Mesajı Okuyun
Old 02-05-2013, 13:17   #1
zlm

 
Varsayılan katılma alacağı ıslah edilmemesi ek dava - eksik harç - katılma alacağı zamanaşımı

Merhabalar;
Katılma alacağını talep etme zamanaşımı 1 yıl mı yoksa 10 yıl mıdır ve buna bağlı olarak ıslah edilmemiş ve karara çıkmış davada ek dava açma süresi nedir?
Olayı da kısaca anlatayım daha aydınlatıcı olabilir size,Umarım yardımcı olabilirsiniz şimdiden teşekkürler.
Katılma alacağı ve katkı payından dolayı 04.08.2010 tarihinde dava 10.000,00.-TL harca esas değer ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile dava açtık.
Boşanma davası 05.01.2012 tarihinde kesinleşti.
Bu arada hakim dava dilekçemizde katılma ve katkı payı yazmadığımdan 1/2 hisse değeri bedelinin tahsili dediğimden tarafımıza dava dilekçemi açıklamam için süre verdi bu dilekçemde de 25.000,00.-TL değerinde ki 1/2 hisse bedelinin tahsili şeklinde talep ettim.
27.11.2012 tarihinde '' ... değer artış payı ( katkı payı ) alacak hakkının bulunmadığı, ancak katılma alacağı hakkı bulunduğu, bu miktarın ise taşınmazın karar tarihine en yakın bir tarih itibariyle belirlenecek değerinin yarısı miktarında olduğu.. .'' şeklinde rapor düzenlendi. ve bu rapora itiraz etmedik 16.04.2013 tarihinde taşınmazın değeri için tek rapor düzenlendi.
Bugün 02.05.2013 tarihinde katılma alacağı talebinin kabulü ile 25.000,00.-TL nin boşanma davasının dava tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte tahsiline şeklinde karar verildi.
Rapor doğrultusunda ıslah etmedik. Dava dilekçesinde 10.000,00.-TL yazar iken beyan dilekçemdeki miktar olan 25.000,00.-TL olarak karar verdi. Harç 10.000,00.-TL üzerinden ödenmişti.
Bu durumda ıslah etmediğimden dolayı en son değer tespit edilen rapordaki bedelden 10.000,00.-TL eksik tutarak ek dava açmam gerekecek ancak burada da 4721 TMK 178. maddesindeki ^^ 5. Zamanaşımı - Madde 178 - Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.'' gereğince
zamanaşımı süresi ne durumda olacak ?
Taşınmazın değerine ilişkin kesin rapor 16.04.213 de düzenlenmiş. sadece Katılma alacağı talep edebileceğimize dair rapor 27.11.2012 tarihinde düzenlenmiş boşanma 05.01.2012 tarihinde kesinleşmiştir. 178 Madde boşanmanın feriiileri nafaka tazminat vs değerlendirilmeli yoksa mal rejiminden doğan alacak hakları da bu zamanaşımına girer mi?
Ek dava mı da 10.000,00.-TL eksik olarak mı 25.000,00.-TL eksik olarak mı açmalıyım acaba ?
Nasıl böyle bir hata yaptım bilmiyorum . Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Saygılarımla.

Aşağıda eklediğim yargıtay HD ve HGK kararlarında birinde 1 yıl diğerinde 10 yıl olarak anladım . Sizinle de paylaşmak istedim.




_____________________________
T.C. YARGITAY

8.Hukuk Dairesi
Esas: 2012/8103
Karar: 2012/8982
Karar Tarihi: 11.10.2012


KATKI PAYI VE KATILMA ALACAĞI DAVASI - BOŞANMA DAVASININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN ISLAH TARİHİNE KADAR ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLDUĞU - DAVANIN KATILMA ALACAĞINA İLİŞKİN BÖLÜMÜNÜN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREĞİ - HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Davacı katılma alacağına ilişkin isteğini ıslah dilekçesiyle talep etmiştir. Bu bölüm açısından 4721 sayılı TMK'nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Davalı taraf ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı defini ileri sürdüğüne ve boşanma davasının kesinleştiği tarihten ıslah tarihine kadar zamanaşımı süresi dolduğuna göre, davanın katılma alacağına ilişkin bölümünün reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.


