliyeti uygun ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi ve klinik hizmetlere ulaşabilmelerini, gerektiğinde isteyerek düşük hizmetlerine ulaşabilme hakkını içerir.

Kürtaja erişim hakkı, aynı zamanda kadının yaşam hakkıdır.
Düşüğün yasallaşması, ülkedeki düşüğe bağlı komplikasyonların ve anne ölümlerinin önlenmesini sağlamış, güvenli olmayan düşüklere bağlı anne ölümleri yok denilecek kadar azalmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün son hesaplamalarına göre, çoğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere, istenmeyen gebeliklerin sonucu olarak bir yılda dünyada yaklaşık 42 milyon gebeliğin isteyerek düşükle sonlandığı tahmin edilmektedir. Bu sayının 20 milyonu, sağlıksız koşullarda yapılan düşükler olup, bunlara bağlı binlerce anne ölümü ve sakatlık meydana gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde anne ölüm oranı gelişmiş ülkelerin 100-200 misli daha yüksektir. Yine mevcut istatistik bilgilere göre anne ölümlerinin % 13’ü sağlıksız düşükler nedeni ile meydana gelmektedir. Bu bilgi her 10 anne ölümünden en az birinin bu nedene bağlı olduğunu göstermektedir. Dünya nüfusunun yüzde 25’i oldukça katı düşük yasalarının bulunduğu ülkelerde yaşamaktadır. Bu da yasa dışı ve güvenli olmayan düşük işlemlerine başvuruyu, kaçınılmaz olarak artırmaktadır. Gebeliğin güvenli olmayan koşullarda sonlandırıldığı dönemlerden, isteyerek düşüklerin sağlık kurumlarında, sağlık kurallarına dikkat edilerek yasal temelde gerçekleştirildiği dönemlere, 40 yılı aşan bir sürede ve sağlık çalışanlarının, hekimlerin büyük çabalarıyla gelinmiştir. İsteyerek düşük hizmetlerinin 1983 yılından bu yana yasal olarak ulaşılır olması, daha travmatik yöntemlerin kullanılması sonucu, anne ölümleri içindeki düşüğe bağlı ölümlerin payı % 2’lere düşmüştür. Bu izlenen doğru politika/strateji sonucu ulaşılan “gerçek bir başarıdır”.

Kürtaj uygulamalarındaki yanlışlıkların sorumlusu hekimler değil, sağlığın ticarileşmesi politikaları, kadınları değersizleştiren düşünce ve söylemleriyle iktidardır.
Sağlıkta dönüşümle birlikte sağlığın metalaşması, sağlığın hak değil, satın alınabilir bir meta oluşu, birinci basamak hizmetlerinin özelleştirilmesi ve ekip anlayışıyla yürütülür olmaktan çıkarılması kadın düşmanı politikaların uygulanmasını kolaylaştırıcı bir zemin oluşturmaktadır.

Aile planlaması hizmetleri, özellikle 1961 yılında kabul edilen 224 sayılı “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun” çerçevesinde temel sağlık hizmetlerinin bir bölümü olarak, ev ziyaretleri ile 15-49 yaş kadınların ve gebelerin izlemelerinde gebelikten korunma eğitiminin de yapılması, gereksinimi olan kadınlara Sağlık Ocaklarında ve Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezlerinde (AÇSAP), hastanelerin Aile Planlaması Kliniklerinde hizmet sunulması şeklinde verilmiştir. Bu hizmetlerde toplumun sağlık eğitimi ve gebelikten korunma yöntemleri konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesinde, sağlık ocağı ve sağlık evlerinde çalışan pratisyen hekim, ebe ve hemşireler önemli olmuşlardır.

