Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Kadınların Cinsel Hak ve Özgürlükleri

Yanıt
Old 29-03-2007, 23:33   #121
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kız, Kadın, Bayan ve Aradaki İnce Zar

“Bayan”...

Erkeklerimizin, “saygı”larından ötürü kullandıkları bir hitap... mı acaba?

Kullanılışına baktığımızda, “erkek”in karşılığı olarak karşımıza çıkıyor, ama dil kurallarına göre öyle değil. Elbette ki “kadın” sözcüğünün kullanılması gerekiyor. Fakat, gelin görün ki, erkeklerimiz bundan kaçınıyorlar, çoğu kadın da öyle. Gönlümüz rahat bir biçimde birinden “kız” diye bahsedebiliyoruz ama iş “kadın” demeye gelince, sesimiz zayıflıyor git gide, ve çareyi “bayan” demekte buluyoruz.

İşin dilsel temeline baktığımızda, şunu görüyoruz: dilimizde cinsel ilişkiye girmemiş dişi ile girmiş dişi arasındaki farkı anlatacak şekilde kullanılıyor kız / kadın sözcükleri. “Kadın” demek o yüzden sakıncalı. Durumun böyle olmasında, toplumun, cinsel ilişkiye girmiş, yani, zarını “kaybetmiş” kadını artık değersiz ve “kirletilmiş” görmesi önemli rol oynuyor. Zara verilen önem, kendini, dilde yine gösteriyor: bekaretini yitirmek veya kaybetmek. “Kız” iken, kadını saf, temiz ve masum görüyor erkek zihni. “Erkek eli” değmemiş, ve çocuklarının babası olacak erkeğini bekleyen tertemiz bir mahluk erkeğin gözünde “kız”. Kadın ise, artık “şehvetin yasak meyvesini” tatmış, ve “kirlenmiş”. Kadın kötü.

Maalesef bu “zar” algısı, kadının bir kez daha ezilmesine yol açıyor. Evlenmemiş kadınlar “kız” kalmak zorunda hissediyor kendini. Hani olur da kaza eseri “yitirirse” zarını veyahut “evlenme vaadiyle kandıran” biri kadının gönlü var ya da yokken almışsa “kızlığını”, ya kadın ölüme mahkum oluyor, ya da aşağılanıyor. Buna da kadınlar kendilerince bir çare buluyorlar. Diktiriveriyorlar...

Yalnızca toplumun eğitimsiz veyahut örf ve törelerine bağlı yaşayan kesimlerin sorunu değil bu maalesef. Erkeklerin hem sevgililerinden cinsel beraberlik beklemeleri, hem de evlenecekleri kadında – evet maalesef bu yüzyılda hala! – bekaret koşulu aramaları, şehir kültüründe yetişmiş modern addedilen kesimde de sık rastlanan bir durum. Kadınların bekaretlerini kaybetmemeye

çalışmasındansa “diktirme” çözümünü uygulamalarına yönelik ise iki türlü bakış açısı var ki, ikisine de hak veriyorum.

Birincisi, kadınların bekaretlerini korumaları yönündeki erkek baskısına direnmesinin yolunun, cinsel özgürlüklerine sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğini düşünenlerin savları. Kısaca şöyle ifade edilebilir: ortalıkta çok fazla bakire kalmazsa bakirelik şartı da kalmaz. Ancak, tabi bu kadar naif bir düşünce değil bu: kadınların, bedenlerinin hakimiyetini erkeğin elinden alması ve erkeğin “bakire olup olmadığını sorgulama” hakkını kendinde bulamamasını sağlamak işin temeli. Bu düşünce yapısına göre, diktirmek geçici, ve bekaret sorgusunu yeniden üreten bir yöntem. Yani, kısa vadede bireysel artısı varsa dahi, uzun vadede bu sorunu çözebilecek bir dinamiği getirmiyor beraberinde.

Diğer tarafta ise, kadının diktirme eylemini bir pasif direniş olarak gören bakış açısı var. Bu bakış açısına göre, cinselliğin tabu olduğu toplum kesimlerinin kısa vadede bu sorunu aşması zaten mümkün olmadığından, kadınların en azından “yaşama” haklarını koruyabilmeleri için bu ara çözümün kullanılabileceği yönünde.

Maalesef, cinselliğini özgürce yaşayamayan kadınların travmaları, toplumu tümden etkiliyor. Kadın ve erkek bu cinsel tabuların acısını farklı şekillerde çekiyorlar, tabi genellikle kadını çok daha büyük acılar bekliyor. Sonuçta, kendinden ve yaşamından memnun olamayan, cinsellik konusunda ciddi psikolojik sorunları olan kadınlar ve erkeklerle doluyor toplum.

