Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Sohbetleri Hukuki yorumlar, görüşler ve tartışmalar.. Soru niteliği taşımayan her türlü hukuki sohbet için.

Asliye ceza mahkemeleri ne zamandan beri iki hakimli oldu?

Yanıt
Old 21-04-2008, 21:13   #1
duyurucu1

 
Varsayılan Asliye ceza mahkemeleri ne zamandan beri iki hakimli oldu?

Duyurucu1’in çantasında birkaç dosya, koştura koştura adliyeye gitti.”Önce..xxx Asliye Ceza Mahkemesine uğrayıp sıra aylım.Ondan sonra yyyAsliye Ceza Mahkemesine geçerim”diye düşündü.Çünkü xxx Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşma saati 8.00 yazıyordu.yyy Asliye Ceza Mahkemesindeki ise 9.30 idi.

Saat de 9.00 olmuştu.”Aman xxx Asliye Ceza Mahkemesi saate uyup duruşmayı 8.00’da almasın”diye bir an endişelendi.O endişeyle xxx Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonuna girdi.Kendisi gibi birkaç meslektaşı erkenden gelmişler,kendilerine ayrılan bölümde oturuyorlardı.Arada bir mübaşire dosya numaralarını söyleyip,günlük girecekleri mahkemeler arası mekik dokuma planları yapıyorlardı.Duyurucu1’de aralarına oturdu.Beklemeye başladılar.Bu arada birkaç avukat daha geldi.

Neyse duruşma saati 8.00 yazmasına rağmen saat 9.40’da karşıdaki sağ taraftaki kapı açıldı.Oradan bir adam çıktı ve hakim kürsüsüne çıktı.Hakim kürsüsünde iki koltuk vardı.Duyurucu1 karşıdan bakıyordu.Duyurucu1’e göre sol taraftaki koltuğa yöneldi.Duyurucu1 ,”Bu gelen her halde hakim.Eğer hakim ise makama saygı gereği ayağa kalkayım”diye kıpraştı. Baktı diğer meslektaşları oralı değil.O zaman o da kalkmadı.Ama bu koltuğa oturanın cübbesindeki sırmalardan O’nun savcı olduğunu anlar gibi oldu.Derken kapıdan bir adam daha çıktı,hakim kürsüsüne yöneldi.Duyurucu1’e göre sağ tarafa oturdu.Avukatlar ayağa kalktı.Duyurucu1’deayağa kalktı.Avukatlar oturdu.Duyurucu1’de oturdu.Bu ikinci adamın hakim olduğuna kanaat getirir gibi oldu.Çünkü davranışlarından “Bu mahkeme benim!”der gibi bir havası vardı.

Duyurucu1 bu gün ilk defa Asliye Ceza Mahkemesinde duruşmaya çıkacaktı..Üstelik aynı gün 2 tane birden asliye ceza mahkemesinde duruşması vardı.

Önce sağ taraftaki –duyurucu1’in hakim olduğunu zannettiği adam konuştu.Sanık çağrıldı.Kimlik yoklaması yapıldı.Sonra sanığa hakim sorular sordu.Bir ara Hakim, sağında hemen bitişiğinde oturan ve zaman zaman eliyle dosyalara dokunup,hakime parmağıyla dosya içerisinde bir şeyleri gösteren sağındakine döndü. Hani bazen politikacılar yaparlar ya birbirleri ile konuşurken karşılarındaki gazeteciler görüntü alıp haber yapmasın diye ağızlarını kapatarak konuşurlar ya,işte hakim kürsüsündeki iki adamda bir süre kendi aralarında ağızlarını kapatarak konuştular.Zaten ikisinin arasında mesafade yoktu.Yan yana iki koltuk.Koltuklarda cübbeli iki adam yargılama yapıyorlardı.O dosya bitti.Arkasından bir başka dosya daha,duyurucu1’in hakim olduğuna iyice kanaat getirdiği adamın önüne kondu.Yine önce hakim konuştu sanıklara sorular sordu.Yine hakimin yanında oturan adam ile hakim fiskos konuştular.sanıkla ilgili bir şeyler konuştular.Hakim aralarındaki konuşmalara göre sanığa bazı sorular daha yöneltti.

Sonra Hakim,İddia Makamı mütalaada bulundu dedi.Ve bir sürü şeyi katibe yazdırdı.Ama iddia makamı dediği savcı hiç konuşmamıştı,ağzından mütalaa nemına bir tek kelam çıkmamıştı.Hepsini Hakim yazdırdı.Arkasından sanık müdafisine söz verdi.Sanık müdafisi savunma yaptı.Ama Hakim müdafinin söylediklerinin ancak beşte birini yazdırdı.Bir ara müdafi diklenecek oldu.”Efendim şurası da böyle,burasıda şöyle “demeye kalktı.Hakim azarlayarak.”Ne yani yazdırdık ya!”dedi ve bir dahada müdafinin suratına bile bakmadı.Müdafi bir iki daha yeltendi ama nafile.Hakim oralı bile değil.Sanık “imdat”dercesine müdafiye bakıyor.Hakim yanındaki -duyurucu1’in savcıya benzettiği- ama sanki yedek hakim gibi duruşmalarda etkin rol oynayan kişi ile birlikte al gülüm ver gülüm ilişkisi içerisinde duruşmaları götürüyorlar.

Duyurucu1 neyin ne olduğunu kimin hakim kimin savcı olduğunu anlamaya çalışırken vede iyice pırsmış vaziyette sessizce beklerken yanına mübaşir geldi.Sessizce “Avukat bey senin dosya numaran kaç?”
Duyurucu1 “2008/…dedi”
“Sen öğleden sonra gel.Sana ancak sıra gelir”dedi.