Aile hekimliği ile ilk basamakta sağlık hizmeti bir ekip tarafından değil, nerede ise “tek hekim” tarafından sunulmaktadır. Var olan uygulamada, ancak bir şikayeti olan Aile Hekimine başvuracaktır. Sağlık ocakları sisteminde olduğu gibi “ev ziyaretleri yapılması” yönetmeliklerde yer alsa da, pratik olarak hekim başına düşen nüfusun yoğunluğu, Türkiye coğrafyası düşünüldüğünde uygulanamamaktadır. 2005 yılında yapılan Ulusal Anne Ölümleri Araştırması” verilerine göre; Türkiye’de Anne Ölüm oranı gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında en az on misli daha yüksek olup 100 bin canlı doğumda 28.5’dir. Bu araştırmaya göre Türkiye’de yaşam boyu gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski 1536 kadında birdir. Oysa bu risk kentsel alanlarda 2391 kadında 1 iken, kırsal alanlarda 869 kadında 1 olarak bu risk bir kat daha fazla yükselmektedir. Ayni araştırmada, İstanbul’da yaşayan bir kadının gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski 4876 kadında 1 iken bu risk Kuzeydoğu Anadolu’da on kat artarak 439 kadında 1’e yükselmektedir . Bu veriler, Türkiye’de yalnızca tedavi yaklaşımı ile değil , koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik ve ağırlık veren, sağlık hizmetlerinin çeşitli disiplinlerden oluşan bir ekiple “Koruyucu Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı” ile sunulması gerektiğine işaret etmektedir .

Aile Hekimliği Sisteminde en fazla zarar görecek hizmetler, doğurganlığın düzenlenmesi / gebelikten korunma hizmetleridir. Bilindiği gibi gebelikten korunma hizmetleri sağlam kişiye verilen koruyucu hizmetlerdir ve gerek danışmanlık verilmesi gerekse uygulamalar özel bir bilgi ve beceri gerektirmekte, bazı uygulamalarda ise eğitimden sonra sertifikalandırılmış olma zorunluluğu vardır. 2010 yılı sonu itibarı ile Türkiye geneline yaygınlaştırılan bu sistemde aile hekimi görevini yürütecek hekimlerin gebelikten korunma uygulama sertifikasına sahip olma durumu bilinmemektedir. Bu durumda sertifikası olmayan hekimlere gebelikten korunma hizmeti için başvuran ve örneğin rahim içi araç uygulatmak isteyen bir kadın bu hizmeti alamayacak, muhtemelen özel hekime başvurmak gibi kendisine daha pahalıya mal olacak ya da uygulama yapılan bir hastaneye başvurmak gibi zaman ve özel beceri isteyen çareler aramak zorunda kalacaktır. Sistemin başlangıcında gebelikten korunma hizmetlerini, Aile Sağlığı Merkezlerinin (ASM) bu eksiğini gidermek amacı ile“Toplum Sağlığı Merkezlerinin-TSM” vereceği belirtilmiştir. Ancak aile hekimlerinin kendisine kayıtlı bireyler gebelikten korunma hizmeti istediğinde onları sevk etmeleri beklenen TSM’lerle ilgili henüz böyle bir düzenleme yapılmadığı gibi, yapılsa da bu tür uygulamalar sağlık hizmetinde bütüncül yaklaşıma uygun bir durum da olmayacaktır. Ayrıca Aile Hekimliği sisteminde başka yere sevk, performans değerlendirmesi acısından da sorunlu bir alandır.

Aile Planlaması hizmetleri ile ilgili diğer beklenen olumsuzluk, geçmişte sağlık ocaklarına Sağlık Bakanlığı tarafından hibe ya da bütçe yolu ile temin edilen oral kontraseptifler, rahim içi araçlar ve kondomlar, başvuranlara ücretsiz olarak dağıtılmaktaydı. Aile hekimliği sisteminde ise ücretsiz dağıtımın biçimi henüz açık olmadığı gibi, sosyal güvenlik kurumu (SGK) da bir tedavi etkisi olmayan kontraseptif giderlerini ödememektedir. Bunun anlamı,bireyler ve ailelerin bu önemli koruyucu hizmeti ceplerinden ödeyerek elde etmek durumunda kalacak olmasıdır. Bu da hizmete ulaşmayı engelleyen başka bir faktördür. Diğer taraftan, hastanelerin aile planlaması kliniklerinde uygulanan gebelik sonlandırmaları ve diğer gebelikten korunma bağlantılı uygulamalar da SGK ödemeleri kapsamının dışında olup hizmete ulaşmada önemli bir engel teşkil etmektedir.

