Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Mal Rejimi / Katkı Payı-Katılım Alacağı/Değer Artış Payı/Yargıtay Kararları

Yanıt
Old 02-09-2016, 11:51   #91
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

Özet:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. Zira, TBK'nun 646. maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir TBK'nun 146.maddesine göre, Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.


Kanun No:4721 Madde No:202 Fıkra:Tümü


T.C.
Yargıtay 8.Yargıtay Hukuk Dairesi
Esas No:2014/19336
Karar No:2016/604

Tapu İptali ve Tescil

Ş. ile E. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair İnebolu Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 08.04.2014 gün ve 32/169 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:


KARAR

Davacı Ş., evlilik birliği içerisinde edinilen dava dilekçesinde yazılı taşınmazın edinilmesinde katkısının bulunduğunu ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.


Davalı E. vekili, davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, mal varlığının edinilmesine davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, TMK'nun 178. maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, süresi içerisinde davacı asıl tarafından temyiz edilmiştir.


Taraflar 16.09.1992 tarihinde evlenmişler, 12.11.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 24.04.2008 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Eşler, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre, evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nun 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince, TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Dava konusu edilen 22 nolu mesken eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 23.06.2003 tarihinde davalı adına tapuya tescil edilmiştir. Temyize konu dava ise 08.04.2014 tarihinde açılmıştır.


4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için her hangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. Zira, TBK'nun 646. maddesine göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir TBK'nun 146.maddesine göre, Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dairemiz uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 E. 2013/520 K. sayılı kararı) kabulü de bu yöndedir. Her ne kadar, Dairemiz önceki uygulamalarında edinilmiş mallara katılma rejiminin boşanmayla sona ermesi durumunda, TMK'nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresini kabul etmişse de, Yargıtay HGK'nun yukarıda açıklanan içtihadı doğrultusunda görüş değişikliğine gidilmiştir.


TBK'nun 149/1. maddesine göre, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Aynı kanunun 153/3. maddesine göre de, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında; boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlayan on yıllık zamanaşımı süresi, temyize konu davanın açıldığı tarih itibarıyla henüz dolmadığından; dava ile ilgili usuli işlemlerin yürütülmesi, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak taraf delillerine göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ: Davacı asılın temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle temyiz edilen hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan V.
B. ERENSEVİ
Üye
İ. OKUR
Üye
M. ATEŞ
Üye
N. TAŞ
Üye
F. EROĞLu
Old 21-11-2016, 09:59   #92
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2014/27588
KARAR NO. 2016/5782
KARAR TARİHİ. 30.3.2016

>TEREKE BORCUNDAN YASAL MİRASÇININ SORUMLULUĞU / KATILMA ALACAĞI HESABINA ETKİSİ--SAĞ EŞ TARAFINDAN DİĞER MİRASÇIYA KARŞI ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI DAVASI AÇILMASI--HÜKÜM ALTINA ALINAN TEREKE BORCUNDAN KATILMA ALACAĞI DAVASI AÇAN EŞİN DE MİRAS PAYI ORANINDA SORUMLU OLMASI

4721/m. 236, 499, 599, 641

6100/m. 33

ÖZET : Dava, katkı payı ve katılma taleplerine ilişkindir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir. İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, sağ eş tarafından, diğer mirasçıya karşı açılan artık değere katılma alacak isteğine ilişkindir.

Mal rejiminin tasfiyesi sonucunda belirlenecek katılma alacağı, terekeye ait borç olup, mirasçıların miras paylaşımından önce ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Terekeye ait borç ödendikten sonra kalan miktar, mirasçılar arasında miras payları oranında paylaşılır. Tereke borçlarından bu sıfatını kaybetmemiş tüm mirasçılar, kişisel olarak ve müteselsilen sorumludurlar.

Davacı temyize konu davayı terekenin alacaklısı sıfatıyla davayı açmış ise de; davacı da dahil davanın tarafları, ortak mirasbırakanın mirasçısıdırlar ve tereke borçlarından hepsi de sorumludurlar. Başka bir anlatımla, mirasçılık sıfatına sahip olduğundan, alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eşde birleşmiştir. Taraflarca, mirasçılardan her hangi birinin mirasçılık sıfatını yitirdiği iddia edilip kanıtlanmamıştır. Davacı mirasçı sağ eşin mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle talep ettiği ve terekeye ait borç sayılan alacak miktarından, davanın mirasçılar arasında görülmesi nedeniyle, davacı da dahil bütün mirasçılar miras payları oranında sorumludurlar. Hüküm altına alınan tereke borcundan davacının da miras payı oranında sorumlu olduğunun ilamın infazı aşamasında gözetilmesine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Z. A. ile Ç. A. aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne dair Ankara 10. Aile Mahkemesi'nden verilen 15.10.2014 gün ve 1037/1329 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı Z. A. vekili, müvekkili ile müteveffa A.'in 1998 yılında evlendiklerini, eşin 2012 yılında öldüğünü, evlilik birliği içerisinde üç adet taşınmaz ve banka hesabında bulunan para yönünden alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Ç. A. vekili, malvarlığının murisin kişisel malı olduğunu, davacının katkısının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 37.699,50 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm; süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, sağ eş tarafından, diğer mirasçıya karşı açılan artık değere katılma alacak isteğine ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesi sonucunda belirlenecek katılma alacağı, terekeye ait borç olup, mirasçıların miras paylaşımından önce ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Terekeye ait borç ödendikten sonra kalan miktar, mirasçılar arasında miras payları oranında paylaşılır. Tereke borçlarından bu sıfatını kaybetmemiş tüm mirasçılar, kişisel olarak (4721 s.lı TMK 599/2 m) ve müteselsilen (TMK 641 m) sorumludurlar. Her ne kadar, davacı temyize konu davayı terekenin alacaklısı sıfatıyla açmış ise de; davacı da dahil davanın tarafları, ortak mirasbırakan Mustafa'nın mirasçısıdırlar ve tereke borçlarından yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler çerçevesinde hepsi de sorumludurlar. Başka bir anlatımla, mirasçılık sıfatına sahip olduğundan (TMK'nun 499), alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eş de birleşmiştir. Taraflarca, mirasçılardan her hangi birinin mirasçılık sıfatını yitirdiği (4721 s.lı TMK 511 vd, 578 vd, 605 vd m.leri) iddia edilip kanıtlanmamıştır. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, davacı mirasçı sağ eşin mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle talep ettiği ve terekeye ait borç sayılan alacak miktarından, davanın mirasçılar arasında görülmesi nedeniyle, davacıda dahil bütün mirasçılar miras payları oranında sorumludurlar. Buna göre, hüküm altına alınan tereke borcundan davacının da miras payı oranında sorumlu olduğunun ilamın infazı aşamasında gözetilmesine karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamışsa da bu eksiklik yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HMK'nun 304. maddesi (1086 sayılı HUMK'nun 438/7. fıkrası) gereğince düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda zikredilen nedenlerle ilk bendindeki "Davanın kısmen kabulü ile Mamak'taki taşınmazdan dolayı 2.290 TL katkı payı, Cebeci'deki taşınmazdan dolayı 27.159,50 TL ile banka mevduatından 8.250TL olmak üzere toplam 37.669,50 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, "cümlesinden sonra gelmek üzere "davacının da hüküm altına alınan alacak miktarından miras payı oranında sorumlu olduğunun ilamın infazı aşamasında gözetilmesine" tümcesinin eklenmesine, kararın düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 643,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : Dava artık değere katılma alacağına (TMK. m. 236) ilişkindir. Evlilik ölümle son bulmuştur. Davacı sağ eş olup, davalılar ölen katılma borçlusu eşin davacı dışındaki altsoy mirasçılarıdır. Davacının yasal miras payı 1/4 oranındadır. Evliliğin ölümle sona ermesi durumunda katılma alacağı borcu bir tereke borcudur. Külli halefiyet ilkesi gereği, mirasçılar, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, Kanun gereğince kazanırlar ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar (TMK.m.599). Tereke borcundan sorumluluk; dış ilişkide (üçüncü kişilere karşı) müteselsil, iç ilişkide (mirasçılar arasında) miras payı oranındadır. Dava mirasçılar arasında açılmış ve bu nedenle iç ilişkileri söz konusudur. Davacının hem terekeden alacaklı, hem de mirasçı olarak sorumluluğu sebebiyle borçlu sıfatı mevcuttur. Mirasçılar arasında görülen alacak davasında, terekeden olan alacağın bir bölümü için davacıda alacaklı ve borçlu sıfatı birleşmiştir. Davacı eş/mirasçının katılma alacağı dışında bir tereke borcunun varlığı taraflarca ileri sürülmediğine göre, terekenin paylaşılmasına gerek duyulmamalıdır. Paylaşımda bir başka mahkemenin (Sulh Mahkemesi'nin) özel görevli olması, terekenin davaya konu katılma alacağı dışında bir tereke borcu ileri sürülmediğinden; Aile Mahkemesi'nde görülen tereke borcunun diğer mirasçılardan tahsili davasında (somut davada); davacı yönünden borç paylaşımı (düşümü) yapılmasına engel olmamalıdır. Bu aynı zamanda usul ekonomisi ilkesine (HMK.m.30) de uygundur. O halde davacının hesaplanan artık değere katılma alacağının tümünün, davalı olan diğer mirasçılardan tahsiline karar verilmeyip; davacı/mirasçının yasal miras payı oranında düşümü (kendisine alacaklı ve borçlu sıfatı birleşen bölüm için) yapılarak kalan bölüm için alacağa hükmedilmelidir. Çoğunluğun düşümü gereken bölümün hükmün infazında gözönüne alınmasına işaret ederek karar verilmesi gerektiğine ilişkin düzelterek onama gerekçesine bu nedenle katılmıyor; hükmün açıkladığımız yönde bozulması gerektiğini düşünüyoruz. 30.03.2016

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2016/8527
KARAR NO. 2016/9582
KARAR TARİHİ. 31.5.2016

>TEREKE BORCUNDAN YASAL MİRASÇININ SORUMLULUĞU / KATILMA ALACAĞI HESABINA ETKİSİ--ÖLÜM SEBEBİYLE EVLİLİĞİN SONA ERMESİ HALİNDE SAĞ KALAN EŞİN KATKI PAYI ALACAĞI TALEBİ--MAL REJİMİNİN TASFİYESİ İLE ALACAK İSTEĞİNDE BULUNULMASI


6100/m. 26

4721/m. 236, 499, 599, 641

ÖZET : Davacı, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.

Katkı payı alacağı davalarında edinilen malvarlığının edinme tarihindeki katkı oranının malvarlığı unsurunun dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeriyle çarpımı sonucu katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekir. Belirlenen katkı payı oranlarının tasfiyeye konu taşınmazların ölen eşin ölüm tarihindeki rayiç değerlerine uygulanması suretiyle katkı payı alacağının hesaplanması isabetsizdir.

Davacı dava dilekçesinde katkı payı oranı için talebini yarı yarıya (%50) olduğunu belirtmek suretiyle sınırlandırdığı halde mahkemece talep aşılarak katkı payı oranı %50 oranından fazla bir oran kabul edilerek hesaplama yapılması doğru olmamıştır.

Evlilik ve mal rejimi ölüm sebebiyle sona ermiştir. Katkı payı borcu ölen eşin terekesinin borcudur. Davacı da davalılarla birlikte ölen eşin 1/2 payı oranında yasal mirasçısı olarak tereke borcundan yasal miras payı oranında sorumludur. Bir başka anlatımla hesaplanan katkı payı alacağının 1/2 oranındaki bölümü için davacı aynı zamanda borçludur. Davacıda bir bölüm alacak için alacaklı ve borçlu sıfatı birleşmiştir. Terekenin aktifinin alacak taleplerine konu edilen malvarlığı unsurlarından oluştuğu, pasifinin ise sadece davaya konu katkı payı alacağı olduğu ve terekenin başka borcu iddia ve ispat edilmediğine göre tereke borcundan davacının yasal miras payına isabet eden bölümün düşümü suretiyle alacağa hükmedilmesi gerekirken katkı payı alacağının tamamına hükmedilmesi doğru değildir.

Katkı payı talep edilen taşınmazların dava tarihi itibariyle rayiç değerleri bilirkişi raporu ile belirlenmiş olduğundan bu değerlerin esas alınması, bu değerlere katkı payı oranı olarak %50 oranın uygulanıp çarpılması suretiyle toplam katkı payı alacağının hesaplanması, hesaplanan bu miktardan davacının yasal miras payı oranında düşüm yapılması, davalı mirasçıların her birinin yasal miras payları oranında sorumlu olacağının gözetilmesi gerekir.

DAVA : G. K. ile H. T. ve S. Ü. aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kabulüne dair Tokat Aile Mahkemesi'nden verilen 08.10.2013 gün ve 318/546 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar H. T. ve S. Ü. vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı G. K. vekili, dava dilekçesinde belirtilen mallar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalılar S. Ü. ve Z. K., davanın reddini savunmuşlardır. Davalı H. T., usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi vermemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile, davacının fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 44.403,13-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, bunun 25.000-TL'sine dava tarihinden, geri kalan 19.403,13-TL'sine ise ıslah tarihi olan 16.09.2013 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar H. T. ve S. Ü. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, alacak talebinin bir hak düşürücü süreye tabi olmadığının, zamanaşımı süresine tabi olduğunun, davalıların da usulünce zamanaşımı definde bulunmadığının anlaşılmasına göre davalılar H. T. ve S. Ü. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundan hareketle, tasfiyeye konu 4 nolu b.b için davacının %63.59 katkı oranı olduğu kabul edilerek bu oranın taşınmazın ölen eşin ölüm tarihindeki rayiç değeriyle çarpılması sonucu bulunan 18.713,52-TL, tasfiyeye konu 2341 parselin 1/7 hissesi için davacının %63.63 katkı oranı olduğu kabul edilerek bu oranın taşınmaz hissesinin ölen eşin ölüm tarihindeki rayiç değeriyle çarpılması sonucu bulunan 24.739,34-TL ve tasfiyeye konu 1580 ada 21 parsel için davacının %63.63 katkı oranı olduğu kabul edilerek bu oranın taşınmazın ölen eşin ölüm tarihindeki rayiç değeriyle çarpılması sonucu bulunan 950,27-TL olmak üzere toplam 44.403,13-TL ye hükmedilmiştir. Katkı payı alacağı davalarında edinilen malvarlığının edinme tarihindeki katkı oranının malvarlığı unsurunun dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeriyle çarpımı sonucu katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece bu gereklilik göz ardı edilerek belirlenen katkı payı oranlarının tasfiyeye konu taşınmazların ölen eşin ölüm tarihindeki rayiç değerlerine uygulanması suretiyle katkı payı alacağının hesaplanması doğru olmamıştır. Davacı dava dilekçesinde katkı payı oranı için talebini yarı yarıya (%50) olduğunu belirtmek suretiyle sınırlandırdığı halde mahkemece HMK'nun 26.maddesine aykırı olarak katkı payı oranı %50 oranından fazla bir oran kabul edilerek hesaplama yapılması doğru olmamıştır. Diğer yandan evlilik ve mal rejimi ölüm sebebiyle sona ermiştir. Katkı payı borcu ölen eşin terekesinin borcudur. Davacı da davalılarla birlikte ölen eşin 1/2 payı oranında yasal mirasçısı olarak tereke borcundan yasal miras payı oranında sorumludur. Bir başka anlatımla hesaplanan katkı payı alacağının 1/2 oranındaki bölümü için davacı aynı zamanda borçludur. Davacıda bir bölüm alacak için alacaklı ve borçlu sıfatı birleşmiştir. Terekenin aktifinin alacak taleplerine konu edilen malvarlığı unsurlarından oluştuğu, pasifinin ise sadece davaya konu katkı payı alacağı olduğu ve terekenin başka borcu iddia ve ispat edilmediğine göre tereke borcundan davacının yasal miras payına isabet eden bölümün düşümü suretiyle alacağa hükmedilmesi gerekirken katkı payı alacağının tamamına hükmedilmesi doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıda belirtilen şekilde katkı payı talep edilen taşınmazların dava tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değerleri bilirkişi raporu ile belirlenmiş olduğundan bu değerlerin esas alınması, bu değerlere katkı payı oranı olarak %50 oranın uygulanıp çarpılması suretiyle toplam katkı payı alacağının hesaplanması, hesaplanan bu miktardan davacının yasal miras payı oranında düşüm yapılması, davalı mirasçıların her birinin yasal miras payları oranında sorumlu olacağının gözetilmesi, hüküm sadece davalılardan H. ve S. tarafından temyiz edildiğinden, davacı tarafından temyiz edilmediğinden temyize konu kararda hükmedilenden daha fazla miktara hükmedilemeyeceğinin de dikkate alınması ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar vermek olmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen nedenlerle davalılar H. T. ve S. Ü. yararına BOZULMASINA, davalılar H. T. ve S. Ü. vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1.) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 882,00 TL peşin harcın temyiz eden davalılar H. T. ve S. Ü.'e iadesine, 31.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

http://www.kararara.com/forum/viewto...p?f=47&t=61964
Old 23-01-2017, 10:53   #93
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/6744
K. 2011/6654
T. 6.12.2011


• TAPU İPTALİ VE TESCİL (Mal Rejiminden Kaynaklanan - Boşanmaya Evliliğin İptaline veya Hakim Tarafından Mal Ayrılığına Karar Verilmesi Durumunda Bu Davalarda Yetkili Olan Mahkemelerin Yetkili Olduğu/Diğer Durumlarda Davalı Eşin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu)

• YETKİLİ MAHKEME (Mal Rejiminden Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil/Katkı Payının Tahsili - Boşanmaya Evliliğin İptaline veya Hakim Tarafından Mal Ayrılığına Karar Verilmesi Durumunda Bu Davalarda Yetkili Olan Mahkemelerin Yetkili Olduğu/Diğer Durumlarda Davalı Eşin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu)
• MAL REJİMİNİN TASFİYESİ (Tapu İptali ve Tescil - Boşanmaya Evliliğin İptaline veya Hakim Tarafından Mal Ayrılığına Karar Verilmesi Durumunda Bu Davalarda Yetkili Olan Mahkemelerin Yetkili Olduğu/Diğer Durumlarda Davalı Eşin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu)
• İLK İTİRAZ (Mal Rejiminden Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil - On Günlük Cevap Süresi İçerisinde İleri Sürülmeyen Yetki İtirazının Reddine Karar Verilerek Davaya Devam Olunması Gerektiği)
• KATKI PAYININ TAHSİLİ (Mal Rejiminden Kaynaklanan - Boşanmaya Evliliğin İptaline veya Hakim Tarafından Mal Ayrılığına Karar Verilmesi Durumunda Bu Davalarda Yetkili Olan Mahkemelerin Yetkili Olduğu/Diğer Durumlarda Davalı Eşin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu)
6100/m.7
4721/m.214
1086/m.9
ÖZET : Dava, mal rejiminden kaynaklanan tapu iptali, tescil ve eğer taşınmaz satılmış ise bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili, hayata kast nedeniyle davalının katkı payının kaldırılması, kaldırılmaz ise, davacının katkı payının hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesi isteğine ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemelerin, diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. İlk itirazlardan olup on günlük cevap süresi içerisinde ileri sürülmeyen yetki itirazının reddine karar verilerek davaya devam olunmalıdır.

