Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

4320 sayılı yasa bir reform mudur?

Yanıt
Old 03-07-2006, 16:32   #1
hukukçu42

 
Varsayılan 4320 sayılı yasa bir reform mudur?

Bu yasa ailenin korunması noktasında bir reform mudur, yoksa infaz kabiliyeti bulunmayan bir metin midir?
Alıntı:

Madde 2 - Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını zabıta marifetiyle izler.
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re'sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir.

Savcılık koruma kararının uygulanması nasıl izleyecektir. Her şiddet gören ailenin başına bir kolluk koymak mümkün değildir. Sonuçta eve girmemesi yönünde tedbir kararı verilen eş herşeye rağmen eve girecek, ailesine karşı belki de daha fazla saldırgan bir ruh haliyle şiddet uygulayacak şiddet gören eş bir fırsatını bulup kolluk kuvvetlerine başvuracak ve yasa işte bundan sonra aileyi koruya bilecektir.

Yasa her ne kadar aileyi koruma amaçlı çıkartılmış olsa da işlerliği için yine bir şiddet olgusuna ihtiyaç(!) var gibi.

Siz ne dersiniz?
Old 03-07-2006, 23:50   #2
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Sn.hukukcu42

4320 sayılı yasayı tartısmaya acmanıza sevındım.Önerdiğim konulardan bırıydı.

Yazınızda yasa bır reform mu,infaz kabılıyetı olmana bır metın mı seklınde bır karsılastırma yapmıssınız.

Tartışmaya başlamak ıcın ıyı bır baslangıc ama sorunun ıkı kısım da farklı farklı yanıtları ıcerıyor.

Yasa bır reform mu sorusuna yanıtım:Hayır reform degıl,devrımdır bana göre.

1998 tarıhıne kadar kadına yonelık sıddetın kabul edıldıgı,koruma ıcın ozel onlemlerın alındıgı acıl ve pratık bır yasanın varlığı bır yana TCK daki kadına yonelık sıddetı ozendıren ve 6 uyum paketı sonrasında kaldırılan (462.md mıydı,yanılıyor olabılırım) duzenleme,TCK nın kadını bırey degılmıs gıbı degerlendırmesı vb.gıbı uygulamaların oldugu bır donemde avrupa ıle aynı zamanlarda,(Bazı degısıklıkler ıle bırlıkte) kadına yonelık sıddetı onleme amaclı bu yasanın kabulu bence devrımdır.

Sorunun ıkıncı bolumu ıse genel sorunlardan kaynaklanmaktadır.İkametgah edresının ülkemizde güvenli olmayısı,sadece 4320 de değil,tüm tebligatlarda sorun yaratmaktadır.

Belkı de yasakoyucu nasıl başvurma harcından muaf tutmussa,tebligat konusunda da ozel duzenlemeler yapabılır.

Sımdılık aklıma gelenler bunlar.

(Yasaya ilişkin eleştirilerimi saklı tutarak)

Devam edelım

Saygılar
Old 05-07-2006, 10:55   #3
hukukçu42

 
Varsayılan

Sayın Kayar;

Alıntı:
Sorunun ıkıncı bolumu ıse genel sorunlardan kaynaklanmaktadır.İkametgah edresının ülkemizde güvenli olmayısı,sadece 4320 de değil,tüm tebligatlarda sorun yaratmaktadır.

Belkı de yasakoyucu nasıl başvurma harcından muaf tutmussa,tebligat konusunda da ozel duzenlemeler yapabılır.
??
saygılarımla

Yanıtınızın bu kısmını anlayamadım.
Old 05-07-2006, 11:32   #4
sim

 
Varsayılan

İlgili maddenin uygulanabilirliğini gerçektende tartışmak gerekir.Bana göre uygulanabilirliği mümkün değil...Savcılığın her şiddet gören ailenin başına kolluk koyması mümkün saysak bile bu durum nereye kadar devam edecek.......Hadi her şiddet gören ailenin başına kolluk koyuldu diyelim bakalım peki kolluk onları kesintisiz 10 yıl sabah akşam beklemicek heralde..!!!!! Peki sonrasında kadının durumu ne olacak göreceği siddeti o dakikalarda kim önleyecek.bu resmen kaş yaparken göz çıkarmak oluyor bana göre...Zaten kadın bu maddenin uygulanmasını korkudan isteyemez ki.uygulanabilirlik oranı bence mümkün değil.Kadına şiddeti önleyen yasanın kabulünü devrim olark nitelendirmek yerine bu maddenin uygulanabilirliğini düşünmek daha mantıklı....Uygulanamadıktan sonra devrim olsa ne yazar................SAYGILARIMLA
Old 05-07-2006, 12:08   #5
hukukçu42

 
Varsayılan

Alıntı:
Zaten kadın bu maddenin uygulanmasını korkudan isteyemez ki.