Ayrıca performans uygulamaları gebelikten korunma hizmetlerinin uygulanmasını azaltmış, değersizleştirmiştir. Ayrıca hasta yoğunluğu ve hastaya ayrılan sürenin kısalığı bir bakanlık politikası olarak hizmet kalitesini düşürmektedir.

Hizmet içi eğitimler ve kalite standartlarının izlenmesine yönelik süreçlerin ihmal edilmesi hizmet sunumundaki aksaklıkların görülmesini ve iyileştirmelerin yapılmasını engellemektedir.

Devletin görevi kadınlara sağlıklı, ulaşılabilir ve güvenli kürtaj olanağı sağlayan mekanlar oluşturmaktır.
Yasalarda belirtilmiş ya da belirtilmemiş olan diğer bazı faktörler, yasal olduğu hallerde bile gebelik sonlandırılması hizmetine erişimi kısıtlayabilir. Hizmetin verildiği ve yasal durum bilgisine sahip olunmaması, üçüncü tarafların (bunlar eş, anne- baba izninin aranması), hizmeti verecek olan sağlık personeli ve kuruluşlarının kısıtlı olması ve mahremiyetin temin edilmemesi bu tür engeller arasındadır.

Sağlık Bakanlığı’nın görevi, kadınların güvenli, sağlıklı kürtaj olabilecekleri sağlık merkezlerini belirlemek, görev tanımlarını ve hizmet kapsamlarını kürtajı içerecek biçimde açıklıkla yapmaktır. Muayenehanelerde kürtajın yasaklanması, pratisyen hekimlerin kürtaj yapmasının engellenmesi, kadınlar açısından sağlıklı kürtaja erişim hakkını kısıtlamaktadır. Kadınlar nereye başvuracaklarını bilemediklerinde, AÇSAP’lar da kapatıldığı için, devlet hastanelerine başvurularda yığılmalar olmaktadır. Bu yığılma kürtaj sayılarındaki artışa işaret etmez.

Devlet hastanelerinin toplu malzeme alımlarının il sağlık müdürlüklerine devri, gebelikten korunma araçlarının alımını kısıtlamaktadır. Gerçekten kürtaj sayısı azaltılmak isteniyorsa, yasaklayıcı önlemler yerine gebelikten korunma eğitimleri ve araçlarının yaygın ve ulaşılabilir olması daha etkilidir. Kaliteli gebelikten korunma hizmetinin ve gebeliği önleyici yöntemlere ulaşımın, özellikle de yoksul - genç - tecavüze maruz kalmış ve HIV enfeksiyonu taşıma gibi hizmete erişimi daha güç olan kesimleri gözeterek, yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması gerekmektedir.

Kürtaj yapılacak mekanların temiz olması, personelin cinsiyetçilikten, kadınları suçluluk duymaya iten tavır ve davranışlar göstermekten uzak olmaları gereklidir. Devletin yetkili ağızlarının kadınları suçlayıcı söylemlerinin, böylesi olumsuz tavırları beslediği bilinmelidir.

Gebelik sonlandırma işleminin kolay ve ağrısız olmasını sağlayıcı işlev gören misoprostol ilacının eczanelerden toplatılması, sağlık merkezlerinde ilacı kullanmak durumunda olan hekimleri ruhsatsız ilaç kullanmak zorunluluğuna itmekte, ilacın kullanımını engellemektedir.