DAVA : G.ile M. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında; mahkemenin yetkisizliğine dair (Eyüp Birinci Aile Mahkemesinden verilen 08.06.2010 gün ve 341/516 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı G. vekili, tarafların 1984 yılında evlendiklerini, müvekkiline babasından kalan 854 ada 296 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evi vekil edeninin babasının yaptırdığını, davalının hiçbir katkı payı bulunmayan taşınmazı haksız olarak üzerine geçirdiğini, vekil edeninin şahsi malı olan taşınmazın tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tescilini, eğer taşınmaz satılmış ise bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, davalının müvekkilinin hayatına kast etmesi nedeniyle katkı payının kaldırılmasını, bu talep kabul edilmez ise, vekil edeninin katkı payının hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın tapu iptali ve tescil davası olması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, ayrıca taşınmazın aynına ilişkin dava olması nedeniyle taşınmazın bulunduğu Kastamonu Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu ve Eyüp Birinci Aile Mahkemesi'nin yetkisiz olduğunu açıklayarak, yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davalının evlilik birliği içinde edinilen şahsi malda diğer eşin katkı payı karşılığı tapu kaydının iptal ve tescil davası olduğu ve taşınmazın Kastamonu Yargı sınırları içinde tapuda kayıtlı olup, taşınmazın aynına ilişkin dava olması nedeniyle HUMK'nın 13. maddesinde yazılı bulunan kesin yetki kuralı ve Aile Hukukundan kaynaklanan ihtilaf olması nedeniyle davanın Kastamonu'da görülmesi gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın Kastamonu Nöbetçi Aile Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar, 19.07.1984 tarihinde evlenmişler, davacı eş tarafından Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesi Altıncı Hukuk Dairesi'nin 02.07.2008 tarihinde kesinleşen kararıyla boşanmışlardır. Gaziosmanpaşa İkinci Aile Mahkemesi'nin 05.06.2009 tarih, 1261-636 Esas ve Karar sayılı kararıyla kesinleşen boşanma ilamının tenfizine karar verilmiş ve bu karar da 22.06.2009 tarihinde kesinleşmiştir.

Dava konusu 854 ada 296 parsel sayılı taşınmaz, 05.08.1996 tarihinde satış yoluyla davalı adına tescil edilmiştir.

Eşler arasındaki evliliğin boşanmayla sona erdirilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi boşanmayla ilgili dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Taraflar arasında evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TMK m. 170), bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 s. K. m. 10/1, 4721 s. TMK m. 202/1).

Dava; mal rejiminden kaynaklanan tapu iptali, tescil ve eğer taşınmaz satılmış ise bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili, hayata kast nedeniyle davalının katkı payının kaldırılması, kaldırılmaz ise, davacının katkı payının hesaplanarak davalıdan tahsiline isteğine ilişkindir.

TMK'nın 214. maddesinde; mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemelerin, diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla, bu nitelikteki davalarda HUMK'nın 13. maddesindeki yetki değil; konuyla ilgili özel düzenlemelerin yer aldığı 4721 sayılı TMK'nın 214. maddesindeki yetki kuralı geçerlidir. Mahkemenin HUMK'nın 13. maddesinde yazılı bulunan kesin yetki kuralının uygulanması gerektiğine ilişkin görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır.

Kaldı ki, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davalı Hollanda'da ikamet etmektedir. Boşanma davası Hollanda'da açılmış ve kesinleşmiştir. Tenfiz (tanıma) kararı ise Gaziosmanpaşa Aile Mahkemesi'nce verilmiştir. Bunun yanında davalının dava dilekçesi ile avukatına verdiği vekaletnamedeki adres aynı olup, İstanbul-Bayrampaşa'daki adrestir. Bu durumda esasen yetki itirazının genel hükümlere yani HMK'nın 7. (HUMK'nın 9.) maddesine göre. belirlenmesi gerekir. Sözü edilen kanun hükmüne göre davalının Türkiye'deki daimi adresi Bayrampaşa'daki adres olduğuna, davanın niteliği gereği ve vatandaşlık durumu gözetildiğinde Hollanda Mahkemeleri olamayacağına göre davalının ikametgahı olan İstanbul-Bayrampaşa Mahkemesi olur. Yetki itirazı bu bakımdan yerinde görülmemektedir. Bundan ayrı mal rejimi davalarının özelliği gereği bu tür davalarda kesin yetki kuralı uygulanamaz. Bu nedenle olayda HMK'nın 12. (HUMK'nın 13.) maddesinin uygulama yeri yoktur.

Somut olayda; davalıya dava dilekçesi usulüne uygun olarak 16.09.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacı vekili 27.10.2009 tarihli dilekçeyle yetkisizlik itirazında bulunmuştur. HMK'nın 7. (HUMK'nın 9.) maddesindeki yetki itirazı ilk itirazlardan olduğundan davalı yan, az yukarıda açıklandığı gibi 10 günlük cevap süresi içinde süresinde yetki itirazında bulunmadığına göre, yetki itirazının reddi ile davaya devam edilmesi gerekirken, süresinde yapılmayan yetki itirazının kabulüne karar verilerek yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/23
K. 2012/6572
T. 29.6.2012

• MAL REJİMİNİN TASFİYESİ ( Bu Davalarda Boşanmaya Evliliğin İptaline veya Hakim Tarafından Mal Ayrılığına Karar Verilmesi Durumunda Bu Davalarda Yetkili Olan Mahkemelerin Yetkili Olduğu )
• YETKİLİ MAHKEMENİN BELİRLENMESİ ( Mal Rejiminin Tasfiyesi Davası - Boşanmaya Karar Veren Mahkemenin Yetkili Olması )
• BOŞANMA ( Mal Rejiminin Tasfiyesi Davası - Boşanmaya Karar Veren Mahkemenin Yetkili Oluşu )
4721/m.214
6100/m.9,13
ÖZET : Dava, mal rejiminin tasfiyesine ilişkindir.Mal rejiminin tasfiyesine dair davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkemeler mal rejiminin tasfiyesi davasına bakmakla yetkilidir. Eldeki dava, mal rejiminin tasfiyesine dair olup; boşanmaya karar veren yerel mahkemesinin yetkili olduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : A. ile A. aralarındaki mal rejiminin tasfiyesi davasında mahkemenin yetkisizliğine dair Nevşehir Aile Mahkemesi'nden verilen 12.05.2011 gün ve 204/309 Sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi; davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıyla 2007'de evlendiklerini ve 2011'de boşandıklarını, evlenirken düğünde kendisine hediye olarak takılan 9 adet her biri 30 gram altın bileziği davalının bozdurarak borçlarını ödemek için kullandığını, ancak sonradan bunları kendisine iade etmediğini; ayrıca evlilik birliği içerisinde kendisinin de katkıları ile 77 ... ... plakalı aracı edindiklerini, bu sebeplerle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla davalıda kalan her biri 30 gram olan 22 ayar 9 adet altın bileziğin mevcutsa aynen değilse misliyle, 77 ... ... plakalı aracın yarı bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, cevap süresi içinde davalının ikametgah mahkemesi olan Merzifon mahkemesinin yetkili olduğundan yetkisizlik itirazında bulunmuş ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece; davalı tarafın yetki itirazının süresinde olduğu, davalının Merzifon'da ikamet ettiği ve genel hükümler uyarınca davalının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin yetkisizlik sebebiyle reddine, karar kesinleştiğinde talep halinde dava dosyasının görevli ve yetkili Merzifon Asliye ( Aile ) Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş, hüküm; davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar, 26.10.2007 tarihinde evlenmişler, 10.03.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabul edilerek 15.03.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Dava, mal rejiminin tasfiyesine ilişkindir. T.M.K.nun 214/2. maddesinde; mal rejiminin tasfiyesine dair davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkemelerin yetkili olduğu düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla, bu nitelikteki davalarda H.U.M.K.nun 9. ve 13. maddesindeki yetki değil; konuyla ilgili özel düzenlemelerin yer aldığı 4721 Sayılı T.M.K.nun 214. maddesindeki yetki kuralı geçerlidir.

Somut olayda, taraflar Nevşehir Aile Mahkemesi'nin 15.03.2011 tarih 175-152 Esas ve Karar sayılı ilamıyla boşanmışlardır. Eldeki dava, mal rejiminin tasfiyesine dair olup; T.M.K.nun 214/2. maddesi uyarınca boşanmaya karar veren yerel mahkemesinin yetkili olduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan sebeplerle 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, H.U.M.K.nun 440/111-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 18,40.-TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi






T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/12820
K. 2015/12826
T. 10.6.2015

• MAL REJİMİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK İSTEMİ ( Görevli ve Yetkili Mahkeme - Uyuşmazlıkta T.M.K.'nun 214/2. Md. Uyarınca Boşanma Davasının Görüldüğü Mahkeme Olan Aile Mahkemesi Görevli ve Yetkili Olduğu )
• BOŞANMA DAVASININ GÖRÜLDÜĞÜ MAHKEMENİN YETKİLİ OLMASI ( Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak İstemi - Uyuşmazlıkta T.M.K.'nun 214/2. Md. Uyarınca Boşanma Davasının Görüldüğü Mahkeme Görevli ve Yetkili Olduğu/Mahkemece Yetkisizlik Kararı Verilmesinin İsabetsizliği )
• YETKİLİ MAHKEME ( Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak İstemi - Uyuşmazlıkta T.M.K.'nun 214/2. Md. Uyarınca Boşanma Davasının Görüldüğü Mahkeme Olan Aile Mahkemesi Görevli ve Yetkili Olduğu Gözetileceği )
4721/m.214/2
4787/m.4
ÖZET : Dava, mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Somut olayda; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemi T.M.K.nın 214/2. maddesi uyarınca boşanma davasının görüldüğü mahkeme olan Aile Mahkemesi görevli ve yetkili olduğu halde, uyuşmazlığın hatalı nitelendirilmesi sonucunda yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanıp tartışılıp değerlendirilerek talebin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı H. vekili, tarafların boşandıklarını, boşanmaya dair kararın kesinleştiğini, davacının rahatsızlıkları sebebiyle 1999 yılının Temmuz ayında tarafların fiilen ayrıldığı 2009 yılının Haziran ayı ortalarına kadar sahibi olduğu eczanenin tüm mali sorumluğunu davalının üstlendiğini, gelirlerini ve giderlerini düzenlediğini, davalının bu dönemde davacının banka hesaplarından kendi banka hesaplarına sebepsiz EFT havaleleri yaptığını açıklayarak fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL alacağın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı S. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; yetkisizlik kararı verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 16.10.1991 tarihinde evlenmiş, 20.7.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne dair kararın 2.4.2012 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir ( T.M.K.nun 225/2.m. ) Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( T.K.M.'nin 170.m. ), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. ( T.M.K.nun 202, 4722 S.Y.nın 10. m. ).

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir ( H.M.K.nın 31.md. ). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, mal rejiminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

Bu davaların çözüm yeri 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi gereğince Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemeleri'nde davanın Aile Mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. Görev kamu düzenine dair olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözönünde bulundurulur. T.M.K.nın 214/2. maddesinde; mal rejiminin tasfiyesine dair davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemelerin yetkili olduğu düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; dava ilk olarak İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılmış ve İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın T.M.K.nun 215, 219, 229 ve 230. maddelerinde belirtilen hükümler çerçevesinde Aile Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği belirtilerek İzmir Aile Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar 28.12.2012 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

İzmir Aile Mahkemesi'nce ise davanın mal rejiminin tasfiyesine dair bir dava olmadığı, genel yetki kuralı gereği davanın davalının yerleşim yerinde açılması gerektiği, Manisa Aile Mahkemesi'nin yetkili olduğu belirtilerek Manisa Aile Mahkemesi'ne yetkisizlik kararı verilmiştir.

Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine dair bulunduğuna göre, T.M.K.nın 214/2. maddesi uyarınca boşanma davasının görüldüğü mahkeme olan İzmir Aile Mahkemesi görevli ve yetkili olduğu halde, uyuşmazlığın hatalı nitelendirilmesi sonucunda yetkili mahkemenin Manisa Aile Mahkemesi olduğuna değinilerek yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanıp tartışılıp değerlendirilerek talebin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu sebeple kabulüyle hükmün 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca H.U.M.K.nun 388/4. ( H.M.K.m.297/ç ) ve H.U.M.K.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.06.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Davacı, boşandığı eski eşi olan davalının kendisine ait eczaneyi işletmesine yardım ettiği sırada eczane gelirinin bir bölümünü hile yoluyla kendine mal ettiğini belirterek tazminat ( alacak ) isteminde bulunmuştur.

Evliliğin devam ettiği sırada eşlerin birbirinden olan bütün mali taleplerin Aile Hukukundan kaynaklanacağı ve bütün bu gibi taleplere dair davalara Aile Mahkemesi'nin bakması gerektiği söylenemez. Eşlerin aile mal rejiminden kaynaklanan borç ilişkileri dışında, özel hukuka dair borç ilişkileri de vardır. Bu sebeple eşler birbiriyle borçlandırıcı sözleşme yapabilecekleri gibi, kambiyo borcu altına girebilir; haksız eşlem ve sebepsiz zenginleşme sebebiyle sorumlulukları da oluşabilir.

Davacının dava dilekçesinde açıkladığı talebin niteliği göz önüne alındığında; davacının talebine 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. kitabından kaynaklanan aile mal rejiminin tasfiyesiyle ilgili bir alacak talebi niteliği vermez. Bu talep, Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine ( haksız eylem sebepsiz zenginleşme T.B.K.nın 49. vd. ) dayalı bir alacak ( tazminat ) hukuki niteliğini taşıdığından; görevli mahkeme Aile mahkemesi olmayıp; Asliye hukuk mahkemesidir.

Bir davada hem "görev" hem de "yetki" itirazı mevcut ise; mahkeme kendisinin de re'sen gözeteceği "görev" hususunu daha önce incelemeli ve karara bağlanmalıdır. Bu durumda, yetkisizlik kararı veren Aile Mahkemesi görevli olmadığından; aynı yerdeki Asliye hukuk mahkemesinde yetki itirazı ayrıca incelenmek üzere görevsizlik kararı vermelidir. Mahkeme yetki itirazını incelemede görevli değildir.

Açıkladığımız sebeplerle mahkemenin yetkisizlik kararının bozulması gerektiğini düşünüyor; Değerli çoğunluğun bozma sonucuna katılmakla birlikte, bozma gerekçesine katılmıyoruz.

Kazancı
Old 13-02-2017, 20:04   #94
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İptal Davaları/İtiraz Davaları
2016/36 E., 2016/187 K.
Karar Tarihi: 14.12.2016
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kayseri Aile Mahkemesi

BAŞVURUNUN KONUSU: 22. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacı tarafından daha önce boşandığı eşine karşı açılan mal rejiminin tasfiyesi ile katkı payı ve katılma alacağı davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ: Kanun’un, itiraz konusu kuralın da yer aldığı 219. Maddesi şöyledir: “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri,5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.”

