Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk Soruları Hukukçu olmayan üyelerimizin hukukla ilgili sorularına ayrılmış iletişim alanı. Lütfen Dikkat : THS bir hukuki danışmanlık sitesi değildir ve bu foruma da "hukuki danışma" niteliği taşıyan sorular yöneltilemez. Alanda soru sormadan önce lütfen Hukuk Soruları Alanı Kural ve İlkelerimizi okuyunuz.

Sara Krizinin Ceza Sorumluluğuna Etkisi

Yanıt
Old 01-08-2007, 14:36   #1
Av.Oğuzhan Dayar

 
Varsayılan Sara Krizinin Ceza Sorumluluğuna Etkisi

Olayı işlediği sırada sara krizi geçiren bir kişinin durumu; TCK m.32 ile mi yoksa TCK m.34 ile mi ilgilidir ve krizin sorumluluğa etkisi nedir?

Şimdiden cevaplarınız için teşekkür ederim...
Old 01-08-2007, 20:16   #2
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

Sara bir akıl hastalığı olmakla birlikte saralı kişi sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun değildir, kriz geçirdiği zamanlarda yoksundur. Şeker koması gibi sara krizini de 34. maddede düzenlenen geçici nedenler kapsamında görmek mümkündür. Bu kriz sırasında ayırt etme gücünün yoksunluğuna kendisi neden olmadığı için ceza sorumluluğu da bulunmamaktadır.
Old 01-08-2007, 23:04   #3
berfin alev ateş

 
Varsayılan

Ben bu konuda TCK md.34'ün kapsamına girdiğini düşünüyorum. Çünkü kanun geçici nedenler diye önemle vurgulanmış. burada geçici nedenlerle irade kaybından bahsediyor. oysa akıl hastalığında iradekaybı geçici değildir. kişi algılama yeteneğinden sürekli olarak yoksundur. sara hastalığının özelliği ise geçici oarak irade kaybına neden olmasıdır. Bunun sorumluluğa etkisi ise birinci fıkrada açıklanmıştır yani bu kişiye ceza verilmez kanısındayım.saygılar...
Old 02-08-2007, 21:02   #4
mutlakadalet

 
Varsayılan

Alıntı:
http://www.ekolay.net/saglik/haber_a...&HaberID=21361

Alıntı:

Epilepsi (Sara)


Beyin hücrelerinin elektrik iletimindeki bozukluklara bağlı olarak gelişen epilepsi, kasılma, çırpınma ve bilinç kaybıyla kendini gösterir. Kendi dilimizde sara adıyla biliniyor. Nöbet geçirilmesi kişinin epilepsi olduğunu göstermez.

Epilepsi nöbetleri çeşitlidir. Halk arasında en iyi bilineni büyük nöbettir. Hastada bilinç kaybı, kasılma, çırpınma ve sonrası derin ve hırıltılı soluk alma ve uyku takibidir. Hasta dilini ısırabilir, idrar veya dışkısını kaçırabilir. Dudaklarda ve vücutta morarmalar meydana gelebilir.


Alıntı:
http://www.cprilkyardim.com/egt08.html


Alıntı:
Son aşamada hasta uyanır, şaşkındır, nerede olduğundan habersiz, uykulu hali vardır.

5237 Sayılı Ceza Kanunu'nun 32.maddesi; akıl hastalığının hukuki sorumluluğa etkisini düzenlerken, 34.maddesi; geçici nedenlerin, alkol veya uyuşturucu maddenin hukuki sorumluluğa etkisini düzenlemektedir. Epilepsi nöbetleri ile ilgili olarak yukarıda yapılan açıklamalar mucibince, bu nöbetlerin sorumluluğa etkisi geçici neden kapsamında değerlendirilmelidir.

Alıntı:
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 34 (1)

Alıntı:
Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.

Saygılarımla.

Old 03-08-2007, 14:52   #5
spinoza

 
Varsayılan

Sara krizi geçiren bir insan gecici bir süre ile temyiz kudretini kaybeder. Akıl hastalıgı kavramının içine girmesine ragmen gecici oldugu için bende m.34ü savunmaktayım
Old 03-08-2007, 15:08   #6
Av.Oğuzhan Dayar

 
Varsayılan

Evet cevaplarınız tamamen tatmin edici ve herbiri için size teşekkür ediyorum..

