Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Hizmet tespit davası ile işçi alacağı davası birlikte açılabilir mi

Yanıt
Old 03-04-2012, 16:57   #31
Av.Güler Şahin

 
Varsayılan

Evet meslektaşlarım, süre verdi. Ve biz de davamızı açtık.
Old 06-04-2012, 13:37   #32
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Her ne kadar 7. Mesajımda bu davaların birlikte açılabileceğini beyan etmiş ve buna ilişkin HGK kararı sunmuş olsam da Yargıtayımızın yine ve yeniden görüş değiştirmesi sebebi ile artık açılamayacağını belirtmek istiyorum

Konu hakkında Yargıtay içtihadı için TIKLAYINIZ
Old 06-04-2012, 17:05   #33
Av.Güler Şahin

 
Varsayılan

Kesin süre vermedi ancak süre verdi. Bu zorunluluk mudur o da ayrı bir tartışma konusu
Old 07-04-2012, 11:38   #34
sektör_a

 
Varsayılan

Yeni HMk ya Göre süreler Kesindir. İyi çalışmalar dilerim ..
Old 07-04-2012, 16:41   #35
Av. Murat ÇETİN

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan sektör_a
Yeni HMk ya Göre süreler Kesindir. İyi çalışmalar dilerim ..

HMK'ya göre süreler kesindir, denemez. HMK'ya göre kanunda belirtilen süreler kesindir, hakimin belirlediği süreler ise haklı nedenlerle arttırılıp eksiltilebilir:

"Sürelerin belirlenmesi
MADDE 90- (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri
artıramaz veya eksiltemez.
(2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler."
Old 12-06-2012, 16:50   #36
av.ayşegül önder

 
Varsayılan

mahkemede süre verilip hizmet tespiti davası açılması şeklindeki ara karar, iş ortağımın elindeki davada söz konusu oldu ve ben de hukuki gerekçesini anlayamadım. sanırım yine yeni bir Yargıtay uygulaması diye düşündüm. apartman görevlisinin part time çalışmasına yönelik bir davaydı belki bu konuya özgü olabilir.
Old 12-06-2012, 17:23   #37
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan av.ayşegül önder
mahkemede süre verilip hizmet tespiti davası açılması şeklindeki ara karar, iş ortağımın elindeki davada söz konusu oldu ve ben de hukuki gerekçesini anlayamadım. sanırım yine yeni bir Yargıtay uygulaması diye düşündüm. apartman görevlisinin part time çalışmasına yönelik bir davaydı belki bu konuya özgü olabilir.

32 nolu mesajda yer alan Yargıtay içtihadını okumanız konuyu anlamanız için yeterli olacaktır.
Old 12-06-2012, 19:18   #38
olgu

 
Varsayılan

hizmet tespiti davasında SGK zorunlu dava arkadaşı iken, işçi alacağı davasında sadece işveren hasım. bu iki davanın birlikte açılması halinde işçi alacakları açısından SGK yönünden davanın reddine karar verilince SGK lehine vekalet ücreti doğmazmı?
Old 13-06-2012, 22:30   #39
Erdal Arap

 
Varsayılan

Hizmet tespiti davası ile işçilik alacaklarına ilişkin davaların birlikte açılması mümkündür. Yüksek Mahkemenin de görüşü bu yöndedir ve istikrar kazanmıştır.

Kaldı ki medeni usul hukuku bakımından da Sayın Muhammet Özekes'in de bir makalesinde belirttiği gibi usuli yönden bazı yararlar vardır. Ayrıca usul ekonomisine de uygundur. Bence bu iki davanın birlikte görülmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. Aksine birlikte görülmelidir. Ancak uygulamada bazı hakimler böyle davaları tefrik etmekte ve ayrı ayrı görerek karara bağlamaktadır.
Old 05-03-2013, 10:55   #40
Dikta

 
Varsayılan

Sevgili arkadaşlar,

Hizmet tespiti davası açacağım yalnız kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte mi açmam konusunda teredütte kaldım. Güncel bir yargıtay kararı ile bu konuya açıklık getirilse çok sevinirim...
Old 07-03-2013, 11:35   #41
olgu

 
Varsayılan

Hizmet tespiti davanızda SGK işverenle birlikte zorunlu dava arkadaşı.

Alacak davasında ise SGK'nın aktif/pasif hiçbir husumeti yok.

Hizmet tespiti kamu düzenine ilişkin olup re'sen araştırma ilkesi geçerli.
Alacak davasında taraflarca hazırlama ilkesi geçerli.

Ayrı açmanız gerektiğini düşünüyorum. Bu durumda da alacak davanız da hizmet tespiti davasının kesinleşmesi bekletici mesele yapılma ihtimali yüksektir. kısmi dava olarak açacaksanız zamanaşımına dikkat edin.
Old 21-08-2013, 12:32   #42
e.uysal

 
Varsayılan

Değerli arkadaşlarım sırf bu kararı size sunabilmek için üye oldum. Umarım işinize yarar.

