Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

iş davaları belirsiz alacak 2017 Yargıtay İBK

Yanıt
Old 17-12-2017, 22:03   #1
ekinheval

 
Varsayılan iş davaları belirsiz alacak 2017 Yargıtay İBK

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU KARARI
İşçilik alacaklarının çok çeşitli tür, nitelik ve kapsamda olması, somut olayın özelliklerine göre oldukça değişkenlik göstermesi, hatta aynı tür işçilik alacaklarında dahi somut olayın özellikleri itibariyle işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup olamayacağı konusunda soyut ve genel nitelikte, her bir olayda geçerli olacak ölçüde bir karar alınamayacağından içtihadı birleştirmeye gerek olmadığına" karar verilmiştir. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu 15.12.2017 gün ve 2016/6 Esas sayılı kararı)

(Kaos devam etsin demişler)
Old 18-12-2017, 12:08   #3
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Hulusi Metin
Teşekkür ederim sayın meslektaşım.

"Kaostan düzen doğar"

Şimdilik kaosa devam, demişler.
Old 18-12-2017, 15:01   #4
ekinheval

 
Varsayılan

Belirsiz alacak davası olarak açılan, fazla mesai, kıdem ve ihbar tazminatı talepli davada henüz ıslah yapmadık. Son durum itibariyle kıdem ve ihbar tazminatı talebimiz hukuki yarar yokluğundan reddolacak görünüyor. Davanın türünün ıslahı da mümkün değil. Belirsiz alacak davasında fazla mesai alacağının harcını tamamlayıp, kıdem ve ihbar açısından tüm tutar üzerinden ek dava (kısmı dava şeklinde) açıp bu dosya ile birleştirmek ve sorunu bu şekilde aşmak mümkün olur mu?
Old 15-01-2018, 15:17   #5
Mavidem

 
Varsayılan

Peki şimdi elimize maaş,kıdem,ihbar,fazla mesai,ulusal bayram izni ,dini bayram izni ,yıllık izin,haftasonu tatili talepli bir dava geldiğinde ne yapacağız?
Old 15-01-2018, 15:25   #6
ekinheval

 
Varsayılan

Zamanaşımı sorununuz yoksa hepsini kısmi dava olarak (eski usul) talep etmenize engel bir durum yok.
Old 15-01-2018, 16:38   #7
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Mavidem
Peki şimdi elimize maaş,kıdem,ihbar,fazla mesai,ulusal bayram izni ,dini bayram izni ,yıllık izin,haftasonu tatili talepli bir dava geldiğinde ne yapacağız?

1 Ocak 2018 den sonra açılmışsa ve arabulucuya gitmemişse, "arabulucuya gönderilmesine karar verilsin" diyeceğiz.

Arabulucuya gidip anlaşamamışsa ve onun üzerine açılmışsa, "kısmi dava açılamaz" diye itiraz ederim. Eğer ben davacı vekiliysem mevzuat değiştiğinden beri yaptığım gibi tam dava açarım. Müvekkilin kaderini, zırt pırt değişen daire görüşüne terk edemem.
Old 16-01-2018, 10:25   #8
ekinheval

 
Dikkat

Alıntı:
Yazan Av.Suat Ergin
1 Ocak 2018 den sonra açılmışsa ve arabulucuya gitmemişse, "arabulucuya gönderilmesine karar verilsin" diyeceğiz.

)


Öyle de diyemiyoruz; dava şartı yokluğundan reddediliyor çünkü
Old 16-01-2018, 11:13   #9
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ekinheval
Öyle de diyemiyoruz; dava şartı yokluğundan reddediliyor çünkü
Tecrübe ettiniz mi?
Old 16-01-2018, 11:16   #10
Mavidem

 
Varsayılan

Benim şöyle bir tecrübem oldu.Hafta başında dava dilekçe ve ekleriyle adliyeye gittim. Hukuk Mahkemeleri Ön büro personeli arabuluculuk bürosuna başvurup başvurmadığımızı sordu ve başvurmadığımızı öğrenince de davayı açmadı.Direkt arabuluculuk ön büroya yönlendirdi beni.
Old 16-01-2018, 11:21   #11
Mavidem

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Suat Ergin
1 Ocak 2018 den sonra açılmışsa ve arabulucuya gitmemişse, "arabulucuya gönderilmesine karar verilsin" diyeceğiz.