Çok doğru bazen korkudan bazen de konunun adliyeye yansımasından çekinerek belki de Utancından(!) maddenin uygulanmasını isteyemeye bilir.

Yasanın 1. maddesi özetle aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde tebdirlerin alınacağını bildirmektedir.

Burada bir sorun daha var diye düşünüyorum. Savcılık bir şekilde aile içi şiddeti basın yayın vs. yolla öğrenirse resen şiddet gören kişi için (ki bu kişi aile içi sorunların adliyeye yansımasını istemezse bile ) tedbir talebinde bulunabilecek midir.

Saygılarımla;
Old 05-07-2006, 18:40   #6
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Merhaba

Cumhuriyet Savcıları şiddeten nasıl haberdar olur?Koruma kararı hangi yolla alınır?

1-Şiddet görenin kolluğa başvurusu üzerine düzenlenecek evrakın savcılığa gönderilmesiyle ögrenebilir.Burada başvuru şiddet nedeniyle şikayet olsa ve 4320 sayılı yasa gereği koruma istenmese de savcılık res'en koruma kararı için Aile mahkemesine bildirimde bulunması gerekmektedir.Savcılık ayrıca eylem TCK ya göre suç oluşturuyorsa dava açacaktır.Şikayet aranmaz.

2-Savcılık makamı şikayet nedeniyle değil de ihbar nedeniyle de şiddeti öğrendiğinde aynı şekilde aile mahkemesine bildirimde bulunacaktır.

İhbarın telefonla veya basın yoluyla olmasında bir fak yoktur.Benim kişisel görüşüm bu.

3-Şiddet görenin doğrudan Aile mahkemesine başvurması ile de koruma kararı alınır.

Bu konuda bakanlıkça yayınlanan kısa bir genelge de aynı yöndedir.

Ekliyorum

Saygılar

Genelge: Cuma, 06 Ocak 2006
Adalet Bakanı Çiçek’in imzasıyla yayınlanan Ailenin Korunmasına Dair Yasa’nın uygulanması genelgesinde, aile içi şiddete maruz kalındığının öğrenilmesi halinde, şikayet aranmaksızın soruşturmaya geçilmesi gerektiğini belirtiliyor.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in, Ailenin Korunmasına Dair Yasa’nın uygulanmasına ilişkin 1 Ocak 2006 tarihli genelgesi:
Alıntı:
GENELGE
No: 35
Toplumun vazgeçilmez temel birimi olarak kabul edilen ailenin; güçlenmesi ve gelişmesini sağlayabilmesi ve toplum içindeki fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için sosyal ve ekonomik yönlerden olduğu kadar, hukuki bakımdan da korunması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde de bu amacı gerçekleştirebilmek üzere çıkarılan kanunlardan biri olan Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un uygulanmasında bazı duraksamaların olduğu gözlenmektedir.

Bilindiği üzeri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, “Ailenin korunması” kenar başlıklı 41inci maddesinde
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86ıncı maddesi 3üncü fıkrasının (a) bendinde, “Kasten yaralama” suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
….işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
hükümleri yer almaktadır.


Öte yandan; 14/01/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da; aile içi şiddete maruz kalan eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin kendilerinin veya Cumhuriyet savcılığının bildirmesi üzerine aile mahkemesi hakimince verilecek tedbirlere ilişkin koruma kararına, kararın infazına, karara uyulmaması halinde yapılacak işlemlere ve açılacak davalara ilişkin hükümlere yer verilmiş bulunmaktadır.
Anılan Kanun’un genel gerekçesinde aile içi şiddet; “aile içinde bir bireyin diğer bir bireye yönelik fiziksel, sözel veya duygusal kötü davranışı” olarak kabul edilmekte ve toplumun en küçük birimi olan aile içerisinde gerçekleşen şiddetin yol açtığı veya açacağı zararların, toplum bünyesinde daha derin ve kalıcı izler bıraktığı vurgulanmaktadır.