Duyurucu1 zaten sıkılmıştı.”Bu ne biçim mahkeme ?”diye düşündü.”Herhalde Asliye Ceza Mahkemeleri 2 hakimli oluyor.Aman acemiliğini belli etme.Büroya giitiğinde mevzuata bak bakalım Asliye Ceza Mahkemeleri kaç hakimli imiş?diye düşünerek mahkeme salonunu terk etti.

Duyurucu1 oradan hemen üst katta bulunan yyyAsliye Ceza Mahkemesine gitti.Orada da avukatlar oturuyorlardı.Kendiside aralarına girdi oturdu.Gözlemeye başladı.Bu Mahkemenin de dizaynı xxx Mahkemesine benziyordu.Ancak karşıda cübbeli bir hakim oturuyordu.Onun sağında fakat hakimden bayağı uzakta bir koltukta yine cübbeli biri vardı Duyurucu1;.”Biraz önceki xxx mahkemesindeki hakim yardımcısı yada ikinci hakim desek bunlar aralarında nasıl ağızlarını kapatarak konuşacaklar?”diye merak etmeye başladı.”Hele burayı da iyice izle duyurucu1”dedi kendi kendine.

Mübaşir,Hakimin önüne yeni bir dosya verdi.Hakim gayet kibar bir şekilde.Sanığın kimlik bilgilerini tutanağa geçirtti.Sonra sanığa hitaben”Sizin hakkınızda iddianame düzenlenmiş.Size isnat edilen suç şu.İsterseniz avukat yardımından yararlanabilirsiniz.Eğer avukat tutacak ekonomik güce sahip değilseniz.Baro tarafından size bir avukat tayin edilecektir.Eğer avukat yardımından yararlanmam derseniz o zaman savunmanızı tutanağa geçireceğim”dedi.Duyurucu1 şok olmuştu.”Olamaz!”dedi kendi kendine.Tıpkı filimlerdeki gibi hakim sanığa haklarını tek tek hatırlatıyordu.Oysa xxx Asliye Ceza Mahkemesinde bunların hiç biri olmamıştı.Ama sanki olmuş gibi tutanağa yazılmıştı.

Sanık,hakimin bu davranışı karşısında güven duymuş yada avukat lafını duyunca cebinden ne kadar para çıkacağını belki düşünmüş olacak ki”hayır avukat istemiyorum”dedi.

Hakim sorguya geçti.Tek tek açık olarak sordu.Sanığın anlattıklarını da tek tek açık olarak tutanağa geçirdi.

Sonra durucu1’in hakim yardımcısı yada yedek hakim zannettiği iddia makamına döndü. “Mütalaa verecek misiniz?dedi.
İddia makamı”Evet”dedi.

Hakim dosyayı İddia makamına uzattı.Mübariş hakimle –duyurucu1’in ikinci hakim zannettiği esasında Savcıya(iddia makamına) götürüp verdi. Çünkü hakimle iddia makamı o kadar mesafeli idi.Yani dosyayı uzanıp alabilmesi mümkün olamayacak bir mesafede idi.İddia Makamı tane tane mütalaasını söyledi.tek tek zabıt katibine yazdırdı.Dosyayı tekrar hakime ulaştırdı.

Hakim bu defa sanık müdafisine döndü,”siz savunma yapacak mısınız?”dediMüdafi “Evet efendim”dedi.Müdafi uzun uzun savunmasını yaptı.Hakimde sabırla hiç kızmadan bunları tek tek tutanağa yazdırdı.Sonunda “Başka ekleyeceğiniz bir husus var mı”dedi.Müdafi “hayır efendim” dedi.Hakim bundan sonra sanığa döndü”Senin son olarak söyleyeceğin bir şey var mı?”dedi.Sanık da son sözlerini söyledi.
Hakim “gereği düşünüldü.Başkaca incelenecek bir husus kalmadığından duruşmanın bittiği..TCK..maddesi uyarınca…sene hapis.. “diye kararını sanığın yüzüne karşı açıkladı.

Duyurucu1 şok olmuştu.”Acaba yanlış bir mahkemeye mi geldim?” diye bir ara göz ucuyla yanında oturan diğer avukatın dosyasına baktı.”hayır” doğruydu.yyyAsliye Ceza Mahkemesindeydi.Üstelik burası tek hakimliydi.Hakimle savcı arasındaki ilişki hakimle avukat arasındaki ilişki gibiydi.Hakim savcıya nasıl davrandıysa avukata da aynı davranmıştı.Aynı savunma ve mütalaa olanaklarını vermişti.Karar vermeden önce tarafları dinlemiş ve kendi vicdani kanaatini karar olarak somutlaştırmıştı. Üstelik iddia makamının mütalaası dışında bir karar vermişti.Hakim karar verirken ne savcıya danışmış nede savcının mütalaasını savcı adına yazdırmıştı.

Duyurucu1 şok olmuştu.xxx Asliye Ceza Mahkemesine göre olayı algılarsa otomatik olarak şu sonuca varıyordu:”Asliye Ceza Mahkemeleri 2 hakimli”yyyAsliye Ceza Mahkemelerine göre olayı algılarsa otomatik olarak şu sonuca varıyordu.”Asliye Ceza Mahkemeleri tek hakimli”.

Sahi Asliye Ceza mahkemeleri kaç hakimli bilen var mı?
Old 22-04-2008, 08:59   #2
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

...
-Başbakan çıkar, reis-i cumhur çıkar, evde de hergün böyle kravatla oturulmaz ki?

-Yahu saçmalama... Sen sinemaya filme gittiğinde artisler seni görüyor mu ki?

-Görmüyor mu...?!