Arabulucuya gidip anlaşamamışsa ve onun üzerine açılmışsa, "kısmi dava açılamaz" diye itiraz ederim. Eğer ben davacı vekiliysem mevzuat değiştiğinden beri yaptığım gibi tam dava açarım. Müvekkilin kaderini, zırt pırt değişen daire görüşüne terk edemem.

Sn.Suat Bey, tam dava açma ihtimalinde de dava masrafı sorununu nasıl aşacağız? Zaten müşkül durumda olan işçiden kısmi/belirsiz dava masrafını almakta zorlanırken ; tam davanın harcından bahsetsem koşarak uzaklaşır sanırım ofisimden ?
Old 16-01-2018, 11:27   #12
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Mavidem
Benim şöyle bir tecrübem oldu.Hafta başında dava dilekçe ve ekleriyle adliyeye gittim. Hukuk Mahkemeleri Ön büro personeli arabuluculuk bürosuna başvurup başvurmadığımızı sordu ve başvurmadığımızı öğrenince de davayı açmadı.Direkt arabuluculuk ön büroya yönlendirdi beni.

İyi bir çözüm.
Old 16-01-2018, 11:28   #13
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Mavidem
Suat Bey, tam dava açma ihtimalinde de dava masrafı sorununu nasıl aşacağız? Zaten müşkül durumda olan işçiden kısmi/belirsiz dava masrafını almakta zorlanırken ; tam davanın harcından bahsetsem koşarak uzaklaşır sanırım ofisimden ?
O zaman müvekkilden yazılı talimat almanızı öneririm.
Old 17-01-2018, 23:29   #14
mntopcu

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Suat Engin
Arabulucuya gidip anlaşamamışsa ve onun üzerine açılmışsa, "kısmi dava açılamaz" diye itiraz ederim.

Sayın Meslektaşım,
Bu itirazın dayanağını anlayamadım?
Old 18-01-2018, 06:08   #15
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Resmi Gazete

Sayın meslektaşlarım

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun
15.12.2017 gün ve 2016/6 Esas sayılı kararı
Resmi Gazete'de yayımlanmadı mı, ben mi bulamıyorum?

Kolay gelsin. Sevgiler.
Old 18-01-2018, 08:20   #16
Av. Can DOĞANEL

 
Varsayılan

Yargıtayın sitesinde de yok. O tarihte verildiyse daha gerekçesi yazılmamış olabilir. Ret kararı olduğu için yazılsa da yayınlanmayabilir.
Old 18-01-2018, 08:41   #17
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Gerekçe - Yorum

Alıntı:
Av. Can DOĞANEL- daha gerekçesi yazılmamış olabilir.

Öyle ise... Yorumlama hakkımı saklı tutuyorum
Old 18-01-2018, 09:11   #18
Av.AyşeNur

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Suat ERGİN
Arabulucuya gidip anlaşamamışsa ve onun üzerine açılmışsa, "kısmi dava açılamaz" diye itiraz ederim.
Alıntı:
Yazan mntopcu
Sayın Meslektaşım,
Bu itirazın dayanağını anlayamadım?


Anladığım kadarıyla Yargıtayın kısmi dava açılmasını kabul edip etmeyeceği belirsiz olduğundan karşı tarafın belirsiz alacak davasına, olur da Yargıtay karşı tarafın kısmi dava açamayacağına kanaat getirirse, -kendisini güvenceye almak için- itiraz edeceğini belirtmek istemiş, yanılıyorsam düzeltin lütfen
Old 18-01-2018, 09:12   #19
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Merhaba

Aramıza hoş geldiniz sayın meslektaşım Av.AyşeNur

Bence gerekçeyi bekleyelim.