ESASIN İNCELENMESİ: Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

İTİRAZIN GEREKÇESİ: Başvuru kararında özetle, 4721 sayılı Kanun’un yasal mal rejimini edinilmiş mallara katılma olarak belirlediği, aksi sözleşme ile belirlenmedikçe taraflar arasında bu mal rejiminin uygulanacağı, Kanun’da kişisel malların sınırlı sayıda ve son derece kısıtlı bir şekilde sayıldığı, son derece kısıtlı sayılan kişisel malların ayrıca gelirlerinin de katılma alacağına konu edileceğine ilişkin hükmün mülkiyet hakkına makul bir gerekçe olmaksızın yapılan müdahale olduğu, eşler arasında mülkiyet yönüyle adeta özel mülkiyetin terkedilip sosyalist ülkelerde uygulanan ortak anlayışın benimsendiği, diğer eşe bu şekilde bir mali hak tanınmasının resmi evlilikleri engelleyeceği, bu nedenlerle, makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın kişisel malların gelirlerinin de edinilmiş mallardan sayılması hakkında kuralın, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

ANAYASA’YA AYKIRILIK SORUNU: 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 41. maddeleri yönünden de incelenmiştir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 4721 sayılı Kanun’un 219. Maddesinin birinci fıkrasında, edinilmiş malın, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olduğu belirtilmiş, maddenin ikinci fıkrasında yer alan bentlerde ise bir eşin edinilmiş mallarının neler olduğuna örnekler verilmiştir. Maddenin (4) numaralı bendinde “Kişisel mallarının gelirleri,” ibaresine yer verilmek suretiyle, evlilik süresi içinde kişisel mallardan elde edilen gelirler de edinilmiş mallar arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı temel hak ve özgürlükler arasında sayılmış ve güvence altına alınmıştır. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bu hakkın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği ve mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz. Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak “öz”, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddî surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle, öze dokunan sınırlamalar, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine evleviyetle aykırı olacağından, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkeleri bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve ölçülü olmasını ifade etmektedir.

Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın, demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan, “temel hak ve hürriyetlerin özü”, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi” kavramları, bir bütünün parçaları olup, “demokratik bir hukuk devleti” nin özgürlükler rejiminde gözetilmesi gereken temel ölçütleri oluşturmaktadır. Demokratik toplum mülkiyet hakkının tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev, bireyin mülkiyet hakkına sahip olmasını sağlamak, özellikle de bu imkânı ortadan kaldırmaya yönelik tutumlardan kaçınmak ve bu yönde gelebilecek olumsuz müdahaleleri engellemektir. Mülkiyet hakkına demokratik toplum düzeni yönünden zorunlu olmadıkça Devletin müdahale etmemesi gerekir. Mülkiyet hakkı meşru amaçlarla sınırlandırılabilir ise de sınırlama kişilerin bu hakkını yok edecek veya kullanılamaz hale getirecek şekilde yapılmamalıdır. Anayasa’nın 41. maddesinde, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.” denilmiştir. Aileyi Türk toplumunun temeli olarak tanımlayan Anayasa’nın 41. maddesinde, ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş; Devlete, ailenin korunması için gerekli tedbirleri alma ve teşkilatı kurma konusunda ödevler yüklenmiştir. Böylece aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle eşler ve çocuklardan oluşan ailenin birlik ve bütünlüğünün korunması amaçlanmaktadır. Nitekim uluslararası hukukun temel belgelerinden olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 16. ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 10. maddelerinde de ailenin, toplumun doğal ve temel unsuru olduğu ve devlet tarafından korunmasının gerektiği belirtilmiştir. Toplumun sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi, ilişkilerin huzur, barış ve güvenlik içinde yürüyebilmesi için Türk toplumunun temeli olan aile kurumunun sağlam temellere oturtulması gereklidir. Bu sebeple de aile kurumunu koruyucu ve kollayıcı düzenlemeler yapmak Devletin Anayasa’da ifade edilen pozitif yükümlülükleri arasındadır. Devlet, ailenin korunmasıyla ilgili olarak sahip olduğu müdahale, denetleme görev ve yetkisi kapsamında, aile ilişkilerinin kurulması, devamı ve sona ermesiyle ilgili düzenlemeler yaparak gerek eşlerin kendi aralarında gerekse ana, baba ile çocuklar arasındaki kişisel ve mali ilişkileri düzenleyen birtakım hukuk kuralları öngörebilir. Bu bağlamda kanun koyucu, 4721 sayılı Kanun’un 202. ile 281. Maddeleri arasında, eşlerin evlilik birliğinden önce ve/veya evlilik birliği devam ederken sahip oldukları mal varlıkları üzerindeki hak ve yükümlülüklerini, sorumluluklarını ve sona erme halinde mal varlığı değerlerinin akıbetini düzenleyen mal rejimleriyle ilgili ayrıntılı düzenlemeler yapmıştır. Toplumun, dünya görüşü, evlilik ve parasal konulardaki düşünceleri, evlilikten beklentileri, ihtiyaç ve arzuları birbirinden tamamen farklı olan bireylerden ve bu bireylerin oluşturduğu değişik aile tiplerinden meydana gelmesi nedeniyle, yasal mal rejimi olarak öngörülecek tek bir mal rejiminin bütün aile tiplerinin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı açıktır. Bu bağlamda kanun koyucu, farklı beklentilere göre “mal ayrılığı”, “paylaşmalı mal ayrılığı” ve “mal ortaklığı” gibi farklı mal rejimleri belirlemiştir. Eşler, Kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini evlenmeden önce veya sonra mal rejimi sözleşmesi yapmak suretiyle seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.

Eşlerin bunun için Kanun’un 205. Maddesi uyarınca noterde bir mal rejimi sözleşmesi yapmaları veya aralarında yaptıkları yazılı sözleşmeyi notere onaylatmaları yeterlidir. Aksinin kararlaştırılmadığı durumlarda ise kanun koyucu aile birliğinin sona ermesi durumunda eşler arasındaki mali ilişkiler bakımından hukuki bir boşluk oluşmasını engellemek amacıyla Kanun’un 202. Maddesinde yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini benimsemiştir. Kanun’un 218. Maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Bir başka deyişle yasal mal rejimindeki bütün malvarlığı değerleri ya kişisel maldır ya da edinilmiş maldır. Üçüncü bir mal grubundan söz edilemez. Bu rejim esas itibarıyla mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi mal rejiminin devamı sırasında, eşlerin malvarlıklarının birbirinden bağımsız ve ayrı kalması ve evlendikten sonra edinilen malların paylaşılması esasına dayanmaktadır. Edinilmiş mal rejimi sona erdiğinde, kişisel mal olarak kabul edilen mallar dışında, eşlerin mal rejimi süresince elde ettikleri bütün malları edinilmiş mal olarak kabul edilmekte ve yarı oranında paylaşıma tabi tutulmaktadır. İtiraz konusu kuralın yer aldığı maddede, edinilmiş malın, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olduğu belirtilerek edinilmiş mallarının neler olduğu sayılmaktadır. İtiraz konusu kuralla ise edinilmiş mal rejiminde kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal olacağı öngörülmektedir. 4721 sayılı Kanunun 220. Maddesinde kişisel mallar; eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, manevî tazminat alacakları ve kişisel mallar yerine geçen değerler olarak gösterilmiştir. 4721 sayılı Kanun’un 685. Maddesine göre ise bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur. Ürün ise dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukuki ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre adetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir. Eşlerin mal rejimi süresince bu şekilde elde ettikleri kişisel mallarının gelirleri de edinilmiş mal olarak kabul edilerek eşler arasında yarı oranında paylaşıma tabi tutulacaktır. Kuralın, kişisel malların evlilik birliği içinde elde edilen gelirleri üzerinde diğer eşe yarı oranında hak tanımak suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunduğu anlaşılmaktadır. Kuralla, kişisel malların gelirlerinin eşler arasında paylaştırılması öngörülmek suretiyle bu hakka müdahalede bulunulmuş ise de malikin kişisel mallarının gelirleri üzerindeki mülkiyet hakkının tamamı hukuken ortadan kaldırılmadığından hakkın özüne dokunan bir müdahale bulunmamaktadır. Bu nedenle değerlendirilmesi gereken bu müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu kısıtlamanın demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olup olmadığıdır. Edinilmiş mal rejimiyle kanun koyucunun öngördüğü amaç, genel gerekçede ifade edildiği üzere mal ayrılığı şeklindeki yasal mal rejiminin uygulamada ortaya çıkardığı hakkaniyete aykırı sonuçları gidermektir. Zira 743 sayılı mülga Medeni Kanun, mal ayrılığı rejimini yasal mal rejimi olarak kabul ettiğinden, eşler arasındaki evlilik birliği sona erdiğinde, eşlerin birbirinin malları üzerinde herhangi bir paylaşım hakkı mevcut olmayıp herkes kendi mal varlığını almaktaydı. Anılan sistemde, eşlerin birbirlerine mal edinmelerinde katkıları olması nedeniyle birbirlerinin mal varlığını zenginleştirdikleri halde, evlilik birliğinin sona ermesi halinde bu artıştan hiç pay alamamaları hakkaniyete aykırı bulunmuştur. Bu durum özellikle, çalışma hakları eski 743 sayılı Kanuna göre kocanın iznine bağlı evli kadınların ağır mağduriyetine sebep olmuştur. İtiraz konusu kuralın eşlerden birinin evlilikten sonra edindiği değerlerde diğer eşin katkısı, desteği varsayılarak kişisel malların evlilik birliği içinde edinilen gelirlerinin ortak paylaşımını öngörerek ailenin özellikle kadınların korunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı açıktır.

Kuralın ayrıca eşler tarafından beraberce yönetilen evlilik birliğinin giderlerine, eşlerin güçleri oranında emek ve malvarlıklarının katılması amacını gerçekleştirmeye yönelik olarak adil ve dengeli bir sistem öngördüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenle kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru bir amaca dayanmadığı söylenemez. Öte yandan, edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin 4721 sayılı Kanun’da belirlenen mal rejimlerinden herhangi birini, mal rejimi sözleşmesi yapmak suretiyle belirlemedikleri durumda geçerli olacak olan yasal mal rejimidir. Kanun koyucu, evlilik kurumuna verdiği önem çerçevesinde eşlerin mal rejimi belirlemediği durumlarda hukuki bir boşluk oluşmasının önüne geçmek amacıyla takdir yetkisi kapsamında bir tercihte bulunmuş ve bu durumda geçerli olacak edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye usulünde kişisel malların gelirlerini edinilmiş mal olarak kabul etmiştir. Bununla birlikte kanun koyucu, eşlerin, söz konusu yasal mal rejimini, evlilik birliğinden önce ve/veya evlilik birliği devam ederken mal rejimi sözleşmesiyle farklı bir mal rejimi kabul etmek suretiyle değiştirilebilmelerini ve edinilmiş mal rejimine devam ederken Kanunun 221. Maddesinde açık bir şekilde ifade edildiği gibi kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını kararlaştırabilmelerini de mümkün kılmıştır. Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin makul ve kabul edilebilir olduğu açıktır.Dolayısıyla kuralda demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

HÜKÜM: 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 219. Maddesinin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serruh KALELİ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 14.12.2016 tarihinde karar verildi.

https://barokart.com.tr/blog/024-140...022017.html#t3
Old 21-02-2017, 11:57   #95
Av.Nazife Eytemiş BAŞAR

 
Varsayılan

YHGK Esas : 2016/8-1061 Karar : 2016/959 Tarih : 05.10.2016 KATILMA ALACAĞI
MAL REJİMİ
ZAMANAŞIMI
EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA

Dava; boşanan eşler arasında katılma alacağı istemine ilişkindir.

Davacı ... vekili, evlilik birliği içerisinde 2002 sonrası edinildiğini açıkladığı araç, taşınmazlar ve banka hesabındaki para ile ilgili edinilmiş mallara katılma rejimi gereği öncelikle taşınmazlara ait tapu, araca ait trafik kaydının iptali ile yarı hisselerinin davacı adına tesciline, banka hesabındaki paranın yarısının davacıya verilmesine, tescil mümkün olmadığı takdirde katkı payı, katılma alacağı, değer artış payına ilişkin olarak fazla hakları saklı kalmak üzere şimdilik 400.000 TL`nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 19.10.2011 tarihinde harcını da yatırdığı dilekçesi ile isteğini 1.181.894 TL şeklinde ıslah etmiştir.
TMK.5, 178, 222, 229, 231, 235, 236
BK.125
743 Sa.Ka.5, 170
TBK.146
---
--- Taraflar arasındaki “ katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy (Kapatılan) 1. Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.12.2011 gün ve 2009/402 E., 2011/1032 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.06.2012 gün ve 2012/5049 E., 2012/6308 K. sayılı ilamı ile;

"...Davacı ... vekili, evlilik birliği içerisinde 2002 sonrası edinildiğini açıkladığı araç, taşınmazlar ve banka hesabındaki para ile ilgili edinilmiş mallara katılma rejimi gereği öncelikle taşınmazlara ait tapu, araca ait trafik kaydının iptali ile yarı hisselerinin davacı adına tesciline, banka hesabındaki paranın yarısının davacıya verilmesine, tescil mümkün olmadığı takdirde katkı payı, katılma alacağı, değer artış payına ilişkin olarak fazla hakları saklı kalmak üzere şimdilik 400.000 TL`nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 19.10.2011 tarihinde harcını da yatırdığı dilekçesi ile isteğini 1.181.894 TL şeklinde ıslah etmiştir.

Davalı ... Yılmaz vekili, taraflar arasındaki evlilik birliğinin ilk boşanma davasının açıldığı 14.10.2003 tarihinde sona erdiğini, bu tarih sonrası alınan taşınmazların ve 1.1.2002 öncesi alınan taşınmazların tasfiyeye girmeyeceğini, davacının kötüniyetli olduğunu, boşanma sonrası son olarak vekil edeninin 600.000 TL değerindeki Bostancı’da 1352 ada 148 parseldeki 5.kat 9 nolu meskeni davacıya bedelsiz devrettiğini, davacının alacağı kalmadığını, devredilen dairenin katılma alacağından daha yüksek bedelde olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, ıslaha karşı cevabında ise ıslah tarihi itibarıyla 1 yıllık zamanaşımın geçtiğini ileri sürmüştür.

Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile edinilmiş mallar değerinin toplam 1.223.389,29 TL değerinin yarısı olan 611.695 TL`nin karar tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, kabul edilen kısım yönünden davalı vekili, reddedilen kısım yönünden katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 29.8.1984 tarihinde evlenmiş, 21.7.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 20.1.2009 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir (TMK.nun 225/2.m.). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM.nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 s.y.nın 10.m.).

Öncelikle davalı tarafından taraflar arasındaki mal rejiminin ilk boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erdiği iddia edilmekte ise de dosya arasına getirtilen dosyalar incelendiğinde, davacısı Mehtap olan 14.10.2003 tarihinde açılan boşanma davasında Kadıköy 1. Aile Mahkemesinin 30.6.2005 tarih 2003/1077 Esas 2005/657 Karar sayılı ilamı ile tarafların boşanmalarına hükmedilmişse de bu hükmün temyiz ve karar düzeltme aşamaları sırasında davacı ... tarafından davadan feragat edildiği ve bu feragat dikkate alınarak aynı mahkemenin 18.5.2006 tarihli ek kararı ile davacının davasının reddedildiği anlaşılmaktadır. Feragat kesin hükmün sonuçlarını doğurduğuna ve ilk açılan boşanma davası da redle sonuçlandığına göre artık taraflar arasındaki mal rejiminin bu davanın açıldığı tarihte sona erdiğinden sözedilemez. Reddedilen dava sonrası 21.7.2006 tarihinde bu kez davacısı Adnan olan davada yapılan yargılama neticesi Kadıköy 2. Aile Mahkemesinin 3.5.2007 tarih 2006/834 Esas 2007/325 Karar sayılı ilamı ile tarafların boşanmalarına karar verildiğine, bu karar Yargıtay incelemesinden de geçerek 20.1.2009 tarihinde kesinleştiğine göre taraflar arasındaki mal rejiminin 21.7.2006 tarihinde sona erdiğinin kabul edilmesi doğru olmuştur.

Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK.nun 231, 236/1.m.). TMK.nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar bu durumları ile tasfiyeye konu edilir. (TMK.nun 231/1 m.). Söz konusu mal varlıklarının devredilmesi durumunda ise devredildiği tarih esas alınarak hesaplama yapılır (TMK.nun 235/son m.)