(VİZONTELE)


Nasıl yani, asliye ceza mahkemeleri 2 hakimli değil mi?
Old 22-04-2008, 10:31   #3
agah

 
Varsayılan

Ben de 2 hakimli bir Asliye ceza mahkemesi görmüştüm.zzz Asliye ceza mahkemesinde, kürsünün ortasında oturan cüppeli şahıs, sağında oturan cüppeli şahısla fısıltıyla konuşurken " isterseniz beraat vereyim" demişti.
Old 22-04-2008, 11:27   #4
ALTINCABA

 
Varsayılan

Bazen siteye gelip böyle uygulamaları okuyunca moralim sıfıra iniyor. Sayın duyurucu 1 yine iyi dayanmışsınız. İş bitse de eve gitsek şeklinde işlem yapan bazı Hakim arkadaşlar aslında adalet inancının temeline su gönderiyor. Ben nafaka e velayet davasının birleştirilmiş olmasına rağmen dosyayı okumamakla birlikte kısa kesmek için 40 saniyede davaların her ikisini de birden bitiren birinci dava ile ilgili tanık dinleyip karar verdikten sonra Avukatların hatırlatması üzerine ébu dosyada velayette mi vardı diyerek mahkeme salonunda kıkır kıkır gülen hakişm de gördüm" Sayın duyurucunun bir tespiti daha güzeldir. Elinizdeki belgede duruşma saati 9 dur Ama hakim 10 da gelir. ne hikmetse :::

İşini iyi yapan bir kimseye örnek olması amacıyla başımızdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Almanyada bulunan bir yakınım pastanede çalışıyormuş iş yerinde işe başlama saati 8 30 fakat iş yerinde olma saati 8 00 miş. pstane olması sebebi ile iş yerinde bulunan hijyen sağlayıcı sabunla el yıkama eldiven maske vb takma önlük temizliği kontrolü falan. İş yerinin sahibinin de yakınımızla yaşıt bir oğlu varmış bir gün motorla gezmeye doyamamışlar ve her ikisi de sabah 8 15 gibi iş yerinde olmuşlar. herşey yolunda nasıl olsa yetiştik derken ertesi gün sözleşme gereğince ellerine bir yazı ulaşmış. İş disiplini hakkında uyarı içeren bu yazı babası tarafından sigortası ödenen oğluna ve benim yakınıma resmi olarak gönderilmiş. Fantazi şeklinde olan bu durum Almanya da bir pastane sahibi tarafından uygulanırken malesef ki ülkemizin en ciddi kurumlarında bile sağlanamıyor. Yeni Cmk da ısrar ile üzerine basılan ve savcıların mahkemeye karşı durmlarının değerlendirildiği eğitim seminerleri demekki hiçbir fayda sağlamamış. Aynen söylenildiği gibi iki hakimli Asliye Ceza Mahjkemesi havası var.
Old 22-04-2008, 11:47   #5
Av.Barış

 
Varsayılan

mesajı tamamı ile okumadığım için yazımı değiştirdim.
Malesef burada da bazı asliye ceza mahkemelerinde aynısı yapılıyor.hatta savcı ileri gidip duruşmayı yönetip "hakimim biz butür dosyaları şöyle yaparız sende böyle yap" şeklinde dialoglara giriliyor.Acaba bu tür dialoglar adil yargılama açısından doğru mudur?
bu yıllardır tartışılan ve her adli yıl açılışında ve 5 nisan Avukatlar gününde çeşitli hukukçuların dile getirdiği ve en sonunda Avrupa birliğinin bize tavsiye kararında da vardır ve her kesim olarak yanlış karşılanmaktadır.Ama malesef öyle.Aslında bu tür şeyler hakim ile savcıyı eşit konuma getirmektedir.
Ne diyelim belki bir gün düzelir...
Old 22-04-2008, 20:19   #6
Nuriye Değer

 
Varsayılan

Hakim ile savcı aynı kürsüde olduğu sürece manzara değişmeyecektir. Adliyelerde savcılık bölümünün de mutlaka ayrı bir binada polise yakın olması gerektiğini düşünüyorum.Sadece duruşma savcıları duruşma günlerinde adliyeye gelmelidir.Çalışma odaları başka binada olmalıdır.Savcı davayı açtıktan sonra taraflıdır.Reyini beyan etmiştir.
Yukarıdaki örneği her zaman görüyoruz.Aksi bir duruşma istisna oluşturuyor.Gelde isyan etme.Marangoz hatasını düzeltecek usta aranıyor.
teşekkürler
Old 01-05-2008, 10:26   #7
duyurucu1

 
Mahçup Cesaretli bir avukat aranıyor

Alıntı:
Yazan Nuriye Değer
Hakim ile savcı aynı kürsüde olduğu sürece manzara değişmeyecektir. Adliyelerde savcılık bölümünün de mutlaka ayrı bir binada polise yakın olması gerektiğini düşünüyorum.Sadece duruşma savcıları duruşma günlerinde adliyeye gelmelidir.Çalışma odaları başka binada olmalıdır.Savcı davayı açtıktan sonra taraflıdır.Reyini beyan etmiştir.
Yukarıdaki örneği her zaman görüyoruz.Aksi bir duruşma istisna oluşturuyor.Gelde isyan etme.Marangoz hatasını düzeltecek usta aranıyor.
teşekkürler

Sevgili Nuriye Değer,

Bak senin önerilerin benim hiç aklıma gelmemişti.

1)Adliye saraylarında sadece hakimlerin büroları olmalıdır.Davaya taraf olan avukatların ve savcıların büroları adliye sarayı dışında olmalıdır.Çünkü;aynı mekanı paylaşan dava tarafları ile hakimler arasında ister istemez bazı yakınlıklar oluşabilmektedir.

2)Davada taraf olan avukat da savcı da davaya ilişkin olarak baştan reyini belli etmiştir.

3)Duruşma savcıları da avukatlar gibi baronun hazırladığı mekanda oturmalı,çay kahve ikramlarından onlarda avukatlar gibi yararlanmalıdırlar.