Saygılar
Old 18-01-2018, 09:52   #20
Av. Can DOĞANEL

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Suat ERGİN
Arabulucuya gidip anlaşamamışsa ve onun üzerine açılmışsa, "kısmi dava açılamaz" diye itiraz ederim.
Bence burada şair bir işveren vekili çaresizliğinde yitip giden uğraşının manasızlığına vurgu yapmış.

Sn. Ergin burada arabulucunun rakamı netleştireceği düşüncesiyle bir yorum yapmış. Arabuluculuk kavramı hakkında hiçbir şey bilmezken ben de böyle düşünüyordum. Hala bir şey bildiğim söylenemez ama sağdan soldan (eğitimini alanlardan) duyduklarıma göre arabulucunun böyle bir işlevi yok. Dialoglar şöyle gelişecekmiş: "Senin işvereninden şunu şunu (rakam değil) talep etme hakkın var." "Senin işçine şunu şunu ödeme yükümlülüğün var." "Anlaşsanız iyi olur" gibi bir süreç. Sonra da anlaşamadıklarını tutanağa bağlayacak. Havanda su dövmesi için ödediği para karşılığında eğitilmiş ve bunun için de gariban işçiden ücret alacak olan şahsın adına da arabulucu demişler.
Old 18-01-2018, 11:26   #21
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.AyşeNur
Anladığım kadarıyla Yargıtayın kısmi dava açılmasını kabul edip etmeyeceği belirsiz olduğundan karşı tarafın belirsiz alacak davasına, olur da Yargıtay karşı tarafın kısmi dava açamayacağına kanaat getirirse, -kendisini güvenceye almak için- itiraz edeceğini belirtmek istemiş, yanılıyorsam düzeltin lütfen
Aşağıdaki şekildeki kararlar nedeniyle "sağlamcı" olmakta fayda var.


Alıntı:
Yargıtay
22. Hukuk Dairesi,
Esas: 2014/442,
Karar: 2014/2051
(Karar Tarihi : 11.02.2014)
Davacı işçi, davalı işverenin muvazaalı işe girdi çıktı işlemleri yaptığını ve geçersiz sayılması gereken bu işlem nedeniyle doğan fark işçilik ücret ve tazminat haklarının ödenmediğini ileri sürerek, fark kıdem tazminatı, fark aylık ücret, fark ikramiye, fark fazla çalışma, fark yıllık izin ücreti, hiç ödenmeyen sosyal yardım alacakları ve fark sosyal yardım alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Kayseri 3. İş Mahkemesi 2013/246 E 2013/685 K 14.11.2013
"Davacı, kıdem tazminatı, ücret alacağı, ikramiye, yıllık izin, fazla mesai ücreti ile sosyal yardım alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm, süresi içinde, taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş ve davalı avukatı tarafından duruşma talep edilmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi N. Özdamar Karakülah tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR :
Davacı vekili, davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek, müvekkili işçinin 03.05.1997 tarihinden iş sözleşmesinin feshedildiği 10.07.2012 tarihine kadar davalıya ait işyerinde kesintisiz çalıştığını, davalı işverenin iş sözleşmesinin devam ettiği 22.02.2007 tarihinde müvekkili işçiyi resmi kayıtlarda işten çıkmış gibi gösterdiğini, 25.02.2007 tarihinde ise kayden yeniden işe girişinin yapıldığını, muvazaalı işe girdi çıktı işlemlerinde işverenin amacının işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesiyle verilen ücret zamlarından işçiyi mahrum etmek ve yeni bir sözleşmeyle işe başlamış gibi göstererek işçi ücretlerinin asgari ücret seviyesine düşürülmesi olduğunu, kanuna karşı hile olan bu işlem sonucunda müvekkilinin ücretinin işyerine yeni girmiş bir işçi gibi asgari ücret seviyesine indirildiğini, toplu iş sözleşmesiyle getirilen ücret zamlarından yararlandırılmadığı gibi ikramiye hakedişlerinin düşürüldüğünü, geçersiz sayılması gereken bu işlem nedeniyle doğan fark işçilik ücret ve tazminat haklarının ödenmediğini ileri sürerek, fark kıdem tazminatı, fark aylık ücret, fark ikramiye, fark fazla çalışma, fark yıllık izin ücreti, hiç ödenmeyen sosyal yardım alacakları ve fark sosyal yardım alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, öncelikle zamanaşımı def'ini ileri sürerek, davacı işçinin müvekkiline ait işyerinde çalışmasının aralıklı olduğunu, önceki dönem çalışması sonunda davacının serbest iradesiyle işverene dilekçe vererek iş sözleşmesini sonlandırdığını ve tüm haklarını alarak işvereni ibra ettiğini, daha sonra ise müracaatı üzerine tekrar işe başlatıldığını, davacı gibi diğer işçilere de işten ayrılışları sebebiyle ya ihbar sürelerinin kullandırıldığını ya da ihbar tazminatlarının ödendiğini, ayrıca kıdem tazminatlarının ve sair alacakların da eksiksiz olarak ödendiğini, taraflar arasında yapılan yeni sözleşme ve belirlenen yeni ücretten de sendikanın haberdar olduğunu, ne sendikanın ne de davacının ücrete herhangi bir itirazda bulunmadığını, davacının dava konusu alacaklara hak kazanmadığını, ayrıca davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, gerek usul hukuku gerekse de maddi hukuk kurallarının uygulanması bakımından dava belirsiz alacak davası kabulüyle sonuçlandırılmış, karar gerekçesinde ise dava konusu talebin niteliği ve hesaplama tekniği itibariyle davanın kısmi dava türünde kabul edildiği açıklanmıştır. Uyuşmazlığın esası hakkında da, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davacının iddia ve taleplerinde haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.

