Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Site Lokali Edebiyat, Müzik, Spor, Sinema, Bilgisayar.. Site üyelerimizin hukukla ilgisiz konularda sohbetleri için. [Siyaset ve din bu sitede konu dışıdır!]

Klasik Şiir Keyfi (Halk, Tasavvuf, Divan Şiiri) :))

Yanıt
Old 15-02-2004, 19:02   #1
Gemici

 
Varsayılan Klasik Şiir Keyfi(Halk, Tasavvuf, Divan Şiiri):))

Halk, Tasavvuf ve Divan Edebiyatlarımz birbirinden güzel örneklerle dolu. Bu güzel eserlere ulaşabilmemiz, en azından benim açımdan, bir hayli zor. Divan Edebiyatının üstün bir deha ve sanat örneği olan eserlerini genellikle anlıyamıyoruz bile. Antolojilerde bulduğum örneklerin çoğunu anlıyabilmek için dakikalarca sözlükleri karıştırdığım oluyor.

Hoşuma giden bazı şiirleri Site okuyucuları ile paylaşmak için bu köşeyi açıyorum.

Sizde beğenir ve katkıda bulunursunuz ümit ederim.

İlk şiir köşenin içeriği konusunda bir ip ucu veriyor.

Saygılarımla



„Ruhsati Külhan var Sen ne Olacaksın?...“

Ben aşıkım deyu laf etme günül,
Dağlarda duman var sen ne olacaksın?
Çağlar hak diliyle, Hakk’ı çağırır.
Şat, Murat , Fırat var, sen ne olacaksın?

Yazıcıoğlu yanmış evrak elinde,
Mecnun Hakk’a yetmiş, Leyla dilinde;
Ferhad canı vermiş Şirin yolunda,
Fuzuli Sultan var, sen ne olacaksın?

Aşk ile kül olmuş, yanmış Niyazi,
Eşrefoğlu gezmiş Şam’ı, Şiraz’ı,
Yunus meleklerden almıştır razı,
Bekayı bulan var sen ne olacaksın?

Emrah göçün çekmiş dar-ı fenadan,
Mansuri bendini asmış semadan,
Arınmış Kuddusi hep masivadan,
Canına kıyan var sen ne olacaksın?

Aşık Garip asmış sazını duvara,
Kerem Baba yanıp dönmüş küllere,
Kusuri’nin gözü dönmüş fenere,
Enelhak diyen var sen ne olacaksın?

Aşık Ömer gelmiş çok yazmış ebyat,
Kamili dünyada almamış murat,
Nizamoğlu, Dertli çok kılmış feryat,
Belayı bulan var sen ne olacaksın?
.................................................. .....

Nic’aşıklar gelmiş, niceler göçmüş,
Nice sır saklamış, nice sır açmış,
Nicesi bu yolda serinden geçmiş,
Ummana dalan var sen ne olacaksın?

Bazı aşık vardır sever savurur,
Mahbubu aşkından dağlar devirir,
Altmış beş yaşında çalar çağırır,
Mesleki(-i) suzan var, sen ne olacaksın?

Ben değilim, Hakk söyletir dilimi,
Bade içtim kimse bilmez halimi,
Şu yalan dünyadan çektim elimi,
Meftuni(-i) nihan var sen ne olacaksın

Çoklar aşk yolunda verdi serini,
Dağlar çekemezdi an ü zarını,
Daha öldürmedin nefsin birini,
Ruhsati, külhan var sen ne olacaksın?

Ruhsati

Raz: Sır
Beka: Sonsuzluk, ebedilik
Dar-ı fena: Ölümlü dünya
Masiva: Tasavvuf felsefesine göre Tanrıdan başka her şey,
Ebyat: Beyitler
Külhan: Hamamlarda ateş yakılan yer, burada: cehennem
An ü zarını: “ah ü zarını” olsa gerek
Old 17-02-2004, 21:34   #2
Ayfer Gökçen

 
Varsayılan

(XV. Asır)

ŞEYHî

GAZEL

Bahâr mevsimidür hemdem-i sabâ olalum

Gül ile dost kuhusuyla âşinâ olalum

Bahar mevsimidir; tan yeline arkadaş, gülle dost ve kokusuyla bildik olalım.



Çü devr-i lâledür ihlâs ile kadeh dutalum

Nite ki nerkis olur mest-i bîriyâ olalum

Madem ki lâle mevsimidir, o halde samimiyetle ele kadeh alalım ve nergis nasıl riyasız sarhoş oluyorsa, biz de öyle sarhoş olalım.



Zamâne sırrını ko gonca gibi ser-best

Çemen safâsına gül gibi dil-küşâ olalum

Bırak, yaşadığımız devrin sırrı konca gibi kapalı kalsın: Biz bağ, bahçe safasına gül gibi gönlümüzü açalım.



Cihan fütûhına Cem câmdur dimiş miftâh

Gelün mülâzim-i câm-i cihan-nümâ olalum

Cem, "dünyada neşe ve emel kapısının anahtarı kadehtir" demiş. Gelin, biz de içinde cihanı seyrettiren kadehten ayrılmayalım.



Amelden ücret umunca gurûr-i tâat ile

Günehde muhtazır-i rahmet-i Hudâ oallum

İbadetimize gururlanarak amelimizn karşılığını umacağımıza, günahımızın affı için Allah'ın rahmetini bekleyelim; ondan ümidimizi kesmeyelim.



Bahâr tevbeye Şeyhî cünun dimiş âkıl

Bugün muvâfakat et irte pârsâ olalum

Ey Şeyhî! Aklı başında olan, baharda edilen tövbeye deliliktir demiş. Gel bugün bu söze uy, içelim, keyfimize bakalım da yarın işi sofuluğa vururuz.
Old 17-02-2004, 21:37   #3
Ayfer Gökçen

 
Varsayılan

NECÂTî

GAZEL

Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler

Servi yürütmediler goncayı söyletmediler

Al yanaklı güzeller, gül bahçesinde gene neler yapmadılar! Selviye nazlı nazlı sallanmak cesareti ve koncaya açılmak fırsatı vermediler.



Taşradan geldi çemen sahnına bîçaredürür

Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

Lâle, bahçeye dışarıdan gelen bir zavallıdır; ondan dolayı onu gül devri sohbetine sokmadılar.



Âdeti hûblarun cevr ü cefâdur ammâ

Bana ettüklerini kimselere etmediler

Güzellerin huyu zaten cevir ve cefa ise de bana ettiklerini kimselere etmediler.



Hamdülillâh mey-i can-bahş ile sâkilerimüz

Âb-i hayvân ile Kevser suyın istetmediler

Allah'a hamdolsun ki, sâkilerimiz cana can katan şarapla, bize abıhayatı (hayat suyunu) ve Kevser suyunu artmadılar.



Ey Necâti yürî sabreyle elünden ne gelür

Hüblar cevr ü cefâyı kime öğretmediler

Ey Necâti! Yürü, sabret; elinden başka ne gelir? Güzeller cevirle cefayı kime öğretmediler ki..
Old 17-02-2004, 21:39   #4
Ayfer Gökçen

 
Varsayılan

(XVI. Asır)

FUZÛLî

Su Kasidesi'nden



1- Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü tutuşan odlara kılmaz çâre su

1- Ey göz(üm) (ey gözlerim), gönlümdeki ateşe göz yaşından (göz yaşlarımdan) su saçma; zirâ bu denli tutuşmuş (tutuşan) ateşlere suyun yapacağı bir şey yoktur. (Böylesine bir ateşi söndüremez).