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2013/21-447
Karar: 2013/492
Karar Tarihi: 10.04.2013


İŞÇİ ALACAKLARI DAVASI - DAVACININ DAVALIYA AİT İŞYERİNDE GEÇEN VE KURUMA BİLDİRİLMEYEN ÇALIŞMALARININ TESPİTİ İLE BİR KISIM İŞÇİLİK ALACAKLARININ İSTEMİ - ARALARINDA BAĞLANTI BULUNDUĞU İDDİASI - DAVALARIN AYRILMASININ UYGUN OLACAĞI SONUCUNA VARILDIĞI

ÖZET: Dava, davacının davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti ile bir kısım işçilik alacaklarının istemine ilişkindir. Buna göre Hakim, HMK'nun ilgili maddesi uyarınca, aralarında bağlantı bulunduğu iddiası ile birlikte açılmış davalarda, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürümesini sağlamak için, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar verebilir. Ayrıca HMK'nun ilgili maddesinde, Hakimin yargılamanın düzenli bir biçimde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğu kabul edilmiş olup, farklı yargılama usulüne tabi davaların birlikte açılarak, yargılamalarının birlikte yapılması halinde anılan maddelerde yer verilen yargılamanın daha iyi ve düzenli şekilde yürütülmesinden söz etmek de mümkün olmayacaktır. Açıklamaların ışığında yapılan değerlendirmede, davaya konu istemlerin yasal dayanaklarının ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemlerinin farklılığı, temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul gibi bir takım farklı olgular nedeniyle, yargılamanın daha iyi ve süratli bir şekilde yürütülebilmesi için hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların ayrılmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

(506 S. K. m. 6, 79, Geç. m. 20) (5510 S. K. m. 86, Geç. m. 7) (5521 S. K. m. 1) (6100 S. K. m. 30, 166, 167) (YHGK. 07.02.2007 T. 2007/21-69 E. 2007/55 K.) (YHGK. 06.02.2013 T. 2012/21-746 E. 2013/215 K.)

Dava: Taraflar arasındaki <hizmet tespiti ve işçilik alacakları> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 1.İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 07.10.2011 gün ve 2009/720 E. 2011/497 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 11.10.2012 gün ve 2011/16323 E.-2012/17136 K. sayılı ilamı ile;

(... Dava, davacının davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti ile bir kısım işçilik alacaklarının istemine ilişkindir.

Mahkemece hizmet tespiti ve alacak davasının kabulüne karar verilmiştir.

Sigortalılığa ilişkin <hizmet tespiti> davaları, sosyal güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan davalardır. Yasal dayanağını 506 sayılı Yasanın 6. ve 79/10. (5510 sayılı yasa açısından ise 86/9.) maddelerinden almaktadır. Sözü edilen 6.madde de, çalıştırılanların, işe alınmaları ile kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan yasanın 79/10.maddesinde ise, sigortalıların, çalışmalarının tespiti ile ilgili dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan, hizmet tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında, gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümü bulunmaktadır.

İşçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalar, kişi iradesine önemli rol verilip, taraf anlaşmalarına geçerlilik tanınan, alacak ve tazminat türünde olan davalardır. Taraflar bu tür haklarından her zaman vazgeçebilir. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapmaz. Tarafların bildirdiği deliller dışında delil toplanması da olanaklı değildir. Kaldı ki, SGK'nun bu davalarda davalı sıfatı da bulunmamaktadır.

Bu durumda, her iki dava türünün, taraflarının statüsü, hakimin delil araştırma bakımından kendiliğinden hareket etmesi, taraf iradelerine atfedilen rol, dava konusu edilen haktan vazgeçilip vazgeçilememesi gibi yönlerden yasal konumları birbirinden tamamen farklıdır. Her iki dava türünün birlikte görülmesi durumunda; davanın birinde bir kısım delillerin kendiliğinden dikkate alınması, diğerinde alınmaması gerekecektir ki, aynı dava Dosyasında birbiri ile çelişkili kararlar yer alabilecektir. Kaldı ki, işçilik haklarına ilişkin olarak dairemiz kararları ile işçilik alacaklarına ilişkin davalar yönünden asıl görevli Yargıtay ilgili dairelerinin kararları arasında farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir.

Öte yandan, temyiz aşamasında inceleme mercileri farklı olan bu davaların birbirinden bağımsız sonuçlandırılmalarında hukuki istikrar ve kararlara olan güven bakımından da yarar bulunmaktadır. İşçilik haklarına ilişkin olarak kesinleşen hüküm, hizmet tesbiti davasında sadece kuvvetli delil olarak değerlendirilmekte, davada taraf sıfatı bulunmayan SGK. yönünden bağlayıcı olmamaktadır.