(743 S. K. m. 170) (4721 S. K. m. 170, 178, 179, 202, 225) (818 S. K. m. 125) (6098 S. K. m. 146) (6100 S. K. Geç. m. 3)

Dava ve Karar: B. ile M. aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kabulüne dair Adana 1. Aile Mahkemesi'nden verilen 29.07.2011 gün ve 14/990 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı vekili, boşanma dava dilekçesinde evlilik birliği içinde edinilerek davalı adına tescil edilen 3631 ada 3 parselde kayıtlı arsaya bilahare bina inşaa edildiğini, bedelin vekil edeni tarafından ödendiğini açıklayarak, fazla hakları saklı tutularak 20.000.-TL tazminatın davalıdan tahsilini, ayrıca vekil edenine ait eşyaların tespit ve teslimine karar verilmesini istemiş; dava değeri üzerinden 07.12.2006 tarihli makbuzla harç ikmal edilmiş ve talep boşanma dosyasından tefrik edilmiştir. Davacı vekili, 29.07.2011 tarihinde harçlandırılan ıslah dilekçesinde talebin 38.478.-TL arttırıldığını ifade ederek yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, uyuşmazlık konusu taşınmazın vekil edeninin çalıştığı dönemde yaptığı birikim ve ailesinin desteğiyle satın alındığını, üzerindeki binanın da aynı şekilde yapıldığını, davacının katkısı bulunmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 58.578.-TL katkı ve katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 27.10.1993 tarihinde evlenmiş, 04.01.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 06.07.2009 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Dava konusu Yüreğir'de 3631 ada 3 parselde bulunan ve arsa vasfıyla tapuya kayıtlı bulunan taşınmaz 22.04.1998 tarihinde satın alma suretiyle davalı adına tescil edilmiş; söz konusu parsel 05.03.1999 tarihinde imar uygulamasıyla 9894 ada 5 parsel numarasıyla davalı (141/868 payla) ve müşterekleri adına tescil edilmiş; bilahare yine davalı adına Yüreğir Belediyesi üzerindeki payın 12.12.2002 tarihinde satın alınması ve tevhitle davalı üzerindeki pay 254/868 hisseye ulaşmıştır. Uyuşmazlık konusu taşınmaz arsa vasfıyla tapuya kayıtlı ise de, üzerine zemin ve bir kattan oluşan bina inşaa edildiği anlaşılmaktadır.

TMK'nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK'nun 170. maddesi uyarınca <mal ayrılığı>, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK'nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal <edinilmiş mallara katılma> rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir.

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, uyuşmazlık konusu taşınmazın 141/868 payının satın alım ve üzerine inşaa edilen binanın zemin katının yapım tarihi itibariyle taraflar arasında 743 sayılı MK'nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan bu döneme ilişkin uyuşmazlık Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri nazara alınarak çözüme kavuşturulduğuna, buna göre eşlerin birbirlerinin malvarlıklarının edinilmesine katkılarının kanıtlanması durumunda, katkı oranında alacak hakkı doğacağına, 743 sayılı MK'nun yürürlükte bulunduğu, 01.01.2002 tarihinden önce eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, karı ve kocanın diğerinden katkı payı karşılığında tazminat isteyebilmesi için mutlaka parasal veya parayla ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle katkısı bulunması gerektiğine, dosya arasında bulunan bir kısım beyanlar ve çalışma belgeleri incelendiğinde davacının çalıştığı belirlendiğine göre katkıda bulunduğunun kabulüyle, bu tür davalarda fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet kuralı da gözetilmesi gerektiğine göre mahkemece benimsenen bilirkişi raporunun katkı payı alacağına ilişkin bölümünün hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamıştır. Davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.

