Mesajı Okuyun
Old 22-03-2008, 14:21   #2
Seyda

 
Varsayılan

Sayın meslektaşım;

TCK m.50/3 ve m.50/4'e göre,

(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.

Sanırım müdaafi olduğunuz sanığın 50 günlük süreli hapis cezası adli para cezasına çevrildiğine göre büyük ihtimalle suç taksirli (Şu an sadece beyin jimnastiği yapıyorum, elbette konu ile alakası yok).

CMK m.272'de ''sonuç olarak belirlenen ceza..'' denilmiştir. TCK m.50/5'e göre; Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir. Bu maddeyi olayınıza uyguladığımızda 1000 YTL'lik para cezasının kesin olduğu düşünülse de, bana göre seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmemesi ile ilgili TCK m.50/6 uygulandığında sonuç cezanız yeniden seçenek yaptırıma çevrilen hapis cesazına dönüşecektir:

Çünkü 6.fıkraya göre; ''Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz. ''

Verilen para cezasının hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilme olması halinde miktarına bakılmaksızın temyize tabi olacağına ilişkin eski düzenlemeye CMK'da yer verilmemiştir. Bu konuda CİK'da bir düzenleme yapılabilir (http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/164.doc) . Ne yazık ki bahsettiğiniz durum kanunun bir eksikliğidir ve bu konuda ortaya çıkacak duraksamalarda Ceza ve Güvenlik Tebirlerinin İnfazı Kanunu'nun 'Adli Para Cezalarının İnfazını' düzenleyen 106.maddesinde de bir düzenleme getirilmemiştir.

Ancak ben yukarıda açıkladığım sebeple yani TCK m.50/6 sebebiyle, gerekçeli kararda yer alan ''temyizin kabil olduğu'' şeklindeki görüşe katılıyorum. Aksi durumda, yani kısa kararın esas alınması durumunda göz göre göre sanık aleyhine bir durum yaratılmış olur.

Saygılarımla..