Davada istek katılma alacağı niteliğinde olup, mahkemece dava konusu taşınmazlara ait tedavüllü tapu kayıtları getirtilmiş, davalı tarafından ne şekilde hangi tarihte edinildikleri ayrı ayrı belirlenmiş, tasfiye bakımından hangi mal rejimine tabi oldukları da gözetilerek usulüne uygun alınan bilirkişi raporları doğrultusunda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Dosya arasındaki tapu kayıtları ve diğer belgeler incelendiğinde, her ne kadar kararda 282 ada 1 parsel 283 ada 1 parsel olarak yazılarak buradan edinilmiş mala gelecek değer hükmün 9 numaralı bendindeki red kısmında hata yapılmış, yine gerçek değeri 10.000 TL olduğu halde 1528 ada 8 parseldeki 8 nolu dairenin değeri olarak yanlışlıkla 1506 parseldeki 6 nolu dairenin değeri 75.000 TL dikkate alınmışsa da bu hususlar bilirkişi raporlarındaki değerler karşısında maddi hata olarak kabul edilerek bozma yapılmasına gerek görülmemiş, usulüne uygun gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporları karşısında tasfiyeye girmesi gereken artık değerin 1.292.789,29 TL ve davacının bu artık değerin yarısı olarak katılma alacağının 646.394,64 TL olduğu hesaplanmıştır. Mahkemece hükmedilen değer ise 611.695 TL`dir. Diğer yandan 1.1.2002 öncesi edinilen kişisel mal niteliğindeki bir kısım taşınmazın 1.1.2002 tarihi sonrası müteahhide verilerek kat karşılığı edinilen daireler kişisel mal yerine geçen ve ikame niteliğinde kişisel mal olduklarından edinilmiş mal içerisinde değerlendirilmemiş olması da yerindedir. Davalı taraf, boşanma sonrası davacıya bedelsiz verdiğini iddia ettiği taşınmaz sebebiyle davacının katılma alacağı hakkı kalmadığını savunmuş ise de bu hususta tek başına soyut müşterek çocuğun beyanı yeterli olmayıp, ispatlanamayan savunmaya itibar edilmemesi de doğrudur. Davacının dava dilekçesinden sonra verdiği 23.3.2010 tarihli dilekçesi de ıslah niteliğinde olmayıp, ıslahın harcı da yatırılan 19.10.2011 tarihinde yapıldığında da tereddüt etmemek gerekir. Bu açıklamalar karşısında dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, bu tür davalarda fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet kuralının da gözetilmesi gerektiğine, mahkemece dikkate alınan bilirkişi raporlarında gerek değer gerek hesaplama yöntemi bakımından usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığına, edinilmiş mal olarak değerlendirmeye giren mal varlığında da az yukarıdaki maddi hatalar dışında bir hata yapılmadığına, usule uygun bilirkişi raporları göz önünde bulundurularak davacının katılma alacağı belirlendiğine göre davalı vekilinin aşağıda yazılı husus dışındaki diğer tüm temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,

Ancak; davacı vekili, dava dilekçesinde isteğini 400.000 TL olarak açıklamış, fazla haklarını saklı tutmuş, 19.10.2011 tarihli dilekçesi ile de isteğini 1.181.894 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili bu ıslah isteğine karşı süresinde zamanaşımı def’inde bulunarak 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini savunmuş, davacı vekili ise zamanaşımının 10 yıl olduğunu ileri sürmüştür. Uyuşmazlık, davacının katılma alacağı talebi bakımından zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak uygulanıp uygulanamayacağı hususunda toplanmaktadır.

743 sayılı TKM.nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 sayılı TKM. de mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemişti. Ancak, 743 sayılı TKM.nin Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 sayılı TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince BK.nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM.nin 5. maddesinin yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. BK.nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik mürur zamana tabidir”, denilmiştir. Madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir. Aynı Kanunun 132/1-3 nolu bendinde ise, “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez” hükmüne yer verilmiştir.

4721 sayılı TMK.nunda ise, zamanaşımına ilişkin hüküm yer almaktadır. Anılan Kanunun 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. Maddenin birinci bölümünden de açıkça anlaşılacağı üzere “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları...” denilmektedir. Bu hükmün sadece boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminat ile benzeri hakları kapsadığını söylemek güçtür. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları ibaresinin aynı zamanda edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payını da kapsadığı düşünülmektedir. Halihazırda Daire uygulaması bu yöndedir. 743 sayılı TKM.nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde katkı payı alacağına yönelik tüm davalar sözleşme olsun veya olmasın 743 sayılı TKM.nin (4721 sayılı TMK.nun) 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. TMK.nun 225/1. maddesi uyarınca mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş (ki başka bir mal rejiminin kabulü halinde sözleşme söz konusu olur) ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde de 4721 sayılı TMK.nun 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında mal rejimi konusunda yapılmış bir sözleşme söz konusu ise, yine 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. TMK.nun 225/2. fıkrasında; “Mahkemece evliliğin (…) boşanma sebebiyle sona ermesi…” halinde katılma alacağı bakımından TMK.nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımının uygulanacağı Dairece kabul edilmektedir. Daha önce mal rejimine ilişkin davaların görüldüğü Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinde de; 4721 sayılı TMK.nun 231. maddesine dayalı katılma alacağı konusundaki kararlar oyçokluğuyla verilmiştir. Çoğunluk; TMK.nun 5. maddesi yollamasıyla bu mal rejiminde BK.nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık, azınlık ise; TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını benimsemiştir (2.H.D. 05.02.2007 T. ve 9383/1228 E/K).

Mal rejimleri konusunda on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerektiği görüşünü savunanlar; TMK.nun 178. maddesinin TMK.nun boşanma kısmında yer aldığı, bu nedenle sadece boşanmanın eki niteliğinde bulunan davalar hakkında uygulanması gerektiği, mal rejimleri konusunda uygulanmasının mümkün olmadığı, maddenin kanunda yer alış biçiminin de buna engel olduğu gerekçesine dayanmaktadırlar. Kanun sistematiğine göre gerçekten TMK.nun 178. maddesi boşanma kısmında yer almaktadır. Ne var ki, TMK.nun 158 ve 179. maddeleri de aynı bölümde yer almakta olup, TMK.nun 158/2. fıkrasında; “Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır”, Mal Rejiminin Tasfiyesi başlığını taşıyan 179. maddesinde de, “mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir. O taktirde bu maddelerin yer alış biçimine hangi gerekçe gösterilmelidir. Buna benzer bir çok hüküm bulmak mümkündür. O halde bu gerekçe tek başına on yıllık zamanaşımının uygulanmasının gerekçesi olamaz. Ancak, tali bir gerekçe olarak değerlendirilebilir. Bundan ayrı, istek sahibi için çok zorunlu ve yaşamsal bir değer taşıyan, aynı zamanda boşanmanın fer`i niteliğinde olan nafaka, maddi ve manevi tazminat davaları ve benzerleri bakımından daha kısa süre olan bir yıllık, mal rejimi bakımından ise oldukça uzun bir süre sayılan on yıllık zamanaşımının kabulünün bir çelişki oluşturacağı açıktır.

Yargıtay ve Daire uygulaması gereğince uygulanması gereken zamanaşımı süresi boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bugünkü koşullarda bir boşanma davasının temyiz süreci de dahil en az 4-6 yıl sürdüğü bilinmektedir. Kesinleşmeden itibaren on yıllık sürenin son yılı ya da gününde mal rejimine ilişkin davanın açıldığı da gözönünde tutulduğunda sosyal problemin asgari 15 – 20 yıla taşınacağı da bir gerçektir. Bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa olduğu ancak, on yıllık zamanaşımı süresinin ise çok uzun olduğu ve sosyal problemi uzun süre ayakta tuttuğu ve başka sosyal problemlere de yol açtığı ya da açacağı gözardı edilemez.

Mal rejimine ilişkin zamanaşımı konusunda doktrinde de tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşünü benimseyenler; farklı açılardan olayı değerlendirmekle birlikte on yıllık zamanaşımının uygulanacağını savunmaktadırlar. Azınlık ise; olayda bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmekteler. Yani TMK.nun 178. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını ileri sürenler iki gerekçeye dayanmaktadırlar. Birincisi sözü edilen madde TMK.nun mal rejimleri bölümünde değil, kanunun sistematiği açısından TMK.nun boşanma kısmında yer almaktadır. İkincisi ise, TMK’nun 178. maddesi boşanmanın eki niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminatlarla ilgili olup bunlar hakkında uygulanır. Mal rejimine ilişkin davalar ise boşanmanın eki (fer`i) niteliğinde davalar olmadığını söylemekteler. Konunun çok tartışmalı olduğu ve henüz bir birlikteliğin gerek doktrinde ve gerekse uygulamada sağlanamadığı görülmektedir.

Taraflar arasında görülen boşanma davasının kesinleştiği 20.1.2009 tarihinden ıslah dilekçesinin tarihi olan 19.10.2011 tarihine kadar TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş bulunduğuna ve davalı vekili ıslah dilekçesi ile talep edilen katılma alacağı miktarına karşı süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre, davacı vekilinin dava konusu ettiği mal varlığına ilişkin katılma alacağı miktarı ıslahla artırılan miktar yönünden zamanaşımına uğramış olup, mahkemece dava dilekçesindeki istek dikkate alınarak 400.000 TL katılma alacağı yönünden kabule, ıslahla artırılan 781.894 TL istek bakımından ise zamanaşımı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken ıslahla artırılan kısım da dikkate alınarak yazılı şekilde 611.695 TL katılma alacağına karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazları aleyhine hükmedilen katılma alacağının ıslahla artırılan bölümü açısından yerindedir.

Davacı vekili ise katılma yolu ile temyizinde, mahkemece hükmedilen alacak miktarının düşük olduğunu belirterek reddedilen bölümle ilgili temyize gelmiş, zamanaşımının ise 10 yıl olarak uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür. Az yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere zamanaşımının 1 yıl olarak uygulanması gerektiğine, mahkeme kararı davalı temyizi doğrultusunda bozulduğuna göre davacının reddedilen bölümle ilgili temyiz isteğinin incelenmesine gerek bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin zamanaşımı ile ilgili temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı ,..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; boşanan eşler arasında katılma alacağı istemine ilişkindir.

Mahkemenin, ıslah edilen miktarı üzerinden davanın kısmen kabulüne dair verdiği karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Daire`ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 17.04.2013 gün ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararı ile katılma alacağı ile ilgili davalarda öngörülen zamanaşımı süresinin on yıl olarak belirlendiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

Kararı, davalı ... vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu`nun önüne gelen uyuşmazlık; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğünden sonra edinilen mallar konusunda, evlilik birliğinin boşanma ile sonuçlanması halinde, eşler arasında katılma alacağına ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin TMK`nun 178. maddesi uyarınca bir yıl mı, yoksa aynı Kanunun 5. maddesi yollaması ile Türk Borçlar Kanununun 146. maddesi ( 818 sayılı BK m. 125 ) uyarınca on yıl mı olduğu; varılacak sonuca göre, davada ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, yerel mahkemenin ilk kararından ve Özel Dairenin bozma ilamından sonra, benzer bir dava dosyasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 17.04.2013 gün ve 2013/8-375 E., 2013/520 K. sayılı kararı ile katılma alacağı davalarındaki zamanaşımı süresinin 10 yıl olarak belirlendiği gerekçesiyle verdiği direnme kararının, ilk hükmün gerekçesinde yer almayan yeni bir olguya dayalı yeni bir hüküm niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış, Kurul çoğunluğu tarafından bozma kararından sonra mahkemece yeni bir delilin incelenmediği, mahkemenin gerekçesini güçlendirmek amacıyla sırf benzer mahiyetteki davalar nedeniyle verilen Yargıtay kararlarına atıf yapmış olmasının yeni hüküm niteliğinde olmadığı ve ön sorunun bulunmadığı oyçokluğuyla kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Taraflar arasında uygulanacak mal rejiminin niteliği konusunda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Çekişme; evlilik birliğinin boşanmayla sonuçlanması halinde, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallar için, katılma alacağı hakkında uygulanacak zamanaşımı süresine ilişkindir.

Bilindiği üzere, 01.01.2002 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) yürürlüğü girmiş ve "edinilmiş mallara katılma" rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Anılan mal rejiminde, eşler arasındaki dayanışmanın bir gereği olarak, evlilik birliği içinde edinmiş mallar üzerinde diğer eşe bir alacak hakkı tanınmıştır. Öğretide “katılma alacağı” olarak adlandırılan bu alacak "edinilmiş mallara katılma" rejimine ilişkin bir kavram olup, TMK’nın 231 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

Belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağına özgü olarak bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. (KILIÇOĞLU, Ahmet: “Katılma Alacağında Zamanaşımı”, Fırat Öztan’a Armağan, C. I, Ankara 2010, s. 1289; ACAR, Faruk: Aile Konutu, Mal Rejimleri, Eşin Yasal Miras Payı, 3.B, Ankara 2012, s. 275; SONSUZOĞLU, Elif: Medeni Kanun’da Mal Rejimi Düzenlemeleri ve Vergi Hukukundaki Etkileri, İstanbul 2006, s. 50; ..., Ali İhsan: Mal Rejimleri, 5. B. Ankara 2008, s. 82).

Ne var ki, anılan husus öğretide tartışmalı olduğu gibi, Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında da azınlıkta kalan bir kısım üyeler tarafından TMK`nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin bu davalarda uygulanması gerektiği, keza anılan yasa maddesinde evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının çok açık bir şekilde düzenlendiği, bu düzenlemenin sırf boşanmanın fer`i niteliğindeki nafaka, maddi - manevi tazminat gibi hakları değil, boşanma sebebiyle doğan tüm dava haklarını kapsadığı görüşü belirtilmiş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.

Katılma alacağının niteliği itibariyle, eşler arasında bir alacak olduğu ve dolayısıyla boşanmanın bir fer’î olmadığı (CEYLAN, Ebru: Türk ve İsviçre Hukukunda Boşanmanın Hukuki Sonuçları, İstanbul 2006; s. 68; KILIÇOĞLU, s. 1292); “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan bir dava” da olmadığı, kaldı ki edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinin boşanmanın değil mal rejiminin sona ermesinin bir sonucu olduğu kabul edilmektedir (DURAL, Mustafa/ÖĞÜZ, Tufan/GÜMÜŞ, Alper: Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 391). Zira boşanmanın fer’ileri; boşanma davası ile birlikte veya ayrı olarak açılan maddi - manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) ve nafaka (TMK m. 175) gibi hususlardır. Belirtmek gerekir ki; TMK m. 178’in salt boşanmanın fer’î niteliğindeki tazminat ve nafakayı kapsadığı madde gerekçesinde açıkça vurgulanmıştır.

Öğretide, mal rejimlerinden doğan davaların boşanmanın fer’î olmadığı kabul edilmekle birlikte; mal rejiminin tasfiyesinin aile hukukunun bir parçası olduğu, bu nedenle katılma alacağı davalarında, zamanaşımı süresinin TMK. m. 178’e göre belirlenmesinin isabetli olacağı da savunulmaktadır (ACAR, s. 284; ..., s. 82). Bu düşünce tarzının, esasen bir kıyas olmayıp, genişletici bir yorum olduğu ileri sürülse de maddenin Kanun sistematiği içinde bulunduğu yer nazara alındığında, bu fikir zamanaşımında kıyas yasağına takılacaktır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu sistematiği incelendiğinde; 178. maddenin, Kanunun “İkinci Kitap, Birinci Kısım, İkinci Bölüm-Boşanma” düzenlemesi içinde, “Boşanmada tazminat ve nafaka” kenar başlığı altında yer aldığı görülür. Katılma alacağı ise TMK, “İkinci Kitap, Birinci Kısım, Dördüncü Bölüm- Eşler Arasındaki Mal Rejimi” düzenlemesi kapsamında (TMK m. 231 vd.) yer almaktadır.

Mal rejiminin “boşanma” dışındaki sebeplerle sona ermesi halinde, katılma alacağında uygulanacak zamanaşımı süresinin TBK`nun 146. maddesindeki düzenleme uyarınca on yıl olacağı genel kabul gören bir husustur. Özel Daire`nin yukarıya metni alınan kararında da, mal rejiminin boşanma dışındaki sebeplerle, yani eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulü ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde 4721 sayılı TMK`nun 5. maddesi yollamasıyla TBK`nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmektedir.

Mal rejiminin boşanma nedeniyle sona ermesi halindeki zamanaşımı süresini, salt TMK`nun 178. maddesindeki “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları” ifadesine dayandırmak kanun koyucunun amacına da uygun düşmez. Zira, kanun koyucu mal rejimleri için ayrı ve özel bir zamanaşımı süresi öngörmek isteseydi, bunu ayrıca düzenler ve salt boşanma ile sınırlı olarak değil de mal rejiminin diğer sona erme halleri (TMK m. 225) için de öngörürdü (KILIÇOĞLU, s. 1292).

Şu halde katılma alacağında zamanaşımı süresinin TMK`nun 178. Maddesi uyarınca belirlenmesine imkân bulunmamaktadır.

Katılma alacağı Kanundan doğan bir (parasal) alacak hakkı olup, doğumuyla birlikte temlik edilebilir, haczedilebilir ve rehnedilebilir (AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ Karaman, Derya: Türk Medeni Hukuku: Aile Hukuku, C. 2, 14. B., İstanbul 2012, s. 174; ZEYTİN, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2. B, Ankara 2008, s. 234; YETİK, Nurten: Boşanma, Anlaşmalı Boşanma ve Mal Rejimleri, 3. B, Ankara 2008, s. 128; KIRMIZI, Mustafa: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Aile Konutu, İstanbul 2012, s. 245; GÜMÜŞ, Mustafa Alper: Teori ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri, İstanbul 2008, s. 380).