4)Dosyaları savcılarda avukatlar gibi duruşma gününden önce ve mahkeme kaleminde incelemelidirler.Dosyalar kucaklanıp Mahkeme savcısının odasına taşınmamalıdır.Eğer taşınacaksa bir telefon üzerine mübaşir dosyayı avukatın bürosuna da götürmelidir.Çünkü avukatın güvenirliği ile savcının güvenirliği birbirine denktir.

5)Mahkemede tarafların yerlerini ve oturma düzenlerini belirleyen kurallar yasama organı tarafından oluşturulmalıdır.Avukat konuşurken ayağa kalkmadığı zaman anında hakimin müeyyidesi ile karşılaşıyor.Ama savcı kaonuşurken ayağa kalkmıyor ve hakimin müeyyidesi ile karşılaşmıyor.

6)Mahkemelerin oturma masaları yerleri ve birbirine göre hiyerarşik yükseklikleri belirlenmelidir.Örneğin Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan nereye oturacak?Dışişleri bakanı nereye oturacak?Başmakanın masasının yüksekliği ne olacak protokol kuralları ile belirlenmiştir.Keza Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da Başbakanın yeri Cumhurbaşkanının yeri ve Genel Kurmay Başkanının yeri belirlenmiştir.Ama Türkiyedeki Mahkemelerde bu belirleme yoktur.Diğer ülkelerde durum nedir?Bilmiyorum.

Mahkeme protokolü Türkiye Barolara Birliği ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu arasında yapılacak görüşmeler ile de belirlenebilir.Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu varılan protokol metnini hakim ve savcılara gönderir.Türkiye Barolar Birliği de protokolü barolara bildirir sorun ortadan kalkar.

Yoksa sıcaklardan beyni sulanan bir avukat kalkar gider Hakimin soluna oturur .Bu da gazetelere haber olur.Belli olmaz.Şimdiye kadar böyle cesaretli bir avukat çıkmadı.Ama bundan sonra çıkmayacağı anlamına gelmez.En iyisi yol yakınken barolar bu konuya bir el atıversinler.

Selam ve sevgiyle kal

Old 01-05-2008, 10:37   #8
duyurucu1

 
Varsayılan Böyle gelir böyle gitmez

Alıntı:
Yazan ALTINCABA
Bazen siteye gelip böyle uygulamaları okuyunca moralim sıfıra iniyor.

.

Sevgili Altıncaba,

Yazında bir şeye karşı çıkıyorum.O da yukarıdaki alıntı.Zaman zaman benimde moralim sıfıra iniyor.Ama hemen kendimi toparlıyorum.

Ben/biz bu sitede moralimiz sıfırlansın diye yazmıyoruz.Avukatların,savcıların ve hakimlerin sorunlarını dile getirmeye çalışyoruz.Yazılar çoğaldıkça bu yazıyı okuyan aklı selim sahibi yetkili ve görevlilerde bir değişme olacaktır.Bu değişme olumluya doğru olacaktır.

Her kuralın oluşması ve değişmesi yoğun bir emek gerektirmekte.Toplum tarafından benimsenmesi gerek.Kamuoyunun oluşması gerek.O nedenle belki benim ömrüm bazı kuralların değişmesine yetmez ama gelecekte başka bir avukat arkadaşım bu çabaların sonucunu görebilir.

Selam ve sevgiyle kal
Old 01-05-2008, 11:16   #9
Av.Kaan

 
Varsayılan

Tüm bu olması gerekenlerin olması için öncelikle hakimlikten savcılığa, savcılıktan da hakimliğe atama imkanı olmamalı daha doğrusu savcı baştan sonuna kadar savcı olmalı ve ancak avukatlar nasıl hakim olabiliyorsa o şekilde olmalı.

İkinci olarak da yeteri kadar savcı olmalı. Şu an savcıya ihtiyaç var, bu nedenle mesleğin cazibesini azaltmak istemezler.
Old 28-12-2008, 08:41   #10
law in law

 
Varsayılan

Yüksek Mahkemelerde ,örneğin yargıtayda yargıtay savcılarının bulunduğu bina yargıtay ilgili dairesinden ayrı bir yerde değil mi? Savcılar özel bürolarda değil ama kararların verildiği mekanda hakimlerle aynı mekanları kullanmamalıdır.
Şimdiki gibi değil ama bir ortasını bulmak lazım diye açıklık getirmek istedim.
Old 05-01-2009, 15:15   #11
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Gerçekten hepimiz için çok önemli bir konuyu böylesi bir dille anlattığınız için size çok teşekkür ederim. Bazı mahkemelerde ki(bazıdan öte, genelde bir çok ceza mahkemelerinde karşılaştığımız bir manzara) Hakim & Savcı ittifakı, Sanık ve Avukatlar için gerçekten içinden çıkılması çok zor durumlara sebep olmaktadır. Sayın Nuriye Değer'in ifade ettiği gibi, Marangoz hatasını düzeltecek usta aranıyor.