Cevabımı buldum (:
Old 03-08-2007, 22:51   #7
arzaplı

 
Varsayılan

Biraz farklı bir cevap olacak ama bilmem ne kadar doğrudur;
bana göre ortada suç yoktur çünkü suçun oluması için öncelikle iradi bir insan hareketi olmalıdır.Sara nöbeti sırasında insanın iradi olarak bir hareket yaptığını söylemek mümkün değildir.Bu nedenle "hareketsiz suç olmaz" ilkesi gereği suçun maddi unsurlarından hareket gerçekleşmediğinden yapılan fiil suç oluşturmadığından ceza hukukunun alanı dışındadır.
Old 03-08-2007, 22:54   #8
Doç. Dr. Özge Yücel

 
Varsayılan

Suç maddi ve manevi unsurlardan oluşur. Maddi unsur hareket, manevi unsur iradedir. Dolayısıyla birbirinden ayrı şeylerdir ve ikisi birleştiğinde cezalandırılabilir bir suç vardır.Bu nedenle irade yok diye eylem yok olmaz.
Old 15-08-2007, 17:08   #9
Av.Bülent AKÇADAĞ

 
Varsayılan

Aslında herşeyin başında işlenen "SUÇ"un ne olduğu konusuna netlik kazandırsanız daha iyi olacak gibi. çünkü yapılacak yorumlarda ona göre şekillenir diye düşünüyorum.
Old 20-08-2007, 10:21   #11
MUSTAFA AKAR

 
Varsayılan

Sara hastalığı TCK34 te belirtilen geçici nedenlere bir örnektir kişi sara nöbeti geçirirken işlediği suçlardan suçun manevi unsuru olan irade olmadığından dolayı suç gerçekleşmez dolayısıyla failin sorumluluğu ortadan kalkar.Sara hastalığı geçici bir durumdur kişi sadece sara nöbeti geçiriken işlediği suçlardan sorumlu değil oysa akıl hastalığı kalıcı bir durum olduğu için kişi yaptığı eylemlerden dolayı cezalandırılmaz güvenlik tedbirleri hükm olunur
Old 30-09-2007, 02:25   #12
serhatdemirel

 
Varsayılan

md.34 bu konuda uygulanabilir..çünkü geçici irade kaybını düzenlemiştir.arzaplı arkadaşım bunun genel düzenlemenin temelinden bahsetmiştir..
Old 06-10-2007, 13:36   #13
srcndrd

 
Varsayılan

Sn. Yücel'in belirttiği gibi suçun maddi unsuru yani hareket oluşmuştur. manevi unsur eksiklği nedeniyle sorumluluk bulunmamaktadır. kaldı ki ortada bir netice vardır ve netice hareket olmadan vücut bulamaz kanısındayım. ortada hareket yoksa netice de yoktur. ancak manevi unsur eksiklğinde netice var olmakla beraber fail suçlu olarak nitelendirilemez kanısındayım.
saygılar
Old 12-10-2007, 00:28   #14
Hasan Bahadır Büyükavcı

 
Varsayılan

Sara nöbetinin başladığı bir anda vücudunun istem dışı hareket etmesi sonucunda elindeki kalemi yanında duran kişinin bacağına saplayan bir kişiyi düşündüğümüzde;

Sara nöbetine maruz kalan kişinin hareketi haksızlık teşkil eden bir fiil niteliğindedir.Fiil iradi olarak gerçekleştirilmesede somut olarak bir hareket ve bu harekete bağlı haksızlık(yaralanma) gerçekleşmiştir.

Fiil vardır ancak suç yoktur.Madde 34'te zaten bir fiilin suç teşkil edebilmesi için gerekli olan 2 unsur zikredilmiştir.
1)Algılama yeteneği
2)İrade yeteneği
Sara krizinde bu iki unsurunda ortadan kalktığını varsaydığımız için 34. madde uygulama alanı bulacaktır.