Ne var ki, uyuşmazlık konusu taşınmazın 113/868 payının davalı adına satın alınması ve üzerine yapılan binanın 1. katının % 17'lik bölümünün taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 01.01.2002 tarihinden sonraya rastladığı belirlenmiştir. Davanın buna ilişkin bölümü TMK'nun 219, 231, 235 ve 236. maddelerine dayalı katılma alacağı isteğine ilişkindir. Dosya arasında mevcut bilirkişinin 11.07.2011 tarihli raporunda hesaplanan ve mahkemece benimsenen davacının katkı payı alacakları 01.01.2002 tarihinden önce edinilen davalı üzerindeki arsa hissesi bakımından 7050.-TL, zemin katın yapımına katkısı bakımından 37.862,24.-TL olarak bildirilmiş; katılma alacakları ise 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen davalı üzerindeki arsa hissesi bakımından 8475.-TL ve binanın 1. katının bu dönemde yapılan payına ilişkin olarak 5191.-TL olarak belirtilerek, davacının katkı payı ve katılma alacağı toplamının 58.578,24.-TL olduğu açıklanmıştır.

Yukarıda da izah edildiği üzere dava dilekçesi 20.000.-TL'den harçlandırılmış, davacı taraf ıslah dilekçesiyle talebin 38.478.-TL arttırıldığını beyan etmiştir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmazlar için 743 s. MK'da herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak 743 s. MK'nun <Borç Umumi Kaideleri> başlığını taşıyan 5. maddesinde, <Akitlerin in'ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, Medeni Hukuk'un diğer kısımlarında dahi caridir> hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında MK'nun 5. maddesinin yaptığı yollamayla somut olayda, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmaz hissesi ve zemin katın inşası bakımından Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. Başka bir anlatımla davanın katkı payı alacağına ilişkin bölümü bakımından dava ve ıslah tarihi itibariyle davanın süresinde açıldığının kabulü gerekir. Mahkemece, bilirkişinin yukarıda belirtilen raporunda açıklanan katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekir.

Davanın katılma alacağına ilişkin bölümü bakımından ise; davacı katılma alacağına ilişkin isteğini ıslah dilekçesiyle talep etmiştir. Bu bölüm açısından 4721 sayılı TMK'nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Davalı taraf ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı defini ileri sürdüğüne ve boşanma davasının kesinleştiği tarihten ıslah tarihine kadar zamanaşımı süresi dolduğuna göre, davanın katılma alacağına ilişkin bölümünün reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 888,40.-TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 11.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

_________________________

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2010/8-231
Karar: 2010/255
Karar Tarihi: 05.05.2010


KATKI PAYI ALACAĞI DAVASI - DAVADA UYGULANMASI GEREKEN ZAMANAŞIMI SÜRESİ - DAVANIN BORÇLAR KANUNUNDA ÖNGÖRÜLEN ON YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİ OLMASI - DAVANIN BİR SENELİK ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİ OLMAMASI

ÖZET: Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm ise 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı (kadın) adına tapuda tescili yapılan ve ortak hayatın devam ettiği dönemde (02.03.2000 tarihinde), satın alınan taşınmaza katkı sağlandığı ileri sürüldüğüne göre, iddia olunan hak, katkı payı alacağıdır. Bu alacak, eşler arasında B.K.'nun genel hükümlerine tabi akdi ilişkiye dayanır. Bu akdi ilişki nedeniyle, on senelik dava zamanaşımı süresine tabidir. Katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı ileri sürülen taşınmazın satın alındığı 02.03.2000 tarihi ile boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihi arasında, yani evlilik süresince on yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihinden itibaren on senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağına göre, eldeki davanın ise 06.11.2006 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, katkı payına ilişkin alacak davasının yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir. Özel Dairenin davacının katkı payı alacağına ilişkin davasının bir senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece <davanın on yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu> şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.

