Konu: Mustafa
Mesajı Okuyun
Old 10-11-2008, 21:46   #22
ege

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Şehper Ferda DEMİREL
Can Dündar, Nazım ve Atatürk


Can Dündar ismi, internetin forward mail dünyasında belki en sık karşılaştığımız, insan ve yaşam üzerine , çokça da sevgi üzerine yazdığı yazılarla yaş farkı gözetmeksizin pek çoğumuzun sempati duyduğu bir yazar/dı. Dürüst ve gerçekçi, çokça da duygusal olarak tanınır/dı. İnternette de yaygın biçimde tanınıyor olması dolayısıyla, kendisine duyulan sempati, kitlesel bazda güvenebilmekle özdeşti.

Mustafa adlı belgesel filmin hazırlandığını duyduğumda, açıkçası sevinmiş, "Ümitvar" olmuştum. Sponsorun çekilişi, ardından çekilme nedenine şaşırtıcı biçimde denk düşen film eleştirileri, bu ümitvarlığı, anlamsız bir yılgınlığa ve geçmesini dilediğim bir umutsuzluğa dönüştürdü, itiraf ediyorum.

İzlemeyeceğim, çocuğuma da izletmeyeceğim. Ortak olmayacağım diyelim, ya da.

Bakın sayın Dündar ne diyor, çekilen sponsorla çekilmeden bir gün önceki toplantılarında:



"Ve filmde verdiğimiz bazı bilgilerin onları yadırgattığını fark ettim.

Film, Atatürk’ün imza attığı büyük devrimi belgelemekle birlikte; özel hayatına da giriyor, sofrasından, yalnızlığından dem vuruyor, dinin toplumsal hayattan tasfiye edilmesi gereğine ilişkin radikal görüşlerine yer veriyordu"



Film, Atatürk'ün imza attığı büyük devrimi belgelemekle birlikte...?

Bu cümleden sonra gelenlerin tümü AMA bağlacı ile cümleye eklemlenir ve "Ama bağlacı" olan tüm cümlelerde "Ammaa" dan öncesi herhangi bir rakamın "0"-sıfır- ile çarpılması hükmündedir.

Yanı sıra, kendini ifade biçimi, bir savunma avukatının, suçlu müvekkilini savunması esnasında, bazı cümlelerinin üzerini özenle ve sezdirmeyerek örtmesi çabasına ne çok benziyor!

Sponsoru çekilişi nedeniyle alkışlıyorum. En az film kadar yankı yarattığı, bunu duruşuyla başarabildiği, salt çekilme nedeniyle belgesel içeriğine karşı çıktığı ve belgeselin olası neticelerine ortak olmadığı için.

Ve ilginç bir benzeşmeyi bu vesileyle anımsadım. Can Dündar'ın Nazım belgeselini okuduğumda, hani neredeyse, "Nazım da dillendirdiği kadar vatansever olsaydı, o gemiye binip gitmez, ülkesini terketmezdi" , "Nazım da bu kadar şair ruhlu olsa, yaşamına giren tüm kadınlara ihanet etmezdi" düşünme biçimine girdiğimi ve Nazım'ın şiirinden çok özel yaşamını , hem de vatanseverliğini sorguladığımı.

Yaşamda tesadüfe tesadüf edilmeyeceğini anımsayarak, bu filmi izlemeyeceğim.

Saygılarımla...

Bir süredir bir takım sağlık sorunları , yolculuklar ve benzeri bir sebepler yüzünden zaman darlığı yaşadığım için bu taraflara bakamadım .

Ama "Mustafa" belgeselini (film değil) sponsor tartışmaları zamanında kulaklarımı tıkayarak 30 ekim günü seyrettim. Bir salon dolusu gerçekten büyük bir kalabalıkla birlikte üstelik.

Belgesel ara verdiğinde, herkeste derin bir sukunet vardı.

Sona erdiğinde ise, salon ayağa kalktı ve dakikalarca alkışladı. Alkışladık. Ağlıyorduk. Seyirciler gece 21 seansına gelen bizim gibi genelde ikili üçlü gruplardı. Sandığınız gibi bir ekip halinde değildiler.