Güvenli düşük hizmetlerinin planlanmasının ve yönetiminin sağlanması devletin görevidir.
DSÖ'nün ilk kez 2003 yılında oluşturduğu ve güvensiz düşüklerin önlenmesi ve bu tür olaylardan doğacak komplikasyonların uygun şekilde tedavi edilmesini desteklemek amacını taşıyan; “Güvenli Düşük: Sağlık Sistemleri İçin Uygulama Rehberi” geçen süre içinde geliştirilen yeni teknolojilerin ve yayınlanan bilimsel çalışma sonuçlarının ışığında güncellenmiş ve ikinci baskı olarak 2012 yılında yayınlanmıştır. Bu rehbere göre;

Gebeliğin birinci üç-ayı içinde olan gebelikler için aşağıdaki düşük yöntemleri önerilir:

o Gebelik süresi 12-14 haftaya kadar olan gebeliklerde manuel veya elektrikli vakum aspirasyonu.

Dilatasyon ve küretaj (D&C) güncel olmayan bir düşük yöntemidir, yerini vakum aspirasyon veya tıbbi yöntemlere bırakmalıdır.

Gebelik süresi 12-14 haftadan büyük gebeliklerde aşağıdaki yöntemler önerilmektedir:

o Vakum aspirasyon ve forceps kullanarak dilatasyon ve boşaltma (D&E).

Oniki –ondört haftadan büyük gebeliklerde cerrahi yöntem öncesi rahim ağzının gevşetilerek işleme hazırlanması herhangi bir travma veya yaralanmayı engellemek için gereklidir. Daha küçük gebeliklerde de özellikle rahim ağzı yaralanması ya da rahim perforasyonu riskini önlemek amacıyla rahim ağzı (misoprostol vb gibi ilaçlarla) hazırlanmalıdır.

Hem cerrahi hem de tıbbi düşüklerde ağrının kontrol altına alınması her zaman önerilmeli ve hastanın tercihi durumunda uygun ağrı kesme yöntemleri mutlaka sağlanmalıdır. Çoğu vakada, oral ağrı kesiciler ve/veya sedasyon yeterlidir. Ağrı tedavisine gerek duyulması gebelik haftası büyüdükçe artar.

Cerrahi yöntem kullanıldığında rahim ağzının mekanik olarak gevşetilerek hazırlanması gerektiğinde lidokain ile yerel anestezi yapılabilinir. Rutin düşük işlemlerinde genel anestezi, analjezi ve yerel anesteziye göre daha çok komplikasyon riski taşıdığı için önerilmez.

Kan yolu ile geçebilecek enfeksiyonlara karşı standart enfeksiyon kontrol yöntemleri her zaman uygulanmalıdır.

Ancak bilinmelidir ki, ağrı algısını etkileyen sadece işlemin kendisi değil, daha fazla ve önemlisi kadının suçlanmadığını, cinsiyetçi tavırlara maruz kalmayacağını, ahlaken sorgulanmadığını hissetmesidir.

Uygulamada pek çok kamu hastanesinin 10 haftalık süreyi 8 haftayla sınırlamış durumda olduğunu kaygıyla izlemekteyiz. Hastaneler, 8 haftayı geçen gebeliklerde, ‘anestezi için donanımlı olmadıkları’ gerekçesiyle kürtaj yapmıyorlar. Oysa 12 haftaya kadar olan gebeliklerde genel anestesi uygulaması gereksiz ve komplikasyonu arttırıcı bir özellik taşır ve hastayı reddetmek için gerekçe olamaz..

İkna odaları ve kalp sesi dinletmek gibi uygulamalar etik değildir ve kadının ruh sağlığına yönelmiş psikolojik şiddettir.
Yeni yasa tasarısına göre, kürtaj için sağlık kuruluşuna giden kadınların, ‘yetkili’ bir heyetle ön görüşme yapması zorunlu kılınıyor. Görüşmede kadına, kürtajın riskleri anlatılırken, tekrar düşünmesini sağlamak üzere ceninin kalp atışının dinletilmesi kuralı getiriliyor. Bu görüşmeye kadının kocası da alınıyor ve sonrasında kadına ve ailesine kürtaj yaptırıp-yaptırmama ile ilgili 2-3 gün düşünme süresi veriliyor. Bu düzenleme ile, yürürlükteki yasada var olan kocanın yazılı izni yeterli görülmeyerek, kadın bu süreçte kocayla birlikte hareket etmeye zorlanıyor. Düzenlemede yasal süresi geçtikten sonra bebeği kendi düşüren kadınlara verilen 1 yıllık hapis cezası 2 yıla çıkarılıyor. 10 haftalık süresi geçen kadına kürtaj yapan hekim, kadının ölmesine neden olursa en az 20 yıl hapis cezası alıyor.