2- Âbgûndur künbed-i devvâr rengin bilmezem

Yâ muhit olmış gözümden künbed-i devvâre su

2- Dönen kubbe mi (gökyüzü mü) su rengindedir, yoksa göz yaşlarım mı bütün gökyüzünü kapladı,b ilmiyorum.



3- Zevk-i tiginden aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırakur rahneler divâre su

3- (Ey sevgili) senin kılıç gibi keskin bakışlarının zevkinden (zevkiyle) gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Ki (zirâ) su (duvarın dibinden aka aka, duvara çarpa çarpa) zamanla duvarda yarıklar, oyuklar açar, meydana getirir.



4- Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

İhtiyât ilen içer her kimse olsa yara su

4- Yaralı gönül senin peykâna benzer kirpik uçlarından (kirpiklerinden) korkarak (bin bir türlü kuruntuya kapılarak) söz eder. Nitekim yarası olan kimse (hasta) suyu çekinerek (korka korka) içer.



5- Suya virsün bağban gülzârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün teg virse min gülzâra su

5- Bahçıvan boşuna uğraşmasın, gönül bahçesini sele versin (bozsun) zirâ bin tane gül bahçesini de sulasa senin yüzün gibi bir gül yetişmez, açılmaz.



6- Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına

Hâme tek bakmadan inse gözlerine kara su

6- Hattatın bakmaktan (yazmaktan, uğraşmaktan) tıpkı kalem gibi, gözlerine kara sular inse, yine de gubarî yazısını senin yüzündeki ayva tüylerine benzetemez.



7- Ârızun yâdıyle nem-mâk olsa müjgânum n’ola

Zâyi olmaz gül temennâsiyle virmek hâre su

7- Kirpiklerim, senin yanağını anarak ağlamadan dolayı ıslansa ne olu? (Zirâ) gül elde etmek için dikene su vermek boşa gitmez.




8- Gam günü itmr dil-i bîmârdan tigün tiriğ

Hayrdur virmek karangu gicede bâmâra su

8- Gam gününde (kederli günde) hasta, yaralı gönlümden kılıç gibi keskin bakışlarını esirgeme. (Zirâ) karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.



9- İste peykânın gönül hicrinde şevküm sâkin et

Susuzam bir kez bu sahrâda benümçün ara su

9- Ey gönül, (sevgiliden ayrı kaldığında onun ayrılık gününde) onun oka benzeyen kirpiklerini isteyerek (anarak) arzu ve isteğini onlarla sakinleştir, susuzum bu çölde; bir defa (ne olur) da benim için su ara.



10- Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nite kim meste mey içmek hoş gelür hüşyâya su

10- Ben, (senin ilâhî aşk şarabı sunan, lâl-ü cevher saçan) dudağını özlüyorum, (ben ona hasretim) zahidler, sofular ise kevsere tâlipler (bunu istiyorlar) nitekim (zaten bir vakıadır ki) sarhoşa şarap içmek, ayık kimseye de su içek hoş gelir.
Old 17-02-2004, 21:47   #5
Ayfer Gökçen

 
Varsayılan

Gazel kelimesi Arapça' da "kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek" demektir. Sevgiden, sevgilinin aşkından söz eden gazeller Arap edebiyatında önceleri kasideler içinde bir bölüm olarak görülürken VII. yüzyıldan sonra bu adla ayrı bir şekil olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ama bunlar bugün kullanılan anlamda bir nazım şeklinin adı olmayıp hangi şekilde yazılırsa yazılsın sadece konuları bakımından bu adı taşıyan şiirlerdir.

Gazelin asıl konusu aşk ve sevgilidir. Sevgili ile ilgili olarak şarap ve tabiattan söz edilir. Bu bir kural olmakla birlikte özellikle XVIII. yüzyıldan sonra gazelin konusu genişletilmiş; bir fikir, felsefî bir düşünce, bir hayat görüşü, tâlihten yakınma gibi başka nazım şekillerinin konularında da gazeller yazılmıştır.
Old 19-02-2004, 21:28   #6
Gemici

 
Varsayılan Felekmi, Trafik Canavarımı, yoksa başka Canavarmı ?

“Kahpe felek sana nettim neyledim
Attın gurbet ele parelerimi
Ahirin de beni sılamdan ettin
Kestin mümkünümü çarelerimi”

Feleğin elinden kurtuluş yoktur. Ya “çırnağı demireden” olan kuşunu başımıza musallat eder, yada sillesini bir vurur ki neye uğradığımızı şaşırırız. Bazen aniden gelir başımıza çöker, bazende yavaş yavaş gelir. Bizi gurbet ele atar, sevdiklerimizden ayırır. Yari alır elimizden. Her gittiğimiz yerde bizden yar ister. Neyzenin deyişi ile; gah düşürür gah kaldırır, leyla peşinden ıssız vadilere saldırır, çıkmaz sokaklara daldırır, her telden çaldırır, şifa diye zehir yutturur. Bazılarımıza kavun yedirir, bazılarımıza kelek. Bizi güldürdüğü nadirdir, arada sırada felekten bir gün yahutta gece çalarız, hepsi o kadar. Fazlasına yer yok.

Nedir peki bu felek, bizden ne alıp veremediği var? Kadermidir? Alın yazısımı? Başka kültürlerde de varmıdır, yoksa sadece Anadolu İnsanının başına musallat olmuş bir şeymidir? Bildiğimiz tek şey var ne yapsak netsek elinden kurtulamıyoruz.

Kendisi yetmezmiş gibi bir de son otuz kırk yıldır başımıza musallat ettiği bir “Trafik Canavarı” var. Onun da nereden geleceğini, yahutta ne zaman geleceğini bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey bu trafik canavarının, felekle ortakmışcasına, durmadan can aldığı, akrabalarımızı, tanıdıklarımızı, arkadaşlarımızı alıp götürdüğü, alıp götüremediklerini de sakat bıraktığı. Haberler durmadan, “trafik canavarının yine bilmem ne kadar can aldığını” duyuruyor.

Feleğin elinden yakamızı belki kurtaramayız, ergeç gelip bizi bulur. Ama tarfik canavarının elinden biraz da olsa kurtuluruz gibime geliyor, eğer bu canavarın bizim dışımızda, soyut bir şey olmadığını ve direksiyon başına geçer geçmez hemen hemen hepimizin küçük veya büyük birer trafik canavarı olduğumuzun bilincine varırsak.

Aktardığım Türkü bu trafik canavarıyla ilk tanıştığımız yıllara ait. O zamanlar daha yeni olduğu için türkülere bile konu olabiliyormuş; şimdilerde kendisine öyle alıştıkki, türkülere konu olması bir yana, bir kaç can birden almadan haber bile olamıyor.

Makinem geliyor önü kırmızı,
Düz ovada ecel çevirdi bizi,
Vay anam göresydi hallerimizi.
Makine makine kanlı makine,
Kimi ölüde kimi canlı makine.

Makinem geliyorda dağlar belinden,
Bir haber aldımda Ayşe gelinden.
Çokmu gördün felek aldın elimden?
Makine makine kanlı makine,
Vallah yaram derinde giden makine.


Saygılarımla
Old 25-02-2004, 21:55   #7
Gemici

 
Varsayılan

Karacaoğlan

Pencereden bakan dilber,
Güzelliğin bildirirsin.
Ak göğsünde lale, sünbül,
Ağlayanı güldürürsün,

Gerdan açık, benin çoktur,
Güzellikte eşin yoktur,
Kaşın yay ki kirpik oktur,
Vurduğunu öldürürsün.