Ancak Sara krizleri birbirine benzer değildir.Örneğin benim kardeşim bu hastalığa tutuldu.Bazen çok ağır nöbet geçiriyor ve hiçbirşey hatırlamıyor.Bazen ise yolda yürürken ayakta bir kaç saniyelik çok hafif nöbet geçiriyor.
Bu nedenle kişinin nöbetinin derecesini belirlemek bu konuda çok önemlidir.
Old 12-10-2007, 01:28   #15
Av.Ergün Vardar

 
Varsayılan

T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu
Esas: 1983/1-416
Karar: 1984/79
Karar Tarihi: 27.02.1984
ÖZET: Adli Tıp Meclisi Gözlem İhtisas Dairesinin sözü edilen 17.6.1982 gün ve 109/174, 131 rapor numaralı raporunun (D) bendinde (Saralılarda görülen kendisine has öfkeli mizaç ve suç yankınlığını arttırıcı agrasif amotif yapıdan ötürü takdir olunacak cezanın tahfif cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk vardır.) hususunun belirtilmiş bulunmasına ve TCK.nun 48. maddesi ile (suçu işlediği sırada arızi bir sebepten dolayı 46 ve 47. maddelerde münderiç münderiç akli malüliyet halinde bulunan kimseler hakkında o maddelerdeki ahkam tatbik olunur.) şeklindeki hüküm sevkedilmesine göre, Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinin yukarıda sözü edilen raporunun (D) bendinde açıklanan tahfif gereğine ilişkin saralılarda görülen öfkeli mizaç ve suç yatkınlığını arttırıcı agresif amotif yapının, TCK.nun 48. maddesinde mahiyeti açıklanan (Arizi sebep) niteliğini taşıyıp taşımadığının bu konuda en yetkili ve son merci olan Adli Tıp Meclisinden sorularak, tahfif hususu açıklığa kavuşturulduktan sonra sonucuna göre uygulama yapılmasında yasal zorunluluk bulunduğundan, sanık vekilinin temyiz itirazlarının bu itibarla kabulü ile re'sen de temyize tabi bulunan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.


(765 S. K. m. 46, 47, 48) (1412 S. K. m. 68)

Dava: Adam öldürmek suçundan sanık A.Ç.'ın hükümlülüğüne dair Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 21.9.1982 gün ve 135-224 sayılı hüküm, resen temyize tabi olup sanık vekillerinin de temyizleri üzerine Yargıtay Birinci Ceza Dairesince incelenerek bozulup yerine geri çevrilmiştir.

İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 14.6.1983 gün ve 133-148 sayılı son hükmün Yargıtay'ca incelenmesi resen temyize tabi olduğu gibi sanık vekili tarafından da süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş, koşulu da yerine getirilmiş olduğundan, dosya C.Başsavcılığının hükmün bozulması istemini bildiren 30.11.1983 gün ve 1/3108 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü :

Karar: Üvey oğlu N. Ç.'ı zehirlemek suretiyle kasten öldürmekten sanık A. Ç.'ın TCK.nun 449, 59/1, 31, 33, 36, 40. maddeleri uyarınca hükümlülüğüne ilişkin karar, Özel Dairece (... Sanığın vasfa yönelik yerinde görülemeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak : Sanıkla ilgili olarak verilen Adli Tıp Meclisi Gözlem İhtisas Dairesinin 17.6.1982 gün, 109/174 sayılı raporunun (d) bendinde saralılarda görülen kendine has öfkeli mizaç ve suç yatkınlığını artırıcı agresif emotif yapıdan ötürü takdir olunacak cezanın tahfifi cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk olduğunun belirtilmesine ve TCK. 48. maddesinde ise "suç işlediği esnada arızi bir sebepten dolayı 46, 47. maddelerde münderiç akli maluliyet halinde bulunan kimseler hakkında o maddelerdeki ahkam tatbik olunur" şeklinde hüküm sevkedilmesine göre; Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinin yukarıda sözü edilen raporunun (d) bendinde bahsedilen ve tahfif gereğine ilişkin saralılarla ilgili öfkeli mizaç, suç yatkınlığını agresif amotif yapının, TCK.nun 48. maddesinde mahiyeti açıklanan arızı bir sebep niteliği taşıyıp taşımadığı Adli Tıp meclisinden sorularak tahtit hususu açıklığa kavuşturulduktan sonra hasıl olacak sonuç dairesinde uygulama yapılması gerekli iken, yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hükme varılması, yasaya aykırıdır.) biçimindeki gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkeme ise (sanık, olaya en yakın bulunan ifadesinde; kendisinin zaman zaman hastalandığını ancak üvey oğluna ilacı verdiği sırada böyle bir hastalığı olmadığını, maktülün babası ile evlendiğinden beri bu nöbete 3 defa tutulduğunu, çocuğa ilacı verirken böyle bir nöbet içinde bulunmadığını savunmuş, olayın akabinde alınan 6.5.1981 günlü ifadesinde, maktulün üvey oğlu olduğunu olay günü sabahleyin evden çıkıp akşamleyin geç vakit eve gelmesi nedeniyle kendisine sinirlenip bir kaç tokat attığını, çocuğun ağlaması üzerine evde bulunan Fedanol denilen ot ilacı şişesini, açarak üç kaşık ilaçtan içirdiğini, N.'in ilacı içtikten bir müddet sonra kusmaya başladığını, bilahare öldüğünü ikrar etmiştir... 17.6.1982 tarihli rapor kapsamına göre olay sırası için, sanığın sara hastalığına akud fazından ve tesirinden müstakil olduğu, bulgular, dosya incelenmesi, muayeneler, müşahade bulguları, psikogram ışığında durumun değerlendirilmesi neticei, sanıkta geçici veya sürekli bir psikoz olmayıp, gerek olay öncesi, gerek olay sırası ve gerekse bugün için normal olduğu, sanığın çok uzun süre önce (olaydan önce) saralı olduğu, olayın hemen öncesinde olay sırasında ve hemen sonra sara nöbeti etkisi altında olmadığı bir sara önü veya sara sonu şaşkınlığı içinde olmadığının anlaşıldığı, ehliyetinin tam olup TCK.nun 46 ve 47. maddelerinden istifade edemeyeceği belirtilmiş yine bu raporun (D) maddesinde saralılarda görülen kendisine has öfkeli mizaç ve suç yatkınlığı cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk vardır şeklinde mütalaa serdedilmiş olup Özel Daire bu bölümü nazara alarak TCK.nun 48. maddesinin uygulanması açısından bozma yapmış ise de, Adli Tıp Meclisinin sözü edilen 17.6.1980 günlü raporu açık ve kesindir. Bu raporda, sanığın olaydan çok önceleri sara hastalığından dolayı rahatsızlık geçirdiği, olaya yakın bir süre içinde, olay sırasında ve olay sonrasında herhangi bir hastalığının bulunmadığı, TCK.nun 46, 47. maddelerinden ceza ehliyetinin tam olması sebebiyle istifade edemeyeceği belirtilmiştir. Raporun (D) maddesinde ise açıkça sanığa takdir olunacak cezanın tahfifi cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk sözünü kullanmakla TCK.nun 59. maddesinin uygulanmasının doğru olacağı şeklinde bir görüş belirtilmiştir. Öte yandan TCK.nun 48. maddesi müstakil bir madde olmayıp, 46 , 47. maddelerden istifade edemeyeceği, cezai ehliyetinin tam olduğu belirtildiğine göre, 48. madde yönünden Adli Tıp Meclisinden yeniden rapor alınmasına, TCK.nun 59. maddesinin sanık lehine uygulanmış bulunması karşısında gerek görülmemiştir.) biçimindeki gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.

Sanığın duruşmadaki savunmasında; saralı olduğunu ve sık sık sara nöbetleri geçirdiğini, böyle bir nöbet sırasında zehirli olduğu saptanan BEDİNOL denilen ilaçtan üvey çocuğuna vermiş olabileceğini ve bu hastalığının gözönünde tutulmasını talep etmesi üzerine 1.10.1981 günlü duruşma celsesinde, sanığın Adli Tıp Müessesesi Müşahade Merkezinde müşahade altına aldırılarak, 5.5.1981 tarihinde işlediği taammüden ve zehir içirmek suretiyle 4 yaşlarındaki üvey çocuğunu öldürmek suçundan cezai ehliyetinin tam olup olmadığının cezai ehliyetine tesir edecek bir hastalığının bulunup bulunmadığının ve TCK.nun 46, 47. maddelerindeki şuurunun veya hareketinin serbestisini tamamen kaldıracak bir surette akıl hastalığına duçar olup olmadığının şuurunu veya hareketinin serbestisini ehemmiyetli derecede azaltacak surette akli malüliyete müptela olup olmadığının Adli Tıp meclisinden sorulmasına karar verilerek gereği yapıldığı ve sanığın dosyası ile birlikte Adli Tıp Başkanlığına sevkedildiği; bunun üzerine sanığı Adli Tıp Müessesesi Başkanlığına bağlı "Gözlem Merkezinde" 31.5.1982-17.6.1982 tarihleri arasında gözlem altında bulundurulduğu ve dosyası incelendiği, sonunda Adli Tıp Müessesi (Gözlem İhtisas Dairesince) de hakkında 17.6.1982 gün ve 131 sayılı raporun düzenlendiği, bu raporda (Sonuç ve Karar: Bulgular dosya incelenmesi, muayeneler, müşahade, bulgular, psikogram ışığında durum değerlendirilmiş ve aşağıya çıkarılmış olan sonuçlara varılmıştır.
a - Sanıkta geçici veya sürekli bir psikoz yoktur ve gerek olay öncesi gerek olay sırası ve gerek bugün için normaldir.
b - Sanık çok uzun bir süredir, olaydan daha önce saralıdır. Ancak sanığın olayın hemen öncesinde, olay sırasında ve hemen sonrasında bir sara nöbetinin etkisi altında olmadığı ve bir sara önü şaşkınlığı içinde olmadığı anlaşılmıştır.
c - Sanığın olaya iradi, idraki, suç ve ceza kavramı ve ceza ehliyeti tamdır. Durumu TCK.nun 46 ve 47. maddelerinden istifadesine imkan vermemektedir.
d - Saralılarda görülen kendisine has öfkeli mizaç ve suç yatkınlığını artırıcı agresif amotif yapıdan ötürü takdir olunacak cezanın tahfifi cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk vardır.