Peki, cinsellik, kadını neden kirletsin ki?

İşte burada saklı asıl mesele. Bütün o “namus, haya, erdem” gibi kadın için erkek tarafından belirlenen “standart”lar ve kurallar, aslında, kadının bedeni üzerinde hakimiyet kurma, ve kadının cinselliğini bastırma amacına hizmet ediyor. İktidar perspektifi, erkek tarafından “alınan” kadının, neden “namus” gibi kavramlarla kısıtlandığını açıklıyor.

Erkek, tarihsel gelişim sürecinde, kadının bedenini de savaşları ile kazandığı bir ganimet olarak kurguluyor. Kadının bedeni üzerinde tasarruf sahibi olan erkek, kişiliğini yok ederek, kadının varlık nedenini erkeğe hizmet olarak formüle ediyor. Dolayısıyla, iktidarı altında bulunan tüm diğer “mal”lar gibi, kadının da yalnızca kendine ait olmasını istiyor. Elbette, bu “koruma” karşılığında, kadına istediği gibi davranabiliyor.

Psikolojik açıdan incelendiği zaman da mesele, cinsellik boyutunda önemli bir olguyu açıklayabiliyoruz: Neden el değmemiş? Erkeğin kısıtlı ve kadının bütünsel cinselliği, bu nedenle erkeğin kendini “rekabet”ten koruma dürtüsü, başka erkeklerin daha iyi olabileceği korkusu, tatmin edememe korkusu gibi kavramlar, bu “el değmemiş” isteğini açıklamaya yetiyor. Kadının cinsel yönden aktif olması, erkeğin ona yetemeyeceğini düşünmesine yol açıyor, bu noktada erkek kadının cinselliğini de baskılıyor.

Sonuç olarak, ataerkil düzenin çarkları arasında kadın da erkek de eziliyor, ve gitgide sağlıksızlaşıyor. Ancak, cinayetlerle, şiddetle, baskıyla sürekli yüz yüze yaşayan kadın bu durumdan en fazla etkilenen oluyor, her zamanki gibi. Çözüm ise, kadının artık mal veya meta olarak görülmediği, erkeğin kadından üstün olmadığının kabul edildiği, ve cinsellik ile bedenin iktidar aracı olmaktan çıktığı bir toplumsal yapı kurmakta elbette.

Olgu Yılmaz - Endüstri Mühendisi

http://kadin.muhendisler.googlepages.com/olgu1
Old 30-03-2007, 23:27   #122
calikusu_kamuran

 
Acil

Alıntı:
Yazan Av.Habibe Yılmaz Kayar
Psikolojik açıdan incelendiği zaman da mesele, cinsellik boyutunda önemli bir olguyu açıklayabiliyoruz: Neden el değmemiş? Erkeğin kısıtlı ve kadının bütünsel cinselliği, bu nedenle erkeğin kendini “rekabet”ten koruma dürtüsü, başka erkeklerin daha iyi olabileceği korkusu, tatmin edememe korkusu gibi kavramlar, bu “el değmemiş” isteğini açıklamaya yetiyor. Kadının cinsel yönden aktif olması, erkeğin ona yetemeyeceğini düşünmesine yol açıyor, bu noktada erkek kadının cinselliğini de baskılıyor.

Olgu Yılmaz - Endüstri Mühendisi


Bu kısma şunu ilave etmek isterim, erkeğin mücadalesi kadınla değil yine erkekledir, asıl savaş homojenler arasındadır. Nasıl ki kadınların esas savaşları kadınlar ile ise erkeklerin de esas savaşları erkekler iledir. İşte bu arada erkeklerin ÇETİN SAVAŞI ARASINDA ezilen kadınlar olmaktadır. Eğer hayata kadınlar arası çetin savaşlar hakim olsa idi bu sefer erkekler kadınların ÇETİN SAVAŞLARI arasında ezilenler olurlardı. Tarih öyle diyor.
Bu arada belirtmek isterim, kadınların savaşı arasına düşmüştüm bir ara kafayı üşütmemek için sıvışmak zorunda kaldım, kural yok çünkü.

SAYGI VE SEVGİLERİMLE
Old 27-04-2007, 15:14   #123
Av. Adil Giray ÇELİK

 
Mesaj

Sevgili meslektaşlarım,
Sayın izleyenler;

Konumuzla ilgisi var mıdır takdirlerinize bırakıyorum.
Tarihten alınma bir mahkeme kararı.(Özellikle Sn Kayar ın bilgilerine...)