Bülbül gülün sökününden,
Zülüf perçem takımından
Geçme cami yakınından,
Çok namazlar böldürürsün.

Karacoğlan bana yazık,
Yari gördüm, bağrım ezik.
Bahçendeki güle yazık,
Çok elletme soldurursun.


Saygılarımla
Old 07-03-2004, 00:13   #8
Gemici

 
Varsayılan

Yunus Emre

Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz (Kelec: Söz)

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı bal ilen yağ ede bir söz

Kelecilerin pişirgil yaramazını şaşııgil
Sözün us ile pişirgil demegil çağada bir söz

Gel ahi iy şehriyarı sözümüzü anal bari
Hezaran gevher dinarı kara toprağ ede bir söz

Kişi bile söz demini demiye sözün kemini
Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz

Yürü yürü yolun ile gafil olma bilin ile
Key sakın key dilin ile canına dağ ede bir söz (Key:Pek, katı)

Yunus imdi söz yatından söyle sözü gayetinden
Key sakın ol şeh katından seni ırağ ede bir söz

Saygılarımla
Old 14-03-2004, 00:28   #9
Nusret

 
Varsayılan Aşk Üzerine Bir Deyiş

Mecnunum Leylamı gördüm

Mecnunum Leylamı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandım ki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yaralar bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

İzzeti der ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Zülüflerin kemend etmiş
Yar boynuma taktı geçti

Not: Bu deyişin, İzzeti (Ali İzzet) gibi Şarkışla'lı olan Aşık Veli'ye ait olduğunu iddia edenler de var.
Old 14-03-2004, 01:06   #10
Nusret

 
Varsayılan Edip Harabi'den Bir Deyiş

Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram

Ey zahit şaraba eyle ihtiram
İnsan ol cihanda bu dünya fani
Ehline helaldir naehle haram
Biz içeriz bize yoktur vebali

Sevap almak için içeriz şarap
İçmezsek oluruz düçar-ı azap
Senin aklın ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali

Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali

Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma Harabi bundan ziyade
Çünkü bilmez haram ile helali


Harabi (Edip Harabi)
HARABİ VE DEYİŞLERİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ:

1853 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Ahmet Edip'tir. Harabi, sonradan şiirlerinde kullandığı mahlastır. Bazı şiirlerinde adı Edip olarak geçer.

Bahriye Birlik katibi olan Harabi, ömrünü İstanbul ve Rumeli'de geçirmiştir. 17 yaşında Bektaşiliğe giren Harabi, dünyadan göçüs yılı olan 1917'ye kadar bu yolun sadık bir bendesi ve yılmaz bir savaşçısı olmustur.

Tasavvufla ve tasavvuf üstadlarının eserleri ile yakından ilgilenmiş, hece ve aruzla yazdığı veya irticalen söylediği deyişlerle koca bir divan meydana getirmiştir. Yunus'un sevgi ve birlik duygusuna, Nesimi'nin sertliğine, Kaygusuz'un hiciv ve istihzasına, Pir Sultan'ın cesaretine bu dünyadaki deyişlerde bol bol rastlamak mümkün.

DİVAN
Harabi'nin kendi elyazısı ile meydana getirdigi divan 570 sahifelidir. Bu divanı inceleyen Nejat AN arkadaşımız şöyle yazıyor: "Edip Harabi Divanı, İstanbul'da Süleymaniye Kütüphanesinde, İhsan Mahfi kitapları arasında 98 numarada kayıtlı bir yazmadır. Şiirlerin yazılı olduğu defter arada bir sahifeleri başka renkte olan, ilk otuz sahifesi dış kenarından fare yeniğine uğramış, kalın bir defterdir. Şiirler gelişi güzel bir sırayla yazılmıştır. Sonda bir fihrist var. Bu fihristte, şiirlerin ilk mısraları ile, bunlarin hizalarında aşıkanedir, rindanedir, hezeldir, nefestir, kafiranedir, mersiyedir, hicvamizdir, felekten şikayettir, vahdet-i ilahidir, berayı latife söylenmistir, hakimanedir, duadan ibarettir... gibi izahlar var.

Şiirleri aruzla ve hece ile yazılmıştır. Şairin bu iki vezne de çok alışık olduğu hakimiyetinden anlaşılıyor. Uyakları kimi zaman göz için, kimi de kulak içindir. Rediflere rağbeti vardır. Nazım şekillerini maksadına göre seçmekte ustadir.

Edip Harabi, tasavvuf konularında olduğu kadar hiciv alanında da usta ve tecrübeli bir şairdir. Hicviyelerinin üstünde, kime niçin ve ne zaman yazıldığını gösteren notların bulunması; onların ilginçliğini artırmaktadır.

Bu arada şairi coşturan, kızdıran sebeplerin belli olması, onun hayatı hakkında da epey bilgi vermektedir.


YENİDEN DOĞUŞ
Harabi, bütün Bektaşiler gibi yeniden doğusa ermiş ve hayatına yeni bir yön vermiştir. Bu doğuş 17 yaşında olmuştur:

Berzahtan kurtuldum çıktım aradan
Onyedi yaşında doğdum anadan
Muhammed Hilmi Dede Baba'dan
Çok şükür hamdolsun geldim imkane


Çok genç yaşında, Merdiven Köyü Bektaşi Tekkesinde M. A. Hilmi Dede Baba'ya ikrar verip tarikata giren Harabi hayatının sonuna kadar bu ikrara sadık kalmış, şiir ve nefesleri ile Bektaşi edebiyatının en kudretli ustadlarından biri olmuştur.

Bektaşi olmadan önceki halini söyle anlatır: "Abdestimi alır, taştan duvare karşı bir kalkar bir yatardım. Savmı salatı bırakmazdım. Cennetle huri, gılman sevdası vardı gönülde. Beş vakte beş katardım, çok namaz kılardım, camileri gezerdim. Allah'a vasıl olmak böyle olur sanırdım."

Yeniden doğuş ona yeni düşünceler yeni inançlar getirir ve ona şu mısraları yazdırır:

Allah idi muradım
Gece gündüz onu aradım
Derlerdi hiç bulunmaz
Çünkü o lamekandır
Miraca nail oldum
Bir haylice zamandır
Hariç değildir Allah
Me'vasıdır o dergah


HER ŞEY ADEMDEDİR
Harabi, artık medrese ve mescit softalığından tamamen kurtulmuş, kendisine yeni bir kıble bulmuştur: Adem.

Ona göre herşey ve herşeyin yaratıcısı olan Tanrı ademdedir. Ve gerçek Kıble ademdir:

Vechi Harabiye gel eyle dikkat
Hakkın cemalini eylersin rüyet


Bu, Harabi'ye has bir fikir değildir. Harabi'den önce de çok söylenmiştir. Mesela, ondan 500 yıl önce Nesimi de aynı inancı şu mısralarla dile getirmiştir.