Hikaye çok güzel olmakla birlikte kurgu da bir terslik dikkatimi çekti. yyy Asliye Ceza Mahkemesinde hakim sanığa avukat isteyip istemediğini hatırlatıyordu, Sanık ise cebinden gidecek parayı hesaplayarak Avukat istemediğini beyan ediyordu. Ancak buna rağmen savcılık mütaalasından sonra sanık müdafi söz alarak uzun uzun savunma yapmış. Hangi ara sanık müdafi olundu, acaba sayın duyurucu1 duruşma salonunda pineklerken başka dosya ya geçildi de onun mu haberi olmadı ? Sanırım tüm bunlarda bir başka hikayenin konusu olur Ellerinize sağlık...
Old 14-01-2009, 21:05   #12
sabriusta

 
Varsayılan

yyy Asliye Ceza Mahkemesinin diğer bir üstünlüğü de ister istemez osırada hazır bekleyen müdafiye görev verip sanıklar için cazip hale getirilmekmiş.. diye anladım..
Old 06-06-2011, 13:18   #13
avukatoguz

 
Varsayılan

Bir gün Ümraniye Asliye Ceza Mahkemesinde duruşmam vardı. Müvekkilim tutukluydu. Duruşmamız başladı. Biz bir tanık dinletecektik. Tanık olan kişi müvekkilimin yetişkin oğluydu. İfadesi gerçekten önemliydi ve müvekkilin tahliyesini sağlayabilirdi. Tanık içeriye çağırıldı. Tam bu sırada hakimin cep telefonu çaldı ve hakim konuşmak için dışarıya çıktı. Hakim çıkınca savcı aldı sazı eline. Önce tanığın kimlik tespitini yaptı ve tanığı dinledi. Tanık beyanını bir güzel zapta geçti. Sonra kendi beyanını yazdırıp tahliye talebinde bulundu. Bana söz verdi ve taleplerimi zapta geçti. Artık tam ara karar verileceği sırada hakim içeri girdi. Hiç bir şey yokmuş gibi yerine oturdu. Savcıya eğilip fısır fısır konuştular. Sonra hakim gereği düşünüldü, sanığın tahliyesine dedi. Allahtan lehime karar verdi. Aleyhime verseydi ne yapardım bilemiyorum. O yüzden hiç sesim çıkmadı. Neyse ki artık asliye ceza mahkemelerinde savcı olmayacak ve buna benzer olaylar yaşamayacağız. Herkese saygılar...
Old 06-06-2011, 13:33   #14
Av.Ömer Güntay

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avukatoguz
Bir gün Ümraniye Asliye Ceza Mahkemesinde duruşmam vardı. Müvekkilim tutukluydu. Duruşmamız başladı. Biz bir tanık dinletecektik. Tanık olan kişi müvekkilimin yetişkin oğluydu. İfadesi gerçekten önemliydi ve müvekkilin tahliyesini sağlayabilirdi. Tanık içeriye çağırıldı. Tam bu sırada hakimin cep telefonu çaldı ve hakim konuşmak için dışarıya çıktı. Hakim çıkınca savcı aldı sazı eline. Önce tanığın kimlik tespitini yaptı ve tanığı dinledi. Tanık beyanını bir güzel zapta geçti. Sonra kendi beyanını yazdırıp tahliye talebinde bulundu. Bana söz verdi ve taleplerimi zapta geçti. Artık tam ara karar verileceği sırada hakim içeri girdi. Hiç bir şey yokmuş gibi yerine oturdu. Savcıya eğilip fısır fısır konuştular. Sonra hakim gereği düşünüldü, sanığın tahliyesine dedi. Allahtan lehime karar verdi. Aleyhime verseydi ne yapardım bilemiyorum. O yüzden hiç sesim çıkmadı. Neyse ki artık asliye ceza mahkemelerinde savcı olmayacak ve buna benzer olaylar yaşamayacağız. Herkese saygılar...

Bildiğim kadarıyla (6217 sy. yasa geçici madde 3) 1 Ocak 2014'e kadar savcı yok kürsüde, sonra ne olur bilmem
Old 07-06-2011, 09:27   #15
Avukat Hakan Eren

 
Varsayılan

Evet, kantarın topuzunu biraz kaçırdık.

Oysa biz sadece "kürsüden inin" diyorduk...

Old 23-05-2014, 01:14   #16
cetincesur

 
Varsayılan AİHM kararı

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE’NİN
DİRİÖZ / TÜRKİYE KARARI





Başvuru Numarası: 38560/04.

Çeviren : Tuğrul UZUN- Cumhuriyet Savcısı Adayı, 31 Mayıs 2012 tarihli kesinleşmiş bu karar Fransızca metninden Türkçe’ye çevrilmiştir.


Anahtar Kelimeler
1. Cumhuriyet Savcısının Duruşma Salonundaki Yeri, Silahların Eşitliği İlkesi
2. Adil Yargılanma Hakkı, Avukat Yardımı İsteme Hakkı, Avukat Olmadan Kollukça Alınan İfade, Adil Yargılanmaya İlişkin Güvencelerden Vazgeçme

ÖZET
1. Cumhuriyet Savcısının duruşma salonunda savunmaya göre daha yüksek bir yerde oturması, savunmayı somut bir şekilde daha güç bir hale getirmediği müddetçe silahların eşitliği ilkesini ihlal etmemektedir.
2. Avukat yardımından yararlanma hakkı kendisine hatırlatıldığı halde şüphelinin avukat istemediğini beyan etmesi sonucu kolluk tarafından avukat olmadan ifade alınması adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil etmez. Sözleşmenin 6. maddesi, kişinin tamamen kendi iradesi ile olmak üzere adil yargılanmaya ilişkin güvencelerden vazgeçmesine engel değildir.

DİRİÖZ / TÜRKİYE KARARINDA,
Başkan - François Tulkens,
Yargıçlar- Danuté Jociene, Dragoljub Popovic, Işıl Karakaş, Guido Raimondi, Paulo Pinto de Albuquerque, Hellen Keller ve Daire Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı F. Ellens-Passosile toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi, yapılan müzakere sonucunda 10 Mayıs 2012 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir.