Antep Kadılığı'nın bir kararı;
Tarih: 15 mart 1749 (25 R Evvel 1162)
Cilt:106
Sayfa:276
Antepte'ki hamamlarda Müslüman kadınlarıyla Kefere karılarının pazar günleri birlikte bulunmamaları, ancak Hüseyin Paşa, Beşbaşar, Keyyan Tutlu hamamlara pazar günleri müslüman kadınların sokulmamaları
Old 08-05-2007, 11:15   #124
AllMcBeal

 
Varsayılan

Sn. Çelik msj anlamadım. Lütfen aydınlatır mısınız?
Old 08-05-2007, 12:29   #125
Av. Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Anladığım kadarıyla sayın Çelik, kadınların, müslüman olup olmayışlarına göre, kendi hemcinsleri arasında bile bir takım ayrımcılıklara ve özgürlükten yoksunluklara maruz bırakılabildiğini anımsatmak istedi.

Hamamlarda kefere kadınlarının müslüman kadınlara zarar verici konuşmalar yapabilecekleri endişesidir herhalde yanyana gelmelerinin yasaklanma nedeni de..En iyimser bakış açısı ile...

Saygılarımla
Old 08-05-2007, 13:02   #126
Av.Suat Ergin

 
Varsayılan

Alıntı:
Antepte'ki hamamlarda Müslüman kadınlarıyla Kefere karılarının pazar günleri birlikte bulunmamaları, ancak Hüseyin Paşa, Beşbaşar, Keyyan Tutlu hamamlara pazar günleri müslüman kadınların sokulmamaları

Ben müslüman olanlara 'kadın'; olmayanlara ise 'karı' denilmesine dikkat çekildiğini sanıyorum.

Saygılarımla
Old 08-05-2007, 14:26   #127
Av. Adil Giray ÇELİK

 
Varsayılan Anlaşılamama....

Değerli İzleyenler;

Çok değerli meslektaşlarım Av. Demirel ve Av.Ergin e sevgilerimi ve şükranlarımı sunuyorum.

Bir kaç saattir böyle bir soruya nasıl yanıt verilebilir sıkıntısı içinde idim.

Öncelikle bir çok değerli izleyen isimsiz yazılara yanıt vermeme gibi anlamsız bir saplantımız olduğunu bilirler.

Efendim konumuzun üst başlığı Kadın Hakları, alt başlığı ise Kadınların Cinsel Hak ve Özgürlükleri idi.

Ve geçen tartışmaların içinde kadınların hemcinsleri arasında da bir kısım ayırımın (sınıfsal, ırksal, dinsel) tartışmalara dahil olduğu izlenimini edindim.

Konu girişine de "konu ile ne derece ilgilidir" çekincesini koyarak;

Tarihimizden bana çok ilginç gelen bir mahkeme kararını bilgilerinize sundum.

Acaba başka bir açıklamaya gerek kaldı mı? ...
Old 11-03-2008, 18:37   #128
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Cinsel özgürlük


Bitlis'in bir kasabasında yaşayan kadın gayet rahat bir biçimde 'Kocam eve kuma getirdi, yanıma gelmiyor' diye sorununu ifade edebiliyor. Ama Bebek'teki üniversite mezunu, gizli eşcinsel olan kocasının sorununu 'Çok fazla çalışıyor eve bile gelemiyor' diyerek örtme yoluna gidiyor



Cinsel özgürlük yani kadının kendi bedeninin ve cinselliğinin öznesi olması, tabular, korkular, ayıplar ve mahalle baskısı gibi akla gelebilecek ve gelmeyecek bir sürü nedenden konuşamadığımız bir konu. Doğurganlığın kontrolü, savaşta kadınlara tecavüz, milliyetçi devlet politikaları, kadınların bedenlerinin plastik cerrahiyle cendereye sokulması, muhafazakârlık, yeme bozuklukları kadınların cinselliğini düzenleyen mekanizmalardan sadece bazıları. Genellikle bunları konuşarak toplumsal cinsiyet kavramı çerçevesinde iktidarı sorguluyoruz. Bunları yaparken de kadına yönelik şiddetten, ihlallerden ve ayrımcılıklardan bahsediyoruz. Gerçekten çok önemli konular.