Ademde tecelli kıldı Allah
Kıl ademe secde olma gümrah
Ademdir iki cihanda maksut
Secde etmeyen ona oldu merdud
Haccı ekber kılmak istersen gel ey zahid beru
Aşıkın kalbi içinde sen bu beytullahı gör


Adını bilemediğimiz başka bir Bektaşi şairi bu konuda şöyle der:

Hararet nardadır sacda değildir
Keramet sendedir tacda değildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac'da değildir


Seyyit Nizamoğlu'nun divanında da yer yer bu fikre rastlamaktayız:

Bende Cennet bende tuba bendedir
Alem-i vahdette yoktur gayri hiç
Cümle mevcudat-i eşya bendedir
Gel dilersen hakkı görme Seyfiya
Gel beru gel Tur-u Musa bendedir


Bektaşi edebiyatı bu çeşit örneklerle doludur. Herşeyde Hakkı görmek ve mevcut olan herşeyde birlik ve beraberlik bulmak haline eskiler vahdet-i vücud adı vermişlerdir. İşte Harabi, vahdet-i vücuda canı gönülden inanmış ve bağlanmış bir şairdir.

Kaynak: HARABİ VE DEYİŞLERİ, (Haz. Sefer Aytekin, 1959)
Old 14-03-2004, 01:16   #11
Nusret

 
Varsayılan Pir Sultan'dan Bir Deyiş

Derdim Çoktur Hangisine Yanayım

Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Yine Tazelendi Yürek Yarası
Ben Bu Derde Hande Derman Bulayım
Meğer Şah Elinden Ola Çaresi

Efendim Efendim Benim Efendim
Benim Bu Derdime Derman Efendim

Türlü Donlar Giyer Gülden Naziktir
Bülbül Cevreyleme Güle Yazıktır
Çok Hasretlik Çektim Bağrım Eziktir
Güle Güle Gelir Canlar Paresi

Efendim Efendim Benim Efendim
Benim Bu Derdime Derman Efendim

Benim Uzun Boylu Serv-i Çınarım
Yüreğime Bir Od Düştü Yanarım
Kıblem Sensin Yönüm Sana Dönerim
Mihrabımdır İki Kaşın Arası

Efendim Efendim Benim Efendim
Benim Bu Derdime Derman Efendim

Didar İle Muhabbete Doyulmaz
Muhabbetten Kaçan İnsan Sayılmaz
Münkir Üflemekle Çırağ Soyunmaz
Tutuşunca Yanar Aşkın Çırası

Efendim Efendim Benim Efendim
Benim Bu Derdime Derman Efendim

Pir Sultan'ım Katı Yüksek Uçarsın
Selamsız Sabahsız Gelir Geçersin
Dilber Muhabbetten Niçin Kaçarsın
Böyle midir İlinizin Töresi

Efendim Efendim Benim Efendim
Benim Bu Derdime Derman Efendim
Old 14-03-2004, 01:42   #12
Nusret

 
Varsayılan Noksani'den Bir Duaz-ı İmam

DUAZ-I İMAM

Kudret Kandilinde Balkıyıp Duran
Muhammed Ali'nin Nurudur Billah
Zuhur Edip Küffarın Meskenin Yıkan
Elinde Zülfikar Ali'dir Billah

Elinde Zülfikar Altında Düldül
Önünce Kamberin Dilleri Bülbül
Hazreti Fatma Anam Cennetten Bir Gül
Ona Sırrım Dedi Hak Resulullah

Fatma Anadan Geldi Hasan Hüseyin
Onların Nuruyla Ziyalandı Din
Kırklara Erişti Zeynel Abidin
Çekeriz Yasını Hasbeten Billah

Muhammet Bakır'dan Cafer-i Sadık
Musa-i Kazım İrıza'dan Bin Yadıp Durduk
Tarikat Abıyla Cesedi Yuduk
Hak Buyurdu Müminin Kalbi Beytullah

Taki Naki İmamların Şivanı
Hasan-el Askeri Cismin Sultanı
Elinde Zülfikar Sahip Zamanı
Vakit Tamam Oldu Göndere Allah

Noksani'yem Niyazımız Üstadda
Elinde Zülfikar Hem Ehli Kanda
Bin Bir Donda Baş Gösterdi Aliyel Murtaza
Mürşidimiz Bülbülümüz Eyvallah



Noksani

Hayalin gönlümde olalı mihman
Gah uslu gezeriz gah divaneyiz
Soyunup aşkından olmuşuz üryan
Gah Mecnun oluruz gah efsaneyiz

Noksani Mehdi-i Şah'a bendeyiz
Kanda varsak Kırklar ile cemdeyiz
Hakk'ı özümüzde bulduk demdeyiz
Pirin eşiğinde can kurbaneyiz



Asıl adı Ahmet Kaynar olan 1899'da Sivas'ın Kangal ilçesinde doğan, ayaklarından özürlü bulunduğu için Ruhsati tarafından Noksani adı verilen ozan, Erzurumlu Noksani'den ayrı bir kişi olup, 5 Mayıs 1972 de Kangal'da ölmüştür.

Bu kitaba aldığımız Erzurum'lu Noksani, medrese öğrenimi gördükten sonra 30 yaşlarındayken Sadık Dede'nin müridi oldu. Bir bakkal dükkanı açarak geçimini sağlamaya çalıştı. Karısı yüzünden ''İtibarını'' yitirdiği, şeyhinin ona bu nedenle Noksani mahlası verdiği belirtilir. Şiirleri, Alevi-Bektaşi edebiyatı geleneğine bağlıdır. XIX. yüzyılın ilk yarısında 1872'de öldü. Doğum tarihi bilinmiyor.

Rahmetli Sadettin Nüzhet Ergun'un ve Rahmetli Vasfi Mahir Kocatürk'ün üç dört şiirini yayınlayıp bilgi olarak da "19. yüzyıl ozanıdır" dedikleri Noksani, Hasankale'li Rahmetli Şinasi Koç'un 1943-45 yılları arasında derleyip toparladığı ve yayınlanması için Adil Atalay'a verdiği defterdeki bilgiye göre 18. yüzyıl ozanıdır.

18. yüzyılın sonlarında Erzurum'da doğmuştur. Asıl adı İsmail’dir. Dönemin koşullarına uyarak babası ona medrese öğrenimi yaptırır. Bu yıllarda İnce Molla olarak ünlenir.

Noksani'nin babası İsmail, Ağucan Ocağı'ndan Sadık Dede'ye bağlıdır. Sadık Dede ise Elazığ'ın Sün Köyünde Koca Seyyid oğullarındandır. Bu ocağın adı Ağucan'dır. Ocağın kökü İmam Hasan'a varır.

Günlerden bir gün Sadık Dede, taliplerinden İsmail'i görmek için Erzurum'a gelir. Ev halkı büyük bir sevinçle kendisini karşılar. İçlerinde İsmail yoktur. Sadık Dede, İsmail’i sorar. Babası da "Buralardaydı. Nerede ise şimdi gelir" yanıtını verir.

Biraz sonra İsmail içeri girer. Onu yakından izleyen Sadık Dede, İsmail'deki değişikliğin hemen farkına varır. O durumada İsmail, Alevi geleneğine göre "Zahir ilmine" kapılmıştır. Kibirlidir. Kendinden üstün kimse olmadığı savındadır.

Bunu anlayan Sadık Dede, elini öpen İsmail'in iki omuzu arasına iki eli ile vurur. Dua eder. İsmail’in ağzından bir duman çıkar ve düşüp bayılır. Bir süre sonra ayılır ve Sadık Dede'ye bakarak söyler.

Gönlümün ziyası, gözümün nuru
Gönlümde mihmanım sen oldun ezel
Kolumun kuvveti, dizimin feri
Ruh ile revanım sen oldun ezel


Sadık Dede, İsmail'e ''Noksani'' tapşırmasını verir. Bundan sonra kısa bir süre içerisinde deyişleri dillere yayılır. Halkın sevgilisi durumuna gelir.