USÛL
1. Davanın temelinde Ümit Diriöz'ün (“Başvuran”), vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (“Sözleşme”)'nin 34. Maddesi uyarınca 6 Temmuz 2004 tarihinde yapmış olduğu başvuru (No: 38560/04) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul'da avukatlık yapmakta olan M. Baykal tarafından, Türk Hükûmeti (“Hükûmet”) ise kendi temsilcisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru 22 Eylül 2009 tarihinde kısmî olarak kabul edilmez bulunmuştur. Silahların eşitliği ilkesi ve kolluk karşısında avukat yardımının yokluğundan kaynaklanan (Sözleşme'nin 6. Maddesi) iddialar ise Hükûmet'e bildirilmiştir. Ayrıca, Sözleşme'nin 29/2. Maddesinin izin verdiği üzere, Daire'nin söz konusu iddiaların kabul edilebilirliği ve esası üzerindeki hükmünü aynı zamanda açıklamasına karar verilmiştir.

OLAYLAR
I. Davanın Koşulları
4. 1977 doğumlu olan Başvuran İstanbul Bayrampaşa'da tutuklu olarak bulunmuştur.
5. Başvuran, 9 Eylül 2000 tarihinde birkaç kişilik bir grupla arasındaki sözlü tartışma sırasında birden fazla kez ateş etmiş ve dört kişi açılan ateş sonucunda yaralanmıştır. Tartışmayla ilgisi olmayan ve kaza kurşununa hedef olan bir kişi ise hayatını kaybetmiştir. Başvuran, bunun üzerine kaçmıştır.
6. Fatih Cumhuriyet Savcısı (“Savcı”), 3, 6 ve 9 Ekim 2000 tarihlerinde mağdurları ve görgü tanıklarını dinlemiştir.
7. Başvuran hakkında 12 Ekim 2000 tarihinde yakalama emri çıkarılmıştır.
8. Başvuran, 12 Ocak 2001'de sahte bir kimlik kartıyla yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Aynı gün imzalanan tutanağa göre, Başvuran kendisi ya da baro tarafından sağlanacak bir avukatın yardımından yararlanma, yakalanmasıyla ilgili olarak yakınlarına haber verme ve sessiz kalma haklarına ilişkin olarak bilgilendirilmiştir.
9. 18 Ocak 2001'de polis tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Bu amaçla imzalanan formda başvuran "ifade vermek istiyorum" ve "avukat istemiyorum" kutucuklarını işaretlemiştir.
10. Başvuran 18 Ocak 2001'de Savcı ve Fatih Sulh Ceza Hâkimi karşısına çıkarılarak avukatının huzurunda sorgulanmıştır. Avukatı, başvuranı yargılamanın bu tarihten sonraki her aşamasında savunmuştur. Kollukta verdiği ifadeyi tekrar eden başvuran, hâkim tarafından tutuklanmıştır.
11. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 29 Mart 2001 tarihinde düzenlediği iddianame ile başvuran aleyhine kamu davası açmıştır.
12. Başvuran, 15 Ekim 2001 tarihinde Fatih Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından mahkûm edilmiştir.
13. Hüküm Yargıtay tarafından usûle ilişkin nedenlerle 19 Ocak 2002 tarihinde bozulmuş ve dosya yerel mahkemeye geri gönderilmiştir.
14. 13 Ocak 2003 tarihli duruşmada Savcı tarafından Başvuranın cezalandırılması istenmiş, ağır ceza mahkemesi avukatının talebini yerinde görerek başvurana davanın esasına ilişkin son savunmasını hazırlaması için süre vermiştir.
15. 30 Ocak 2003 tarihli duruşmada başvuran ağır ceza mahkemesi tarafından kasten adam öldürme, öldürmeye teşebbüs ve ateşli silahla yaralama suçlarından suçlu bulunarak otuz yıl hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılmıştır. Mahkeme kararını başvuranın gözaltında alınan ifadesi, görgü tanıkları ve mağdurların beyanları ile otopsi raporlarına dayandırmıştır.
16. Başvuran bu hükme karşı temyize başvurmuş, özellikle kasten adam öldürme ve öldürmeye teşebbüs nitelendirmesine karşı çıkmıştır. Ayrıca, meşru müdafaadan yararlanması gerektiğini savunmuştur.
17. Yargıtay, 17 Aralık 2003 tarihinde yerel mahkeme tarafından verilen kararı onamıştır.
18. 5 Şubat 2004 günü karar mahkeme kalemine kaydedilmiştir.
19. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nda başvuranın lehine düzenlemelerin sonucu olarak 28 Haziran 2005'te verdiği ve 16 Mart 2007'de Yargıtay tarafından onanan ek kararında adam öldürmeye teşebbüs suçundan verilen cezada indirime gitmiştir.

II. İlgili İç Hukuk
20. Ceza Muhakemesi Kanununun 144. maddesine göre, yakalanan ya da tutuklanan her kişi vekâletnamesi olmasa bile avukatı ile yalnız bir şekilde görüşme hakkına sahiptir.

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. Sözleşmenin 6. Maddesi’nin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
21. Başvuran, kural olduğu üzere duruşma salonunda savcının daha yüksek bir yerde oturmasına rağmen kendisinin ve avukatının daha aşağı seviyede bulunmasının silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği iddiasında bulunmakta, ayrıca avukatı halkın girdiği kapıyı kullanırken savcının hâkimler ile aynı zamanda ve aynı kapıdan duruşma salonuna girdiğini ifade etmektedir. Başvuran, polis tarafından sorgulanması sırasında avukat yardımından yararlanmadığını da ileri sürmekte, bu bağlamda avukat talep ettiğini iddia etmektedir. Bu iddialar, Sözleşmenin, ilgili bölümleri aşağıdaki şekilde kaleme alınmış olan, 6. maddesinin 1 ve 3-c fıkralarına ilişkindir:
"Herkes (...) kendisine yöneltilen her türlü suçlamaya ilişkin olarak davasının (...) mahkeme tarafından adil bir şekilde görülerek karara bağlanmasını isteme hakkına sahiptir."
(...)
3. Her sanık özellikle şu haklara sahiptir:
(...)
c) "Kendisini savunmak veya kendi seçtiği bir avukatın yardımından yararlanmak, eğer avukat ücretini ödeyecek imkânı yoksa, adaletin gerektirmesi halinde resen görevlendirilecek bir avukatın yardımından yararlanabilmek"