Ama geçen gün bu gazetede çıkan yazımda da değindiğim gibi asıl konuya ne zaman geleceğiz? Kısacası, ne zaman seksten konuşmaya başlayacağız? Bunu yapmaya cesaretimiz var mı? Belki de daha önemlisi bunu belli bir saygı ve hassasiyet içerisinde yapabilecek miyiz? Türkiye'de seks erkeklerin futbol maçında stadyumlarda hakemin cinsel yönelimine ait bağırdıkları küfürlerden çıkıp insani bir şekilde konuşulabilir mi? Yoksa böyle bir şeye niyet eden kadınlar 'namussuz ve iffetsiz' midirler? Bunu yapmaya niyet eden erkekler ise 'haddini bilmeyen terbiyesiz azgınlar' mı?

En tabu konulardan biri olan cinsellik hakkında ise gerçekten ne biliyoruz? Geçenlerde ilaç firması Pfizer'in Türkiye'de Cinsellik konulu araştırmasının sonuçları yayınlandı. Araştırmanın kaba sonuçları bile pek çok muammaya ve sorunlara işaret ediyor. Böylesine hassas ve tabu olan bir konuda hem var olan muammayı ortadan kaldırmak hem de ezber bozmak lazım.

Tanıdık örnekler

Aşağıdaki birkaç örnek belki bizi tekrar bu konuyu derinlemesine düşünmeye iter.

Bitlis'in bir kasabasında yaşayan kadın gayet rahat bir biçimde "Kocam eve kuma getirdi. Yanıma gelmiyor" diye sorununu ifade edebiliyor. Ama Bebek'te yaşayıp son model cipiyle dolaşan üniversite mezunu 'uluslararası kariyer yapan özgürleşmiş kadın' gizli eşcinsel olan kocasının sorununu "Çok fazla çalışıyor, eve bile gelemiyor" diyerek örtme yoluna gidiyor. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyette yaşamaktan her ne kadar minnettar olduğunu her gün binlerce kez tekrarlayan 16 yıllık evli 45 yaşındaki kadın, nişanlı olan 28 yaşındaki kız kardeşine cinsellik konusunda 'kocasından fazla bir beklentisi' olmamasını söylüyor. 65 yaşındaki kayınvalide ise gelini hakkında "O sıska kız her gece aslanlar gibi oğlumu koynuna alıp yatıyor" diyor. Nasıl, bu örnekler tanıdık geldi mi? Hepsi gerçek. Hâlâ cinsellik konusunda konuşmayı reddetmek kimin hayrına?

Bir de bunların tam ortasına toplumun en etkin düzenleyici mekanizması olan dedikoduyu koyun, bakın neler oluyor. İşin ilginci bu dedikodu çarkını en fazla işletenler ve en etkili biçimde kullananlar yine kadınlar. Daha fazla baskı altında olan, daha az baskı altında olanı siz deyin mahalle baskısıyla, ben diyeyim kıskançlık kaynaklı dedikoduyla denetliyor. Ya da denetlemeye yelteniyor. Kadınların ciddi baskı altında yaşadığı bu ortamda ise her nedense erkeklere özgürlermiş ya da 'özgürleşmişler' gibi davranılıyor. Erkeklerin durumuyla ilgili açıklama da hazır: 'Elinin kiridir, yapar geçer'. Kimsenin aklına gelmiyor ki, köle ve efendi ilişkisinin var olduğu yerde hiç kimse özgür değildir.
Öte yandan kadınların özgürleştiği ya da özgür olduğu iddia edilen toplumlarda cinsel özgürlük adına yapılanın aslında kadınların sömürülmesinden başka bir şey olmadığını görüyoruz.

Cinsel özgürlük kavram olarak hiçbir zaman yozlaşmayla veya sömürmeyle alakalı değil. Ama iş kadınlara gelince yaygın eril düzen kadınları sömürüp adını da cinsel özgürlük koymayı becerebiliyor. Bir avuç feministin bunun cinsel özgürlük değil sömürü olduğunu açıklaması hiçbir işe yaramıyor.

ABD'nin eğlence başkenti Las Vegas'ta kadınların sömürülmesi ile ilgili bilgiler, seks çalışanları üzerinde yıllardır araştırma yapan uzmanları bile şaşırtmış durumda. Son dönemlerde Las Vegas'ta seks endüstrisinde çalışanlar genellikle üniversite mezunu 'manken görünümlü' genç kadınlar. İnternet'in yaygınlaşması nedeniyle üst düzey gelir grubundaki erkeklere hizmet veren seks çalışanları, bedenleri ile ilgili detayları ve 'becerilerini' web sayfalarında yayınlıyorlar. Verilen bilgiler arasında isteyenlere GFE ve/veya PSE deneyimleri sunulacağı. GFE (Girl Friend Experience) 'kız arkadaş deneyimi'ne tekabül ederken PSE (Porn Star Experience) 'porno yıldızı deneyimi'ne tekabül ediyor. Bir seks işçisine 5 bin Amerikan doları gibi bahşiş bırakan zengin ve başarılı bir işadamı bu parayı kız arkadaş deneyimi yaşamak için mi ödüyor? Gerçek kız arkadaşlar bunun için daha iyi değil mi? Diğer bir araştırmada erkeklerin sıklıkla ziyaret ettikleri seks çalışanlarının kendilerine âşık olduklarına inanmaları. Açıkça bir kez daha ifade edeyim ki yanlış anlaşılmasın. Adam haftada iki kez para karşılığı birlikte olduğu seks çalışanının kendisine, yani adama, âşık olduğuna inanıyor. Üstelik bunu söyleyen adamın zeka ve algılama kapasitesiyle ilgili herhangi bir patolojik sorunu yok.