6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre,
"(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir."

Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından, esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi üzerinde durularak ihdas edilmiş ve nihayetinde kanunlaşmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.
Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.

6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hâli açıklanmıştır.
Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.

Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.

Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 225).

Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davasının, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir.

Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51, 56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir.
6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır.
Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür.

Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir.
Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 454). Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanunun 119/2 maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir (Dairemizin 31.12.2012 tarih 2012/30463 esas 2012/30091 karar sayılı kararı).

6100 sayılı Kanunun 110. maddesinde düzenlenen, davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi olarak tanımlanan davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) halinde, talep sayısı kadar dava bulunduğu kabul edildiğinden ve aynı Kanunun 297/2. maddesi uyarınca da her bir talep bakımından ayrı ayrı hüküm verilmesi gerektiğinden, bu durumda da dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak olup olmadığının her bir talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.

Tüm bu açıklamalar sonucunda şunu belirtmek gerekir ki, iş hukukundan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple iş hukukunda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Eğer bu şartlar varsa, iş hukukunda da belirsiz alacak davası açılabilir, yoksa açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 414). Keza aynı şey kısmî dava için söz konusudur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında eldeki davaya konu somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirsiz alacak davası yönünden yapılan değerlendirmede;

Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı şüphesizdir. Mahkemece de, tensip zaptında davanın türünün belirsiz alacak davası olarak kabul edildiğine yönelik ara karar tesis edilmiş, gerek usul hukuku gerekse de maddi hukuk kurallarının uygulanması bakımından da dava belirsiz alacak davası olarak sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi raporunun sunulmasının ardından davacının 6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesine uygun olarak iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın dava dilekçesiyle talep edilen miktarı artırmasına imkan tanınmış, sonradan artırılan miktarın davalının zamanaşımı savunmasından etkilenmediği kabul edilmiş, hüküm altına alınan alacak miktarlarının (kıdem tazminatı hariç olmak üzere) tamamına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Hal böyle olmasına rağmen, karar gerekçesi içeriğinde bu kez davanın kısmi dava türünde kabul edildiği açıklanarak çelişkiye düşülmüştür.
Dava dilekçesinde, esasen çalışma süresinin kesintisiz olmasına rağmen işyeri kayıtlarında aralıklı gösterildiği, işverenin hileli işlemleriyle davacının aylık ücret miktarının ve ikramiye hakedişlerinin düşürüldüğü, toplu iş sözleşmesiyle getirilen ücret zamlarından yararlandırılmadığı vakıalarına dayanılmış, geçersiz sayılması gereken bu işlemler nedeniyle gerçekte olması gereken ücret miktarının esas alınarak fark kıdem tazminatı, fark aylık ücret, fark ikramiye, fark fazla çalışma, fark yıllık izin ücreti, hiç ödenmeyen sosyal yardım alacakları ve fark sosyal yardım alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.