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. Savcının duruşma salonundaki yerine ilişkin iddia
22. Hükûmet, başvuranın tezini reddetmekte, savcıların duruşma salonundaki yerinin daha çok şekle ilişkin olduğunu ve hiçbir şekilde sorumluluk ve görevlerinin özüne ilişkin olmadığını değerlendirmektedir. Hükûmet, savcının yerinin savunmaya göre daha yüksekte olduğu Avrupa Konseyi üyesi ülkeleri örnek vermektedir.
23. Hükûmet, Türk mahkemelerinde hâkimin yerinin savcıdan uzağında olduğunu belirtmekte, hâkim ve savcılarının oturma düzenin Türk usûl hukukundaki bir teamülden kaynaklandığını açıklamaktadır. Bu teamül, bu iki meslek üyelerinin aynı eğitimden ve mesleğe başlamadan önce aynı sınavı geçmeleri, iki meslek arasında geçişin mümkün olması gibi hususlardan kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle, hükûmete göre bir cumhuriyet savcısı hâkimliğe geçebilecek, aynı şekilde bu durumun tersi de mümkün olabilecektir. Hükûmet ana fikrin, kamunun menfaatini temsil etmekle yükümlü olan savcının mağdurun haklarını savunduğu gibi savunmanın da menfaatlerini korumak zorunda olmasında yattığını ifade etmekte, bunun yanında savcının yalnızca sanığın aleyhine olan delilleri değil aynı zamanda lehine olanları da toplamak zorunda olduğunu da hatırlatmaktadır. Bundan yola çıkarak da savcının savunmadan daha yüksek ama hâkimlerden uzakta oturmasının sembolik bir anlamı olduğunu savunmaktadır.
24. Hükûmet, 10 Haziran 2004 tarihli ve 50744/99 numaralı Töre/Türkiye kararına atıf yaparak davadaki tarafların eşit haklara sahip olduğu ve başvuran tarafından tartışma konusu edilen uygulamanın adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olmadığı sonucuna ulaşmaktadır.
25. Mahkeme önceki kararlarında, ortaya konulan durumun, savcıya duruşma salonunda "fiziksel olarak" ayrıcalıklı bir yer sağlaması fakat sanığı kendi menfaatlerini savunma açısından somut şekilde dezavantajlı bir konuma sokmaması halinde silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediğini değerlendirdiğini hatırlatır. [Chalmont/Fransa (kabul edilebilirliğe ilişkin karar) Aralık 2003 no: 72531/01 AİHS; Carballo ve Pinero/Portekiz (kabul edilebilirliğe ilişkin karar) 21 Haziran 2011 no: 31237/09]
26. Mahkeme, davadaki koşulların oturmuş içtihattan ayrılınmasını haklı çıkartacak hiçbir özellik arz etmediği kanaatindedir. Bu nedenle, iddia Sözleşmenin 35/3,4 maddesi gereğince, esasa ilişkin açık noksanlık nedeniyle kabul edilmez niteliktedir.

2. Gözaltında avukat yardımından yararlanılmaması ile ilgili iddia hakkında
27. Mahkeme, söz konusu iddianın Sözleşmenin 35/3. maddesi anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını ve ayrıca kabul edilebilirliğe ilişkin bir kuralı da ihlal etmediğini tespit etmekte ve kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.