Mahkemenin bu maddi ve hukuksal olguları gözetmeksizin, birbirinden tamamen farklı iki davayı ayrı ayrı başvurma ve nisbi harca tabi olduğunu da gözardı ederek bir arada görmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Yapılacak iş; her iki davayı ayırmak ve eksik yargı harçlarını tamamlattıktan sonra yargılamayı birbirinden bağımsız olarak sonuçlandırmaktan ibarettir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalı hizmet sürelerinin tespiti ile 4857 sayılı İş Kanunu’ndan kaynaklanan tazminat ve alacak istemlerine ilişkindir.

Uyuşmazlık, hizmet tespiti davası ile işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin davaların birlikte görülüp görülemeyeceği ile ayırma kararı verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle her iki davanın hukuksal nitelikleri üzerinde durulmalı ve ardından da bu iki davanın usul hükümleri çerçevesinde birlikte görülme olanağının bulunup bulunmadığı hususu irdelenmelidir.

İlkin, sigortalı hizmetin tespiti davalarının hukuksal niteliği ve yargılama yöntemi üzerinde durulmasında yarar vardır.

Ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi olması gerektiği halde, Kurumun bilgisi dışında çalıştırılan büyük bir kitlenin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle sigortalı hizmetin tespiti davaları iş mahkemelerini en çok meşgul eden uyuşmazlıklar arasında yer almaktadır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 7.maddesinde, bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanun ile mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun Geçici 20.maddesinde yer alan sandıklara tabi, sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin, tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, uyuşmazlığa uygulanacak olan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/10. maddesi, genel olarak sosyal güvenliğin sağlanması araçlarından birisidir.

Anılan maddede, <yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.> hükmü yer almaktadır.

Bilindiği üzere, Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/10.maddesinde sigortalı hizmetin tespiti davasının kime karşı açılacağı konusunda bir düzenleme yoktur. Ancak yargı kararları ile davanın işveren ile birlikte Kuruma karşı da açılması gereği vurgulanmaktadır. Zira, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tespit ilamını aldığında işverenden o döneme ait prim belgelerini vermesini ister, işverence verilmemesi halinde belgeler, Kurumca re’sen düzenlenerek, tespit edilen döneme ilişkin primler de gecikme zammı ve faizi ile birlikte Kurum tarafından tahsil olunur. Ayrıca tespit edilen hizmet süresi, prim ödeme gün sayısı ve aylık kazanç toplamları Kurum tarafından yapılacak yardımlarda ve bağlanacak aylıklarda dikkate alınır. Kurumun alınacak ilamı infaz edecek olması nedeniyle, hak alanını ilgilendiren bir davada taraf olması doğaldır.

Bu nedenle, hizmet tespiti davası, sadece işverene veya Kuruma karşı açılmışsa, davacıya hak alanını ilgilendiren bu davaya diğerini de dahil etmesi için süre verilmesi gerekmekte olup, yasal mevzuatta işveren ile Kurumun birlikte davalı olması gerektiği yönünde açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen, sosyal sigorta ilişkisinin ve hizmet tespiti davasının özellikleri göz önünde tutularak işveren ile Kurumun davalı olarak birlikte yer alması gerektiği hususu yargısal uygulamada istisnasız olarak kabul görmektedir.

Ayrıca 506 sayılı Kanunun 6/1.maddesinde, <çalıştırılanlar işe alınmakla kendiliğinden sigortalı olurlar> denilmekte olup, maddenin üçüncü fıkrasında <sigortalı olmak hak ve yükümünden vazgeçilemeyeceği> öngörülmüştür.

Anılan maddeler uyarınca, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle, işverenin kabulü ya da davacının feragatinin tek başına hükme etkili olmayacağı, dolayısıyla feragat veya kabule rağmen hakimin delilleri hep birlikte değerlendirerek bir karara varacağı ve yine aynı nedenle bu davalarda yemin teklif olunamayacağı yönündeki ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2003 gün ve 2003/21-362 E. 2003/360 K.; 15.10.2003 gün 2003/21-571E. 2003/575 K ile 14.04.2004 gün ve 2004/21-226 E. 2004/223 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, hizmet akdi ile çalışılan sürenin tespitine ilişkin davaların nitelikleri gereği, kamu düzenine ilişkin olduğu; mahkemenin taraflarca ibraz edilen delillerle bağlı olmaksızın re'sen araştırma yetkisi ve yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmelidir.

Öte yandan, 6352 sayılı Kanunun 39.maddesi ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine son fıkra olarak,

<Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir.> Hükmü eklenmiştir

Bu düzenleme ile yasa koyucu da, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların, özellik arzeden davalar olduğuna vurgu yaparak, bu özellikleri nedeniyle nitelikli ve uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi gereğini kabul etmiştir.