Katılma alacağının bu niteliği nedeniyle, TMK m. 5 yollaması ile Borçlar Kanunu genel hükümlerinin bu alacak bakımından da uygulanacağı açıktır. (ŞIPKA, Şükran: “Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde, Tasfiyeyi ve Katılma Alacağını Talep Hakkına İlişkin Zamanaşımı Süreleri”, Bilge Öztan’a Armağan, Ankara 2008, s. 843)

6098 sayılı TBK`nun 146 maddesinde “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir” düzenlemesi yer almakta olup, katılma alacağında zamanaşımı süresi TBK m. 146 (mülga 818 sayılı BK m. 125) uyarınca on (10) yıl olarak uygulanmalıdır (Dural/Öğüz/Gümüş, s. 391; Şıpka, s. 846; Kılıçoğlu, s. 1294).

Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2013 gün ve 2013/8-375 E., 2013/520 K., 12.06.2013 gün ve 2013/8-1013 E., 2013/816 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

Eldeki olaya gelince; tarafların 29.08.1984 tarihinde evlendikleri, uyuşmazlığın 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mallar nedeniyle katılma alacağına ilişkin olduğu, 21.07.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabul edilerek 20.01.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Buna göre, ıslah tarihi olan 19.10.2011 tarihi itibariyle Kanunda öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca, Özel Dairenin, davacının katılma alacağına ilişkin ıslahın bir yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece direnilmiş olması yukarıdaki açıklamalar nedeniyle yerinde olup onanmalıdır.

Ne var ki, Özel Dairece bozma kapsamında kalan işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları, hükmün zamanaşımı süresi yönünden bozulması nedeniyle incelenmemiş olduğundan, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

TMK’nın 178. maddesinde: “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” hükmü yer almaktadır.

Yürürlükten kaldırılan 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde karşılığı bulunmayan madde gerekçesine bakıldığında: “evliliğin boşanma nedeniyle son bulmasına rağmen eşlerin yıllar sonra maddî ya da manevî tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir” ibarelerine yer verildiği görülmektedir.

Boşanma süreci ve nihayetinde gerçekleşen evliliğin tasfiyesi eşler açısından travmatik sonuçlar doğurur. Bazı eşler yaşadıkları tüm olumsuzlara rağmen eskiyi unutup, yeni hayata biran önce uyum sağlamaya çalışırken, bazılarının geçmişe takılıp eski ilişkinin tasfiyesini mümkün mertebe zamana yayarak tabiri caizse “burun sürtme” çabasına düştüğü, sıkça karşılaşılan bir gerçektir. Bu anlayışla yola çıkan eski eş, diğer eşin sağlıklı yeni bir hayat kurmasına engel olmayı vazife haline getirir ve gerekirse bu uğurda tüm hukuki enstrümanları seferber ederek bir nevi hukuki tacizde bulunur.

Tüm bu olumsuzlukları nazara alan kanun koyucu, TMK’daki yeni düzenlemeyle, boşanmadan itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi koymayı uygun bulmuştur. Böylelikle bir şekilde yara alan ve diğer eşle karşılaşıldıkça kabuk bağlamayan yaraların bir an önce iyileşmesi sağlanarak önemli bir toplumsal yaraya çözüm getirilmiştir.

Kanun koyucunun iradesi ve bu kadar net ve açık bir şekilde ortada iken, mal rejiminden kaynaklanan davaların zamanaşımı hususunda TMK’da boşluk bulunduğu ve bu nedenle TBK’daki genel hükümlere müracaat edilmesi gerektiği görüşüne itibar edilmesine imkan bulunmamaktadır.

Öte yandan TMK 178. maddesinde yer alan sürenin yalnızca boşanma nedeniyle mal rejimi tasfiyesine ilişkin olduğu, diğer tasfiye hallerine yönelik emsal nitelik arzetmediği de tartışmasızdır.

Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde, mahkeme direnme kararının TMK’nın 178. madde metni ve gerekçesine uygun olmaması nedeniyle, bozulması gerektiği kanaat ve düşüncesiyle aksi yönde tezahür sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
Old 28-03-2017, 13:38   #96
Av.Serap Kurtuldu

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/911
K. 2016/8977
T. 23.5.2016
• KATILMA ALACAĞI DAVASI ( Yasal İlke ve İçtihatlar Doğrultusunda Hesaplama Yapılması İçin Uygun Bilirkişi veya Bilirkişilerden Bilirkişi Raporu Alınması ve Gerçekleşecek Sonuca Göre Bu Aşamada Sadece Alacaktan Davalı Eski Eşin Sorumlu Olabileceği Gözetilerek Karar Verilmesi Gerektiği )
• DENKLEŞTİRME ( Gerek Davalının Babası Tarafından Yapılan Yardımın Gerekse Aracın Satışından Elde Edilen Paranın Taşınmazın Alınmasında Kullanıldığı Sabit Kabul Edildiği Takdirde Davacı Yararına Denkleştirme Yapılacağının Düşünülmesi Gerektiği - Katılma Alacağı Davası )
• BANKA KAYITLARININ ARAŞTIRILMASI ( Katılma Alacağı Davası - İlgili Banka Kayıtları Delil Listesinde Bildirildiğinden Bankadan Kayıtların Getirtilip Miktarın Araştırılması Miktarı ve Niteliği İtibariyle Davalıya Verilebilecek Nitelikte Olup Olmadığının Araştırılması Gerektiği )
• MAL REJİMİNİN TASFİYESİ ( Borçlu Eşin Malvarlığının ya da Terekesinin Tasfiye Borcunu Karşılamaya Yetip Yetmediği Ancak Alacağın Tahsili Sürecinin Sonunda Belli Olacağından Üçüncü Kişinin Mal Rejiminin Tasfiyesine Dair Kararın Verildiği Aşamada Borçtan Sorumlu Tutulmasının Doğru Olmayacağı )
• BEKLETİCİ MESELE ( Eşden Kazandırma veya Devralan Üçüncü Kişi Konumundaki Diğer Davalı Hakkındaki Alacak Talebi Hakkında Üçüncü Kişiye Karşı Açılan Dava Hakkında Ayırma Kararı Verilerek Davanın Ayrı Bir Esasa Kaydının Sağlanması Bu Davada Eski Eşe Karşı Açılan Katılma Alacağı Davası Sonucunun ve Alacağa Karar Verilmiş İse Eşden Tahsil Edilebilme Durumunun Bekletici Sorun Yapılması Gerektiği )
4721/m.230
6100/m.31,165,167
ÖZET : İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, davalılardan eski eş cevabında katılma alacağına konu edilen taşınmazın alımında kişisel malı niteliğinde bulunan aracın satışından elde edilen para ve babasının bankadan kullandığı kredi ile kendisine yardımda bulunduğunu ileri sürmüş bu husus tanık beyanları ile doğrulanmıştır. Bu durumda, ilgili banka kayıtları delil listesinde bildirildiğinden bankadan kayıtların getirtilip miktarın araştırılması, miktarı ve niteliği itibariyle davalıya verilebilecek nitelikte olup olmadığının araştırılması; ayrıca gerkirse davalıdan HMK 31. maddesi çerçevesinde açıklama istenilerek, aracın trafik sicilinden sicil kaydı ve satış belgelerinin getirtilerek, aracın satış ve alacak talebine konu taşınmazın alım tarihleri karşılaştırılarak aracın satışından elde edilen paranın taşınmazın alınmasında kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı değerlendirilip; gerek davalının babası tarafından yapılan yardımın gerekse aracın satışından elde edilen paranın taşınmazın alınmasında kullanıldığı sabit kabul edildiği takdirde, TMK 230/3 maddesi uyarınca davacı yararına denkleştirme yapılacağı düşünülmesi; yasal ilke ve içtihatlar doğrultusunda hesaplama yapılması için uygun bilirkişi veya bilirkişilerden bilirkişi raporu alınması ve gerçekleşecek sonuca göre bu aşamada sadece alacaktan davalı eski eşin sorumlu olabileceği gözetilerek karar verilmesi gerekirken, mahkemece, bu konuda eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine dair kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme neticesinde davacının katılma alacağı tespit edilmesi halinde, alacaktan davalı eşin sorumluluğuna hükmedilmesi; eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişi konumundaki diğer davalı hakkındaki alacak talebi hakkında HMK 167. maddesi uyarınca üçüncü kişiye karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eşe karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması, eş hakkındaki alacak davasının kesinleşmesi ve davalı eşten alacağın tahsil edilememesi halinde üçüncü kişi diğer davalının sorumluluğu doğacağı düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : ... ile ... ve ... aralarındaki alacak davasının kabulüne dair Edremit 2. Asliye Hukuk ( Aile ) Mahkemesi'nden verilen 17.7.2014 gün ve 437/404 Sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili ve davalı ... taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde 184 ada 186 parsel sayılı taşınmazın davalı eş adına edinildiği, davalı eşin diğer davalıya alacağı azaltmak kastıyla devrettiğini belirterek taşınmaz sebebiyle 10.000,00 TL alacağın davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 28.5.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını artırarak toplam 30.663,50 TL alacağın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ... vekili, taşınmazı kendi birikimleri, kişisel malı olan aracın satışından elde edilen para ve babasının kredi çekerek verdiği para ile aldığını belirterek açılan davanın reddini savunmuştur.

Davalı ...'a usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen cevap dilekçesi sunmamış, davayı takip etmemiştir.

Mahkemece, davanın kabulü ile, 30.663,50 TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- )Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir ( 6100 Sayılı HMK m. 33 ). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden ( TMK m. 229 ) ve denkleştirmeden ( TMK m. 230 ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının ( TMK m. 219 ) toplam değerinden, bu mallara dair borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin ( TMK m. 231 ) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır ( TMK m. 236/1 ). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm ( rayiç ) değerleri esas alınır ( TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1 ). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir ( TMK m. 222 ).

Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut olaya gelince; eşler, 24.7.2005 tarihinde evlenmiş, 31.10.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne dair hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK m. 225/ son ). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir ( 4722 Sayılı Kanun'un m. 10, TMK m. 202/1 ). Tasfiyeye konu 184 ada 186 parsel sayılı taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 9.1.2009 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Davalı eş taşınmazı 22.7.2011 tarihinde diğer davalı ...'a satmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime dair hükümler uygulanır ( TMK m. 179 ).

Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, davalılardan eski eş ... cevabında katılma alacağına konu edilen taşınmazın alımında kişisel malı niteliğinde bulunan ... marka aracın satışından elde edilen para ve babasının bankadan kullandığı kredi ile kendisine yardımda bulunduğunu ileri sürmüş bu husus tanık beyanları ile doğrulanmıştır. Bu durumda, ilgili banka kayıtları delil listesinde bildirildiğinden bankadan kayıtların getirtilip miktarın araştırılması, miktarı ve niteliği itibariyle davalıya verilebilecek nitelikte olup olmadığının araştırılması; ayrıca gerkirse davalıdan HMK 31. maddesi çerçevesinde açıklama istenilerek, ... marka aracın trafik sicilinden sicil kaydı ve satış belgelerinin getirtilerek, aracın satış ve alacak talebine konu taşınmazın alım tarihleri karşılaştırılarak aracın satışından elde edilen paranın taşınmazın alınmasında kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı değerlendirilip; gerek davalının babası tarafından yapılan yardımın gerekse aracın satışından elde edilen paranın taşınmazın alınmasında kullanıldığı sabit kabul edildiği takdirde, TMK 230/3 maddesi uyarınca davacı yararına denkleştirme yapılacağı düşünülmesi; Dairemiz ilke ve içtihatları doğrultusunda hesaplama yapılması için uygun bilirkişi veya bilirkişilerden bilirkişi raporu alınması ve gerçekleşecek sonuca göre bu aşamada sadece alacaktan davalı eski eş olan ...'in sorumlu olabileceği gözetilerek karar verilmesi gerekirken, mahkemece, bu konuda eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

3- )Toplanan delillerden davalı eski eş ...'in, diğer davalı ...'a edinilmiş mal niteliğinde olan taşınmazı devretmesi, TMK m. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında ( TMK m. 229/2-son ) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere dair uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Bu tasarruflardan kaynaklanan katılma alacağından öncelikle, davalı eş ... sorumludur. Bu aşamada diğer davalı ile birlikte müteselsil sorumluluğu oluşmamıştır. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da, TMK 241. maddesinde düzenlenmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun'un 241. maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır.

Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin ( tasarrufun ) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına dair TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır.

Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine dair kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, mahkemece, 2. bent kapsamında yapılan araştırma ve inceleme neticesinde davacının katılma alacağı tespit edilmesi halinde, alacaktan davalı eş ...'in sorumluluğuna hükmedilmesi; eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişi konumundaki diğer davalı hakkındaki alacak talebi hakkında HMK 167. maddesi uyarınca üçüncü kişiye ( davalı ...'a ) karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eş ....'e karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması, eş hakkındaki alacak davasının kesinleşmesi ve davalı eşten alacağın tahsil edilememesi halinde üçüncü kişi diğer davalının sorumluluğu doğacağı düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2 ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 Sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 523,70 TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davalılara ayrı ayrı iadesine, 23.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Değerli Meslektaşlarım,
Yukarıdaki kararı anlamam için yardımlarınızı rica ediyorum. Kararda özetle davalı eşin babası tarafından yapılan yardım ile araç satışından elde edilen kişisel mallarının davacı yararına (!) denkleştirmeye esas olacağı belirtilmiştir.
Bunun noktada yapılan katkının davalı yararına denkleştirmeye esas olması gerekmiyor mu? Kavram kargaşası mı yaşıyorum.

Ayrıca, örnek kararların hiçbirinde eşin borçlarından bahsedilmiyor. Davalı müvekkilimin işletme gelirleri de işletme giderleri de edinilmiş mal kavramına dahil olduğuna göre vergi borcu, sgk borcu vs. pasiflerin düşülmesi talep edilemez mi?

Vaktini ayırıp fikirlerini paylaşan meslektaşlarıma şimdiden teşekkürler.
Old 28-03-2017, 13:39   #97
Av.Serap Kurtuldu

 
Varsayılan

Değerli Meslektaşlarım,
Yukarıdaki kararı anlamam için yardımlarınızı rica ediyorum. Kararda özetle davalı eşin babası tarafından yapılan yardım ile araç satışından elde edilen kişisel mallarının davacı yararına (!) denkleştirmeye esas olacağı belirtilmiştir.
Bunun noktada yapılan katkının davalı yararına denkleştirmeye esas olması gerekmiyor mu? Kavram kargaşası mı yaşıyorum.

Ayrıca, örnek kararların hiçbirinde eşin borçlarından bahsedilmiyor. Davalı müvekkilimin işletme gelirleri de işletme giderleri de edinilmiş mal kavramına dahil olduğuna göre vergi borcu, sgk borcu vs. pasiflerin düşülmesi talep edilemez mi?

Vaktini ayırıp fikirlerini paylaşan meslektaşlarıma şimdiden teşekkürler.
Old 30-03-2017, 10:20   #98
Av.Ufuk Bozoğlu

 
Varsayılan

Bir malın edinilmesine kişisel malıyla katkıda bulunan eş öncelikle bu değerin kendisine verilmesini kalan değer üzerinden katılma payı alacağının hesaplanmasını talep edebilir. Kararda yanlışlık yapılmış diye düşünüyorum.

Şirketlerin aktif ve pasifleri de hesaplanıp gerçek değerleri bulunacaktır. Eşlerin kişisel borçları değil, tasfiyeye konu malların artı ve eksi değerleri incelenir. Düşüncesindeyim.