Yıllar sonra Hasan Kale'nin Taşlıyurt köyünde eğitmenlik yapan Rahmetli Şinasi Koç, bu deyişlerle karşılaşır. Noksani'nin kimliği üzerinde araştırma yapar. Hasankale'nin Esende (Bad-ı Civan) köyünden Veli Beğ oğullarından Molla Mahmut ve yeğeni Bektaş'ta bir mecmua görür. Noksani'ye ilişkin deyişlerle doludur. Gene bu arada Noksani'nin bir torununun sağ olduğunu işitir. Erzurum Halkevi'nde görevli olduğunu öğrenir. Lütfiye adındaki bu torunla görüşür. Lütfiye o yıllarda (1945) seksenlik bir bacıdır. Ondan öğrendiğine göre, Noksani'nin üç oğlu doğmuş. Rıza, İsmail, Zekiye. Rıza'dan Adil ve Zekiye adlı iki torunu olur. İsmail'den Ziya ile Lütfiye diye iki torunu vardır. Lütfiye'den ise Makbule ve Hatice diye iki kız torunu olur. Makbule ise Horasan'dan tahsildar Yaşar'la evlenir. Soy böyle yürür gider.

Noksani Erzurum'da ''Limoncu'' ve ''Kavcı'' diye ünlenen dostları ile, ayrıca Horasan'ın ''Endek'' ve ''Müşkü'' köylerindeki dostları ile sık sık görüşür, muhabbet edermiş.

Erzurum'da Taşmağazalar'da bir küçük bakkal dükkanı varmış. Orada kazandığı parayla geçimini sağlarmış. Bir gün dostlarından biriyle muhabbet ederken, bir çocuk gelir elinde az bir para vardır: ''Noksani amca, al bu parayı bana şeker ver! '' der. Noksani sohbetin içinde parayı alır eski şekerler top, toptur. Bir top alır verir, hiç bakmaz bile. Çocuk eve gelir. Annesi şekeri görünce "Bu şekeri habersiz mi aldın? " diye sorar. Çocukla beraber dükkana varır. O zamana kadar misafir gitmiştir. Noksani Baba tezgahının başına geçmiştir. Kadın çocuğun eline gene o kadar para verir. Şeker istetir. Parayı alan Noksani şekeri kırar, tartarak verir. Bu kez az bir parça olur. Kadın sorar "Noksani Baba. Biraz önce aynı paraya pek büyük bir parça vermiştin! " dediğinde, Noksani Baba "Ah evladım, getir o muhabbeti ki verem o şekeri! " der (Adil Ali Atalay, Noksani Baba, sf. 7).

Hz. Ali ve Oniki İmam sevgisiyle dopdolu olan Noksani, tarikatın tüm inceliklerini şiirlerine ışık ve renk olarak düşürmeye özen gösteriyor. Varlık birliği öğretisini somutlaştırarak sevgi, muhabbet örtülerine sararak lirizm denizine, şiir ummanına atıyor. Akıcı, duru bir söyleyiş, kopukluk göstermeden tarikat, inanç, sevgi üzerine Noksani'nin görüşlerini, düşüncelerini yaşamı boyunca oluşturduğu bilgi birikimini sabır ve olgunluk atmosferi ortasında şiirsel öğelere zarar vermeden Türkçe'nin tadını arttırarak sergiliyor. Şiirleri Adil Ali Atalay tarafından bastırılmıştır.

Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi
İsmail Özmen
Kültür Bakanlığı Yayınları
Old 14-03-2004, 02:23   #13
Nusret

 
Varsayılan Virani, Arifoğlu ve Hatayi'nin şiirlerinden oluşan bir semah

Semah

1. Kısım Söz: Virani

Hey Dost , Hey Dost, Hey Dost, Hey Dost, Hey Dost, Hey Dost
Benim Tabibim
Gitme Giden Gitme Sual Sorayım
Ol Nazlı Pirime Benzettim Seni
Sende Hak Nişanı Vardır Gördüğüm
Hak Dediğim Yere Benzettim Seni

Mevlayı Seversen Eğlen Dur Getme
Aşık Akan Sulara İntizar Etme
Bir Kaşları Suna Gözleri Sürme
Kipriği Hançere Benzettim Seni

Hudey Haydar Hudey Benzettim Seni

Kapısına Seydullah'a Vardığım
Davasın Derdime Derman Kıldığım
Aşkın Havasına Hayran Olduğum
O Nazlı Pirime Benzettim Seni
O Nazlı Şahıma Benzettim Seni

Eydir Virani'yem Kalu Belaya
Sofrası Meydanda Bektaş Veli'ye
Bir İsmi Muhammed Biri Ali'ye
Alüyül Haydar'a Benzettim Seni

Hudey Haydar Hudey Benzettim Seni

2. Kısım Söz: Arifoğlu

Dooooooost
Mecnun Olup Leyla’sını Bulanlar
Gam Keder İstemez Yar Yar Muhabbet İster
Zikr Edip Yara Zayi Vermeyen
Kul Olup Pirinden İbadet İster

Gerçekler Seyreder Hint’ten Yemen'e
Kafir Zoru Görmezse Gelmez Amana
Dört Kitap Okusa Gelmez İmana
O Fani Hüdadan dem dem Hidayet İster

Gerçeğin Nefesi Yar Yar Eridir Dağı
Yalancının Ataşı Eritmez Yağı
Muhabbetten Geri Gelenin Çoğu
Kimi Seyre Gelir Kimi Et İster

Kamil Yanında Cahilin Huyu Bulunmaz
Şeriat Ehline Tarık Çalınmaz
Yayan Yörümeynen Menzil Alınmaz
Menzil Almak İçin Keskin At İster

Hudey Haydar Hudey Keskin At İster

Arifoğlu Eğri Hacat Söylemez
Çirkine Güzel Deme O Huri Olmaz
İman Bir Kat Köynekte üşür Eğlenmez
İmanın Gömleği Ondört Kat İster

Hudey Haydar Hudey Ondört Kat İster

3.Kısım Söz: Şah Hatayi

Hay Hay, Dost Nenni, Has Nenni Şah Nenni

Ezel Bahar Olmayınca
Kırmızı Gül Bitmez İmiş
Kırmızı Gül Bitmeyince
Sefil Bülbül Ötmez İmiş

Doost
Bülbüller Gelir Ötmeye
Güle Sarılıp Yatmaya
Bağıban Gülü Satmaya
Gül Kadrini Bilmez İmiş

Gel Ey Bağban Satma Gülü
Haramdır Parası Pulu
Ağlatma Sefil Bülbülü
Gözyaşını Silmez İmiş

Yılda Bir Gün Ziyan Olur
Dost Yoluna Talan Olur
Bazı İnsan Hayvan Olur
Hayvan Adem Olmaz İmiş

Dooost
Şah Hatayi'm Ölmeyince
Tenim Turab Olmayınca
Dost Dosttan Ayrılmayınca
Dost Kadrini Bilmez İmiş

Derleyen: Sabahat Akkiraz
Old 14-03-2004, 02:47   #14
Nusret

 
Varsayılan Kul Himmet Üstadım

Kul Himmet Üstadım

Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum çullar geydim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu


Asıl adı İbrahim’dir. Divriği’nin Örenik Köyü'nde doğdu. Yine aynı köyde öldü. Ölüm ve doğum tarihleri belli değildir. Tahminen bundan yüz sene evvel öldüğü söyleniyor. Doluyu Kul Himmet’ten içtiği için onu üstad tanımıştır.