Bu doğrultuda anılan düzenlemenin verdiği yetkiye dayanarak, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 20 Kasım 2012 tarihli ve 2783 sayılı kararı ile Türkiye genelinde 15 ilde Sosyal Güvenlik Mahkemesi kurulması kabul edilmiş ve bu mahkemeler 01.01.2013 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmakla görevlendirilmişlerdir.

Uyuşmazlığa konu diğer dava türü olan işçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı İş Kanunu'ndan kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere bu tür davalar, taraflarca hazırlama ilkesine tabi olup, anılan davalarda kişi iradesi önemli rol oynadığı gibi, taraf anlaşmaları da geçerlidir. Ayrıca bu haklardan her zaman için vazgeçilebilir. İşçilik alacak ve tazminatlarına ilişkin davalar da bu tür davalardan olup, işçi ile işveren arasında görülen bu tür davalarda SGK’nun, davalı sıfatı bulunmamaktadır.

Görüldüğü üzere, hizmet tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin ve re'sen araştırma ilkesine tabi iken, işçilik hak ve alacakları talebine ilişkin davalar, taraflarca hazırlama ilkesine tabi olup, her iki dava türü, yasal dayanakları ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemler ile temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul ve davaların tarafları açısından büyük farklılıklar içermektedir. Yargılama usulü farklı davaların birlikte yürütülmesindeki zorluk yanında, ayrı yargılama ilkelerine tabi olan bu davaların birlikte görülmesine ilişkin yasal bir zorunluluktan sözetme imkanı da bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken uyuşmazlığın çözümü açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun davaların birleştirilmesi ve ayrılmasına ilişkin hükümlerinin irdelenmesinde de yarar bulunmaktadır.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166. maddesinde;

<(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.

(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.

(3) Birleştirme kararı, derhal ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.

(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.

(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu halde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.>

Hükmü yer almaktadır.

Yine aynı Kanunun 167. maddesinde;

<(1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.>

Düzenlemesine yer verilmiştir.

Buna göre Hakim, HMK'nun 167.maddesi uyarınca, aralarında bağlantı bulunduğu iddiası ile birlikte açılmış davalarda, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürümesini sağlamak için, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar verebilir. Ayrıca HMK'nun 30. maddesinde, Hakimin yargılamanın düzenli bir biçimde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğu kabul edilmiş olup, farklı yargılama usulüne tabi davaların birlikte açılarak, yargılamalarının birlikte yapılması halinde anılan maddelerde yer verilen yargılamanın daha iyi ve düzenli şekilde yürütülmesinden söz etmek de mümkün olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklamaların ışığında yapılan değerlendirmede, davaya konu istemlerin yasal dayanaklarının ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemlerinin farklılığı, temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul gibi bir takım farklı olgular nedeniyle, yargılamanın daha iyi ve süratli bir şekilde yürütülebilmesi için hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların ayrılmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

Bu sonuç, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.02.2007 gün ve 2007/21-69 E. 2007/55 K.; 06.02.2013 gün ve 2012/21-746 E. 2013/215 K.; 06.03.2013 gün ve 2012/21-731 E. 2013/323 K. ile 06.03.2013 gün ve 2012/21-1079 E. 2013/324 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

O halde, yukarıda açıklanan nedenlerle, hizmet tespiti istemi ile işçilik alacaklarının tahsili isteminin tefriki gerektiğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen <Geçici Madde 3> atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
Old 21-08-2013, 12:42   #43
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Üstadım karar metni için çok teşekkür ederiz.

Umarım bu kararı eklemek için yaptığınız üyelik, daha birçok konu ve içtihat paylaşmanız için vesile olur

Konuya dönecek olursak, yine bir Yargıtay klasiği,

Daha önceden yine HGK kararıyla işçi alacağı ve tazminatın birlikte açılabileceği söylenirken her ne hikmetse birkaç yıl içinde (mevzuatta da ciddi değişiklik olmamışken) tam tersi karar verilmesi bence bizlerle dalga geçmekten başka birşey değildir.!

Bu hususta ciddi mağduriyetler oluştu,

Örneğin alacak ve hizmet tespitini birlikte açtığım ve yerel mahkemece kabul edilen birçok dosyam 2-3 yıl Yargıtay'da kaldıktan sonra bozularak döndü ve tefrik, yeniden yargılama v.s ile karşı karşıyayız.

Yani 1-2 yılda bitmesi gereken dosyalar 2008'den beri derdest ve muhtemelen 2-3 yıla anca biter.

Hadi gel de işçi müvekkillere Yargıtay'ın görüş değiştirdiğini, HGK'nın 2008'de ki kararından döndüğünü tam aksini savunduğunu v.s v.s izah et!

Alıntı:
Yazan e.uysal
Değerli arkadaşlarım sırf bu kararı size sunabilmek için üye oldum. Umarım işinize yarar.