Muamma

Şimdi radikal bir feminist olarak gel de işin içinden çık! Son dönemlerde ağırlıklı olarak erkeklik kuramı ve şiddet üzerine çalışan biri olarak, erkekleri anlamaya başladığımı zannediyordum. Ne anlaması, kara cahilim de haberim yok.

Hâlâ cinsellik konusunda karanlıktayız. Bir sürü şeyi bilmiyoruz. Erkeklik kuramıyla ilgili yapılan araştırmalar bizi bayağı aydınlattı. Ama şu anda içinde bulunduğumuz küresel şiddet ortamında sorularımızın ve sorunlarımızın sayısı çok fazla. Ortaya çıkan ise cinselliğin şiddet ve ihlaller yumağı içerisinde ne olup ne olmadığı ile ilgili bir sürü karmaşa. Oysa cinsel özgürlük ne bu denetim mekanizmalarıdır ne bu sömürü ne de bu şiddet. Cinsel özgürlük bedeninizin ve cinselliğinizin öznesi olarak hayatı yaşamanızdır. Ne o bedene ihanettir ne de o bedene sömürüdür. Tam tersine o bedenin 'mahremiyetine' saygı gösterilmesidir.
09/03/2008
LEYLA PERVİZAT: Dr., feminist araştırmacı ve kadının insan hakları savunucusu
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...2&haberno=8071
Old 10-11-2008, 20:04   #129
Ayfan Pısıl

 
Varsayılan

sanırım bu konu insanın kendisini tanıma sürecinde başlar ve biter
Old 01-01-2009, 18:54   #130
üye8180

 
Varsayılan

Bu konuyu tartışmaya açtığı için öncelikle sayın meslektaşım, Av. Habibe Yılmaz KAYAR'a teşekkür ederim.

Hiç şüphesiz, cinsel haklar da, kadının insan hakları içerisinde değerlendirilmesi gereken haklardır.

Her kadının;

* kendi bedenini tanıyıp ondan zevk alma, cinsel organlarını tanımaya ve sevmeye,
* cinsel ilişkiye girip girmemeye kendi özgür iradesi ile karar verme,
* eşini seçme,
* güvenli, sevecen, zevkli, tatminkar ve eşitlikçi bir ilişki isteme,
* cinsel ilişkiden zevk alma (orgazm hakkı),
* evlilik içinde veya dışında, istemediği cinsel ilişkiye ' hayır ' deme,
* istediği zaman eşiyle cinsel ilişkisini bitirmek,
* cinsel birleşmenin dışında da cinsellikten zevk alma ( öpüşme, okşayış ve duygusallık ta zevk uyandıran şeyler olup, kadının cinsel birleşmeye girmeden de bunları yaşamaya ve yarattığı hazdan zevk almaya),
* kadının cinselliğini YAŞAMAMAYA,
* çocuk yapmaya veya yapmamaya, çocuk yapmak istemesi halinde, ne zaman ve kaç çocuk doğuracağına karar vermek
* cinsel isteklerini ya da isteksizliklerini diledikleri gibi yaşama ve ifade etme
HAKKINA sahiptir.

Kadınların cinsellikleri üzerindeki kısıtlamalar aslında toplumun kadınları baskı altında tutmak için kullandığı araçlardan birisidir. Cinsellik ne kadın ne de erkek için bir görev değildir. Kadınla erkek arasında bir sevgi ifadesi ve karşılıklı bir paylaşımdır. Kadınların baskı ve zorlama olmadan cinsellikten zevk almaya hakları vardır. Gönüllülük esasına dayanan evlilik kurumunda da cinsellik gönüllü olmalıdır.