Bu itibarla;
1. Ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve eşler arasındaki eşitliğe dayandığına ilişkin Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri de göz önünde bulundurularak, Ailenin Korunmasına Dair Kanun kapsamında, Cumhuriyet savcıları tarafından aile içi şiddete maruz kalındığının öğrenilmesi halinde, bu konuda herhangi bir şikayet de gerekmediğinden derhal soruşturmaya geçilmesi, ayrıca, koruma kararı alınması için ivedilikle aile mahkemesi hakimine bildirimde bulunulması,
2. Mahkeme tarafından tedbirleri içeren koruma kararının verilmesi durumunda, kararın kanunun amacına uygun olarak infazının sağlanabilmesi için kolluk birimleriyle sıkı işbirliği kurulması,
3. Mahkemece verilen koruma kararına uymayanlar hakkında kanuni işlemlerin yerine getirilmesi,
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.

CemilÇiçek
Old 23-11-2006, 01:10   #7
avukat

 
Varsayılan Korunanin Aİle OlmadiĞi Kesİn

Şiddetin sınırının tayin edilmemesi bence bu kanunda ki en büyük eksikliktir.Nedir şiddet. Darp edilmesimi, kötü söz söylemesimi, duygularına cevap vermemesimi. Zira Sizinde alıntıladığınız gibi sözel ve duygusal gibi çok geniş kavramlar kullanılmış ve keyfi bir uygulamaya yol açılmıştır. Türk aile sistemini anlamadan böyle bir maddeyi savunmak bence pek uygun olmaz. Zira iki kişi ve çocuklar günün her saatinde birlikte yaşıyorlar. Bunlar arasında mutlaka tartışmalar, kırılmalar olacaktır. Bunun sınırı nedir? Cumhuriyet savcısı eşler arasında ki her tartışmaya müdahale edebilecek midir? Zaten 5237 86 3 a da suçun şikayete tabi olmamasıda korunmaya çalışılan aile kurumunu temelinden sarsmakta ve eşlerin bir arada yaşama azmini kırmaktadır. Kocasına çok sinirlenen eş, bu sinir ile eşini terketse ve aynı sinir hali ile terkten iki gün sonra mor bir kol ile karakola gitse ve kocası tarafından iki gün önce darp ve tehdit edildiğini söylese yani bir nevi kocasına iftira atsa sonradan pişman olsa ve şikayetini geri alsa bile kocası bu iddiadan dolayı yargılanacak belki de ceza alacaktır. Böyle bir durumda yasanın aile kurumunu koruduğundan bahsedilemez.Bu durumda eşler arasında ki sevgi, Saygı ve Güven tamamiyle sarsılacak ve Aile kurumu bırakın zarar görmeyi tamamen bitecektir. 5237 Aile kurumunu Şikayete tabi suçlar arasından çıkararak korumamakta aksine aile kurumunu ortadan kaldırmaktadır. 4320'nin 2.Maddesinde meşhud suç kavramı kullanılmıştır. Zira böylesine önemli bir konuda -yani hürriyet hakkının kısıtlanması konusunda-
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir.
Cumhuriyet başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaybına bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu hükümlerine göre yapılır.Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.

Ayrı yaşayan eşler arasında koruma kararı alınmış olsa ve bu eşler caddede karşılaşsa ve eşlerden hakkında koruma kararı alınan eş birden bağırıp imdat dese sorgusuz sualsiz üç ay hapis. Sizce adil mi?
Old 23-11-2006, 11:04   #8
Ayşegül Kanat

 
Varsayılan

Sayın Avukat, "Yusuf ile Züleyha" sendromundan kurtulamadığınızı görüyorum.

Verdiğiniz örnekte kolu kırılan kadın doğruyu söylüyordur.

Kadınlar şiddet katlanılmaz hâle geldiğinde şikâyetçi olurlar.

Sokakta karşılaşırsa şiddet uygulayıcısıyla, emin olun, bağırmadığı taktirde öldürülecektir.

Bir başka yönü şiddet tanıklar önünde pek az uygulanır. Dolayısıyla mağdurun ifadesi yeterli olmalıdır. Suçlanan kişi bu işi yapmadığını "tanıklar bularak" kanıtlamalı diye düşünüyorum.