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2013/21-447
Karar: 2013/492
Karar Tarihi: 10.04.2013


İŞÇİ ALACAKLARI DAVASI - DAVACININ DAVALIYA AİT İŞYERİNDE GEÇEN VE KURUMA BİLDİRİLMEYEN ÇALIŞMALARININ TESPİTİ İLE BİR KISIM İŞÇİLİK ALACAKLARININ İSTEMİ - ARALARINDA BAĞLANTI BULUNDUĞU İDDİASI - DAVALARIN AYRILMASININ UYGUN OLACAĞI SONUCUNA VARILDIĞI

ÖZET: Dava, davacının davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti ile bir kısım işçilik alacaklarının istemine ilişkindir. Buna göre Hakim, HMK'nun ilgili maddesi uyarınca, aralarında bağlantı bulunduğu iddiası ile birlikte açılmış davalarda, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürümesini sağlamak için, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar verebilir. Ayrıca HMK'nun ilgili maddesinde, Hakimin yargılamanın düzenli bir biçimde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğu kabul edilmiş olup, farklı yargılama usulüne tabi davaların birlikte açılarak, yargılamalarının birlikte yapılması halinde anılan maddelerde yer verilen yargılamanın daha iyi ve düzenli şekilde yürütülmesinden söz etmek de mümkün olmayacaktır. Açıklamaların ışığında yapılan değerlendirmede, davaya konu istemlerin yasal dayanaklarının ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemlerinin farklılığı, temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul gibi bir takım farklı olgular nedeniyle, yargılamanın daha iyi ve süratli bir şekilde yürütülebilmesi için hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların ayrılmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

(506 S. K. m. 6, 79, Geç. m. 20) (5510 S. K. m. 86, Geç. m. 7) (5521 S. K. m. 1) (6100 S. K. m. 30, 166, 167) (YHGK. 07.02.2007 T. 2007/21-69 E. 2007/55 K.) (YHGK. 06.02.2013 T. 2012/21-746 E. 2013/215 K.)

Dava: Taraflar arasındaki <hizmet tespiti ve işçilik alacakları> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 1.İş Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 07.10.2011 gün ve 2009/720 E. 2011/497 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 11.10.2012 gün ve 2011/16323 E.-2012/17136 K. sayılı ilamı ile;

(... Dava, davacının davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti ile bir kısım işçilik alacaklarının istemine ilişkindir.

Mahkemece hizmet tespiti ve alacak davasının kabulüne karar verilmiştir.

Sigortalılığa ilişkin <hizmet tespiti> davaları, sosyal güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan davalardır. Yasal dayanağını 506 sayılı Yasanın 6. ve 79/10. (5510 sayılı yasa açısından ise 86/9.) maddelerinden almaktadır. Sözü edilen 6.madde de, çalıştırılanların, işe alınmaları ile kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan yasanın 79/10.maddesinde ise, sigortalıların, çalışmalarının tespiti ile ilgili dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan, hizmet tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında, gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümü bulunmaktadır.

İşçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalar, kişi iradesine önemli rol verilip, taraf anlaşmalarına geçerlilik tanınan, alacak ve tazminat türünde olan davalardır. Taraflar bu tür haklarından her zaman vazgeçebilir. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapmaz. Tarafların bildirdiği deliller dışında delil toplanması da olanaklı değildir. Kaldı ki, SGK'nun bu davalarda davalı sıfatı da bulunmamaktadır.

Bu durumda, her iki dava türünün, taraflarının statüsü, hakimin delil araştırma bakımından kendiliğinden hareket etmesi, taraf iradelerine atfedilen rol, dava konusu edilen haktan vazgeçilip vazgeçilememesi gibi yönlerden yasal konumları birbirinden tamamen farklıdır. Her iki dava türünün birlikte görülmesi durumunda; davanın birinde bir kısım delillerin kendiliğinden dikkate alınması, diğerinde alınmaması gerekecektir ki, aynı dava Dosyasında birbiri ile çelişkili kararlar yer alabilecektir. Kaldı ki, işçilik haklarına ilişkin olarak dairemiz kararları ile işçilik alacaklarına ilişkin davalar yönünden asıl görevli Yargıtay ilgili dairelerinin kararları arasında farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir.

Öte yandan, temyiz aşamasında inceleme mercileri farklı olan bu davaların birbirinden bağımsız sonuçlandırılmalarında hukuki istikrar ve kararlara olan güven bakımından da yarar bulunmaktadır. İşçilik haklarına ilişkin olarak kesinleşen hüküm, hizmet tesbiti davasında sadece kuvvetli delil olarak değerlendirilmekte, davada taraf sıfatı bulunmayan SGK. yönünden bağlayıcı olmamaktadır.