Kaynak: Kadının İnsan hakları-Yeni çözümler Derneği bülteni.
Old 26-01-2009, 15:47   #131
mabitades

 
Varsayılan

Kadın ve onun cinsel özellikleri tarih boyunca sorgulanmış ve daha sonra ataerkil özellik göstererek büyüyen toplumda (ki neredeyse tüm dünyadaki gelişim bu şekilde olmuştur) gizlenmesi gereken bir durum haline gelmiştir.Bu durumun bizlere kendini saklama, ifade edememe şeklinde geri dönüşleri olduğu muhakkaktır.Ancak şimdiki halimizin bana göre kesinlikle, gelişmişlik vs. ile ilgisi bulunmamaktadır.Bana göre sorun eğitilemeyeceği kabul edilmiş hayvansı güdülerden çıkmaktadır.Bu güdülerini kontrol edemeyeceğine inanan erkek tecavüzde kendini haklı gördüğü gibi,bu güdülerin kontrol edilemeyeceğine inanan kadın da erkeğin tahrik olması durumunu normal karşılayıp tecavüze uğrayan hemcinsine cephe almaktadır.

Cinsel özgürlük nedir? sorusunun iyi bir çok cevabı vardır muhakkak fakat bana göre en güzeli "cinselliğin kişisel olduğu"nun artık kabul edilmesi gerektiğidir.Bu gerçekleştiğinde yani "kimin kiminle ne yaptığı"(cinsel anlamda) bizi ilgilendirmediğinde özgürlük her iki cinste de gerçekleşecek;
erkekler;üzerlerindeki "skor" baskısı ortadan kalkacağından cinsel birleşmede karşısındakini de düşünmeye başlayacak, baskı yok olunca yaşadıkları cinsel pek çok probleme rahatça çözüm bulabilecekler,
kadınlar; cinsel bir anlam taşıdığını düşünmeden sevdiğinin elini tutup yolda yürüyebilecek,herşeye cinsel anlam yükleyen toplumun önyargılarından uzak en fazla erkeklerinki kadar sorgulanan davranışlarda bulunabileceklerdir.Sorunlarının konuşulmasına tartışılmasına ön ayak olacak ve yavrularını da öyle yetiştirecektir.

Kadının cinsel özgürlüğü dendiğinde "sığ" bir cinsellik düşüncesine kapılanlar, hala kendi erkek cinselliği (kırılan cevizlerle övünmek !!! vs.)muhabbetlerinden uzaklaşamamışlardır.Kadının cinselliği Bu platformda bile "istediği erkekle cinsel birleşme yaşayabilecek olması" şeklinde sığ olarak değerlendiriliyorsa işimiz de zor demektir. Daha da vahimi böyle düşünen erkekler olduğu kadar kadınlar da mevcuttur.Yapmamız gereken ise yılmamak,yardım etmek,birlik içinde olmaktır. Kadınların birey olması uzun tarih sürecinde engellenmeye çalışılmış hatta yasaklanmıştır.Bugün de durum farklı değildir;ancak ne kadar zor olsa da herkes elinden geleni yapmaya çalışırsa gelecek için zemin hazırlamış olmanın verdiği mutlulukla dünyaya gözlerimizi kapamak ayrı bir mutluluk olacaktır.
Old 05-02-2009, 11:06   #132
Ayfan Pısıl

 
Varsayılan

Haktan bahsedilen yerde aynı zamanda yükümlülükten bahsedilmesi gerekmez miydi, binaenaleyh her hak bir yükümlülük doğurur.

bu forum konusu, cinsellik kadının genel olarak tek başına yaşabileceği bişey olmadığından, erkekler açısından da karşılıklı olarak irdelememesi ve yükümlülüklere yer vermemesi nedeniyle eksiktir. eksik öncüllerle ise doğru sonuca ulaşılamaz.
Old 29-06-2009, 17:29   #133
Emel BODUR

 
Varsayılan Kadin HakkiymiŞ

KADIN HAKKIYMIŞ…

Yıllardır süregelen bir tartışma konusu olmuştur kadının insan hakkı… Peki, neden kadın hakkı değil de kadının insan hakkını tartışıyoruz, bu nitelendirmeyi yaparken bile daha büyük bir eşitsizliğe bir ayrımcılığa gitmiyor muyuz?