Kısacası üç ay az bile.Uygulandığı takdirde çeşitli nedenlerle şikâyetçi olamayan diğer kadınlara da cesaret gelecektir.
Old 23-11-2006, 22:47   #9
avukat

 
Önemli

Sayın Ayşegül Kanat;

Size kısmen katılıyorum. Mesela bir insan kolunda çok kolay bir ekimoz oluşturabilir ama kimse kalkıp kendi kolunu kırmaz. Veya herkes koluna cilt üstü abrazyon oluşturabilir ancak kimse kendi kendine gözünü morartamaz. Yasa koyucu bu ayrımı yapmadığından uygulamada bir çok suistimal ile karşılaşılmaktadır. Burada benim anlatmaya çalıştığım yasada ki boşluklardır. Söylediklerim kesinlikle dayakçı zihniyetin alkışlanması şeklinde anlaşılmamalıdır. Hürriyet en temel insan haklarındandır. Ve bu hakkı kısıtlamak bu kadar kolay olmamalı. Kadın açısından eski durum ne kadar kötü ise Erkek açısından yeni durum o kadar kötü bir duruma gelmiştir. Birde Yusuf-Züleyha meselesini anlayamadım. Konuyu biraz daha hukuk çerçevesinde değerlendirirseniz sevinirim. Saygılarımla;
Old 29-11-2006, 23:44   #10
Ayşegül Kanat

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan avukat
Sayın Ayşegül Kanat;

Size kısmen katılıyorum. Mesela bir insan kolunda çok kolay bir ekimoz oluşturabilir ama kimse kalkıp kendi kolunu kırmaz. Veya herkes koluna cilt üstü abrazyon oluşturabilir ancak kimse kendi kendine gözünü morartamaz. Yasa koyucu bu ayrımı yapmadığından uygulamada bir çok suistimal ile karşılaşılmaktadır. Burada benim anlatmaya çalıştığım yasada ki boşluklardır. Söylediklerim kesinlikle dayakçı zihniyetin alkışlanması şeklinde anlaşılmamalıdır. Hürriyet en temel insan haklarındandır. Ve bu hakkı kısıtlamak bu kadar kolay olmamalı. Kadın açısından eski durum ne kadar kötü ise Erkek açısından yeni durum o kadar kötü bir duruma gelmiştir. Birde Yusuf-Züleyha meselesini anlayamadım. Konuyu biraz daha hukuk çerçevesinde değerlendirirseniz sevinirim. Saygılarımla;


Sayın Avukat "hukukçu" olmadığım için katılmadığınız bölümleri anlamadım. Size ters gelse bile düşüncemi yazacağım: "Aile" kavramının korunması umurumda değil. Beni ilgilendiren nokta şiddeti yaşayan kadın ve çocukların korunmasıdır.

Mitoloji ve Dinler Tarihi erkeğe "iftira atan Züleyha"nın öyküsünü anlatır. (Yeni bilgilere göre Yusuf'un Züleyha'nın kendisine ilgi göstermesini, eşcinsel olduğundan dolayı reddettiğidir ki bu sonuç da beni ilgilendirmiyor.) Ama böyle bir olayın gerçekleştiği varsayılarak kadınların taciz ve tecavüzü açıklamaları "Züleyhacılık" olarak nitelenmiş,dikkate alınmamış, o kadınlar yalancılıkla suçlanmışlardır.

Mitoloji, Teoloji, Edebiyat ve Sanat elbirliği ile kadının ikincilleştirilmesini, sömürülmesini ve sonrasında da hukuk kurallarını etkilemeyi başarmışlardır. Cinsel Politika ve Toplumsal Cinsiyet böyle oluşmuştur.

Hukuk bağlantısını bulursunuz artık. Saygılar.
Old 06-06-2007, 17:50   #11
Av.Hatice Çilenger