Mahkemenin bu maddi ve hukuksal olguları gözetmeksizin, birbirinden tamamen farklı iki davayı ayrı ayrı başvurma ve nisbi harca tabi olduğunu da gözardı ederek bir arada görmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Yapılacak iş; her iki davayı ayırmak ve eksik yargı harçlarını tamamlattıktan sonra yargılamayı birbirinden bağımsız olarak sonuçlandırmaktan ibarettir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalı hizmet sürelerinin tespiti ile 4857 sayılı İş Kanunu’ndan kaynaklanan tazminat ve alacak istemlerine ilişkindir.

Uyuşmazlık, hizmet tespiti davası ile işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin davaların birlikte görülüp görülemeyeceği ile ayırma kararı verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle her iki davanın hukuksal nitelikleri üzerinde durulmalı ve ardından da bu iki davanın usul hükümleri çerçevesinde birlikte görülme olanağının bulunup bulunmadığı hususu irdelenmelidir.

İlkin, sigortalı hizmetin tespiti davalarının hukuksal niteliği ve yargılama yöntemi üzerinde durulmasında yarar vardır.

Ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi olması gerektiği halde, Kurumun bilgisi dışında çalıştırılan büyük bir kitlenin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle sigortalı hizmetin tespiti davaları iş mahkemelerini en çok meşgul eden uyuşmazlıklar arasında yer almaktadır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 7.maddesinde, bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanun ile mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun Geçici 20.maddesinde yer alan sandıklara tabi, sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin, tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, uyuşmazlığa uygulanacak olan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/10. maddesi, genel olarak sosyal güvenliğin sağlanması araçlarından birisidir.

Anılan maddede, <yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.> hükmü yer almaktadır.

Bilindiği üzere, Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/10.maddesinde sigortalı hizmetin tespiti davasının kime karşı açılacağı konusunda bir düzenleme yoktur. Ancak yargı kararları ile davanın işveren ile birlikte Kuruma karşı da açılması gereği vurgulanmaktadır. Zira, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tespit ilamını aldığında işverenden o döneme ait prim belgelerini vermesini ister, işverence verilmemesi halinde belgeler, Kurumca re’sen düzenlenerek, tespit edilen döneme ilişkin primler de gecikme zammı ve faizi ile birlikte Kurum tarafından tahsil olunur. Ayrıca tespit edilen hizmet süresi, prim ödeme gün sayısı ve aylık kazanç toplamları Kurum tarafından yapılacak yardımlarda ve bağlanacak aylıklarda dikkate alınır. Kurumun alınacak ilamı infaz edecek olması nedeniyle, hak alanını ilgilendiren bir davada taraf olması doğaldır.

Bu nedenle, hizmet tespiti davası, sadece işverene veya Kuruma karşı açılmışsa, davacıya hak alanını ilgilendiren bu davaya diğerini de dahil etmesi için süre verilmesi gerekmekte olup, yasal mevzuatta işveren ile Kurumun birlikte davalı olması gerektiği yönünde açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen, sosyal sigorta ilişkisinin ve hizmet tespiti davasının özellikleri göz önünde tutularak işveren ile Kurumun davalı olarak birlikte yer alması gerektiği hususu yargısal uygulamada istisnasız olarak kabul görmektedir.

Ayrıca 506 sayılı Kanunun 6/1.maddesinde, <çalıştırılanlar işe alınmakla kendiliğinden sigortalı olurlar> denilmekte olup, maddenin üçüncü fıkrasında <sigortalı olmak hak ve yükümünden vazgeçilemeyeceği> öngörülmüştür.

Anılan maddeler uyarınca, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması nedeniyle, işverenin kabulü ya da davacının feragatinin tek başına hükme etkili olmayacağı, dolayısıyla feragat veya kabule rağmen hakimin delilleri hep birlikte değerlendirerek bir karara varacağı ve yine aynı nedenle bu davalarda yemin teklif olunamayacağı yönündeki ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2003 gün ve 2003/21-362 E. 2003/360 K.; 15.10.2003 gün 2003/21-571E. 2003/575 K ile 14.04.2004 gün ve 2004/21-226 E. 2004/223 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, hizmet akdi ile çalışılan sürenin tespitine ilişkin davaların nitelikleri gereği, kamu düzenine ilişkin olduğu; mahkemenin taraflarca ibraz edilen delillerle bağlı olmaksızın re'sen araştırma yetkisi ve yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmelidir.

Öte yandan, 6352 sayılı Kanunun 39.maddesi ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine son fıkra olarak,

<Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir.> Hükmü eklenmiştir

Bu düzenleme ile yasa koyucu da, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların, özellik arzeden davalar olduğuna vurgu yaparak, bu özellikleri nedeniyle nitelikli ve uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi gereğini kabul etmiştir.