Saygılarımla
Old 02-05-2017, 16:52   #99
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/15598
Karar No:2015/4338
K. Tarihi:17.02.2015

Özet:
kesinleşen önceki ilamda fazlaya ilişkin haklar yönünden olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de, davacı vekili gerek dava dilekçesinde gerekse ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuştur. Bilirkişi tarafından taşınmaz üzerindeki davacının katılma alacağı usulüne uygun olarak belirlendiğine göre, davacının ek dava ile istediği alacak yönünden bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda kesin hüküm (6100 sayılı HMK.303 m).nedeniyle ek davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

... ile ... ve ... aralarındaki Katkı payı alacağı davasının dava koşulu yokluğu nedeniyle reddine dair .. Aile Mahkemesi'nden verilen 09.05.2014 gün ve 376/368 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.02.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden Davacı vekili ......geldi, karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen 5070 parsel üzerindeki binaya yönelik olarak fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılan dava sonunda, mahkemesince bozma sonrası ıslah mümkün olmadığından dava dilekçesinde yazılı 10.000 TL alacak yönünden davanın kabulüne karar verildiğini, hükmün aşamalardan geçerek kesinleştiğini açıklayarak önceki davada saklı tutulan 42.109 TL alacağın ilk davanın açıldığı tarihten geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini ileri sürerek davanın usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili tarafından, . Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 11.04.2013 tarih 2013/2-145 esas ve karar sayılı dosyası ile açılan dava kısmi dava niteliğindedir. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra, ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Yine, 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükteolduğu dönemde açılan kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı halinde, birden fazla ek dava açılması da kural olarak mümkün olduğu gibi davacının, dilerse, ek dava açmak yerine, saklı tuttuğu alacak bölümü için o (kısmi) dava içerisinde harcını yatırmak suretiyle, ıslah yoluyla talepte bulunabilmesi de mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/9-76 E.-126 K. sayılı; 18.04.2007 gün ve 2007/15-126 E.-210 K. sayılı kararları).
Bir davanın kısmi dava mı, yoksa tam dava mı olduğu, özellikle dava dilekçesinin istem sonucu bölümünde, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulup tutulmadığı” ile ilgilidir. Davacı bu ya da benzeri ifadeleri kullanmışsa, “kısmi dava” açtığı sonucuna varılır. Davacının bu yolda bir beyanda bulunmaksızın açtığı dava ise bir “tam dava”dır. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması halinde, geriye kalan haktan zımnen feragat edilmiş sayılır.
Somut olayda; kesinleşen önceki ilamda fazlaya ilişkin haklar yönünden olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de, davacı vekili gerek dava dilekçesinde gerekse ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuştur. Bilirkişi tarafından taşınmaz üzerindeki davacının katılma alacağı usulüne uygun olarak belirlendiğine göre, davacının ek dava ile istediği alacak yönünden bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda kesin hüküm (6100 sayılı HMK.303 m).nedeniyle ek davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL. Avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 17.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
www.hukukmedeniyeti.org
Old 06-05-2017, 16:41   #100
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/7526
K. 2017/357
T. 17.1.2017

• MAL REJİMİNDEN KAYNAKLI ALACAK (Katkı Payı Alacağı - Davacının Aracını Taşınmazın Alınmazından Kısa Süre Önce Sattığı/Aracın Satışından Sonra Adına Uzun Süre Araç Kaydı Olmadığı/Aracın Satışından Elde Ettiği Değerin Başka Yerde Kullanıldığının da İspat Edilemediği - Taşınmazın Alınmasında Kullanıldığının Kabulü Gerektiği)

• KATKI PAYI ALACAĞI (Davacının Aracı Devrettiği Tarihteki Değerinin Taşınmazın Bedeli Karşısındaki Oranı Kadar Davacının Katkıda Bulunduğunun Kabulü İle Belirlenen Oranın Dava Konusu Bağımsız Bölümün Dava Tarihindeki Sürüm (Rayiç) Değeri İle Çarpılmak Suretiyle Hesaplanacak Alacak Miktarı Üzerinden Davanın Kabul Edileceği)

• MAL AYRILIĞI REJİMİNDE EDİNİLEN TAŞINMAZ (Davacının Aracı Devrettiği Tarihteki Değerinin Taşınmazın Bedeli Karşısındaki Oranı Kadar Davacının Katkıda Bulunduğunun Kabulü İle Belirlenen Oranın Dava Konusu Bağımsız Bölümün Dava Tarihindeki Sürüm (Rayiç) Değeri İle Çarpılmak Suretiyle Katkı Payı Alacağı Miktarı Hesaplanacağı)

743/m.170, 186/1, 189
4721/m.179, 202/1
4722/m.10

ÖZET : Dava; mal rejiminden kaynaklı katkı payı alacağı istemine ilişkindir. Davacının, tasfiyeye konu bağımsız bölümün kendisine ait aracın ve davalıya ait tarlanın satışından elde edilen para ile satın alındığının iddia ettiği, davalının davacıya aracın satılarak davacı adına başka bir araç alındığını, bağımsız bölümün alınmasında katkısı olmadığını savunduğu anlaşılmıştır.

Mahkemece, tasfiye konusu taşınmazın davacının aracı satılarak alındığını ispatlayamadığından reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamına alınan trafik kayıtları, satış belgesi ve tanık beyanlarına göre, davacının aracını taşınmazın alınmazından kısa bir süre önce sattığı, aracın satışından sonra davacı adına uzun süre araç kaydının olmadığı görülmektedir.

Hayatın olağan akışına göre, davacının aracının satışından elde ettiği değerin başka yerde kullanıldığı iddiasının da ispat edilemediğine göre, tasfiyeye konu taşınmazın alınmasında kullanıldığının kabulü gerekir.Mahkemece, yukarıda açıklanan Dairemiz uygulama ve ilkeleri gereğince, davacı adına olan aracın değerinin davacının aracı devrettiği tarihteki değeri uzman bilirkişi tarafından belirlenmeli, yaklaşık bir ay sonra alınan tasfiyeye konu taşınmazın bedeli karşısındaki oranı belirlenmeli, bu oran kadar davacının katkıda bulunduğunun kabulü ile belirlenen oranın dava konusu bağımsız bölümün dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak katkı payı alacağı miktarı üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek bağımsız bölüm yönünden katkı payı alacak talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ve davalı taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı A. A. vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlığı nedeniyle 50.000,00 TL mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı M. S. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 5.000,00 TL katkı payı alacağı, 25.000,00 TL katılma alacağı olmak üzere toplam 30.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. 447 ada 33 parsel 267 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.

01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi' nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM m.170). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gözönünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK m. 544, TBK m. 646).

Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM m. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala, düzenli gelir dışındaki diğer malvarlığı (ziynet, miras, bağış vs gibi) ile toplu katkıda bulunulduğu iddia edildiğinde; katkıda kullanılan malvarlığı değerinin, tasfiyeye konu malın satın alma tarihindeki bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanarak, bulunan bu katkı oranının, tasfiyeye konu malın dava tarihindeki sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle, davacı eşin katkı payı alacak miktarı belirlenir.

Bu açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, öncelikle katkıda kullanılan malvarlığının (ziynet, miras, bağış vs) katkı tarihindeki parasal değeri ile tasfiyesi istenen malın hem satın alma bedeli hem de dava tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri ayrı ayrı tespit edilmelidir.

Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için, gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.

Somut olaya gelince; eşler, 07.11.1986 tarihinde evlenmiş, 09.01.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/ son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 447 ada 33 parsel 267 nolu bağımsız bölüm 10.06.1997 tarihinde satın alınarak davalı eş adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).

Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının, tasfiyeye konu 447 ada 33 parsel 267 nolu bağımsız bölümün kendisine ait aracın ve davalıya ait tarlanın satışından elde edilen para ile satın alındığının iddia ettiği, davalının davacıya aracın satılarak davacı adına başka bir araç alındığını, bağımsız bölümün alınmasında katkısı olmadığını savunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, tasfiye konusu taşınmazın davacının aracı satılarak alındığını ispatlayamadığından reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamına alınan trafik kayıtları, satış belgesi ve tanık beyanlarına göre, davacının 09.07.1992 tarihinde satın aldığı 46 DZ 052 plakalı aracını taşınmazın alınmazından kısa bir süre önce 05.05.1997 tarihinde sattığı, aracın satışından sonra davacı adına 2002 yılına kadar araç kaydının olmadığı görülmektedir. Hayatın olağan akışına göre, davacının aracının satışından elde ettiği değerin başka yerde kullanıldığı iddiasının da ispat edilemediğine göre, tasfiyeye konu taşınmazın alınmasında kullanıldığının kabulü gerekir. Buna göre, Mahkemece, yukarıda açıklanan Dairemiz uygulama ve ilkeleri gereğince, davacı adına olan 46 DZ 052 plakalı aracın değerinin davacının aracı devrettiği tarihteki değeri uzman bilirkişi tarafından belirlenmeli, yaklaşık bir ay sonra alınan tasfiyeye konu taşınmazın bedeli karşısındaki oranı belirlenmeli, bu oran kadar davacının katkıda bulunduğunun kabulü ile belirlenen oranın dava konusu bağımsız bölümün dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak katkı payı alacağı miktarı üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek 267 nolu bağımsız bölüm yönünden katkı payı alacak talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; davalının tüm ve davacının öteki temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine ve taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 512,25 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 1.536,75 TL'nin davalıdan alınmasına, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 06-05-2017, 16:44   #101
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/20902
K. 2017/358
T. 17.1.2017

• KATKI PAYI ALACAĞI DAVASI (Davacının Somut İnandırıcı Görgüye Dayalı Tanık Beyanları ve Mevcut Delillerle Paranın Varlığı ve Davalıya Verdiğini Kanıtlayamadığından Davanın Reddine Karar Verilmesi Gerektiği)

• TANIK BEYANLARI (Dinlenen Davacı Tanık Beyanlarında Paranın Varlığı Miktarı Yönünde Çelişkili Beyanda Bulundukları Davalıya Verdiğine İlişkin Bilgilerinin Duyuma Dayalı Olduğu - Davacının Görgüye Dayalı Tanık Beyanları ve Mevcut Delillerle Paranın Varlığı ve Davalıya Verdiğini Kanıtlayamadığı)

• İSPAT YÜKÜ (Kanunda Aksine Bir Hüküm Bulunmadıkça Taraflardan Her Birinin Hakkını Dayandırdığı Olguların Varlığını Kanıtlamakla Yükümlü Olduğu - Gerek Doktrinde Gerek Yargıtay İçtihatlarında Kabul Edildiği Üzere İspat Yükünün Hayatın Olağan Akışına Aykırı Durumu İddia Eden Kimseye Düşeceği/Katkı Payı Alacağı Davası)

• DEĞER TESPİTİ (Mahkemece Farklı İki Dosyada Alınan Değer Tespitine İlişkin Değerlendirme Farklılığına Yönelik İtiraz Dikkate Alınarak Yeni Bir Bilirkişi İncelemesi Yaptırılarak Raporlar Arasındaki Aykırılığı Giderici Yeni Bir Rapor Alınması ve Sonucuna Göre Alacağa Karar Verilmesi Gerektiği)

4721/m.6

ÖZET : Dava, katkı payı alacağı istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden kimseye düşer. Dosya kapsamında dinlenen davacı tanık beyanlarında; paranın varlığı, miktarı yönünde çelişkili beyanda bulundukları, davalıya verdiğine ilişkin bilgilerinin duyuma dayalı olduğu görülmektedir. Mahkemece davacının somut, inandırıcı, görgüye dayalı tanık beyanları ve mevcut delillerle paranın varlığı ve davalıya verdiğini kanıtlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin hatalı değerlendirilerek yazılı şekilde karar doğru olmamıştır. Davacının taşınmazla ilgili temyiz talebine gelince; mahkemece, farklı iki dosyada alınan değer tespitine ilişkin değerlendirme farklılığına yönelik itiraz dikkate alınarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak raporlar arasındaki aykırılığı giderici yeni bir rapor alınması ve sonucuna göre alacağa karar verilmesi gerekirken itiraz edilen rapora itibar edilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı H. H. vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlığı ve verilen para nedeniyle toplam 103.570,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı B. B. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davalıya verilen 10.000 dolar alacak talebi yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 doların, 6438 ada 3 parsel 5 nolu bağımsız bölüm yönünden 36.884,88 TL katkı payı ve 24.242,48 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, boşanma dava tarihinden sonra yapılan tadilat masrafları yönünden talebin genel nitelikte alacak olduğundan Mahkemenin görevsizliğine, takı bedeli ve kira gelirine ilişkin talep yönünden reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin ve davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-Davalının 5.000 dolar alacak kalemine yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; davacının dava dilekçesinde evlenmeden önce biriktirdiği 10.000 dolar paranın evlendikten sonra borçların ödenmesi için davalıya verdiği, davalı tarafından geri verilmediğini iddia ettiği, davalının davacının 10.000 dolar vermediğini beyan ettiği, Mahkemenin dinlenen tanık beyanlarından ve iş kayıtlarından davacının çalıştığı ve bir birikimin olduğu, bekarlık döneminde çalışıyor olması ve ailesi ile yaşıyor olması dikkate alındığında davacının birikim yapabileceği anlaşılarak talebin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden kimseye düşer.

Dosya kapsamında dinlenen davacı tanık beyanlarında; paranın varlığı, miktarı yönünde çelişkili beyanda bulundukları, davalıya verdiğine ilişkin bilgilerinin duyuma dayalı olduğu görülmektedir. Mahkemece davacının somut, inandırıcı, görgüye dayalı tanık beyanları ve mevcut delillerle paranın varlığı ve davalıya verdiğini kanıtlayamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin hatalı değerlendirilerek yazılı şekilde karar doğru olmamıştır.

3. Davacının 6328 ada 3 parsel 5 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; tasfiyeye konu taşınmaza ilişkin yapılan keşif sonucunda alınan değer raporunda taşınmazın 14.04.2011 tarihindeki değerinin 145.900,00 TL olarak belirlendiği; yine, taraflar arasında görülen İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/506 Esas sayılı ecrimisil alacağına yönelik dava dosyasında dava tarihi olan 20.09.2011 tarihinde taşınmazın değerinin 172.660,00 TL olarak tespit edildiği, davacının değer raporları arasındaki değerlendirme farklılığına ilişkin itirazının dikkate alınmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, farklı iki dosyada alınan değer tespitine ilişkin değerlendirme farklılığına yönelik itiraz dikkate alınarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak raporlar arasındaki aykırılığı giderici yeni bir rapor alınması ve sonucuna göre alacağa karar verilmesi gerekirken itiraz edilen rapora itibar edilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; tarafların öteki temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine ve taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarxKazncı
Old 06-05-2017, 16:45   #102
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/8587
K. 2017/426
T. 19.1.2017

• KATKI PAYI ALACAĞI İSTEMİ (Davacının Gelirinden Yapabileceği Tasarruf Miktarının Toplam Tasarruf Miktarı İçindeki Oranının Belirleneceği - Belirlenen Oran İle Taşınmazın Dava Tarihi İtibariyle Belirlenen Gerçek Değerinden Davalının Kişisel Malı Olan Ziynet Bedeli Düşüldükten Sonra Kalan Miktar İle Çarpılıp Katkı Payı Alacağının Saptanacağı)

• BİLİRKİŞİ SEÇİMİ (Katkı Payı Alacağı İstemi - Mahkemece Dosyanın Konunun Uzmanı Bir Hukukçu ve Bir Mali Müşavir ya da Muhasebeci Bilirkişiye Verilerek Rapor Alınacağı)

• TASARRUF MİKTARININ BELİRLENMESİ (Katkı Payı Alacağı İstemi - Mahkemece Davacının Sosyal Statüsü Konumu Mesleki Kariyeri ve Kişisel Harcamaları İle T.K.M.'nun 152. Md. Gereğince Evi Geçindirme Yükümlüğü Dikkate Alınarak Gelirinden Yapabileceği Tasarruf Miktarının Toplam Tasarruf Miktarı İçindeki Oranının Belirlenmesi Gerektiği)
743/m.152

ÖZET : Dava; katkı payı alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının sosyal statüsü, konumu, mesleki kariyeri ve kişisel harcamaları ile TKM'nun 152.maddesi gereğince evi geçindirme yükümlüğü dikkate alınarak gelirinden yapabileceği tasarruf miktarının toplam tasarruf miktarı içindeki oranı, dolayısıyla katkı oranı usulüne uygun olarak belirlenmeli, belirlenen bu katkı oranı ile taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen gerçek değerinden davalının kişisel malı olan ziynet bedeli düşüldükten sonra kalan miktar ile çarpılıp davacının katkı payı alacağı saptanmalı, bu amaçla dosya konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir ya da muhasebeci bilirkişiye verilerek tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor alınmalı ve ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı F. Ç., dava dilekçesinde belirtilen taşınmazın evlilik birliği içinde satın alınıp davalı adına tescil edildiğini açıklayarak taşınmazın tapusunun iptali ile 1/2 payının adına tescilini talep etmiş; 27.01.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile de taşınmazın değerinin tespiti ile bu değerin 1/2'sinin katkı payı olarak davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı N. Ç. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin davanın kabulü ile 5.500,00-TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair ilk kararı taraf vekillerinin temyizi üzerine, Dairenin 06.06.2013 tarih, 2013/9156 esas-2013/8551 karar sayılı ilamı ile “ ... Mahkemece dosya içinde bulunan 16.05.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dosyada bulunan taraflara ait çalışma belgeleri ile tanık beyanlarından her iki tarafında adliyede zabıt katibi olarak çalıştığı ve yaklaşık aynı ücreti aldıkları, taşınmazın edinilmesinde maaş gelirinin yanı sıra davalıya düğünde takılan ancak niteliği ve miktarı Mahkemece araştırılmayan ziynet eşyalarının kullanıldığı saptanmış, buna karşılık 1988'de Almanya da geçirdiği iş kazası nedeniyle 200.000 DM tazminat alan davalının babasının evin alımında davalıya 15.000 DM verdiğine dair soyut beyanlar dışında bir delil elde edilememiştir. Buna göre davacının katkısının olduğunun kabulü doğru ise de davacının katkısının ancak ablasının evinde kira vermeden oturmaları nedeniyle sağlanan kar olarak kabulü doğru değildir. Bu halde, Mahkemece öncelikle taşınmazın satın alınmasında kullanıldığı iddia edilen davalıya ait ziynet eşyalarının niteliği ve miktarı davalıdan sorularak somutlaştırılmalı ve davalıya bildirmiş olduğu ziynet eşyalarının taşınmazın edinilmesinde kullanıldığına dair yemin teklif etme hakkının bulunduğu hatırlatılarak davalının ziynet eşyaları ile taşınmazın alımına katkıda bulunulduğunun ispatı halinde, taşınmazın edinme tarihinde gerek taşınmaz gerekse de ziynetlerin bedeli belirlenerek davalının taşınmazın edinilmesindeki ziynetlerle yapmış olduğu katkı oranı tespit edilmeli, bu katkı oranı ile taşınmazın dava tarihindeki değeri çarpılarak kişisel mal miktarı saptanmalı, daha sonra tarafların çalışmalarına ve gelirlerine ilişkin dosyada bulunan belgeler dikkate alınarak evlenme tarihinden, taşınmazların alındığı tarihe kadar tüm gelirleri ayrı ayrı toplanmalı, tarafların sosyal statüleri, konumları, mesleki kariyerleri ve kişisel harcamalarının benzer olduğu gözetilerek ve davacı kocanın 743 sayılı TMK.nun 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü gözetilerek her birinin bu durum karşısında yapabilecekleri tasarruf miktarı ayrı ayrı saptanmalı, tarafların toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranları belirlenmeli, belirlenen bu katkı oranı ile taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen gerçek değerinden davalının kişisel malı olan ziynet bedeli düşüldükten sonra kalan miktar ile çarpılıp davacının katkı payı alacağı saptanmalı, bu amaçla dosya konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir ya da muhasebeci bilirkişiye verilerek tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor alınmalı ve ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır... “ gereğine işaret edilerek bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, 7.860,5-TL davacı katkısı olduğu belirlenip taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 5.500,00-TL'nin ıslah tarihi olan 27/01/2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere ve kural olarak bozma ilamına uyulmakla davanın tarafları için lehte ve aleyhte usuli kazanılmış hak doğar. Her ne kadar usuli kazanılmış hak usul hukukunda açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararlarıyla usuli kazanılmış hakkın varlığı uygulamada kabul edilmiştir. (04.02.1959 gün ve 13/5 YİBK ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Bu hak mahkemelerce ve Yargıtay'ca ihlal edilemeyeceği gibi uyulan bozma ilamı çerçevesinde karar verilmesi zorunludur.