 
Varsayılan şiddet olgusu yasanın uygulamasunda zorunluluk olarak uygulanıyor

4320 sayılı yasa bir reform olmadığı gibi bazı hallerde iyiniyetli olmayan tarafın işine dahi geliyor.Şöyle ki Boşanma davası açan kadın eşinin öfkesinden korktuğu için bir yakınının evine sığınıyor evde oturan kocayı evden çıkartmak mümkün olmuyor 4320 sayılı yasa kapsamında savcılık nezdindede girişimimiz oldu Aile mahkemesindede .Bu yasadan yararlanıp bir koruma tedbiri alabilirmiyiz diye..Müvekkilem bayanın, çocuğu ile evinde oturmasını sağlamaya çalıştık, maalesef tanıklara sorulan Şiddet uyguluyor mu ?sorusu cevabı olumlu olmadığı için tedbir uygulaması kararını vermiyorlar. Sonuç mu ? Koca evde tek başına oturuyor ve boşanmayacağım diye direnç gösteriyor ,kadın ise kardeşinin evinde üstelik alzheimer hastası olan bir evde, sığıntı konumunda , çocuk 17 yaşında üniversiteye hazırlanıyor.Ama bu sıkıntılı durumu yaşamakta devam ediyorlar seçenek yok ..Bence bu örnek yasanın reform olup olmadığının göstergesi Üstelik müşterek konut kadının babadan kalmış mirası..
Yasa kadının evde kalıp ,kocanın dışardan müdahalesini engelleyerek koruma sağlamayı hedeflemiş kocayı eve yaklaştırmamak mantığı üzerine kurulmuş,oysa görüyorsunuz yarattığı korku ile eve eğemen olanlar var.boşanma davasına rağmen evi terketmeyen kocayı nasıl çıkaracağız evden..Bu durumda yasa yetersiz kalıyor .Birde durumu ağırlaştıran, katiyen yoruma girmeyen olayı ceza davalarındaki gibi tedbir kararı vermede dayağı suçu unsuru gibi olmazsa olmaz değerlendiren hakim ve savcılarıda düşündüğünüzde yasa pek gösterişte kalıyor.













Alıntı:
Yazan hukukçu42
Bu yasa ailenin korunması noktasında bir reform mudur, yoksa infaz kabiliyeti bulunmayan bir metin midir?


Savcılık koruma kararının uygulanması nasıl izleyecektir. Her şiddet gören ailenin başına bir kolluk koymak mümkün değildir. Sonuçta eve girmemesi yönünde tedbir kararı verilen eş herşeye rağmen eve girecek, ailesine karşı belki de daha fazla saldırgan bir ruh haliyle şiddet uygulayacak şiddet gören eş bir fırsatını bulup kolluk kuvvetlerine başvuracak ve yasa işte bundan sonra aileyi koruya bilecektir.

Yasa her ne kadar aileyi koruma amaçlı çıkartılmış olsa da işlerliği için yine bir şiddet olgusuna ihtiyaç(!) var gibi.

Siz ne dersiniz?
Old 08-06-2007, 00:21   #12
dilekgulsen

 
Varsayılan

uygulanma kabiliyeti olmayan kanun, kanun değildir kanaatimce. fakültede okurken temel kavramlar öğretilirken; hukuk olması gerekeni değil olanı inceler deniyordu.ama olanlara bakınca konulan hukuk kuralları yetersiz kalıyor ne kadar vahim...
Old 08-06-2007, 01:07   #13
Av.Hatice Çilenger

 
Varsayılan

Kısacası yasadan yararlanmak için şiddet görmeniz şart tabi ki daha sonra şiddetin isbatı gerekecektir beyan yetmeyecektir.O halde; affedersiniz kafa ,göz yarılması veya vücudunuzda yara,bere olması gerekiyor.Tabi ki bir sonraki aşamada bu şiddet izlerinin ,koca tarafından gerçekleştiğinin de isbatı gerekecektir.Oysa geçici bir tedbir kararını bu kadar ağır koşullara bağlamak gerekir mi?birazda karar makamlarımızın uygulamada katı davrandıklarını düşünüyorum.Yasaya birazda işlerlik kazandırmak onlarında elinde..
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Aile İçi Şiddet ve 4320 Sayılı Kanun zeki erenler Aile Hukuku Çalışma Grubu 22 16-05-2009 00:28
iş kazası ve 4857 sayılı yasa enginer İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Çalışma Grubu 1 02-01-2009 16:11
5560 sayılı yasa hakkında üye8180 Hukuk Haberleri 0 19-12-2006 18:07
2005'de 4822 Sayılı Yasa trainer Hukuk Soruları Arşivi 1 17-02-2006 15:58
2521 Sayılı Yasa Ve Zoralım glossator Meslektaşların Soruları 0 15-09-2002 21:28


THS Sunucusu bu sayfayı 0,14398694 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.