Öncelikle, taraflar arasında çalışma süresi ve ücret miktarı tartışmalı ise de, salt söz konusu tartışmanın varlığı alacağı belirsiz hale getirmez. Keza davacı, çalışma süresini ve ücretini belirleyebilmektedir. Davacının ne zamandan beri çalıştığını veya ücretinin ne kadar olduğunu bilmemesi aynı zamanda hayatın olağan akışına da aykırıdır. Davacı işçinin kendisinin bilmediği çalışma süresini, tanıkların bildiğini veya bilirkişinin bileceğini farz etmek ispat kurallarına da hayatın olağan akışına da aykırıdır. Keza tarafın yeterli şekilde somutlaştırıp kendisinin bilgisinde dahi olmadığını belirttiği bir hususun mahkemece bilinmesini beklemek de mümkün değildir.
Diğer taraftan davacı, dava konusu alacakların miktarlarının belirlenmesinde, işverenin elinde bulunan bilgi ve belgelere dayanmamakta, aksine işverence tutulan kayıtların muvazaalı olduğu gerekçesiyle nazara alınamayacağını iddia etmektedir. İşverenin maddi hukuktan doğan yükümlülüklerini (belge ve bordro düzenleme gibi) yerine getirmemesi, tuttuğu belgelerin gerçeği yansıtmaması, davadan önce işçinin alacaklarını inkâr etmesi ya da ikrar etmekle beraber yerine getirmemesi davacıya kural olarak belirsiz alacak davası açma imkânını vermez. İşçi bu durumlarda dahi, alacağının miktarını veya değerini belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açamaz(Simil, s. 412).

Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi, salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir.
Genel olarak yapılan bu açıklamadan sonra, objektif dava birleşmesi şeklinde açılan eldeki davada taleplerin her birinin belirsiz alacak olup olmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesine gelince:
Fark kıdem tazminatı alacağı bakımından, davacı çalışma süresinin kesintisiz kabul edilmesiyle aylık ücret miktarının toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun şekilde esas alınarak, işverence ödenen meblağın da mahsubuyla fark tazminat alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Talep içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını belirleyebilmektedir. Tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri de, işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesi hükümleri de nazara alınarak belirleyebilecek durumdadır. Bu halde fark kıdem tazminatı alacağı belirsiz alacak değildir.

Fark aylık ücret, fark ikramiye, fark yıllık izin ücreti, fark sosyal yardım alacakları hakkında da, yine davacı tarafça, olması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarı esas alınarak yapılacak hesaplamayla, işverence öncesinde anılan alacaklar için yapılan ödemelerin mahsup edilerek fark tutarların hüküm altına alınması talep edilmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, davacı kendisine ödenen aylık ücret miktarını, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını ve kendisine işverence yapılan ödemeleri belirleyebilecek durumdadır. Bu haliyle, anılan alacaklar da belirsiz alacak değildir.
Fark fazla çalışma ücreti alacağı bakımından ise, davacının talebi fazla çalışma sürelerinin hesaplanması değil, iddiasına göre esas alınması gereken aylık ücret miktarı nazara alınarak, işverence öncesinde ödenen fazla çalışma ücretlerine ilişkin fark alacağın hüküm altına alınmasıdır. Bu alacak bakımından da, alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirleyememe halinden söz edilemeyeceğinden, anılan alacak da belirsiz alacak değildir.

Son olarak, hiç ödenmediği iddia edilerek talep edilen sosyal yardım alacağı da, miktarı itibariyle işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine göre davacı tarafça tam ve kesin olarak belirlenebilir bir haldedir.

Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

KARAR : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.02.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, kararın onanması gerekir görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum."

Old 18-01-2018, 11:31   #22
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Hulusi Metin
Aramıza hoş geldiniz sayın meslektaşım Av.AyşeNur

Bence gerekçeyi bekleyelim.