(4721 S. K. m. 178, 202, 225, 227) (743 S. K. m. 152, 153, 170, 186, 189, 190) (818 S. K. m. 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140) (4722 S. K. m. 1) (YHGK. 18.06.2008 T. 2008/2-432 E. 2008/444 K.) (YHGK. 03.05.2006 T. 2006/4-232 E. 2006/269 K.) (YHGK. 07.06.2000 T. 2000/2-959 E. 2000/972 K.) (YHGK. 03.02.1999 T. 1999/2-56 E. 1999/40 K.) (YHGK. 18.09.1996 T. 1996/2-498 E. 1996/595 K.) (YHGK. 28.09.1994 T. 1994/2-47 E. 1994/564 K.) (8. HD. 26.05.2009 T. 2009/873 E. 2009/2621 K.)

Dava: Taraflar arasındaki <katkı payı alacağı> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.11.2008 gün ve 2006/1041 E.-2008/1165 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 26.05.2009 gün ve 2009/1873 E., 2009/2621 K. sayılı ilamı ile;

(...Davacı M.E.K. vekili, davalı adına kayıtlı 1463 ada 34 parseldeki 4 numaralı bağımsız bölümün alımındaki katkısı nedeniyle davalı eşinden katkı payı alacağı isteğinde bulunmuştur.

Davalı H.A. vekili, süresinde verdiği cevap dilekçesinde zamanaşımı defi'nde bulunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüyle 16.202 YTL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Eşler arasında boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi sona ermiştir. (TMK’nun 225/son)

Taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. m. 170.), bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden 24.9.2002 tarihine kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 S. K. md. 10/1, 4721 S. TMK md.202/1.)

TMK’nun 178. maddesinde, <evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.> hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, boşanma kararı 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiş görülmekte olan dava ise bir yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra 6.11.2006 tarihinde açılmıştır. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa ilişkin kabul kararının verilmesi doğru görülmemiştir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı vekili

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava; katkı payı alacağı istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davanın kabulüne dair verdiği karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, <Davanın Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen on (10) yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve henüz zamanaşımı süresinin dolmadığı> gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize, davalı vekili getirmektedir.

Davaya konu edilen ve davalı adına tapuda kayıtlı gözüken 1463 ada 34 parseldeki 4 numaralı bağımsız bölümün 02.03.2000 tarihinde dava dışı üçüncü kişiden satış yoluyla edinildiği, uyuşmazlık konusu değildir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; 2000 yılında ortak hayatın devam ettiği dönemde alınan ve davalı (kadın)adına tapuya tescili yapılan taşınmazın alımında yapıldığı ileri sürülen katkı payına ilişkin alacağın dava zamanaşımı süresinin ne olması gerektiği, burada varılacak sonuca göre, davanın yasal süresinde açılıp açılmadığı, noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle katkı payı alacağı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (T.M.K.) 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (T.K.M.) yürürlükte iken, taraflar; evlenme mukavelesiyle kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmediklerine göre, aralarında yasal rejim olan mal ayrılığı geçerlidir. (TKM. m.170) Taşınmaz, taraflar arasında bu rejim geçerli iken edinilmiştir.

Mal ayrılığında; eşlerden her biri, kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM m. 186/1). Eşlerden her birinin mallarının geliri ve kendi kazançları yine kendilerine aittir. (TKM m.189). 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 152'nci maddesi gereğince evin intihabı, karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi kocaya aittir. 153'ncü madde gereğince de eve kadın bakar. Başka bir ifade ile, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre; kadının eve bakması ve ev işlerini yapması yasal ödevidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 18.06.2008 gün ve 2008/2-432 E.-444 K. sayılı ilamı).