B. Esas Hakkında
28. Başvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanmak istediğini savunmakta fakat bu yardımı reddettiği yönünde attığı imzaya bir açıklama getirmemektedir.
29. Hükûmet, gözaltına alınır alınmaz hakları ve kendisine karşı yöneltilen suçlamalar hakkında bilgilendirilmiş olduğunu hatırlatmak suretiyle başvuranın bu iddiasına karşı çıkmaktadır. Başvurana kendisinin seçeceği ya da resen görevlendirilecek bir avukatın yardımından yararlanabileceği ve ailesini bilgilendirebileceği hatırlatılmıştır. Hükûmet, başvuranın haklarını anladığını, avukat yardımından yararlanmak istemediğini beyan ettiğini ve gerek savcılık gerekse Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay aşamasında avukatının bulunduğunu ifade etmektedir.
30. Mahkeme, 6. maddenin 3-c fıkrasında yer verilen hakkın, 1. fıkrada yer bulan ceza yargılaması bağlamında adil yargılanma hakkına ilişkin olduğu yönündeki içtihadını hatırlatır [Salduz/Türkiye kararı (Büyük Daire) no: 36391/02 50-54. paragraflar, AİHS 2008]. Mahkeme, bu bakımdan, 6/1'deki hakkın tatmin edici bir şekilde "somut ve etkin" olabilmesi için, somut olaydaki özel şartların bu hakkın kısıtlamasına ilişkin zorlayıcı bir nedenin varlığını ortaya koyması istisnası dışında, genel olarak şüpheliye ilk ifade almadan itibaren avukat yardımının sağlanması gerektiğini de belirtir. Bu nedenler avukata erişimin kısıtlanmasını haklı çıkardığında bile, sebebi ne olursa olsun, aynı yöndeki bir kısıtlama sanığın 6. maddeden kaynaklanan haklarına haksız bir şekilde zarar vermemelidir. Kural olarak, sanığın polis huzurunda, imkân dâhilindeki avukat yardımı olmadan alınan ve kendini suçlayıcı şekilde verdiği ifadenin mahkûmiyete esas alınması savunma hakkının telafisi mümkün olmayacak bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir (Salduz/Türkiye kararı, paragraf 55).
31. Bununla birlikte, Mahkeme Salduz davasından farklı olarak, huzurdaki davada ilgilinin gözaltı sırasında avukatının olmayışının ilgili kanuni düzenlemelerin sistematik bir şekilde uygulanmasından kaynaklanmadığını not etmektedir. Olayda, ilgili mevzuat, yani Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 144. maddesi ilgiliye avukat talep etme hakkını tanımaktadır.
32. Bu açıdan, Mahkeme 6. maddenin ne lafzı ne de ruhunun ilgilinin adil yargılanmaya ilişkin güvencelerden tamamen kendi iradesi ile olmak üzere açık ya da zımni şekilde vazgeçmesine engel teşkil etmediğini hatırlatır [Kwiatkowska/İtalya (kabul edilibilirliğe ilişkin karar) no:52868/99, 30 Aralık 2000, ve Ananyev/Rusya, no: 20292/04, paragraf 38, 30 Temmuz 2009]. Bununla birlikte, Sözleşmenin amacına uygun olması açısından, yargılamada yer alma hakkından vazgeçme şüpheye yer bırakmayacak şekilde yapılmalı ve önemine uygun asgari güvencelerle donatılmış olmalıdır (Salduz, paragraf 59; Yoldaş/Türkiye no: 27503/04, paragraf 51, 23 Şubat 2010; Trymbach/Ukrayna no: 44385/02 paragraf 61, 12 Ocak 2012).
33. Mahkeme, huzurdaki davanın özel şartlarına göre başvuranın gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanma hakkının kendisine hatırlatıldığını not etmektedir. Bu bakımdan, polis gözaltı esnasında başvuranın haklarını, özel olarak da avukat hakkını içeren bir tutanak düzenlemiştir (bkz. paragraf 8). Tutanağın okunmasından sonra kendisi tarafından imzalanan bir sureti Başvurana verilmiştir. Bunun dışında, polis aynı şekilde ilgiliye ailesine haber verilmesini isteme hakkı olduğunu da hatırlatmıştır.
34. Başvuran ise avukat yardımı istemediğini belirten kutucuğu işaretlemiş ve formu imzalamıştır (bkz. paragraf 9).
35. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresince avukat yardımından yararlanma hakkı olduğunu, bu hak kendisine hatırlatılmasına rağmen kendisinin avukat yardımını reddettiğini tekrar ele alır. Dolayısıyla, başvuranın bu hakkından vazgeçmesi şüphe uyandırmayacak kadar açık ve gerekli asgari güvencelere sahip durumdadır (Yoldaş, paragraf 52). Bu bakımdan Mahkeme başvuranın avukat talep ettiğine dair iddiasını hiçbir şekilde savunmadığı gibi aksini gösteren bir beyanın altına neden imza attığını da açıklamamakta olduğunu da not eder.
36. Öte yandan, başvuranın Cumhuriyet Savcısı ve Mahkeme huzurunda da aynı şekilde ifade verdiğini ve ne kendisine yöneltilen olguları ne de ifadenin içeriğini reddetmiş olduğunu saptamamak mümkün değildir. Esasında başvuran olayların hâkimlerce yapılan nitelendirmesini reddetmekle yetinmiş, yargılamanın başından sonuna kadar aynı kalan kendi versiyonunu ise tartışma konusu yapmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, esas mahkemesi hâkimlerinin başvuranın savunma hakkını titizlikle koruduğunu ve davadaki hiçbir unsurun başvuranın avukat yardımını reddetmesinin özgür iradesine dayanmadığını ya da şüpheye yer bırakır nitelikte olduğunu düşündürecek nitelikte olmadığını değerlendirmektedir (Yoldaş, paragraf 53).
37. Bu şartlar altında, kendi uhdesindeki hususlar ve tarafların değerlendirmeleri ışığında, davanın geniş çaplı değerlendirilmesi sonucunda Mahkeme başvuranın Sözleşmenin 6. maddesinin 1. ve 3-c fıkraları anlamında adil yargılanma hakkından mahkûm bırakılmadığı sonucuna ulaşmıştır.
38. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1 ve 3-c fıkralarının ihlali söz konusu değildir.

MAHKEME, BU GEREKÇELERLE VE OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun gözaltı sırasında avukat yokluğundan kaynaklanan iddiası bakımından kabul edilebilir fakat diğer hususlar açısından kabul edilemez olduğuna,
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1 ve 3-c fıkralarının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Fransızca olarak kaleme alınan bu karar Yönetmeliğin 77. maddesinin 2 ve 4. fıkraları uyarınca 31 Mayıs 2012 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.



F. Elens- PassosFrançois Tulkens
Y. İşleri Müdür YardımcısıBaşkan























Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Daire’nin Diriöz / Türkiye Kararı
Çeviren: Tuğrul UZUN
Türkiye Adalet Akademisi, Küresel Bakış Dergisi, Yıl:2, Sayı:7, Ekim 2012
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
ankara 13. asliye ceza mahkemesi dosya inceleme av.asen öznur Şehirlerarası Nöbetçi Avukat 1 19-03-2008 16:26
Şanlıurfa Asliye Ceza Mah. Duruşması kezban Şehirlerarası Nöbetçi Avukat 1 10-12-2007 23:03
Karabük Asliye ceza mahkemesinde bir dosyaya bakılacak..... Av.Ayse E. Şehirlerarası Nöbetçi Avukat 0 25-06-2007 21:30
Asliye ve Sulh hukuk Mahkemeleri arasındaki benzerlik ve farklar arzaplı Hukuk Soruları Arşivi 21 20-02-2007 18:25
Sulh Ceza Mahkemeleri Sertaç Hukuk Soruları Arşivi 1 18-02-2002 19:23


THS Sunucusu bu sayfayı 0,12579203 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.