Mahkemece, Dairemizin yukarıda bahsi geçen bozma ilamına uyulduğu belirtildiği halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden hüküm kurulduğu belirlenmiştir. Şöyle ki; Mahkemece davalının ziynet eşyalarıyla yaptığı katkı oranı bozma ilamında belirtildiği şekilde usulüne uygun olarak belirlenmesine rağmen, tarafların gelirleriyle yaptıkları katkı oranlarının hesaplanmasında tarafların tasarruf miktarları ayrı ayrı saptanmadan ve tarafların toplam tasarruf miktarı içindeki katkı oranları belirlenmeden, davalının ziynet eşyalarıyla yaptığı katkı olarak belirlenen miktarın taşınmazın edinme değerinden çıkarılması suretiyle elde edilen 3.951,6-TL'ye davacının evlenme tarihinden edinme tarihine kadar olan toplam gelirinin yarısı olan 647,368-TL'nin oranlanması suretiyle bulunan %16 oranının katkı oranı olarak kabul edilmesi ve bu oran üzerinden hesaplama yapılması doğru olmamıştır. Mahkemece, bozma ilamında da açıklandığı üzere davacının sosyal statüsü, konumu, mesleki kariyeri ve kişisel harcamaları ile TKM'nun 152.maddesi gereğince evi geçindirme yükümlüğü dikkate alınarak gelirinden yapabileceği tasarruf miktarının toplam tasarruf miktarı içindeki oranı, dolayısıyla katkı oranı usulüne uygun olarak belirlenmeli, belirlenen bu katkı oranı ile taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen gerçek değerinden davalının kişisel malı olan ziynet bedeli düşüldükten sonra kalan miktar ile çarpılıp davacının katkı payı alacağı saptanmalı, bu amaçla dosya konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir ya da muhasebeci bilirkişiye verilerek tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor alınmalı ve ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 06-05-2017, 16:48   #103
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/11559
K. 2017/687
T. 24.1.2017

• KATILMA VE KATKI ALACAĞI İLE ZİYNET ALACAĞI İSTEMİ (Davacı Lehine Taşınmaza Kişisel Mal İle Yapılan Katkının Yapıldığı Tarihteki Taşınmazın Değerine Oranı Tespit Edilerek Bu Oranın Taşınmazın Tasfiye Tarihi İtibariyle Belirlenecek Değeri İle Çarpılması Neticesinde Tespit Edilecek Miktara Eğer Değer Kaybı Söz Konusu İse Katkının Başlangıçtaki Değeri Esas Alınacağı Dikkate Alınarak Davacı Lehine Değer Artış Payı Alacağına Hükmedileceği)

• DEĞER ARTIŞ PAYI (Davacının Babası Tarafından Karşılıksız Olarak Bedeli Ödenen Çatı Malzemesi Babadan Kızına Yapılan Bağış Niteliği Taşıdığından Davacının Kişisel Malı Olacağının ve Dolayısıyla Davacı Lehine Değer Artış Payı Alacağı Bulunduğunun Kabulü Gerektiği)

• DEĞER KAYBI (Katılma ve Katkı Alacağı İle Ziynet Alacağı İstemi - Taşınmazın Tasfiye Tarihi İtibariyle Belirlenecek Değeri İle Çarpılması Neticesinde Tespit Edilecek Miktara Eğer Değer Kaybı Söz Konusu İse Katkının Başlangıçtaki Değeri Esas Alınacağı Dikkate Alınarak Davacı Lehine Değer Artış Payı Alacağına Hükmedileceği)

4721/m.227

ÖZET : Davacı taraf, dava dilekçesinde ikinci katın inşasının davacının babası tarafından yapılan katkı yönünden de alacak talep etmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir. İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, değer artış payı alacağı isteğine ilişkindir. Davacının babası tarafından karşılıksız olarak bedeli ödenen çatı malzemesi, babadan kızına yapılan bağış niteliği taşıdığından davacının kişisel malı olacağının ve dolayısıyla davacı lehine değer artış payı alacağı bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, davacı lehine yukarıda belirtilen ilkeler gözetilerek taşınmaza kişisel mal ile yapılan katkının, yapıldığı tarihteki taşınmazın değerine oranı tespit edilerek, bu oranın taşınmazın tasfiye tarihi itibariyle belirlenecek değeri ile çarpılması neticesinde tespit edilecek miktara, eğer değer kaybı söz konusu ise katkının başlangıçtaki değeri esas alınacağı da dikkate alınarak davacı lehine değer artış payı alacağına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddi yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı M. A. vekili, evlilik birliği içerisinde davalı adına tapuya arsa olarak kayıtlı üzerinde tek katlı bina bulunan taşınmazın satın alındığını, tarafların birlikte oturacağı ikinci katın davacının babasının bizzat yapımında çalışması ve davacıya ait altınların bozdurulması ile yapıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11.000,00 TL katılma ve katkı alacağı ile evlenirken takılan ziynet eşyaları yönünden 16.000,00 TL alacağın faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı M. Y. vekili, davacının ev hanımı olduğu ve malvarlığının edinilmesinde hiçbir katkısının bulunmadığını, taşınmazın alınması ve üzerine inşa edilen katların yapımının davalının babası tarafından karşılandığı, taşınmaz inşaatında çalışan davacının babasının bu çalışması karşılığınının yine davalının babası tarafından ödendiğini, ziynet eşyalarının belirtilen sayıda olmadığı gibi söz konusu ziynetler satılarak önce bir araba satın alındığını, sonra bu arabanın satılarak tapuda davacı adına tarla satın alındığından altınlarla ilgili talebin haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve özellikle de tüm tanıkların beyanlarından, davacının katkı payı talep ettiği taşınmazın arsasının davalının babası tarafından satın alındığı, o tarihte davalının taşınmaz satın alacak ekonomik gücünün olmadığı, arsanın üzerine yapılan 2 katlı evin de davalının babası tarafından yapıldığı, evin bir katını davalıya bağışladığı, dolayısıyla evlilik birliği içerisinde çalışılarak edinilmiş bir mal olmadığı, davacı tarafın dava dilekçesinde evin yapımına babası tarafından katkıda bulunulduğunun belirtildiği, ancak davacının babasının evin yapımına sunduğu katkıların karşılığını para olarak davalının babasından aldığı, yine davacının evlilik birliği içerisinde hiç çalışmadığı, tarafların düğünlerinde takılan altınların tarafların evlilik birliği içerisinde bozdurulduğu ve araba alındığı, sonrasında bu arabanın da satıldığı ve ele geçen para ile davacıya bir tarla satın alındığı, sonuç olarak davacı tarafından bu altınların talep edilemeyeceği ve söz konusu eve de katkısının olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Davacı taraf, dava dilekçesinde ikinci katın inşasının davacının babası tarafından yapılan katkı yönünden de alacak talep etmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, değer artış payı alacağı isteğine ilişkindir.

Değer artış payı alacağı; eşlerden birinin diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın esaslı katkıda bulunması durumunda, tasfiye sırasında bu malda meydana gelebilecek değer artışı için katkısı oranında sahip olduğu alacak hakkıdır (4721 sayılı TMK 227 m). Denkleştirme (TMK 230 m) hariç, tasfiyeye konu malvarlığında katkı tarihine göre değer kaybı söz konusu ise, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır (TMK 227/1 m). Böyle bir malın daha önceden elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacak miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler (TMK 227/2 m). Değer artış payı alacağı talep edebilmek için, parasal ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunulmalıdır.

Değer artış payı alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malın, bu tarihteki durumuna göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değeri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1 m.). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Mahkemece, davacının taşınmazın yapımında babası tarafından yapılan katkı yönünden talebinin tümden reddine karar verilmiş ise de, gerekçe dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Mahkeme, dosya kapsamı ve özellikle tanık beyanlarından yola çıkarak ikinci katın davalının babası tarafından yapıldığını, davacının babasının çalışma karşılığını ise davalının babasından aldığı gerekçesiyle alacak talebini reddetmiştir. Ne var ki, davacının babasının tanık sıfatıyla alınan samimi ifadesi incelendiğinde inşaat yapımında emeğinin karşılığını aldığını belirttiği, devamla sadece yapılan çatı malzemesini kendi cebinden karşıladığını da ifade ettiği anlaşılmaktadır. Davacının babası tarafından karşılıksız olarak bedeli ödenen çatı malzemesi, babadan kızına yapılan bağış niteliği taşıdığından davacının kişisel malı olacağının ve dolayısıyla davacı lehine değer artış payı alacağı bulunduğunun kabulü gerekir.

Mahkemece, davacı lehine yukarıda belirtilen ilkeler gözetilerek taşınmaza kişisel mal ile yapılan katkının, yapıldığı tarihteki taşınmazın değerine oranı tespit edilerek, bu oranın taşınmazın tasfiye tarihi itibariyle belirlenecek değeri ile çarpılması neticesinde tespit edilecek miktara, eğer değer kaybı söz konusu ise katkının başlangıçtaki değeri esas alınacağı da dikkate alınarak davacı lehine değer artış payı alacağına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddi yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 06-05-2017, 16:49   #104
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/4179
K. 2017/688
T. 24.1.2017

• KATKI PAYI ALACAĞI (Davacının Gelirleriyle Taşınmaz Alımına Katkı Oranı ve Katkı Payı Alacağının Belirleneceği - Toplam Katkı Payı Alacağının Terekeye Ait Borç Olacağı/Davalının Miras Hissesi Oranında Borçtan Sorumlu Tutulabileceği)

• TEREKEYE AİT BORÇ (Toplam Katkı Payı Alacağının Terekeye Ait Borç Olacağı - Davacının da Tereke Mirasçısı Olduğu Dolayısıyla Davalının Ancak Miras Hissesi Oranında Borçtan Sorumlu Tutulabileceği de Gözetilerek Karar Verilmesi Gerektiği)

• MİRAS HİSSESİ ORANINDA SORUMLULUK (Toplam Katkı Payı Alacağının Terekeye Ait Borç Olacağı - Davacının da Tereke Mirasçısı Olduğu Dolayısıyla Davalının Ancak Miras Hissesi Oranında Borçtan Sorumlu Tutulabileceği de Gözetilerek Karar Verileceği)

743/m.152

ÖZET : Dava; katkı payı alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının gelirleriyle taşınmaz alımına katkı oranı tespitinden sonra katkı payı alacağının belirlenmesi, bu miktar ve ziynetlerle katkı yönünden dosyada tespit edilen miktar ile birlikte toplam katkı payı alacağının terekeye ait borç olacağı ve davacının da tereke mirasçısı olduğu dolayısıyla davalının ancak miras hisssesi oranında borçtan sorumlu tutulabileceği de gözetilerek karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı N. A., vekili, müvekkili ile A. A.,'un 1978'de evlendiklerini, 2004 yılında eşinin vefat ettiğini, evlilik birliği içinde bedelin tamamı davacı tarafından karşılanarak kooperatif yolu ile satın alınan Aliağa ilçesindeki taşınmaz ile yine davacının katkısıda bulunarak satın alınan Kartal ilçesindeki taşınmazın muris adına tapuda tescil edildiğini, eşinin vefatı ile geriye davacı ve murisin kızkardeşi olan davalının mirasçı olarak kaldığını belirterek, Aliağa ve Kartaldaki taşınmazlar yönünden sırasıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.500,00 TL ve 2.500,00 TL katkı payı alacağı ile Aliağa'daki taşınmaz yönünden aile konutu olarak tespiti ve taşınmaz üzerinde TMK 240 veya TMK 652. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı tanınması istenmiştir. Birleşen dava dosyasında ise davacı tarafça TMK 227 madesi gereğince Aliağa'daki taşınmaz için 5.000,00 TL ve Kartal'daki taşınmaz için 2.500,00 TL olmak üzere alacak talep edilmiş, ve yine Aliağa'daki konut ile ilgili olarak aile konutu olduğunun tespiti ve taşınmaz üzerinde TMK 240 veya 652. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı tanınması istenmiştir.

Davalı vekili, murisin malvarlığının edinilmesinde davacının hiçbir katkısının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, Aliağa ilçesindeki taşınmazın aile konutu olduğunun ve davacının bu taşınmaza ilişkin katkı payı alacağının 37.180,73 TL olduğunun tespitine, Kartal'daki ev için katkı payı alacağı talebinin reddine, dava konusu taşınmaz üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasına ilişkin özgüleme talebi yönünden görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olduğundan talebin tefriki ile görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde görevsizlik ve reddedilen Kartal'daki taşınmaz yönünden davacı vekili, kabul edilen Aliağa'daki taşınmaz yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-Davalı vekilinin Aliağa'daki taşınmaza ilişkin diğer temyiz itirazlarına gelince; Katkı payı alacağı hesaplaması yapılırken evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.

Tasfiyeye konu edilen Aliağa'daki taşınmaz, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 13.05.1999 tarihinde ferdileşme yolu ile muris adına tescil edilmiştir. Hükme esas alınan rapor incelendiğinde; muris Abdulkadir'in geliri ile, davacının ise ziynetlerini bozdurarak ve 1990 yılından itibaren giyim eşyası satarak elde ettiği kazancı ile taşınmazın edinilmesinde katkıda bulunduğunun kabulü ile hesap yapıldığı anlaşılmaktadır. Murisin astsubay olduğu, evlenmeden önce işe başladığı dosyada sabittir. Ne var ki gelirler ile katkı hesaplanırken murisin evlenme tarihi 13.06.1978'den malın edinildiği tarihe kadar gelirleri esas alınmayıp, hatalı bir şekilde sadece 1990 yılından itibaren gelirlerinin hesaplamaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, yeniden bu husus gözetilerek rapor aldırılıp davacının gelirleriyle taşınmaz alımına katkı oranı tespitinden sonra katkı payı alacağının belirlenmesi, bu miktar ve ziynetlerle katkı yönünden dosyada tespit edilen miktar ile birlikte toplam katkı payı alacağının terekeye ait borç olacağı ve davacının da tereke mirasçısı olduğu dolayısıyla davalının ancak miras hisssesi oranında borçtan sorumlu tutulabileceği de gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, davacının tüm ve davalının diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine ve 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 6,20 TL'nin davacıdan alınmasına, davalıdan peşin alınan harcın da istek halinde geri verilmesine, 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 30-06-2017, 13:38   #105
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/7311
K. 2016/15935
T. 22.11.2016


DAVA : Taraflar aralarındaki katılma alacağı davasının kısmen kabulüne dair 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:


KARAR : … 1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; davalı taraf davaya konu meskenin alımında bedelin tamamının davalının babası tarafından karşılandığını ve bu paranın geri ödenmediğini ileri sürmüştür. Mahkemenin, mesken satın alınırken davalının babası tarafından sadece 30.000,00 TL verildiği yönündeki kabulü yerinde ise de bu paranın
borç para olarak verilip geri ödendiğine ilişkin kabul, dosya kapsamı ile örtüşmediği anlaşılmaktadır.
Mesken alımında kullanılan 30.000,00 TL paranın, tanık sıfatıyla alınan beyanında davalının babasının kendisine geri ödenmediğine ilişkin ifadesi, davacı vekilinin 06.11.2014 havale tarihli dilekçede verilen paranın borç para olduğu ve bu paranın ancak alacak davasına konu olabileceğine ilişkin açıklaması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; verilen 30.000,00 TL'nin davalıya babası tarafından yapılan bağış olarak kabulü ile davalının bu kişisel malı gözetilerek davacının katılma alacağının hesaplanması gerekmektedir. Mahkemece, delillerin hatalı değerlendirilmesi ile yazılı gerekçeyle hesaplamada dikkate alınmaması bozmayı gerektirmiştir.

3- Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 s.lı TMK’nun 235/1. m). Eşlere ait kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs) göre değerlendirilir (TMK’nun 228/1. m). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK’nun 227/1 ve 235/1. m), sürüm (rayiç) değerleri (TMK’nun 232, 239/1. m) hesaba katılır. Yargıtay ve Dairemizin uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir.
Tasfiyeye konu mal elden çıkarılmışsa, mahkemece hakkaniyete uygun olarak değer tespiti yaptırılmalıdır (TMK’nun 227/2. m). ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAK İSTEĞİ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA, DAVALI EŞ TMK'NUN 229. MADDESİNDE BELİRTİLEN AMAÇ DOĞRULTUSUNDA MALI ELDEN ÇIKARMIŞSA, BAŞKASINA DEVREDİLEN MALVARLIĞI MEVCUTMUŞ GİBİ TASFİYE HESABINA DAHİL EDİLİR VE DEVİR TARİHİNDEKİ DURUMU GÖZETİLEREK DEĞERLENDİRME YAPILIR (TMK'nun 235/2. m).

Tasfiyeye konu malvarlığında, katkı tarihinden sonra değerinde azalma olmuşsa, katkının başlangıçtaki değer esas alınır (TMK’nun 227/1. m). Denkleştirmede ise, aksine değer azalması olması durumunda azalmış hali ile değerlendirilir (TMK’nun 230).

Somut olay incelendiğinde, tasfiyeye konu meskenin eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 16.09.2005 tarihinde edinildiği ve mal rejimi sona ermeden yaklaşık bir ay önce 30.06.2009 tarihinde davalı tarafça satış gösterilerek dava dışı kızkardeşine tapuda devredildiği anlaşılmaktadır. DAVACI LEHİNE KATILMA ALACAĞI HESAPLAMASI YAPILIRKEN, YUKARIDA BELİRTİLEN İLKE VE ESASLAR GÖZETİLEREK MESKENİN ÜÇÜNCÜ ŞAHSA DEVREDİLDİĞİ 30.06.2009 TARİHİNDEKİ NİTELİK VE ÖZELLİKLERİ DİKKATE ALINARAK TASFİYE KARAR TARİHİNDEKİ SÜRÜM (RAYİÇ) DEĞERİ ESAS ALINMASI GEREKİRKEN, DEVİR TARİHİ OLAN 2009 YILI İTİBARİYLE MESKENİN DEĞERİ TESPİT EDİLEREK YAPILAN HESAPLAMA HATALI OLUP BOZMA KONUSU EDİLMİŞTİR.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına (3) nolu bentte gösterilen nedenle davacı yararına yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, her iki taraf vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle REDDİNE, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 466,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı ve davacıya ayrı ayrı iadesine,22.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 11-04-2018, 18:21   #106
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/1999
K. 2017/3538
T. 14.3.2017
• EDİNİLMİŞ MAL (Artık Değere Katılma Alacağı İstemi - Davalı Eşin Tasfiyeye Konu Adına Satın Alınan Taşınmazın ve Hesabına Yatırılan Paranın Kişisel Malı Olduğunu Kanıtlayamadığı/Tasfiyeye Konu Taşınmaz ve Paranın T.M.K.'nun 219. Md. Uyarınca Edinilmiş Mal Olduğunun Kabulüyle Davacının Artık Değere Katılma Alacağının Bulunduğunun Kabulü Gerektiği)

• ARTIK DEĞER (Mal Rejiminin Sona Erdiği Sırada Mevcut Olan Malların Bu Tarihteki Durumlarına Göre Ancak Tasfiye Tarihindeki Sürüm "Rayiç" Değerlerinin Esas Alınacağı - Yargıtay Uygulamalarına Göre Tasfiye Tarihi Karar Tarihi Olduğu/Değer Tespiti Belirleme ve Hesaplamaların Yapılabilmesi İçin Gerek Görülürse Bilirkişi Raporu Alınacağı)

• İSPAT YÜKÜ (Artık Değere Katılma Alacağı İstemi - Davalı Eşin Tasfiyeye Konu Adına Satın Alınan Taşınmazın ve Hesabına Yatırılan Paranın Kişisel Malı Olduğunu Kanıtlayamadığı/Tasfiyeye Konu Taşınmaz ve Paranın Edinilmiş Mal Olduğunun Kabulüyle Davacının Artık Değere Katılma Alacağının Bulunduğunun Gözetileceği)

6100/m.33
6098/m.285
4721/m.219,222/ son,229,230

ÖZET : Dava; artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir. Somut olayda, dosya kapsamından TMK'nun 222/ son.maddesine göre davalı eş, tasfiyeye konu adına satın alınan taşınmazın ve hesabına yatırılan paranın kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Tasfiyeye konu taşınmaz ve paranın TMK'nun 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı ... vekili, duruşmasız olarak davalı-karşı davacı ... vekili taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.03.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı-karşı davalı ... bizzat ve vekili ve karşı taraftan davalı vekili geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı-davalı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı kadın hesabına para yatırıldığını ve yine davalı adına bir adet mesken satın alındığını belirterek bu malların edinilmiş mallara katılma rejimi hükümlerine göre paylaştırılmasını, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dubleks mesken niteliğinde 112 numaralı bağımsız bölüm için 150.000,00 TL, yine evlilik birliği içinde edinilmiş mal olan 95.000,00 TL paranın işlemiş olduğu faiz getiriside gözetilerek 52.500,00 TL alacağın faizleriyle birlikte tahsilini istemiştir. Karşı dava yönünden iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Davalı-davacı ... vekili, karşı dava dilekçesinde, evlilik birliği içinde karşı davalı adına alınan bir adet araç, aldığı kıdem tazmınatı ve elde ettiği kira geliri ile asıl davaya konu taşınmazla aynı yerde karşı davalı tarafından parası ödenerek ancak mal kaçırmak amacıyla aynı adı taşıyan babası almış gibi gösterilerek satın alınan bir adet taşınmaz bulunduğunu belirtmek suretiyle fazlaya dair haklarını saklı tutarak tasfiye ve katılma alacağının faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş, harca esas değer 15.000,00 TL olarak bildirilmiştir. Asıl dava yönünden, davaya konu edilen mesken ve paranın edinilmiş mal olmadığını, 2005 yılında tarafların ayrı yaşamalarına dair mahkemeden karar alınıp davalı ayrı yaşamaya başladıktan sonra, kendisine tekrar şans verilmesi isteyen davacı eşin samimiyetini ve af dileğini ispat edebilmek için davalıya bir ev alacağını, adına hesap açarak para yatıracağını söylediğini, davalının oğlunun küçük olması ve babasıyla birlikte büyümesinin doğru olacağını düşünüp bunu kabul ederek tarafların birlikte yaşamaya başladıklarını, bu sebeple taşınmaz ve paranın davacı tarafından davalıya yapılan bağış olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, asıl dava yönünden tarafların ve vekillerinin duruşmada alınan beyanlarına, nüfus kayıtlarına ve tüm dosya içeriğine göre; davacı ...'in karşı davacı ...'a davaya konu taşınmazı ve banka hesabına yatırdığı paranın barışma hediyesi olup, bağış niteliğinde olduğu anlaşıldığından açmış olduğu davasının reddine, karşı dava yönünden 01/06/2015 tarihindeki bilirkişi raporunda ayrıntılı değinildiği üzere; davanın kısmen kabulüyle araç sebebiyle karşı davacı ...'un 14.425,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren faiziyle birlikte karşı davalıdan tahsiline fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı-davacı ... vekilinin tüm ve davacı-davalı ... vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-)Davacı-davalı ... vekilinin asıl dava yönünden temyiz itirazlarına gelince,

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir.

Bağış 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285 vd.maddelerinde düzenlenmiştir. TBK'nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s.344, Yavuz,Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6.B, İstanbul 2002, s.222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması sebebiyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.

Genel olarak, bağışlamanın yukarda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M.Alper: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C.1, 3.B, İstanbul 2013, s.205; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B, Ankara 2008, s.144).

Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Aile üyelerinin birlikte yararlanmaları ya da geleceğe yönelik yatırım yapmak amacıyla birlikte malvarlığı edinmeleri, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.

Davacı ve davalı eş, resmi satış gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını ve kavga etmiş eşlerin barışması, evi terk edenin dönmesi, boşanma davası açanın davadan vazgeçmesi, işlerinin yoğunluğu, zamanın sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticari kaygıların bulunması vs. saiklerle yapıldığı tarafların kabulünde olsa dahi, yani satışın gerçek olmadığını kabul etseler dahi, bu devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü, açıklanan nedenler yukarda da açıklandığı gibi eşlerin ahlaki görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru ve uyumu ya da karşılıklı güvene dayanarak yapılmıştır. Bağış iradesi bulunmamaktadır. Bağış olarak değerlendirilmemelidir. Gerçekte satış olmadığını kabul etmeleri demek, bağışı kabul etmek anlamına gelmemektedir.

Somut olayda, dosya kapsamından TMK'nun 222/ son.maddesine göre davalı eş, tasfiyeye konu adına satın alınan taşınmazın ve hesabına yatırılan paranın kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Tasfiyeye konu taşınmaz ve paranın TMK'nun 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara dair borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.


Mahkemece, asıl dava yönünden tüm taraf delilleri birlikte değerlendirilerek, yukarda belirtilen ilkeler nazara alınarak ve talep miktarı da gözetilerek sonucuna göre işin esasına dair bir karar verilmesi gerekirken bağış sebebiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda (2) numaralı bentte gösterilen sebeplerle davacı-davalı ... vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 Sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı-davacı ... vekilinin tüm ve davacı-davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarda (1). bentte gösterilen sebeple reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalı-karşı davacı ...'dan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı-karşı davalı ...'a verilmesine, peşin harcın temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine ve 256,00 TL peşin harcın da onama harcına mahsubu ile kalan 768,65 TL'nin temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına, 14.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 13-04-2018, 14:36   #107
Av.Nazife Eytemiş BAŞAR

 
Varsayılan

Y8HD
Esas : 2015/22210
Karar : 2017/17561
Tarih : 26.12.2017
KATILMA ALACAĞI
---
---
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARI:
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.

Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, anlaşmalı boşanma dava dosyası ve boşanma protokolü dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Kural olarak anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler.

Mahkemece, davacı ...'in boşanma davasında 09.04.2014 tarihli duruşmadaki “karşı taraftan herhangi bir eşya talebim yoktur” şeklindeki beyanının mahkeme içi ikrar niteliğinde olup görülmekte olan davada davacı aleyhine kesin delil teşkil ettiği, davacının bu ikrarına rağmen görülmekte olan davayı açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davacı ...'in beyanında geçen “eşya” kavramının taşınmaz ve taşınır mallar ile boşanmanın feri niteliğinde olmayan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan “değer artış payı ve katılma alacağı” taleplerini de kapsadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; ulaşılan sonuç isabetli değildir. Şöyle ki; boşanma dava dosyasının incelenmesinde protokolün 2. maddesinde “davalı ve şahsım olan davacı birbirimizden tazminat ve nafaka talebimiz yoktur” şeklinde, 3. maddesinde “eşyalar taksim konusunda da anlaşma sağlanmıştır” şeklinde düzenlemeler bulunduğu, davacı ...'in duruşmada “davalı ile boşanma ve ferilerinde anlaştık, buna göre davalıdan herhangi bir şekilde ziynet, eşya, maddi, manevi tazminat, tedbir ve yoksulluk nafakası talebim yoktur” şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemece hükmün 3.bendinde “tarafların birbirlerinden tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat, ziynet ve eşya talepleri olmadığından bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına” ve 8. bendinde “5 maddeden ibaret bila tarihli protokolün aynen tasdikine ve kararın eki sayılmasına” karar verildiği belirlenmiştir. Görüldüğü üzere, gerek protokol içeriği gerekse hükme geçirilen mali hususlara ilişkin hüküm fıkrası ile tarafların karşılıklı anlaşmalarını bildirdikleri imzalarını taşıyan kararın verildiği duruşmadaki beyanları birlikte değerlendirildiğinde; tarafların karşılıklı olarak eşya ve ziynet taleplerinin bulunmadığının kabul edildiği, bunun dışındaki anlaşmanın boşanmanın fer'i (eki) niteliğindeki konulara ilişkin olduğu, mal rejiminin tasfiyesi konusunda bir anlaşma yapılmadığı anlaşılmaktadır. TMK. 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı için; eşlerin boşanma ve boşanmanın eki niteliğindeki hususlarda anlaşmış olmaları gerekir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından, anlaşma gerekli değildir. Ancak anlaşma olduğu takdirde boşanmayla birlikte hüküm altına alınmasına da yasal bir engel yoktur. Bu bakımdan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bir anlaşma yapılmadığı anlaşıldığından, davacı tarafından eldeki davanın açılmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak tartışılması ve tüm deliller değerlendirildikten sonra talebin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Y8HD 26.12.2017 - K.2017/17561
____________ oOo ____________
Old 17-10-2018, 10:43   #108
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

katılma alacağının 3. kişiye karşı ileri sürülmesi...

T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/189
Karar No:2016/8978
K. Tarihi:23.5.2016

Tapu İptal ve Tescil

A. ile İ. C.ve müşterekleri aralarındaki katılma alacağı, tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair Elbistan 2. Asliye Hukuk Aile) Mahkemesi'nden verilen 24.09.2014 gün ve 30/425 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:


KARAR

Davacı A. vekili, evlilik birliği içinde taşınmazların davalı eş tarafından katılma alacağını azaltmak kastıyla devredildiği belirterek taşınmazlar nedeniyle öncelikle tapu kaydının iptali, mümkün olmaması halinde 10.000,00 TL alacağının davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 09.01.2014 tarihli ıslah dilekçe ile talep miktarını artırarak 64.512,50 TL alacağın davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.


Davalı İ. C.vekili, dava konusu taşınmazların davalının babası tarafından alındığı belirterek açılan davanın reddini savunmuştur.


Diğer davalılar, davanın reddini savunmuştur.


Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 64.512,50 TL katılma alacağının davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.


1-Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalıların aşağıdaki 2. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.


2-Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağına ilişkindir.


Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Somut olaya gelince; eşler, 01.05.2006 tarihinde evlenmiş, 11.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa'nın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 947 ada 9 parsel sayılı taşınmaz arsa vasfında iken eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 28.09.2006 tarihinde 1/2 hisseli olaark satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş; 947 ada 9 parsel 1, 3, ve 5 nolu bağımsız bölümler, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 26.05.2008 tarihinde kat irtifakı tesisi ile, davalı eş adına tescil edilmiştir. 947 ada 9 parsel 1 nolu bağımsız bölüm 23.12.2010 tarihinde diğer davalı İ.'e, 947 ada 9 parsel 3 nolu bağımsız bölüm 23.12.2010 tarihinde diğer davalı İC.'e, 947 ada 9 parsel 5 nolu bağımsız bölüm 06.01.2010 tarihinde diğer davalı M.'a satış yoluyla devredilmiştir.



Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).


Toplanan delillerden davalı eski eş İ'ın, diğer davalılara edinilmiş malları devretmesi, TMK m. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında ( TMK m. 229/2-son) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Bu tasarruflardan kaynaklanan katılma alacağından öncelikle, davalı eş İ.C. sorumludur. Bu aşamada diğer davalılarla birlikte müteselsil sorumluluğu oluşmamıştır. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da, TMK 241. maddesinde düzenlenmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun'un 241. maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır.

Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına ilişkin TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır.

Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, mahkemece, hesaplanan ve hükmedilen 64.512,50 TL katılma alacağından davalı eş İ'ın sorumluluğuna hükmedilmesi; eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişi konumundaki diğer davalılar hakkındaki alacak talebi hakkında HMK 167. maddesi uyarınca üçüncü kişilere (davalılar İ.İC. ve M.'a) karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eş İ'a karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması, eş hakkındaki alacak davacının kesinleşmesi ve davalı eşten alacağın tahsil edilememesi halinde üçüncü kişi diğer davalıların sorumluluğu doğacağı düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.109,10 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Yargıtay Kararları adıge Hukuk Sohbetleri 5 28-07-2007 15:24
yargıtay kararları sedaoner Hukuk Soruları Arşivi 0 17-03-2006 22:30
Aile İçi Şiddet ve Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 2 13-04-2004 10:34
Yargıtay Kararları onur Hukuk Soruları Arşivi 6 27-02-2002 02:44


THS Sunucusu bu sayfayı 0,08292508 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.