Biz iki kişiydik. Çıktık ilk oturma yerine oturduk ve yaşamını seyrettiğimiz bu olağanüstü insanın "içimizden biri" olmasının bizi nasıl etkilediğini konuştuk.

belgeseldeki gerçek el yazılarında bu büyük insanın "duygularını, acılarını, ülkülerini kendisiyle nasıl konuştuğunu" düşündük..içimiz titredi.

ertesi gün bana bir mail geldi,
Yılmaz Özdil tarafından ele alındığını sonradan basından öğrendiğim bu yazıyı bana gönderen mail başlığı şöyle idi;
"bu filme gitmeyinnn!"
gitmeyin çünkü;
kadın düşkünü, içki düşkünü, karanlıktan korkan, kısa boylu tanıtılan, bu kimik bizim ATAMIZ değil!
büyük bir öfke ile bana yollayan meslekdaşıma yöneldim,
"kimdir bu yazıları yazan?? kimdir bu insanlar ki, bir ikon yaratıp ona ibadet etmeye çalışan? kimdir bu insanlar??"
cevap geldi,
"çok şaşırdım! herkes bu film hakkında ( film değil belgesel) aynı şeyi düşünürken, sen nasıl olur da böyle düşünebildin??" diye.
Sordum; "sen seyrettin mi???"
cevap "HAYIR ve asla seyretmeyeceğim!"
"seni ziyarete geleceğim " dedim. (henüz gidemedim)

Bana çok acı geldi, aynı tornadan çıkarılmış kalıplara dökülen adına sevgi denilen bu ÖNYARGI..

Özellikle de "hukuk kıstaslarını" edinmiş meslekdaşlarımdan gelen bu önyargı.

Mustafa belgeseli, İsminden de anlaşılacağı üzere, bize ATATÜRK'ü getiren insanın adı.

Bu insanı "ATATÜRK" yapan özelliklerinin içindeki, duyguyu, acıyı, ülküsü uğrunda vazgeçtiği değerlerini, devrimci kimliğinin içindeki insan sevgisini, kaygılarını,mutsuzluğunu ve daha bir çok şeyi
"izin verildiği ölçüde kendi ağzından ve en yakınlarındakinin ağızlarından" duymak, anlamak, beni bu insana bir kez daha ve çok daha hayran bıraktı. derinden etkiledi.

Belgesel'in adı MUSTAFA idi. Onun hangi savaşı nasıl kazandığından çok, hangi savaşta ne hissettiğini anlatıyordu. Harf devrimini yapması, kıyafet devrimini yapması, hilafeti kaldırması, tekke zaviyeyi kaldırması cephedeki savaştan daha ağır savaştı ve hep savaşan bir insan vardı. Ülküsünün peşinden kendisi koşarken "yalnız"dı.
"beynim o kadar çok hızlı düşünüyor ki,bedenim buna yetişmiyor.." derken "yorgundu".

Eksikti evet, daha çok şey bilmek istiyorduk.Sıkça kullandığı bir cümleyi ben bu belgeselde hissettim "beni hatırlayınız.."
Ama O'nu hatırlamak, O'nu hissetmek anlamına gelmiyor ne yazık ki..

Ben bu belgeselden çıktığımda , şimdi popülizme pazar yapılan o yakıştırmalardan hiç birini hissetmiyordum.
ve "hissettiğim insan için" ağlıyordum.
Seyrettiğim belgesel "sarızeybek" değildi. Sarızeybekten içeri girmişti.
Bu yüzden, polülizm pazarında yapılan tüm söylemlere açıkça öfke duyuyorum.

O'nun bir sevgilisi olduğunu bilmek, O'nun kaygıları olduğunu bilmek,O'nun ülküsü uğruna vazgeçmek zorunda kaldığı değerleri hissetmek; içimdeki ATATÜK'e daha büyük bir saygı uyandırdı.

Lütfen,
Bu belgeseli bütün "önyargılarınızı kapıda bırakarak" izleyin. Ve izlediğiniz karelerin Atatürk'ün "MUSTAFA" olan yanı olduğunu hissedin...

Ne kadar "eksik" olsa da; Can Dündar'a teşekkür ediyorum. Bir tabuyu yıkıp Atatürk'ü sevmenin ona saygı duruşunda bulunmak eyleminin yetmeyeceğini hissettirdiği için.

saygılarımla.

(dip not olarak; kendi düşünceme göre bu belgesel ilköğretim çocuklarının algılama çizgisinde değil.Bu bir kahramanlık belgeseli değil çünkü, ancak yetişkin çağa gelmiş insanların kendi duygu tecrübeleri ile "hissedebileceği" bir belgesel.)

(ikinci Dip not; Sevgili Şehper; Nazım'ın şiirini yazan Nazım'ın kendisidir. Onun özel yaşamı bu şiirlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur, belki de o mavi gözlü dev minnacık bir kadına "aşık" olmasaydı, ne o terkedişleri ne de o korkuları yaşayacaktı ve bize de şiirleri kalmıyacaktı. Ben Nazımın aşklarını "ihanet" olarak algılamadım. O gemiye binip gitmesini de hiç bir zaman "vatanı terketmesi" olarak algılamadım.
Hangi aşkta, hangi terkedişte hangi şiiri yazdığını öğrendikçe daha çok sevdim. Yani özel yaşamı ile şiiri bir bütündü O'nun da..
Hepimiz bazen aşık oluruz, bazen terkederiz değerlerimizi ve bazen de tutsağı olarak yaşarız..)