Bu doğrultuda anılan düzenlemenin verdiği yetkiye dayanarak, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 20 Kasım 2012 tarihli ve 2783 sayılı kararı ile Türkiye genelinde 15 ilde Sosyal Güvenlik Mahkemesi kurulması kabul edilmiş ve bu mahkemeler 01.01.2013 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan uyuşmazlıklara bakmakla görevlendirilmişlerdir.

Uyuşmazlığa konu diğer dava türü olan işçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı İş Kanunu'ndan kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere bu tür davalar, taraflarca hazırlama ilkesine tabi olup, anılan davalarda kişi iradesi önemli rol oynadığı gibi, taraf anlaşmaları da geçerlidir. Ayrıca bu haklardan her zaman için vazgeçilebilir. İşçilik alacak ve tazminatlarına ilişkin davalar da bu tür davalardan olup, işçi ile işveren arasında görülen bu tür davalarda SGK’nun, davalı sıfatı bulunmamaktadır.

Görüldüğü üzere, hizmet tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin ve re'sen araştırma ilkesine tabi iken, işçilik hak ve alacakları talebine ilişkin davalar, taraflarca hazırlama ilkesine tabi olup, her iki dava türü, yasal dayanakları ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemler ile temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul ve davaların tarafları açısından büyük farklılıklar içermektedir. Yargılama usulü farklı davaların birlikte yürütülmesindeki zorluk yanında, ayrı yargılama ilkelerine tabi olan bu davaların birlikte görülmesine ilişkin yasal bir zorunluluktan sözetme imkanı da bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken uyuşmazlığın çözümü açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun davaların birleştirilmesi ve ayrılmasına ilişkin hükümlerinin irdelenmesinde de yarar bulunmaktadır.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166. maddesinde;

<(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.

(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.

(3) Birleştirme kararı, derhal ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.

(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.

(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu halde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.>

Hükmü yer almaktadır.

Yine aynı Kanunun 167. maddesinde;

<(1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.>

Düzenlemesine yer verilmiştir.

Buna göre Hakim, HMK'nun 167.maddesi uyarınca, aralarında bağlantı bulunduğu iddiası ile birlikte açılmış davalarda, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürümesini sağlamak için, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar verebilir. Ayrıca HMK'nun 30. maddesinde, Hakimin yargılamanın düzenli bir biçimde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğu kabul edilmiş olup, farklı yargılama usulüne tabi davaların birlikte açılarak, yargılamalarının birlikte yapılması halinde anılan maddelerde yer verilen yargılamanın daha iyi ve düzenli şekilde yürütülmesinden söz etmek de mümkün olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklamaların ışığında yapılan değerlendirmede, davaya konu istemlerin yasal dayanaklarının ve buna bağlı olarak yapılacak inceleme ve araştırma yöntemlerinin farklılığı, temel ilişkinin kanıtlanmasında izlenecek usul gibi bir takım farklı olgular nedeniyle, yargılamanın daha iyi ve süratli bir şekilde yürütülebilmesi için hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin davaların ayrılmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

Bu sonuç, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.02.2007 gün ve 2007/21-69 E. 2007/55 K.; 06.02.2013 gün ve 2012/21-746 E. 2013/215 K.; 06.03.2013 gün ve 2012/21-731 E. 2013/323 K. ile 06.03.2013 gün ve 2012/21-1079 E. 2013/324 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

O halde, yukarıda açıklanan nedenlerle, hizmet tespiti istemi ile işçilik alacaklarının tahsili isteminin tefriki gerektiğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen <Geçici Madde 3> atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
Old 21-08-2013, 12:56   #44
babamali

 
Varsayılan

ben davaları birlikte açtım, mahkeme dosyaları ayırdı, sonra arada hukuki ve fiili bağlantı olduğu bir kararın diğerini etkileyeceği gerekçesiyle dosyaları yeniden birleştirdi.
Old 27-08-2013, 08:25   #45
Av.Eren Evren

 
Varsayılan İki Dava Birlikte Açılamaz

Yargıtay'In yap boz tahtasına çevirdiği bu konuda Hukuk Genel Kurulu Şubat 2013 tarihinde bir karar vererek davaların birlikte açılamayacağına karar verdi.