Aslında tartışılması gereken kurum aile. Kaldı ki kadınların yaşadıkları hak ihlalleri ne şehir ne de kırsal kesim ayrımı yapılmadan ilk önce ailede yani özel alanda başlıyor…Kız çocuğun ailesi tarafından okula gönderilmemesi, zorla evlendirilmesi ya da sevdiği kişiyle olan ilişkisine onay verilmemesi, kadının eşi tarafından çalışmasına izin verilmemesi, koca dayağı, namus cinayetleri…

Hikaye şöyledir…

Anadolu’ da yaşayan kendisine göre şehirleşen ama maalesef kör kuyudan çıkmamış, at gözlükleri ile dünyaya bakan, hayatını gencecik kızının fikirlerini hiçe sayarak devam ettiren bir baba ve babanın kuklası olmuş zavallı bir anne. 20 li yaşlarda, lisans eğitimini tamamlamış genç kız…
Okul biter, mesleğe büyük bir şevkle adım atar; saate saat – güne gün katar ki her an yeni bir şey öğrenebilmek için…
Bir gün gelir aşkın ne olduğunu bilmeden sevdanın pençesine düşer tazecik genç kız. Baba karşıdır ilişkiye çünkü dünyası küçüktür, çünkü kızının artık büyüdüğünün ve kendi kararlarını verebileceğinin farkında değildir; anne mi kadıncağızın sesi çıkamamaktadır. Ne yapabilir ki önce babası sonra kocası, erkeğinin sözünden çıkamamaktadır.

O bilmez ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının getirdiği yenilikleri, kadının ataerkil toplumun imajına uygun olarak “eş” sıfatıyla temsil edildiğini, kocasının yanında kızının hayatına yönelik söz sahibi olduğunu…

Bunun gibi milyonlarca hikaye işte…

Peki şiddet nerede yer alıyor?

Gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyada mevcut olan aile içi fiziksel ve psikolojik şiddet… Kadını aşağılama, hor görme, onun kendine güvenini sarsacak davranışlar içine girmek, hakarete maruz bırakmak, onu ekonomik olarak sonuna kadar bağımlı tutmak, sözüm ona namusu “bekaret” denilen bacak arasında aramak ki en büyük onur kırıcı düşünce de budur bence… Akan bir iki damlalık kan lekesi örümcek kafalıları namus abidesi haline getiriverirken; kadını bir mal gibi gören zihniyetteki namussuzluğa cevap verememektedir.

Namus/töre cinayeti olarak nitelendirilen ama aslında kadının insan hakkı olan temel değeri “yaşama hakkını” elinden alan şiddetin boyutları istatistiklerde de ispat edildiği üzere her geçen yıl artmaktadır.

Aslında 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de ifade bulduğu üzere demokrasinin geliştirilmesinde hayati önem taşıyan cinsel ve bedensel haklar, tüm insanların doğuştan sahip olduğu özgürlük, saygınlık ve eşitliğe dayalı evrensel insan haklarıdır ve kadına yönelik her türlü faaliyetin devlet denetimi ve gözetiminde olması gerekmektedir.
Toplum olarak unuttuğumuz en önemli husus da kadının cinselliğinin ve bedenin sadece ve sadece kendine ait olduğudur. Bir kişinin kendi cinsel davranışlarını belirlerken cinsel zevk ve arzularını da belirleyebilecek olduğu nedense “çok ayıp” karşılanmaktadır.
Nerede, ne yapıyor ve hangi amaçla kağıt – kalemi ele alıyor olursak olalım hani hep derler “kanaya yara”… “Kadın hakkı” söylemesi bile çok acı ve zavallıca bence, bunu anlatmaya ne sayfalar, ne kalemdeki mürekkep, ne de zaman yeter…
Yeni yazılarla karşılaşmak temennisiyle…
Old 29-06-2009, 20:17   #134
Nur Deniz

 
Varsayılan

Kaç tane mesaj okudum herkes eleştirip duruyor ilk mesaja döndüğüm zaman gördüm ki, hak ve özgürlükler üzerine açılmış.

Daha sonra konu bu hak ve özgürlüklerin suistimaline dönüşmüş.

Kadınların bizim ülkemizde de cinsel hak ve özgürlükleri vardır. Kadınlarda istedikleri kişilerle cinsel ilişki kurabilirler.

Sonuçlarına katlanmak kaydı ile. Kimsenin engel olduğunu da, olabileceğini de sanmıyorum.