Yukarıda da değinildiği üzere, koca mensup olduğu sosyal çevre bakımından, zorunlu ihtiyaçlarla birlikte, normal yaşayış düzeyini sağlamakla yükümlü olduğuna göre, kadının gelirinden bunları karşılamak üzere sarfı gereken giderlere Medeni Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca münasip katılma payı dışında kalan kısmının kocanın mal varlığını arttırmada kullanıldığının kabulü gerekir. 190. maddenin 2. fıkrasındaki <karının bu suretle iştiraki kocanın hiçbir vakitte iade ve tazmin mükellefiyetini icap etmez> yolundaki hükmü de, hiç kuşkusuz kadının katılma zorunda bulunduğu masraflar için uygulamak gerekir. Bunun aksinin kabulü kadının, kocanın mal varlığını arttırmaya ya da katılma zorunluluğu sonucunu doğurur ki, bu fiilen kocanın yasal yükümlülüklerine ters düşeceği gibi hakkaniyet ve adalete de aykırı olur. Davalının mal varlığındaki artışın niteliği de göz önünde tutulduğunda davacının hibe (bağışlama) amacıyla hareket ettiğinden de söz edilemez (HGK'nun 01.02.1985 gün ve E: 2-176, K: 57 sayılı ilamı).

743 Sayılı Kanun'da, eşlerden birinin edindiği mala, diğer eş katkı yapmış ise, sağladığı bu katkı karşılığını isteyebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay kararları ile; katkıyı sağlayan eşin, diğerinden katkısı karşılığı genel hükümlere göre bir tazminat (veya alacak) talep edebileceği kabul edilmiştir (HGK'nun 01.02.1985 gün ve E: 2-176, K: 57; 28.09.1994 gün ve 1994/2-47 E. - 564 K.; 18.09.1996 gün ve 1996/2-498 E. - 595 K.; 03.02.1999 gün ve 1999/2-56 E. - 40 K.; 07/06/2000 gün ve 2000/2-959 E. - 972 K.; 18.06.2008 gün ve 2008/2-432 E.-444 K. sayılı ilamları).

Öğretide ise, eşlerin aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi destek nedeniyle, katkı sağlayan eşin diğer eşe karşı bir alacak hakkına (katkı tazminatına) sahip olduğu ileri sürülmüştür (Acabey, M. Beşir: Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi, İzmir 1998, s.56; Özuğur, A. İhsan:Mal Rejimleri, Ankara 2007, s.147; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara 2008, s.139; Gümüş, M. Alper: Teori ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri, İstanbul 2008, s.324; Gençcan, Ö. Uğur: Mal Rejimleri Hukuku, Ankara 2007, s.473; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş,A.: Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), Cilt III, İstanbul 2005, s.417).

Alman Federal Mahkemesi de, mal ayrılığı rejiminde eşler arasında bir paylaşımı olanaklı kılmak için, (aile hukuku dışındaki) genel hükümlere başvurduğu görülmektedir. Bununla, mal ayrılığı rejiminin, evlilik sona erdiğinde eşler arasında bir paylaşıma yer vermemesinin adaletsizliği ve bunun ihtiyaçları karşılamadaki yetersizliği karşısında, verdiği kararlarla, genel kuralları zorlayarak eşler arasında bir paylaşım gerçekleştirmeye çalışmıştır (Acabey, M. Beşir: Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi, İzmir 1998, s.68, 71).

Gerçekten, karı-kocanın kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlama düşüncesi ile, aralarında akdi bir ilişki kurdukları her türlü duraksamadan uzaktır. Katkı yapılan malın edinme nedeninin temelinde de, bu düşünce yatmaktadır. Katkıyı sağlayan eşin, diğer eşe bu maddi desteği, bağışlama olarak kabul etmek de, mümkün değildir.

Diğer taraftan, katkıyı alan eşin, aldığını para olarak iade edeceği düşüncesinde olduğu da, ileri sürülemez. Çünkü, evlilik birliğinin temelindeki aile birliği düşüncesi buna engel oluşturmaktadır. Eşler arasındaki bu ilişkinin temelinde kocanın (veya kadının) taşınmazdan katkısı oranında yararlanacağı esası bulunmaktadır. Bu akdi ilişki, bir süre sınırlamasına tabi tutulmadığı gibi, evlilik birliğinin devamı süresince varlığını koruyacağı aşikardır.