Saygılar

İBK'yı okumuştum dostum(hatta bir yerlere kaydettiğimi anımsıyorum.Bulursam paylaşacağım.) İBK'nın ana fikri yukarıda paylaştığım kararda geçen şu paragraf:

Alıntı:
Tüm bu açıklamalar sonucunda şunu belirtmek gerekir ki, iş hukukundan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple iş hukukunda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Eğer bu şartlar varsa, iş hukukunda da belirsiz alacak davası açılabilir, yoksa açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 414). Keza aynı şey kısmî dava için söz konusudur.

Nasıl ama? Topun yuvarlak olduğunu bilmeyen kaldı mı? Yargıtay bir ihtimal, topun yuvarlak olduğunu bilmeyen vardır diye tarif etmiş.
Old 18-01-2018, 11:40   #23
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av. Can DOĞANEL
Bence burada şair bir işveren vekili çaresizliğinde yitip giden uğraşının manasızlığına vurgu yapmış.


Öyle değil tabii ki. Arabulucuya gitmek dava şartı oldu ya, onu kastettim. Arabulucuya gidip anlaşamazsa dava açılacak ve biz ancak o zaman cevap verebileceğiz. Yukarıya aktardığım karar gibi kararlar verilebilir, diye "sağlam" iş yapmak lazım dedim.

Alıntı:
Sn. Ergin burada arabulucunun rakamı netleştireceği düşüncesiyle bir yorum yapmış. Arabuluculuk kavramı hakkında hiçbir şey bilmezken ben de böyle düşünüyordum. Hala bir şey bildiğim söylenemez ama sağdan soldan (eğitimini alanlardan) duyduklarıma göre arabulucunun böyle bir işlevi yok. Dialoglar şöyle gelişecekmiş: "Senin işvereninden şunu şunu (rakam değil) talep etme hakkın var." "Senin işçine şunu şunu ödeme yükümlülüğün var." "Anlaşsanız iyi olur" gibi bir süreç. Sonra da anlaşamadıklarını tutanağa bağlayacak. Havanda su dövmesi için ödediği para karşılığında eğitilmiş ve bunun için de gariban işçiden ücret alacak olan şahsın adına da arabulucu demişler.

Burada yazdıklarına aynen katılıyorum. Aynen olan gariban işçiye olacak. Sosyal medyada sadece avukatların üye olduğu bir grupta işveren vekili bir meslektaş işçi vekilinin tecrübesizliğinden nasıl yararlandığını övünerek anlatıyordu. 50.000 TL civarındaki alacağı, 20.000 Tl ye nasıl düşürdüklerini anlatıyordu.

Ben büyük laf söylemeyi seviyorum. THS'den de yeterince istatistiki bilgi var elimde. İşçinin alacaklarını hesaplamayı dahi bilmeyen işçi vekili(hatta sendika vekili arkadaşlar) ve hatta hatta işçilik alacaklarının hem net kem brüt hesaplayamayan bilirkişilerin olduğu bir ülkede(isteyene rapor ve dosya gösteririm), arabulucu neyi hesaplayacak? Mesleğe ihaneti kimse tınlamadı, koştura koştura arabulucu olundu( Sonradan olmak zorunda kalanları kastetmiyorum). Özet, arabuluculuk işçinin ve avukatın aleyhine çalışacak bir kurumdur, aksi mümkün değildir.

Yıllar önce mevzuat değiştiğinde, THS'de bir başka başlık altında " İşçilik alacaklarında belirli olan asgari ücret olduğuna göre , en az bu rakam üzerinden işçilik alacakları hesaplanıp dava açılmalıdır. Çünkü asgari ücret altında çalışmak da çalıştırmak da yasaktır." demiştim. Yargıtay/İstinaf eninde sonunda bu şekilde karar verecektir. Sen yerel mahkemeye ve uygulayıcılara yol göstereceğine," Bu sebeple iş hukukunda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Eğer bu şartlar varsa, iş hukukunda da belirsiz alacak davası açılabilir, yoksa açılamaz"dersen, kimseye faydan olmaz.
Old 18-01-2018, 13:13   #24
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan mntopcu
Sayın Meslektaşım,
Bu itirazın dayanağını anlayamadım?