Yargıtay KArarı ile ilgili Detaylı bilgiyi 2013 Yılı Kararına Göre İşçilik Alacakları ile Hizmet Tespiti Davaları Bir Arada Açılabilir mi ? başlıklı yazıda bulabilirsiniz

Av. Eren Evren
www.isveiscidavalari.com
Old 08-04-2015, 12:09   #46
garani

 
Varsayılan

olayda kişi işçilik alacakları için dava açıldı dava kesinleşti ancak daha sonra emekliliğe etki ettiğinden bahsisle eksik bildirilen sürelerin tespiti için dava açıldı.bu durumla karşılaşan meslektaşımız var mı acaba?
Old 08-04-2015, 12:32   #47
Av.TYILMAZ

 
Varsayılan

iki dava birlikte görülmemekte uygulamada hizmet tespiti ile alacak davası ayrı ayrı açılmakta ancak ortada iki dava olduğu vakit alacak davası genellikle hizmet tespitinin kesinleşmesini bekliyor hatta bir dosyada alacak davası ilk celse karar ile hizmet tespiti davasının kesinleşmesinden sonra görülmesine şeklinde karar verip duruşmaları durdurmuştu
Old 08-04-2015, 16:14   #48
Av.Özlem Ay Bilgin

 
Varsayılan

Herkese İyi Çalışmalar,
Ben 2011 yılının sonunda hizmet tespiti ve işçilik alacaklarını birlikte talep ederek dava açtım, mahkeme tefrik etmeden yargılamaya devam etti. Hatta dosyamız karara bağlanmak üzere, son olarak bilirkişi raporu doğrultusunda, dava değerini arttırarak harcını tamamladık, önümüzdeki celse Mayıs Ayı'nda karara çıkmasını bekliyoruz. Karar çıksın paylaşırım.
Old 17-09-2016, 17:48   #49
iyakupoglu

 
Varsayılan

Peki, ücret tespiti ve alacak davalarının birlikte görülebileceği yönünde yakın tarihli bir Yargıtay kararı var mıdır? Hizmet tespitinde çalışma olgusunun araştırılıp sonuca bağlanması söz konusu olduğundan Yargıtay'ın alacak davasından ayrılmasını zorunlu tutmasına bir nebze hak verilebilirse de, spek tespiti davalarında aynı gerekçeye dayalı tefrik zorunluluğu bulunamayacağını, Yargıtay'ın 2012 tarihinde değişen görüşünün yalnız hizmet tespiti davalarına ilişkin olduğunu düşünüyorum. Ankara'daki tüm iş mahkemeleri ücret tespiti ve alacak davalarını da ayırmakta, ancak bazıları ücret tespitini bekletici mesele yaparken bazıları tespit davası devam ediyor olsa da alacak davasında hüküm vermektedir. Alacak davasında hiç bir yargılama işlemi yapmayarak ücret tespiti davasının kesinleşmesini bekleyen mahkemelerin başta zamanaşımı olmak üzere bir çok nedenle işçiyi daha da mağdur ettiklerini düşünüyorum. Bu konudaki görüşleriniz için şimdiden teşekkürlerimi sunarım.
Old 17-09-2016, 22:38   #50
olgu

 
Varsayılan

Ücret tespiti davası dediğiniz de bir nevi hizmet tespiti, hizmetin bu ücret üzerinden görüldüğünün tespiti ile sigorta primlerinin bu miktar olarak düzenmesi amaçlanıyor. Sgk bu davalarda yasa gereği feri müdahil, eskiden hasımdı.

Eğer zamanaşımı sıkıntınız varsa bunu açmadan alacak davası açabilirsiniz, yargıtay ücrette itilaf varsa hakim bunu araştırmalı diye karar var, davacıya bu hususta dava açsın demiyor, ücrettin bodrodakinden yüksek olduğunu alacak davasında ispat edip o kesinleştikten sonra ücret tespitini açabilirsiniz, birlikte açarsanız alacak davasına bakan hakim kendi yükünü azaltmak için bekletici mesele yapar.
Old 21-09-2016, 13:06   #51
Av.Özlem Ay Bilgin

 
Varsayılan

Herkese iyi çalışmalar,
Kararı paylaşacağımı belirtmeme rağmen unutmuşum. Karar aşamasına yakın mahkeme dosyayı tefrik ederek, hizmet tespitini karara bağladı, işçilik alacakları yönünden tefrik edilen dosyada ise, hizmet tespitine ilişkin kararın kesinleşmesi bekletici mesele yapıldı. Hakim kararı açıklarken, "Avukat Hanım, davayı açtığınız zaman ikisi birlikte görülebiliyordu, ancak daha sonra Yargıtay karar değiştirdi, her birinin temyiz incelemesini yapan daire farklı olduğu için tefrik ettik." şeklinde ayrıca açıklamada bulundu.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Hizmet Tespit Davası... av.knel Meslektaşların Soruları 20 13-11-2017 09:31
hizmet tespit davası av.zeynep_diy Meslektaşların Soruları 9 24-02-2012 15:41
Öğretmenevi Personelinin işçi alacağı davası avegunduz Meslektaşların Soruları 3 22-03-2008 10:43
işe devam eden işçi hizmet tespiti davası açar mı Metallicaal Meslektaşların Soruları 5 12-07-2007 21:34
hizmet tespit davası ile birlikte iş kaz doğan tazminat d. birlikte açılabiliği uye9493 Meslektaşların Soruları 5 13-11-2006 10:13


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05310893 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.