Kürtaja kendi hayatı ile ilgili zorunluluklar nedeniyle başvuran kadınlara psikolojik baskı anlamını taşıyan telkinler, kadının yükünü arttırmakta, ruh sağlığını bozmaktadır.

Taleplerimiz;
1. Bütün kamu ve özel hastanelerde kürtajda 10 haftalık yasal süreye uyulmalı ve bu süre 12 haftaya çıkarılmalıdır.

2. Tecavüz durumlarında kürtaj süresi başka ülkelerde olduğu gibi en az 24 hafta olmalı. Tecavüz sonucu ortaya çıkan gebeliklerde kadının beyanı yeterli görülmelidir.

3. Kürtajda koca izni kaldırılmalıdır. Karar kadının olmalıdır.

4.Kadının ruh sağlığını bozucu, hak etmediği bir suçluluk taşımasına yönelik "ikna odası" uygulamasından kaçınılmalıdır

5. İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi için gerekli doğum kontrol yöntem ve araçlarına kolay ve ücretsiz erişim sağlanmalıdır.

6. Her kadın sağlıklı koşullarda, güvenli ve ücretsiz kürtaj hakkına sahip olmalıdır. Bunu sağlamak devletin sorumluluğudur.

7. Vakum yöntemiyle gebeliği sonlandırma eğitimi verilen pratisyen hekimlerin kürtaj yapabilmelerine olanak sağlanmalıdır.

8. Her kadın yaşadığı şehirde hangi merkezlerde gebeliğin sonlandırıldığını bilmeli ve kolayca ulaşabilmelidir.

9. Sağlık Bakanlığı tarafından her ilde hangi hastanelerde kürtaj yapıldığı,kaç uzman, kaç yetkili personel olduğunu, tüm ülkedeki personel dağılımı açıklanmalıdır.

10. Kürtajı engellemek bir temel politika iken, "vicdan" hekimlere görevlerini yapmalarının kalkanı olarak ileri sürülemez.

11. Kadınlara kürtaj klinikleri ve hastanelerinde son tıbbi teknoloji doğrultusunda, sağlıklı koşullarda ve parasız kürtaj servisi sağlanmalıdır.

12. Kadınlar, ahlaki yargılardan uzak, cinsiyetçi ve suçlandırıcı imalar olmaksızın gebeliklerini sonlandırabilecekleri koşullara sahip olmalıdırlar.

13. Kadın bedeni, ucuz işgücü, savaş ve nüfus politikalarının aracı haline getirilemez.



TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
KADIN HEKİMLİK VE KADIN SAĞLIĞI KOLU




http://www.ttb.org.tr/index.php/Habe...rtaj-3574.html





.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Herkesin Hakkını Savunmayı Meslek Edinen Avukat Kendi Hakkını Yeterince Savunuyor mu? Oğuzhan Er Hukuk Sohbetleri 4 18-02-2010 22:08
Ön alım hakkını engellemek için yapılan hukuki işlemler Esinc Meslektaşların Soruları 1 18-09-2009 12:08
savunma hakkını savunmak için yardıma ihtiyacım var Av.Ali Çelik Meslektaşların Soruları 5 21-01-2009 15:55
kadın erkek eşit mi ?yoksa kadın erkek kanun önünde eşit mi?hangisi? iustinianus Kadın Hakları Çalışma Grubu 30 24-04-2008 14:28
Yaşama Hakkı ve Kürtaj ... jurist27 Kadın Hakları Çalışma Grubu 6 08-05-2007 19:09


THS Sunucusu bu sayfayı 0,23224807 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.