Durumu bildirir rapordur. Hususlarının yer aldığı, dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.

Açıklandığı gibi mahkeme, sanığın akli haletinin yerinde olup olmadığının Adli Tıp Meclisinden sorulmasını karar altına alarak gereğini yapmış, ancak; Gözlem İhtisas Dairesinin sözü edilen raporu, Adli Tıp Meclisine sunularak buradan nihai rapor alınmadan dosya mahkemeye iade edilmiştir.

Bu nedenlere Adli Tıp Meclisi Gözlem İhtisas Dairesinin sözü edilen 17.6.1982 gün ve 109/174, 131 rapor numaralı raporunun (D) bendinde (Saralılarda görülen kendisine has öfkeli mizaç ve suç yankınlığını arttırıcı agrasif amotif yapıdan ötürü takdir olunacak cezanın tahfif cihetine gidilmesinde tıbbi uygunluk vardır.) hususunun belirtilmiş bulunmasına ve TCK.nun 48. maddesi ile (suçu işlediği sırada arızi bir sebepten dolayı 46 ve 47. maddelerde münderiç münderiç akli malüliyet halinde bulunan kimseler hakkında o maddelerdeki ahkam tatbik olunur.) şeklindeki hüküm sevkedilmesine göre, Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinin yukarıda sözü edilen raporunun (D) bendinde açıklanan tahfif gereğine ilişkin saralılarda görülen öfkeli mizaç ve suç yatkınlığını arttırıcı agresif amotif yapının, TCK.nun 48. maddesinde mahiyeti açıklanan (Arizi sebep) niteliğini taşıyıp taşımadığının bu konuda en yetkili ve son merci olan Adli Tıp Meclisinden sorularak, tahfif hususu açıklığa kavuşturulduktan sonra sonucuna göre uygulama yapılmasında yasal zorunluluk bulunduğundan, sanık vekilinin temyiz itirazlarının bu itibarla kabulü ile re'sen de temyize tabi bulunan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle tebliğnamedeki istem gibi direnme hükmünün BOZULMASINA, 27.02.1984 gününde oybirliği ile karar verildi.
Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
**************************************
Old 13-01-2017, 11:09   #16
anofta

 
Varsayılan

Sevgili meslektaşlarım, hukukçular olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamalıyız kanısındayım. Epilepsi bir akıl hastalığı değildir ki bu hastalık tıpta nöroloji dalının kapsamındadır; psikiyatrinşn değil. http://m.milliyet.com.tr/epilepsi-ak...lhaber-609097/
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
ihtiyati tedbirin etkisi BORATAN Meslektaşların Soruları 20 16-03-2018 11:53
Sigorta Şirketinin Sorumluluğuna Dair Zamanaşımı Süresi av. eriş Meslektaşların Soruları 3 30-03-2011 12:49
borçlu isminin takibe etkisi......... Av.Dostum Medeni Usul, İcra ve İflas Hukuku Çalışma Grubu 16 26-07-2009 23:03
muvaazanın 3. kişilere etkisi? gencerx07 Meslektaşların Soruları 6 14-06-2007 11:51
kira şerhinin etkisi Fatma KAPUÇAM Meslektaşların Soruları 1 09-05-2007 18:39


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05413795 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.