Buradaki sıkıntı, cinsel anlamda tercih ettiği kişinin sorunlarını taşıyabilmeli.
Old 13-08-2012, 12:21   #135
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Kutsal “zar”

Şebnem Korur Fincancı

Bedenimizin pek çok bölgesinde adına bir ön ekle birlikte “zar” denilen dokular var. Bunların bir kısmı gerçekten ve sözcüğün tam da gözümüzün önünde somut olarak canlandırdığı, bakınca diğer tarafını görebildiğimiz zarlar. Öyle şeffaf, incecik ve fakat zarar görmesi halinde ağrısından duramayacağımız, yaşamımızın tam da o bölgede yoğunlaştığını, yüreğimizin orada duracağını sandığımız doku parçaları. Bir kulak zarı yangısına tutulmaya görün, tüm hücreleriniz kulağınızda toplanır. Başınızı koyacak yer bulamazsınız. Hele karın zarı yangısı, öldürür insanı sahiden.
Bir de adına zar denen ama aslında diğer zarların yapısına pek de benzemeyen bir doku parçası vardır ki, o doku parçasında her nasılsa bütün memleketin kalbi ortak atar. Ataerkil bir dünyaya uyandığımız gün, o doku parçası da eril bir hayatın kutsalları arasına katılmıştır. İnsanın dişi türü de bir daha birleşmemecesine ikiye ayrılmış, o doku parçasına da “kızlık zarı” denilerek bakirelik denen kendinden menkul bir kavram icat olunmuştur.
Dünyada hayat durmadan değiştiği, kendisiyle birlikte kavramları, algıları da değiştirdiği için hayatın kutsalları değişim gösterse de, yaşadığımız topraklarda üretim ilişkileri ve mülkiyetin inatçılığı kutsalları da değişimden uzak tutmakta pek bir kararlı olmuştur. Bilimi de en fazla “b” harfi düşmüş haliyle benimseyince, aslında zar gibi olmayan o doku parçası yasalar taşların üzerine kazındığı günden bugüne eril mülkiyetin kutsalları arasındaki yerini bir türlü terk edememiştir. Bugün uzayın boşluğunda asılı kalan “0” ve “1” kodlamalı yasalar, onu uygulayan, eril zihinlerle yorumlayan insanlar 5000 yıl önce taşlara kazınanlardan ve kazıyanlardan çok da farklı değildir. Bakireliğin 5000 yıl önce bir değişim değeri vardı, bugün de var…
Değişim değeri de, kullanım değerinden bağımsız değil. Bilinen kullanım değerinden elbette, oysa bu doku parçasının o bilinen kullanım değeri ancak bedensel gelişimin tamamlanmadığı çocukluk yaşlarında geçerli olabilir. Bilinen kullanım değeri bu doku parçasının, zorlanması ile zarar görmesi ve zarar gören her doku gibi kanaması ve dolayısıyla kadın cinselliğinin, doğurganlığının denetim altına alındığı yanılsamasının yaratılmasıdır. Bu doku parçasına atfedilen kutsallık da, gerçekte mülkiyetin kutsallığıdır. Kadının ve kadın soyunun erkeğin mülkiyeti olarak tescillenmesi çabası, erkeğin soyunun her zaman bilinemez kalacağının da onlar adına hüzünlü bir bilinçaltıdır.
O “zar” kadının bedeni geliştikçe, vajinanın dış kısmına doğru uzanan bir kıvrım olarak devamı olduğu vajina ile birlikte gelişir, büyür ve genişler. Gelişimini tamamlamış bir bedende zarar görme ve kanama olasılığı da hayli azalır. Bu doku parçasından kan beklentisi ve dolayısıyla vücuda organ veya cisim sokulmasının tek delili olarak görme anlayışının altında yatan tek neden binlerce yıllık ataerkil mülkiyet algısıdır. Bu öylesine körleştiren bir algıdır ki, gebeliği ve DNA iplikçiklerini görünür kılan bilimsel gelişmeleri yok sayıp, bir babanın Down sendromlu çocuğuna tecavüzünü basite indirgeyebilir. Çocukların 20-30 erkeğin tecavüzüne sessiz kalmak zorunda olmasını da rızanın delili olarak yorumlayabilir.
Kadınlar neredeyse iki yüzyıldır bu algı kapılarını açıp da algılananları değiştirmek için mücadele ediyor. Kolay değil 5000 yıllık bir tarihi algıyı değiştirebilmek, mülkiyet ilişkileri yerli yerinde dururken.

Mücadeleye devam, bir gün gelir…

http://evrensel.net/news.php?id=34371
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Bekar kadınların anne olma hakkı? Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 137 22-01-2015 12:23
Kadınların Kalbine Giden Yol ? Av.Habibe YILMAZ KAYAR Site Lokali 28 22-05-2012 22:59
Tüm Kadınların Dikkatine şenay Site Lokali 4 03-07-2009 10:20
Kadınların kariyeri evliliği yıkıyor mu? Viyola Site Lokali 5 16-09-2006 22:57
Çaresiz kalmış kadınların acısı... Merhaba Kadın Hakları Çalışma Grubu 0 29-05-2006 13:48


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06144595 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.