Yukarıda aktardığım Yargıtay kararı gibi, henüz içtihatlarda birlik sağlanmadı.
Old 23-01-2018, 12:40   #25
Av.Duygu Işık Behrem

 
Varsayılan

İşçilik alacakları ile ilgili kısmi dava açılırdı açılmazdı şeklindeki tartışmanın, HMK m.109/2. fıkrasının 2015 yılında yürürlükte kaldırılması ile birlikte ortadan kalktığı düşüncesindeyim. (Suat Bey'in paylaştığı karar tarihi, bu tarihten öncesine ilişkin. Bu nedenle değerli arkadaşımın, meslektaşımın bu konudaki "kısmi dava açılamaz" savunmasına katılmadığımı belirtmek isterim. )

Zira bu tartışmayı yaratan temel sebep, işçinin talep konusunun miktarının tartışmasız ve belirlenebilir olup olmadığı idi. HMK m.109/2 yürürlükten kaldırıldığına göre, niçin kısmi dava açılamasın ki?

Uygulamada son dönem önüme gelen davalarda da işçi vekillerince, tüm işçilik alacağı davaları kısmi dava şeklinde açılıyor ve daha sonra ıslah edilerek neticelendiriliyor. Benim görüşüm de HMK m.109/2'nin yürürlükten kalkmış olması nedeni ile kısmi dava açılabileceği yönünde.

Alıntı:
Kısmi dava

MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) (...) (Madde 109'un 2. fıkrası, 11.4.2015 tarih ve 29323 sayılı R.G.'de yayımlanan, 1.4.2015 tarih ve 6644 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.) (Önceki hali: Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.)

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
Old 23-01-2018, 14:31   #26
ekinheval

 
Dikkat Tüm işçilik alacakları için kısmi dava açılmasına engel bir düzenleme bulunmamaktadır

Yargıtay HGK E. 2015/22-1052 K. 2015/1612 T. 17.6.2015
KISMİ DAVA (İşçilik Alacakları/Alacak Belirli Veya Belirlenebilir İse Belirsiz Alacak Davası Açılamayacağı Ancak Şartları Varsa Kısmi Dava Açılabileceği)
Old 23-01-2018, 17:38   #27
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Duygu Işık Behrem
İşçilik alacakları ile ilgili kısmi dava açılırdı açılmazdı şeklindeki tartışmanın, HMK m.109/2. fıkrasının 2015 yılında yürürlükte kaldırılması ile birlikte ortadan kalktığı düşüncesindeyim. (Suat Bey'in paylaştığı karar tarihi, bu tarihten öncesine ilişkin. Bu nedenle değerli arkadaşımın, meslektaşımın bu konudaki "kısmi dava açılamaz" savunmasına katılmadığımı belirtmek isterim. )


Eyvallah değerli arkadaşım, sevgili meslektaşım Duygu Hanım. Ben tam olarak o şekilde demiyorum. Kaos ortamı geçip, Yargıtay kökleşmiş bir görüş belirleyene kadar, "Garantici olayım tam dava açayım. Açılan kısmi davalara da itiraz edeyim" diyorum.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Belirsiz Alacak ve Tespit Davası, Faiz başlangıç tarihi ile ilgili Yargıtay Kararı av_mkaraman Meslektaşların Soruları 8 28-07-2017 14:25
Belirsiz alacak davasıyla ilgili Yargıtay Kararı... starsailor Meslektaşların Soruları 6 15-05-2013 15:23
HMK dan önce açılmış haksız fiil davaları belirsiz alacak davasına dönüşür mü? mslmklvz Meslektaşların Soruları 8 02-04-2012 10:06
Anayasa mahkemesinin iptal kararı sonrasında İdare mahkemesine gidecek olan belirsiz alacak davaları cencor Meslektaşların Soruları 4 23-02-2012 10:15


THS Sunucusu bu sayfayı 0,19412589 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.