Buraya kadar yapılan açıklamaların zamanaşımı süresine etkisi de irdelenmelidir:

Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (B.K.) 125-140'ncı maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (Tutumlu, M. Akif: Türk Borçlar Hukukunda Zamanaşımı ve Uygulaması, Ankara 2007, 27-28; Reisoğlu, Safa: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s.334 vd.; Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, s.304 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.346 vd.; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2009, s.254 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes:Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.323; Ayrıca bakınız: HGK'nun 3.12.2003 gün ve 2003/4-658 E. - 727 K.; 3.5.2006 gün ve 2006/4-232 E.- 269 K. sayılı ilamları).

B.K.'nun 125.maddesindeki < bu kanunda başka suretle bir hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir> hükmündeki (her dava) sözcüklerini <bütün alacaklar> şeklinde anlamak gerekir (Zeytin, Zafer: a.g.e., s.265; Tutumlu, M. Akif: a.g.e., s.36). B.K.'nun 125'inci maddesi, sözleşme veya kanuni borç ilişkisi nitelendirmesine dayanan bir ayırıma gitmemiş, sadece kanunda başka bir düzenleme yoksa diyerek tüm borç kaynaklarından doğan alacaklar için, özel düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla genel bir zamanaşımı süresi öngörmüştür (Zeytin, Zafer: a.g.e., s.266; Tutumlu, M. Akif:a.g.e., s.42).

Diğer taraftan, eşler arasındaki borç ilişkilerinin dava ya da takip yoluyla çözümlenmesinin, evlilikte bulunması gereken karşılıklı güven, saygı ve sevgi duygularını olumsuz yönde etkileyebileceğini düşünen Yasa koyucu, evlilik süresince eşlerin birbirlerindeki alacakları hakkında zamanaşımının işlemeyeceğini kabul etmiştir (Tutumlu, M. Akif:a.g.e., s.333).

Yasa koyucu, bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, B.K.'nun <Müruru zamanın cereyanına mani olan ve müruru zamanı tatil eden sebepler> başlığı altında 132. maddenin 1.fıkrasının 3.bendinde aynen; <Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında> demek suretiyle, evlilik süresince zamanaşımının işlemeyeceğini, işlemeye başlamış ise, duracağını yasal teminat altına almıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm ise 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir.

Davalı (kadın) adına tapuda tescili yapılan ve ortak hayatın devam ettiği dönemde (02.03.2000 tarihinde), satın alınan taşınmaza katkı sağlandığı ileri sürüldüğüne göre, iddia olunan hak, katkı payı alacağıdır.

Yukarıda belirtildiği üzere, bu alacak, eşler arasında B.K.'nun genel hükümlerine tabi akdi ilişkiye dayanır. Bu akdi ilişki nedeniyle, B.K.'nun 125. maddesine göre, aksine düzenleme bulunmayan hallerde, her dava (bütün alacaklar) on (10) senelik dava zamanaşımı süresine tabidir.

Söz konusu katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı ileri sürülen taşınmazın satın alındığı 02.03.2000 tarihi ile boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihi arasında, yani evlilik süresince, B.K.'nun 132. maddenin 1.fıkrası 3.bendine göre, zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır.

Dolayısıyla, boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihinden itibaren on (10) senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağına göre, eldeki davanın ise 06.11.2006 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, katkı payına ilişkin alacak davasının yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir.

O halde, Özel Dairenin davacının katkı payı alacağına ilişkin davasının bir (1) senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece <davanın B.K.'nun 125. maddesinde öngörülen on (10) yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu> şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.

Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan işin esasına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 05.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı
__________________________________________________ ____