Bütün cönk, mecmua ve neşriyatta şiirleri Kul Himmet’e mal edilmiştir. Meşhur Kul Himmet'le Aşık İbrahim’i birbirinden ayıran en bariz fark yalınız “Üstadım” kelimesidir. Kul Himmet Üstadım mahlaslı şiirler Kul Himmet’in değil, bittabi İbrahim’indir. Asıl adının İbrahim olduğunu, hem ihtiyarlar hem de:

Aşık İbrahim de bir mana söyler
Ben gidersem ismim kalsın dillerde


Beytiyle kendisi söylemektedir.
Bu muhitin şairi olduğunu şiirlerinde sık sık geçen mahalli semtlerin adlarından da anlayabiliyoruz.

Bir gün ayin-i cem’de dede tarafından düşkün edilmiş. Her nereye gitti ise kimseden yüz bulamamış. Yedi sene serserice dolaştıktan sonra yegane çareyi yine aynı dedeye yalvarmakta bulmuş.

Şairimiz, mevzularını yalnız tarikattan değil, içtimai hayattan da almıştır. Bir kızın gelin olduğu evde dirlik edemeyip, kahrından ölmesi; yağmur yağmadığı zaman köylülerle beraber yağmur duasına çıkması ve bir kömür gözlünün derdi zaman zaman onun şiirlerinde yer almıştır. Bu şiirlere yalnız muhitimde değil, Türkiye’nin her tarafındaki Bektaşi mecmualarında rastlamak mümkündür.

Kul Himmet Üstadım, belli başlı şairler arasında yer almağa layık kıymetlerdendir.

Divriği Şairleri-İbrahim Aslanoğlu
İstanbul 1961



Seyyah Oldum Şu Alemi Gezerim

Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden
Kusurum gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk
Tükendi daneler kalmadı azık
Yazıktır şu geçen ömüre yazık
Bir dost bulamadım gün aksam oldu

Gene kırcalandı dağların başı
Durmadan akıyor gözümün yaşı
Verdiği emeği alıyor kişi
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum çullar geydim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu



Gafil Kalma Şaşkın Bir Gün Ölürsün

Gafil kalma şaşkın bir gün ölürsün
Dünya dolu malın olsa ne fayda
Ettiğin işlere pişman olursun
Pişmancalık ele geçmez ne fayda

Bir gün seni götürürler evinden
Hak-kın kelamını kesme dilinden
Kurtulmazsın Azrail'in elinden
Türlü türlü yolun olsa ne fayda

Söylersin de sen sözünden şaşmazsın
Helalini haramından seçmezsin
Kesilir kısmetin suda içmezsin
Akan çaylar senin olsa ne fayda

Sen söylersin söz içinde sözüm var
Çalarsın çırparsın oğlun kızın var
Hiç demezsin üç beş arşın bezim var
Bedestanlar senin olsa ne fayda

Kul Himmet Üstadım çöksem otursam
Türlü varlığımı ele götürsem
Dünya benim diye zapta geçirsem
Bütün dünya senin olsa ne fayda
Old 21-03-2004, 17:51   #15
Gemici

 
Varsayılan

Sayın Nusret

Alıntı:
Adini bilemedigimiz baska bir Bektasi sairi bu konuda söyle der:

Hararet nardadir sacda degildir
Keramet sendedir tacda degildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac'da degildir


Bu dörtlük benim bildiğim kadarı ile Yunus Emre ye ait. Ama yukarıdaki şekli ile değil. Abdülbaki Gölpınarlının Yunus Emre ile ilgili bir kitabında okumuştum ilk olarak. Şiirin tamamı ya dört yada altı dörtlükten oluşuyor bildiğim kadarı ile. Ama tam olarak emin değilim.

Benim bulabildiğim şiirin sadece iki dörtlüğü. Bu şiiri ilk olarak Ruhi Su “Yunus Emre” isimli uzunçalarında seslendirmişti. Son olarak Ahmet Özhanın sesinden dinledim. Her ikiside şiirin son dörtlüğünü okuyor ve bu son dürtlükte Yunus un ismi geçiyor.

Ahmet Özhan ın seslendirmesinde şiir şöyle:

Dervişlik baştadır tacda değildir
Kızdırmak oddadir sacda degildir(Ruhi Su da “ıssılık oddadır” )
Eğer bir müminin kalbin yıkarsan
Hakka eylediğin secde degildir

Hakkı arar isen kalbinde ara
Kudüste Mekkede hacda degildir
Kabul et Yunusun ergen sözünü
Tezcek gelir başa geççe değildir.


Şiir bence tasavvufun en güzel örneklerinden birisi.

İnternette şiir en azından on değişik şekilde yazılmış. İnternetin yol açtığı kültürü yozlaştırma gelişiminin bir parçası olarakmı görmek gerekir, yoksa internetten önce de böyle bir gelişim vardı bilmiyorum. Bildiğim tek şey internetteki, özellikle ilk iki mısra da birbirini tutmayan bazende şiiri anlamsızlaştıran, yazılış şekilleri. Birkaç örnek:

“Keramet baştadır taçta değildir”
“Keramet hırkada taçta değildir”
“Maharet baştadır”
“Keramet baştadır saçta değildir(en anlamlısı!!!!)
“Keramet sendedir tacda değildir”
“Hararet addadır...”
“Hararet nardadır sacda değildir, Dervişlik hırkada sacda değildir”

Yukarıdaki alıntıların hepsi alevi derneklerinin internet sayfalarından ve şiirin sahibi olarak Hacı Bektaş ı Veli gösteriliyor. Yunus Emre ile Hacı Bektaş ı Veli tesadüfen hemen hemen aynı anlama gelen şiirlermi yazdılar, yoksa birinin şiiri diğerinemi mal edilmek isteniyor, işin içinden çıkabilmek biraz zor.

İşin en kötü yanı, şiirin zamanla orijinal yazılış şeklinden tamamen uzaklaştırılması ve anlamını yitirmesi. İnternet yozlaştırmasımı diyelim?

Saygılarımla
Old 22-03-2004, 16:05   #16
Nusret

 
Varsayılan

Sevgili Gemici Arkadaşım;

Bu gibi değişmelerin İnternet ile ilgisi yok bence. Çeşitli ozanların, aşıkların şiirlerinin başka aşıklara bilerek veya bilmeyerek maledilmesi yeni bir olgu değil.

Yukarıda örnek verdiğim deyişlerden son kıtada geçen mahlastan İzzeti'ye ait olduğu anlaşılan deyişin Aşık Veli'ye ait olduğunu ve son dörtlüğünün öyle olmadığını (diğer son dörtlüğü mesaj uzamasın diye oraya yazmamıştım) iddia edenler de var.

Öte yandan, bazı ozanların tek bir kişiden değil bir sürek halinde birbirini izleyen birden çok ozanın aynı mahlasla şiir yazarak bir ozanlık geleneği yarattığını söyleyenler de var, Homeros geleneği gibi. Bizde de Pir Sultan Abdal'ın tek bir kişi olmadığını, aynı mahlası kullanan birden çok ozanın bir Pir Sultan süreği oluşturduğunu söyleyenler vardır, Sabahattin Eyüboğlu gibi. Akla aykırı da gelmiyor bunlar. Bunun için S.E.'nun Pir Sultan Abdal adlı incelemesini okumakta fayda var.

Selamlar, sevgiler...
Old 19-04-2004, 00:28   #17
Gemici

 
Varsayılan

Seyrani (1807 - 1866)
Kayserinin Everek(Develi) kasabasından. Devrin ileri gelenlerine yaranamadığı veya yaranmak istemediği için yaşamını yoksulluk içinde geçiren, zamanının (yaşadığı devrin) çarpıklılarını dile getiren bir şair. Şiirlerini okuyunca insanın aklına ister istemez “ az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, geri dünüp baktımki, yerimde saymışım...” demek geliyor. “Yerimde saymışım” masalda yok ben ekledim.


Mahkeme meclisi icat olduğu
Çeşme-i rüşvetin akmaklığından
Kaza bela ile alem dolduğu
Kazların kadıya uçmaklığından

Selefin rüşvetle hüccet yazması (hüccet:senet, belge)
Halefin hükmün bozması
Yıkılan binanın birden tozması
Asıl sermayenin topraklığından

Asıl sermaye-i niyabetleri (niyabet: vekalet, naiblik)
Emval-i eytamdır ticaretleri (emval:mülkler,mal eytam;yetimler))
Davet-i rüşvete icabetleri
Sıdk ile gönlünün alçaklığından

Bülbülün aşkıdır dalda öttüğü
Çobanın sütedir koyun güttüğü
Toprağın Habil'i kabul ettiği
Şüphesüz yüzünün yumuşaklığından

Dünyadan ahrete gidip gelmemek
Olmaza iktiza eder ölmemek (iktiza;gerekme,ilahi takdir)
Balık baştan kokar bunu bilmemek
SEYRANİ gafilin ahmaklığından

Saygılarımla
Old 26-04-2004, 23:57   #18
Gemici

 
Varsayılan

Seyrani (1807 - 1866)

Hak yoluna gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er pir vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Münkir ile cenk edenin
Silah olsam ellerine

Bir üstada olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi yapsam tarak
Yar saçının tellerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yare çevirseler
Harman edüp savursalar
Muhabettin yellerine

Vakit kalmadı durmağın
Kaldır SEYRANİ parmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine


Saygılarımla
Old 29-04-2004, 17:09   #19
h.duran

 
Varsayılan

zannediyorum bir anlam kayması var.tasavvuf edebiyatındaki bir çok kavram zamanın getirdiği seküler yaşamla birlikte hakkıyla anlaşılamamaktadır.

örneğin; merkeze ademin alınması, kökü sofistlere kadar dayandıra
bileceğimiz (hümanizm) ölçü olarak insanın merkez alınması ile örtüşmemektedir.aksine anlamını;insanın kendini yokluğa yani arızi sıfatlardan arındırarak kendini aşkın güçte eritmesine dayandırmaktadır.yani ilkel toplumlardaki panteizmden farklı olan ene'l Hakk (hallac-ı mansur, şems,beyazıd-i bistami) kavramına dayandırmaktadır.
dil devriminin getirdiği aksaklıklardan dolayı kaynaklara inilememesi bir sorun olarak duruyor.
Old 29-04-2004, 17:16   #20
h.duran

 
Varsayılan

insana verilen önemin kökenine inecek olursak;mutasavvuflar Allahın ruhundan insana üflediğini ve bu nedenle insanın şerefli (eşref-i mahlukat)hatta yaratılmışların en şereflisi olduğunu düşünmektedirler.bu görüşlerin çıkış noktası kur'an ayetlerinin yorumlanmasıdır. bu nedenle de kendini bilen Allah'ı bilir denilmiştir.
Old 29-04-2004, 17:22   #21
h.duran

 
Varsayılan

biraz da AŞK
şiirlere bir katkı

abestir intihab-ı çay buse vech-i dilberde
derun-u Kabede tayin-i mihrab olmaz.

şeyhülilam yahya
şerh:güzelin yüzünde öpülecek yer aramak kabenin içinde kıble aramak kadar abestir.
not:kabenin içinde istediğiniz yöne dönerek ibadet edebilirsiniz.
Old 05-05-2004, 23:37   #22
Gemici

 
Varsayılan

Celali Baba XIX yüzyıl

Yoksul bir çoban olan Celalinin ölen karısı için söylediği bu ağıt, bildiğim kadarı ile o zamana kadar edebiyatımıza konu olmamış olan köy hayatını konu alması bakımından, içten ve sade Türkçesi ile, edebiyatımızdaki ilklerden sayılır.

Yurt yuva kıldığın tenli mereği
Düzüp kotardığın tepir eleği
Şu kavdan yaptığın tecir tereği
Divan-ı Bari ye yadigar götür

Yetim gömleğini diken iğneyi
Her gün yal verdiğin topal ineği
Ayran topladığın ak küleği
Mahşer yığnağına sakla götür

Üç kot arpa beş kot çavdar ekerdik
Kesmik ekmeğine hasret çekerdik
Namertlere ağu merde şekerdik
Sözünü tekrar et iftihar götür

İle kısmet balsa bize pay taştı
Yokluktan derdimiz deriden aştı
Açlıkla uğraşmak hayli savaştı
Çektiğin mihnetten ah u zar götür

Yetim kalmış idin emzik tavında
Gamla kavrulmuştun gençlik çağında
Bir gül yeşertmedin vuslat bağında
Gönül yaraların beraber götür

De ki kadir Mevlam bize ilişme
Dünyada sızıyan çıbanı deşme
CELALİ BABADAN sorma söyleşme
Bir dertli çobandan bir selam götür

tenli merek: rutubetli dam
tepir: kıl elek, kalbur
Tecir terek: kap kacak
Divan-ı Bari: Tanrı divanı
Kot: tahıl ölçüsü
Kesmik: iyi dövülmemiş kılçıklı buğday


Saygılarımla
Old 29-05-2004, 00:14   #23
Gemici

 
Varsayılan

Maniler
1.
Fırat bu, derinse ensiz olurmu?
Güzel imansızsa dinsiz olurmu?
Sağ göğsünün üstü BENlidir madem,
Sol göğsünün altı BENsiz olurmu?

2.
Ay doğdu öze düştü
Çifte ben yüze düştü
Elin yari yanında
Ayrılık bize düştü

3.
Afyon ektim azmamış
Yarim gidip kazmamış
Ben mevlaya gücendim
Seni bana yazmamış

4.
Diyarbakır karpuzu
Ata vurdum mahmuzu
Anası çeyiz ister
Gel de satma öküzü
Old 01-07-2004, 21:28   #24
Gemici

 
Varsayılan

Ey erenler ey kardeşler ecel ere ölem bir gün
İşlerime pişman olup kendözüme gelem bir gün

Yanlarıma kona elim söz söylemez ola dilim
Karşıma gele amelim nittim ise görem bir gün

Oğlan gider danışmana saladır dosta düşmana
Şol dört tekbir namaz ile (ömrüm) tamam kılam bir gün

Beş karış bezdürür donum yılan çiyan yiye tenim
Yıl geçe ubrula sinim unutulup kalam bir gün

Başıma dikeler hece ne erte bilem ne gece
Alemler ümidi hoca sana ferman olam bir gün

Yunus Emre sen bu sözü dahi tamam etmemişsin
Tek yürüyeyim neyliyeyim üstadıma gelem bir gün

Yunus Emre


Sin: Mezar
Ubrula: devrile
Erte: Sabah
Old 11-07-2004, 16:49   #25
Gemici

 
Varsayılan

Hakka emir oldu dünyaya geldim
Gözüm açtım mail oldum ol burca
Arif oldum Hak kelamın söyledim
Elif kaddim dal yazmışam ol burca

Gökte uçan cebraildir huridir
Bir gül vardır Muhammedin teridir
Pir kapısı Şah – ı merdan Alidir
Elvan elvan nurlar çıkar ol burca

Konan bezergandır göçen de hoca
Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
Bir burç vardır cümle burçlardan yüce
Muhammed miraca gider ol burca

Hacı Bektaş aydur bende gelmişem
Erenler bezminden payım almışam
Meram Kabe ise gönül yapmışam
Her gönülden bir yol gider ol burca


Hacı Bektaş:
Hacı Bektaş mahlaslı şiirlerin Bektaşilik Tarikatının kurucusu sayılan Hacı Bektaş-ı Veliye ait olmadığı, ondan sonra gelen üç “Bektaş Çelebi”den birisine, özellikle 1544 te çelebilik makamına gelen ve 1580 de ölen Zehr-nuş Yusuf Balı oğlu Bektaş Çelebiye ait olduğu kanısı hakim Abdülbaki Gölpınarlıya göre.
Old 11-07-2004, 20:25   #26
ragıp

 
Varsayılan

arkadaşlar bence iki ayrı forum açalım. divan edebiyatı ile halk edebiyatının aynı forumda olması bence hoş değil. ben her ikisini de seviyorum. ama halk edebiyatı türkçe, divan edebiyatı ise arapça ve farsça karışımı acaip bir dil. nerdeyse bu gün gençlerin kullandığı ingilizce,argo ve türkçe karışımı gibi.
yadsıdığım ya da küçümsediğim anlamında söylemiyorum. ama o devrin edebiyat dili arapça idi. daha sonra, iranda şah ismailin kurduğu türk türk devletinden sonra, iranlılarla da gelişen ilişkiler, farsçayı da dilimize soktu.
divan edebiyatı, aruz vezni ile yazıldığı için şarkı gibi insana tat verir. araplarda müzik gelişmemiştir. gına dedikleri, düğünlerde tef eşiğinde çalınan bir müzikleri vardı. Müziğin yerini şiir ve hatta şiir gibi yazılan nesirler almıştır. (hatta kuranın bile benzerinin yazılamayacağı iddiası şiir formatında düz nesir olmasıdır.Onun için belli bir usul ile okunduğunda şarkı gibi gelir.tilavet dedikleri de budur.)
şarkı ve bestenin olmadığı bir ortamda aruz vezni şarkı gibi tad vermektedir. Nota yerine mefulu mefailü gibi kalıplar vardır ve bunlar nota yerinedir. Eğer şiiri değil de yalnızca kalıp ile okursanız ne demek istediğim anlaşılacaktır.
forumu açan sayın gemicinin dediği gibi, bu gün bu şiirlar dil olarak anlaşılmazdır. Çünkü daha sonraları dilimiz fransızcanın etkisine girmiştir. Dildeki sadeleşme akımı tamamlanmadan bu kez, dilimize ingilizce egemen olmuştur.
Oysa halk edebiyatı hiç değişmemiştir. Bu gün gerek pir sultan abdal, gerekse köroğlu gibi halk şairlerinin yazdıkları rahatça anlaşılmaktadır.Hatta tasavvuf etkisiyle yazmasına rağmen Yunus Emre dahi anlaşılmaktadır.
Bunlar benim görüşüm tartışılabilir ama düşünülmesi gerekir
Old 16-07-2004, 17:46   #27
Gemici

 
Varsayılan

Türkü

Akşam olur, güneş gider şimdi buradan;
Garip garip kaval çalar çoban dereden.
Pek körpesin, esirgesin seni yaradan,

Gir sürüye kurt kapmasın, gel kuzucağım;
Sonra yardan ayrılırsın, ah yavrucağım!.

Çünkü mevlam kul eyledi sana özümü,
Bastığın yerlere sürsem yüzümü;
Uyma ağyarın fendine, dinle sözümü.

Gel sürüye kurt kapmasın, gel kuzucağım;
Sonra yardan ayrılırsın, ah yavrucağım!.

Dağları duman bürüdü, ağyar seçilmez;
Avcı kurmuş tuzağını yare geçilmez,
Vefasızın meclisinde bade içilmez.

Gel sürüye kurt kapmasın, gel kuzucağım;
Sonra yardan ayrılırsın, ah yavrucağım!.


Ziya Paşa
Old 09-08-2004, 00:09   #28
Gemici

 
Varsayılan

Yar yolundan gelen saba,
Eyle kelamı kelamı;
Gider isen yar yanına,
Eyle selamı selamı.


Her dem ayrılıkmı bize,
Ela gözler süze süze,
Yazılmıştır eğnimize,
Hasret kala mı kala mı?

Bugün dosttan haber aldım,
Fikredip kaygıya daldım,
Aşk ateşi cana saldım,
Yaktı gönlümü gönlümü.

Gülistansız bülbül ötmez,
Yaram çoktur melhem tutmaz,
Değme tabib ilaç etmez,
Gezdim alemi alemi.

KEREM'im şu yerden gitsem
Nasip olup yare yetsem,
Yar elinden bade içsem
Ol gün olamı ola mı?
Old 15-09-2004, 23:45   #29
Gemici

 
Varsayılan

Katar katar olmuş gelen turnalar
Şu halime, şu gönlüme bak benim
Şahin pençe vurdu, tüyüm ağarttı
Kanadıma bir ok vurdu berk benim


Gök yüzünde turnam bölüktür bölük
Ayrılık elinden ciğerim delik
Önü muhabbet de sonu ayrılık
Depreştirmen, eski yaram çok benim

Gittim gurbet ile geri gelinmez
Kim ölüp de kim kaldığı bilinmez
Ölsem gurbet ilde gözüm yumulmaz
Anam, atam, bir ağlarım yok benim

Karacoğlan der ki, bire erenler
Ben gidiyorum, mamur olsun örenler
Kavım, kardaş, konuştuğum yarenler
Söyündürüp çıracığım yok benim

Karacaoğlan
Old 28-09-2004, 23:03   #30
Gemici

 
Varsayılan

Deli gönül melul olup gam yeme
Elbet ağlamanın gülmesi vardır
Düşmana intikam kalır mı sandın
Herkes ettiğini bulması vardır

Hak için ibadet eder sadıklar
Mertebesin bulur bağrı yanıklar
Bivefa dilberi seven aşıklar
Gahi böyle melul olması vardır

Aşıklık dediğin kıldan çok ince
Aşıka naz eder ol gül-i gonce
Dilberin de kendi gönlü olunca
Tenhaca yanına gelmesi vardır

Biçare EMRAHi söylenir ezel
Dilber akçe ister dinlemez gazel
Zengince bir aşık bulsa bir güzel
Züğürdü sevdaya salması vardır

Erzurumlu Emrah
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Şiir Keyfi:)) Av.Habibe YILMAZ KAYAR Site Lokali 884 07-02-2017 13:30
Bir Çin Şiiri Av. Hulusi Metin Site Lokali 2 17-05-2009 13:28
1948yılında alınmış halk bankkası hisse senetleri HASRET BAŞ Ticaret Hukuku Çalışma Grubu 0 10-11-2006 15:18
Yüce Divan... Av. Hulusi Metin Hukuk Sohbetleri 4 15-05-2002 12:45
Klasik Türk Sanat Müziği İle İlgilenen Arkadaşlara... lawyer Site Lokali 0 22-03-2002 17:14


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07201910 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.